
11
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kur'an'ın felsefi okunuşu -ibn-i Rüşt örneği-
Bu çalışma iki temel üzerine araştırma yapmayı hedeflemektedir: Birincisi Ebu'l-Velid İbn Rüşd'ün (ö. 595/1198) felsefi tefsir faaliyetinin teorik ve ilkesel zeminini incelemek, ikincisi ise Kur'ân'ın tefsiri için gerekli gördüğü yaklaşımının genel ilkelerini kullandığı pratik zemini ortaya çıkarmaktır. Bir başka ifadeyle İbn Rüşd'ün düşüncesindeki felsefi tefsir, sadece teori sunmamakta aynı zamanda metni tarihsel ortamında yaşanan olay ve önemli durumlar ile ilişkilendirerek yorumlamayı da gerekli kılmaktadır. Bu da felsefi tefsirin pratik zeminini teşkil etmektedir. İbn Rüşd, Kur'ân'ın kastetmediği, yanlış veya toplumun akidesini sarsacak terimler ortaya koymaktan kaçınılması gerektiğini savunur. Nitekim onun gerçekleştirmek istediği temel hedefler akideyle çok ilişkilidir. Bu minvalde İbn Rüşd'ün en temel hedefinin din ile toplumun birbirinden uzaklaşmasını engellemek olduğu söylenebilir. Bu durum bir yönüyle tefsir ilmine atılacak adımlarla, diğer yönden müfessirin zihninde felsefi açıdan metodolojik temellerin oluşmasıyla sağlanabilir. Dolayısıyla İbn Rüşd hem bir müfessir olarak "Tefsir Usulü" hem de felsefeci kimliğiyle "Felsefe Usulü" meselelerini birlikte ele alan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Müfessir yönüyle İbn Rüşd, Kur'ân âyetlerinin maksadı dışında yorumlanmasına mani olmayı hedeflerken, filozof yönüyle de şeriatta gerekli olan hususları yorumlamaya çalışmıştır. Bunun için geliştirdiği felsefi tefsir yaklaşımının pratik yönlerini de Kur'ânî delillerle ortaya koymuştur. Araştırmamız, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölüm "Felsefi Tefsirin Doğuşu"nu ve "Felsefi Tefsiri Ortaya Çıkaran Amiller"i konu edinmektedir. İkinci bölümde "İbn Rüşd'ün Kur'ân'ı Anlama Yöntemi" ve "Din ve Felsefeyi Uzlaştırma Metodu" ele alınmaktadır. Tezin bir ve ikinci bölümü, felsefi tefsire yaklaşımın kökenleri üzerine teorik bir çalışmadır. Üçüncü bölüm ise "İbn Rüşd'ün Felsefi Tefsiri Kur'ân'a Uygulaması" konusunu içermektedir. Dolayısıyla bu son bölüm, Kur'ân'ı tefsir etme konusunda pratik bir çalışmayı ihtiva etmektedir. Anahtar Kelimeler: Felsefi Tefsir, İbn Rüşd, Din ve Felsefe İlişkisi, Te'vil, Burhânî Metot, Aklî Kıyas.
İngiliz oryantalizminde Kur'an ayetlerinin tarihlendirilmesi
Kur'an araştırmaları alanında 'Kur'an ayetlerinin tarihlendirilmesi' batı ve İslâm dünyasında önem verilen temel konulardandır. Bu tez ise İngiliz oryantalistler tarafından Kur'an ayetlerinin nasıl tertip edildiğini araştırmaktadır. Ayetlerin kronolojisinde kullandıkları yöntemleri ve tercihleri tespit etmek araştırmanın temel gayesidir. Tez üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde batıda Kur'an kronolojisi çalışmalarının doğuşu ve gelişimi hakkında bilgi verilmektedir. Bunun yanında bir bütünlük oluşturması açısından İslâm dünyasındaki Kur'an kronolojisi çalışmalarına yer verilmektedir. İkinci bölüm Kur'an kronolojisi hakkında çalışmalara sahip olan beş İngiliz oryantalistin hayatlarından ve eserlerinden başlayarak Kur'an tasavvurları ele alınır. Aynı bölümde oryantalistlerin ayetlerin kronolojisine dair yaklaşımları analiz edilmektedir. Daha sonra İngiliz oryantalistlerin ayet tertip listeleri aktarılmaktadır. Üçüncü bölümde ise ayetlerin tarihlendirme yöntemleri kritik edilmektedir.
Kur'anda Medine Döneminde müşrikler ile olan ilişkiler
İslam toplumunun siyasi, sosyal ve dini açıdan şekillendiği bu dönemde, müşriklerle olan münasebetler; savaşlar, antlaşmalar, sosyal ilişkiler ve tebliğ faaliyetleri çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmada özellikle Bedir, Uhud, Hendek ve Huneyn savaşları ile Hudeybiye Antlaşması gibi kritik olaylar, ilgili Kur'an ayetleri üzerinden değerlendirilmiş ve ilahî mesajların tarihi olaylara nasıl yön verdiği ortaya konmuştur. Araştırmada, Kur'an'ın Müslümanların müşriklerle olan ilişkilerinde belirleyici rol oynadığı, savaş ve barış ilkelerinin vahiy merkezli şekillendiği, aynı zamanda müminlerin dostluk ve düşmanlık ilişkilerinde iman esasının öncelikli kılındığı vurgulanmaktadır. Hz. Peygamber'in stratejik tutumu, sabrı, adaleti ve ilahi yardıma olan güveni, Kur'an ayetleriyle desteklenen bir eğitim süreci olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Medine dönemindeki müşriklerle ilişkilerin Kur'an eksenli analizi, günümüz Müslümanlarının toplumsal ve dini ilişkilerine ışık tutacak önemli çıkarımlar sunmaktadır. Kur'an bağlamında ele alınması gerektiğini aynı zamanda evrensel ilkelere dayandığını göstermekte; tevhid inancının bu ilişkilerde temel belirleyici olduğunu vurgulamaktadır. Çalışmanın kavramsal çerçevesinde, tevhid kavramının Kur'an'daki anlamı, ulûhiyette ve Rubûbiyyette tevhid olmak üzere iki ana başlıkta detaylandırılmıştır. Yine müşriklerin şirk inancı ve bu inanca karşı Kur'an'ın verdiği tepkiler, ayetler ışığında analiz edilmiştir. Bu çalışma giriş, kavramsal çerçeve ve üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde müşrikler ile savaş ve savaş ile alakalı hükümler ele alınarak tefsir perspektifinde araştırma yapılmıştır. İkinci bölümde, müşriklerle siyasi ve diplomatik ilişkiler ele alınarak ilgili görülen hükümlerin inceleme ve araştırması yapılmıştır. Üçüncü bölümüne ise müşrikler ile dinî ve içtimaî hükümler ele alınarak ilgili görülen ayetlerin tefsirlerden incelemesi yapılmıştır.
Kur'an'da kadınla ilgili kelimelerin semantik tahlili
Herhangi bir metnin anlaşılması ve açıklanması için o metinde yer alan kelime ve ifadelerin manasının doğru tespit edilmesi gerekir. Kur'ân-ı Kerîm de anlaşılmak için Yüce Allah tarafından insanlığa gönderilmiş bir hidayet rehberidir. Bu sebeple Kur'an'ın dünya görüşünü ve ilâhi murâdı anlamak, Kur'an kavramlarının delalet ettiği manaları ortaya çıkarmaya bağlıdır. Kur'an'ın anlaşılmasına yönelik son dönemlerde başvurulan yöntemlerden birisi semantik yöntemdir. Semantik, "bir dilin anahtar kelimeleri üzerindeki tahlili çalışma" şeklinde tanımlanmıştır. Bu yöntem sağlam kriterlere dayandığı için Kur'an lafızlarının işaret ettikleri manaların tespitinde sıklıkla kullanılan bir metottur. Kur'an'da kadını ifade etmek için birçok kavram kullanılmıştır. İmrae, ünsâ, nisâ, zevc vs. bu kavramlardan birkaçıdır. Bu çalışma Kur'an'da kadının kavramsal ifade ediliş şeklini irdeleyerek İslam'ın kadın tasavvurunu ve ona yüklenen toplumsal rolleriyle ilgili olarak ortaya koyduğu esasları Kur'an'dan hareketle doğru anlamayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, kadın, semantik, kelime
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ve Süleyman Ateş'in tefsirinin Kur'ân ilimleri açısından karşılaştırılması
Kur'ân-ı Kerîm, tüm insanlığa ve zamana gönderilmiş evrensel bir kitaptır. Bu sebeple vahyedildiği günden kıyamete kadar doğru bir şekilde anlaşılması, yorumlanması ve hayata geçirilmesi için birçok çalışma yapılmış, eserler ve ilimler ortaya konulmuştur. Özellikle tefsir ve ulûmü'l Kur'ân ilimlerinde Kur'ân-ı Kerîm'in murad-ı ilâhîye uygun anlaşılması ve anlatılması amacıyla İslâm âlimleri binlerce eseri İslâm kültürüne kazandırmışlardır. Bununla beraber Kur'ân ilimleri müfessirlerin tefsir yazımında önem verdikleri bir konudur. Çünkü bu ilimlerin her biri gerek kavramsal gerek bağlam gerekse olay bakımından âyetlerin anlaşılmasına da oldukça faydalı olmuştur. Ülkemizde cumhuriyet döneminin başlangıcında Elmalılı M. Hamdi Yazır tarafından yazılan Hak Dini Kur'ân Dili ile son zamanlarda yazılmış en kapsamlı tefsirlerden olan Süleyman Ateş'in Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsir'i bu eserler arasında öne çıkmış önemli iki tefsirdir. Bu çalışmada modern asırda farklı zamanlarda yaşamış iki müfessirin Kur'ân-ı Kerîm'in tefsirinde kullandıkları Kur'ân ilimleri, ilgili âyetlere yapmış oldukları yorumlar, açıklamalar üzerinden mukayeseli olarak ele alındı. Ulûmü'l Kur'ân ilminin âyetlerin anlaşılması noktasında önemi vurgulanmaya çalışıldı. Bu çalışmanın sonucunda her iki müfessirin de âyetlerin tefsirinde Kur'ân ilimlerinden geniş bir biçimde istifade ettikleri ancak, klasik dönemden itibaren tartışılan ilimlerde yaklaşım olarak farklılaştıkları saptanmıştır. Elmalılı, tefsirinde bu ilimlerden klasik anlayışın hâkim olduğu bir yaklaşımla istifade etmiştir. Ateş ise klasik anlayışa eleştirel olarak yaklaşan modern tefsir anlayışıyla bu ilimleri ele almıştır. Bu farklılıkta her iki müfessirin zamanının ihtiyaçlarını ve gelişmelerini dikkate almaları etkili olmuştur. Bununla beraber vücûh ve nezâir ilminde ise her iki müfessirinde aynı yaklaşıma sahip oldukları gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Ulûmü'l Kur'ân, Elmalılı Hamdi Yazır, Süleyman Ateş, Mukayese
El-Beyzâvî tefsirinde kıraatlerin tefsire etkisi: Bakara ve En'âm Sûreleri örneği
Yüce Rabbimiz, insanlara cenneti kazandıracak rehber kitap olarak Kur'ân-ı Kerim'i göndermiştir. Kur'ân-ı Kerim'i insanlara zorluk olarak göndermediğini, aksine sakınanlar için bir öğüt olarak indirdiğini ilahi kelamında bizlere açıklamıştır. Kullar da bu ilahi kelamı anlamak, daha iyi kavramak ve insanlara daha iyi anlatıp hidayeti daha kolay bulmalarını sağlamak amacıyla birçok eserler kaleme almışlardır. Bu eserlerin bazıları Kur'ân-ı Kerim'i daha iyi anlamaya yönelik olan Tefsir eserleri, bazıları Kur'ân-ı Kerim'i daha iyi okuyabilmek için kıraat ve tecvit eserleri gibi Kur'ân-ı Kerim'in ışığında birçok ilim dalı ortaya çıkmıştır. Bu ilim dallarının birbirine etkileri oldukça fazladır. Birbirini tamamlayan ilimlerdir. İlk dönemlerden itibaren ayrı ilim dalları olarak değerlendirilen tefsir ve kıraat ilimleri aslında birbirleriyle iç içedirler. İlk dönem tefsir eserlerine bakıldığında bu açıkça görülebilmektedir. Birbiriyle bu kadar bağlantılı olan bu iki ilim birbirine anlam bakımından yardımcı konumundadır. Kur'ân'ın, çağlar ötesi mesajlarının kullara doğru bir şekilde ulaşması, onun doğru okunması ve anlamının doğru açıklanması yani tefsir edilmesi ile mümkün olmaktadır. Bu mesajların anlaşılıp, açıklanması konusunda kıraat ilminin payı da pek büyüktür. Geçmişten beri insanlar Kur'ân-ı Kerim'i anlamanın yanında onun okunuş ve mûsikî alanına ilgi göstermişlerdir. Bu alan da genel çerçeve de kıraat ilmiyle alakalı olmaktadır. Bu araştırmada Hicrî 7.asrın büyük âlimlerinden olan büyük müfessir Beyzâvî (ö. 685/1286)'nin tefsiri olan Envârü't-Tenzîl ve Esrârü't-Te'vîl'de Bakara ve En'âm Sûreleri özelinde kıraatlerin tefsire etkisi incelenmiştir.
Kur'ân'da insanların ilâh olarak edindikleri objeler
Cenâb-ı Allâh, ilk insan Hz. Âdem'i yeryüzüne indirdiğinde, kendi emir ve yasaklarını ilk peygamber olarak yine Hz. Âdem'e iletmiştir. Dolayısıyla Allâh-u Teâlâ, akıl ve irade ile donatarak yarattığı insanı başlangıçtan beri başıboş bırakmamıştır. Yaratılışının gayesini bilsin diye insanlara elçiler göndermiştir. İçinde yaşadığı evrenin bir yaratıcısı olduğuna ve dünya hayatından sonra bir hayat olduğuna inanan her bireyin en önemli hedefi, bu yaratılışın gayesini bilmek ve sonraki hayatta daha iyi bir yaşama sahip olmak olması kaçınılmazdır. Bu hedefi gerçekleştirmenin başlangıcı ve anahtarı Yüce Yaratıcıyı doğru şekilde tanımaktır ki buna "Tevhîd" inancı denilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'in bütünlüğü içerisinde incelendiğinde görülecektir ki ilâhî kurallar bütünüyle gerçekleştirilmek istenen nihâ-i hedef, "tevhîd" inancını kökleştirmek ve bu inanca göre insan hayatını şekillendirmenin ifadesi olan kemâl derecesine (insân-ı kâmil'e) insanı ulaştırmaktır. Allâh'ın kendisini tanıttığı şeklin dışındaki bir ilâh inancıyla bu hedefin gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu nedenle Allâh, insanlık tarihi boyunca insanların tevhîd inancından sapması sonucu ilâh olarak edindikleri objeleri ve insanlık tarihi boyunca insan topluluklarının bâtıl tanrı anlayışlarını ilâhî mesajına almıştır ki, bundan sonra insanlar aynı hatalara düşmesinler. Bu araştırmada, ilk topluluklardan İslâm'ın gönderildiği dönemdeki müşrik Arap topluluklarına kadar, Kur'ân'da adı geçen "insanların ilâh olarak edindikleri objeler" İslâm'ın Tevhîd inancına göre değerlendirilerek bir arada incelenmiştir. Toplumların Allâh inancından sapma şekilleri sebepleriyle araştırmaya konu edilmiştir. Günümüz modern toplumunda şekil değiştirerek bu tür inançların yeniden neşv-ü nema bulmaması için, geçmiş topluluklarda çoğu zaman tevhîd inancından evrilerek oluşan bâtıl tanrı anlayışlarının bilinmesi lüzumu açıktır. Bu sebeple Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan bu hususların bir çalışma ile bir arada verilmesi faydalı olacaktır. Bu araştırma bunu gerçekleştirme amacını taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tevhîd, Müşrik, Put
Kur'ân'ın câhiliye devrindeki kız çocuk algısını ıslahı
İslâm öncesi Arap yarımadasında kadınlar, kız çocukları, köleler ve maddi olarak zayıf olanlar ikinci sınıf insan durumundaydılar. Câhiliye döneminde erkek sayısının fazlalığı gücü temsil etmekteydi. Savaş ve baskında erkeğe olan ihtiyaç çok fazla idi. Kabileler arası baskın ve savaşlarda kadınlar savaşabilecek durumda değillerdi. Üstelik kabilenin yenilmesi ile kadınlara köle olarak el konulması kadının kabilesi için utanç verici bir durumdu. Kız çocuklarının ve kadınların herhangi bir baskında karşı tarafın eline geçmesi namus meselesi haline gelir ve kaybeden kabile için büyük utanç meselesi olurdu. Bu yüzden doğan her bir kız çocuğu potansiyel utanç meselesi demekti. İslâm'ın gelişiyle beraber kadın insan olması hasebiyle erkek ile aynı yere konumlandırılmıştır. İslam'dan önce mal gibi mirasa konu olan kadın artık mirasta pay sahibi olmuştur. Sosyal hayattan izole edilen kadın Peygamber (s.a) döneminde oldukça aktif olmuştur. Çocuk öldürmek her kabilenin her üyesinin uyguladığı bir durum olmasa da, Kur'ân'ın bu duruma karşı çıkışı bize bu sayının göz ardı edilemeyecek kadar fazla olduğunu göstermektedir. Kur'ân, kız çocuğu sahibi olan babanın yüzünün aldığı hali tasvir ederken yaptıklarının yanlış olduğunu ve çocuklarını öldürenlerin ciddi bir ceza ile cezalandırılacaklarını belirtmektedir. Allah, hem çocukların hem de çocuklarını öldüren ebeveynlerin rızıklarını kendisinin verdiğini hatırlatmaktadır. Çocuk öldürme olgusu genel anlamda yoksulluk ve namus endişesi yüzündendi. Bundan başka dinî gerekçeler, sosyal hayattaki baskı ve doğan çocuğun kusurlu doğması da çocukların öldürülmeleri için yeterli sebep olabilmekteydi. Allah, Kur' ân'da kız çocuğunun öldürülmesini sert bir dille eleştirmekte, bunu yapanların kesinlikle cezalandırılacaklarını bildirmektedir.
Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir-i kebir'i ve İsrâiliyât
Mukâtil b. Süleyman'ın yaşadığı dönem henüz İslamiyet'in Horasan'da yeni yayılmaya başladığı dönemdir. Müellif, dini ve fikri çatışmaların ve karışıklıkların olduğu dönemde yaşamıştır. Mukâtil b. Süleyman'ın ilmi şahsiyetinde öne çıkan özelliği tefsirci olmasıdır. Mukâtil b. Süleyman tefsir tarihinde ilklerden olmasına rağmen tefsir kitaplarında yer verilmemesinin bazı nedenleri bulunmaktadır. Bunlardan biri rivayetlerinde kaynak belirtmemesi, diğeri ise her rivayeti ayırt etmeksizin tefsirine almış olmasıdır. Dolayısıyla bu esnada İsrailiyata ilişkin bilgilerin de onun tefsirinde yer aldığı belirtilmiştir. Araplar semavi kitapları olmayan, göçebe yaşayan, okuma yazma bilmeyen bir toplumdular. Bilmedikleri konularda bir şeyler öğrenmek istedikleri zaman Yahudilere ya da Hıristiyanlara başvurmaktaydılar. O dönemde ise Araplar arasında göçebe yaşayan Yahudi toplulukları bulunmaktaydı. Bu kişilerin bildikleri malumatlar, Araplar arasında yayılmış, daha sonra İslamiyet'i kabul etmeleri ile birlikte bu malumatların İslamiyet'e ve İslam kültürüne karışmasına neden olmuştur. Yapılan araştırma sonucunda Mukâtil b. Süleyman 'ın Tefsir-i Kebir'inde İsrailiyata ilişkin rivayetlerin oldukça fazla bulunduğu tespit edilmiştir. Bu rivayetler daha çok kıssaların anlatıldığı bölümlerde görülmekte iken, bunun dışındaki yerlerde de ayetlerin nuzül sebepleri ile ilgili doğrudan şahıs ve olayları konu alması şekliyle de görülmektedir. Bu rivayetlerde İslam'a uygun olanlar olduğu gibi uygun olmayanlarında bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak burada yapılan değerlendirmelerde DİB ve İbni Kesir tefsiri gibi kaynaklarla karşılaştırmalar yapılarak yalnızca rivayetlerin İsrailiyat içerip içermediği üzerinde durulmuş, İslam'a uygun olup olmaması açısından bir değerlendirme yapılmamıştır. Müellifin eserinde karşılaşılan İsraili rivayetlerden ilk zamanlarda faydalanılıyor iken, sonraki dönemlerde pek fazla dikkate alınmamış, hatta bazı tefsir kitaplarında adına dahi yer verilmediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mukâtil b. Süleyman, Tefsir-i Kebir, İsrailiyat
Ruhu'l-Beyan tefsirinde kıraat farklılıklarının manaya etkisi
Bu çalışmada, Bursevî'nin Ruhu'l-Beyan tefsirinde okunuş farklılıklarına değinilen ayetler tespit edilerek bunların manaya yansımaları gösterilmiştir. Ayrıca yazarın okunuşunu verip hangi kıraate ait olduğunu bildirmediği ayetlerin hangi imamlar tarafından farklı okunduğu ilgili kaynaklardan tespit edilerek kayda geçirilmiştir. Bununla birlikte anlam bütünlüğü sağlamak ve farklı okunuşun anlam üzerindeki tesirini tam yansıtabilmek adına, yer yer, ayetlerin siyak ve sibakları da dikkate alınarak değerlendirmeleri yapılmıştır. Aynı şekilde, ilgili ayetteki kıraat faklılığının anlama etkisini yansıtabilmek adına farklı müfessirlerin konu hakkındaki değerlendirmelerine de, ihtiyaç duyuldukça, yer verilmiştir.
Süleyman Ateş'in Ahkâm Âyetlerine bakışı
Kur'ân-ı Kerim'in âyetlerini konularına göre itikad, ahlâk, ahkâm ve kıssalar olmak üzere temelde birkaç bölüme ayırabiliriz. Kur'an'ın ahkâma dair âyetleri de ibadât, muâmelât ve ukûbât olmak üzere fıkhî açıdan üç kısımda kategorize edilmiştir. Kur'an, İslâm tarihi boyunca çeşitli usullerde tefsir edilmiştir. Bu çalışmalar genel olarak rivâyet tefsiri ve dirâyet tefsiri olmak üzere iki ana başlık altında ele alınıp incelenmiştir. Tefsir alanında yaptığı çalışmalar ve yetiştirdiği öğrenciler açısından önemli ilim adamlarından birisi de Süleyman Ateş'tir. Bu çalışmada Süleyman Ateş'in "Kur'ân-ı Kerim Tefsiri" isimli eseri bağlamında ahkâm âyetlerine getirdiği yorumlar, âyetleri açıklama yöntemi ve bu âyetleri nasıl değerlendirdiği incelenmiştir. Süleyman Ateş, tefsirinde belli bir mezhebi taklit etmeyip, konu ile alakalı özgün görüşler zikretmiştir. Ateş, ahkâm âyetlerini tefsir ederken bazen önceki müfessirlerin görüşünü naklederek bu görüşlerden birini tercih etmiş bazen de kendisi geleneğin aksine farklı bir görüş ileri sürmüştür. Hadislere de temkinli yaklaşan Ateş, Kur'an'a aykırı rivâyetleri nedenleri ile tenkide tabi tutmuştur. Eserinde meselelerin fıkhî tafsilatına da yer vererek, ahkâm ile ilgili âyetlerin açıklamalarını yaptığı bölümlerde sadece âyetlerin fıkhî boyutunu ele almamış, aynı zamanda bu âyetlerden çıkarılabilecek mesajlara da yer vermiştir.