İhsan Doğramacı Bilkent University
Anabilim Dalı

Tarih Anabilim Dalı

İhsan Doğramacı Bilkent University

4.250

Arşivlenen Tez

12

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

39 numaralı Kalabend defterinin transkribi ve değerlendirilmesi

Osmanlı Devleti'nin cihân-şümûl bir imparatorluk haline gelmesinde hukûk sisteminin önemli bir yeri vardır. İmparatorluk, geçmişten aldığı miras ile kendine has bir hukûk sistemi tesis etmiştir. Bu hukûk sistemi içerisinde Kalabend, Şer'iyye Sicilleri ve Ahkâm defterleri önemli bir yer tutmaktadır. Osmanlı Devletinde XVII.yüzyıldan itibâren belirgin şekilde uygulanmaya başlanan ve XVIII.yüzyılda yaygınlaşan Kalabend defterlerinde işlenen suçlara karşılık küreğe koyma, sürgün ve uyarı gibi verilen ceza türleri bulunmaktadır. Ele aldığımız 39 numaralı Kalabend defteri'nde, Hicri Evâ'il-i Zi'l-hicce 1245 ve Evâsıt-ı Şa'bân 1249 (M. 1830-1834) yılları arasındaki işlenen suçlar ve bu suçlara verilen cezalar ve ıtlâk edilme süreçleri incelenmiştir. Aynı defterde toplumsal yaşamın kesintiye uğramaması için merkeze yapılan şikâyetler dikkate alınmış ve görevliler tarafından gerekli müdahalelerde bulunulmuştur. Osmanlı Devleti, halkının dirliğine ve düzenine halel getirecek davranışlara müdahale yetkisini her zaman saklı tutarak suç işleyenlere karşı gerekli cezaları vermekten çekinmemiştir. Bu süreçte, suçlular birçok cezaya çarptırılmıştır. Devlet, suç işleyenleri sürekli denetim altında tutarak ıslah etmeyi amaçlamıştır.

18. yüzyılDefterlerKalebent Defteri+2
Cuma Doğan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

218 numaralı Manisa Şer'iyye Sicili transkripsiyon ve değerlendirmesi (H. 1185-1187/M. 1771-1773)

Antik Çağlardan günümüze kadar çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Manisa Saruhanoğulları Beyliği ile Türk egemenliğine girmiş, sonrasında Osmanlı Devleti'nin klâsik taşra teşkilatında Saruhan Sancağı'nın bir kazası olarak yer almıştır. Çalışmaya konu olan 218 numaralı Manisa şer'iyye sicili H.1185-1187 (M.1771-1773) tarihini taşımakta olup Manisa Kazası'nın bu dönemine ait bilgilere sahiptir. Bunlar; Vergi kayıtları ve tereke kayıtları, kaza, nahiye, mahalle ve köy gibi idarî birimlerin taksimatı, tarım ve hayvancılıkla ilgili belgeler, ticaret, alım-satım, vakıflar, eşkıyalık hadiseleri olarak sıralanabilir. Çalışmada 218 numaralı şer'iyye sicilindeki bilgiler bilimsel olarak tasnif edilmiş ve sırasıyla ele alınmıştır. Bu bağlamda H.1185-1187 yılları arasındaki Manisa kazasının hukûkî, siyasî, sosyal, ekonomik, kültürel, askerî yönleri mevcut şer'iyye sicilindeki veriler çerçevesinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Öncelikle Manisa şehrinin kısa bir tarihi ardından şer'iyye sicilleri hakkında bilgiler verilmiş, 218 numaralı şer'iyye sicilinin değerlendirme ve transkripsiyonu yapılmıştır. Çalışmayla Manisa şehri bağlamında Osmanlı Devleti'nin 18. asrına bir nebze de olsa ışık tutulmaya çalışılmıştır.

KadıManisaMustafa III+2
Tuğba Dükar
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsrail Devleti'nin ortaya çıkışı, İsrail'in Türkiye tarafından tanınması ve bu durumun Türk dış politikasındaki rolü (1948-1958)

Ortadoğu'nun tarihi süreç boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı bilinen bir gerçektir. Temelleri çok eskilere dayanan Siyonizm' in doğuşu çerçevesinde İsrail'in kuruluşu, tarihi süreç içinde İsrail-Türkiye ilişkilerinin yaşanılan olaylar nezdinde değişkenlik göstermesi dikkat çekicidir. Siyasetinin kaynağını Tevrat'tan alan Siyonizm ile Batı desteğini arkasına alan İsrail, Ortadoğu siyasetinde etkin bir rol oynamıştır. 1948-1958 tarihleri arasında Türkiye-İsrail arasında kurulan siyasi ilişkilerin temelinde, bahsedilen jeopolitik siyasi, askeri ve politik fikirlerden yola çıkılarak Ortadoğu coğrafyasında İsrail 'in kurulması ile dengelerin değiştiği görülmüştür. Tarihsel arka planda Yahudilerle Türklerin birbirlerine karşı menfi tutum izlememiş oldukları görülmekte olup, dış politika tehditlerine karşı benzer yaklaşım gösteren her iki taraf, menfaatleri doğrultusunda stratejik ortaklık ilkesini benimsemiş, muhtelif zaman aralıklarında ilişkilerine yön veren bir diplomasi içerisinde olmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, İsrail, Diaspora, Siyonizm, Ortadoğu.

TanımaTürk dış politikasıTürk tarihi+4
Eda Taşdemir
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1973'ten günümüze katliama maruz kalan Türk diplomatları ve bu katliamların Türk basınına yansıması

1973'ten başlamak üzere 1994 yılına kadar dünyanın çeşitli ülkelerindeki Türk temsilciliklerine ve diplomatlarına yönelik saldırılar olmuştur. Çoğunluğu Ermeniler tarafından düzenlenen bu saldırılar neticesinde birçok değerli Türk diplomatı hayatını kaybetmiştir. Bu çalışmada, "Ermeni Meselesi"nin Türk diplomatlarının katledilmeleri temelinde gündemde tutulması, şehit diplomatlar ve katliamların Türk basınına yansımaları ele alınmıştır. Araştırmada, saldırıların başladığı 1973'ten sona erdiği 1994 yılı aralığında yayımlanan, döneminin gazeteleri incelenmiş, 1973 saldırısının ilk saldırı olması sebebiyle basında geniş bir şekilde yer aldığı görülmüştür. Türk kamuoyu tarafından ilk kez karşılaşılan bu saldırıya gereken hassasiyet ve tepki gösterilmiş, ancak gösterilen bu hassasiyet ve tepki sonraki süreçte giderek azalmıştır. Türk kamuoyunun bu genel tutumu Türk basınına da yansımış ve Türk basınında da saldırıların olağan bir hale geldiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1973, Ermeni Meselesi, Diplomat, Katliam, Türk Basını.

BasınCumhuriyet tarihiDiplomasi+7
Ali Dalkılıç
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriye iç savaşının Türkiye'nin Orta Doğu politikaları üzerine etkileri (2011-2016)

Arap Baharı ile Suriye'de olayların baş göstermesi üzerine Türkiye, başlangıçta Esad rejimi ile farklı düzeylerde birçok defa temasa geçmiş ve reform çağrılarında bulunmuştur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti, Esad rejiminin reformlar konusunda yavaş davranması ve halkına karşı uyguladığı şiddeti artırması sonucunda, iyi ilişkiler kurduğu Esad rejimini karşısına alarak, Suriye halkının yanında olmayı tercih etmiştir. Bu aşamadan sonra iki ülke arasındaki ilişkiler kopmuştur. Türkiye'nin, Suriye'de yaşanan olaylar karşısında politikalarını muhaliflerden yana değiştirmesinin en büyük nedeni Arap Baharı'ndan etkilenen diğer ülkelerde olduğu gibi Suriye'de de rejimin kısa süre içerisinde değişeceği beklentisi olmuştur. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) Suriye politikalarının başlangıçta benzer çizgide olmasına rağmen, Suriye iç savaşının ilerleyen dönemlerinde iki ülke arasında farklı bakış açıları geliştiği görülmektedir. ABD'nin askeri ve diplomatik olarak, Türkiye'nin güvenlik kaygılarına cevap verecek şekilde Suriye krizine müdahil olmaması hatta tam tersine"Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadele" adı altında terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı Halkçı Koruma Birliklerine (YPG) silah ve mühimmat yardımı yapıp binlerce militanını eğitmesi gibi konular Türkiye'nin radikal kararlar almasına neden olmuştur. Suriye iç savaşın başlangıcında Türkiye ve Rusya farklı noktalarda bulunmuşlardır. Türk hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının Türk jetleri tarafından düşürülmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin tamamen kopmasına neden olmuştur. Ancak ABD'nin değişen Suriye politikaları ve YPG'yi desteklemesi, bozulan Türkiye-Rusya ilişkilerinin de hızlı bir şekilde düzelmesine zemin hazırlamıştır. Bu süreçte Türkiye'nin ve İran ile ilişkileri, her ne kadar karşı kutuplarda yer alsalar da, hiçbir zaman kopma noktasına gelmemiştir. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yanı sıra barındırdıkları Kürt nüfus nedeniyle bölgedeki Kürt devleti oluşumuna karşı tavırları da benzerlik göstermektedir. Sonuç olarak, Suriye'de devam eden krizden ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Suriye iç düzenindeki istikrarsızlığa paralel olarak, Türkiye de Suriye ile ilişkilerinde inişli ve çıkışlı, farklılıklar gösteren bir politika takip etmek durumunda kalmıştır. Türkiye'nin Suriye konusundaki bu faklı tutumları, Suriye krizine müdahil olan devletlerle ilişkilerine de etki etmiştir.

Arap BaharıOrta DoğuOrta Doğu politikası+7
Şule Kılıç
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güney Anadolu'da ilk iskân izleri

Bilindiği üzere Anadolu coğrafi faktörler bakımından insanların yaşamı için elverişli yerlerden biridir. İklim koşullarının elverişliliği, su kaynaklarının bol olması, yiyecek toplama sıkıntısının olmaması gibi nedenlerle insanların yerleşim için uygun gördüğü yerlerdendir Anadolu. Araştırma konumuzun sınırlarını oluşturan Güney Anadolu içinde aynı durum geçerlidir. Çalışma sahasında ilk iskân tarih öncesi çağların ilki olan Paleolitik ve Epipaleolitik Çağlarda başlamıştır. Bölgede bu dönemlere ait pek çok mağara bulunmuştur. Ayrıca bölgede daha önce yapılan araştırmalarda sayısı 12'yi bulan bu mağaraların tarih öncesi dönemleri sırasıyla yaşamadığı da ortaya çıkarılmıştır. Paleolitik ve Epipaleolitik dönemlerin arkasından insanlık için büyük adımların atıldığı bir dönem, Neolitik Dönem başlamıştır. İnsanların mağaralardan çıkıp geniş düzlüklerde, su kenarlarında yerleşmeler kurduğu, ekip biçmeye başladığı, hayvanların evcilleştirildiği ve çanak çömleğin yapıldığı bu döneme ait Güney Anadolu'nun Adana Bölümü sınırları içerisinde 39 yerleşme bulunmaktadır. Neolitik'ten sonra yaşanan Kalkolitik Döneme İleri Üretici Dönem adı da verilmiştir. Bu dönem de maden ortaya çıkmış, bakır ziynet eşyası ve silah yapımında kullanılmaya başlanmıştır. Güney Anadolu'da bu döneme ait 43 yerleşme yeri vardır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz, Tarihöncesi, Güney Anadolu, Paleolitik, Epipaleolitik, Neolitik, Kalkolitik

Epipaleolitik DönemGüney AnadoluKalkolitik Dönem+6
Eda Zincir
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Urartu siyasi tarihi ve devlet dini

Yerli ve yabancı birçok bilim adamı Urartu Krallığı'nın idare şeklini teokratik ve merkeziyetçi bir düzen olarak tanımlarlar. Teokrasi siyasi otoritenin, tanrının temsilcileri olduklarına inanılan yöneticilerin elinde bulunduğu siyasi düzen ve din erki olarak tanımlanır. Bu terim daha sade bir anlatımla, dine dayalı yönetim biçimi demektir. Eskiçağ devletlerinin çoğunda teokratik yönetimin izlerine rastlanır. Bu devletlerden biri Urartulardır. Urartu Krallığı'nın tarihi hakkında bilgi sahibi olduğumuz verilerin çok önemli bir kısmı dini kaynaklardan ibarettir. Urartu yazıtları tanrıların anıldığı ifadelerle başlar ve yine bu ifadelerle son bulur. Urartu kralları, gerek siyasal gerekse askeri faaliyetlerini tanrılarının hoşnutluğunu ve memnuniyetini kazanmak için gerçekleştirmişlerdir. Bu durum Urartu Krallığı'nın siyasal yapısında dine ne kadar önem verdiğini gösterir. Böylece krallığın yönetim sisteminde din ön plana çıkmış ve yönetim şeklini büyük ölçüde etkilemiştir. Urartuların merkezi otoritesi başlangıçta olmasa bile, krallık güçlendikçe gücünü dinden almıştır. Urartu kralları da diğer Anadolu kralları gibi yaptıkları işleri tanrıları adına icra ediyorlar, onlara kurbanlar sunuyorlar ve tapınaklar inşa ediyorlardı. Hatta Urartu krallarının askeri seferleri zaferle sonuçlanmışsa, bunun tanrıların sayesinde elde edildiğine inanılıyordu. Bu çalışma ile Urartu devlet teşkilatı ve Urartu dini arasındaki bağlantı ortaya konularak, devlet yapısında dinin ne derece etkili olduğu vurgulanmak istenmiştir.

Devlet teşkilatıDinDin anlayışı+5
Zeynep Hakbilen Ası
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1954-1957 yılları arasında çıkarılan kanunlar ve bu kanunların çıkarılması sırasında yaşanan iktidar-muhalefet ilişkisi

Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme hareketleri, bürokrasiyi siyasi kararları ile uygulayan değil, siyasi kararlar alan bir kurum haline getirmiştir. Osmanlı'nın kalıntısı üzerine kurulan Cumhuriyet yeni bir devlet ve yeni bir sistem olduğu halde, devletin yönetim yapısı eski sisteme dayanmıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iç ve dış dinamiklerin zorlaması ile çok partili hayata geçmiştir. Çok partili yaşama geçtikten sonra ilk önemli muhalefet partisi olan Demokrat Parti 7 Ocak 1946'da kuruldu. CHP iktidarına karşı ciddi ve güçlü bir muhalefet yürüten Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinde iktidara gelmiştir. DP'nin iktidara gelmesi Türkiye'de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. İktidarının ilk yıllarında büyük hamleler gerçekleştiren Demokrat Parti, 2 Mayıs 1954 Genel Seçimlerinde gücünü daha da artırarak iktidarını pekiştirdi. Muhalefet partileri DP'nin takip ettiği siyasete 1955'in sonlarından itibaren şiddetle karşı çıkmaya başlamışlardır. Muhalefetin iktidara yönelik eleştirilerini artırması DP'ye muhalefet üzerinde daha da baskı kurmaya itmiştir. DP'nin giderek baskılarını artırması muhalefet partilerini birbirine yaklaştırmış ve muhalefet partileri arasında işbirliği süreci başlamıştır. 1957 Genel Seçimlerinden önce muhalefet Partileri bir güç birliği oluşturmaya çalışmış ancak aralarındaki çekişmeler ve DP'nin izlediği politikalar sonucunda bu işbirliği girişimi sonuçsuz kalmıştır. 27 Ekim 1957 Genel Seçimlerinde DP'nin oy oranının düşmesi DP'yi daha da hırçınlaştırmıştır. Bu da muhalefet partileri arasındaki işbirliği sürecini hızlandırmıştır. İktidar ve muhalefet arasında kısa süren birkaç bahar havası denemesinden sonra iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler 1958 yılının sonlarından itibaren sertleşmeye başlamış ve cepheleşmeler başlamıştır. Milli Muhalefet Cephesi ve DP'nin Vatan Cephesi arasındaki çekişmeler 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti, İktidar- Muhalefet, Kanun Müzakereleri.

Cumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihiKanunlar+6
Fatih Akkuş
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mö. 2. ve 1. binyılda Kuzeydoğu Anadolu

Kuzeydoğu Anadolu'nun tarihi çağları ile ilgili olan bu çalışma bölgenin bulunduğu coğrafi konumdan dolayı ayrı bir önem arz etmektedir. Bölge tarih öncesi çağların en başından itibaren yerleşmeye uğramış, özellikle MÖ. 2. ve 1. binyılda Anadolu'nun iki büyük uygarlığı olan Hititler ve Urartular ile bir takım siyasi ilişkileri görülmüştür. MÖ. 2. binyılın ortalarında Hititlerle ilişkilerine rastlanan krallık Hayaşa, MÖ. 1. binyılın ilk çeyreğinde Urartularla ilişkilerine rastlanan krallık ise Diauehi'dir. Kuzeydoğu Anadolu'da MÖ. 15. yüzyılın sonlarından itibaren ismine rastlanan Hayaşa Krallığı'nın siyasi ve kültürel etkinlikleri, Hitit kayıtlarında yer almaları sonucu aydınlatılabilmiştir. Söz konusu veriler ışığında yüz elli yılı aşkın bir süre boyunca kuzeydoğu Anadolu'da varlıklarını devam ettirdiklerini bildiğimiz Hayaşalılar, Hititlerle olan siyasi ilişkilerine bağlı olarak etki alanlarını ve sınırlarını bu bölgelerin dışına doğru genişletmişlerdir. Bu krallık, Hititlerin istikrarlı bir şekilde izlediği kuzeydoğu politikası sonucu zaman zaman pasif durumda kalmışlar, zaman zaman da Hitit ülkesindeki karışıklıklardan faydalanarak güçlü düşmanlarını uzun süre uğraştırmışlardır. MÖ. 1. binyılın başlarında Kuzeydoğu Anadolu'ya hâkim olan krallık ise Urartu kayıtlarında Diauehi ve Asur kayıtlarında Dayaeni olarak geçen Diauehi Krallığı'dır. Urartu Devleti kuruluşunu tamamlar tamamlamaz, ekonomik zenginliklere ve stratejik bir konuma sahip olan kuzeydeki, bu topraklara yoğun seferler düzenlenmiştir. Bu bölgeye düzenlenen seferlerin ana amacı, kuzeyin önemli hammadde yataklarını, tarım ve hayvancılık merkezlerini ele geçirmektir. Bu politikalardan anlaşıldığı kadarıyla bölgeye düzenlenen seferler yağma adına değil bölgede kalıcı olmak adına gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada her iki krallığın kuzeydoğu Anadolu ile olan ilişkileri ayrıntılı olarak ele alınarak bölgenin tarihi çağlardaki durumu ortaya konulmaya çalışılacaktır.

Eski ÇağEski Çağ tarihiHitit Dönemi+3
Burak Yakan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1960 ile 1980 yılları arasında Ağrı ili

Türkiye' de Cumhuriyet dönemi ile hızlanan değişim sürecinin ülke geneline yayılmasını sağlama adına birçok çalışma yapılmış ve ilgili kurumlar bu amaca ulaşma adına faaliyete geçirilmiştir. Cumhuriyetin ilerleyen zamanlardaki önemli kurumlarından birisi hiç şüphesiz Devlet Planlama Teşkilatı'dır. DPT'nin kurulması ile birlikte ülkedeki yatırımların bir plan çerçevesinde ele alınması sağlanmaya çalışılmış böylece düzenli bir kalkınma hamlesinin takibi arzulanmıştır. 1960-1980 sürecinde eğitim, sağlık, ekonomik ve toplumsal alanda çağdaşlaşma yönünden azımsanamayacak derecede önemli değişiklikler yaşanmış olmakla birlikte bu süreç arzulandığı ya da planlandığı şekilde sürdürülememiştir. 1960-1980 yılları arasında ülke genelinde ve Ağrı ili özelinde idari, eğitim, toplumsal ve ekonomik alanda önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. İlde yeni idare, eğitim ve sağlık kurumları yapılmaya gayret gösterilmiştir. Ekonomik alanda tarım ve hayvancılık sektöründe halkı bilinçlendirme amacıyla kooperatifler kurulmuş, hayvancılık için kredi imkânları sağlanmıştır. Sanayi ve ticareti geliştirmek adına sanayi kuruluşları da yine bu dönemde faaliyete geçirilmiştir. İlde İran'la sınır ticaretinin yapılmaya başlanması da ekonomiyi canlandırmıştır. Ekonomik faaliyetler alanında tarım ve hayvancılık ilin gelişiminde lokomotif görevi üstlenmiştir. Bu tez çalışmasında Ağrı ilinin 1960 ile 1980 yılları arasında yönetim, eğitim, nüfus, sosyal ve ekonomi gibi alanlarda meydana gelen toplumsal değişimler ele alınmıştır. Bu değişimin detaylı olarak incelenebilmesi için ilde yapılan sayımlara ait dokümanlar, nüfus defterleri, il yıllıkları ve raporları, ulusal ve yerel gazeteler, il hakkında yazılan kitaplar, Devlet Arşivleri Başkanlığı belgeleri ve TBMM Zabıt Ceridelerinde yer bulan ilgili konuşma metinleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı İli, Ekonomi, Toplum, Yönetim, 1960-1980.

AğrıCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+1
Deniz Funda Zorbay Polat
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Roma İmparatorluk döneminde siyasi evlilikler (İÖ 27-İS 305)

Tarih boyunca evlilik, toplumun temel yapı taşı olan aile olgusunun şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Evlilik sadece bireyler arasındaki birlikteliği değil, aynı zamanda genişleyen bir aile yapısını da temsil etmiştir. Ancak, iki bireyin birlikteliğiyle ailenin büyüme ve genişlemesine vesile olan evliliklerin dışında, tarihte belirli amaçlar ve hedefler doğrultusunda gerçekleştirilen evliliklere de rastlanmıştır. Özellikle Eski Çağ'da, devletlerarası ilişkilerin düzenlenmesi, toprak kazanımı, barış anlaşmalarının teyit edilmesi ya da casusluk gibi diplomatik amaçlarla gerçekleştirilen siyasi evlilikler oldukça yaygındı. Roma İmparatorluğu da bu bağlamda, uzun ve etkileyici tarihi boyunca, çeşitli sebeplerle siyasi evliliklerin yaşanabildiği bir devlet olmuştur. Roma'nın sosyal ve hukuki yapısı, kurulduğu ilk günden itibaren belirgin sınıf ayrımlarına sahipti. Bu ayrımlar, bireylerin evlilik haklarına da yansımış ve belirli sınıflardan bireylerin evlenmeleri yasal olarak kısıtlanmıştı. Romalılar, bireylerin sosyal ve hukuki statülerini gözeterek aile ve evlilik anlayışlarını bu perspektifle şekillendirmişlerdir. Ancak, değişen ve gelişen Roma yönetimi, evliliği siyasi bir güç aracı olarak da kullanmayı benimsemiştir. Evlilik, bu dönemlerde politik güç kazanma, ittifak oluşturma gibi stratejik amaçlar için bir araç hâline gelmiştir. Bu çalışma, Roma İmparatorluk Dönemi'nde siyasi evliliklerin yanı sıra, kadının evlilik içindeki yerini, sosyal ve siyasi hayattaki rolünü, toplumun kadından beklentilerini ve kadının siyasi bir araç olarak nasıl kullanıldığını, bununla birlikte sistemin çarkında yok sayılan kadınların da siyasi ortamdan nasıl faydalandıklarını araştırmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Roma, Siyasi, Evlilik, İmparatorluk.

Devlet politikalarıEvli kadınlarRoma İmparatorluğu
Merve Kaya
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı mizah basınının bir temsilcisi: Latife gazetesi (1874-1875)

Basın, tarih araştırmaları için her zaman önemli bir çalışma alanı olmuştur. Çünkü yaşam içerisinde meydana gelen birçok önemli olayı basın kayıt altına almaktadır. Bir toplum hakkında herhangi bir bilgiye ulaşabilmek için dönemin basın yayın organlarını incelemek tarih araştırmaları için çok önemli bir kaynağı teşkil etmektedir. Mizah basınının da tarih araştırmaları için ayrı bir önemi vardır. Çünkü mizah basınının en önemli özelliği görselliğe ve hicve yer vermeleridir. Görsel unsurların ve hicvin insanları etkileme oranı çok yüksektir. Bu yüzden mizah yayın organlarının etkisi ve bu etkiye karşı doğan tepkiler çok daha fazla olmuştur. Latife Gazetesi Zakarya Beykozluyan tarafından çıkarılmıştır. Bu çalışmada Latife Gazetesi'nin; 12 Ağustos 1874 (28 Cemâziyel-âhir 1291) tarihli birinci sayıdan 30 Ekim 1874 (19 Ramazan 1291) tarihi yirminci sayılar arası ile 3 Nisan 1875 (26 Safer 1292) tarihli birinci sayısından 18 Mayıs 1875 (12 Rebîül-âhir 1292) tarihli yirminci sayılar arası incelenmiştir. Latife Gazetesi 1870'li yıllarda yaşanan olayları mizahi bir dille gözler önüne sermiştir. Gazetede yer verilen konular; İstanbul haberleri ile belediye hizmetleri, Osmanlı'da ulaşım ve tramvay, vapur, omnibüste yaşanan sorunlar dönemin diğer gazeteleriyle aralarındaki çekişmeler, Gedikpaşa Tiyatrosu'nun yöneticisi Güllü Agop ve Osmanlı Tiyatrosundaki gelişmeler ile Osmanlı'da modadır. Bu konular hakkında genellikle alaycı bir dil kullanılmış ve daha çok hiciv ve eleştiri şeklinde yazı ve haberler gazetede yayınlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Gazete, İstanbul, Latife Gazetesi, Tiyatro, Ulaşım

BasınGazetelerLatife+4
Ersin Gözde Acer
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karamanoğulları Beyliği'nin sosyo-ekonomik yapısı

Anadolu'nun kapılarının 1071 yılında Büyük Selçuklu Devleti'yle birlikte Türklere açılmasından sonra Türkler, değişik toplumlar, kültürler ve medeniyetlerle etkileşim haline geçmişlerdir. Bu etkileşim Anadolu Beyliklerinde sosyal, siyasal ve dini birtakım değişikliklere sebep olmuştur. Anadolu beylikleri içinde önemli bir yere sahip olan Karamanoğulları da Anadolu Türklüğüne yaptığı hizmet, Türk diline yaptığı katkı ve Anadolu'nun imarında üstlendiği gayretle Tevâif-i Mülûk diye adlandırdığımız dönemde yerini almıştır. Karamanoğulları'nın üstün başarısının altında yatan temel sebep Türk kimliğini İslamiyet'le bütünleştirmesinden ileri gelmektedir. Kültürlerin ve müesseselerin kendisinden önceki kültür ve müesseselerin üzerine inşa edildiği düşünülürse Karamanoğulları kültür ve müesseseleri Türk-İslam kültür ve müesseselerinin bir devamı mahiyetindedir. Anadolu beylikleri içinde bulunan Karamanoğulları diğer beyliklerden farklı tarihi süreçle gelişme göstermişlerdir. Kendilerini Anadolu Selçuklu Devleti'nin varisi olarak gören Karamanoğulları bu durumu diğer Anadolu beyliklerine karşı kullanmışlar ve girdikleri hakimiyet mücadelelerinde bu tezi etkili bir şekilde kullanarak nüfuz ettikleri bölgeleri genişletmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Karamanoğulları'nın Anadolu Selçuklu Devleti'nin devamı niteliğindeki hükümet teşkilatı, askeri yapısı, toprak sistemi, mimarisi ve sosyo-ekonomik yapısı beyliğin güçlenmesine ve cazibe merkezi olmasına neden olmuştur. Karamanoğulları'nın sosyal, ekonomik ve siyasi teşkilatı geleneklerden beslenmesine rağmen yerinde saymamış ilerlemenin gereği olan müspet değişim Karamanoğulları'nın her alanında kendini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Anadolu, Beylikler, Karmananoğulları, Sosyo-Ekonomik Yapı, Tevâif-i Mülûk.

Beylikler DönemiKaramanoğullarıSosyoekonomik hayat+2
İhsan Sergikaya
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

3 numaralı Bosna Ahkâm Defteri transkripsiyon ve değerlendirme (S.1-100)

Osmanlı Devleti, dinamizminde kendisine intikâl eden devlet geleneği ve yönetim anlayışını birleştirmiştir. Bu anlayışta devletin devamı için adâlet her şeyin temeli kabul edilmiştir. Adâletin sağlanması için reâyâya en yakınındaki adli mercilere başvurma hakkı tanındığı gibi Dîvân-ı Hümâyûn'a da başvurma hakkı tanınmıştır. Adâletin sağlanması noktasında kayıt altına alınan şikâyetler, şikâyet defterlerinden önce mühimme defterlerine kaydedilmiştir. Mühimme defterlerinde şikâyetler yanında siyasi, askerî, ekonomik kayıtlar birlikte kayıt altına alınmıştır. Zamanla devletin sınırlarının genişlemesi ile şikâyetler artmış ve bürokrasinin uzmanlaşması ile farklı defter serileri ortaya çıkmıştır. Bu defter serilerinden olan şikâyet defterleri, 1649 yılında tutulmaya başlanmıştır. 18. yüzyılda ise şikâyetler eyâlet temelli oluşturulan ahkâm defterlerine kaydedilmeye başlanmıştır. Ahkâm defterleri oluşturulmasına rağmen şikâyet defterleri de tutulmaya devam etmiştir. Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, 3 Numaralı Bosna Ahkâm Defteri'nin ilk 100 sayfası transkript edilmiştir. Çalışmada transkript edilen hüküm sayısı 269, yıl aralığı ise 1765-1767'dir. Defterin tamamı Hicri 29 Şaban 1178-29 Cemaziye'l-ahir 1192, Miladi 1765-1778 yıllarını kapsar. Bu defterde, Bosna Eyâleti'nden Dîvân-ı Hümâyûn'a intikal eden şikâyetler incelenmiş, konularına göre tasnif edilerek tahlil edilmiştir. Defter, şikâyetlerin yanında siyasi, ekonomik ve idari konularla ilgili bilgiler de sunmaktadır. Amacımız bu çalışma ile Osmanlı Devleti'nin Bosna özelinde üç yıllık bir kesitine ışık tutmaktır. Anahtar Kelimeler: Ahkâm Defterleri, Balkanlar, Bosna, Dîvân-ı Hümâyûn, Osmanlı Devleti.

18. yüzyılAhkam DefterleriBalkanlar+5
Ahmet Keleş
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siyasi yönleriyle İsrail tarihi ve Türkiye ile olan ilişkileri (1948-1967)

Orta Doğu, tarihin her döneminde sahip olduğu jeopolitik ve jeostratejik önemi nedeniyle dünyanın çekim merkezi konumunda olmuştur. Bu durum, tarih boyunca bölgede savaşların ve egemenlik mücadelelerinin yaşanmasına yol açmıştır. Yahudiler için, bu durumun nedenleri dini temellere dayanmakla birlikte, daha sonraları Siyonizm'in etkisiyle siyasi bir şekle de bürünmeye başlamıştır. Milliyetçilik akımıyla birlikte, milletleşme sürecini tamamlayan azınlıklar, Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını elde etmeye başlarlarken, Osmanlı Yahudileri, Ermeni ve Rum toplumları gibi devlet aleyhine ayaklanma faaliyetleri içinde olmamışlardır. Ancak, antisemitizmin ve milliyetçiliğin bir sonucu olarak ortaya çıkan Siyonizm, daha sonraları Batılı ülkelerin de desteğini arkasına alarak, İsrail'in kuruluşuna giden süreci başlatmıştır. Yahudiler, Türkiye Cumhuriyeti döneminde milli devletin bir parçasını oluşturmuşlar ve yurttaşlık temelinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Türkiye-İsrail ilişkileri, Türk dış politikasında önemli bir yer tutmuş ve İsrail'in dünya siyasetine dahil olduğu 1948 yılından beri inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Türk Hükümeti'nin İsrail'i devlet olarak tanıma sürecinde, Türklerle Yahudilerin köklü tarihsel geçmişleri, Türk toplumunun yapısı, Filistin'in ve Arap ülkelerinin de geleceği göz önünde bulundurularak dikkatli bir siyaset izlenmesine neden olmuştur. Türkiye, 1967 Arap-İsrail Savaşının başlamasıyla birlikte Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler karşısında Arap ülkelerinden yana bir tutum içinde olmuştur. Bu savaş, Türkiye-İsrail ilişkilerinde bir dönüm noktasını teşkil ederken, gerek savaş sırasında, gerek savaş sonrasında Türkiye, Arap devletleriyle yakınlaşma çabası içinde olduğunu, bu ülkelere verdiği destek ile somut bir şekilde göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Dış Politika, İsrail, Orta Doğu, Siyonizm, Türkiye-İsrail İlişkileri

Orta DoğuOrta Doğu politikasıSiyasi tarih+6
Kaan Doğanoğlu
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyahatnamelere göre XIX. yüzyılda Revan

Revan, kadim bir Türk yurdudur. Bölge uzun yıllar boyunca Türk hakimiyetinde kalmıştır ve gerek demografik açıdan, gerekse kültürel açıdan Türk izleri taşımaktadır. Tarihi süreçte farklı güçlerin nüfuz mücadelesine de tanıklık eden Revan, Rus hakimiyeti ile birlikte Revan'dan, Erivan'a doğru gerçekleşecek olan demografik ve kültürel bir dönüşüm sürecinin içine girmiştir. Bu çalışmada bölgeye XIX. yüzyılda seyahatler gerçekleştiren seyyahların gözünden bölge ile ilgili izlenimler aktarılarak, Revan'ın tarihi süreç içerisindeki demografik, kültürel, sosyal ve siyasi durumu hakkında bilgiler verilecektir.

Ege Kaan Kara
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selçuklular Döneminde Merv

Türkler tarih boyunca birçok devletler kurmuşlardır. Onlardan birisi de İslam Dünyasında büyük bir öneme sahip olan Büyük Selçuklu Devletidir. Selçuklu ailesi Merv şehrini fethederek Horasan'a hâkim olmuş, Orta Asya ve Doğu ülkelerinin kaderini değiştirmiştir. Tarih boyunca çeşitli isimler alan ve gözde bir şehir olan Merv Büyük İpek Yolu'nun üzerinde bulunması nedeniyle büyük bir önem taşımıştır. Çağrı Bey'in idare merkezi olan Merv şehri Sultan Sancar'ın döneminde Büyük Selçuklu Devleti'nin başkenti olmuştur. Selçukluların döneminde Merv şehri idari, iktisadi, ticari, ilim, kültürel ve sosyal yönden önceki dönemlerle mukayese edilmeyecek boyutta gelişmiştir. Merv'de çıkan isyanlar ve taht kavgaları Büyük Selçuklu Devletini her yönden etkilemiş ve devletin yıkılmasına zemin hazırlamıştır. Anahtar Kelimeler: Çağrı Bey, Merv, Horasan, Selçuklu Ailesi, Sultan Sancar.

Büyük SelçuklularHorasanMerv+4
Ovadan Annanyyazova
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

H. 1299-1305 / M. 1881-1887 tarihli 5 Numaralı Kırşehir Şer'iye Sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

H.1299-1305) / (M.1881–1887) tarihli 5 Numaralı Kırşehir Şeri'yye Sicili, '5 Numaralı Kırşehir Şeri'yye Sicilinin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi' adı ile günümüz harflerine çevrilerek değerlendirilmiştir. Bu çalışma Kırşehir'in idari, sosyal, iktisadi ve kültürel tarihine ışık tutmaktadır. Meydana gelen hukuki davalar, 1881–1887 tarihleri arasında Kırşehir halkının durumunu ve yaşam şartlarını göstermesi bakımından da oldukça ehemmiyetlidir. Her konunun araştırılmasında birinci elden kaynak niteliği taşıyan bu belgeler, mahalli araştırmacılarında ilk başvurdukları kaynak olma özelliğini taşımaktadır. Bilhassa, şehir tarihi, iktisat tarihi, yer adları, kişi adları gibi konularda önemli bilgiler elde edilmektedir. Ayrıca, milletlerin hafızası olan arşivlerin gün yüzüne çıkartılarak, belgelerin devlet ve millet hayatında ki önemine dikkat çekilmesi amaçlanmıştır.

19. yüzyılKent tarihiKırşehir+3
Barış Akaröz
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. Mahmut Döneminde kaleme alınan 37 Numaralı (1823-1824) Kal'abend Defterinin dönemsel özelliklerinden hareketle transkripsiyon ve değerlendirilmesi

37 Numaralı Kal'abend Defteri (1823-1824) II. Mahmut dönemi vuku bulan hareketlerin gerek toplum gerekse devlet adamları üzerinde suç ve ceza oranlarına yansımalarının ortaya çıkarılmasını sağlayacak önemli arşiv kaynaklarındandır. II. Mahmut döneminde her alanda önemli adımların atıldığı bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı; II. Mahmut döneminde ortaya çıkan suçların çeşitliliği ve bunlara binaen verilen cezaların mahiyetidir. Söz konusu Kal'abend Defteri, suçluların sosyal statüleri, suç sebepleri, suç mahalleri ve ceza çeşitlerinin ortaya çıkarılması bakımından önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Bu anlamda, söz konusu çalışma suç sebeplerinden ortaya çıkarak II. Mahmut dönemininde devlet politikalarının devlet görevlileri ve halk üzerine yansımaları, ayrıca toplumun genel sosyal yapısı hakkında da çıkarımlar yapılabilmesi adına önem arz etmektedir. Söz konusu defter bünyesinde ayinlerinde menafi harekette bulunma, mahallin asayişini ve düzenini bozma, devlet görevlilerinin görevlerinde ihmalkârlık göstermesi ve ihanet içerisinde olması, hırsızlık, rüşvet, fuhuş gibi birçok sebepten dolayı suçlular cezalandırılmıştır. Suçluların ceza mahalleri olarak ise çoğunlukla, Kütahya, Konya, Kastamonu, Dimetoka gibi yerler tercih edilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi yaklaşımı kullanılmıştır. Elde edilen veriler geniş bir perspektifle ortaya konulmaya çalışılmıştır.

CezaKalebent DefteriMahmud II+4
Merve Öner
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

37 numaralı Kal'abend Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H. Zilhicce 1239-H. Şaban 1241/ M. Temmuz 1824-M. Nisan 1826)

Devletlerin uzun süre yaşayabilmeleri, devleti oluşturan halkın barış içerisinde yaşamasından kaynaklanmaktadır. Halkın barış içinde yaşaması, toplumun bir arada tutulabilmesi için en önemli faktörlerden biri iyi bir hukuk sistemine haiz olmasıdır. Osmanlı Devleti'nin hukuk sistemi ise şer'i ve örfi yönü bulunan çift başlı ve kendine mahsus bir hukuk sistemi olarak karşımıza çıkmıştır. Osmanlı her alanda olduğu gibi hukuk alanında da defter sistemiyle arşiv niteliği taşıyan kayıtlar oluşturmuştur. Hukuk sisteminin kayıtları Şer'iyye Sicilleri, Ahkam Defterleri ve Kal'abend defterlerinde tutulmuştur. Kal'abend defterlerine adını veren kal'abendlik cezası Osmanlı Devleti'nde uygulanan ta'zir cezalarından biridir. Devletin ilk dönemlerinde yaygın olarak kullanılan bir ceza şekli olmamış, 18. Yüzyıldan itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. 37 nolu kal'abend defteri Sultan II. Mahmud döneminde verilmiş olan cezaları ihtiva etmektedir. Kal'abend defteri bu dönemde meydana gelen değişim hareketlerinin halka nasıl yansıdığı, halkın ülke idaresinde yapılan köklü değişikliklere verdiği tepkilerin anlaşılması açısından önemli bir kaynak konumundadır. Aynı zamanda devlet ve toplum ilişkilerinin anlaşılabilmesi, sosyo-kültürel durumun etüt edilebilmesi açısından önemli bilgiler içermektedir. Defterin incelediğimiz kısmının ait olduğu dönem olan Miladi Temmuz 1824- Nisan 1826 yılları arasında işlenmiş olan suçlar, suçlara takdir edilen cezalar, cezaların süreleri, suçluların af ve ıtlak edilmeleri net olarak görülmektedir. Aynı zamanda toplum içerisinde şahıslara ve devlete karşı işlenen suçların sebepleri, bu sebeplerin ortadan kaldırılması için alınan tedbirlerin neler olduğu hakkında bize önemli bilgiler vermektedir. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi yöntemi kullanılarak defterdeki hükümlerin hepsinin tam transkripsiyonu yapılmış, hükümler incelenerek analizleri geniş bir perspektifle sunulmaya çalışılmıştır. Edindiğimiz verilerden yola çıkarak dönemde en fazla hilaf-ı rıza hareket suç grubunun işlendiği ve en çok nefy cezasının verildiği bulgusuna ulaşılmıştır.

19. yüzyılItlakKalebent Defteri+6
Seyfettin Öyünç
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırşehir 21 Numaralı Şer'iyye Sicili transkripsiyonu ve değerlendirmesi (R. 1323-1324 / M. 1908-1909)

Şer'iyye Sicilleri, Osmanlı Devleti'nin merkez ve taşrada uyguladığı sosyal, siyasi ve içtimaî politikaları görmek ve bölgelerdeki insan ilişkilerine tanık olmak için en uygun kaynaklardandır. Bu nedenle siciller tarih, hukuk ve daha birçok alana ana kaynak olma özelliğini göstermektedir. Bu çalışma da Rumi 2 Şubat 1323 – 21 Mart 1325 (Miladi 15 Şubat 1908 - 3 Nisan 1909 / Hicri 12 Muharrem 1326 – 12 Rebiülevvel 1327 tarihleri arasını kapsayan 21 Numaralı Kırşehir Şer'iyye Sicilleri incelenmiştir. 21 Numaralı Kırşehir Şer'iyye Sicili, 120 sahife ve 172 adet belgeden oluşmaktadır. Şer'iyye sicillerinde iş akdinden boşanmaya, cinayetten zimmet davasına hukuki, idari ve sosyo-kültürel birçok konu yer almaktadır.

20. yüzyılKent tarihiKırşehir+6
Mehmet Tosun
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

3526 numaralı nüfus defterine göre Kırşehir Sancağı 1830 (Nüfus ve toplum)

Osmanlı Devleti XIX. Yüzyıl başlarında üç kıtada toprağı olan geniş bir coğrafyaya yayılmış bir devletti. Zamanla sistemin işleyişinden de kaynaklanan sorunlar yüzünden yenilikler yapılması gereği duyuldu. Özellikle Yeniçeri Ocağının kaldırılması ve müteakiben Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye adıyla yeni bir ordunun kurulmak istenmesi askerin nasıl temin edileceği konusunu gündeme getirdi. Bu bağlamda imparatorluk içinde nüfus sayımı yapılması kararı alınmıştır. Biz de sayım defterlerinden yola çıkarak ilk nüfus sayımının defterlerinden 3526 numaralı defteri tezimize konu edindik. Bu araştırmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi tasnifinde bulunan NFS.d.3526 künyesi ile kayıtlı bulunan Müslim defteri baz alınarak hicri 1246 (Miladi 1830-1831) yılı Karaman Eyaleti'ne bağlı Kırşehir Sancağının demografik ve sosyal yapısını incelenmektedir. Bahsi geçen tarihte, Kırşehir Sancağında yaşayan insanlar Müslim defterine yazılarak kayıt altına alınmışlardır. Sayım, hicri 1246 tarihinde yapılmıştır. Bu tarih, miladi olarak 1830-1831 tarihine denk gelmektedir. İncelenen defterde hicri 1246 tarihinde Kırşehir Sancağına bağlı 12 mahalle, 4 kaza, 5 nahiye, 1 kasaba ve 122 köy toplam 144 yerleşim yeri olduğu tespit edilmiştir. Yine bu 144 yerleşim biriminde yaşayanların sayısı (erkek nüfus) ve bu kişilerin fizikî özellikleri, akrabalık ilişkileri, yaşları, meslekleri ve sosyal durumları gibi verilere ulaşılıştır. 3526 numaralı defterlerdeki veriler istatistiki yöntemlerle analiz edilerek, Kırşehir Sancağında yaşayan insanların demografik bilgilerine ve Kırşehir Sancağının sosyal yapısına ait değerli bilgilere ulaşılmıştır. Ayrıca, ilgili defterdeki verilere ve özel işaretlere göre, Osmanlı Devleti'nin bu sayımda ulaşmak istediği amaçlardan birinin Müslümanlardan askerlik yapabilecek olanları belirlemek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Demografi, Kırşehir, Kırşehir Nüfus Defterleri, Nüfus Defterleri.

19. yüzyılDemografiDemografik yapı+4
Turgut Ok
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

03533 ve 03534 numaralı Kırşehir Nüfus Defterleri (Mucur-Hacıbektaş) (Transkripsiyon ve değerlendirme) H. 1256 – H. 1260 (M. 1840 – M. 1844)

Nüfus sayımlardan elde edilen sonuç, devletlerin ekonomik ve sosyal gücünü ortaya koyan bir veri toplama şeklidir. Bu sebeple de yüksek nüfus çoğu zaman güçlü bir devlet anlamına gelmiş, devletler de yaptıkları her planlamayı sahip oldukları insan kaynağı üzerinden şekillendirmiştir. Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminden itibaren vergi mükellefi olan ve askerlik çağında bulunan gençlerin tespiti için nüfus sayımları yapıldı. Bu nedenlerle yürütülen sayım işlemleri, dönemlere ve amaçlarına göre bazı farklılık arz etmektedir. Bu dönem ile alakalı yapılan araştırmalar ve kitaplar dikkatli bir şekilde incelenmiş ve kapsamlı bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır. Kırşehir'e ait 03533 ve 03534 sayılı nüfus defterlerinin transkripti yapılarak incelenecek olan nüfus defterleri Kırşehir'in idarî, içtimaî, kültürel ve dinî yapısı hakkında bilgilere ve değerlendirmelere yer verilirken mahalleler, haneler, kişi adları ve aynı zamanda kişilerin tasvirleri yapılarak akrabalık bilgileri de dâhil olmak üzere birçok bilgiyi içermektedir. Kırşehir iline bağlı Mucur ve Hacıbektaş kazalarında M.1840-1844 (H. 1256-1260) yıllarında yapılan nüfus sayımları ve bu dönem ile ilgili eserler bu çalışmamızın ana kaynağı oluşturmaktadır. Mucur ve Hacıbektaş'ın dönem itibariyle nüfus özelliklerinin yanı sıra mahalle ve köylerinin sosyal ekonomik yapıları kültürel bağlamla özleştirerek aktırılacaktır. Nüfus sayımına konu olan kişilerin fiziksel özelliklerinin yanı sıra mesleki durumları lakapları ve benzeri konular aktarılacak. Dönem itibariyle Osmanlı Devleti'nin iç Anadolu bölgesinde bulunan kazaların 03533 ve 03534 numaralı nüfus defterlerinin transkripsiyon ve incelenmesi neticesinde yeni bilgiler aktarılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Mucur, Hacıbektaş, Nüfus Defterleri, Nüfus sayımı

19. yüzyılKırşehirKırşehir-Hacıbektaş+6
Adem Çelebi
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anılarda İttihat ve Terakki

Yakın dönem tarih çalışmalarında anı yazıları, sakıncalarına rağmen;oldukça önemli kaynaklardandır.Resmi kaynaklarda rastlanamayacak birçok bilgiye anılarda rastlamak mümkündür.Bu özelliğine rağmen akademik bir çalışma yaparken anı türünden yararlanma, titiz bir çalışma ve dikkati gerektirmektedir ki anılar, araştırmacıyı yanlış yöne götürebilecek bilgileri de içerebilmektedir. Siyasal tarihimizde önemli yer etmiş farklı düşüncelere sahip insanların ve İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının anılarından yola çıkılarak ortaya konulmak istenen bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler dışında "giriş" kısmında Osmanlı Devleti'nin 1683 Viyana Bozgunu sonrasında yaşadığı siyasal sıkıntıların II. Abdülhamid dönemine kadar özeti yapılmaya çalışılmıştır. "Birinci Bölüm" de, "Jön Türk" kavramının ortaya çıkışı ve "İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluşu ile birlikte Meşrutiyet'in ilanına kadar olan yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetleri ele alınmıştır. "İkinci Bölüm "de, Meşrutiyetin ikinci kez ilanı ile başlayan siyasallaşma süreci ve yaşanan çatışmalar, 31 Mart Olayı ve II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi sonrası kurulan hükümetler ve Babıali Baskını'na kadar olan gelişmelerden söz edilmiştir. "Üçüncü Bölüm" de, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidara tamamen hâkim olması sonrasında yaşanan siyasal olaylar ve Birinci Dünya Savaşı'nın sonlanması ile birlikte Osmanlı Devleti'nin son dönemine damgasını vurmuş olan İttihatçı kadroların ülkeyi terk etmek zorunda kalmaları anlatılmaya çalışılmıştır. "Dördüncü Bölüm "de ise; İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Yapısı, Cemiyete Katılım (Yemin Töreni), Cemiyetin Gelir Kaynakları konuları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Abdullah Cevdet,Cemal Paşa,Enver Paşa,İbrahim Temo,İshak Sükûti, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Talat Paşa

AnılarMeşrutiyet IIOsmanlı Devleti+3
Mehmet Turgaz
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

H. 1301 (M. 1884) in light of the yearbook dated hejaz province during the reign of Abdulhamid II (History and geography, social-cultural, economic, administrative-military structure)

With the declaration of the Tanzimat Edict, the Ottoman State made radical changes in the administrative field. One of these changes is the Provincial Ordinance issued in 1867. With this regulation, it was passed from state to province, administrative units were rebuilt and in provinces; The year, which includes the history and geography of the provinces and shows the social-cultural, economic and administrative-military structure, annuals are being kept. In the light of the information obtained from the Hejaz Province Yearbook in H. 1301 (M.1884), in our study on the subject of the Hejaz Province under the administration of the Ottoman State. It was aimed to reveal the history and geography, social-cultural, economic and administrative-military structure of the Hejaz Province during the reign of Abdulhamid II. The first yearbook of Hejaz Province, H. 1301 (M. 1884) date, was transcribed and copyright works were also used in our thesis. According to our study, Hejaz Province consists of the Makkah, which also includes the Kaaba, and the sanjaks of Medina and Jeddah and the townships connected to these sancaks. While the history and geography of Hejaz, almost identical with the Kaaba, are handled in the light of salname, in our study II. During the reign of Abdulhamid, the social and cultural structure of Hejaz, its economic status, the sanjaks and administrative bodies that constituted the Hejaz Province and the military presence of the Ottoman State in the region were revealed.

Abdülhamid IIGeographyEconomic structure+7
Veysel Demirci
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

02097 numaralı Kırşehir Nüfus Defteri (Süleymanlı) (Transkripsiyon ve değerlendirme) H. 1256 (M. 1840)

Sosyal bir varlık olarak tabiatta varlığını devam ettirmeye çalışan insanın, yıllar boyunca doğum, ölüm, evlenme gibi nüfus hareketleri kayıt altına alınmıştır. Nüfus sayımları, tarihte ilk kez hane kayıtlarının tutulmasıyla başlamıştır. Bu sistem M.Ö. ikinci yüzyıla gidecek kadar eskiye dayanmaktadır. Bu kayıtlar sayesinde günümüzden çok daha önceki dönemlerin nüfus popülasyonu hakkında bilgi sahibi olmaktayız. Toplumsal birlikteliğin bir gereği olan devlet, himayesi altında olan bölgede sayımlar yaparak gerek vergi potansiyelini belirlerken gerekse askeri gücünü görerek gelecek planlaması yapmak zorundadır. Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren farklı nedenlerden dolayı birçok sayım şekli kullanmak suretiyle nüfus sayımı yapmıştır. Bu sayımların başında şüphesiz hazineye gelir elde etmek ve fetihler için askerlik çağına gelmiş kişileri tesit edilmek temel amaç olmuştur. Yapılan sayımlar, yapılma işlemlerine göre farklı amaçlar gütmektedir. Osmanlı Devleti'nde ilk zamanlarda yapılan sayımlar vergi mükelleflerini ve askerlik çağındakileri belirlemek için yapılırken daha sonraki dönemde yapılan sayımlar ise tahrir sistemi için yapılmıştır. Yaptığımız bu çalışma bir zamanlar Kırşehir'e bağlı olan ancak şuan Yozgat ili Yerköy ilçesi sınırları içerisinde yer alan Süleymanlı'nın H. 1256 (M.1840) tarihli nüfus defterinin transkripti ve değerlendirmesini içermektedir. Bu çalışmayı yapmaktaki amacımız bölge ile alakalı idarî, ekonomik, kültürel ve dinî yapısı hakkında bilgiler ve değerlendirmelere yer verir iken mahalleler, haneler, şahısların adları ve bu şahısların akrabalık bağları da dâhil olmak üzere bölge insanı hakkında bir yığın bilgi içermektedir.

19. yüzyılKırşehirNüfus+6
Tuba Çelebi
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

MÖ. 2. ve 1. Binyılda Kapadokya bölgesi

Kapadokya MÖ. 2. Binyılda Anadolu'nun yazı ile tanışan ilk bölgelerinden biri ve ticaret kolonilerininde merkezi olmuştur. Asurlu tüccarlar; ticareti dinamik tutmuşlardır. Stratejik konumundan ötürü Kapadokya binlerce yıldan beri hâkimiyet altına alınmak için büyük mücadeleler içerisinde olmuştur. Asurlular, Hititler, Frigler Kapadokya'ya bugün ki adını vermiş olan Persler, Büyük İskender ve I.Ariarathes gibi devlet ve komutanlar başta olmak üzere birçokları bu bölgeye hâkim olmak istemişlerdir. I.Ariarathes MÖ. 323 senesinde Kapadokya Krallığının hâkimiyetini eline aldıktan sonra bölge için aydınlık bir dönem olmuştur. MÖ. 27 senelerinde Kapadokya Krallığı Roma eyaletinin hâkimiyeti altına alınmıştır. Roma hâkimiyetinde kaldığı süre içinde ise bölge son derece en gelişmiş dönemini yaşamıştır. Anahtar Kelimeler: Kapadokya, Asur, Hitit, Pers, Roma

AsurlularHititlerM.Ö. 1000+4
Rukiye Özek Şimşek
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İspanya Engizisyonu ve Engizisyon mahkeme kaydı incelenmesi

Engizisyon denildiğinde akla ilk gelen İspanyol Engizisyonudur ve tarihi açıdan önemli bir konuma sahiptir. Engizisyon mahkemeleri birçok ülkede uygulanmasına karşın İspanya Engizisyonunu bu kadar önemli kılan sebep muhakkak ki kuruluş felsefesi ve yaptığı insanlık dışı uygulamalardır. Fakat bu sebeplerle ünlü olan İspanyol Engizisyonunun bugüne kadar ele alınmayan ve yanlış bilinen boyutları da mevcuttur. İspanyol engizisyonu, 1492 yılında Granada'nın Müslümanların elinden çıkmasıyla beraber "Katolik Krallar" olarak taltif edilip bugün de bu isimlerle anılan Ferdinand ve İsabelin, İspanya topraklarında bir tek sapkın bırakmamak amacıyla, Papalıkla ortak yürüttüğü siyasi bir mahkemedir. Çalışmamızda, İspanyolca doktora tezleri ve makalelerden yararlanarak Türkiye'de İspanyol Egizisyonu hakkında bilinmeyen Auto de Fe ve Teşkilat kısmını irdeledik. Bunun dışında Zaragoza Engizisyon Mahkemesinin Moriskolara uyguladığı engizisyon süreci ile alakalı da bir mahkeme kaydını inceledik ve çıkan sonuçları çalışmamızda değerlendirdik.

Engizisyon mahkemeleriKatolikMorisko+2
Muhammet Kutluhan Güneş
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ayniyat ve ahkam defterleri ışığında İzmir kazası (1808-1839)

Batı Anadolu, Osmanlı İmparatorluğu'nda 18. yüzyılın sonlarından itibaren kapitalist dünya ekonomisi ile bütünleşen ilk bölgelerden biri olmuştur. İzmir bu dönemden itibaren Batı Anadolu'nun önemli ihraç limanları arasında yer almıştır. Batı Anadolu ve İzmir'in ticari faaliyetlerde ön plana çıkması İzmir'in yabancı tüccarlar için cazibe merkezi haline gelmesine neden olmuştur. Ancak İzmir'in aynı zamanda Dersaadet'in iaşesinin sağlanması hususunda önemli merkezlerden biri olması bazı durumlarda merkezi otorite ile yerel görevlileri karşı karşıya getirmiştir. Yerel görevlilerin ya da aracılık yapan bazı kişilerin devletin talep ettiği ürünleri yabancı tüccarlara daha yüksek fiyatlar ile satması İstanbul'un ihtiyaçlarını temin etme hususunda sıkıntı yaşamasına neden olmuştur. Bu tezde, ayniyat ve ahkam defterlerindeki kayıtlar incelenerek merkezi otoritenin İstanbul'un ve gerekli olduğu zamanlarda diğer yerlerin ihtiyaçları için İzmir'den yaptığı talepler incelenmiştir. Merkezi hükümet, ordu ve donanmanın ihtiyaçları için de İzmir'den birtakım taleplerde bulunmuştur. Bu tezde, söz konusu taleplerin İzmir'den karşılanma düzeyi yanında İzmir'de yürütülen ticari faaliyetler ve esnaf gruplarının durumu da ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezde, ele alınan dönem II. Mahmud dönemine tekabül etmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada II. Mahmud döneminde yaşanan önemli siyasi gelişmeler de ayniyat ve ahkam defterlerine İzmir merkezli olarak yansıdığı ölçüde ortaya konulmaya çalışılmıştır. II. Mahmud dönemi aynı zamanda önemli reformların da gerçekleştirilmeye çalışıldığı bir dönemdir. Bu tezde, II. Mahmud'un gerçekleştirdiği reformların taşraya yansımaları da İzmir merkezli olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin giriş bölümünde, İzmir ile ilgili literatür değerlendirmesi yapılmış ve tezin ana kaynaklarını oluşturan ayniyat ve ahkam defterleri hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tez giriş bölümü dışında altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İzmir'in nüfusu ve idari taksimatı ile İzmir'i etkileyen önemli olaylar hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde İzmir'in iktisadi yapısı incelenmiştir. Üçüncü bölümde askeri yapı başlığı altında Yeniçeri Ocağının kaldırılmasının ve Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun kurulmasının İzmir'e yansıması ele alınmıştır. Dördüncü bölümde İzmir'deki asayiş ve güvenliğe dair gelişmeler incelenmiş ve kazada işlenen suçlar ve suçlulara verilen cezalara değinilmiştir. Beşinci bölümde merkezi idarenin yerel yöneticilerden talepleri incelenmiş, altıncı bölümde ise 1808-1839 yılları arasında İzmir'de yaşanan doğal afetler ve salgın hastalıklar hakkında bilgi verilmiştir. Çalışma sonuç ve kaynakça bölümleri ile sonuçlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, İzmir, II. Mahmud, Reform, Tüccar, Ticaret, İaşe.

Mahmud IIOsmanlı İmparatorluğuReform+4
Zeynep Gürel
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bizans kaynaklarına göre hazarlar

Hazarlar, 7. yüzyıl itibariyle Kuzey Kafkasya ve Doğu Avrupa bozkırlarında güçlü bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmış ve daha kuruluş aşamalarında Bizans İmparatorluğu ile tesis etmiş olduğu ilişki neticesinde bölgenin siyasi yapısının şekillenmesinde büyük bir rol oynamıştır. 7. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar sürecek olan bu Hazar-Bizans ilişkileri, Herakleios sonrası dönemde Bizans'ın, Hazarlardan beklediği askeri desteği sağlayamamasından ötürü, dalgalı bir seyir izlemiştir. Özelikle II. Justinianus ve VII. Konstantinos sonrası dönemi istisna olarak görürsek, genel anlamda iki devlet arasındaki ilişkilerin olumlu yönde olduğunu görmekteyiz. Bizans kaynakları, Hazarların siyasi, askeri ve dini yapıları hakkında önemli bilgiler sunarak, bu ilişkilerin derinliğini anlamamıza katkı sunmaktadır. Bu tez, Bizans kaynaklarında Hazarlar hakkında sunulan bilgileri ele alarak; Hazarların dini, askeri ve siyasi tarihlerini ile onlar hakkında aktarılan çeşitli kültürel bilgileri incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Hazar-Bizans ilişkilerinin tarihsel sürecini, Bizanslı yazarların bakış açılarından ele alarak Hazar Kağanlığı'nın, başta Bizans İmparatorluğu olmak üzere çeşitli milletler ile olan etkileşimlerini incelemeyi ve Bizans yazarlarının vermiş oldukları bilgilere dayanarak bir Hazar tarihi oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu tez, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Hazarlar hakkında bilgi veren Bizans kaynakları ile onların yazarları hakkında bilgi verilmiştir. Bu bölümde Theophanes Confessor, Ioannes Skylitzes, Nikephoros gibi tezimizin mihenk taşını oluşturan yazarlar ve eserleri ele alındıktan sonra, türlerine göre diğer eserler ve yazarları incelenmiştir. İkinci bölümde, Bizans kaynaklarında, Hazarlar hakkında geçen bilgiler detaylıca ele alınmıştır. Bu bağlamda, Bizans kaynaklarında geçen Hazar adı ve varyasyonları, özelikle başta İslam kaynakları olmak üzere, diğer topluluklara ait kaynaklardaki varyantlarıyla karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Ayrıca, Hazar ülkesinin adlandırması, Hazarlara ait unvanlar ve şahıs adları incelenmiştir. Devamında Hazarların çeşitli dinler ile etkileşimi ve Bizans'ın Hristiyanlığı yayma politikası ele alındıktan sonra Aziz Konstantin'in misyonu detaylıca tetkik edilmiştir. Bizans kaynaklarına göre Hazar-Bizans siyasi etkileşimleri üç ayrı dönem altında ele alınmıştır. Bu başlıklar ele alınırken kaynaklarda Hazarların diğer topluluklar ile olan etkileşimleri uygun görülen yerlerde Hazar-Bizans siyasi etkileşimi doğrultusunda incelenmiştir. Son olarak Sarkel Kalesi başlığı altında, kalenin inşa ediliş süreci ile bu husustaki bazı tartışmalar Bizans kaynaklarının aktarmış olduğu bilgiler doğrultusunda tartışılmıştır. Çalışmada nitel analiz yöntemi kullanılarak, Bizans kaynaklarından elde edilen bilgiler titiz bir şekilde incelenmiştir. Kaynaklardaki sınırlı bilgiye karşın, Hazar tarihini daha iyi anlamaya yönelik yeni bulgulara ulaşmıştır. Bu tez, Hazarların dini ve siyasi tarihi hakkında, Bizans merkezli yeni bir bakış açısı sunmayı hedeflemiştir.

Hazarlar
Oğulcan Canıağır
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

XXI.yüzyılda Türk-Rus ilişkileri (2000-2020)

Bu çalışmada 21. Yüzyılda Türk-Rus ilişkileri kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır. Türk-Rus ilişkilerinin geçmişine baktığımız zaman iki toplum arasındaki ilişkileri VI. asırdan itibaren başlatmak mümkünse de kaynaklar ilk resmi ilişkiyi 1492 yılından itibaren başlatırlar. Türkiye-Rusya ilişkilerinin Soğuk Savaş sonrası 1990'lı yıllarından itibaren daha da önemli hale geldiği görülür. SSCB'nin dağılmasından sonra Türk-Rus ilişkileri yeni bir boyut kazanır. 1990'lı yıllar, iki ülke arasındaki münasebetlerde birçok sorunlarla karşılaşıldığı yıllar olarak da bilinir. Rekabetin de ağır bastığı bu dönemin en önemli alanını ekonomik-ticari ilişkiler oluşturur. 1990'lı yıllardan günümüze kadar olan sürede ekonomik ve ticari ilişkilerin her zaman siyasi ilişkilerini gölgede bıraktığını söylemek yerinde olur. Üç bölüm halinde ele aldığımız bu çalışmanın birinci bölümünde 2000 yılına kadar Türk-Rus ilişkilerinin tarihi gelişimi, ikinci ve üçüncü bölümlerde ise 2000-2020 yılları arasındaki siyasi, diplomatik, askeri ve güvenlik konularındaki ilişkiler ile ekonomik ve ticari ilişkiler detaylı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırmamızda gördüğümüz kadarıyla ekonomik ve ticari ilişkiler iki ülke arasındaki işbirliğinde lokomotif rolünü üstlenerek siyasi, askeri iv ve güvenlik konuları ile üçüncü ülkelerle olan ilişkilere de farklı bir nitelik kazandırmıştır. Bunun en dikkat çekici göstergesi olarak iki ülke arasında hızla artan dış ticaret cirosunu ve 2000'li yılların başından itibaren günümüze kadar iki ülkenin yönetiminde bulunan liderlerin büyük çabasını belirtmek gerekir. Bu yıllarda ekonomik ortaklık zemininde yeniden şekillenen ikili ilişkiler bağlamında birçok stratejik projeye imza atılıp hayata geçirilmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilerinde genel olarak henüz tam anlamıyla stratejik ortaklık seviyesine ulaşmasa da ekonomik-ticari ve enerji gibi alanlarda stratejik boyuta çıktığı görülür. Çalışmamızda şu da görülmüştür ki, Türk-Rus ilişkilerinde yakalanan ivme ve ilişkilerin iyi bir düzeyde olması, bölgesel istikrar ve ortak çıkarlara da hizmet etmektedir. Bu noktadan hareketle yaptığımız araştırmada 2000-2020 yılları arasında Türk-Rus ilişkilerinin nasıl bir seyir izlediği ve iki ülke arasında siyasi-diplomatik, ekonomik-ticari, askeri-güvenlik ve enerji alanındaki ilişkilerin nedenleri ve sonuçları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır.

21. yüzyılAskeri ilişkilerDiplomasi+6
Suınbay Suyundıkov
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yayınlanabildiği ölçüde Türk sosyal-siyasal ve basın hayatında bir marjinallik serüveni: Marko Paşa

Marko Paşa, toplumcu-gerçekçi anlayış doğrultusunda oluşan bir siyasi mizah gazetesidir. Gazetenin en önemli şahsı, kurucusu olan Sabahattin Ali'dir. Sabahattin Ali haricinde gazetenin demirbaşları arasında Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin'de yer almaktadır. Türkiye'de vuku bulan olayları anlatım şekli ve kullanılan üslup sayesinde o zamana kadarki en çok satılan ve en çok basılan gazete olma unvanını ele almıştır. Bu başarısını devletin yönetenlerin ona karşı almış olduğu tavra rağmen gerçekleştirmiştir ve yayınlandığı 1946-1950 yılları arasında oluşan siyasi havayı kendi çizgisinde ele almış, haklı olarak Türk basın hayatında önemli bir yer teşkil etmiştir.

GazetelerIlgaz, RıfatMarkopaşa+4
Emre Aydın
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Babürlü Devletinde Şah Cihan dönemi (1627-1658)

Bu tez kapsamında; Şah Cihan'ın şehzadelik dönemi ile Babürlü Devletinin başında bulunduğu 1627-1628 yılları arasında olan olaylara değinilmiştir. Şah Cihan'ın dış siyasette meydana getirmiş olduğu Safeviler, Buhara Hanlığı, Dekken sultanlıkları, Osmanlı Devleti ve Portekizler ile olan ilişkiler işlenmiştir. Şah Cihan'ın içi siyasetinde ise bu dönemde meydana gelen iki büyük isyana ve Şah Cihan'ın dört oğlu arasında meydana gelen ve sonucunda Şah Cihan'ın tahtını kaybetmek zorunda kaldığı taht mücadelelerine yer verilmiştir. Son kısımda ise Şah Cihan dönemi kültür hayatı hakkında bilgi verilerek, Babürlerin bu coğrafyada kurmuş oldukları kültür coğrafyasının genel çerçevesi çizilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şah Cihan, Babür Devleti, Hindistan,

Gamze Şengül
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlıdan Cumhuriyete devralınan ekonomik miras

Bu çalışmada, Osmanlı Devleti'nin yıkılış döneminden önceki sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı ele alınarak ülkenin tarıma dayalı bir yapı altında hâkim bir güç olduğunu ve ülke içerisinde farklı etnik kökenleri barındırdığına dair açıklık getirilmiştir. 18. yüzyıla kadar geçen sürede Osmanlı Devleti geleneksel üretimi ile yüksek standartlara ulaşmış ve hem sosyo-ekonomik hem de kültürel açıdan yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Batı'da sanayileşmenin gerçekleşmesi, Osmanlı Devleti'nin bu gelişmeye ayak uyduramaması ve hâlâ ilkel yapıda bulunması ülkeyi geride bırakmıştır. Ayrıca, ülkenin ekonomisinde bozulmalar yaşanmış ve ülke açık pazar haline gelmiştir. Ülke nüfusunun çoğunluğunu çiftçi, asker ve memurun oluşturduğu görülmektedir. Sanayi Devrimi'nde yaşananlar, savaşlar ve kapitülasyonların etkisi ile ülkenin egemenlik haklarını kaybetmesi, bununla birlikte tarım alanında ekilebilecek arazide nüfusun, tohumun ve araç gerecin yetersizliği de ülkeyi çıkmaza sürüklemiştir. Ekonomik yönden sıkıntıya giren devlet, savaş harcamalarına yetişememiş ve borçlanma yoluna başvurmuştur. Bu borçlanma önce iç ardından da dış borçlanma şeklinde olmuştur. Araştırmada, devletin ilk borç yüküne girişinden son borçlanma dönemine kadar olan zaman dilimine açıklık getirip, bu borçların neden, kimden ve nasıl alındığı ele alınıp, bu borçların neticesi ele alınmıştır. İlk kapsamlı dış borç 1854 yılında Kırım Savaşı ile birlikte alınmıştır. Ne yazık ki Osmanlı Devleti için bu borç ilk ve son borç olmamış sürdürülebilir bir şekilde devamı getirilmiştir. Osmanlı Devleti'nin omuzlarında ağır bir yük olan bu sıkıntı, borcu borçla kapatmak şeklinde devam etmiştir. Borcu borç ile kapatamayan devlet moratoryum ilan etmiş, borçlara yapılan yapılandırma neticesinde hükûmet her ne kadar rahatlasa da bu uzun sürmemiş, vadesi gelen borcu refinansman etmiştir. Borç almayı alışkanlık edinen Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle beraber yeni Türkiye, Osmanlı Devleti'nden kalan borçların bir kısmını yani payına düşeni alarak taksitlerle ödeme kararında olmuştur. Ne yazık ki yeni savaştan çıkan ve henüz ekonomik açıdan kendine gelemeyen Türkiye, borçlarda konsolidasyon yaparak ve iktisadî hedef ve politikalar belirleyerek, Osmanlı mirasının son taksitini bir asır sonra 1954 yılında kapatmıştır. Yine Türkiye, kendisine miras kalan sosyo-ekonomik ve kültürel yapıyı bozulmuş bir şekilde alarak muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak için büyük atılımlar başlatmıştır. Tarım, sanayi, hizmet ve kültürel alanlarında yeni girişimlerde bulunmuştur.

Cumhuriyet DönemiDış borçlanmaEkonomi+6
Kıymet Kurt
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Esir edilen ve esaretten kurtulan General Charles Vere Ferrers Townshend'in tâbi tutulduğu değerlendirmeler

20. Yüzyılda İngiltere'nin Akdeniz'deki menfaatlerine petrol de dâhil olmuş, bu konuda her türlü tehdidin etkisiz kılınması edilmesi yönündeki kararlılık, İngiliz diplomasisinin esasını oluşturmuş, General Charles Vere Ferrers Townshend, Birinci Dünya Savaşı'nda emrine 6. Hint Tümeni verilerek 1915 yılı başlarında Irak Cephesi'nde görevlendirilmiştir. Halil (Kut) Paşa tarafından Kût-ül Amara'de kuşatılan General Townshend ve birlikleri, 29 Nisan 1916'da çözüm yolunu teslim olmakta bulmuşlardır. İshak Bey'in refakatiyle General Townshend, 3 Mayıs 1916'da vapurla Bağdat'a yola çıkmış, diğer generaller ise 4-5 Mayıs 1916' da bir kısım subaylarla beraber Bağdat'a sevk edilmiştir. İngiliz ve Hintli esirler daha sonra Anadolu'da çeşitli kamplara yerleştirilmiştir. General Townshend'ın ve beraberindeki grubun İstanbul yolculuğu, 12 Mayıs 1916 günü başlayıp, 3 Haziran 1916'da sona ermiştir. General Townshend'ın esaret hayatı Heybeliada ve Büyükada'da geçmiş, esareti boyunca kendisine her türlü kolaylık gösterilmiştir. O, esir değil adeta bir misafir olarak görülmüştür. General Townshend, esaretini geçirdiği 29 Nisan 19016'dan 20 Ekim 1918'e kadar zaman diliminde Türkleri tanımış, Türkler arasında da kendi öz yapısına uygun intiba ve etki bırakmıştır. Türklerin memnun edici yaklaşımlarına, kendisi ve İngiliz askerlerinin esaret hayatlarının nihayetlenmesi için şükran ifadesi olarak arabuluculuk görevi üslenmiştir. General Townshend, ülkesine dönüşü sonrasında İngiliz diplomasını eleştirmiştir. Türkiye'yi düşman bir ülke olarak değil onu kazanılması gereken bir müttefik olarak görmek istediğini söylemekteydi. Bu bağlamda General Townshend Türkiye'yi ziyaret edecek ve bir Türk dostu olarak çabalayacaktır. Anahtar Kelimeler: Esirlik, General Townshend, Irak Cephesi, Kût-ül-Amâra, Millî Mücadele

Dünya Savaşı IKut'ül-Amare SavaşıOsmanlı Devleti+3
Hanifi Kaya
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı'dan cumhuriyet'e bir müteşebbis örneği: Nuri Demirağ

Nuri Demirağ, Sivas'ın Divriği ilçesinde doğdu. Babasının ölümünün ardından çocukluğunu annesi ile birlikte geçirdi. Nuri, çalışkan ve zeki bir öğrenciydi. Ziraat Bankası'nın yapmış olduğu memurluk sınavına başvurdu ve bu sınavı kazandı. Sivas'ın önce Kangal daha sonra Zara ilçesinde görev yaptı. Sonraki yıllarda görevine İstanbul'da devam eden Nuri Bey mali müfettişliğe kadar yükseldi. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine geldiğimizde başken olan İstanbul'da azınlıkların taşkınlıklarının artması ile 1918'de mesleğinden istifa etti. Nuri Bey devlet memurluğu görevinden istifa ettikten sonra 1918'de kazandığı bir miktar para ile sigara kağıdı imalatı işine girişti. Ürettiği sigara kağıdının adını "Türk Zaferi" koydu. Nuri Bey tecrübe kazandığı bu işin ardından Cumhuriyet döneminde yerli sermayenin gelişmesi için devletin yapacağı ihalelerde Türklere öncelik verme politikası ile demiryolu ihalelerini cüz'i miktarlara aldı ve demiryolu işinden büyük paralar kazandı. Demiryolları inşaatlarindaki başarılarından dolayı kendisine Atatürk tarafından "Demirağ" soy ismi verildi. Nuri Demirağ demiryolu yapımından elde ettiği kazanç ile ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda yatırımlara girişti. Birçok inşaat işinin ardından hayali olan havacılık alanında teşebbüse geçerekTürkiye'nin ilk sivil havacılığını başlattı. Sadece kendisine aitsermayesi ile Türk yapımı uçaklar üretti. Ayrıca Türk gençlerinden pilot ve mühendisler yetiştirmek için okullar kurdu ve bu okullarda birçok mühendis ve pilotun eğitilmesini sağladı. Girişimleri esnasında devletten umduğu desteği göremeyen Demirağ bir müddet sonra iflasa sürüklendi. Mülkiyeti kendisine ait olan birçok yatırımı kamulaştırıldı. Tüm bu olaylardan sonra Demirağ Milli Kalkınma Partisi'ni kurarak siyasete atıldı. Böylece Türkiye'de ilk kez çok partili hayata geçildi. Girdiği seçimlerde istediği başarıyı sağlayamayan Demirağ daha sonraki yıllarda Demokrat Parti'den milletvekili seçildi. Siyasi hayatında liberal ekonomiyi savunan Demirağ bu konuda birçok çalışmalar yaptı. 13.11.1957'de vefat eden Nuri Demirağ Türk tarihine önemli bir müteşebbis örneği olarak geçti.

BiyografiDemir yollarıDemirağ, Nuri+4
Abdullah Aydoğan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. Abdülhamid Dönemi basın ve yayın müdahaleleri ve Kaplanzade Ahmed Saib Bey'in Rehnüma-yı İnkılap (Devrim Kılavuzu) kitabı

Osmanlı Devleti'nde matbaanın kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte yayın sayısında da ciddi artış meydana gelmiştir. Devlet idaresi ise art niyetli ve olumsuz yayınların varlığının halkın inanç ve düşüncelerinde değişikliğe yol açmasından endişe duyarak tedbir alma ihtiyacı hissetmiştir. Bunun sonucunda ise Osmanlı Devleti'nde sansür mekanizması ortaya çıkmıştır. II. Abdülhamid dönemi Osmanlı Devleti'nde yayınların en fazla olduğu dönemi ifade etmekle birlikte en çok sansür uygulaması da bu dönemde göze çarpmaktadır. Osmanlı Devleti'nde II. Abdülhamid döneminden öncede sansür uygulamaları mevcut olsa da II. Abdülhamid döneminin şartlarında uygulanan sansürlerin sayısının fazla olması sansür sürecinin II. Abdülhamid ile özdeşleşmesini sağlamıştır. Dönem içerisinde kullanılan 1888 Nizamnamesi ve 1894 Nizamnamesi sansüre hukuksal dayanak oluşturmuştur. Yayınların yasaklanma nedenlerine bakıldığında ise gayr-i ahlaki içeriğe sahip olması, siyaseten muzır kabul edilmesi ve ruhsatsız olması gibi nedenler göze çarpmaktadır. Siyaseten muzır kabul edilen yayınların hangi gerekçe ile muzır kabul edildikleri ve ne tür içeriğe sahip oldukları ise belirtilmemiştir. Meşrutiyetin ilanına kalemi ile hizmet eden Ahmed Saib Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yakından ilişkileri olan bir yazardır. Aslen Rus vatandaşı olan Ahmed Saib Bey Osmanlı Devleti'ne sığınmıştır. Rus ordularındaki askeri rütbesine istinaden Mısır'da Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın yaverliğini yapmıştır. Mısır'da bulunduğu sırada kaleme aldığı Rehnüma-yı İnkılap kitabı muzır yayın olarak kabul edilmiş ve basımı yasaklanmıştır. Rehnüma-yı İnkılap kitabının siyaseten yasaklı kabul edilmesinde, meşrutiyet fikrinin savunuculuğunu yapması, birçok kullanımı yasak olan kelime kullanması ile padişah ve devlet adamlarını küçük düşürücü ifadelere yer vermesi gibi nedenler etkili olmuştur.

Abdülhamid IIAhmet Saib BeyOsmanlı Devleti+2
Osman Furkan Aslan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. Mahmud Dönemi Osmanlı Devleti'nde Nakşibendilik (1808-1839)

Bu çalışmada II. Mahmud dönemi devlet ve tarikat ilişkileri incelenmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı 1808-1839 yıllarını kapsayan süreçte devlet ve Nakşi tarikatının karşılıklı ilişki ve münasebetlerinin nasıl olduğu ve devlet tarafından nasıl desteklendiğinin açığa çıkartılmasıdır. Ayrıca temel amaç doğrultusunda araştırmanın soruları ise şunlardır; Nakşibendi tarikatının padişah, devlet adamları, halk ve diğer tarikatlarla ilişkilerinin boyutu nedir; tekke ve zaviyelerin denetimi nasıl yürütülmektedir; şeyh atama, tayin ve aziller nasıl yapılmaktadır; devlet tarafından tekke ve zaviyelere yapılan yardımlar nelerdir; devlet, tarikat, şeyh ve halifeler arasında yaşanılan sorunlar nelerdir? II. Mahmud dönemi devlet ve tarikatın karşılıklı münasebetlerini ve birbirleri üzerindeki etki ve tesirlerini arşiv belgeleri ve telif ve tetkik eserler ışığında tespit etmek amaçlanmaktadır. Bu amacı gerçekleştirebilmek için nitel araştırma yöntemlerinden kaynak tarama ve belgeleme modelleri tercih edilmiştir. Çalışmada nitel veri toplama tekniklerinden doküman analizi ve veri analizinde betimsel analiz yöntemleri tercih edilmiştir. Çalışma neticesinde devlet ile tarikatın işbirliği ve dayanışma içerisinde hareket ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca aralarında zaman zaman bazı problemler veya adli mevzûlar yaşanmış olsa da birbirlerini desteklemeye devam etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Devlet, Şeyh, Tarikat, Tekke, Zaviye

Mahmud IINakşibendiyye tarikatıOsmanlı Devleti+5
Kübra Karagöz
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meclis-i Mebusan zabıt ceridelerine göre Denizli mebuslarının meclisteki faaliyetleri (1908-1920)

Çalışmamızda 1908 ile 1920 yılları arasında Denizli sancağında gerçekleştirilen genel seçimler ve bu seçimlerin sonuçlarına değinilmektedir. Çalışmada seçimlerin gerçekleşme şekli, bununla birlikte seçilme hakkı kazanan mebusların meclisteki faaliyetleri hakkında malumat verilmiştir. 1908, 1912, 1914 ve 1919 yıllarında yapılan seçimlerin neticesine bağlı olarak Mebusan Meclisinde; Gani Bey, Ahmet Muhip Efendi, Rüştü Bey, Mehmet Sadık Efendi, İsmail Hakkı Bey (Behiç) ve Ortaköylü Müftüzade Mehmet Emin Efendi'nin Denizli mebusu olarak Meclis-i Mebusanda faaliyet gösterdikleri tespit edilmiştir.

19. yüzyıl20. yüzyılAnayasa 1909+2
Serhan Şener
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abbasi-Fatımi ilişkilerinde Türkler

Bu çalışmamız Abbasi – Fatımi ilişkileri çerçevesinde Türklerin siyasi ve askeri rollerini ele almaktadır. Abbasiler ile Fatımiler arasında gelişen siyasi ve mezhebi rekabet, İslam dünyasında iki kutuplu bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu iki kutuplu İslam dünyasında Türklerin hangi safta ve hangi rollerde etkili olduğu sorularından yola çıkarak, Türklerin faaliyetlerini kronolojik bir çerçevede ve kaynakların verdiği bilgiler ışığında değerlendirerek aktarmaya çalıştık. Tezimizde, Türklerin Abbasi hilafeti içerisindeki durumu, Fatımilerin kuruluş ve genişleme süreci, Tolunoğulları ve İhşidiler gibi Türk hanedanların Mısır'daki faaliyetleri ve her iki hilafet merkezi ile olan ilişkilerini aktardık. Mısır'ın fethi sonucunda Fatımilerin sınırlarını genişletmesi ve nüfuzlarını arttırmasıyla hakimiyet mücadelesi Suriye ve Irak coğrafyasına taşınmıştır. Mücadelenin doruk noktasına çıktığı bu dönemde hem yerel otoritelerin hem de Gazneliler ve Selçukluların, bu mücadelede merkezi bir konuma yerleşmelerini ve tarihi olayların seyrini değiştirmelerini, ana kaynakları ve araştırma eserlerini inceleyerek ortaya koymaya çalıştık.

Abbasi DevletiAbbasilerBesasiri İsyanı+3
Ömer Faruk Ezer
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afganistan'ın Faryab bölgesindeki Türkmenlerin sosyo-kültürel yapısı

Tarih boyunca bir halkın ortaya koyduğu maddi ve manevi değerler bütünü olan kültür, sadece bir miras değil, aynı zamanda yaşayan bir bellektir. Millet olmanın temelinde dil, din ve ideal birliği yatar. Milletler geçmişten günümüze kadar edindikleri kültürel değerlerini koruyup muhafaza ederek gelecek nesillere aktarırlar. Böylece millet olma özelliklerini korurlar. Son 40 yıldır iç savaşlar ve çatışmalarla boğuşan Afganistan bölgesinde bulunan farklı etnik gruplarda önemli kültürel erozyonlar meydana gelir. Bütün bu değişikliklere 1979'da Rus işgali ile başlayan ve günümüze kadar devam eden sıkıntılar ve karışıklıklar sebep olur. Kültürel miraslar korunamamış veya yanlış bir yola sevk edilir. Bazı dini değerler kültürel olarak kabul edilirken kültürel değerler ise dinin yerini alır. 2001 yılından itibaren Afganitan'da Taliban rejiminin devrilmesiyle, hızla ilerleyen teknoloji ve medya, Afganistan toplumunu büyük ölçüde etkisi altına alır. İlk olarak Hint dizileri ve daha sonra Türk dizileri televizyonlarda yayınlanırken, Afganistan toplumunun geleneksel ve kültürel değerlerinin korunması zorlaşır ve önemli değişikliklere uğramaya başlar. Buna bir de bilinçsiz cep telefonu kullanımını eklersek nasıl bir kültürel erozyon yaşandığı görülür. Afganistan'da yaşayan Türkmenler, her ne kadar aynı sıkıntılara maruz kalıp çalkantılı bir süreçten geçse de yaşadığı bölgeleri büyük ölçüde terk etmemişler ve tarihten gelen gelenek – görenek ve adetlerini ağırlıklı olarak koruyabilmişlerdir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Afganistan'ın tarihi gelişiminin yanı sıra genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Afganistan'da yaşayan Türkmenlerin tarihleri, demoğrafik yapıları, coğrafi ve siyasi durumları gibi konular ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Faryab bölgesinde yaşayan Türkmen toplumunun sosyo-kültürel yapısı derinlemesine incelenmeye çalışılmıştır.

Afganistan-FaryabHalk bilimiHalk inançları+5
Bory Nasır
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye'de çocuğa gösterilen özen ve çocuk koruma politikaları (1923-1940)

Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleşen Millî Mücadele ve sonrası, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu gerçekleşmiş, ancak bu önemli başarı içerisinde; savaşlardan bıkmış, yorgun, sağlık yönünden kötü, eğitimsiz, yoksul ve salgın hastalıklarla mücadele eden bir toplumu barındırmıştır. Kuşkusuz savaşlardan, kıtlıklardan, salgın hastalıklardan en çok etkilenen kesim yaşlılar, kadınlar ve çocuklar olmuştur. Bu devrede, özellikle kimsesiz, öksüz veya korunmaya muhtaç olan çocukların himaye edilip gözetilmeleri önemli bir mesele olarak görülmüştür. Yeni kurulan devlet, geleceğine yön verecek olan neslin ulus-devlet çerçevesinde sağlıklı, gürbüz, ülkesine ve milletine bağlı, millî şuura sahip nesillere dayanmak gerektiğinin bilincinde idi. Bu doğrultuda, Cumhuriyet'in ilk yıllarında muasır medeniyetler seviyesine ulaşılması amacıyla sıkıntılı durumun bir an önce giderilmesi ve toplumun, bu içinde bulunduğu şartlarda gözetilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Korunmaya muhtaç çocuklara ilişkin çıkarılan kanunlar, Erken Cumhuriyet Dönemi'nde önemli bir adım olmuş ancak, mevcut yapının ve meselelerin üstesinden gelinmesinde kifayetsiz kalmıştır. Çalışmada, Erken Cumhuriyet Dönemi çocuk koruma politikaları çerçevesinde, çocukların himayesine yönelik oluşturulan kurum ve kuruluşları ele alınarak, 1923-1940 arasında körpe cumhuriyetin korunmaya muhtaç çocuklara ilişkin yürürlüğe koymuş olduğu kanunlar ve bu kanunların yansımaları ele alınmış ve arşiv belgelerinden, meclis celse zabıtlarından, gazetelerden ve telif-tetkik eserlerden istifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Salgınla Mücadele, Çocuk Koruma Politikaları, Korunmaya Muhtaç Çocuk, Korunmaya Muhtaç Çocuk Kanunları.

Beden eğitimiErken Cumhuriyet DönemiKorunmaya muhtaç çocuklar+5
Şeymanur Sanatasan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bozkır kavimlerinde sosyal, dini, askeri, iktisadi, bilimsel ve düşünsel hayat

Orta Asya coğrafyasında yaşayan bozkır kavimlerinin kendilerine has olarak meydana getirdiği bozkır kültürüne dair yazılı ve arkeolojik birçok kaynaktan bilgi edinebilmektedir. Bozkır kavimlerinden kasıt başlangıçtan Uygur dönemi sonuna kadar olan Orta Asya menşeli Türk kavimleridir. Bozkır coğrafyasında kendilerine has üstün Türk kültürünün gelişimini sağlayan ve tarihî süreçte dağıldıkları farklı coğrafyalarda bu kültürü zenginleştirerek yaşatan Bozkır kavimleri, dünya medeniyetinde kalıcı izler bırakmayı başarmıştır. Yaşadıkları coğrafyalarda birçok devlet kurup siyasî anlamda önderlik eden Bozkır kavimlerinin çevre kültürlerle etkileşimi sonucu zenginleştirdiği bu kültürel atmosferde bilimsel katkıları da hem Türk tarihi açıdan hem de dünya tarihi açısından oldukça dikkat çekicidir. Bu çalışmada Bozkır kavimlerinin sosyal, iktisadi, bilim ve düşünce hayatı araştırılmıştır. Çalışmada bozkır kavimlerinin çok güçlü bir kültür ve tarihi geçmişe sahip oldukları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bozkır, Orta Asya,

Askeri hayatBilimBilimsel düşünce+7
Ferdi Akyün
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2023 numaralı Kayseri Nüfus Defteri (Transkripsiyon ve değerlendirme) H.1260-M.1844

Nüfus sınırları belli bir devletin sosyo-ekonomik potansiyelinin ve yapısının temelini oluşturmaktadır. Nüfus istatistiklerinde ayrıntılara girilerek yapılan sayım tasnif ve tahliller, devletin geleceği hakkında planlar yapmasına de önemli katkılar sağlamaktadır. Nüfus sayımları ise, bir milleti meydana getiren değerlerin istatistiki bilgilere dökülmesiyle meydana gelir. İnsan sayı, cinsiyet durumu, yaş dağılımı, meslek tarzı, dil, din ve eğitim durumlarını ortaya koyduğundan toplumların sosyolojik, ekonomik ve tarihî yönlerini araştırmak, sosyal tarihlerini yazmak için çalışma yapacak olanlar açısından oldukça önemlidir. Nüfus tahririnin nedenine baktığımız da genel bir ifade ile Osmanlı Devleti'nin idaresinde yaşayan topluluğun sayı ve miktarının bilinmesi gerekir. Osmanlı Devleti'nde nüfus sayımlarının en önemli gayesi erkek nüfusun vergi mükelleflerini belirlemek ve askere alınacak er'lerin tespiti amacıyla yapılmıştır. Osmanlı Devleti'nde ilk nüfus sayımı 1246 (1831) tarihinde II. Mahmud zamanında meydana gelmiştir. 1826'da Yeniçeri ocağı yerine kurulan Asakiri Mensureyi Muhammediye ordusuna asker temini amacıyla ilk nüfus sayımı gerçekleşmiştir. 1831'de yapılan nüfus sayımında Kayseri Karaman eyaletine balı olduğundan Karaman'a tabi kazalar ile birlikte sayıma alınmıştır. Burada inceleyeceğimiz Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki nüfus defterleri serisi içerisinde "2023 Numaralı H.1260/1844 Kayseri ve Civarı Müslim Nüfus Defteri'dir. 1831 Yılında yapılan nüfus sayımında ise Kayseri Karaman eyaletine bağlı olduğundan Karaman'a tabi kazalar ile birlikte sayıma alınmıştır. Burada inceleyip araştırdığımız konu ise Başbakanlık Osmanlı serisi içerisinde 2023 Numaralı H.1260/1844 Kayseri ve Civarı Müslim Nüfus Defteri'nin çevrilip bölgenin demografik yapısını ortaya çıkarmaktır. Bu incelemede, defterde bulunan mevcut kayıtlara binaen 2023 Numaralı defterde yer alan Kayseri'nin mahalle ve köylerinin demografik ve nüfus hareketlerini, yaşayan ailelerin ve görevli memurların isim ve lakapları, askerlik durumlarını öğrenme fırsatımız olacaktır. Ayrıca Kayseri yöresinde yaşanan göç ve sosyo kültürel değerler hakkında bilgi sahibi olma imkânı bulacağız. Anahtar Kelimeler: Demografik, Kayseri, Nüfus defterleri, Nüfus sayımı, 19.Yüzyıl

19. yüzyılDemografiKayseri+6
Erman Kılıç
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı Genç Derneği Mecmuası'nın incelenmesi ve transkripsiyonu

Tarih araştırmaları içerisinde basın tarihinin büyük bir önemi vardır. Çünkü gazeteler, dergiler yayımlandıkları dönemin şartlarını en iyi şekilde gösterebilen kaynaklardır. Bu nedenle gazetelerin taranarak incelenmesi araştırmalara yol göstermektedir. Osmanlı Devleti diğer çağdaşlarına nazaran matbaa ile geç tanışmıştır. Modernleşme doğrultusunda atılan adımlar sayesinde ilk Türk matbaası 1727 yılında İbrahim Müteferika tarafından kurulmuştur. Devlet desteği ile yayımlanan ilk gazete Takvim-i Vekayi olurken ilk dergi ise Vaka-yı Tıbbiye olmuştur. Daha sonraları gazete ve dergilerin yayımlanmasında artışlar yaşanmıştır. Osmanlı Genç Dernekleri'nin sözcülüğünü yapan ve aynı ismi kullanan mecmua 1917 yılında yayım hayatına başlamıştır. Mecmuanın elimizde Hakkı Tarık Us arşivinden edinilmiş 26 sayısı ve derneğin müfettiş yardımcılığını yapan Von Hoff 'un çıkarmış olduğu Osmanlı Genç Derneği cep kitapçığı mevcuttur.Bu doğrultuda bu 26 sayı ve cep kitapçığının incelenmesi çalışmanın konusunu oluşturacaktır.Genç Dernekleri mecmuası, ayda bir çıkan ve 10 nüshadan meydana gelen eğitici bir mecmuadır. Yazar kadrosuna bakıldığında yazıların genellikle Osmanlı Genç Derneğinin müfettişliğini yapmakta olan Selim Sırrı ve müfettiş yardımcılığı görevini üslenen Von Hoff tarafından kaleme alındığı görülmektedir. Tezimin konusunu oluşturan Osmanlı Genç Derneği, I. Dünya Savaşının devam ettiği dönemde Türk - Alman işbirliği neticesinde faaliyete başlamıştı. Amaç olarak da dönemin şartları doğrultusunda gençleri hem fiziksel hem de ruhsal yönden sağlıklı yetişmeleri hedeflenmiştir. Bunun için beden terbiyesi, ruhi terbiye, hıfzıssıhha gibi eğitimlere ağırlık verilmiştir. Derneğin kurulmasından bir yıl sonra çıkarılan mecmuadan beklenilen ise yeni rehberlerin yetişmesine katkı sağlamak ve derneğe ulaşamayan gençlere seslerini duyurabilmek olmuştur.

Basın tarihiDergilerGazeteler+4
Ayşe Demirbacak
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. Meşrutiyet Dönemi basın hayatına özgün bir örnek: Afiyet Gazetesi (1913-1915)

Bu çalışmada, 1913-1915 yılları arasında yayınlanmış olan Afiyet gazetesi incelenmiştir. II. Meşrutiyetin yarattığı göreli özgürlük ortamı ile canlanan Osmanlı basın ve yayın hayatının önemli örneklerinden biri olan Afiyet gazetesi, dönemde yayınlanan diğer tıp gazete ve dergilerinden farklı olarak geniş bir çerçevede yayın yapmıştır. Bilgilendirici, öğretici ve eğlendirici yayınlar yaparak her kesime hitap eden ve geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan gazete, siyasi ve dini konular dışında her alanda makale yayımlamıştır. Bu çalışmanın amacı, II. Meşrutiyet dönemi basın hayatının önemli gazetelerinden olan Afiyet gazetesinin (1913-1915) dönem gazeteleri arasındaki konumunu belirleyerek hangi alanda ne tür birikimler yarattığını ortaya koymaktır. Araştırmanın verilerini Afiyet gazetesinin 1913-1915 yılları arasında yayınlanan tüm sayıları oluşturmaktadır. Örneklemi alınan sağlık, kadın, çocuk ve bilim konulu makaleler incelenmiş ve bu makaleler dönemin siyasi kültürel ve toplumsal yapısıyla birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç olarak II. Meşrutiyetin yaratmış olduğu özgürlük ortamı basın hayatına da yansımış ve dönemde her alanda yayın yapan süreli yayınlara rastlanmıştır. Bu araştırmada incelenen Afiyet gazetesinin bir tıp gazetesi olarak yayın hayatına başlamasına rağmen yaşama dair birçok alanda yazı yazdığı ve dönemin geleneksel bakış açısıyla okurlarından gelen talepler doğrultusunda okuyucularını bilgilendirmeye çalıştığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afiyet Gazetesi, II. Abdülhamit Dönemi, II. Meşrutiyet Dönemi, Osmanlı Basın Hayatı, Süreli Yayınlar.

Özgür Turan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemalettin Sami Paşa (1884-1934)

Osmanlı Devleti'nde tarihsel süreç içerisinde devletin her kademesinde asker, diplomat, siyasetçi olmak üzere birçok devlet adamı yetişmiştir. Bunların bir kısmı, yapmış olduğu faaliyetlerle ön plana çıkarak tarihi bir şahsiyet kazanmışlardır. Faaliyetleriyle ön plana çıkan, Balkan Savaşları'nda kolunu kaybetmesiyle "Çolak Kemal" lakabıyla anılan, Birinci Dünya Harbi ve Millî Mücadele'de önemli başarılara imza atmış olan, Kemalettin Sami Paşa da Osmanlı Devleti'nde yetişmiş bir asker olarak yapmış olduğu faaliyetleriyle tarihi bir şahsiyet olma özelliğini kazanmıştır. Millî Mücadele'de göstermiş olduğu başarılarının yanı sıra Cumhuriyetin ilanı ile birlikte I. Dünya Savaşı'ndan sonra kesilen Türk-Alman ilişkilerinin yeniden tesis edilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Kemalettin Sami Paşa, Berlin Büyükelçiliği'nde Türkiye adına görüşmelerde bulunmuş ve bu görüşmeler siyasi, ekonomi, kültürel, eğitim ve sağlık gibi birçok alanı kapsamaktadır. Ayrıca Almanya'da üst düzey görevlerde bulunan bürokratlar ile yapmış olduğu görüşmelerinin yanı sıra İtalya, Rusya, İngiltere, Bulgaristan gibi ülkelerin yönetici ve elçilikleriyle görüşmelerde bulunmuş ve dünya siyasetini yakından takip etmiştir. Bu çalışmada Kemalettin Sami Paşa'nın yaşamının geçtiği dönemlerin siyasi konjonktürü de ele alınarak meydana gelen olay ve olgular Kemalettin Sami Paşa özelinde incelenerek değerlendirmeyi amaçlanmıştır. Çalışmada toplanan veriler Nitel Araştırma yöntemlerinden Doküman Analizi metodu kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada toplanan veriler bölümler halinde değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Tarihsel geçerliliği olmayan veriler ve araştırmalar dikkate alınmamış, değerlendirme aşamasında objektif olmaya özen gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Almanya, Berlin Büyükelçiliği, Kemalettin Sami Paşa, II. Meşrutiyet, Milli Mücadele

Kemalettin Sami PaşaMilli MücadeleMilli Mücadele Dönemi+3
Yasin Öztürk
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Selçukluları döneminde Ahilerin devlet ve toplum ilişkileri

Ahilik teşkilatı Müslüman Türk toplumunun en uzun süreli ve toplumu derinden etkileyerek biçimlendirmiş en önemli organizasyonlarından birisidir. Ahilik, içerisinde geliştiği toplumu siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan etkilemiş ve şekillendirmiştir. Çalışmamızda Ahiliği oluşturan etmenler kapsamında, Horasan aklı ve Yesevilik düşüncesinin, Fütüvvet ve tasavvuf yapısının ve Türk kültürünün Ahilik teşkilatının oluşumunu nasıl etkilediği anlatılmıştır. Ahi Evran'ın Ahilik içerisindeki etkisi belirtilmiştir. Ahiliğin Şiî-Bâtınilik ile ilgisi olup olmadığı araştırmamızın özgün yönünü oluşturmaktadır. Çalışmamızda Ahilerin siyasi ve toplumsal ilişkileri incelenmiştir. Siyasal ilişkiler kapsamında özellikle Türkiye Selçuklu Devleti dönemi, Kösedağ yenilgisi ve Moğol istilası dönemi ile Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrası dönem çalışma alanımızı oluşturmuştur. Ahilik teşkilatının Türkiye Selçuklu Devleti sınırları içerisinde yayılıp gelişmesine sultanların etkisi olmuş, özellikle I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I. İzzettin Keykavus ve I. Alaaddin Keykubat gibi sultanların Fütüvvet teşkilatına girmeleri Ahiliğin şehirlerden köylere kadar ulaşmasına katkı sağlamıştır. Sultan I. Alaaddin Keykubat dönemi Ahiler açısından bir dönüm noktasıdır. Sultan I. Alaaddin döneminde Ahiler en zirve dönemlerini yaşamışlardır. Fakat I. Alaaddin Keykubat'ın zehirlenerek öldürülmesi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in yönetimi yıllarında uygulanan yanlış siyasetler sonucu meydana gelen Türkmen isyanları ve devamında Kösedağ yenilgisi sonrası gerçekleşen Moğol tahakkümü Ahiler üzerinde baskı ve sindirme olaylarına neden olmuştur. Ahiler tüm olumsuzluklara rağmen hem Beylikler döneminde hem de kuruluşuna zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti döneminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ahilerin toplumsal gruplarla ilişkileri kapsamında, kendi döneminde bulunan dini zümreler ile ilişkileri incelenmiş, özellikle Ahilerin Yesevilik ve Evhadilik ile bağı, Bektaşilik'in kurucusu Hacı Bektaş ile Babailer lideri Baba İlyas'ın Ahi Evran ile dostluğu belirtilmiştir. Babailer isyanının siyasi ve ekonomik nedenleri, Babailerle Ahilerin ilişkileri incelenmiştir. Mevleviler ile Ahilerin kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz ilişkileri anlatılmıştır. Kalenderilik mensuplarıyla Ahilerin ilişkileri açıklanmıştır.

AhilerAnadolu SelçuklularıDevlet+5
Osman Savaş Çetiner
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meşruiyet ve meşruiyet temelinde TBMM'ne atfedilen mütalâa ve değerlendirmeler (1920-1923)

Meşruiyet; meşru olma, kanuna uygun bulunma demek olup, iktidar sahibinin veya prensipler sisteminin haklılığı, siyasî iktidarın halkın rızasına ve tasvibine dayandırılması durumudur. Bu temelde vatan ve namusun muhafaza edilmesi amacıyla ülkenin muhtelif yerlerinde askerî ve silahlı direniş teşkilâtları oluşturulmuş, kongreler toplanmıştır. Millet ve milliyet kavramları Türk tarihinin ve kültürünün kaçınılmaz bir gelişmesi neticesinde yavaş yavaş siyasî bir kavram şekline bürünmüştü. Bu durum, ülke sınırları dâhilinde bulunan insanları hürriyet ve istiklâl fikri etrafında birleştirmiştir. Son Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin 16 Mart 1920 tarihindeki İstanbul'un fiilen işgali üzerine çalışamaz hâle düşmüş, Mebuslar Meclisi'nin 11 Nisan 1920 tarihinde resmen feshedilmesi ülkede meşrutiyet idaresinin kaldırılarak millet temsilcilerine dayanmayan bir keyfî idare hükûmetinin çalışmasına imkân vermiştir. Türkleri millî iradesini dile getirecek bir resmî müesseseden mahrum bırakmıştır. Bu çalışma ile meşruiyet temelinde Türk İstiklâl Savaşı'nı sevk ve idare eden TBMM'ne yöneltilen mütalâa ve değerlendirmeler incelenmiştir. TBMM, siyasî iktidarın varlık sebebinin halk için akıllıca iş gören bir anlama kavuşturulduğu, halkın rızası ve onayına dayanan, toplumsal mutabakatı yansıtan bir organ olmuş, milletin tek temsilcisi sıfatıyla kuvvetler birliği sistemini benimsemiş, yeni bir Türk Devleti'nin esaslarını belirlemiş ve İstiklâl Mücadelesi'nin sevk ve idare edeni olmuştur. Meclisin kendi üyeleri tarafından meşru hakkın elde edilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplanılması; "…Dört tarafta memleketimizi, vatanımızı muhat olan tehlikenin önünde aslanlar gibi dikilmek ve hain din düşmanlarımızın karşısında tarihimize, ecdadımıza lâyık bir evlât olduğumuzu ispat etmek… …Bizi buraya sevke saik olan sebebi yegâne istihlası vatan endişesidir…" şeklinde ifade edilmiştir.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiMeşruiyet+5
Okan Cesur
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Urartu mimarisi

Adına ilk kez Asur kaynaklarında rastladığımız Urartu Krallığı, M.Ö. 13. yüzyılın ilk çeyreğinden M. Ö. 6. yüzyılın başlarına kadar tarih sahnesinde varlığını korumuştur. M. Ö. 8. yüzyılın başlarından itibaren ise, çekirdeğini Van Gölü ve çevresinin oluşturduğu, batıda Fırat, kuzeyde Kars Platosu-Sevan Gölü, Doğu'da Urmiye Gölü ve güneyde Toros Dağlarının çevrelediği bölgede hızlı bir gelişim göstermiştir. Urartu Krallığı, egemenlikleri altında olan bölgelerde kültürlerinin kalıcı eserlerini bırakmışlardır. Hâkim oldukları bölgenin zorlu coğrafyasına rağmen inşa ettikleri mimari yapıların kalıntıları, günümüze kadar gelmeyi başarmış, krallığın yaşamını canlandırmamıza yardımcı olmuştur. Bölgenin coğrafi yapısındaki sorunlara, adeta bir çözüm niteliğinde inşa edilen Urartu kaleleri, bölgenin stratejik kilit noktalarını kontrol altında tutacak biçimde inşa edilerek, aynı zamanda askeri bir üs görevi görmektedir. Urartu Krallığı, ele geçirdiği bölgelerde güçlü bir savunma sistemi oluşturarak, sürekli ve özgün bir mimari gelişim sergilemiştir. Bu mimari gelişim Urartu yaşamının her alanında kendini göstermektedir. Bu çalışmada Urartu mimari yapıları, askeri, dini ve sivil mimari başlıkları altında gruplandırılarak konum, işlev ve plan bakımından değerlendirilmiştir. Böylece yapı grupları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır.

Dini yapılarEski ÇağEski Çağ tarihi+5
Selvi Canpolat
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00