
44
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
İskenderun körfezi balıklarında bisfenol a (BPA) düzeylerinin belirlenmesi
Dünya genelinde en çok üretilen ve kullanılan endokrin bozucu kirleticilerden biri olan Bisfenol A (BPA), insan ve hayvan sağlığı üzerine ciddi olumsuz etkileri nedeniyle günümüzde önemli bir çevre ve halk sağlığı problemidir. Besin zincirinde önemli bir rolü olan balıklar, sucul ortamlarda yaygın olarak bulunan BPA kirliliğini izlemek için biyomonitör canlılar olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, İskenderun Körfezi'nde avlanan ve bölgede sık tüketilen Levrek (Dicentrarchus labrax, Linnaeus, 1758), Çipura (Sparus aurata, Linnaeus, 1758), Kefal (Mugil cephalus, Linnaeus, 1758) ve Mercan (Patlak göz mercan) (Dentex macrophthalmus, Bloch, 1791) balık türlerinde BPA düzeylerini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmada her türden 7 adet olmak üzere toplam 28 adet balık kullanıldı. Balıkların boy ve ağırlık ölçümleri yapıldıktan sonra kas dokusu örneklerinde Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografi (HPLC) ile BPA düzeyleri tespit edildi. Metot validasyonu tespit limiti (LOD), tayin limiti (LOQ), regrasyon katsayısı (R2), relatif standart sapma (RSD) ve geri kazanım parametreleri üzerinden gerçekleştirildi. Validasyon parametrelerinden; LOD ve LOQ değerleri ise sırasıyla 0.28 ve 0.92 ppb, R2 = 0.9963, % RSD değeri 9.8 ve geri kazanım oranı %96 olarak tespit edildi. Çalışılan tüm balıklarda (n:28) BPA pozitiflik oranı %50 (n:14) olarak belirlendi. Mercan, Çipura, Kefal ve Levrek türlerinde tespit edilen ortalama BPA düzeyleri sırasıyla; 0.50, 0.44, 0.33 ve 0.22 ng/g olarak tespit edildi. Balık türlerine göre tespit edilen en yüksek BPA düzeyleri; Çipura 1.84, Kefal 1.28, Mercan 1.27 ve Levrek 0.93 ng/g olarak ölçüldü. Sonuç olarak; bu çalışmada belirlenen balık türleri BPA düzeyleri farklı bölgelerde yapılan benzer çalışmalarda bildirilen düzeylerin çoğundan ve resmi otoriteler tarafından belirlenen gıdayla temas eden maddelerden kaynaklanabilen spesifik migrasyon limitinin altında tespit edilmiştir. Bununla birlikte, BPA düzeylerinin gıda değeri olan biyomonitör türler üzerinden periyodik olarak izlenmesi ve bölgesel tüketim senaryoları üzerinden risk değerlendirmelerinin yapılması halk sağlığı bakımından önem arz etmektedir.
Taraftarların müsabaka esnasında karşıt görüşe saygı ve öz denetim düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, taraftarların müsabaka esnasında karşıt görüşe saygı ve öz denetim düzeylerini incelenmektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden ölçek yöntemi kullanılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile yapıldı ve araştırma verileri anket yöntemiyle elde edildi. Araştırmanın örneklemini Hatay ilinde bulunan 301 spor taraftarı oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, birinci bölümde kişisel bilgiler, ikinci bölümde "Spor Taraftarı Fanatiklik Ölçeği" (STFÖ), üçüncü bölümde "Sporda Karşıt Görüşe Saygı ve Özdenetim Ölçeğinden" (SKGSÖ), oluşan anket kullanıldı. ''Spor Taraftarı Fanatiklik Ölçeğinde'' bulunan ifadelerin değerlendirilmesinde, 4 puanlı Likert tipi (1= kesinlikle katılıyorum – 5= hiç katılmıyorum), ''Sporda Karşıt Görüşe Saygı ve Özdenetim Ölçeğinde'' bulunan ifadelerin değerlendirilmesinde, 5 puanlı Likert tipi (1=hiç katılmıyorum – 5= tamamen katılıyorum) ölçeklerinden faydalanıldı. Araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların taraftarlık ve sporda karşıt görüşe saygı ve öz denetim tutumlarında, cinsiyet değişkenine göre, anlamlı bir farklılık olup olmadığını test etmek amacıyla yapılan Mann-Withney U testi sonucunda, cinsiyet değişkeni ile şiddete yönelik düşünce ve eylem eğilimi, kurumsal aidiyet, rakibe yönelik nefret ve rakibe yönelik saygı alt boyutları arasında, istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Katılımcıların taraftarlık ve sporda karşıt görüşe saygı ve öz denetim tutumlarında, eğitim durumu değişkenine göre, anlamlı bir farklılık olup olmadığını test etmek amacıyla yapılan Mann-Withney U testi sonucunda, eğitim durumu değişkeni ile şiddete yönelik düşünce ve eylem eğilimi, kurumsal aidiyet, rakibe yönelik nefret ve rakibe yönelik saygı alt boyutları arasında, istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanamamıştır. Katılımcıların taraftarlık ve sporda karşıt görüşe saygı ve öz denetim tutumlarında, taraftarlık düzeyi değişkenine göre, anlamlı bir farklılık olup olmadığını test etmek amacıyla yapılan Kruskal Wallis H testi sonucunda, taraftarlık düzeyi değişkeni ile şiddete yönelik düşünce ve eylem eğilimi kurumsal aidiyet, rakibe yönelik nefret ve rakibe yönelik saygı, alt boyutları arasında, istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların taraftarlık ve sporda karşıt görüşe saygı ve öz denetim tutumlarında, gelir düzeyi değişkenine göre, anlamlı bir farklılık olup olmadığını test etmek amacıyla yapılan Kruskal Wallis H testi sonucunda, gelir düzeyi değişkeni ile şiddete yönelik düşünce ve eylem eğilimi, kurumsal aidiyet, rakibe yönelik nefret ve rakibe yönelik saygı, alt boyutları arasında, istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanamamıştır. Katılımcıların taraftarlık ve sporda karşıt görüşe saygı ve öz denetim tutumlarında, ilgi duyulan spor türü değişkenine göre, anlamlı bir farklılık olup olmadığını test etmek amacıyla yapılan Mann-Withney U testi sonucunda, ilgi duyulan spor türü değişkeni ile şiddete yönelik düşünce ve eylem eğilimi alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilemezken, kurumsal aidiyet, rakibe yönelik nefret ve rakibe yönelik saygı alt boyutları arasında, istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Yaş değişkeni ile bağımlı değişkenler arasında, anlamlı bir ilişki olup olmadığını test etmek amacıyla yapılan spearman korelasyon testi sonucunda, katılımcıların yaş değişkeni ile şiddete yönelik düşünce ve eylem eğilimi, kurumsal aidiyet, rakibe yönelik nefret ve rakibe yönelik saygı alt boyutları arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Şiddete yönelik düşünce ve eylem eğilimi alt boyutu ile rakibe yönelik nefret alt boyutu arasında, istatistiksel olarak orta düzeyde negatif yönlü anlamlı ilişki tespit edilirken, şiddete yönelik düşünce ve eylem eğilimi alt boyutu ile rakibe yönelik saygı alt boyutu arasında ise, istatistiksel olarak orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kurumsal aidiyet alt boyutu ile rakibe yönelik nefret alt boyutu arasında, istatistiksel olarak orta düzeyde negatif yönlü anlamlı ilişki tespit edilirken, kurumsal aidiyet alt boyutu ile rakibe yönelik saygı alt boyutu arasında ise, istatistiksel olarak düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Karşıt Görüşe Saygı, Özdenetim, Spor, Taraftar
Pazar dışı kalmış karpuzlar ile yer fıstığı meyvesi kabuklarından asitle muamele ile farklı kuru madde düzeyinde haylaj yapılma olanağının araştırılması
Bu çalışmanın amacı pazar dışı kalmış, atık karpuzların kabuk, çekirdek ve eti birlikte kıyılarak elde edilen karpuz püresi HCl katkılı ve katkısız olarak silo içi su emme özelliği olan kuru yer fıstığı kabuğu ile %40 ve %50 kuru madde içeren silaj/haylaj materyali üretme ve silolama olanağını araştırmaktır. Araştırma gruplarına, HCl katılmayan %40 KM içeren gruba 0-40 Grubu HCl katılmayan %50 KM içeren gruba 0-50 Grubu, HCl katılan %40 KM içeren gruba A-40 Grubu, HCl katılan %50 KM içeren gruba A-50 Grubu adı verilmiştir. Her grupta 4 tekerrür yapılmıştır. Yer fıstığı kabuğunun, taze karpuzun, bu çalışmada üretilen silaj/haylaj materyali ve silajlarının aerobik mezofilik bakteri, küf ve maya sayısı ile aflatoksin düzeyi, silaj/haylajların besin madde düzeyleri belirlenmiştir. Silaj/haylajların dansitesi, DLG anahtarına göre DLG-puanları, fleig puanları, pH düzeyleri tespit edilmiştir. Aerob mezofilik bakteri sayısı 6.15 log10cfu/g ile yer fıstığı kabuğunda, atık karpuzdan daha yüksek bulunmuştur. %40 ve %50 KM'li silaj materyalindeki mezofilik aerob bakteri sayısı ise yer fıstığı kabuğu ve atık karpuzdakinden önemli olmayan düzeyde düşük bulunmuştur. Silaj/haylaj materyaline silolama öncesi HCl katıldığında mezofilik aerob bakteri sayısı %40'lık grupta düşmüş %50'lik grupta yükselmiştir. Yer fıstığı kabuğunda 5.57 log10cfu/g maya 5.89 log10cfu/g küf bulunurken, taze karpuz örneklerinde saptanmamıştır. %40 ve %50 KM'li silaj/haylaj materyallerinde maya sayısı taze karpuzdan yüksek ve yer fıstığı kabuğundan biraz düşük çıkmıştır. Küf sayısı ise taze karpuzdan yüksek yer fıstığı kabuğundan düşük bulunmuştur. %50 KM'li silaj/haylaj materyalinde %40 KM'liden daha yüksek küf sayısı saptanmıştır. HCl katkısının maya ve küf sayısı üzerine etkili olmadığı gözlenmiştir. Silaj/haylaj örneklerinde mezofilik aerob bakteri sayısı silaj/haylaj materyallerinden daha düşük bulunmuş, maya ve küf tespit edilmemiştir. Yer fıstığı kabuğunda yapılan aflatoksin analizinde 6.77 ppb total aflatoksin düzeyi tespit edilmiştir. Total aflatoksiniçerisinde en yüksek değer Aflatoksin B1'de tespit edilmiştir. Taze karpuz püresinde ise yok denecek derecede düşük düzeyde aflatoksin B1 tespit edilmiştir. Silaj/haylaj materyallerinin kuru madde düzeylerininaflatoksin düzeyi üzerine net bir etkisi gözlenmemiştir. HCl katılan gruplarda ise daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tüm gruplarda silaj ve /haylaj örneklerinde aflatoksin düzeylerinin yok denecek düzeye düşükolduğu görülmüştür. Silaj/haylajlarda ham kül ve ham yağ düzeyi %40 KM'li grupta daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Gruplarda HCl katkısı ile de silaj/haylajdaki ham yağ düzeyi yükselmiştir. Ham protein düzeyleri %50KM'li gruplarda, %40KM'li gruplarından daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ham selüloz düzeyi %50KM'li gruplarda %40KM'li gruplara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ham selüloz oranının HCl katılan gruplarda katılmayan gruplara göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Azotsuz öz madde düzeyinin de HCl katılmış %50 KM'li grupta katılmayana göre daha yüksek olduğu gözlenmektedir. Araştırma silajlarında %40 KM düzeyindeki silajların enerji düzeyi%50 KM içeren silajlarınkinden daha yüksek olduğu görülmektedir. HCl ile mumamele edilerek üretilmiş olan hem %40 hem de%50 KM içeren silaj/haylajlarda enerji düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. %50 KM'li grupların dansitelerinin%40 KM'li gruplardan daha düşük olduğu tespit edilmiştir. %40 KM'li gruplarında pH değeri %50 KM gruplarından daha düşük bulunmuştur. DLG anahtarındaki kriterlere göre yapılan fiziksel muayene sonucu verilen puanlarda tüm grupların aynı puan aldığı gözlenmiştir. %50 KM'li grupların %40 KM'li gruplardan daha yüksek bir fleig puana sahip olduğu bulunmuştur. Ancak hem DLG anahtarına hem de fleig puanına göre yapılan değerlendirmede tüm araştırma gruplarında kaliteli silaj/haylajların üretildiği saptanmıştır. Sonuç olarak iki bitkisel atıktan besin madde bileşimi, mikrobiyel ve aflatoksin yönünden kaliteli ve güvenli %40 ve %50 KM'li karpuzlu yer fıstığı kabuğu silaj/haylajları üretilebilmiştir.
Fibromiyalji'de kuru iğnelemenin tetik noktalar üzerine akut etkisinin shear wave elastografi ile değerlendirilmesi
Fibromiyalji (FM) yaygın ağrı ve tetik noktalarla karakterize romatizmal bir hastalıktır. Tetik nokta (TN) ile ilişkili ağrılar, tüm ağrıların %21-30'luk kısmını oluşturmaktadır. TN tanı ve tedavi etkinliğinin belirlenmesinde palpasyona ek olarak objektif ölçütlere ihtiyaç duyulmaktadır. TN inaktivasyonu ve ağrı kontrolünde kuru iğneleme (Kİ) tercih edilen tedavi modalitelerdendir. Çalışmamızın amacı; FM hastalarında m. trapezius üzerindeki tetik noktaların kas sertliklerinin ve kalınlıklarının shear wave elastografi (SWE) yöntemiyle ölçmek ve belirlenen noktalara uygulanan kuru iğnelemenin akut etkinliğini araştırmaktır. Çalışmamızda bireylerin demografik bilgileri, Vizüel Analog Skalası'yla (VAS) ağrı şiddetleri, Fibromiyalji Etki Anketi'yle (FEA) fiziksel fonksiyonları, Nottingham Sağlık Profili'yle (NSP) yaşam kaliteleri ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği'yle anksiyete depresyon riskleri değerlendirildi. Sağ ve sol m. trapezius'un superior parçasındaki TN'ler belirlendi. TN'ler ve çevresindeki ağrısız/normal dokuların kas sertliği ve kalınlığı SWE ile ölçüldü. Bu noktalara 0,25*25mm akupunktur iğneleri ile Kİ uygulandı. İğneleme sonrası TN SWE ölçümü tekrarlandı. Tüm ölçümler 3'er kez yapılarak ortalaması kullanıldı. Katılımcıların fonksiyonel etkilenimi orta dereceydi (FEA:65.21). Katılımcılar en sık enerji, ağrı ve uyku problemlerinden yakınırken; özellikle ev hayatlarının FM'den olumsuz etkilendiği görüldü. Anksiyete risklerinin (9.83±5.27) depresyona (7.76±4.89) kıyasla daha yüksek olduğu saptandı. Sağ ve sol TN'lerin kas sertliğinin ve kalınlığının normal dokudan fazla olduğu belirlendi (p<0.001). Sağ taraf TN kas sertliği için eşik değer 40.72 (sensivite %83.02; spesifite %84.91), sol taraf için ise 43.1 (sensivite %85.19; spesifite %88.68) olarak tespit edildi. TN'lere uygulanan kuru iğneleme sonrası kasın sertliği ve kalınlığında anlamlı bir azalma oldu (p<0.001). Ayrıca sağ m. trapezius kas sertliğiyle yaş arasında orta düzeyde korelasyon kaydedildi. Sonuç olarak, FM hastalarında tanı kriterleri arasında yer alan tetik noktalardaki kas sertliği ve kalınlığının normalden fazla olduğu bulundu ve bu noktalar için eşik değer tespit edildi. Bu değerlerin tanı ve tedavinin etkinliğinin belirlenmesinde önemli katkılar sağlayacağı kanaatindeyiz. Ayrıca bu noktalara uygulanan kuru iğnelemenin kas sertliği ve kalınlığını azaltmada etkin bir tedavi olduğu tespit edildi.
Rekreatif sporla uğraşan orta yaş bireylerin stresle başa çıkma stilleri ve yaşam tatminlerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Rekreatif sporla uğraşan orta yaş bireylerin stresle başa çıkma stilleri ve yaşam tatminlerinin çeşitli değişkenler üzerine etkisini incelemektir. Araştırmanın örneklem grubunu Akdeniz Bölgesi illerinden Mersin, Hatay ve Kahramanmaraş'ta ikamet etmekte olan orta yaş kategorisine mensup 765 katılımcı oluşturmuştur. Fakat elde edilen verilerin 750 tanesi değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmada araştırmacı tarafından hazırlanan demografik değerlere ek olarak katılımcıların stresle başa çıkma tarzlarını değerlendirebilmek adına, Şahin ve Durak tarafından Türkçe'ye uyarlanan, Folkman and Lazarus tarafından geliştirilen 30 maddelik likert tipindeki "Stresle Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği" ve katılımcıların stresle başa çıkma stillerinin yaşam tatmini üzerine olan etkisini değerlendirebilmek adına ise Diener, Emmons, Lorsen ve Griffin(1985) tarafından geliştirilmiş olan, Türkçe'ye uyarlanması ve geçerlik-güvenirliği Durak ve Gençöz(2010) tarafından yapılan tek alt boyutlu 5 sorudan oluşan " Yaşam Tatmini Ölçeği (Satisfactionwith Life Scale-SWLS)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 17 istatistik programı kullanılmış olup istatistik programında normallik analizlerinden Kolmagorov- Smirnov testine tabi tutulmuş ve verilerin normal dağıldığı saptanmıştır. İkili grup karşılaştırmaları için T testi, üç ve üçten fazla grup karşılaştırmaları için Anova, iki durum arasındaki ilişkiyi saptamak içinse korelasyon testlerinden olan Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde Stresle başa çıkma yöntemleri ölçeğinin tüm alt boyutları ile şehir değişkeni arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Yine yaş değişkeni açısından ölçeğin kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yaklaşım alt boyutları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Yaşam tatmini ölçeğinden elde edilen sonuçlara bakıldığında ise cinsiyet değişkenine göre ölçekten alınan puanlar arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır.
Hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi
Hemşirelik merhamet yorgunluğunun en çok yaşandığı mesleklerdendir. Fiziksel, duygusal ve sosyal tükenme semptomları merhamet yorgunluğu yaşayan hemşirelerde ortaya çıkabilmektedir. Araştırma hemşirelerde merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Hatay ili İskenderun ilçesinde bulunan İskenderun Devlet Hastanesinde görev yapan 481 hemşireden örnekleme yöntemine gidilmeden araştırmaya katılmayı kabul eden gönüllü 339 hemşire üzerinde Mayıs 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Merhamet Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Merhamet ölçeğinden alınabilecek en düşük puan 24 en yüksek puan 120'dir. Tükenmişlik ölçeğinden alınabilecek en düşük puan 21 en yüksek puan 105'tir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, One Way Anova, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, All pairwise, Pearson ve Ki-kare testleri kullanılmıştır. Hemşirelerin %46.6'sı 26-25 yaş arasında, %74'ü kadın ve %56.6'sı evlidir. Hemşirelerin Merhamet Ölçeği toplam puanı 3.77±0.55, Tükenmişlik Ölçeği toplam puanı 3.78±1.10 olarak belirlenmiştir. Merhamet Ölçeği alt boyutlarından umursamazlık ile duygusal tükenme arasında pozitif yönlü orta şiddette anlamlı ilişki olduğu tespit bulunmuştur. Merhamet ve tükenmişlik arasında negatif yönlü zayıf anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Merhamet Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği ile hemşirelerin yaş, cinsiyet, çocuk sayısı, en uzun yaşanılan bölge, çalışma yılı, mesleği isteyerek seçme, klinikte görevlendirilme şekli, meslekten memnuniyet, hastalarla empati kurma, hastaların acısından etkilenme gibi değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmamızın sonuçları doğrultusunda hemşirelerin orta düzeyde merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik yaşadıkları belirlenmiştir. Sonuç olarak hem yönetimsel hem de bireysel açıdan hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve tükenmişliklerini önlemeye ve etkili baş etme yöntemleri geliştirmeye yönelik eğitimler planlanması ve uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Merhamet, Merhamet Yorgunluğu, Tükenmişlik.
A study on mobbing actions exposed by physical education and sports teachers in school environment
A Study on Mobbing Actions Exposed by Physical Education and Sports Teachers in School Environment This thesis has been prepared in order to reveal the mobbing actions exposed by physical education and sports teachers in school environment. The sample group of the research consist of 445 physical education and sports teachers working in schools affiliated to the Ministry of National Education in the province of Hatay. The personal information form prepared by the researcher and the "Negative Acts Questionnaire" developed by Einarsen and Raknes (1997) and adapted to Turkish by Cemaloğlu (2007) were used in the study. SPSS 17 packaged software was used for data analysis. As a result of the normality test, it was found that the data were not distributed normally. Mann Whitney U Test was used for paired groups and Kruskal-Wallis H Test was used for triple groups. Spearman correlation test was used to determine the relationship between the sub-dimensions. When the results of the study were examined there was no significant difference between the mean scores of the participants' in terms of gender, education level and education status variables but a significant difference was identified between (p>0,05) in terms of age and maritial status. Also, there was a significant difference in professional seniority variable in only one sub-dimension. Key Words: Physical Education, Sports, Mobbing
Hiperlipidemi ve hiperglisemi kaynaklı oksidatif stresin endotel disfonksiyonu üzerine etkileri
Endotelyum, kan damarlarının ve lenfatik damarların iç yüzeyini kaplayan, tek tabaka endotel hücrelerinden oluşur. Endotel doku, bir fiziksel bariyer gibi görünmekle birlikte, aynı zamanda bazı vazoaktif bileşiklerin oluşturulup salındığı yerdir. Endotel disfonksiyonu, Nitrik oksit (NO) ekspresyonu ve biyoyararlınımının azalması ve genellikle asetilkolinin normal endotel bağımlı vazodilatasyon tepkilerinin kaybı ile gelişir. Serum NO miktarı azalırken endotelin-1 (ET-1) seviyeleri artar ve bu dengesizlik sonucu vazodilatasyon bozulur, adezyon molekülleri artar ve endotel fonksiyonları bozulur. Bu karmaşık süreci başlatan endotel disfonksiyonun altında yatan en yaygın neden oksidatif strestir. Uzun süre yüksek glukoz konsantrasyonuna maruz kalma ile serbest yağ asidi birikimi metabolik substrat mevcudiyetinde değişikliklere neden olabilir ve bu değişiklikler oksidatif strese neden olur. Çalışmamızda yüksek glukoz içeren besiyeri ile görece düşük glukoz içeren besiyerinde çoğaltılan HUVEC, farklı konsantrasyonlarda palmitik aside (PA) maruz bırakılarak (24 saat) yüksek glukoz ve serbest yağ asidinin HUVEC hücrelerinde endotel difonksiyon oluşumuna etkisini araştırdık. Bunun için endotel disfonksiyonunda kilit rol oynayan ET-1(endotelin-1), eNOS(endotelyal nitrik oksit sentaz), VCAM-1(vasküler hücresel adhezyon molekülü-1), PAI-1(plazminojen aktivatör inhibitör-1) ve proinflamatuar sitokinler TNF-a(tümör nekrozis faktörü-alfa) ve IL-6(interlökin-6) gen ekspresyon düzeylerini reverse(ters) transkriptaz real time PCR yöntemi kullanarak belirledik. Sonuç olarak, çalışmamızda farklı konsantrasyonda glukoz ve palmitik asit maruziyetine uğrayan HUVEC hücrelerinde ET-1, PAI-1 ve TNF‐a gen ekspresyon düzeylerindeki artış bu hücrelerde yüksek konsantrasyon glukoz ve serbest yağ asitlerinin birlikteliğinde endotel disfonksiyonu üzerinde daha etkili olduğu ortaya konmuştur.
Eryngium campestre ekstresinin deri kanseri üzerine etkilerinin araştırılması
Apoptozisin kanserin gelişimi ve tedavisindeki önemi büyüktür. Çalışmamızın materyali olarak seçilen Eryngium campestre bitkisinden elde edilen bileşikler ile yapılmış az sayıda çalışma mevcut olmakla beraber, bu çalışmalar bitkinin bazı kanser türleri üzerinde aktif olabileceğini göstermiştir. Bu bilgilerden hareketle Eryngium campestre ekstresiyle muamele edilen cilt kanseri hücrelerinde kaspaz-3, Bax, Bcl-2, wee1, grp78, GADD153, ve AIF protein düzeyleri ve aktivitelerini incelemeyi amaçladık. Hücre kültürünün kullanıldığı çalışmada ELISA yöntemi ile kaspaz-3, Bax, Bcl-2, wee1, GADD153, AIF ve grp78 protein düzeyleri ve aktiviteleri incelendi. Çalışmamızda veriler %95 güvenle SPSS 21 versiyon kullanılarak analiz edildi. Grup kıyaslamaları için Mann Whitney U testi kullanıldı. Çalışma sonunda wee1, Bax, kaspaz-3, GADD153 ve AIF, grp78 protein düzeyleri ve aktiviteleri değerlendirildiğinde kontrole kıyasla anlamlı şekilde arttığı ve Bcl-2 değerlerinin azaldığı tespit edildi (p<0,01). Sonuç olarak; Eryngium campestre bitkisinden elde edilen bileşikler ile kanser tedavisinde kullanılma potansiyeli olabilecek yeni ilaçların geliştirilebileceği, bu amaçla in-vivo ve faz çalışmalarının yapılması gerektiği kanaatine varıldı.
Rutinin ratlarda metotreksat ile oluşturulan nefrotoksisiteye karşı koruyucu etkisi
Sunulan çalışmada, rutinin metotreksat kaynaklı nefrotoksisite rat modelinde böbrek dokusu üzerine olası koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 24 adet, 2 aylık, erkek Wistar Albino rat kullanıldı. Kontrol, Rutin, Metotreksat (Met), Metotreksat+Rutin (Met+Rutin), her bir grup için n=6 olup, 4 grup oluşturuldu. Kontrol ve Met gruplarına distile su (0,5 ml/rat), Rutin ve Met+Rutin gruplarına ise rutin 50 mg/kg/gün (0.5 ml distile suda çözdürülerek) oral gavaj yoluyla 15 gün boyunca verildi. Ayrıca, Kontrol ve Rutin gruplarına %0.9'luk serum fizyolojik (0.5 ml/rat), Met ve Met+Rutin gruplarına metotreksat 20 mg/kg tek doz i.p. olarak çalışmanın 8. gününde uygulandı. Çalışmanın 16. gününde tüm ratlar sakrifiye edilerek, böbrek dokuları çıkarıldı. Böbrek dokularında biyokimyasal olarak 8-OHdG, MDA, TOK, TAK ve tGSH düzeyleri, G6PD ve GPx aktiviteleri belirlendi. Ayrıca, böbrek dokularında histopatalojik muayene yapıldı. Böbrek dokusunda Met+Rutin grubunda, Met grubuna göre MDA düzeylerinde önemli düzeyde artış belirlendi (p<0,05). Met+Rutin grubunda hem Kontrol hem de Rutin grubuna göre TOK düzeylerinde önemli düzeyde artış gözlendi (p<0,05). Met+Rutin grubunda hem Kontrol hem de Met gruplarına göre TAK düzeylerinde önemli düzeyde azalış bulundu (p<0,05). Rutin grubunda GPx aktivitesi, kontrol grubuna göre anlamlı azalış gösterdi (p<0,05). Histopatolojik incelemeler sonucunda, makroskopik olarak Met grubunda böbreklerin hafif şişkin olduğu ve normalden daha açık renkte olduğu gözlemlendi. Diğer gruplarda ise böbrekler makroskopik olarak normal görünümde olup, aralarında bir fark gözlenmedi. Met+Rutin grubunda oluşan böbrek doku hasarlarının, Met grubuna kıyasla azaldığı belirlendi. Rutin grubunda tubuller, tubul epitelleri ve glomerüller normal histolojik yapısında gözlendi. Met grubunda ise, tubul epitellerinde geniş alanlar halinde parankimden hidropiğe varan dejeneratif değişiklikler mevcuttu. Ayrıca, Met grubunda böbrek dokusunda küçük odaklar halinde mononüklear yangısal hücre infiltrasyonu gözlendi. Met+Rutin grubu ratların tubul epitellerinde, Met grubunda belirlenen, parankimden hidropiğe varan dejeneratif değişikliklerin olmadığı, sadece hafif dejeneratif değişiklikler olduğu görüldü. Sunulan çalışmada metotreksatın böbrek dokusunda hasara neden olduğu ve rutinin metotreksat kaynaklı nefrotoksisiteyi koruyucu ve iyileştirici etkisi belirlendi. Anahtar kelimeler: Rutin, metotreksat, nefrotoksisite, oksidatif stres