Isparta University of Applied Sciences
Anabilim Dalı

Tarımsal Biyoteknoloji Anabilim Dalı

Isparta University of Applied Sciences

231

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arap Kızı yerel elma çeşidinde polifenol oksidaz enziminin saflaştırılması, karakterizasyonu, bazı killerle immobilizasyonu ve inhibisyon etkilerinin incelenmesi

Isparta ilinde yetiştirilen yerel elma çeşidimiz olan Arap kızı elmasından (Malus domestica) polifenol oksidaz enzimi (PPO) saflaştırılmıştır. Polifenol oksidaz enzimi fosfat tamponunda izole edildikten sonra amonyum sülfat çöktürme, diyaliz ve Sepharose 4-B-L-tirosin-p-aminobenzoik asit afinite jelinin ardarda kullanılmasıyla saflaştırılmıştır. SDS-PAGE ile enzimin molekül ağırlığı hesaplanmıştır. Optimum pH ve sıcaklık değerlerini belirlemek için farklı pH değerlerinde (4.5-9.0) ve farklı sıcaklık aralığında (10-45◦C) üç farklı substrat kullanılarak aktivite ölçümleri yapılmıştır. Arap kızı PPO enziminin farklı substratlara karşı KM ve Vmax değerleri Linewear-Burk yöntemi ile katekol substratı için 50 mM ve 2500 U/mLdak; 4-metil katekol substratı için 2 mM ve 2000 U/mLdak; pirogallol substratı için 6 mM ve 10000 U/mLdak olarak bulunmuştur. Pirogallol substratının Arap kızı PPO enzimi için en uygun substrat olduğu belirlenmiştir. Pirogallol substratı için optimum pH 8.5 ve optimum sıcaklık 10◦C olarak bulunmuştur. Saflaştırılan PPO enziminin üç farklı kile (kırmızı, yeşil ve beyaz) immobilizasyonu gerçekleştirilmiştir. PPO enziminin immobilize edildiği ve ölçüm sırasında eklendiği serbest enzim için inhibisyon tipleri, IC50 ve Ki değerleri belirlenmiştir. Hem immobilize enzim hem de serbest enzim için en etkili inhibitörün beyaz kil olduğu belirlenmiştir.

BiyoteknolojiElmaIsparta+4
Özge Millioğlu
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kabarla çilek çeşidinden glutatyon s-transferaz ve glutatyon reduktaz genlerinin izole edilmesi ve karakterizasyonu

Abiyotik ve biyotik stresler sonucu bitkilerde reaktif oksijen türleri (ROS) artmaktadır. ROS'lar hücre içi maddeler ve hücre zarı ile etkileşime girerek bitkilere zarar vermektedir. ROS'lar ile mücadele etmek için bitkilerde enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidan sistemleri vardır. Glutatyon reduktaz (GR) ve glutatyon s-transferaz (GST) antioksidan enzimlerindendir. Glutatyon reduktaz oksitlenmiş glutatyon (GSSG)'u indirgenmiş glutatyon (GSH)'a dönüştürür ve hücre içi GSH/GSSG dengesini sağlar. Glutatyon s-taransferaz ise hücre içi toksik maddelerin detoksifikasyonunu sağlamaktadır. Bitkilerde GR, GR1 ve GR2 olarak iki sınıf bulunurken GST'de tau, phi, lambda, teta, zeta, beta ve delta sınıfları bulunmaktadır. Streslerle başa çıkmak için son derece önemli olan bu enzimlerin sekans bilgileri çilek dahil omak üzere birçok bitkide araştırılmamıştır. Bu çalışmada Kabarla çilek çeşidinden GR ve GST antioksidan enzim genleri izole edilerek sekans bilgileri elde edilmiş ve karakterizasyonları yapılmıştır. Bunun için dejenere primerler dizayn edilerek PCR ile kısmi cDNA'lar çoğaltılmış ve tam uzunlukta nükleotidler elde edebilmek içinde 3' ve 5' RACE analizi yapılmıştır. Sekans sonuçlarına göre GR ve GST genleri sırası ile 2091 ve 1007 nükleotidden meydana geldiği, 557 ve 287 amino asitten oluşan açık okuma çerçevesine sahip oldukları saptanmıştır. Ayrıca izole edilen GR geni Pisum sativum, Medicago truncatula, Cicer arietinum ile GST geni Arabidopsis thaliana, Zea mays, Prosopis juliflora genleri ile yüksek oranda benzerlik göstermiştir. Moleküler düzeyde karakterize edilen bu genler gerek diğer türlerde benzer genlerin karakterizasyonu için gerekse de stres koşullarına karşı dayanıklı çilek çeşitlerinin geliştirilmesi için kullanılabilir.

Gülsüm Nur Çelik
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siyah banotu (hyoscyamus niger)'na ait kök kültürlerinde brassinosteroid (br) ve metil jasmonat (meja) uygulamalarının tropan alkaloidleri ile fenolik bileşiklerin birikimi üzerine etkileri

Bu araştırma siyah banotu bitkisine ait adventif köklere uygulanan 24-epibrasinolid (24-eBL) ile Metil jasmonat (MeJA) uygulamalarının kök gelişimi ile sekonder metabolit birikimi üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla farklı konsantrasyondaki 24-eBL (0.5, 1 ve 2 mg/l), hem tek olarak hem de 1 mM MeJA ile yapmış olduğu ikili kombinasyonlar halinde in vitro koşullarda elde edilmiş adventif köklere 14 gün süresince uygulanmıştır. Hasat sonrasında uygulamalara göre kökler, yaş kök ağırlığı, kuru kök ağırlığı, kök büyüme indeksi ile tropan alkaloidlerinden hiyosiyamin ve skopolamin ile fenolik madde içerikleri bakımından değerlendirilmişlerdir. Araştırma sonucunda en yüksek yaş ve kuru kök ağırlığı ile kök büyüme indeksi bakımından 2 mg/l 24-eBL; skopolamin ve kateşin birikimi için 1 mM MeJA + 2 mg/l 24-eBL kombinasyonu; hyosiyamin ve epikateşin birikimi için 1 mM MeJA + 1 mg/l 24-eBL kombinasyonu; toplam fenolik madde, gallik asit, vanilin, sinnamik asit, rosmarinik asit, kafeik asit, klorogenik asit birikimi için de 1 mM MeJA en uygun uygulamalar olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, 24-eBL ve MeJA uygulamalarının siyah banotu kök kültürlerinde tropan alkaloidleri ile fenolik bileşiklerin üretimini artırmaya yönelik olarak başarı ile kullanılabileceği belirlenmiştir.

İlknur Albayrak
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Biber (Capsicum annuum l.) genotiplerinin SSR markörleri ile genetik karakterizasyonu

Yapılan tez çalışmasında moleküler markörlerden biri olan SSR tekniği kullanılarak Capsicum annum çeşitleri arasındaki farklılıkların ortaya konması amaçlanmıştır. Biber Solanaceae familyasına ait tropikal ve subtropikal iklim kuşağında yetiştirilen bir sebze olarak bilinmektedir. Çalışmada kullanılan biber çeşitleri Akdeniz Bölgesinde yer alan Antalya ilinin çeşitli fide şirketlerinden temin edilmiştir. Toplamda 10 çeşit biber fidesi ile moleküler analiz çalışmaları yürütülmüştür. Bu amaçla biber çeşitlerine ait örnekler uygun koşullarda alınarak Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Laboratuvarında moleküler analizleri gerçekleştirilmiştir. SSR markörleri ile yapılan analizler sonucunda UPGMA metoduna göre biber çeşitleri 2 ana gruba ayrılmıştır. Birinci ana grup iki alt gruba ayrılmıştır. İlk alt grupta Vezir, Üçburun, Acıburun, Yükselince, Anadol, Serenad, Hayfa Şili yer almaktadır. İkinci alt grupta ise Jalomex yer almaktadır. İkinci ana grupta Ergenekon ve Kanyon yer almaktadır. Vezir- Üçburun ve Yükselince- Anadol çeşitleri benzer gruplar olup incelenen bölgeler bakımından aynı özellik göstererek birlikte gruplanmıştır. Ergenekon- Kanyon, Serenad- Hayfa Şili kendi aralarında benzerlik gösteren diğer daldır. En uzak benzerlik Jalomex ve Ergenekon arasında olup, ikinci uzak benzerlik Jalomex- Kanyon arasındadır. Toplam allel sayısının 162, spesifik allel sayısının 60 adet olduğu ve bant büyüklüğünün ise 164 ile 294 bç arasında değiştiği belirlenmiştir. Polimorfik bilgi içeriği (PBİ) 0,04 ile 0,89 arasında değişim göstermiştir. Türkiye'de biber türüne ait SSR bulguları, bölgede bundan sonraki ıslah çalışmalarına ebeveyn seçiminde bir basamak oluştururken, biber genotiplerinin yayılma alanlarının belirlenmesinde, genetik koleksiyonların karşılaştırılmasında, biber genotiplerinin karakterizasyonunda kullanılabilir.

Ezgi Cesur
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de pirinç biti sitophilus oryza(L.)(Curculionidae:Coleoptera) popülasyonlarında moleküler tanı yöntemleri kullanarak endosimbiyont bakterilerin belirlenmesi

Ökaryot organizmalardaki simbiyotik bakteriler oldukça konukçusu olduğu olduğu organizmada çok değişik etkiler gösterebilmektedirler. Birlikte evrilmeye bağlı olarak konukçu simbiyont ilişkileri obligat ya da fakültatif olarak düzenlenmiştir. Bu simbiyotik ilişki böceklerin yaşama kabiliyetlerini arttırmakta ve onlara esnasiyel amino asitleri, vitaminleri ve faydalı birçok bileşiği konukçusuna sağlamaktadır. Bunun yanında insenktisitlerin detoksifikasyonu, doğal düşmanlara karşı farklı savunma mekanizmalarının ortaya çıkması, sıcaklık gibi önemli bir stres faktörüne karşı toleransın arttırılması gibi faydalar da sağlayabilmektedir. Bazı böceklerin virüs taşıma yeteneklerini hem olumlu hem de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Moleküler biyoloji ve fonksiyonel genom bilim çalışmalarındaki hızlı ilerlemeler özellikle tarımsal ürünlerde zararlı olan böceklerin endosimbiyontlar ile kurdukları ilişkinin tam olarak aydınlatılmasında büyük önem arz etmektedir. Çalışma kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Zirai Mücadele Merkez Araştırma Enstitüsü'nden 6 adet Sitophilus oryzae (L.) popülasyonu alınmıştır. Söz konusu böcek türünde Wolbachia sp., Rickettsia sp. ve Spiroplasma sp. endosimbiyont bakterileri, sentetik primerler ve PCR metodu uygulanarak yoğunlukları belirlenmiştir. Buna göre; K5 popülasyonunda %0 Wolbachia sp., %66,6 Rickettsia sp. ve %0 Spiroplasma sp., E8 popülasyonunda %50 Wolbachia sp., %100 Rickettsia sp. ve %16,6 Spiroplasma sp., C4 popülasyonunda %33,3 Wolbachia sp., %66,6 Rickettsia sp. ve %0 Spiroplasma sp., saptanmıştır. A2 popülasyonunda %0 Wolbachia sp., %0 Rickettsia sp. ve %16,6 Spiroplasma sp., A3 popülasyonunda %33,3 Wolbachia sp., %33,3 Rickettsia sp. ve %16,6 Spiroplasma sp., A6 popülasyonunda %0 Wolbachia sp., %66,6 Rickettsia sp. ve %0 Spiroplasma sp. saptanmıştır.

Mehmet Oğuz Yaman
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hümik asitin tuz stresi altındaki domateste (solanum lycopersicum) bazı fizyolojik parametreler ve gen ifadeleri üzerine etkisi

Bu çalışma domates bitkisinde tuz stresinin etkisini belirlemek ve tuz stresi üzerinde hümik asit uygulamasının etkilerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla Kayra F1 domates çeşidine ait bitkiler 150 mM NaCl dozuna maruz bırakılmış ve 3 ml/l olacak şekilde hümik asit uygulaması gerçekleştirilmiştir. Çalışmada gövde yaş-kuru ağırlığı, kök yaş-kuru ağılığı, gövde-kök uzunluğu, prolin, klorofil, MDA ve iyon sızıntısı miktarları ile CAT, SOD, GR ve APX gibi antioksidatif enzim gen ifadeleri incelenmiştir. Çalışma sonucunda tuz+hümik asit uygulamasının tuz uygulaması ile kıyaslandığında gövde yaş/kuru ağırlığı, kök yaş/kuru ağırlığı, gövde/kök uzunluğu ve klorofil değerlerinde önemli düzeylerde artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, tuz uygulanan bitkilere hümik asit uygulanması ile iyon sızıntısı, MDA ve prolin değerlerinde azalmalar meydana geldiği saptanmıştır. Bu parametreler incelendiğinde tuz uygulamasının olumsuz etkilerine karşılık hümik asit uygulamasının olumlu etkisi gözlemlenmiştir. Çalışmada antioksidatif enzim gen ifadeleri değerlendirildiğinde, tuz stresi altındaki bitkilere hümik asit uygulamasının SOD gen ifadesinde farklılık oluşturmazken APX gen ifadesini artırdığı, CAT ve GR gen ifadelerini ise azalttığı saptanmıştır. Bu sonuçlar hümik asit uygulamasının stres ile ilişkili antioksidatif enzim genleri ve tolerans mekanizmaları üzerinde etkili olduğu ve bu etkinin olumlu olabileceği görülmüştür. Sonuç olarak, tuz stresinin yaşandığı koşullarda bitkilere uygulanacak olan hümik asitin tuz stresini azaltmada etkin rol oynayabileceği kanısına varılmıştır.

Cansu Ural
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı hasat dönemlerinin siyah banotu (Hyoscyamus niger) kök kültürlerinde tropan alkaloidleri ile fenolik bileşiklerin birikimi üzerine etkileri

Bu araştırma, siyah banotu (Hyoscyamus niger L.) bitkisinin yaprak saplarından elde edilen adventif köklerde farklı hasat dönemlerinin kök büyümesi ile sekonder metabolit birikimi üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla 1mM metil jasmonat (MeJA) içeren besin ortamlarında kültüre alınan adventif kökler, uygulamayı takip eden 1. günden başlayarak 30. güne kadar belirli aralıklarla 11 farklı dönemde hasat edilmiştir. Hasattan sonra kök büyüme kriterleri olarak köklerde yaş kök ağırlığı, kuru kök ağırlığı ve kök büyüme indeksi; sekonder metabolit kapsamında ise tropan alkaloidleri ile fenolik bileşikler incelenmiştir. Araştırma sonucunda, yaş ve kuru kök ağırlıkları ile kök büyüme indeksini içeren en yüksek kök büyüme değerleri 12. günden 30. güne kadarki dönemlerde hasat edilen köklerden elde edilmiştir. En yüksek skopolamin miktarı 15., 18. ve 21. günlerde hasat edilen köklerden elde edilirken, hiyosiyamin miktarı bakımından en yüksek değerler de 12. ve 15. günlerde hasat edilen köklerde tespit edilmiştir. En yüksek toplam fenolik bileşik miktarı da 19.33 mg/g değeri ile 15. günde hasat edilen köklerde belirlenmiştir. HPLC ile yapılan fenolik madde analizlerinde ise incelenen fenolik bileşiklerden ferulik asit, kafeik asit, o-kumarik asit, p-kumarik asit, rutin ve kuersetin köklerde tespit edilememiştir. Öte yandan gallik asit, kateşin, epikateşin, vanilin, sinnamik asit, rosmarinik asit ve klorogenik asit miktarlarının hasat dönemlerine bağlı olarak önemli değişiklikler gösterdiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda 1mM MeJA uygulamasının ardından farklı dönemlerde hasat edilen köklerde incelenen bütün kriterler bakımından en yüksek değerlerin elde edildiği 15. günün, 1 mM MeJA uygulaması yapılmış siyah banotu adventif kökleri için en uygun hasat dönemi olduğu belirlenmiştir.

Hikmet Deveci
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kayısı çeşitlerinin SSR belirteçleriyle moleküler karakterizasyonu

Kayısı, Rosaceae (Gülgiller) familyasında yer almakta olup, Prunus armeniaca L. olarak isimlendirilmektedir. Türkiye dahil birçok ülkede ve farklı iklim koşullarında yaygın olarak yetiştirilen bir meyvedir. Bu çalışmada, Mersin Mut Topluca köyü çiftçi bahçelerinden temin edilen 7 farklı kayısı çeşidinde SSR belirteç tekniği kullanılarak kayısı çeşitleri arasındaki farklılıklar araştırılmıştır. SSR belirteçleri ile yapılan analizler sonucunda kayısı çeşitleri NTSYS-pc programı kullanılarak UPGMA yöntemi ile gruplandırılmıştır. Analiz sonucunda kayısı çeşitleri arasında iki ana grup ortaya çıkmıştır ve bu iki grubun benzerlik katsayıları 0.677-0.938 arasında değişim göstermiştir. İlk ana grup kendi içinde alt gruplardan meydana gelmiştir. Birinci alt grupta Iğdır Şalağı, Septik ve Şekerpare, ikinci alt grupta ise İtalyan Tokalı ve Çağataybey yer almıştır. İkinci ana grup 2 alt gruba ayrılmıştır. İlk alt grupta Al, ikinci alt grupta, Bebeko yer almıştır. Iğdır şalağı ve Septik çeşitleri birbirinden ayırt edebilecek polimorfizmler üretilememiş ve bu nedenle iki çeşit bir arada gruplanmıştır. Iğdır şalağı, Septik ve Şekerpare; İtalyan tokalı ve Çağataybey; Al ve Bebeko arasında yakın korelasyon olduğu gözlemlenmiştir. En düşük benzerlik değeri Al ile İtalyan tokalı arasında 0.677 olarak tespit edilmiştir. En yüksek benzerlik katsayısı değeri (0,9389) Septik ve Iğdır Şalağı çeşitleri arasında belirlenmiştir. Bu veriler ışığında, Türkiye'de yetiştirilen kayısı çeşitlerine ait olan SSR bulguları, ülkede yapılan ıslah çalışmaları için ebeveyn seçiminde önemli bir basamak oluşturabilir. Ayrıca, kayısı çeşitlerinin yayılım alanlarının belirlenmesi, genetik koleksiyonların karşılaştırılması, kayısı genotiplerinin karakterizasyonu için kullanılabilir.

Genetik belirteçlerGenotipKayısı+1
Ferhat Ehliz
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aspir tohumlarında yaşlanma hasarını azaltmak için priming uygulamalarının etkilerinin incelenmesi

Mevcut çalışma, hızlandırılmış yaşlandırma testi (HYT) sonrasında priming uygulanmış, uygulanmamış ve kontrol tohumlarında, tohumların çimlenme değerleri ve biyokimyasal içerikleri ve antioksidant enzim aktivitelerindeki değişimleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Montola 2000 ve Linas çeşitlerine ait tohumlar kullanılmıştır. HYT uygulamaları tüm aspir tohumlarında 43°C'de 72 s süreyle yapılmıştır. HYT testinden sonra tohumların bir kısmına %3'lük askorbik asit, %2'lik CaCl2 ve %0.1'lik glutatyon çözeltileri ile priming uygulamaları yapılmıştır. HYT uygulanmamış tohumlar (kontrol), priming ve HYT uygulanmış tohumlar 25°C'de 14 gün boyunca çimlendirme testine alınmış, çimlenme yüzdesi, ortalama çimlenme süresi, normal ve anormal fide yüzdeleri belirlenmiştir. Biyokimyasal ve antioksidant enzim aktivitelerindeki değişimleri belirlemek için 9 parametredeki değişimlerle birlikte superoksit dismutaz ve peroksidaz aktiviteleri de incelenmiştir. Sonuçlara ait veriler varyans analizine tabi tutulmuş ve ortalamalar arasındaki farklılıklar ve önem dereceleri Duncan çoklu karşılaştırma testi ile belirlenmiştir (P<0.05). Kontrol tohumları, en yüksek çimlenme, normal fide oranları ile en düşük çimlenme süreleri ve anormal fide oranlarını göstermiştir. HYT uygulaması çimlenme ve normal fide oranlarını düşürürken; anormal fide oranı ve ortalama çimlenme sürelerini artırmıştır. HYT sonrası priming uygulanan tohumların çimlenme yüzdesi ve normal fide oranları artmış, anormal fide oranları azalmış fakat ortalama çimlenme süreleri ise azalmamıştır. Priming uygulamalarının HYT sonrasında tohumların biyokimyasal içeriklerine olan etkileri priming uygulamalarına bağlı olarak değişmiştir. Genel olarak priming uygulamaları tohumlardaki indirgenebilir şeker, serbest yağ asitleri, serbest aminoasit, malondialdehit ve hidrojen peroksit miktarlarını düşürmüş, fenolik madde ve protein miktarını ise artırmışlardır. Priming uygulamaları tohumlardaki toplam yağ ve flavanoid miktarlarına etki etmemişlerdir. Superoksit dismutaz aktivitesi priming uygulamaları ile düşmüştür. Peroksidaz aktivitesi ise uygulamalar arasında farklılıklar göstermiştir.

Mustafa Güler
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bor stresi altındaki domateste melatonin uygulamasının belirli fizyolojik ve moleküler düzeydeki etkilerinin belirlenmesi

Biyotik ve abiyotik stres faktörleri domates yetiştiriciliğine her yıl önemli ekonomik zararlar vermektedir. Melatonin, bitkilerdeki varlığı keşfedilmiş olan triptofan türevi bir bitki büyüme düzenleyicidir. Çok çeşitli bitkiler üzerinde yapılan çalışmalarda melatonin varlığı ile bitki stres toleransı üzerinde birçok bağlantı ortaya çıkarılmıştır. Ancak melatonin uygulamasının, bor stresi altındaki domates bitkisinde nasıl bir etki gösterdiği aydınlatılmamıştır. Bu tez çalışması kapsamında çok sayıda araştırmaya konu olan ve farklı abiyotik stres koşulları altında yüksek etkinliği olduğu tespit edilmiş olan helikaz, kalsiyum-bağımlı protein kinaz ve mitogen uyarıcılı protein kinaz ailelerinden, DEAD-BOX, CDPK, MAPK3 ile P5CS, ACS2, FeSOD, CAT2, GR1, APX1 antioksidatif savunma sistemi genlerinin ifadelerindeki değişim, melatonin hormonu varlığında B stresi altındaki domates bitkisinde incelenip, ilk kez bu çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, Kayra F1 domates çeşidi 1 ay süreyle Hoagland çözeltisi ile sulanarak yetiştirilmiş ve daha sonra 7.5 mM B(OH)3 şiddetinde bor stresine maruz bırakılmıştır. Bor stresi altında melatonin uygulaması ile kontrole göre bağıl su içeriğinde, MDA miktarında, prolin miktarında azalmanın, iyon sızıntısında ise artışın meydana geldiği görülmüştür. Sonuçlar incelendiğinde melatonin uygulamasının bor stresinin meydana getirdiği olumsuz sonuçları azaltıcı yönde etki gösterdiği saptanmıştır. Bor stresi altındaki bitkilerin antioksidatif enzim gen ifadeleri incelendiğinde ise, melatonin uygulaması ile kontrole göre, P5CS gen ifadesinde önemli bir farklılık gözlemlenmezken, ACS2 gen ifadesinde azalışa, DEAD-BOX, CDPK, MAPK3, APX1, CAT2, GR1, FeSOD gen ifadelerinde artışa rastlanılmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde stres ile ilişkili antioksidatif enzim gen ifadeleri ile melatonin uygulamasının etkileşimi bulunduğu gözlemlenmiştir. Tüm bu parametreler incelendiğinde bor stresi altındaki bitkilere melatonin uygulamasının bor stresini azaltmada etkili olabileceği kanısına varılmıştır.

Esra Acar
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeşil sentezle üretilen gümüş nanopartiküllerinin karakterizasyonu ve Gentiana lutea L. kök kültürlerinde kök büyümesi ile iridoid, sekoiridoid ve ksantonların birikimi üzerine etkileri

Bu araştırma, sarı centiyan (Gentiana lutea L.) bitkisine ait köklere uygulanan yeşil sentezle elde edilmiş gümüş nanopartiküllerinin (AgNP'lerin) kök gelişimi ile sekonder metabolit birikimi üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla farklı konsantrasyondaki (4, 8, 12 ve 16 mg/l) AgNP'ler in vitro koşullarda çoğaltılmış köklere 2, 4 ve 6 gün boyunca uygulanmıştır. Hasat sonrasında uygulamalara göre kökler, yaş kök ağırlığı, kuru kök ağırlığı, kök büyüme indeksi ile iridoid, ksanton ve sekoiridoid grubuna giren bazı metabolit içerikleri bakımından değerlendirilmişlerdir. Araştırma sonucunda 4 ve 8 mg/l konsantrasyonlarında uygulanan AgNP'lerin kök yaş ağırlığı ve büyüme indeksini kontrole göre artırırken, 16 mg/l AgNP uygulamasının incelenen bütün kök gelişim kriterlerini düşürdüğü tespit edilmiştir. AgNP uygulamalarının metabolit birikimini de konsantrasyon ve uygulama süresine göre önemli derecede değiştirdiği saptanmıştır. En yüksek değerler loganik asit ve sverosit için 4 gün süreyle uygulanan 16 mg/l AgNP; ammarogentin için 6 gün süreyle uygulanan 4 mg/l AgNP; gentiopikrosid için 6 gün süreyle uygulanan 16 mg/l AgNP uygulamalarundan elde edildiği tespit edilmiştir. Araştırmada svertiamarin ve isogentisin bakımından en yüksek değerlerin ise kontrol grubu köklerden elde edildiği ve AgNP uygulamalarının bu metabolitlerin birikiminde engelleyici etkide bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, konsantrasyon ve uygulama süresine bağlı olarak AgNP uygulamalarının sarı centiyan bitkisinde kök büyümesini ve metabolit birikimini önemli derecede değiştirdiği; loganik asit, sverosit, amarogentin ve gentiopikrosid birikimi için AgNP uygulamalarının başarı ile kullanılabileceği belirlenmiştir.

Doku kültürüGentiana lutea L.Gümüş nanopartiküller+2
Ahmet Hamza Aytekin
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fosfine dirençli ve hassas sitophilus granarius popülasyonlarında endosimbiyont bakterilerin durumu

Buğday dünyada yetiştiriciliği yapılan en önemli bitkilerden birisidir. Buğday'da hasat sonrası en büyük sorun ise depo zararlılarının varlığıdır. Bu zararlılara karşı fosfin gazı uygulanmaktadır. Ancak birçok pestisite olduğu gibi bu bileşiğe karşı da depolanmış ürün zararlıları direnç geliştirmektedir. Böceklerin pestisitlere karşı direnç geliştirmesinde endosimbiont bakterilerin rolü olduğuna yönelik çalışmalar vardır. Bu çalışmada Türkiye'nin dört farklı bölgesini temsilen beş ilden sekiz popülasyonda fosfine dirençli ve hassas buğday biti Sitophilus granarius (Coleoptera: Curculionidae) bireylerinde endosimbiont bakterilerden Wolbachia, Rickettsia ve Spiroplasma varlığı incelenmiştir. Bunun için bireylerin DNA izolasyonu, Touchdown PCR ve agaroz jel elektroforezi yapılarak bulaşıklık oranları belirlenmiştir. Fosfine dirençli ve hassas popülasyonlardaki bulaşıklık oranları Wolbachia için sırasıyla ortalama %49.75 ve%87.25, Rickettsia için sırasıyla ortalama %45.65 ve %37.50 ve Spiroplasma için sırasıyla ortalama %49.80 ve %28.50 olarak bulunmuştur. Popülasyonların üçünde ikişer endosimbiyont diğer beşinde ise tüm endosimbiontlar belirlenmiştir. Ayrıca hassas popülasyonlarda çoklu enfeksiyon durumları W+R, W+S, W+R+S için %33, %25, %12 ve R+S için bulunamamıştır. Dirençli popülasyonlarda çoklu enfeksiyon W+S, W+R+S; %12, %4 olarak bulunmuş ve W+R, S+R çoklu enfeksiyonuna rastlanmamıştır.

FosfinRickettsiaSitophilus granarius+2
Berna Aktaş
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğukta depolama altındaki elmada hormon etkileşimlerinin gen ifadesi seviyesinde incelenmesi

Daha önceki çalışmalarda, meyve olgunlaşmasında yer alması potansiyel oksin/etilen etkileşimine ışık tutulmuş, ancak kısıtlı sayıda bulgu elde edilmiştir. Elmada depolama süresini ve meyve kalitesini arttırmak amacıyla yaygın olarak kullanılan etilen inhibitörü 1-MCP uygulamasıyla belirli gen ifadesi değişimlerinin incelendiği çeşitli çalışmalar mevcuttur. Ancak bu süreçte oksin metabolizmasının gen ifadesi seviyesinde incelendiği herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışma ile, depolama altındaki elmada, farklı depolama dönemlerinde ve farklı hormon/hormon inhibitörü uygulamaları altında transkriptomun incelenmesi yoluyla hasat sonrası olgunlaşma sürecinin ve meyvedeki hormon etkileşimlerinin moleküler düzeyde karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve incelenen parametreler dahilinde aydınlatılması hedeflenmiştir. Bu amaçla hasattan sonra 625 ppb 1-MCP (1-metilsiklopropen), 20 mg/L oksin, 0.5 g/L etilen ve 1 μg/L NPA (1-N-naftilfitalamik asit) uygulanan meyveler ve hiçbir hormon/hormon inhibitörü uygulanmamış kontrol grubu meyveleri 6 ay süreyle depolamaya alınmıştır. Depolama süresi boyunca 1. gün, 3. ay ve 6. ayda alınan örneklerden RNA izolasyonu gerçekleştirilmiş, ERF, Aux/IAA, NAC ve EIN3 genlerinin ifadeleri incelenmiştir. İfade analizleri sonucunda, oksin ve oksin inhibitörü NPA uygulamasının etilen ile ilişkili bazı ERF genlerinin ifadesini arttırdığı görülmüştür. Etilen uygulaması Aux/IAA geninin ifadesini 1. günde arttırmış, 3. ayda ve 6. ayda azaltmıştır. Etilen inhibitörü 1-MCP uygulaması ile Aux/IAA geninin ifadesi azalmıştır. NPA ve 1-MCP inhibitörlerinin bir arada uygulaması Aux/IAA geninin ifadesini 1. günde ve 6. ayda arttırırken, 3. ayda azaltmıştır. ERF4 geni ise inhibitörlerin bir arada uygulaması altında ifade göstermemiştir. Bu çalışmada incelenen parametreler ile elde edilen bulgular, önceki çalışmalarda ışık tutulan potansiyel hormon etkileşiminin varlığını kanıtlar niteliktedir.

ElmaEtilenGen ifadesi+2
Şule Türkoğlu
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karpuzda lipoksigenaz genlerinin izole edilmesi ve karakterizasyonu

Lipoksigenazlar (LOX) cis, cis 1,4-pentadien grubu doymamış yağ asitlerinin oksitlenmesini katalizleyen oksidoredüktaz grubunda yer alan enzimlerdir. Lipoksigenazlar normal substratları olan doymamış yağ asitlerini peroksidasyona uğratırken aynı anda ksantofil ve lütein başta olmak üzere karotenoidlerin de dolaylı oksidasyonuna (ko-oksidasyon) neden olarak rengin açılmasına yol açmaktadır. Lipit peroksidasyonu, genel olarak membran parçalanması veya fonksiyon kaybının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Çalışmalar membran yağlarındaki değişimlerin meyve ve sebzelerin çabuk yumuşaması ve bozulmasında önemli role sahip olduklarını göstermektedir. Bu çalışmada karpuz meyvesi açısından çok önemli olan kötü tat, aroma ve renk bozulmalarının ve lipit peroksidasyonunun önlenmesinde etkili olan lipoksigenaz genlerinin izole edilmesi ve karakterizasyonu yapılmıştır. Çalışmada Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'nden sağlanan karpuzdan, lipoksigenaz genleri belirlenip klonlanmış ve karakterize edilmiştir. Bu amaçla öncelikle gen bankasında bulunan daha önce karakterize edilmiş lipoksigenaz gen sekansları alınarak bu sekanslardan türler arasında değişim göstermeyen kısımlar belirlenmiştir. Bu kısımlar baz alınarak primerler hazırlanmıştır ve karpuz cDNA'sı ile birlikte PCR reaksiyonuna tabii tutulmuştur. Elde edilen cDNA parçası klonlanıp sekanslanmıştır. Lipoksigenaz genleri ile benzerlik gösterdiği belirlendikten sonra 3' ve 5' uçları RACE analizleri ile tamamlanmıştır. Elde edilen gen parçaları klonlanıp sekanslanmış ve lipoksigenazlara ait olduğu kanıtlanmıştır.

KarakterizasyonLipoksijenazOksidasyon+2
Cansu İnan
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yağ gülünde (Rosa damascena Mill.) primer metabolitler, hücre duvarı bileşenleri ve enzim aktivitelerinin çiçek gelişimi boyunca belirlenmesi

Yağ gülü, uçucu yağ gibi çok değerli ürünlerin elde edilmesi için yetiştirilmekte fakat çiçek gelişimine eşlik eden biyokimyasal ve metabolik değişimler yeterince bilinmemektedir. Çalışmada, beş gelişim aşamasındaki yağ gülü çiçeklerinde fenolojik, primer, sekonder metabolitler, renk bileşenleri, karbohidrat metabolizması ile hücre duvarı bileşenleri ve ilişkili enzim aktivitelerindeki değişimler belirlenmiştir. İncelenen tüm fenolojik özelliklerde çiçek gelişimi boyunca önemli farklılıklar meydana gelmiştir. Protein ve yağ oranı haricindeki tüm primer metabolitlerin miktarları çiçek gelişimiyle birlikte artmıştır. Çiçek gelişimi boyunca sekonder metabolitlerdeki değişimler incelenen metabolite bağlı olarak değişmiş, organik asit ve fenolik içerikleri azalırken, uçucu yağ miktarı ve bileşenlerin sayısı artmıştır. Antosiyanin ve diğer renk bileşenlerinin miktarları III. gelişime kadar yüksekken, daha sonraki dönemlerde azalmıştır. Kolorimetrik parametreler (L*, a*, b*, c*, hº), renk bileşenlerinin değişimine bağlı olarak çiçek gelişimi sırasında değişmiştir. Karbohidrat metabolizması, çiçek gelişim dönemlerinde önemli farklılıklar göstermiş; fruktoz, glukoz, çözünebilir şekerler, toplam karbohidrat ve nişasta içerikleri geç gelişim aşamalarında yüksek olurken, sükroz seviyesi düşüş göstermiştir. Çiçek gelişimi sırasında ADF, NDF ve hemiselüloz miktarları değişim göstermezken, pektin miktarı artmış, selüloz miktarı azalmıştır. Hücre duvarı enzimlerinin (β-galaktosidaz, β-glukosidaz, endoglukanaz, pektin liyaz, pektin metil esteraz ve poligalakturonaz) aktiviteleri IV. dönemine kadar artmış, V. dönemde ise hepsinin aktivitesi azalmıştır. İncelenen özellikler arasındaki ilişkileri belirlemek için korelasyon ve temel bileşen analizleri yapılmış, elde edilen 741 korelasyondan 80'i pozitif, 55'i negatif ilişkili bulunmuştur. Temel bileşen analizi, toplam varyasyonun %85.1'ini açıklamış ve gelişim aşamaları dört ana kümeye ayrılmıştır. Sonuç olarak, yağ gülü çiçek gelişiminin III ve IV. dönemlerinde önemli biyokimyasal değişikliklerin meydana geldiği belirlenmiştir.

Çok değişkenli analiz teknikleri
Sercan Önder
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sütçüler kekiği (Origanum minutiflorum)'nde 1-deoksi-d-ksilüloz 5 fosfat redüktoizomeraz (DXR) ve terpen sentaz genlerinin izolasyonu ve karakterizasyonu

'Sütçüler kekiği' olarak bilinen Origanum minutiflorum, Türkiye'de Isparta ilinin Sütçüler ilçesinde yetişen endemik bir türdür. Bu çalışmada Origanum minutiflorum bitkisinden uçucu yağ sentezinde görev alan 1-deoksi-D-ksilüloz fosfat redüktoizomeraz (OmDXR) ve terpen sentaz 1 (OmTPS1) genlerinin izolasyonu ve karakterizasyonu amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda kekik yapraklarında toplam RNA izole edilmiş ve hedef genlere özgü primerler ile genlerin moleküler karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda OmDXR genine ait tam uzunluktaki cDNA nükleotid uzunluğunun 1 700 bç ve genin 1446 bç'lik kısmının açık okuma çerçeve bölgesini içerdiği tespit edilmiştir. Genin, 138 bç'lik kısmının 5'-UTR, 116 bç'lik kısımnın ise 3'-UTR bölgesini içerdiği ve genin 481 amino asit uzunluğunda bir proteini kodladığı saptanmıştır. Ayrıca çalışma kapsamında elde edilen nükleotid dizisinin önceki çalışmalardan elde edilen nükleotid dizileri ile %74.22-81.07, protein dizisinin ise %70.92-72.95 arasında benzerlik gösterdiği belirlenmiştir. OmTPS1 genine ait tam uzunluktaki cDNA nükleotid uzunluğunun 1 836 bç olduğu ve genin 1 806 bç'lik kısmının açık okuma çerçeve bölgesini içerdiği saptanmıştır. OmTPS1 genin kodladığı proteinin ise 601 amino asit uzunluğunda olduğu saptanmıştır. Ayrıca çalışma kapsamında elde edilen nükleotid dizisinin önceki çalışmalardan elde edilen nükleotid dizileri ile %75.99-89.58, protein dizisinin ise %51.66-69.88 arasında benzerlik olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca tez kapsamında OmDXR ve OmTPS1 genlerinin Origanum minutiflorum genomunda kaç kopya ile temsil edildiğini belirlemek amacıyla 'Southern Blot' analizi yürütülmüştür. Çalışmada karakterize edilen genlerin 'Southern' Blot analizleri sonucunda her iki genin de (OmDXR ve OmTPS1) üç farklı enzimle (EcoRI, BamHI ve HindIII) kesimi sonucunda tek DNA bandı ürettiği ve genomda tek kopyalarının olduğu saptanmıştır.

Gen klonlamaMonoterpenler
Civan Çelik
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta Afrika ülkesi Çad'da domates güvesi Tuta absoluta (Lepidoptera: Gelechiidae) popülasyonlarında endosimbiyont bakteri türlerinin belirlenmesi

Güney Amerika orijinli olan domates güvesi Tuta absoluta (Meyrick, 1917) (Lepidoptera: Gelechiidae), domateste zararlı en önemli türlerden birisidir. Bu zararlı, domates sektörünün çok önemli bir sosyo-ekonomik ve beslenme rolü oynadığı Çad'da ilk defa bu çalışma ile belirlenmiştir. Çad'daki surveylerde domates üreticileri ile yapılan görüşmelerde T. absoluta nedeniyle domates üretiminde çok büyük ekonomik kayıpların oluştuğu ve kimyasal mücadelede de genellikle başarısız oldukları anlaşılmıştır. Bu tez çalışması, istilacı egzotik bir tür olan T. absoluta'nın Çad popülasyonlarında endosimbiyont bakterilerden Wolbachia, Rickettsia ve Spiroplasma'nın belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla yapılan surveylerde, T. absoluta larvaları Çad'ın sadece Am-timan ve Moundou bölgelerinden toplanabilmiştir. Moundou lokasyondan 10 larva Am-timan lokasyondan altı larva olmak üzere toplam 16 larvada endosimbiyotik bakteriler Wolbachia, Rickettsia ve Spiroplasma'nın varlığı ve bulunma oranları PCR reaksiyonu ile belirlenmiştir. Toplam bulunma oranı Wolbachia enfeksiyonu için ortalama %87.5, Rickettsia enfeksiyonu için %100 ve Spiroplasma enfeksiyonu için %93.75 olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, Çad'da ilk kez belirlenmiş olan T. absoluta'nın simbiyontları olarak Wolbachia, Rickettsia ve Spiroplasma tespit edilmiştir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalara bakıldığında Spiroplasma ve Rickettsia çalışmamızda yüksek oranlarda belirlenmiştir.

AfrikaWolbachia sp.
Mahamat Nour Abdallah Dırguı
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

WRKY transkripsiyon faktörlerini kodlayan genlerin ekspresyonlarının bazı Prunus anaçlarında kuraklık stresi sırasında incelenmesi

Prunus cinsi içerisinde yer alan sert çekirdekli meyve türleri, dünya üzerinde çok geniş alanlarda üretilmekte ve tüketilmektedirler. Çok yıllık bitki grubunda yer alan bu meyve türleri, uzun yıllar aynı ortamda kalmaktadırlar. Bu süreç içerisinde, verim ve kalitede düşüşlere neden olan birçok abiyotik ve biyotik stres etmenlerine maruz kalmaktadırlar. Bu nedenle de, sert çekirdekli meyve türlerinin yetiştiriciliğinde, farklı stres etmenlerine karşı farklı anaçlar kullanılmaktadır. Bu stres etmenlerinin en başında, son yıllarda, küresel ısınmadan kaynaklanan iklim değişiklerinin bir sonucu olarak kuraklık stresi gelmektedir. Bitkiler, kuraklığa karşı bazı dayanıklılık mekanizmaları geliştirmişlerdir. Transkripsiyon faktörleri (TF), bu dayanıklılık mekanizmasında streslere karşı dayanıklılık veya toleransta rol oynayan genlerin ifadelerinin düzenlenmesinde önemli görevler üstlenmektedirler. Büyük ailelerden oluşan TF'leri içerisinde, WRKY TF'leri, ikinci büyük aileyi oluşturmaktadır. Bu çalışma kapsamında, Prunus türlerinin yetiştiriciliğinde kullanılan 11 Prunus anacının 30 günlük kuraklık stresi sırasında öncelikle performansları değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu süreçte WRKY TF'lerinin ifade düzeylerindeki değişimler incelenmiştir. Bu çalışmada, şeftali bitkilerinde analizi gerçekleştirilen 15 WRKY TF'ünün, 10 tanesinin kuraklık stresi sırasında uyarılarak, kuraklık stresine cevap mekanizmasında yer alabileceklerine dair verilere ulaşılmıştır. Daha sonra, WRKY 5 ve WRKY 9 genlerinin ifade düzeyleri, sert çekirdekli meyve türlerinin yetiştiriciliğinde kullanılan 10 Prunus anacında da belirlenmiştir. Ayrıca, WRKY 5 ve WRKY 9 genlerinin farklı anaçlardaki gen dizilimleri karşılaştırılarak, aralarında olabilecek benzerlikler veya farklılıklar ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, WRKY TF'lerinin Prunus anaçlarında kuraklık stresine cevap mekanizmasında yer alabileceklerini ve kurak şartlara tolerant yeni Prunus anaçlarının geliştirilmesi amacıyla ileride yapılacak olan çalışmalarda kullanılabileceklerini göstermiştir.

Mehmet Aksu
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya ili nar yaprakbiti aphıs punıcae passerini (Hemıptera: Aphididae) popülasyonlarında endosimbiyont bakterilerin belirlenmesi

Yaprakbitleri tarımsal alanda pek çok bitkide konukçu olarak yaşarlar. Yaprakbitleri'nin konukçu bitki şeçimine üreme iklim ve ilaç direnci gibi aktivitelerine etkileyen endosimbiyontlar vardır. Genel olarak yaprakbitleri üzerinde endosimbiyont ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Ancak narda yaprakbiti Aphis punicae'nın endosimbiyontları ile ilgili çalışma bulunmamaktadır. Bu tez çalışması, nar ağaçlarında önemli bir tehdit unsuru olarak görülen nar yaprakbiti Aphis punicae (Hemiptera: Aphidie)'nın Antalya ilinin farklı lokasyonlarındaki nar ağaçlarından alınarak moleküler yöntemler ile endosimbiyont bakterilerden Wolbachia, Hamiltonella defensa, Rickettsia ve Arsenophonus varlığının belirlenmesi amacı ile yürütülmüştür. Bu amaçla Korkuteli, Döşemealtı-Bademağacı, Döşemealtı-Çığlık, Kemer, Konyaaltı, Merkez-Meydankavağı, Muratpaşa-Güzeloba, Aksu, Serik, Alanya olmak üzere 10 lokasyondaki yaprakbiti örnekleri parklar, yol kenarı ve bahçe alanlarında bulunan ağaçlar üzerinden toplanmıştır. Her lokasyodan alınan bireylerde endosimbiyontların varlığı ve bulunma oranları PCR reaksiyon ile belirlenmiştir. Toplamda 10 lokasyondan beşer adet birey alınarak toplam 50 bireyde dört endosimbiyotun bulunma oranları Wolbachia %52, Hamiltonella defensa, %62, Rickettsia %68 ve Arsenophonus %74 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak Antalya ilinde Aphis punicae'nın simbiyontları olarak Wolbachia, Hamiltonella defensa, Rickettsia ve Arsenophonus ilk kez tespit edilmiştir. Wolbachia, Hamiltonella defensa, Rickettsia ve Arsenophonus endosimbiyontları ikili, üçlü ve dörtlü şekilde enfekte olmuştur. Aynı anda dört endosimbiyontun bulunduğu Korkuteli, Çığlık, Kemer, Konyaaltı, Alanya ve Serik olarak altı lokasyonda dokuz bireyde görülmüştür.

Nurperi Yamaklar
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya ili örtüaltı domates alanlarında beyazsinek (Hemiptera: Aleyrodidae) popülasyonlarındaki endosimbiyont bakterilerin belirlenmesi

Geniş konukçu dizisine sahip olan Tütün beyazsineği (Bemisia tabaci) (Gennadius) ve Sera beyazsineği (Trialeurodes vaporariorum) (Westwood) (Aleyrodidae) tüm dünyada ve ülkemizde tarımsal alanlarda var olan en önemli bitki koruma sorunları içerisinde ilk sıralarda yer almaktadır. Çalışma kapsamında Antalya ili örtüaltında yetiştirilen domates bitkilerinden toplanan beyazsinek popülasyonlarında Wolbachia, Rickettsia ve Arsenophonus endosimbiyont bakterilerinin enfekte durumu moleküler yöntemlerle saptanmıştır. Bu amaçla T. vaporariorum ve B. tabaci popülasyonları Antalya'nın Alanya, Manavgat, Serik, Aksu ve Kumluca ilçelerinden toplanmıştır. Toplanan beyazsinek örneklerinde Wolbachia, Rickettsia ve Arsenophonus'un varlığı ve bulunma oranları PCR reaksiyonu ile belirlenmiştir. Dünyada yapılan çalışmalarda B. tabaci ve T. vaporariarum'da Wolbachia, Arsenophonus ve Rickettsia olmak üzere üç simbiyontun varlığı belirlenmişken, ülkemizde yalnızca B. tabaci'de bu üç simbiyont belirlenmiş T. vaporariarum türüne ait beyazsineklerde bir çalışma yapılmamıştı. T. vaporariorum popülasyonlarında %36 Wolbachia, %32 Rickettsia ve %68 Arsenophonus saptanırken B. tabaci popülasyonlarında %28 Wolbachia, %40 Rickettsia ve %52 Arsenophonus saptanmıştır. Sonuç olarak ülkemizde T. vaporariorum popülasyonlarında yapılan ilk çalışmadır ve yüksek oranda enfeksiyon belirlenmiştir. Çeşitli böcek gruplarında birkaç farklı endosimbiyont türü aynı konukçuda, yaygın olarak bulunmaktadır. Dünyada beyaz sinek popülasyonlarında yapılan bir çalışmada Wolbachia ve Rickettsia endosimbiyontlarının beraber bulunduğu bireylerde, birbirleriyle rekabet saptanmışken ülkemizde daha önce çalışma yapılmamıştır. Çalışmamızda B. tabaci ve T. vaporariorum popülasyonlarında çoklu enfeksiyon durumu incelendiğinde tek bireyde beraber bulunan Wolbachia ve Rickettsia'nın antagonistik ilişki yaptığı gözlemlenmiştir.

Zülal Tat
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Isparta, Konya ve Afyonkarahisar illerinde kiraz, vişne ve kayısı ağaçlarında bulunan Monilinia laxa'nın bazı fungisitlere direnç durumlarının araştırılması

Bu çalışma, Isparta, Afyonkarahisar ve Konya illerindeki kiraz, vişne ve kayısılardan elde edilen Monilinia laxa izolatlarının cyprodinil, thiophanate methyl ve captan fungisitlerine karşı direnç durumlarının ve aynı fungisitlerin M. laxa'nın süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) enzim aktiviteleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Sörvey bölgelerindeki kiraz, vişne ve kayısıların çiçek, dal ve meyve gibi bitki kısımlarından elde edilen 91 adet M. laxa izolatı arasından temsili olarak seçilen 35 adet izolatın in vitro koşullarda cyprodinil, thiophanate methyl ve captan fungisitlerine karşı miselyum gelişimini engelleyen % 50 etkili konsantrasyonları (EC50) petri testleriyle belirlenmiştir. Bu çalışma sonucuna göre, M. laxa izolatlarının cyprodinil, thiophanate methyl ve captan fungisitlerine karşı direnç oranları sırasıyla % 2.86, % 20 ve % 34.3 olarak tespit edilmiştir. Patates dekstroz broth besi ortamında geliştirilen ve belirli bir süre (0, 4, 8 ve 24 saat) fungisite maruz bırakılan M. laxa izolatlarının SOD ve CAT enzim aktiviteleri üzerinde fungisitlerin etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışma sonuçlarına göre, 10 ppm cyprodinil, 10 ppm thiophanate methyl ve 100 ppm captan fungisitlerinin M. laxa'nın SOD ve CAT enzim aktiviteleri üzerinde istatistiki olarak önemli bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Literatür taramasına göre bu çalışma, M. laxa'nın cyprodinil, thiophanate methyl ve captan fungisitlerine karşı direnci ile SOD ve CAT enzim aktiviteleri arasındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik yapılan ilk çalışmadır.

Antioksidan enzimlerKatalazMikrofunguslar+1
Hamza Şenyurt
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bazı hıyar (Cucumis sativus L.) genotiplerinin morfolojik ve moleküler karakterizasyonu

Bu çalışmada Mısır orjinli 11 adet hıyar genotipinin morfolojik, pomolojik ve biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesi ve moleküler karakterizasyonunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda genotiplere ait tohumlar, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Ziraat Fakültesi'ne ait uygulama çiftliğindeki seralarda yetiştirilmiş ve genotiplere ait 23 farklı özellik analiz edilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda en yüksek meyve ağırlığının Rahaf genotipinde (337.39 g) olduğu, en yüksek meyve boyu Rahaf genotipinde (23.257cm), ve en yüksek meyve eni Rahaf genotipinde (53.97 mm) olduğu belirlenmiştir. Ayrıca genotiplerde yapılan biyokimyasal analizler sonucunda en yüksek toplam fenolik madde miktarının Madayın (1938 mg gallik asit eşdeğerliği/100g) genotipinde, en yüksek toplam antioksidan madde miktarının C.5 genotipinde (59.253), en yüksek toplam flavonoid miktarının Gazir genotipinde (752.78 mg kateşin eşdeğerliği (CE)/100g) olduğu tespit edilmiştir. En yükse klorofil (a) madde miktarının Madayın genotipinde (4.33728 mg g-1), en yükse klorofil (b) madde miktarının Iskay (6.59514 mg g-1) genotipinde, ve en yükse klorofil (a+b) madde miktarının Madayın genotipinde ( 20.9215 mg g-1) olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca en yüksek suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) Hayıl genotipinde (2.700), en yüksek pH tayini AB.47 genotipinde (7.5933), ve en yüksek titreedilebilir asit miktarı (TEA) Iskay genotipinde (0.1929 ) olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca genotiplerde yapılan morfolojik analizler sonucunda en yükse bitki boyunun Iskay genotipinde olduğu (136.11 cm), en yüksek bitki eni Ofister genotipinde (3.857mm), en yüksek bitki yaprağı sayısı Iskay genotipinde (44.33), ve en yüksek bitki dallar sayısı Sakır genotipinde (21.557 ) olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, farklı genotipler arasındaki genetik farklılıklar, ıslah programlarında genetik çeşitliliğin korunması ve artırılması için çok önemlidir. Bu genetik çeşitlilik, hastalıklara, zararlılara ve çevresel streslere karşı dayanıklı, verimli ve yüksek kaliteli salatalık çeşitlerinin geliştirilmesini sağlar. Ayrıca, genotipler arasındaki önemli farklılıklar, ıslah programları için istenen özelliklere sahip bitkilerin seçilmesini mümkün kılar. Dolayısıyla, bu çalışmada incelenen genotipler üzerine şimdiye kadar herhangi bir bilimsel araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle elde edilen veriler, bu genotipleri içeren gelecekteki ıslah programları için değerli bir kaynak olacaktır.

HıyarMoleküler karakterizasyon
Alaa Sayed Ibrahım
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriye ve türkiye'de yetiştirilen bazı buğday çeşit ve genotiplerinin ıssr markör tekniği ile moleküler karakterizasyonu

Bu tez çalışmasında, Suriye ve Türkiye'de yetiştirilen 14 farklı ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) genotipinin genetik çeşitliliği, ISSR (Inter Simple Sequence Repeat) markör tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Buğday genotiplerinden genç çimlenmiş yapraklar toplanarak DNA izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Genetik karakterizasyon için 11 farklı ISSR markörü kullanılmıştır. Yapılan PCR analizleri sonucunda toplam 65 DNA bandı elde edilmiş; bu bantların 57'si polimorfik, 8'i ise monomorfik olarak belirlenmiştir. Buna bağlı olarak polimorfizm oranı %87.69 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen veriler, genotipler arasında yüksek düzeyde genetik çeşitlilik olduğunu göstermiştir. Dice benzerlik katsayısı ile oluşturulan dendrogram analizine göre genotipler 4 ana gruba ayrılmıştır. Sonuçlar, ISSR markörlerinin buğdayda genetik farklılıkların belirlenmesinde etkili olduğunu ve bu yöntemin, verimlilik, stres toleransı ve ıslah programları açısından uygun genetik kaynakların seçimi için kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

Mhammed Anwr Jatal
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batı Akdeniz Bölgesi domates sera topraklarından izole edilen nematod tuzak fungusu türlerinin (Arthrobotrys spp. ve Drechslerella spp.) proteaz enzim aktivitelerinin araştırılması

Bu çalışmada, Batı Akdeniz Bölgesi'ndeki domates sera topraklarından izole edilmiş olan nematod tuzak fungusu türleri Arthrobotrys conoides, A. oligospora, A. thaumasia, Drechslerella brochopaga ve D. dactyloides'e ait izolatların proteaz enzim aktiviteleri araştırılmıştır. Nematod tuzak fungusu izolatlarının hem semikantitatif hem de kantitatif proteaz enzim aktivite tayinleri gerçekleştirilmiştir. Semikantitatif analiz sonuçlarına göre, test edilen 12 nematod tuzak fungusu izolatından 1'inin zayıf, 2'sinin güçlü ve 9'unun ise çok güçlü proteaz enzim aktivitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Kantitatif enzim aktivite çalışmaları nematod tuzak fungus izolatlarından elde edilen ham enzim ekstraktı ile gerçekleştirilmiştir. Tüm izolatlar azokazein substratı için kantitatif proteaz enzim aktivitelerine göre değerlendirilmiştir ve en yüksek aktivite Arthrobotrys thaumasia türüne ait B-G8-1 izolatında saptanmıştır. Substrat olarak azokazein kullanılarak, her bir izolat için elde edilen ham proteaz enziminin enzim aktiviteleri, pH değerleri 4.5, 5.0, 5.5, 6.0, 6.5, 7.0, 7.5, 8.0, 8.5 ve 9.0'da ve sıcaklık değerleri 15, 20, 25, 30, 35, 40, 45 ve 50°C'de ölçülmüş ve optimum pH ve sıcaklık değerleri belirlenmiştir. Her bir izolatın proteaz enzimi için deneysel olarak belirlenen optimum pH ve sıcaklık değerlerinde farklı konsantrasyonlardaki azokazein substratına karşı proteaz enzim aktiviteleri ölçülmüş ve Lineweaver-Burk grafiğinden yararlanılarak KM ve Vmax değerleri saptanmıştır. Her bir nematod tuzak fungusu izolatından elde edilen proteaz enzimi ihtiva eden ham ekstrakta SDS-PAGE uygulanmıştır.

Karakterizasyon
Selda Kabak
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hidroponik koşullarda farklı pH seviyelerinde yetiştirilen mor fesleğenin (ocimum basilicum L.) pigment, uçucu bileşen ve bazı kalite özelliklerinin incelenmesi

Mevcut çalışmada, hidroponik sistemde yetişitirilen mor fesleğen çeşitlerinin farklı pH seviyelerinde gelişim ve kalite özelllikleri incelenmiştir. Bu amaçla iki mor fesleğen çeşidi (Mor Opal ve Arapgir) ve üç farklı pH seviyesi (5.0, 6.5, 8.0) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda incelen tüm özelliklerde çeşit, uygulama ve çeşit x uygulama interaksiyonları önemli olarak bulunmuştur (P<0.05 ve P<0.001). Bitki boyu, dal sayısı ve bitki ağırlığı için Arapgirin pH 6.5, Mor Opalin ise pH 5.0 seviyesinde daha iyi geliştiği tespit edilmiştir. Artan pH seviyelerine bağlı olarak, renk parametrelerinden L*, b*, c* değerleri artmış; a* ve h° değerleri ise azalmıştır. SPME analizi ile mor fesleğen çeşitlerinde pH seviyesine bağlı olarak koku bileşenlerinin miktarları ve sayıları belirlenmiş ve sırası ile Mor Opal ve Arapgir çeşitlerinde pH 5.0'de 49 ve 39, pH 6.5'te 48 ve 43 ve pH 8.0'de 40 ve 47 koku bileşenin varlığı tespit edilmiştir. Kalite özelliklerindeki değişimleri belirlemek için 14 analiz (Toplam klorofil, karoten, fenolik, flavonoid, CUPRAC, FIC, çözünebilir ve indirgenebilir şekerler, nişasta, protein, antosiyanin miktarları ve PAL aktivitesi) yapılmıştır ve yapılan tüm analizlerin sonuçlarında çeşitler ve pH seviyeleri bakımından önemli farklılıkların meydana geldiği tespit edilmiştir.

FesleğenKaliteOcimum basilicum+3
Nagihan Yavuz
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mor havuçta mutasyon ıslahı için uygun ışın dozunun belirlenmesi ve oluşabilecek varyasyonların tespit edilmesi

ÖZET MOR HAVUÇTA MUTASYON ISLAHI İÇİN UYGUN IŞIN DOZUNUN BELİRLENMESİ VE OLUŞABİLECEK VARYASYONLARIN TESPİT EDİLMESİ YARAR, Gülistan Yüksek Lisans Tezi, Tarımsal Biyoteknoloji Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Mehtap YILDIZ Ağustos 2019, 68 sayfa Bu tez çalışmasında, mor havuçta etkili gama mutasyon dozunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Yerel Hatay mor havuç popülasyonuna ait tohumlara farklı gama ışın dozları [0, 50, 100, 200, 300, 400, 500 ve 600 Gy] uygulanmıştır. Kontrol ve farklı ışın dozlarına tabi tutulan havuç tohumları saksılara ekilmiş ve hayatta kalma oranları regresyon analizi yapılarak elde edilmiştir. Etkili mutajen dozu 387,5 Gy olarak hesaplanmıştır. Kontrol ve farklı ışın dozları uygulanmış mutant bitkilere ait kök uzunluğu, kök omuz genişliği ve yeşil aksam uzunluğu ölçülmüş ve doz oranları arttıkça mutant bitkilerde kök boyu, omuz genişliği ve yeşil aksam uzunluğunun olumsuz yönde etkilendiği saptanmıştır. Kontrol ve farklı doz grupları arasındaki polimorfizmi belirlemek amacıyla SRAP ve ISSR markırları kullanılmıştır. Dokuz SRAP primer kombinasyonu ve 4 ISSR primerinden toplam 100 bant elde edilmiş ve bunun 84 (%84) tanesi polimorfik özellik göstermiştir. SRAP markırlarında en yüksek bant sayısı (13) Me2 X Em16 primer kombinasyonundan 100 Gy ve 400 Gy dozlarında, en düşük bant sayısı (2) Me1 X Em3 primer kombinasyonunda kontrol grubunda elde edilmiştir. ISSR markırlarında ise en yüksek bant sayısı (10) 50 Gy ve 100 Gy dozlarında ISSR3 primerinden, en düşük bant sayısı (4) Sola11 primerinden 600 Gy dozunda elde edilmiştir. JACARD benzerlik matriksi temeline dayalı oluşturulan dendrogramda 3 ana grup oluşmuştur; a) kontrol, b) 600 Gy doz mutantları bir grup, c) 3. ana grup iki alt grup oluşturmuş ve 50 Gy, 100 Gy ve 200 Gy mutant bitkiler bir alt grupta, 300 Gy, 400 Gy ve 500 Gy mutant bitkiler diğer bir alt grupta toplanmıştır. Anahtar kelimeler: Etkili mutajen dozu, Mor havuç, Mutasyon

Gülistan Yarar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taze fasulye çeşitlerinde farklı düşük doz gama (60Co) ışını uygulamalarının kısıtlı sulama koşulunda etkilerinin belirlenmesi

Farklı gama ışın dozları (25, 50 ve 100 Gy) uygulanan Gina ve Romano çeşitlerinde kısıtlı sulama koşullarının etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İklim odası koşullarında 23±2 oC sıcaklık ve 16:8 ışık: karanlık peryodunda yetiştirilen fidelere kontrol (%100) ve %50 olacak şekilde su kısıtı uygulanmıştır. Çalışma sonunda gama ışını dozları ile kısıtlı sulamanın sürgün boyu ve çapı, yaprak sayısı, sürgün ve kök yaş-kuru ağırlıkları, kök-sürgün oranı gibi fide gelişim parametrelerinin yanısıra yaprak oransal nem içeriği, fotosentetik pigment içeriği, lipid peroksidasyonu (Malondialdehit (MDA)) ve yeşil aksamda besin elementi içeriklerine etkisine bakılmıştır. Araştırmamızdan elde ettiğimiz bulgulara göre Romano ve Gina çeşitlerinde düşük dozda gama ışını uygulamalarının, stressiz koşullarda bitkisel özelliklerin birçoğuna olumlu yönde etki ettiği belirlenmiştir. Sürgün boyunda Gina çeşidinde gama ışını uygulamaları yaklaşık % 49 artış sağlarken, 25 ve 50 Gy stres ortamında ışın uygulanmayan bitkilere göre sırasıyla % 13 ve % 6.5 oranlarında artış sağlamıştır. Kök boyunun özellikle Romano çeşidinde artan ışın dozu ile birlikte kısıtlı sulamada azaldığı, ancak tersine Gina çeşidinde % 88 oranında arttığı görülmüştür. Lipid peroksidasyonunun her iki çeşitte de % 7.7-32.5 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Morfolojik özelliklerde 100 Gy, fizyolojik özellikler ve besin elementi alımında 50 Gy ışın dozlarının daha fazla ön plana çıktığı saptanmıştır. Yine hem Gina hem de Romano çeşitlerinde 50 Gy gama ışın dozunun daha etkili olduğu tespit edilmiştir.

Muhsin Yıldız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bitki büyümesini teşvik edici markörler barındıran bakteriyel izolatların bazı abiyotik stres koşullarına dayanıklılığının ın vıtro koşullarda incelenmesi

Bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler (PGPR), bitki büyümesinin arttırılması ve bitki hastalıklarının yönetimi için biyokontrol ajanları olarak kullanılan mikroorganizma grubu olarak tanımlanmıştır. Endofitler ise, bitkilerin doku aralarında/içlerinde yaşayan ancak konukçusunda gözle görülen bir hastalık belirtisine neden olmayan bakteriyel veya fungal mikroorganizmaları kapsar. Bu çalışmada daha önce laboratuvarımızda yürütülen farklı çalışmalarda fosfat çözünürlüğü, indol asetik asit üretimi, siderofor üretimi, azot fiksasyonu gibi PGP (bitki gelişimini destekleyici) markörler açısından kayda değer sonuçlar veren 5 adet izolatın sıcaklık, pH, tuz, kuraklık ve cıva, lityum ve kobalt ağır metallerine karşı toleransları in vitro koşullarda incelenmiştir. Çalışmada, G96Y1, G105K2, G106K1-SV, V14G3 ve V27K3 kod numaralı endofit bakteri izolatları 25oC, 30oC, 35oC, 40oC ve 45oC'de, V14G3 izolatı ise 45oC sıcaklıkta dahi optimum büyüme göstererek en başarılı izolatlar olmuştur. V27K3 izolatı kontrole göre %5 (w/v) tuz konsantrasyonunda optimum derecede büyüme gösterdiği belirlenmiştir. In vitro kuraklık denemelerinde V14G3, G105K2 ve G106Y1 izolatlarının kuraklık stresine karşı en başarılı izolatlar olduğu görülmüştür. Her üç izolatın kontrol gruplarına göre %25 (w/v) PEG konsantrasyonunda dahi kayda değer derecede büyüme gösterdiği ortaya konmuştur. Ağır metal stres denemelerinde, G96Y1 ve V14G3 izolatları 0.05 mM Cıva (Hg) içeren NB sıvı besi ortamında büyüme göstererek Cıvaya karşı en dayanıklı izolatlar olarak değerlendirilmişlerdir. İzolatların Lityum (Li) metalinin farklı konsantrasyonlarındaki büyüme profilleri incelendiğinde 15 mM Lityum içeren NB sıvı besi ortamlarında dahil güçlü bir büyüme ortaya koymuşlardır. Kontrol ile kıyaslama yapıldığında izolatların tümünün Kobalt (Co) metaline karşı hassas olduğu ve test edilen konsantrasyonlarda büyüme gösterememişlerdir. Ayrıca yapılan 16s rRNA dizilemesi sonucunda G96Y1, V14G3, V27K3, G106K1-SV izolatları sırası ile %99.80, %100, %99.58 ve %99.55 benzerlik oranları ile Acinetobacter calcoaceticus, Bacillus halotolerans, Bacillus zhangzhouensis ve Pseudomonas kilonensis suşları ile eşleşmişlerdir.

Şevin Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Assessment of genetic diversity of global sugar beet germplasm through silico dart and SNP markers covering whole genome

Despite the relatively brief domestication history of Beta vulgaris ssp. vulgaris, our knowledge of its genomic diversity is still limited, hindering advancements in breeding efforts. To tackle this challenge, the genetic diversity of 94 genotypes originating from 16 countries was analyzed using 4609 SNP markers and 6950 SilicoDArT markers. The investigated germplasm shows a high degree of genetic diversity. However, the SNP markers data set had higher diversity values than the SilicoDArT marker system. However, the SNP markers data set had higher diversity values than the SilicoDArT marker system. Obtained data from SNP markers revealed three main clusters: S-I, S-II, and S-III. Cluster S-I was the smallest group, with 35 accessions and 51% of them having USA origin. European accessions shared 14% of the cluster. Furthermore, accession from the USA was grouped in Cluster S-III-B, with over 80% from Middle East countries. Results obtained from using SilicoDArT markers revealed that the most distinct accessions were NSL 176303 (Serbia) and PI 140355 (Montenegro). The germplasm was divided into D-I and D-II. First cluster containing 90% of accessions originated from the USA. The D-II cluster was diverse, with accessions from the UK, Türkiye, Iran, and Iraq. The SNP-based clustering supported the D-I cluster, and the SilicoDArT markers-based PCA clustering results agreed with the UPGMA and STRUCTURE results. The AMOVA results confirmed that genetic variation in the germplasm was largely due to differences among accessions or within the clusters (rather than among countries), accounting for 74.5-77.6% of the total variation. Finally, the study identified Ames 2644 and Ames 8297 as the most genetically distinct genotypes, which are ideal for breeding sugar beet.

Genetic diversitiesSugar beet
Noor Maıwan Bahjat Alqalus
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilgisayarlı görme ve derin öğrenme ile süt sığırlarında biyometrik marker tabanlı kimlik doğrulama ve yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi

Bu tez çalışması, süt sığırlarında otomatik kimlik tespiti, takibi ve yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi için bilgisayarlı görme ve derin öğrenme teknolojilerini kullanan entegre bir sistem geliştirmeyi amaçlamıştır. Çalışma, farklı morfolojik özelliklere sahip üç sığır ırkını (Holstein, Simental ve Montofon) kapsayarak, biyometrik kimlik doğrulama sistemlerinin performansını değerlendirmiştir. Çalışmada veriler, üç farklı konumda yerleştirilmiş yüksek çözünürlüklü kameralar aracılığıyla toplanmıştır ve bunlar sırasıyla: sırt görüntüleri için üstten ve yüz tespiti için sağım ünitesine girerken ve yemlik alanından alınan görüntülerdir. Sistem, YOLOv8 mimarisini kullanarak gerçek zamanlı nesne tespiti ve segmentasyon gerçekleştirmiş, ardından bireysel kimlik doğrulama ve yemlik alanı takibi için yüz tespiti yapmıştır. Seçilen ırklar Simmental (n=9), Montafon (n=4) ve Holstein (n=5) baş olmak üzere toplam 18 süt sığırı üzerinde 2 günlük bir veri toplama süreci planlanmıştır. Çalışmanın özgün değeri, mevcut sistemlerin sınırlılıklarını aşarak üç temel yenilik sunmasından kaynaklanmaktadır. İlk olarak farklı sığır ırklarında biyometrik kimlik doğrulama, ikincisi yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi analizinin tek bir sistemde entegrasyonu ve son olarak da gerçek zamanlı video akışında çalışabilen pratik bir çözüm sunulmasıdır. Geliştirilen sistemin, süt sığırcılığında hassas hayvancılık uygulamalarının yaygınlaşmasına katkı sağlaması, hayvan refahının iyileştirilmesi ve çiftlik verimliliğinin artırılması konularında pratik çözümler sunmuştur. Yapılan bu çalışmada, süt sığırlarının sırt görüntülerinden bireysel kimlik tespiti için geliştirilen YOLOv8 tabanlı derin öğrenme modellerinin (nano, small ve medium) performansları kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Modeller arasındaki karşılaştırmalı analiz, mimari karmaşıklığın artmasının temel performans metrikleri üzerinde kayda değer bir iyileşme sağlamadığını ortaya koymuştur. En düşük model olan YOLOv8n, 0.92 hassasiyet ve 0.95 F1 skoru ile öne çıkarken, daha karmaşık mimariye sahip YOLOv8s ve YOLOv8m modeller 0.91 hassasiyet ve 0.94 F1 skoru ile benzer performans sergilemiştir. Normalize edilmiş karmaşıklık matrislerinde gözlemlenen yüksek diyagonal değerler (≈1.00), modellerin sınıflandırma başarısını doğrularken, veri seti dengesizliğinden kaynaklanan sınırlı sayıda sınıflar arası karışma tespit edilmiştir. Özellikle YOLOv8n modelinin, karmaşık mimarilere kıyasla çok daha düşük hesaplama maliyeti sunması ve benzer tespit performansı göstermesi, gerçek zamanlı süt sığırı kimlik tespiti uygulamaları için optimum performans-maliyet dengesi açısından öne çıkmaktadır. Süt sığırlarının yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi için geliştirilen YOLOv8 tabanlı derin öğrenme modellerinin (nano, small ve medium) performansları kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Modeller arasındaki karşılaştırmalı analiz, mimari karmaşıklığın artmasının temel performans metrikleri üzerinde kayda değer bir iyileşme sağlamadığını ortaya koymuştur. YOLOv8n ve YOLOv8s modelleri 0.99 hassasiyet ve 0.99 F1 skor benzerlikleri ile öne çıkarken, daha karmaşık mimariye sahip YOLOv8m modeli 0.91 hassasiyet ve 0.99 F1 skor performansı sergilemiştir. Normalize edilmiş karmaşıklık matrislerinde gözlemlenen yüksek diyagonal değerler (1.00), modellerin sınıflandırma başarısını doğrulamaktadır. Özellikle YOLOv8n ve YOLOv8s modelleri, karmaşık mimarilere kıyasla çok daha düşük hesaplama maliyeti sunması ve benzer tespit performansı göstermesi, gerçek zamanlı süt sığırı beslenme davranışı tespiti uygulamaları için optimum performans-maliyet dengesi açısından öne çıkmaktadır. Hassasiyet ve duyarlılık değerleri incelendiğinde en iyi model YOLOv8s olarak öne çıkmaktadır. Elde edilen bulgular, hayvancılık sektöründe yapay zekâ ve bilgisayarlı görme teknolojilerinin kullanımına yönelik yeni perspektifler sağlayacaktır.

Selma Dalga
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çiftlik gübresi ve farklı çinko uygulamalarının toprak özellikleri ve kayısı meyve kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi

Bu araştırma, Malatya İli Darende İlçesi Ilıca Mahallesinde bulunan 20 yaşındaki Hacıhaliloğlu kayısı bahçesinde çiftlik gübresi ve farklı çinko uygulamalarının toprak biyokimyasal özellikleri ve meyve kalitesi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, çiftlik gübresi uygulanmayan kontrol grubu ile çiftlik gübresiyle birlikte çinko, çinko + mangan ve çinko + bor uygulanan gruplar karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, bu uygulamaların hem toprak hem de meyve kalitesine olumlu katkılar sağladığını ortaya koymuştur. Çinko + bor uygulaması, 36.65 g ile en yüksek meyve ağırlığını sağlarken, kontrol grubunda bu değer 30.91 g olarak ölçülmüştür; bu da %18.6'lık bir artışa karşılık gelmektedir. Suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) içeriği açısından, çinko + mangan uygulaması %28.3 ile en yüksek değeri verirken, kontrol grubunda bu oran %22.7 olarak belirlenmiştir ve %24.7'lik bir artış gözlenmiştir. Çiftlik gübresi uygulamaları, toprak organik madde içeriğinde %15.2'lik bir artış sağlamıştır. Ayrıca, çinko +bor ve çinko + mangan kombinasyonlarının toprak ve meyvede bor ve mangan konsantrasyonlarını sırasıyla %12.8 ve %10.5 oranında artırdığı tespit edilmiştir. Toprak biyokimyasal özellikler açısından, çiftlik gübresi uygulamaları, mikrobiyal biyokütle karbonu (MBC) ve çözünebilir karbon (SC) değerlerini sırasıyla %18.3 ve %14.7 oranında artırmıştır. Mikrobiyal biyokütle azotu (MBN) ve çözünebilir azot (SN) değerlerinde de sırasıyla %12.4 ve %10.2 oranında bir artış gözlenmiştir. Bu artışlar, topraktaki biyolojik aktivitenin ve mikrobiyal faaliyetlerin iyileştiğini, bu sayede toprak verimliliğinin ve bitki besin maddesi döngüsünün optimize edildiğini göstermektedir. Ayrıca, çiftlik gübresi ve çinko kombinasyonlarının, toprak pH'sını stabilize ederek optimum biyokimyasal koşulları desteklediği belirlenmiştir. Laboratuvar analizleri ve varyans analizi sonuçları, uygulamalar arasında fiziksel, kimyasal ve biyokimyasal parametrelerde %1 önem seviyesinde anlamlı farklar olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, çiftlik gübresi ve çinko uygulamalarının, toprak kalitesini artırarak sürdürülebilir üretimi desteklediğini ve Hacıhaliloğlu kayısı çeşidinde meyve kalitesini optimize ettiğini ortaya koymaktadır. Özellikle çinko + bor ve çinko + mangan uygulamalarının önerildiği belirtilmiştir.

Fatih Arıkan
Malatya Turgut Özal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı kaynaklı kükürt uygulamalarının toprak kalitesi üzerine etkileri

Bu araştırma, Malatya ili Hekimhan ilçesi Yukarı Girmana Mahallesi'nde kireçli topraklarda (CaCO₃ %24, pH 8.3, EC 0.42 dS m⁻¹, OM %1.25) gelişim geriliği gösteren 5 yaşındaki kayısı (Prunus armeniaca L.) fidanlarında farklı kükürt kaynaklarının (elementel kükürt – EK, amonyum sülfat – AS, sülfürik asit – SA) toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Deneme, 2 m × 2 m boyutlarında, her biri 4 farklı doz (0, 250, 500, 1000 g/bitki) ve çiftlik gübresi (20 kg/bitki) takviyeli parsellerde tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Uygulama sonrası toprak pH'sı, SA ile %10,1 (8.3'ten 7.46'ya), EK ile %7,4 (8.3'ten 7.68'e) azalmış; AS uygulamasında ise pH değişimi sınırlı kalmıştır (8.3'ten 8.05'e). EC değerleri SA'da 0.42'den 0.63 dS m⁻¹'ye, AS'de 0.42'den 0.58 dS m⁻¹'ye yükselmiştir (p<0.05). OM içeriği EK+çiftlik gübresi kombinasyonunda %1.25'ten %1.88'e, AS+çiftlik gübresinde ise %1.74'e çıkmıştır. CaCO₃ içeriği SA+çiftlik gübresinde %24.0'tan %19.8'e düşmüştür. Besin elementi düzeyleri bakımından, EK ve AS uygulamaları toplam N'yi sırasıyla %18 ve %14 artırırken, SA uygulaması Mg içeriğinde %12'lik bir azalma göstermiştir. Mikro elementlerden Fe içeriği SA ile %22 artarken, Zn ve Mn değerleri tüm uygulamalarda önemli düzeyde yükselmiştir (p<0.05). Mikrobiyal biyokütle karbon (Cmic) EK uygulamasında %26, mikrobiyal biyokütle azot (Nmic) SA'da %21 artış göstermiştir. Sonuçlar, kireçli ve yüksek pH'lı topraklarda SA ve EK uygulamalarının pH düşürme, CaCO₃ çözünürlüğünü artırma ve mikro besin elementlerinin yarayışlılığını iyileştirme açısından etkili olduğunu ortaya koymuştur. Çiftlik gübresi ile kombinasyon, organik madde ve mikrobiyal aktiviteyi artırmada önemli rol oynamıştır. Çalışma, Malatya kayısı yetiştiriciliğinde toprak ıslahı için SA (500 g/bitki) + çiftlik gübresi kombinasyonunun optimum çözüm olabileceğini önermektedir.

Tuğce Damla Çelik
Malatya Turgut Özal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aydın ili sebze alanlarından toplanan Liriomyza spp. (Diptera: Agromyzıdae)'nin ve doğal düşmanlarının tanımlanmasında DNA barkodlamanın kullanılması

Böcekler, yeryüzündeki en çeşitli canlı gruplarından birini oluşturarak son derece farklı morfolojik yapılarda evrimleşmişlerdir. Böcek taksonomisinin hâlen önemli ölçüde tamamlanmamış olduğunu ve biyolojik çeşitliliğin tam olarak anlaşılabilmesi için daha fazla sistematik araştırmaya ihtiyaç duyulduğu bilinmektedir. Özellikle Agromyzidae familyasına ait yaprak galerisinekleri, morfolojik benzerlikleri nedeniyle tür düzeyinde ayrım yapılması güç olan bir grup olarak öne çıkmaktadır. Morfolojik benzerliklerin teşhis sürecini güçleştirmesi nedeniyle, bu türlerin doğru şekilde tanımlanabilmesi için moleküler yöntemlerden faydalanılmaktadır. Bu bağlamda DNA barkodlama tekniği, tür düzeyinde güvenilir ve hızlı tanı imkânı sunmaktadır. Bu kapsamda çalışmamız, Aydın iline bağlı ilçelerdeki yaprak galerisinekleri (Liriomyza spp.) ve onların parazitoit türlerinin moleküler düzeyde teşhisini amaçlamaktadır. Arazi çalışmaları sonucu elde edilen örneklerden DNA izolasyonu yapılmış, mitokondriyal COI (sitokrom c oksidaz alt birim I) gen bölgesi PZR ile çoğaltılmış ve dizileme analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen diziler, uluslararası veri tabanlarıyla karşılaştırılmış, moleküler ve filogenetik analizleri gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda örneklerin Liriomyza sativae, Liriomyza trifolii ve Neochrysocharis formosa türlerine ait olduğu tespit edilmiştir. Genetik mesafe ve varyasyon analizleri, türler arası genetik ayrımı açıkça göstermiştir. Bu çalışma, yaprak galerisineği türlerinin ve onların doğal düşmanlarının moleküler düzeyde doğru şekilde tanımlanabileceğini ortaya koymakta benzer çalışmalarda etkin şekilde kullanılmasına bilimsel katkı sağlamaktadır.

DNA barkodlama
Gül Ayar
Aydın Adnan Menderes University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pseudomonas putida KT2440 suşuna ait fitaz geninin E. coli' ye klonlanması

Amaç: Bu tezin amacı biyogübre olarak kullanılabilen Pseudomanas putida KT2440 bakterisinin fitaz enzimini kodlayan genini klonlamaktır. Materyal ve Yöntem: P. putida KT2440 suşunun fitaz geni biyoinformatik ortamda incelenmiş ve elde edilen genom bilgileri ile fitaz geni tespit edilmiş ve bu genin klonlanması için promotör ve yapısal gen bölgelerine ait primerler tasarlanmıştır. Elde edilen primerler ile P. putida KT2440 suşunun fitaz geni klonlanmış ve rekombinant stok kültürleri oluşturulmuştur. Bulgular: Tez çalışması kapsamında, P. putida KT2440 suşuna ait hedeflenen gen bölgeleri PCR yöntemiyle çoğaltılmış ve vektöre aktarılmıştır. Rekombinant vektörler kompotent E. coli hücrelerine transforme edilmiştir. Yapılan tarama sonuçlarında rekombinant DNA parçaları tespit edilmiş ve bu parçaları taşıyan hücrelere ait kültürler oluşturulmuştur. Sonuç: Fitaz genine ait DNA bölgesinin rekombinant hücre hatlarına transforme edilerek elde edilen suşlardan stok kültürler elde edilmiştir. İleride fitaz geni ve fitaz enzimi üzerine yapılacak araştırmalarda bu klonların kullanılması mümkün görünmektedir.

Metehan İdik
Aydın Adnan Menderes University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Crocus nerimaniae Yüzb.'nın (sultan çiğdemi) mikroçoğaltımı üzerine araştırmalar

Crocus nerimaniae Yüzb. türü 'EN' (tehlike altında) kategorisinde değerlendirilen endemik bir türdür. Bu çalışmada türün korunmasına ve çoğaltılmasına yönelik olarak in vitro çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, türün korm, kök, yaprak, in vitro elde edilmiş yaprak, sürgün tomurcukları ve tohumları eksplant olarak kullanılmıştır. Türün tohumları 3 ay +4°C'de bekletildikten sonra çalışmalarda kullanılmıştır. In vitro koşullarda, 20 gl-1 sukroz ilaveli MS ortamında +4°C'de karanlıkta kültüre alınan tohumlarda %55 oranında çimlenme elde edilmiştir. Radikula çıkışı kültür başlangıcından 3 ay sonra olmuştur. Tüm bitkiciklerde korm gözlemlenmiştir. Korm eksplantları ile gerçekleştirilen çalışmalarda kontaminasyon sorunu büyük bir problem yaratmıştır. Bu sorun besi ortamına 8 mll-1 PPM ilavesi ile aşılmıştır, fakat korm eksplantları kültüre cevap vermemiştir. Sürgün tomurcukları sterilizasyonunda %90 oranında başarı elde edilmiştir. 20 gl-1 sukroz içeren MS ortamında sürgün tomurcuklarından in vitro kormlar elde edilmiştir. Tohum çimlendirilmesi ile elde edilen in vitro yaprakların eksplant olarak kültüre alınması ile farklı oranda kallus oluşumu elde edilmiştir. Kalluslar embriyogenik yapıdadır ve en yüksek kallus oluşumu (%60) 5 mgl-1 NAA içeren MS ortamında elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Crocus nerimaniae Yüzb., Çimlenme, In vitro, Mikroçoğaltım, Korm

Alim Doğan Çelik
Aydın Adnan Menderes University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bazı endemik Sideritis L. türlerinin matK ve rcbL sekans dizilerine dayalı filogenetik analizi

Bu çalışma da endemik Sideritis brevidens, Sideritis congesta, Sideritis erythrantha var. cedretorum, Sideritis libanotica subsp. violascens, Sideritis rubriflora ve Sideritis vuralii türlerinin filogenetik analizi ve DNA barkod analizleri kloroplast matK ve rbcL sekansları ile gerçekleştirilmiştir. Sideritis türleri laboratuvara getirilip genomik DNA izolasyonu yapılmıştır. PZR reaksiyonu matK ve rbcL primerleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. PZR ürünleri %1 lik jel elektroforezinde görüntülendikten sonra dizileme analizi gerçekleştirilmiştir. Hem forward hem de reverse diziler Sequencher 5.4 programı ile elle düzeltilmiş ve kontig diziler oluşturulmuştur. Kontig diziler NCBI'da blast yapılmış ve benzerlik oranları tespit edilmiştir. NCBI'dan Stachys, Salvia, Lamium, Nepeta ve Satureja türlerinin matK ve rbcL dizileri alınarak NJ filogenetik ağacı oluşturulup, türler arasındaki ilişkiler ortaya çıkarılmıştır. Çalışma sonucunda, matK analizleri Sideritis türlerinin kendi içinde çözümlenmesin de etkili olmamıştır. Diğer türler ile olan filogenetik ilişkide, Stachys türleri ile aynı grup içinde çıkmıştır. rbcL analizlerinde Sideritis rubriflora ve Sideritis vuralli türleri bir arada çıkarken diğer Sideritis türleri politomi çıkmıştır. Diğer türler ile olan filogenetik ilişkide, Stachys türleri ile aynı grup içinde çıkmıştır. Hem matK hem de rbcL sonuçları birbiri ile uyumlu çıkmıştır.

BiyoteknolojiKloroplast DNALamiaceae
Erengül Sofyalıoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yetiştirilen bazı ticari marul çeşitlerinin birbirleri ve yabani marul ile filogenetik akrabalıkları

Bu çalışmada, piyasada satılan ticari marul çeşitleri "Parris Island, Leaf Green, Butterhead, Lollorosso, Yedikule, Endivyen, Bejo, Maritima" ile NCBI gen bankasından yabani marul (Lactuca virosa L.) ITS, ITS2 ve trnH-psbA gen bölgeleri sekansları karşılaştırılarak akrabalıkları ortaya konmuştur. Çalışma sonucunda 8 marul çeşidinin ITS, ITS2 ve trnH-psbA 1213bp sekansları elde edilerek tanıları yapılmıştır. Ayrıca bu türlerin kod adları ve bütün kodon pozisyon oranları belirlenmiştir. Bununla birlikte sekansı elde edilen çeşitlerin soy ağaçları çıkarılarak çeşitlerin filogenetik akrabalıkları belirlenmiştir. Yabani marula akrabalık olarak en yakın çeşit Maritima iken, Parris Island ata türe ve diğer çeşitlere en uzak akraba olarak belirlenmiştir. Bunun yanı sıra çalışılan türlerde tür sınırının %0,1-0,9 arasında değiştiği tespit edilmiştir.

Kübra Büşra Üçer
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eskişehir ili bazı park ve bahçelerdeki bitkilerde zararlı olan böceklerin morfolojik ve moleküler karekterizasyonu

Bu çalışma 2020 yılında Eskişehir ilinin Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerine ait 25 farklı parkta gerçekleştirilmiştir. Çalışmada bulunan zararlılar sırası ile; Hemiptera takımına ait 3 familya (Miridae, Psyllidae, Aphidida), Thysanoptera takımına ait 1 familya (Thripidae) ve Colleoptera takımına ait 1 familya (Chrysomelidae) olmak üzere toplam 6 familyadan oluşmuştur. Bu familyaya ait türler ise; Pantilius tunicatus, Lygus pratensis, Psyllopsis fraxini, Myzus persicae, Aphis craccivora, Aphis fabae, Aphis nerii ve Melosoma populi'dir. Eskişehir ili faunası için 3 cinse bağlı 3 yeni tür tespit edilmiştir. Bu çalışmada tespit edilen türlerin DNA barkodları ve nükleotid pozisyonları belirtilmiştir. Kayıtları alınan türlerin; Türkiye ve Dünyadaki dağılışları, konukçuları ve toplanma yerleri ile ilgili bilgileri verilmiştir.

Bahçe bitkileriDNA barkodlamaEskişehir+3
Büşra Yavuz
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genetiği değiştirilmiş ve değiştirilmemiş pamuk bitkisinde yüksek sıcaklık stresi altında ısı şoku protein analizleri

Bu çalışma, pamuk bitkisinde yüksek sıcaklık stresinin ısı şoku proteinlerine (HSP) etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, genetiği değiştirilmiş (GD'li) ve değiştirilmemiş (GD'siz) aynı çeşide ait pamuk tohumları kullanılmıştır. Tohum ekimi torf:perlit (1:1) içeren 14x12 cm ebatlarındaki saksılara yapılarak fideler ~% 45 oransal nemde, 15 – 32 °C (gece- gündüz) sıcaklıkta kontrollü serada yetiştirilmiştir. Ardından 4-6 yapraklı dönemde iklimlendirme kabinine alınan fideler 30 °C'den başlayarak her yarım saatte 5 °C arttırılarak kademeli olarak 45 °C'ye getirilerek bu sıcaklıkta 2 saat strese maruz bırakılmıştır. Sıcaklık stresine yanıt olarak yaprak dokularında toplam çözünebilir protein (TSP) miktarı ile HSP60 ve HSP23 proteinlerindeki değişimler belirlenmiştir. Ayrıca tohum ve yaprak örneklerinde genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) analizleri yapılmıştır. Genetik olarak değiştirilmiş (GD) pozitif bitkilerde sıcaklık uygulamasına karşı TÇP miktarında değişim gözlenmemişken, GD negatif bitkilerde sıcaklık, TÇP miktarını belirgin bir şekilde artırmıştır. SDS-PAGE analizinde, 9-158 KDa arasında değişen büyüklükte protein bantları belirlenmiştir. Her iki bitki grubunda da (GD negatif ve GD pozitif) 9 kDa'luk ve 24 kDa'luk bantların yoğunluğundaki artışın daha belirgin olduğu görülmüştür. Ayrıca her iki grupta da yüksek sıcaklık stresi HSP60 ve HSP23 proteininin birikimine neden olmuştur. Bu artış HSP60 proteini için GD pozitif bitkilerde daha fazla olurken HSP23 proteini için GD negatif bitkilerde daha fazla bulunmuştur.

İlknur Erengezgin Koç
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Biber bitkisinde düşük sıcaklık stresi koşullarında prolin uygulamalarının lsı şoku proteinleri üzerineetkisi

Düşük sıcaklık stresi altındaki biber bitkisinde (Capsicum annuum L.) prolin uygulamalarının ısı şok proteinlerine (HSP) etkilerinin araştırıldığı bu çalışmada, 'Yalova Çorbacı 12' biber çeşidi tohumları torf, toprak ve perlit (1:1:1) karışımı içeren 45 gözlü viyollere ekilmiştir. 25/18 °C (gündüz/gece) ve %60±5 nem, 16 saat aydınlık/ 8 saat karanlık olacak şekilde kontrollü serada 3-4 yapraklı döneme kadar yetiştirilen fidelere, 0 mM, 5 mM, 10 mM ve 20 mM'lık prolin çözeltisi üç günde bir olacak şekilde 3 defa yapraktan spreyleme şeklinde uygulanmıştır. Uygulamanın sonunda bitkiler +8 °C sıcaklık, 16 saat aydınlık/ 8 saat karanlık olacak şekilde 3 gün boyunca düşük sıcaklığa maruz bırakılmıştır. Bu sırada kontrol bitkileri kontrollü serada bırakılmıştır. Biber bitkilerinin yaprak dokularında hücresel zararlanma, prolin miktarı, toplam çözünebilir protein (TÇP) miktarı belirlenmiş, SDS PAGE ve immunblot analizleri yapılmıştır. Düşük sıcaklık stresinde prolin uygulanmayan (0 mM) bitkilerde zararlanmanın prolin uygulanan bitkilere oranla daha fazla olduğu belirlenmiştir. Prolin uygulanan bitkilerde ise en düşük zararlanma 5 mM'da gözlenirken, bunu sırasıyla 10 ve 20 mM uygulamaları izlemiştir. Kontrol bitkileri ile kıyaslandığında düşük sıcaklığa maruz bırakılan bitkilerin prolin miktarının 0 mM prolin uygulanan bitkilerde azaldığı, prolin uygulaması yapılan diğer bitkilerde ise arttığı tespit edilmiştir. Düşük sıcaklık stresinin bütün uygulamalarda TÇP miktarını azalttığı, ancak prolin uygulanan bitkilerde TÇP miktarının uygulama yapılmayan bitkilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Düşük sıcaklık stresi uygulanan bitkiler arasında en yüksek TÇP miktarı 5 mM uygulamasından elde edilmiştir. SDS PAGE'de uygulamalara göre büyüklükleri 17 kDa ile 40 kDa arasında değişen protein bantları tespit edilmiştir. İmmunblot analizlerine göre, 40 kDa büyüklüğündeki HSP 60 düşük sıcaklık stresindeki bitkilerde yoğunluğunun genel olarak arttığı en yoğun HSP 60 sentezinin ise 5 mM'lık uygulamada olduğu belirlenmiştir. 23 kDa büyüklüğündeki HSP 23 de HSP 60 ile benzer şekilde düşük sıcaklık stresindeki bitkilerde artış göstererek, 5 mM uygulamasında en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Düşük sıcaklık stresi altındaki biber bitkilerinde HSP 60 ve HSP 23'ün bitki stres toleransını arttırmada etkili olduğu ve 5 mM prolin uygulamasının tolerans kazanımına yardımcı olabilecek en uygun konsantrasyon olduğu belirlenmiştir.

Tuğçe Nur Demir
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tuz stresi koşullarında biber bitkisine prolin uygulamalarının etkileri

Daha sonra dolduruBu çalışmada, tuz stresine maruz kalan biber (Capsicum annuum L.) bitkisinin yaprak dokularında meydana gelen zararlanma ve dışsal prolin (Pro) uygulamasının tuz stresi koşullarında bitkinin fizyolojik fonksiyonları üzerine etkisi araştırılmıştır. Deneme sonunda biber yaprak örneklerinde hücre zarı zararlanma oranı, yaprak oransal su kapsamı (YOSK), turgor kaybı (TK), Pro miktarı, toplam çözünebilir protein miktarı (TÇP), katalaz (CAT) ve askorbat peroksidaz (APX) aktivitesi ile SDS-PAGE analizleri yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda tuzluluk stresi ile artan hücre zarı zaralanma oranının prolin uygulaması ile azaldığı tespit edilmiştir. Tuz stresinin bitkilerde YOSK'un azalmasına ve TK'nın artmasına neden olduğu, dışarıdan uygulanan prolinin ise YOSK'u arttırıcı TK'yı ise azaltıcı yönde etki ettiği belirlenmiştir. Tuzluluk, endojen prolin miktarının artmasına yol açmış ve dışsal prolin uygulaması bu durumu olumlu yönde etkilemiştir. Enzim aktiviteleri ile ilgili olarak, tuz stresi altında katalaz aktivitesinin 50 mM NaCl uygulamasında arttığı ve 100 mM NaCluygulamasında azaldığı, dışsal prolin uygulamasının ise enzim aktivitesini 50 mM NaCl uygulamasında azalttığı ve 100 mM NaCl uygulamasında arttırdığı bulunmuştur. Tuz stresi altında APX aktivitesinin arttığı ve dışsal prolin uygulamasının bu artışı belirginleştirdiği belirlenmiştir. Toplam çözünebilir protein miktarı tuz stresi ile azalmış ve dışsal prolin uygulaması TÇP'yi 50 mM NaCl uygulamasında artırmış ve 100 mM NaCl uygulamasında azaltmıştır. SDS PAGE analizlerinde, yapılan uygulamalarla değişim gösteren 24,6 kDa ve 256,9 kDa aralığında bulunan protein bantları belirlenmiştir. lacaktır.

BiberProlinTuz stresi
Marıam Kara Damour
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı tohum ekim yöntemlerinin orman gülü (Rhododendron ssp.) tohumlarının çıkış sıklıkları ve fide gelişimi üzerine etkisi

Bu araştırmada orman gülü türlerinin (R. ponticum L., R. luteum Sweet, R. caucasicum Pallas, R. simirnovii Trautv ve R. ungernii Trautv) tohumlarına uygulanan farklı tohum ekim yöntemlerinin fide çıkış sıklıkları, çıkış süresi, gücü ve bitki büyümesine olan etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Tohumlar, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait uygulama laboratuvarında bulunan iklim kabinleri içerisine konulan, 35x50 cm boyutlarındaki köpük kasalara 3 Kasım 2016 tarihinde ekilmiştir. Ekim yöntemi olarak, elle sıraya ekme (kontrol), plant agar ile karıştırma, MS ile karıştırma, ve dere kumu ile karıştırma olmak üzere dört farklı yöntem denenmiştir. Araştırmamız sonucunda, elde edilen en yüksek tohum çıkışı oranları R. ponticum L. türünde %76,00 R. luteum Sweet. % 66.60, R. smirnovii Trautv %55.33, R. ungernii Trautv %24,00 ve R. caucasicum Pallas %15.33 olarak elle sıraya ekme (kontrol) uygulamasından sağlanmıştır. Ekim yönteminin fide çıkış sıklığı üzerine etkileri incelendiğinde ideal tohum dağılımına en yakın değerlerin elle sıraya ekme yönteminden elde edilmiştir. Fide boylarında en iyi sonuç R. ponticum (2.11cm), R. luteum (3.08cm), R. smirnovii (4.07cm), R. ungernii (1.39cm) türlerinde Ms ortamından alınmışken, R. caucasicum da ise 1.69cm ile agar ortamından elde edilmiştir. Sonuç olarak orman gülü türlerinin generatif yöntemle çoğaltılmasında fide çıkış sıklıklarının homojen olarak dağılması için elle kontrollü bir şekilde ekim yönteminin, fide büyümesi dikkate alındığında ise MS ile karıştırarak ekim yönteminin uygun olduğu belirlenmiştir.

Tuğba Yücel Yazıcı
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marul (Lactuca sativa L.) fide kalitesi ve bitki gelişimi üzerine paclobutrazol ve prohexadione-calcium uygulamalarının etkileri

Çalışmada marul fidelerinde boylanmanın kontrol edilmesi amacıyla farklı mevsim (güz ve bahar), zaman (tohum, çimlenme, gerçek yaprak ve çimlenme ve gerçek yaprak dönemi) ve dozlarda uygulanan Pro-Ca (0, 50, 100, 150 ppm) ve PBZ'nin (0, 25, 50, 100 ppm) fide gelişimi ve kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca uygulama yapılmış marullar hidroponik sistemde yetiştirilerek uygulamaların hasat dönemine kadar ne derece kalıcı olduğu belirlenmiştir. Araştırmada tohum uygulamalarının incelenen parametreler üzerinde yaprak uygulamalarına kıyasla daha az etkili olduğu tespit edilmiştir. Marul fideleri üzerinde her iki kimyasalında yaprak uygulamalarının uygulama zaman ve dozlarındaki artışla orantılı olarak baskılayıcı etkisinin arttığı belirlenmiştir. Fide aşamasında PBZ uygulamalarının büyüme parametreleri üzerindeki baskılayıcı etkisinin Pro-Ca uygulamalarından daha fazla olduğu, bu etkinin hasat döneminde Pro-Ca uygulamalarında ortadan kalktığı ancak PBZ uygulamalarında yüksek dozlarda devam ettiği saptanmıştır. Sonuç olarak çimlenme+gerçek yaprak uygulama zamanının her iki durdurucunun da en yüksek oranda etkili olduğu uygulama zamanı olduğu, ancak hem büyümeyi istenilen düzeyin üzerinde baskılaması, hem de hasat döneminde dahi özellikle PBZ uygulamalarında durdurucu etkinin devam etmesinden dolayı kullanılması önerilmemektedir. Gerçek yaprak aşamasında yapılan uygulamaların fide kalitesi üzerinde diğer uygulama zamanlarından daha iyi sonuç verdiği saptanmıştır. Uygulama dozu olarak Pro-Ca için gelişmenin hızlı olduğu mevsim ve koşullarda 100 ve 150 ppm dozları, gelişmenin yavaş olduğu koşullar için 50 ve 100 ppm dozları tavsiye edilmektedir. PBZ için gelişmenin hızlı olduğu mevsim ve koşullarda 25 ve 50 ppm dozları, gelişmenin yavaş olduğu koşullar için 25 ppm ve daha altı dozlar tercih edilmelidir.

Semih Akdemir
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı renklerdeki LED ışıkların Rhododendron luteum Sweet. tohumlarının çimlenmesi üzerine etkileri

Işık enerjisi tarımsal üretimde en önemli etmenlerden biridir. Işık bitkilerin büyüme ve gelişmelerinde ışıklanma süresi, ışığın şiddeti ve ışığın dalga boyu olmak üzere üç önemli ekolojik özelliği ile etki etmektedir. Her geçen gün gelişen teknoloji ile birlikte güneş ışığına takviye olarak veya kapalı ortamlarda ışık kaynağı olarak yapay ışıklar kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan en son teknoloji ürünü yapay ışık kaynağı ise Işık Yayan Diyotlar (LED)' dır. Bu araştırma farklı renklere sahip (Gün ışığı LED, Mavi LED, Kırmızı LED ve Mavi LED+Kırmızı LED (%50+%50)) LED ışıklarının R. luteum tohumlarının çıkış oranları ve fide gelişimleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. LED ışıkları, köpük kaplarda asidik torf üzerine yüzeysel olarak ekilen tohumlara 16/8 saat (ışık/karanlık) şeklinde uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen çıkış oranları veriler değerlendirildiğinde Gün ışığı, Kırmızı LED, Kırmızı+Mavi LED, Mavi LED ışıklarda çıkış oranı sırasıyla (%61, %45.66, %43, %35) olarak belirlenmiştir. Çalışmada bitki boyu üzerine yapılan analizlerde, farklı ışık renklerinin bitki boyları üzerine etkisinin istatistiki olarak önemli (p<0.01) olduğu belirlenmiştir. Araştırmada en uzun boylu bitkiler incelendiğinde Kırmızı+mavi LED, Kırmızı LED, Mavi LED, Gün ışığı LED'lerde sırasıyla (10.342 cm, 10.262 cm, 7506 cm, 7.139cm ) verileri elde edilmiştir. Fidelerin çap ölçümlerine ait bulgularda ise, farklı ışık renklerinin fide çapları üzerine etkisinin istatistiki olarak önemli (p<0.01) düzeyde olduğu belirlenmiştir. En kalın fide çapıları Gün ışığı, Mavi LED, Kırmızı LED, Kırmızı+Mavi LED'lerinde sırasıyla (0.147mm, 0.104mm, 0.085mm, 0.077mm) tespit edilmiştir.. Diğer parametrede ise yaprak sayıları incelenmiş ve fidelerdeki yaprak sayısı miktarına, ışık renklerinin çok önemli düzeyde (p<0.01) etkisinin olduğu tespit edilmiştir. En fazla yaprağın Gün ışığı, Mavi LED, Kırmızı+Mavi LED, Kırmızı LED'lerde sırasıyla (3.547, 2, 1.550, 1.302) adet olduğu belirlenmiştir. Çalışmada sonuç olarak çıkış oranı ve fide büyüme parametreleri göz önüne alındığında en yüksek çıkış oranının ve en iyi fide gelişiminin gün ışığı uygulamasında meydana geldiği tespit edilmiştir. Her ne kadar en uzun boylu fideler Kırmızı+Mavi LED ve Kırmızı LED uygulamalarında meydana gelse de bu ortamlardaki fidelerin cılız olduğu gövde çaplarının ve yaprak sayılarının düşük olduğu belirlenmiştir.

Murat Ünsal
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırşehir'de yetiştirilen siyah alaca sığırlarda genetik parametre tahminleri

Bu çalışmada, Kırşehir ili Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği'ne üye 389 işletmedeki Siyah Alaca sığırlara ait 2007-2017 yılları arasında tutulan 4589 adet süt verim kaydı kullanılmıştır. Süt verimi özelliklerinden 305 gün süt verimi (305 GSV), laktasyon süresi (LS) ve kuruda kalma süresine (KKS) ve bunlar üzerine buzağılama yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi, buzağılama yaşı ve işletme faktörlerinin etkileri belirlendi. Çalışmada 305 GSV, LS ve KKS ortalamaları sırasıyla 7350,5±30,70 kg, 398,2±1,61 gün ve 62,5±17,02 gün olarak hesaplanmıştır. Buzağılama yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi ve işletme büyüklüğünün 305 GSV ve LS üzerine etkileri istatistik olarak önemlidir (p<0,01). KKS üzerine buzağılama yılının ve işletme büyüklüğünün etkisi önemli (p<0,01) olup, laktasyon sırası ve buzağılama mevsiminin etkisi önemsiz (p>0,05) olarak tespit edilmiştir. 305 GSV, LS ve KKS'ye ait kalıtım ve tekrarlanma dereceleri sırasıyla 0,23, 0,07 ve <0,01; 0,23, 0,14 ve 0,02 olarak belirlenmiştir. Ayrıca araştırmada genetik yönelim -8,58 kg\yıl olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak bu çalışma ile Kırşehir ilinde yetiştirilen Siyah Alaca sığırların süt verim özellikleri ile bu özelliklere ait genetik parametrelerinin gelecek generasyonlar için yapılacak ıslah çalışmalarında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

Kantitatif genetikSiyah alaca sığırlarSüt sığırcılığı+1
Murat Karaağaç
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akkaraman koyunlarında mevsim dışı kızgınlık senkronizasyonunda karanlık uygulamasının kullanımı

Bu çalışmanın amacı, Akkaraman ırkı koyunlarda mevsim dışında karanlık uygulamasının yapılarak kızgınlık senkronizasyonunda kullanımının araştırılmasıdır. Bu çalımada hayvan materyal olarak 50 baş 3-4 yaşlı Akkaraman ırkı koyun kullanılmıştır. Çalışma Nisan ayı içerisinde yapılmıştır. Bütün koyunlara ovaryum üzerinde mevcut olabilecek olan Corpus luteum'un (CL) yıkımı için deneme başında 1 cc PGF2α kas içi (IM) enjekte edilmiştir. Enjeksiyondan 48 saat sonra bütün koyunlara doğal progesteron içeren (0,30 g progesterone) vajinal implant cihazı (CIDR) uygulanmıştır.Koyunlar rastgele olarak iki gruba ayrılmışlardır. Koyunların bir grubu (Kontrol; n=25) doğal ve sentetik hormonlar kullanılarak kızgınlıkları senkronize edilmiştir. Diğer gruba (Karanlık; n=25) günde 13 saat süreyle tam kontrollü bir barınakta karanlık uygulaması yapılmıştır. Tüm hayvanlardan belirli bir program dahilinde kan alınmış ve melatonin hormon konsantrasyonları Elisa cihazında tespit edilmiştir. Deneme başında gruplar arasında melatonin hormon konsantrasyonları bakımın bir farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05).Karanlık uygulanan gruptaki melatonin hormon konsantrasyonu (90.83±29.27 pg/ml) kontrol grubundan (66.58±21.05 pg/ml) daha yüksek bulunmuştur (P<0.01). Karanlık uygulaması sonunda melatonin konsantrasyonuda karanlık uygulanan grupta (89.30±29.57 pg/ml) kontrol grubundan (54.44±22.97 pg/ml) daha yüksek bulunmuştur (P<0.01). Döl verim özellikleri bakımından ise gruplar arasında bir farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Bu sonuçlara göre, Akkaraman Irkı koyunlarda üreme mevsimi dışında karanlık uygulaması ile melatonin hormon konsantrasyonlarının değiştirilebileceğini ve buna bağlı olarak da kızgınlık senkronizasyonunun gerçekleştirilebileceği düşünülmektedir.

Serhan Karakaya
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesinde nohut üretimi yapan çiftçilerin bitki koruma sorunlarının ve zirai mücadele konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesinde nohut üretimi yapan üreticilerin bitki koruma sorunlarının ve zirai mücadele konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla 2018 yılında nohut üretimi yapan üreticilerden 1-10 dekarlık alandan üretim yapanlardan 23, 11-25 dekarlık alandan üretim yapanlardan 23 ve 26-100 dekarlık alanlarda üretim yapan üreticilerden ise 48 üretici olmak üzere toplamda 94 adet nohut üreticisi ile anket çalışması yapılmıştır. Yapılan değerlendirmelerin sonuçlarına göre, üreticilerin çok büyük bir kısmı GDO ve biyoteknolojinin ne anlama geldiğini bilmediği, sertifikalı tohumluk kullanım oranının düşük seviyede olduğu, toprak analizi yaptıran üretici sayısının sınırlı olduğu, üreticilerin tarımsal işlerini kendilerince yürütüldüğü, kimyasal savaş uygulamalarında üreticinin çoğunun pestisitleri karıştırdığı, üreticilerin önemli bir kısmının doz aşımında ve gereksiz pestisit kullanımının insan sağlığına ve çevreye zarar verdiğini bildiği, birçok üreticinin boş pestisit ambalajlarını yakarak imha ettiği ya da toprağa gömdüğü ortaya çıkmıştır.

Özkan Aydın
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırşehir ili Mucur ilçesi hububat üreticilerinin bitki koruma yönünden karşılaştıkları sorunlar ile tarımsal ilaç kullanım durumunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışmada, hububat üretiminin yoğun olarak yapıldığı Kırşehir ili Mucur ilçesinde üreticilerin bitki koruma sorunları ve tarımsal ilaç kullanım durumları değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile üreticilerin hububat üretiminde bitki koruma sorunlarına karşı mücadeleye karar verme kriterleri; bitki hastalıkları, zararlıları ve yabancı ot teşhisinde bilgi aldıkları kaynaklar, pestisit kullanım alışkanlıkları, pestisitleri karıştırma eğilimleri ile çevre ve insan sağlığı konusundaki hassasiyetlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada kullanılan veriler 108 hububat üreticisinden anket yöntemi toplanmıştır. Üreticilerin ilk olarak mücadeleye hastalık, zararlı veya yabancı otu tarlada gördüğünde karar verdikleri; bitki koruma problemlerinin teşhisi konusunda en fazla bilgi aldıkları kaynaklar olarak tarımsal ilaç bayi, konuyu bildiklerini düşündükleri ziraat mühendisi, tarımsal ilaç firmalarının temsilcileri gibi uzmanlardan yardım aldığı; üreticilerin %69,44'ünün tarım ilacı kullanırken tavsiye edilen doza tamamen uyduğu; üreticilerin %83,33'ünün pestisitleri karıştırarak kullanma eğiliminde olduğunu; bunun nedeni ise maliyeti azaltmak ve aynı anda bir kaç zararlıyı, hastalığı veya yabancı otu kontrol etme istekleri olduğu belirlenmiştir.

Türker Gültekin
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencilerinin genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının belirlenmesi

Tarım, bitki ve hayvan yetiştirme, bitkisel ve hayvansal ürünler elde etme ve ıslahı, bitkisel ve hayvansal ürünleri pazara hazırlama ve saklama, bitkisel ve hayvansal ürünleri işleyip, değerlendirme bilim ve sanatıdır. Bu araştırmada Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde öğrenim gören öğrencilerin sosyo-bilimsel konulardan genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının belirlenmesi ile literatüre katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Bu araştırmanın evreni, 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılının Güz Dönemi'nde 1., 2., 3., 4. ve 4+ sınıflarında öğrenim gören toplam 430 öğrenciden, örneklemi ise 273 Ziraat Fakültesi öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Ölçeği, GDO'lu Besinler Bilgi Testi, GDO'lu Besinlere Yönelik Tutum Ölçeği ve GDO'lu Besinlerle İlgili Risk Algıları Ölçeklerinden oluşan anket formu kullanılmıştır. Sonuçlar, Tarımsal Biyoteknoloji bölümündeki öğrencilerin konuyla ilgili en yüksek algıya sahip olduklarını göstermiştir. GDO'lara ilişkin algı, diğer bölümlere ait öğrenciler arasında giderek azalmıştır. Tarım Ekonomisi bölümü öğrencileri konuyla ilgili en az algıya sahiptir. Ayrıca, erkek öğrencilerin konu hakkında kız öğrencilere göre daha bilgili oldukları tespit edilmiştir. Eğitim geçmişinin ve cinsiyetin GDO'lar hakkındaki doğru algıların anlaşılmasında önemli bir rol oynadığı sonucuna varılmıştır.

BilgiDavranışGDO+2
Songül Kutlu
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Etlik piliç rasyonu hazırlanmasında excel tabanlı alternatif rasyon programının oluşturulması

Hayvancılık işletmelerinde yem masrafları üretim maliyetlerinin yaklaşık %75-85'dir. Çiftliklerde en maliyetli girdi yem olması sebebiyle yem hammaddeleri doğru ve kritik sınırlar içerisinde kullanılmalıdır. Dönemsel olarak hızlı bir gelişim gösteren etlik piliçlerin ihtiyaç duydukları besin maddeleri de değişmektedir. Bu nedenle etli piliçlerin ihtiyaçları dönemsel olarak saptanıp, en ideal rasyonun hazırlanması gerekmektedir. Rasyon hazırlanırken hayvanın ırkı, fizyolojik ve sağlık durumu, cinsiyeti ve çevre koşulları gibi kriterler de göz önünde bulundurulmalıdır. Klasik yöntemlerle yapılan rasyon hazırlama işlemlerinde yukarıdaki kriterleri dikkate alarak işlem yapmak oldukça karmaşık, zor ve zaman alıcı bir iştir. Bu nedenle, klasik yöntemlere alternatif olarak geliştirilen çok amaçlı olan bir problemi tek amaçlı bir probleme dönüştürerek en ideal çözümü arayan hedef programlama yöntemleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, etlik piliçlerin rasyonel beslenmesi için Microsoft Office 2016 Excel Paket Programı ile tasarlanan rasyon programında rasyon formülasyonları hazırlanmıştır. Hazırlanan rasyon formülasyonları, piyasada bulunan üç adet ticari rasyon hazırlama programında çözülerek, hazırlanmış olan rasyon formülasyonlarının karşılaştırması yapılmış ve programlar arasında bulunan farklılıklar incelenmiştir. Çalışma sonucunda, kullanılan tüm programlarla hazırlanan rasyon formülasyonları arasındaki toplam benzerlik istatistiksel olarak %97'dir. Tüm bu sonuçlara göre yazılımlar arasında istatistiksel açıdan bir fark olmadığı gözlemlenmiştir.

Etlik piliçExcelRasyonlar+1
Zekeriya Doğan
Kırşehir Ahi Evran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00