
29
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
The ransomware detection and prevention tool design by using signature and anomaly based detection methods
Ransomware, which constantly improves by updating itself and transferring to the network and computing environment, is the most common type of malware used by the attackers recently. Ransomware demands ransom from the user for decrypting the encrypted files. As a result of the payment of the desired amount of ransom, the files can be opened with the decryption key delivered to the user. Various antivirus software using signature-based detection method fail to detect the malware because they perform analysis via hash signature samples in databases. Because hash signature samples of zero-day attacks are not recorded in antivirus software databases, detecting ransomware by using anomaly-based detection method is more effective. The most important factor for anomaly-based detection method is to be able to analyze the data sufficiently to determine the ability and the behavior of the ransomware. This method consists of two phases. These are "training/learning" and "monitoring/detecting" phases. In training phase, many academic publications, international cyber security vendors' reports on ransomware, and interview with cyber security experts have been examined and utilized during bringing out our study, and consequently, the attack vectors of the ransomware, the core features, the identification methods and the movements based on the Windows OSs have been found. That is, machine learning techniques have not been used, and so all materials have been evaluated as inputs to the design of our tool. In our study, after presenting the behavior of the ransomware in detail, in the monitoring/detecting phase, how the ransomware detection and prevention tool should be created to detect and prevent ransomware on Windows OSs will be explained. It is also evident that the tool in the hybrid structure using signature-based detection method, along with anomaly-based detection method, will be even more successful in detecting and preventing ransomware with minimum false-positive rate and minimum file loss. We consider that we can give a better perspective to the users, software developers, and security administrators about the key features of the ransomware detection and prevention tool that can be used as a solution that does not require high fees for commercial software to protect against ransomware, and we can more easily take measures against ransomware. In our study, the code written in the Python programming language of the ransomware detection and prevention tool proposed in the Appendices of our study is also presented. This code, which is open to development, is thought to be an example of the design of a commercial ransomware detection and prevention tool and maybe a guide to future academic studies on ransomware and other malicious software.
Deprem riskinin bölgesel ve sektörel farklılaşma özelliklerine göre analizi-Tekirdağ örneği
Coğrafi Bilgi Sistemlerinin oluşturulması ve geliştirilmesi süreci 1960'lı yıllardan itibaren başlamıştır. Birkaç devletin veya üniversitenin kendi içlerinde yaptıkları sınırlı uygulamalarla başlayan CBS, günümüzde pek çok önemli akademik çalışmada yer edinmiş ve modern dünyanın temeli haline gelen "bilgisayar teknolojisi" ve "bilgi teknolojisi" alanlarında hızla yükselen, geleceği parlak bir sektör haline gelmiştir. CBS, tüm bu özelliklerin dışında afet yönetimi, bölgesel planlama ve doğal kaynak yönetimi gibi pek çok konuda karar verme aşamasında destek yöntemi olarak da uygulanmaktadır. CBS literatüründe hazırlıklı olma ve müdahale aşamaları birleştirilmiş olarak anlatılmasına karşın bu iki aşama bu çalışmada ayrı ayrı ele alınacaktır. Zararı en aza indirgeme ve iyileştirme süreçlerinde ise durum farklıdır. Zarar azaltma aşamasında CBS'den tehlike analizi ve risk haritalarının hazırlanması alanlarında destek alınırken, iyileştirme aşamasında ise CBS'den daha çok hasar tespiti yapılırken faydalanılmıştır. CBS'lerin karar destek sistemi yönüyle amaca uygun hizmet sağlayabilmeleri için iki yönelim tanımlanmaktadır: İlki, analitik problem çözme tekniğine göre Mekansal Karar Destek Sistemleri (MKDS)'nin düzenlenmesi; ikincisi, CBS'lerle analitik problem çözme tekniklerinin bir bütün özelliği gösteren bir yapıda kullanılmasıdır. İlk yönelimde, MKDS'den problem çözme konusunda ihtiyaç duyulan stratejilerin tespit edilmesi, incelenmesi ve analiz edilmesi maksadıyla modelleme, iyileştirme ve benzetim modelleri bakımından faydalanılmıştır. Özellikle yarı yapısal mekansal karar verme problemlerinde çözüm olarak bu araçlar etken şeklinde değerlendirilmektedir. İkinci yönelim de CBS'lerin ya da analitik teknillerle bütünlük içinde değerlendirilmesi esasına göre CBS imkanlarının daha iyi bir duruma getirilmesi üzerine yoğunlaşmıştır. Bu bakış açısına göre CBS'nin mekansal modelleme, sorgulama ve haritalama işlevleri çevre etkeni ve istatistiksel teknikler için girdi verilerine ve bu verilerin değişik ölçeklerde gösterimi ve analizine imkan tanımıştır. Çalışma kapsamında Tekirdağ il genelinde yapılan bölgesel ve sektörel farklılaşma özelliklerine göre deprem risk analizinde Tekirdağ ilinin arazi kullanımı üzerinden bölgelendirme analizi yapılmıştır. Tehlike analizi çalışmasında Çok Ölçütlü Karar Verme Kriterleri arasında yer alan Analitik Hiyerarşi Yöntemi (AHY) kullanılmıştır. AHY ile sektörel ve bölgesel deprem tehlike analizlerinin yapılması ve bu sayede deprem riskinin en yüksek olduğu alanların belirlenmesi amaçlanmış, tekniğin belirlenen kriterlerin ağırlık derecelendirilmesinin yapılmasında ve CBS ile bütünlük oluşturulmasında etkin olarak kullanılmasıyla AHY-CBS 'ye dayanan bir model ortaya çıkarılmıştır.Bu çalışmayla CBS'ye göre AHY ile oluşturulan deprem tehlike haritaların yapılmasında ve bölgelendirme işlemlerinde sekiz adet parametre kullanılmış, parametreler çalışma amacı doğrutulsunda ağırlıklandırılmıştır. Yapılan çalışmaya göre şu sıra takip edilmektedir: 1) Çözülmesi gereken sorunun tespit edilmesi (bu çalışma kapsamında özel olarak AHY tekniğiyle ortaya konmuş deprem risk haritasında; bölgesel ve sektörel sahaların depreme açısından hassaslığı ve endüstri bölgelerinde oluşan depremlerde yeraltındaki suyun seviyesinin ne şekilde etkilediği incelenmiştir.) 2) Kaynak araştırmasında, AHY ile yapılmış deprem risk haritasındaki parametrelerin, çalışmanın amacına göre düzenlenmesi ve Tekirdağ İli bütününün bölgesel ve sektörel açıdan bölgelendirilmesi. 3) Ulaşılması gereken verilerin sağlanması ve amaca göre belli bir formatta hazırlanarak CBS'ye aktarılması. 4) Raster verilerin kategorilere ayrılması. 5) Uygulamaya konulan AHY'de çalışma bölgesindeki deprem tehlikesine dair parametrelerin gözden geçirilmesi ve her birine ağırlık değeri belirlenmesi. 6) Ağırlık değerleri 1-9 arasında farklılaşan ve 1'e en yakın değerde olanın en az, 9'a en yakın olanın ise en fazla riski karakterize ettiği ağırlık değerleri kapsamında, çalışmada ele alınan parametreler için depreme olan etkilerinin farklı oranda olması dolayısıyla farklı ağırlık değerlerinin verilmesi. 7) Değer verme işleminden sonra üst üste bindirme işleminin (overlay) gerçekleştirilmesi. 8)Tekirdağ il bütünü bölgelendirme çalışmasının yapılması ve deprem tehlike haritası ile çakıştırılarak olası deprem tehlikesinin sektörel ve bölgesel bazda Tekirdağ iline olan etkisinin yorumlanması. 9) Yeraltı su seviyesinin Tekirdağ İli sanayi bölgesinde deprem riskine etkisinin tartışılması. Çalışma kapsamında yapılan analiz sonuçlarına göre, birinci hipotez olarak ortaya konan "deprem tehlikesi yüksek alanlarda sektörel farklılaşma bölgelerine göre tehlike seviyeleri farklıdır" varsayımı ve ikinci hipotez olan "yeraltı su seviyesi farklılaşmasının yüksek deprem tehlikesi altında olan alanlarda etkisi vardır" varsayımı doğrulanmıştır. Çalışmada Tekirdağ'ın sektörel ve bölgesel olarak analizinin deprem tehlikesinin ölçülmesinin ardından sanayi bölgesi olarak tanımlanan Muratlı, Kapaklı, Ergene, Çorlu ve Çerkezköy ilçelerinin depremselliklerinin yer altı su seviyesi ile ilişkisi ortaya konmuştur. Sonuç olarak, CBS ve AHY'nin bütünlük oluşturması deprem risk haritaları için karar verme teknikleri ile birleştirerek karar verme eylemini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca 18. yy'dan bu yana Sanayi Devrimi ile başlayan sanayi- ekoloji dengesine bir çözüm önerisi getirmektedir.
Ev tarımı uygulamalarına yönelik toprak nemi kestirim yöntemleri
Teknoloji hayatımızın her alanında kendini göstermektedir. Teknoloji insan hayatını daha kolay ve konforlu hale getirmektedir. Teknolojik gelişmeler ile birlikte iletişim, ulaşım, sağlık hizmetleri ve mühendislik gibi alanlarda da büyük ilerlemeler olmaktadır. Her alanda üretim hızlanmıştır, zaman kayıpları gittikçe azalmaktadır ve bunun sayesinde çeşitli yönlerden tasarruf sağlanmaktadır. Bilişim Teknolojileri - BT çok yaygın olarak farklı sektörlerde kullanılmaktadır. Bunların içinde tarım faaliyetlerinin yürütüldüğü sektörler de bulunmaktadır. Tarım faaliyetlerinde teknoloji kullanımı ve BT verimliliği arttırmaktadır. Bundan dolayı, bu alanda yapılan teknolojik gelişmelere katkı yapacak bir çalışma alanı seçilmiştir. Şehirlerde binalaşma arttıkça, yeşil alanlar azalmaktadır. Bunun yanında nüfus artışı ile birlikte gıda ihtiyacı artmaktadır. Organik gıda ihtiyacı ve yeşil alan ihtiyacı, insanları yeni çözümlere yöneltmiştir. Ev tarımı ve ev bahçeleri uygulamaları yaygınlaşmaktadır. Ev tarımı ve ev bahçeleri faaliyetlerini tasarruflu bir şekilde sürdürmek önemlidir. Ev içi tarım uygulamalarında verimi arttırmak için teknolojiden faydalanılmaktadır. Yaygınlaşan akıllı ev sistemlerine tarım faaliyetleri de dahil edilebilir. Ev tarımı uygulamalarında kullanılabilecek olan bu çalışmada toprak neminin yüzeydeki dağılımının tahminine yönelik yapılmış olan bir çok çalışmayı inceleyerek yeni yöntemler üzerinde gözlemler yapılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler, ev tarımı için kullanılabilecek basit, maliyeti ucuz olan, 1 Arduino ve 6 sensörden oluşan donanım devresinden anlık olarak alınmıştır ve bilgisayara kayıt edilmiştir. Toprak üzerinden veri almak için alana 6 sensör noktası belirlenerek eşit mesafelerle sensörler yerleştirilmiştir. Yerleştirme konumları sensörlerin etki alanı hesaplanarak belirlenmiştir. Alınan veriler üzerinde, sensörlerin bulunduğu noktaların dışındaki noktalardaki değerlerin tahminine yönelik enterpolasyon çalışmaları yapılmıştır. Enterpolasyon çalışmalarına yaygın olarak kullanılan Ters-Mesafe Ağırlıklı Yöntem (Inverse Distance Weighted – IDW) yöntemi ile başlanmıştır. Sensörlerin bir tanesi tahmin noktası olarak belirlenerek, diğer sensör noktalarından alınan değerler ile tahmin noktasındaki sensörün değeri tahmin edilmeye çalışılmıştır. Sonuçlar gerçek veriler ile karşılaştırılarak hata ölçümü yapılmıştır. Farklı enterpolasyon yöntemlerinden olan Doğrusal Enterpolasyon (Linear Interpolation), Spline Enterpolasyon (Spline Interpolation), Kübik Enterpolasyon (Cubic Interpolation) yöntemleri ayrı ayrı, verilere uygulanmıştır. Sonuçlara göre yüzeydeki nem dağılımı Matlab'da çizdirilerek görülmüştür. Farklı zaman aralıkları için yapılan ölçüm sonuçları karşılaştırılmıştır. Ters Mesafe Ağırlıklandırma (Inverse Distance Weighting) IDW yöntemini geliştirmeye ve tahminlerin doğruluğunu arttırmaya yönelik iki algoritma önerilmiştir. İlk algoritmada tahmin noktaları için kapsama alanı oluşturularak, istenilen bölgede tahmin hesaplamasını yaparak uzakta bulunan noktaların, tahmine etkisinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Tahmin edilecek noktalardan, kullanıcı tarafından belirlenen uzaklık aralığında olanların tahmini yapılmıştır. İkinci algoritmada ise değeri ani düşen sensörler tespit edilerek, değerlerdeki ani değişikliğin tahmin başarısını düşürmemesi için etkileri azaltılarak hesapmala yapılmıştır. Sonuç olarak IDW algoritmalarından alınan sonuçlar değerlendirilerek hata oranları karşılaştırılmıştır. Hata oranları hesaplamasında, Ortalama Mutlak Yüzde Hata (Mean Absolute Percentage Error – MAPE) formülü kulanılmıştır. Bu karşılaştırmaların sonucunda, verilen aralığa bağlı olarak programın başarılı bir şekilde ölçüm yaptığı gözlemlenmiştir. Ayrıca değeri ani değişen sensörlerin tespit edilerek hesaplamaya dahil edilmemesinin, tahmin noktalarındaki doğruluğu arttırdığı gözlemlenmiştir. Gelecek çalışmalarda, bu çalışmada önerilen algoritma geliştrilebilir. Toprak nemi ortam sıcaklığı, ortam nemi, toprak içindeki maddeler gibi başka birçok etkene bağlıdır. Bu sebeple ölçümlerin başarısını arttırmak için, bu etkenler de ölçülerek ve kontrol altına alınarak algoritmaya katılabilir. Oluşturulan elektronik devre ve yazılımlar entegre edilerek daha küçük hale getirilebilir. Oluşturulan kodlara ek olarak akıllı cihazlardan yönetilebilir bir system haline getirilerek, akıllı ev sistemine bu çalışma eklenebilir.
Blockchain ile güvenli elektronik sağlık sistemi
İnternetin icadı ve bilgi teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte dijitalleşme insan hayatının her alanına girmiştir. Sağlık sektörü de dijitalleşmenin yaşandığı önemli alanların başında gelir. Dijitalleşme birçok açıdan hizmet ettiği sektöre faydalar sağlarken bir takım zorlukları ve riskleri de beraberinde getirir. Sağlık sektörü gibi kişisel verilerin gizliliğinin ve güvenliğinin kritik öneme sahip olduğu günümüzde merkezi ve güncel bilgi teknolojileri yöntemleri bu risklerin ortadan kaldırılmasında yetersiz kalmaktadır. Yeni ve gün geçtikçe popüler hale gelen blockchain teknolojisi klasik merkezi bilişim sistemlerinin sunduğu hizmetleri kökünden değiştirecek özellikler sunmaktadır. Blockchain kavramı daha çok dijital para birimleri ile aynı olarak görülse de aslında dijital para birimlerinin arkasındaki teknolojik altyapıdır. Blockchain'in sahip olduğu potansiyel dijital para birimlerinin çok daha ötesindedir. Bu teknolojinin potansiyeli fark edilip finans dışı uygulamalarda da kullanılabileceği fikrinin gündeme gelmesiyle birçok sektörden araştırmacılar uygun kullanım senaryoları üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu sektörlerden birisi de sağlık sektörüdür. Blockchain teknolojisi ile birlikte gelen bu özelliklerden faydalanarak bu çalışma kapsamında güvenli bir elektronik sağlık sistemi altyapısının nasıl olması gerektiği ele alınmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde blockchain teknolojisinin temel özellikleri ve tarihi gelişimi hakkında bilgiler verildikten sonra devam eden bölümlerde blockchain teknolojisinin mimarisi, sahip olduğu bileşenler, kriptografik altyapılar ve süreçler teknik açıdan ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Elektronik sağlık sistemlerinin ele alındığı bölümde güncel sistemlerin yapısı incelenerek sağlanması gereken güvenlik standartları incelenmiştir. Elektronik sağlık sistemlerinin sahip olduğu başlıca sorunlar ele alınarak Avrupa ve Amerika'da yapılmış bazı araştırma ve anket sonuçlarına yer verilmiştir. Çalışma kapsamında Etherum blockchain teknolojisi kullanılarak web tabanlı dağıtık bir elektronik sağlık uygulaması geliştirilmiştir. Uygulama geliştirilirken html, css, javascript, reactJs gibi web teknolojileri kullanılmıştır. Hastaların elektronik sağlık verilerin şifrelenmiş versiyonları dağıtık veritabanı teknolojisi kullanılarak kayıt altına alınmıştır. Dağıtık veri tabanlarında tutulan verilerin mesaj özü(hash) karşılıkları etherum blockchain sisteminde kurulan özel ağ üzerindeki bloklarda işlem setleri olarak saklanmıştır. Uygulamanın mantıksal iş katmanı solidty dili ile geliştirilen akıllı sözleşmeler aracılığıyla oluşturulmuştur. Uygulamanın teknik ayrıntıları, kullanım senaryoları ve mimari bileşenleri ayrıntılı şekilde ele alınmıştır.
Aktif faz dizili radarlar için X bant Vivaldi anteni tasarımı ve üretimi
Faz dizili radarlar, günümüzde insansız hava araçları, hızlı tarama sistemleri gibi oldukça geniş uygulamalarda yer almaktadır. Bu aşamada, elektromanyetik dalgalar anten mekanik olarak hareket ettirmeden, elektronik olarak faz açısının değiştirilmesi yardımıyla yönlendirilir. Sistem mekanik bir eleman yerine elektronik düzenek aracılığı ile yönlendirildiği için oldukça hızlıdır. Bu da faz dizili radarları önemini artırmaktadır. Faz dizili radarlar aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılırlar, aktif faz dizili radarlar, her bir anten elemanının ayrı bir yönetici ünitesi ve control sistemi olduğu yöntemdir ve bu yöntem pasif sistemlere göre daha maliyetli olmasına karşın daha etkili çalışmaktadır. Tez çalışmasının motivasyonu, aktif faz dizili radarlarda kulanılabilecek bir yönlü anten tasarlamaktır. Yönlü antenler özellikle son yıllarda, mikrodalga görüntüleme, uzaktan algılama, radar uygulamalarında fazlasıyla yer almaktadır. Konik oluklu antenler, yönlü antenlerin geniş bir dalgaboyu aralığına uyarlanabilen bir yönlü anten türüdür. Konik oluklu antenler ailesinin eksponansiyel konik oluğunun açıldığı anten türü ise Vivaldi antenler olarak isimlendirilmektedir. Vivialdi antenler, geniş bant, hatta ultra geniş bant aralığındaki uygulamalarda kullanılabilir. X Bant Vivialdi Anteni Tasarımı ve Modifikasyonları isimli bu tez çalışmasında iki adet ultragenişbanlı Vivaldi anteni tasarlanacaktır. Tasarım çalışmasına giden yolda geniş bir literatür taraması yer almaktadır. Literatür taramasının ardından, biri referans diğeri de modifiye anten olmak üzere iki adet eksponansiyel konik oluklu anten tasarımı yapılmıştır. Tasarlanan konik oluklu antenler düzlemsel konfigürasyona sahiptir. Tasarlanan referans ve modifiye antenin, ultra geniş bantta faaliyet gösterebilmesi için hesaplamalar gerçekleştirilmiştir ve bu hesaplamalar doğrultusunda boyut, konik açıklığı gibi değerleri elde ederek, CST programında antenin üç boyutlu tasarımı yapılmıştır. Tasarlanan modifiye anten ise, eksponansiyel konik oluklu antenin toprak yüzeyinde modifikasyon yapılmış versiyonudur. Yönlü antenlerin kullanımında empedans eşleşmesi, direktivite, kazanç ve bant genişliği önemli parametrelerdir ve modifiye antende bu parametrelerden bir ya da birden fazlasının iyileştirilmesi hedeflenmiştir. Anten yüzeyine açılan kaviteler ve olukların, antenin uç noktalardaki gerçekleştirilmiş kazanıcını iyileştirdiği saptanmıştır. CST programında yapılan simülasyonlar ile optimum geometrideki antenler seçilip, üretime hazırlanmıştır. Uygun substratın belirlenmesi ve CST'de tasarlanan ürünün PCB üretimine hazırlandı ve üretim süreci gerçekleştirilmiştir. Üretimin tamamlanmasının ardından ağ analizörü yardımıyla, S11 parametreleri ölçülmüştür. Simülasyon sonuçları ile ölçüm sonuçları karşılaştırıldığında 0.25 GHz'lik bir kayma yapmasının dışında, S11 parametreleri grafik deseni olarak uyumlu görülmektedir. Modifiye edilen antenin, tasarlanan referans antene göre, bant genişliğinin uç frekans noktalarında gerçekleştirilmiş kazancının arttığı simülasyon sonucunda gözlemlenmiştir. Genellikle radar uygulamaları başta olmak üzere literatürde çeşitli genişbant uygulamaları yer almaktadır. Özellikle açıklıklı radar konseptinin keşfedilmesinin ardından çok fonksiyonlu, genişbantlı yönlü antenlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuşur ve konik oluklu antenler bu ihtiyacı karşılayan anten ailesinin bir üyesidir. Bu çalışmanın sonucundan yola çıkılarak, gerek anten optimizasyonu gerek simülasyon koşulları gerekse üretim koşulları ilerletilip 8x1'lik dizi yapılması hedeflenmektedir. Ayrıca üretilecek antenlerin faz dizili radarlarda kullanılması da tezin başlangıç motivasyonudur.
Milli park ve tabiat parkı haritalarının tasarımı için öneriler
Coğrafi mekana ait bilginin etkin bir şekilde aktarılmasında baskı, ekran ve kabartma haritalarının kullanımının önemli bir rolü vardır. Teknolojik olanaklardaki gelişmeler ve bu gelişen teknolojiyi kullanarak harita üreten kişilerin sayısındaki artış, mekana ait bilginin kolay erişilebilir olmasında oldukça etkilidir. Bu teknolojilerden biri de coğrafi mekânsal bilginin depolanması, yönetimi, güncellenmesi, analizi, görselleştirilmesi ve sunumu için kullanılan, bilgisayar destekli bir sistem olan Coğrafi Bilgi Sistemleri'dir. Coğrafi Bilgi Sistemleri ve diğer teknolojik olanakları kullanarak harita üreten kişilerin sayısındaki artış, bir problemi de beraberinde getirmektedir. Bu problem, üretilen haritalarda temel kartografik tasarım kurallarının doğru bir şekilde uygulanmamasıdır. Temel kartografik tasarım kuralları dahilinde üretilen haritalar, hem doğru harita üretimi koşullarına uyacak hem de kişilerin dikkatlerini çekecektir. Pek çok kurum ve kuruluş ilgilendikleri konular dahilinde çeşitli tematik haritalar üretmektedir. Bu haritalardan bazıları da son zamanlarda bilinirliklerinin artmasıyla pek çok doğa, kültür ve tarih severin ilgisini çeken milli park ve tabiat parkları için üretilmiş haritalardır. Milli park ve tabiat parklarına gelen ziyaretçilerin alandaki olanaklardan doğru bir şekilde faydalanabilmeleri amaçlanır. Bu doğrultuda hazırlanan tematik haritalar alanın doğru bir şekilde tanıtılması için oldukça önemlidir. Bu haritalar kağıt haritalar olmalarının yanında ekran haritaları olarak da mobil uygulamalar veya web siteleri üzerinden kullanılabilmektedir. Söz konusu haritaların, korunan alanlara yönelik olarak kişilerde incelemek için merak uyandıran haritalar olması ve bu haritaların milli park ve tabiat parklarıyla ilgili tanıtım ve uyarı bilgilerini de içermesi, kişilerde koruma bilincinin oluşmasına dolaylı olarak katkı sağlayacaktır. Çünkü ülkemizdeki milli parklar ve tabiat parkları genellikle orman alanları olduklarından zengin bir flora ve fauna çeşitliliğine sahiptir. Bunun yanında söz konusu alanlar, tarihi ve kültürel kaynak değerlerine sahip alanlar da olabilmektedir. Dolayısıyla tematik haritalar ilettikleri bilgiler sayesinde tarihi ve kültürel değerler ile ilgili farkındalık oluşmasına da hizmet eden araçlardır. Bu tez çalışması kapsamında kartografyanın ilgi alanı haritalar ve haritalarda olması gereken unsurlar irdelenmiş, dünyadan milli park haritası örnekleri incelenmiş, Türkiye'deki durum değerlendirilmiş ve ziyaretçiler için Değirmenburnu Tabiat Parkı örnek alanı üzerinden milli park ve tabiat parkı haritası tasarım örnekleri geliştirilmiştir.
2009-2017 tarihleri arasında Avrupa'ya giden göçmenlerin göç rotalarının CBS kullanılarak görsel analizi
Göç insanlık tarihi kadar eski bir kavram olmakla birlikte bir yerden başka bir yere kalıcı ya da geçici olarak gitmeyi ifade etmektedir. Her dönem için farklı anlam kazanmasına rağmen günümüzde göç olgusu özellikle savaş ya da doğal afet gibi nedenlere bağlı olarak gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere doğrudur. Bununla birlikte daha genel olarak göçlere neden olan itme ve çekme faktörleri bulunmaktadır. Bunlardan itme faktörleri; Güvenlik problemleri, yüksek suç, özellikle kırsal kesimlerde üst üste yaşanan ürün telefleri, kuraklık, sürekli yaşanan taşkınlar, fakirlik ve savaştır. Çekme faktörleri ise; iş bulma kolaylığı, refah seviyesinin yüksek olması, iklim şartlarının iyi olması, daha güvenli ve az suç oranı, politik olarak istikrar, verimli topraklar, doğal afet riskinin daha az olması vb. dir. Günümüzde göç olgusunun en yoğun yaşandığı bölgelerin başında Avrupa Birliği ülkeleri gelmektedir. 2011 yılında başlayan ve Arap Baharı olarak nitelendirilen Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki siyasal istikrarsızlık ve çatışmalı duruma bağlı olarak bu bölgelerden Avrupa Birliği ülkelerine sürekli göç yaşanmaktadır. Bu göçlerin nedenleri arasında coğrafi yakınlığın payı büyüktür. Göçlerin yoğunlaşmasına bağlı olarak geçişlerin nispeten daha kolay olduğu yerlerde göç rotaları oluşmuştur. Bu rotalar özellikle kaçakçılar tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Coğrafi Bilgi Sistemleri göç çalışmaları açısından oldukça yararlı bir araç olarak kullanılabilmektedir. Bu özelliğine rağmen göç çalışmalarında CBS tabanlı pek fazla çalışma yapılmamıştır. CBS'nin en büyük yararı farklı verileri bir arada toplaması ile doğru analizlere imkân sağlamasıdır. Tez kapsamında yapılan çalışmada ulaşılan sonuçlar CBS'inden yararlanılarak ulaşılmıştır. Çalışmada ArcMap 10.2 kullanılmıştır. Çalışma alanı göçlerin nihai varış yeri olan Avrupa'dır. Bununla birlikte kaynak ülkeler ise büyük oranda Afrika ile Ortadoğu başta olmak üzere Asya ülkeleridir. Frontex ve IOM (Uluslararası Göç Organizasyonu) gibi farklı kurumlar tarafından göç rotaları belirlenmiştir. Çalışmada bu rotalar referans olarak kullanılmıştır. Bununla birlikte sadece rotalar belirlenmemiş olup bu rotaların tercih sebepleri de (coğrafi yakınlık ve çatışmadan kaçmak vb.) belirlenmiştir. Bunlara ilave olarak ülkemizin de içinde bulunduğu Doğu Akdeniz rotası ayrıntılı olarak incelenmiş ve bu rota içinde Türkiye'nin yeri detaylı olarak aydınlatılmaya çalışılmıştır. Doğu Akdeniz rotası içerisinde 10 ülke belirlenmiştir. Bu ülkeler bu rotayı en fazla kullanan ülkeler olmakla birlikte kapsamlı olarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Göç Rotaları, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Avrupa, Ortadoğu
Evaluation of the fire potential index utilizing numerical weather prediction fields and remote sensing imagery
Forests are communes of large scale ecological units where many types of vegetation classes, fungi, microorganisms, animals, zooids, and soil live interactively. They cover vast territories and able to modify climatic conditions of their habitat. They serve many products and functions, some of which are utilized without effort. Prominent functions of forest are forestry products, hydrological, climatic, erosion control, medicine, recreational and scientific. Serving such benefits caused them to be an attraction for human population and finally lead to deforestation. It is estimated that national boundaries of Turkey had lost two third of forest assets since the end of ice age. Deforestation has many causes, but one of the most important one is forest fires. Climate change contributes to the increasing pressure over forested areas in many parts of the world and Turkey. Mediterranean countries are specifically more vulnerable to the increased chance of flammability in the forests. Turkey tries to protect its woodlands in those circumstances. Enhanced firefighting methods and strategies caused a decrease in the burnt areas per year despite the fact that annual number of fire occurrences are increasing. Forested fields and vegetation mass has an increasing trend in the last century. This is partially a result of a decrease in the demand for wood as raw material, heat, and energy source. Wildfires are a natural part ecological cycle and have a crucial role in the sustainability of forests. Primary functions of forest fires are dissolving organic biomass, maintain and preserve biodiversity, removing inorganic materials. Besides naturel role of forest fires in ecology, they also have detrimental effects. Those negative consequences might be listed as medical problems, increased carbon dioxide release into atmosphere, loss of habitat, increased vulnerability to erosion, and even fatalities. Due to serious consequences of wildfires they need to be investigated in order to better understand their dynamics, further effects, and avoided. Forest firefighting requires vast resources, and information. Due to severity of forest fires and difficulty of extinguishing efforts, a disaster management approach has to be applied which requires not only response strategies but also mitigation, adaptation, and preparedness. Early warning systems should be established indicating flammability in forested regions. Combustion occurs in the availability heat, oxygen, and fuel. Forest have a prevailing function of photosynthesis activity which turns carbon dioxide (CO2) and water (H2O) into cellulose (C6H10O5). That substance is known as cellulose. In the presence of favorable conditions, stored energy in the bounds of cellulose reveals rapidly in the form of forest fires. Ignition might start due to natural or anthropogenic factors. Most frequent natural cause of ignition is lightning whereas anthropogenic factors vary like intent, accidents, and negligence. Role of accidents is the most dominant factor igniting forests whereas natural causes play a smaller role in fire initiation. Ignition sources might vary regionally. Fuel characteristics are determined by type, age, layering, and season. Atmospheric conditions play a significant role presenting favorable conditions for fire. High temperatures, rainfall deficit, horizontal and upward velocity of air parcels contribute fire risk significantly. As causes and favorable conditions for fire events are well understood, scientists had many attempts to mimic fire potential. Hydrological circumstances, recent condition of atmospheric state, drought status, meteorological gauge readings, remote sensing data are used to estimate fire danger. Parameters chosen to signal fire potential might vary due to availability of data, regions specific dominancy of factors, and computation capability. Whichever method is selected for a fire potential index, it is expected to be easy to compute but still be able to produce reliable results. Fire Potential Index was chosen to estimate fire danger in Turkey in the present study. This method utilizes remote sensing data to determine vegetation status, atmospheric variables of temperature and relative humidity to indicate fuel moisture content, and land use data to distinguish between vegetation classes which have varying fuel characteristics like live/dead fuel loads and more importantly distinctive extinction moisture levels. Parameters of greenness level, water abundance of materials, and vegetation classes were together evaluated to signal likelihood of fire occurrence in a specific location. Daily fire potential mappings had been produced in order to investigate skill of index. General Directorate of Turkey supplied recordings of fire events in 2016. Model used in the current study was able to successfully simulate monthly deviation of fire risk. Correlation between monthly areal average of FPI score and number of forest fire occurrences was calculated. Findings revealed that FPI scores and number of fires were strongly correlated, r = 0.93, p < .01. Rapid changes of FPI scores in consecutive days were in a good agreement with changes in fire occurrences. Fire events were coupled with relevant FPI scores and it is found that FPI was unable to indicate some of the fire events. Specifically, coastal regions experienced lots of fire events when moderate or low fire risk was indicated. Whereas in some cases, inland regions were free of fire events when extreme risk level was indicated. Coastal domains have high population density; therefore more likelihood of ignition is present compared to areas with sparse population. FPI could seriously benefit from consideration of inputs to evaluate ignition chances. Coastal and inland regions are also in different climatic regions which leads modifications in vegetation. Therefore, fire vulnerability of species should be further investigated. Ecoregion specific adaptations to the FPI model would increase the chance of indicating fire risk more accurately.
Linear interference alignment in cognitive radio networks
Multi-input multi output (MIMO) systems are still developing via substantial research effort in the literature and leading telecommunication industry. MIMO communications that is a solution as countering fading and deep fade effect in wireless communication, presents spatial diversity of the system and increases data rates. Yet, the effective operation of MIMO systems depends on the design of the pre-coding and post-coding matrices. Cognitive radio networks, which have been proposed for a long time in the literature, are still being developed. The communication of two different types of users is achieved on the principle that they are based on the use of different kinds of techniques as a solution to the spectrum scarcity. Primary users are allocated as licensed users, besides secondary users are considered as unlicensed users in cognitive radio networks. Overlay, underlay and interweave techniques are among the outstanding techniques in the literature. It is essential to minimize interference components that occur between the primary users and the secondary users so that these techniques can work effectively. Interference alignment (IA) is a remedy for eliminating interference components due to the interference channel in MIMO networks. There are many variants for IA in the literature and linear interference alignment technique is the most frequently used due to its applicable approach. In the IA method using the MIMO network structure, the interference components are aligned in a specific direction by using the precoding and interference suppression matrices. However, the destruction of these interference components is accompanied by operative signal processing implementation. Additionally, IA technique has also known harmonious structure for CR networks. In this thesis, the interference alignment performance of a MIMO CR network is examined in the presence of multiple secondary users. In the proposed architecture, it is assumed that linear IA is used at the primary system to alleviate the interference between primary and secondary networks. Although linear IA can surpass the interference in CR considerably, interference leakages may occur due to fast fading channel. Herein, we derive the closed-form outage probability expression considering the interference leakage occurred in the primary system. The results which are validated with Monte-Carlo simulations show that interference leakages can deteriorate both system performance and diversity gains considerably. Furthermore, precoder and interference suppression matrix design is covered using the IA technique with MIMO zero-forcing receiver structure. Precoder and interference suppression matrix is designed considering the presence of a single primary user and two secondary users in the wireless environment. Sum rate performances and bit error rate performances are presented for both primary users and secondary users with respect to the number of antennas and distance.
Utilising web-based gis application for spatial centrographic analysis of earthquake data
Geographical Information Systems (GIS) have become an essential tool for analyses and calculations because they handle all the events that can be displayed on a map in a digital environment. In this study, the earthquake data obtained by the sensors of the US Geological Survey (USGS) located in many regions of the world have been transferred to the geographical information system and analysed for the detection of the earthquakes' intensified regions via centrography method. The earthquake data of the USGS, which holds the information on earthquakes from the year of 1900 to the present day in a database and shared via web services, has been queried with different parameters and the obtained data has been analysed by using centrography in the geographical information system. In this thesis, a web GIS application was needed in the first place, and modelling was done as to transform the structure of the earthquake data. Later on, the design of the web services to be queried for the earthquake data was investigated, and the code blocks were prepared to provide the necessary communication between the web GIS application and the web services and transform the model to apply the earthquake data. The earthquakes had been classified according to their magnitude while they were shown on the map and they were reflected on a thematic map. Thematic maps are the map types that are generated by classifying the phenomena on the map according to its characteristics and the representation of the phenomena can be based on either a colour scale or a size scale. On this count, the user, who checks the map, can easily distinguish the elements with different values because of the colours and the sizes of the markers. In this study, the earthquakes have been represented with different colours according to their magnitude, and it has been ensured that the users of the application could easily see where the earthquakes are more severe and weaker. Although the human beings may have a general idea of the density points on the map, it has no scientific or statistical significance. The aim of this study is to find the regions where earthquakes are clustered by statistical analysis instead of giving the initiative to the human to define the density regions. There are various methods in geographical information systems for this purpose. Some of them are heat map, centrography and clustering methods. In this study, an iterative algorithm has been developed using the centrography methods to identify the concentration zones of the earthquakes. Centrography is basically a statistical method that aims to find out where a phenomenon is clustered, investigate whether there is any displacement or trend in the density over time and support the decision maker to choose the right decision for the future plans for the region based on the results. The centrography algorithm developed in this study tried to find out the areas, in which the earthquakes occurred frequently. However, since it is not enough to develop only the algorithm, the results obtained in the analyses have also been investigated. The results obtained for this purpose have also been compared with the results of the heat map method, which is another GIS method. The results of the centrography method were expected to show the same zones that are displayed with high temperature value on the heat map. The results show that the centroids generated by the algorithm developed in this study covers the high temperature fields on the heat map.
Ülke kredi derecelendirmesine ilişkin farklı yöntem denemeleri
Piyasaların ihtiyacı üzerine ortaya çıkan kredi derecelendirme, zamanla finansal piyasaların karmaşıklığı ve asimetrik bilgi artışı ile önemi daha da artmıştır. Derecelendirme çeşitlerinden ülke kredi derecelendirmesi, KDK'lar (Kredi Derecelendirme Kuruluşları) tarafından ülkelerin ekonomik ve politik risklerini göz önünde bulundurarak geliştirdikleri nicel ve nitel özellikleri puanlama yöntemleri ile belirlenmektedir. Yatırımcı kararlarına etkisi ile ülkeleri ekonomik açıdan etkileyen derecelendirme, birçok tartışmaya konu olmuştur. Bu çalışmada pazar payının çoğunluğunu oluşturan ve uluslararası kabul görmüş olan Standard and Poor's, Moody's ve Fitch'in ülke kredi derecelendirme metodolojileri incelenmiştir. Literatürdeki kredi derecelendirme konulu çalışmalar analiz edilmiştir. Günümüzde algoritmik ticaret ve yüksek frekanslı alım-satım işlemlerinin artması ile kısa vadede ülke ve şirket ekonomilerinin öngörülebilirliğinin önemi artmıştır. Daha hızlı ve kolay hesaplanabilenen, şeffaf, objektif ve sürekli güncellenebilen kredi derecelendirme modellerine ihtiyaç olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın amacı ülkeleri kısa vadede yatırım yapılabilir ve yatırım yapılamaz olarak sınıflandıran iki model önermektir. İlk model, borsa günlük kapanış değerlerinden faydalanarak YSA (Yapay Sinir Ağları) yöntemi ile geçerli kredi derecelerine göre eğitilerek ülkeleri sınıflandırmaktadır. Bu model ile elde ettiğimiz sonuçlar Standard and Poor's geçerli dönem kredi dereceleri ile tamamen örtüşmektedir. Fitch ile karşılaştırıldığında ise Rusya dışında YSA sınıflandırması ile uyum sağlamaktadır. Diğer model ise iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada aylık makroekonomik değişkenler ve geçmiş borsa endeks değerleri ile NLMS (Normalized Least Mean Square - Normalize En Küçük Ortalama Kareler) yöntemi kullanılarak borsa değeri tahmini yapılmaktadır. İkinci aşamada tahmin sonuçlarına göre ülkelerin sınıflandırma işlemi gerçekleşmektedir. Bu modelden elde ettiğimiz sonuçlar Fitch ile tamamen örtüşmektedir, Standard and Poor's ile karşılaştırdığımızda ise Türkiye ve Portekiz için farklı sonuçlar elde edilmiştir. Bu çalışmada standart yaklaşımların aksine kısa vadeli veriler kullanılarak ülkeler için yüksek başarımlı öngörülebilirlik tahmini yapılabildiği gösterilmiştir. Önerilen modeller KDK'ların derecelendirme sonuçlarına göre daha objektif ve sadece kısa vadeli veri gerektirmesinden dolayı daha dinamik sonuçlar sunmaktadır. Böylece yatırımcılar, KDK'ların sonuç güncellemediği aralıklarda önerilen modelleri kullanarak güncel değerler ile kendi tahminlerini üretebileceklerdir.
Reduced dimensional features for object recognition
Object recognition is one of the substantial problems of computer vision area. Traditional solutions consist of feature based object recognition techniques. Hence, there are many studies which are proposed feature detection and description methods. Object recognition can be performed with high accuracy thanks to these robust features. However, these features suffer from their high dimensional structure, in other words "curse of dimensionality". Hence, dimensionality reduction of the feature vectors is quite studied and methods that reduce computational load are proposed, in the literature. In this thesis, dimensionality reduction of visual features using autoencoders is proposed. And, the effect of dimensionality reduction of visual features are investigated on object recognition task. For this purpose, three well-known feature vectors are selected which are Histogram of Oriented Gradients (HOG), Scale Invariant Feature Transform (SIFT) and Speeded-Up Robust Features (SURF). To conduct experiments, three subsets of Caltech-256 dataset images are designed and HOG, SIFT and SURF feature vectors are obtained from these subsets. Dimensionality of these feature vectors are reduced to half using autoencoders. Then, object recognition is tested with original and reduced dimensional vectors with three different distance measures. Autoencoders which are unsupervised neural network algorithms, are selected for dimensionality reduction of feature vectors since autoencoders can capture nonlinear relationship in data, provide trained model for new inputs and do not need labels. Also, Principal Component Analysis (PCA) is used for dimensionality reduction of these feature vectors for comparison, since PCA is commonly used for dimensionality reduction of these vectors in the literature. Moreover, experiments using the proposed method and PCA, are repeated on images with noise and results are reported. The results show that object recognition accuracies are improved owing to dimensionality reduction. This shows that unnecessary features and noise are eliminated by dimensionality reduction. In addition to this, dimensionality reduction provides memory and time efficiency.
İki ve üç boyutlu farklı robotik sistemler arasında kinematik dönüşüm analizleri
Günümüzde teknoloji alanında en büyük gelişme kaydeden alanlardan birisi robotik sistemlerdir. Tarihi milattan öncesine kadar dayanan robotların günümüzde yapay zekaya sahip olmaya başladıklarını göz önüne alırsak, bu yapay zekaya katkı sağlayacak en önemli unsurlardan birisi de robotların hareketidir. Robotların hareketinin belirli bir konuma bağlı olması, bu konumun doğruluğu ve robot hareketlerinin istenen düzeyde, kesin çözümler sunması bir robot tasarımındaki en önemli gereksinimlerdendir. Bu tezde öncelikle düzlemde ve uzayda koordinat sistemlerinden bahsedilmiş ve ardından bu tez çalışmasına altlık sağlayacak olan jeodezik koordinat sistemlerine ve koordinat sistemleri arasındaki dönüşüm yöntemlerine yer verilmiştir. Bu tez çalışmasında ayrıca robotların tarihçesine kısaca değinilmiş olup farklı çeşitlerde robotların çalışma alanlarından ve amaçlarından bahsedilmiştir. Robotların hareketlerini incelemek amacıyla ileri ve geri kinematik yöntemlere değinilmiş ve bu kinematik analizlerinin yapılabilmesi için gerekli olan jeodezik dönüşüm matrislerinin oluşturulma aşaması anlatılmıştır. Dönüşüm matrisleri oluşturulurken kullanılan üç boyutlu kartezyen koordinat sistemine değinilmiştir. Tez çalışmasının örnek uygulama kısımlarında ilk olarak iki boyutlu düzlemde hareketi gerçekleşebilen bir robot düşünülmüştür. Bu robota ait başlangıç noktasının koordinatlarına, robotun eklem ve bağ parametrelerine değerler atanarak ileri ve ters kinematik dönüşümleri gerçekleştirilmiştir. Aynı şekilde başlangıç noktası belirli olan bir rotational-rotational-prismatic (RRP) yani iki dönel bir prizmatik eklem yapılı robot için ileri ve ters kinematik denklemler dönüşüm matrisleri yardımıyla çıkarılmış ve robot eklem-bağ parametrelerine değerler atanarak değişken parametreler de hesaplanmıştır. Son uygulamada ise yeni bir robot tasarlanmıştır. Tasarlanan robotun çizimi SketchUp yazılımı ile sağlanmıştır. Başlangıç koordinatları belirli olan ve bir düzlemde bir konuma sabitlendirilmiş şekilde yer alan bu robota bir dönel, iki prizmatik eklem yerleştirilip, bu eklemler ve robot uç işlevcisi arasında ileri ve ters kinematik analizler gerçekleştirilmiştir. Bu analizlerin yapılması için robot eklemleri arasında üç boyutlu kartezyen koordinatların dönüşümü gerçekleştirilmiştir. Robotun eklem parametreleri Denavit-Hertanberg yöntemine göre belirlenmiş ve ters kinematik analizinde analitik çözüm yöntemi uygulanmıştır. Yapılan ileri ve ters kinematik analizleri sonucunda robotun alabileceği minimum ve maksimum parametre değerleri de tespit edilmiş ve robot uç işlevcisinin varacağı koordinatlar bulunmuştur.
Ağ davranış modeli ile kurum içi saldırıların belirlenmesi
Günümüzde yetkili kişiler tarafından yapılan saldırıların ya da yetkili kişilerin özensizliği sonucunda oluşan güvenlik açıklıklarının, dışarıdan yapılan saldırılara göre daha çok zarara neden olduğu görülmektedir. Kurumlar kendileri için değerli olan varlıkları korumak adına veri sızıntısı önleme, şifreleme, kimlik ve erişim kontrolü gibi yaygın güvenlik çözümlerini kullanmaktadır. Ancak gelişmiş sürekli tehditlerin (APT), geleneksel güvenlik çözümlerini atlatan saldırıların ve iç sistemler ile uyumlu çalışan bilinmeyen kötü amaçlı yazılımların artması güvenlik çözümlerinin ve ortamlarının değişmesine neden olmaktadır. Bu kapsamda içeriden gelen tehditlerin ve saldırıların daha iyi belirlenebilmesi için eylem tutanağı (log) yönetimi ve saldırı belirleme ve önleme sistemleri (IDS / IPS) kullanılmaktadır. Bu çalışma saldırı belirleme sistemlerine yoğunlaşarak iç tehditlerin ve saldırıların belirlenmesine yönelik yapılan araştırma ve geliştirmeyi içermektedir. Geleneksel saldırı belirleme sistemleri, imza temelli ya da olağan dışı durum temelli yaklaşımlar kullanılarak tasarlanmaktadır. İmza temelli sistemler, incelenen veriler içerisinde tanımlanmış kalıpları ya da imzaları bulmaya çalışmaktadır. Bu amaçla bilinen saldırılara karşılık gelen kalıplar için bir veri tabanı oluşturulmaktadır. Bu sistemlerde, belirlenmiş ve bilinen saldırıların belirlenme oranı çok yüksek olmasına karşın yeni ve bilinmeyen saldırıların belirlenmesinde yetersiz kalmaktadır. Olağan dışı durum temelli sistemler, korunacak sistemin olağan davranışını öngörmeye çalışmakta ve belirli bir anda gözlemlediği davranış ile olağan davranış arasındaki sapmaya bakmaktadır. Bu yaklaşımda gözlemlenen sapma önceden tanımlanmış bir eşiği aştığında olağan dışı durum uyarısı üretilmektedir. Bu sistemlerin en önemli üstünlüğü daha önce görülmemiş saldırı olaylarını belirlemedeki başarısıdır. İmza temelli ve olağan dışı durum temelli saldırı belirleme yöntemlerinde ağ üzerindeki her paket incelenerek bir sonuç üretilmektedir. Paketin kaçırıldığı ya da doğru sonucun üretilmediği durumlarda ise ağ üzerindeki tehdit devam etmektedir. Bu problemin çözümü için ise ağ davranış çözümlemesi yaklaşımı kullanılmaktadır. Ağ davranış çözümlemesi yaklaşımında pasif olarak ağda meydana gelen durumlar izlenmekte ve saldırı olarak değerlendirilebilecek bilinmeyen, yeni oluşan ya da olağan dışı durumlar işaretlenmektedir. Bu yaklaşımın diğer saldırı belirleme yöntemlerinden farkı ağda gördüğü her paket için değil, paketlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan veri akışına bakarak bir sonuç üretmesidir. Ayrıca bu yaklaşım daha çok iç ağlara odaklanmaktadır. Bu çalışmada içeriden oluşan tehditlerin belirlenmesi amacıyla veri akış bilgisi kullanılarak olağan dışı durumları işaretleyen Ağ Davranışlarında Olağan Dışı Durumların Belirlenmesi (Network Behaviour Anomaly Detection - NBAD) yaklaşımına odaklanılmıştır. Çalışmanın yürütülmesi için ağ trafik bilgisini içeren bir veri kümesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda Wireshark ağ izleme aracı ile yedi gün boyunca ağ trafiği izlenerek oluşturulmuş UNB ISCX IDS 2012 veri kümesi kullanılmıştır. Bu veri kümesinde yer alan ağ paketleri kullanılarak veri akışı oluşturulmuştur. Oluşturulan veri akışı üzerinde olağan dışı durumların belirlenmesi için makine öğrenmesinin bir alt kümesi olan derin öğrenme algoritmaları kullanılmıştır. Derin öğrenme, insan beyninin yapısı ve işlevselliği esinlenerek oluşturulmuş yapay sinir ağlarını içermektedir. Yapay sinir ağlarının eğitilmesi için çok sayıda veriye ve yüksek işlem kapasitesine sahip bilgisayarlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle yapay sinir ağları eskiden geliştirilmiş bir algoritma olmasına karşın kullanımı özellikle TensorFlow kütüphanesinin geliştirilmesiyle birlikte son dönemde artmıştır. Çalışma kapsamında veri kümesinde yer alan bilgiler değerlendirilerek öğrenme algoritmasının anlayabileceği 47 adet öznitelik çıkarılmış ve bu öznitelikleri içeren veri akışı oluşturulmuştur. Bu özniteliklerin model üzerindeki etkisinin görülmesi amacıyla öznitelik seçimi yapılarak 19 özniteliği içeren azaltılmış veri kümesi oluşturulmuştur. 47 özniteliği içeren veri kümesi ve öznitelik seçimi yapılarak oluşturulmuş 19 özniteliği içeren veri kümesi ve yapay sinir ağları algoritması kullanılarak en iyi sonucu üreten modelin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda algoritmaya ait katman ve nöron sayıları değiştirilerek üretilen sonuçlar karşılaştırılmış ve en iyi sonucun 47 özniteliğe sahip veri kümesi kullanılarak 3 gizli katmanlı ve 100-400-200 düğüm değerleri ile %98.44 oranında doğruluk sonucunun üretildiği görülmüştür.
Machine learning approach for external fraud detection
If we take a very brief timeline of noteworthy fraudulent incidents, there are hundreds of incidents over the last few decades. But one thing we may not be aware of is the first computer virus in 1971, after the invention of the first electronic general-purpose giant computer ENIAC in 1945, the very first computer virus known as the Creeper virus came to exist. From there, 1991, Michelangelo virus, which was designed to infect DOS systems, was perceived as digital apocalypse at that times. Fortunately, it did not have as much of an impact as people were kind of screaming about, but it was really one of the first widespread viruses that everyone started to kind of learn about and be a little bit fearful of. Then forge ahead a few years, we had the Melissa worm in 1999. That was an email-based worm targeting Microsoft Outlook spreading at an excessive speed. Let us fast forward one more year to the "ILoveYou" worm which was very similar in nature and scope and also one of the most damaging, quickly replicating and spreading fraudulent incident of all time. Again back in 2000, within the first few hours of that kind of worms release it infected and spread to millions of computers around the world. Forward another decade, the malicious computer worm uncovered in 2010, Stuxnet, which was generated to attack SCADA systems causing substantial damage to Isan's nuclear program. It was initially intruded into the network via an infected USB drive, and from there it quickly mapped the internal network mapping out internal resources and so forth. But the operators never knew they were spinning out of control because the alarms were disabled. In these way, it destroyed a large piece of the infrastructure around that nuclear facility setting their program back many years. Fast forward a few more years to 2013, we had the advent of the Cryptolocker virus causing millions of dollars in loss to various companies. When Cryptolocker virus is activated, using cryptography name RSA public-key, malware encrypts definite categories of document files deposited on drives of a local network, with the private key deposited only on the control servers belonging to malware. Intruders can only decrypt the data if the payment they required is made by the expressed deadline, threatening victims to delete the private key if the deadline passes. And then lastly, fast forward to more or less present time, 2016 we had the Locky ransomware, which is very similar to Cryptolocker, and that has over 60 different derivatives of that specific piece of malware, exposing financial havoc on any number of systems, companies large and small, law enforcement agencies, and so forth. So fraudulent incidents as malware, whether it would be viruses, worms, and so forth, have been around for over four decades. So it is extremely necessary to detect or prevent these kinds of large-scale breaches efficiently. Generally speaking, it is also necessary to consider the incredible cost of malware infections. In 2014, a few years ago, $491 billion were spent on the recovery of malware infections and $25 billion spent by the consumers as a result of security threats. That is an incredible number to try to wrap our arms around, but it has a huge impact on the economy at large on a global scale. And something that is even perhaps a little more interesting is the fact the specialists spent 1.2 billion hours dealing with the after-effects of malware and malware infections. That is a lot of time obviously. So fraud is not just an annoyance. It is big business, and it costs a lot of money to companies and to consumers to combat malware infections. So it is not just hackers, and it is not just script codes trying to inconvenience people. It is actually criminal organizations; it is a very organized and intentional process. Whether it is Cryptolocker and ransomware, whether it is stealing information, proprietary secrets and competitive advantages from inside of companies, and so forth, it is a really big business and it costs a lot of money of companies and consumers to combat malware infections. So when it comes to positioning our organization or IT infrastructure and so forth, to be in the best position to ward off malware infections and to perhaps prevent from occurring in the first place, it is very important to understand how malware can affect the related PC or the security systems like IDS, how it can get into our network, how it can affect our organizations, and then the things we need to do. It is vital that everyone understands the nature true of this threat and take ideal measures to mitigate or minimize the risks. In addition to these staggering cost of fraudulent incidents, detection and prevention of all kind of malware should be taken into consideration as fast as possible in an efficient way. As we all know, as far as anti-virus and anti-malware software is considered fairly effective. But when we install A/V software, it should be kept updated and also needs us to take the precautions. It couldn't prevent the security system from getting hacked or intruded like a firewall. Other cost-effective countermeasures designed to detect, prevent or block fraudulent malicious activities all over the network could be intrusion detection and prevention systems. After identifying abnormal traffics, IDS or IPS would write to log files when suspicious activity is detected, then would send event notifications taking preventative measures. However, some kind of destructive drawbacks, like misclassification of genuine traffics as anomalies, and incompetence to configure unknown attacks, make intrusion detection and prevention systems run inefficiently. All mentioned striking evidence lends support to the view that we determine to use the combination of two different type of IDSs, identifies as network-based IDS and anomaly-based IDS for the methodology of this research. Network-based IDSs are positioned within the network to mainly detect abnormal malicious traffics by examining passing network transactions. Anomaly-based IDSs is also responsible for the unknown attack traffics, it could detect unknown external frauds, developing non-signature-based IDSs. A number of factors of this combined IDSs could contribute to the success in detecting external unknown frauds that have not been identified previously and minimizing false positive rate. It is indisputable that, machine learning technique which is the subset of artificial intelligence have gained significant awareness in the past few decades. With the contributions of machine learning techniques, we can analyze a tremendous amount of network traffic data with high performance in a short time, and generate reliable external fraud detection and classification model. Taking into account all these factors, we safely plan to present a comprehensive review of external fraudulent attacks and corresponding detection systems and also demonstrate a set of experimental works analyzing the execution of supervised machine learning techniques.
Sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda güneş enerjisi potansiyelinin fotovoltaik sistemler ile değerlendirilmesi; Kadıköy-Fikirtepe kentsel dönüşüm alanı test uygulaması
İnsanlık tarihi boyunca enerji günlük yaşamın vazgeçilmez parçalarından biri olmuştur. İlk insanların güneşten, rüzgârdan ve sudan yararlanma şekilleri gün geçtikçe farklılık göstermiştir. Yaşam şekillerinin değişimi ise enerjiye olan ihtiyacın artması ve kullanım şekillerinin değişimini beraberinde getirmiştir. Göçebe ve avcı-toplayıcı olan insanların yerleşik hayatı benimsemesi beslenme şekillerinde ve günlük yaşamlarındaki rutinleri üzerinde etkili olmuştur. Yaşam alanlarının genişlemesi, şehirlerin kurulması, geniş topraklarda etkili uygarlıkların meydana gelişi ile enerjiye olan ihtiyaç ve enerjiyi kullanma şekilleri için büyük bir devrim olmuştur. Bu büyük değişimler özellikle Sanayi Devrimi ve sonrasında etkilerini göstermiş ve fosil kökenli kaynak kullanımını ciddi seviyelere çıkarmıştır. Fosil kökenli yoğun kaynak kullanımı sonucunda ekosistemde ve canlı hayatında meydana gelen değişimler 20.yy'a kadar farkına varılamayan noktalar olmuştur. Fakat 20.yy sonunda gerçekleştirilen bilimsel araştırmalar fosil kökenli kaynak kullanımının ekosistem açısından ciddi zararları olduğunu ve yüzyılın en önemli felaketlerinden olan Küresel Isınmanın birincil sebebi olduğunu ortaya koymuştur. Yapılan bu bilimsel araştırmalar uluslararası önlemlerin alınması gerektiği ve sera gazı etkisi olarak bilinen küresel ısınmanın etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik önemli adımların atılması gerektiğini göstermiştir. Sürdürülebilirlik açısından büyük önem arz eden ekosistemin ve canlı hayatının devamı fosil kökenli kaynakların yerini alacak bir enerji kaynağı ihtiyacını zorunlu kılmıştır. Yapılan uluslararası konferans, toplantı, panel vb. faaliyetler ile önemli kararlar alınmaya başlanmış ve fosil kökenli kaynakların yerine temiz ve tükenmez olarak adlandırılan yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim teşvik edilmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan güneş enerjisi güneş tarlaları, binalara entegre çatı ve cephe sistemleri ve çeşitli kent mobilyalarında kullanımları ile karşımıza çıkmaktadır. Solar potansiyelin belirlenmesinde ve solar fotovoltaik (PV) panelleri ile üretilebilecek enerjinin hesaplanması için çeşitli yöntemler de aynı şekilde geliştirilmiştir. Bu yöntemler çeşitli masaüstü uygulamaları ve web uygulamalarını içermektedir. Masaüstü uygulamaları konum tabanlı hizmetlerden olup Coğrafi Bilgi Sistemlerinden faydalanılarak üretilmiş uygulamalardır. Öte yandan çeşitli web uygulamaları da online veri girişi ile solar verilerin elde edilmesinde yaygın kullanılmaktadır. Bu çalışma kapsamında, Kadıköy Fikirtepe Kentsel Dönüşüm Alanı içerisinde seçilen test alanı için güneş enerjisi potansiyeli hesaplanmıştır. Kentsel dönüşüm alanında yapımı tamamlanmış 22 katlı bir ticari yapı güneş enerjisi potansiyeli açısından irdelenip solar PV panel üretimiyle elde edilen enerjinin yapının yıllık elektrik enerjisi ihtiyacını ne oranda karşılayacağının hesaplanması amaçlanmıştır. Solar potansiyelin hesaplanması için Andrew Marsh ve CM SAF PVGIS web uygulama araçları kullanılmıştır. Test alanı için güneş ışınları geliş açısı, panel eğim açıları, fiziksel çevre kontrolü, enerji üretim miktarı ve güneş ışınımı (solar radyasyon) hesaplanmıştır. Test yapısında 1 yıllık PV sistemleri ile üretilen enerji üretim miktarı ile yapının 1 yıllık enerji ihtiyacı karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak PV sistemlerinin ticari yapının 1 yıllık enerji ihtiyacını % 73 oranında karşıladığı gösterilmiştir.
Android işletim sistemli mobil cihazların anlık konum bilgisi kullanılarak pafta bul uygulamasının geliştirilmesi
Gelişen teknolojiyle birlikte akıllı telefonlar hayatımızda daha fazla yer almaktadır. Kısıtlı özelliklere sahip telefonlar son yıllarda yerlerini daha iyi özellikli akıllı telefonlara bırakmaktadır. Akıllı telefonlar bünyelerinde GPS, WiFi, dokunulabilir ekran, kamera gibi özellikleri bulundurmaktadır. Bu özellikler sayesinde kullanıcılar kendilerine yardımcı birçok işlemi akıllı telefon üzerinden gerçekleştirilmektedir. Konum bulma özelliği ise akıllı telefonların en çok kullanılan özelliklerinin başında gelmektedir. Bu özellik ile navigasyon, acil yardım, lojistik vs. gibi alanlara katkı sağlanmaktadır. Akıllı telefonlarda Android, iOS ve Windows Phone işletim sistemleri bulunmaktadır. Android Google tarafından Linux tabanlı olarak geliştirilmiş açık kaynak kodlu mobil işletim sistemidir. iOS, Apple tarafından geliştirilmiş ve iPhone, iPad gibi cihazlarda çalışan işletim sistemidir. Windows Phone ise Microsoft tarafından geliştirilmiştir. Tüm bu işletim sistemlerinin kendilerine has uygulamalarını yayınladıkları marketleri bulunmaktadır. Android için Google Play, iOS için AppStore ve Windows için ise Microsoft Store. Kullanıcılar telefonlarında kullandıkları işletim sistemine göre ihtiyaçları olan uygulamaları indirmektedir. Konum bulma özelliği akıllı telefonlarda bulunan en önemli özelliklerden biridir. Üç farklı yöntem ya da bu yöntemlerin birleşimi ile doğru konum elde edilebilir. Bunlar; hücresel ağlar, WiFi ve telefonda bulunan GPS'tir. Hücresel ağlar ve Wifi, etrafta bulunan baz istasyonlarının konumunun kullanarak kestirme yöntemi yardımıyla konum belirlenmesine katkı sağlamaktadır. GPS vasıtasıyla belirlenen konumda ise GPS uyduları önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışması kapsamında kullanıcının anlık konumu kullanılarak, yer tespiti yapılmıştır. Yapılan yer tespitinin anlamlı bilgiye dönüştürülmesi kapsamında ulusal pafta bölümlemesi sisteminde hangi dilim numarasına denk geldiği, dilim orta meridyeni bilgisi, 25 binlik, 50 binlik ve 100 binlik pafta bilgisinin gösterildiği, bu pafta bilgilerinin harita üzerinde çizdirildiği, harita üzerinde istenilen bir noktaya ait pafta bilgilerinin gösterilebildiği ve bu pafta bilgilerinin kullanıcı bazında favorilere eklenebildiği, favorilere eklenen paftalar ile ilgili notlar alınabilen WGS84 sisteminde koordinat bilgisinin gösterildiği, belirlenen koordinat bilgisi ile UTM ve Gauss-Kruger sistemleri arasında dönüşüm yapılabilen Android işletim sistemli cihazlarda çalışan bir mobil uygulama geliştirilmesi amaçlanmıştır. Uygulama geliştirilirken, Google tarafından yayınlanan Materyal tasarım ilkeleri göz önünde bulundurularak, kullanım kolaylığı ve kullanıcı deneyimi açısından zengin bir tasarım hazırlanmıştır. Hazırlanan bu tasarımların prototipleri oluşturulmuş ve uygulama geliştirilmeden önce kullanıcı deneyim ilkeleri göz önünde bulundurularak testler yapılmıştır. Yapılan testler sonucunda kullanıcı deneyimi açısından sorun teşkil edilebilecek yerler tekrardan tasarlanmıştır. Tasarım aşamasının tamamlanması ile birlikte geliştirme aşamasına geçilmiştir. Uygulamanın geliştirme aşamasında Android Studio geliştirme ortamında Java dili kullanılmıştır. Harita tabanlı işlemler için Google Maps Android API kullanılmıştır. Geliştirme prensibi olarak nesneye dayalı programlama belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda geliştirilen uygulamala ile kullanıcılar Android platformunda anlık konumlarından pafta bilgilerini ve koordinat bilgilerini kolaylıkla öğrenebilmiş koordinat dönüşümlerini hızlı bir şekilde yapabilmiştir.
Mekanların konumsal veri ile harita üzerinde ve artırılmış gerçeklik kullanılarak üç boyutta gösterilmesi uygulaması örneği Tour İstanbul
Ulaşım maliyetlerinin düşmesi ve yaygınlaşması ile beraber şehirler, ülkeler veya kıtalararası yolculuk yapmak günümüzde hem kolaylaşmış hem de ucuzlamıştır. Günümüzde hafta sonlarında, tatillerde uygun bir bütçeyle yurt içine veya yurt dışına kolaylıkla seyahat edilebilir. Seyahatlerimizi planlarken teknolojinin getirdiği kolaylıklardan bolca faydalanılmaktadır. Uçuşlar, kalacak yerler, gezi planları ya internet üzerinden yada bu konularda özelleşmiş akıllı cihaz uygulamalarıyla ayarlanır. Bu işlemler sırasında teknolojiyi çok verimli kullanmamıza rağmen gezilerimiz esnasında çoğunlukla turist haritalarını kullanırız. Halbuki, seyahat edilen şehrin sokaklarında göze hoş gelen yapılar ve eserler hakkında bilgi edinmek, eğer karşılaştılan yapı veya eser herkesçe bilinir değilse, hiç kolay olmamaktadır. Bu probleme ilaveten yurtdışında veri iletişimi ücretlendirmelerinin yüksek olması sebebiyle çoğu zaman gördüğümüz yapı veya eserin bilgisine ulaşmak zorlaşmaktadır. Bu senaryoyu İstanbul'a gelen yabancı veya şehri bilmeyen yerli bir turist için de aynı şekilde düşünebiliriz. Bu çalışma sonucunda ortaya çıkan proje sayesinde İstanbul'a gelen turistler, bulundukları lokasyona göre çevrelerinde bulunan önemli binaların ve eserlerin konumlarına, bu binalar veya eserler hakkındaki özet bilgilere ulaşabileceklerdir. Kullanıcı uygulamaya üyelik prosedürleriyle uğraşmadan sosyal medya hesaplarından biriyle giriş yapabilmektedir. Giriş yaptıktan sonra kullanıcı ilk olarak iki boyutlu harita görüntüsü sekmesiyle karşılaşır. Haritada lokasyonlar işaretlenmiştir ve kullanıcı bu işaretlerin üzerine tıkladığında ilgili mekanın detay bilgileri gelecektir. Kullanıcı, isterse artırılmış gerçeklik görünüm moduna geçiş yapabilir. Üç yüz altmış derece görünüm sekmesinde kamera açılır ve haritada gelen lokasyonlar bu sefer artırılmış gerçeklik kullanılarak kullanıcıya sunulur. Bu özelliklere ilaveten kullanıcılar internet erişimlerinin kısıtlı olduğu durumlarda veya internet kotalarından kullanmamak için uygulamayı çevrimdışı modda kullanabileceklerdir.Çevrimdışı modu kullanmak için belirli bir alan içindeki harita altlıkları ve o alanda yeralan mekanlar mobil cihazın sabit diskine kaydedilir. Kaydedilen harita altlıkları ve mekanlar internet erişimi olmadan uygulama tarafından gösterilir. Uygulama Android işletim sistemine sahip cihazlar için tasarlanmış olup, akıllı telefonlar ve tabletler tarafından kullanılır. Lokasyonların üzerine tıklandığında ilgili mekanın bilgileri veritabanından sorgulanıp getirilir. Sorgulama işlemi önyüz Android uygulama ile konumsal veritabanı arasında konumlandırılacak bir orta katman uygulama vasıtasıyla yapılır. Bu uygulamanın görevi; Android uygulamanın internet üzerinden yaptığı REST servis çağrılarını almak ve veritbanında uygun bir veri kümesini Android uygulamaya geri göndermektir. Orta katman uygulama MVC yazılım mimari desenine göre geliştirilmiştir. Bu mimari desene göre orta katman uygulama; REST servis çağrılarının karşılandığı modül ile yapılan çağrıların işlendiği ve veritabanından ilgili verinin getirildiği modül olarak iki ana modelden oluşmaktadır. Bu iki ana modüle ek olarak, tüm işlemlerin kayıt altına alındığı ve uygulama güvenliğinin sağlandığı modül ile veritabanı bağlantılarının ve işlemlerinin yapıldığı modülden oluşmaktadır. Orta katman uygulamanın sağlayacağı bilgiler; tarihi binanın veya eserin ismi, yapı yılı, yapı tipi, tarihi hakkında bilgi ve fotoğrafı olacaktır. Bu sayede kullanıcının mekan hakkında bilgi edinmesi sağlanacaktır. Projenin ilk fazında İstanbul'un büyüklüğü sebebiyle sadece tarihi yarımadayı kapsayacak veriler toplanmıştır. Verilerin tutulması için mekansal bir veritabanı yapısı kullanılmıştır. Veritabanı dizaynı esnasında veri tutarlılığı ve tekilliği konuları üzerinde çalışılmıştır. Veri girişi işlemleri uygulamadan bağımsız olarak bir veri giriş konsolu yardımıyla yapılmaktadır. Konsola, sadece yetkili kişiler tarafından erişim sağlanır. Sonuç olarak, projenin ana amacı sosyal sorumluluk bilinciyle yabancı turistlere yardımcı olacak bir uygulama ortaya koymak ve İstanbul'un güzelliklerini daha görünür kılmaktır. Konumsal verilerin yönetilmesi ilerleyen dönemlerde İstanbul'da yeni bölgelerin, İstanbul dışında yeni şehirlerin ve Türkiye dışında farklı şehirler eklenebilmesini ve projenin global olarak kullanılabilmesini sağlayacaktır. Google Maps, Yandex Maps gibi harita sağlayıcılara olan bağımlılığın kalkması sayesinde belirli sayıda konumsal sorgu sonrası ücret ödeme zorunluluğunu ve belirli bir platforma bağlı kalmayı ortadan kaldırmıştır. Projenin ilerleyen fazlarında Emniyet Genel Müdürlüğü'yle veya yaygın olarak kullanılan otel ve turizm uygulamalarının sahibi şirketlerle ortaklaşa çalışılarak alınan geri bildirimlerden oluşturulacak bir suç haritası ile turistler için güvenli yolları belirleyen ve buna göre rota oluşturan bir modül üzerinde durulmaktadır. Proje konusu belirlenip uygulama üzerinde çalışılmaya başlandığında mevcut açık kaynaklı AR modüllerinin dökümantasyon yeterliliği ve kullanım kolaylıkları istenen seviyede değildi. Buna ilaveten belirtilen AR modülleri lokasyon bazlı çalışmamaktaydı. Geçen süre sonunda tekrar yapılan incelemelerde açık kaynaklı AR modüllerinin dökümantasyonunun iyileştirildiği ve kullanımının kolaylaştırıldığı görülmüştür. İlerleyen fazlarda mobil uygulamanın AR modülünün değiştirilmesi düşünülmektedir.
Graf bazlı sorgu seti yöntemi ile diferensiyel mahremiyetin sağlanması
Bilimin ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte dünyamız ve günlük hayatımızın da her bir evresi değişmeye ve gelişmeye devam ediyor. Özellikle yirminci yüzyılda oluşup gelişen bilgisayar ve hesaplamalı bilimler gündelik hayatımızın gelişmesine büyük etki yapmıştır. Bilimin gelişmesi için şunu söyleyebiliriz, bundan bin yıl evvel gözlem ve deneye dayalı olan bilim, son beş yüz yılda teorik bir unsur halini de aldı ve birçok bilimin hem deneysel hem teorik dalları mevcut bulunmaktadır. Ancak son elli yılda gelişen bilişim ve teknolojiyle, birçok disiplin hesaplamalı branşlara da sahip oldu (deneysel fizik, teoriksel fizik, hesaplamalı fizik gibi). Fakat hesaplamalı bilim bilgi yönetiminide içerecek şekilde gelişmektedir ve her gün büyük miktarda veri toplanmaktadır. Sonuç olarak geldiğimiz nokta itibariyle bizler veri çağında yaşıyoruz. Toplanan büyük miktarda veri arasından gerekli bilgiyi çıkarma işlemine gereksinim duyulmuştur ve bilgi keşif süreçleri için gereken adımları sırasıyla belirtmek gerekirse veri temizleme, veri entegrasyonu, veri seçimi, veri dönüştürme, veri madenciliği, model değerlendirme ve bilgi sunumudur. Veri madenciliği bu süreç içinde, yetenekli metodlar uygulayarak veri modellerini çıkarır. Veri madenciliğinin değişik görevleri mevcuttur ve bu görevleri yüksek seviyede öngörücü ve tanımlayıcı olarak kategorileştirebiliriz. Sınıflandırma ve Bağlanım görevleri ve bunların algoritmaları, İlişki Kuralı Analizi, Küme Analizi, Metin, Bağlantı ve Kullanım madenciliği mevcuttur. Veritabanlarına kaydedilen büyük çaplı veri, veri analizcilerine sunulur ve gerekli bilgilerin çıkarılması beklenir. Ancak bu süreçte bir dezavantaj oluşmaktadır. Bu dezavantaj ise veri analizcilerinin veri setinde kaydı bulunan bireylerin hassas verilerine erişebilmesi durumudur. Bunun engellenmesi için Mahremiyeti Koruyan Veri Madenciliği alanı gelişmiştir ve ifşa edilmesi istenmeyen veya izin verilmemiş hassas bilgileri korumak isteyen veri madenciliği alanıdır. Bu alanda yapılan çalışmalar olarak hassas bilgilerin korunması ve mahremiyetin sağlanması için K-Anonimlik, L-Çeşitlilik, T-Yakınlık gibi yöntemler geliştirilmiştir. 2006 yılında ise Dwork, Diferansiyel Mahremiyet'i anlattığı yöntemde etkileşimli olan bir güvenlik mekanizması yöntemi sunmuştur. Dwork bu makalesinde istatistiksel veritabanı güvenliğinin, krpitoloji alanındaki semantik güvenliğin aksine, kişisel verilerin korunmasını garanti etmesinin mümkün olmadığını kanıtlamıştır. Semantik güvenli bir kriptolojik sistemde, görülmeden öğrenilemeyen şifreli mesaj incelenerek açık mesaj hakkında herhangi bilgi elde edinilemez. Ancak istatistiksel veritabanları için benzeri tanımların mahrem bilgileri koruma yöntemleri için mümkün olmadığını ispat edilmiştir. Bunun sebebi de saldırıyı yapacak kişinin yardımcı bir bilgiye sahip olmasıdır. Bu yöntemde bir güvenilir veri toplayıcısının sunduğu arayüz üzerinden kullanıcıların veritabanına sorgular atılması sağlanıp, muhtemelen gürültü eklenmiş cevaplar gösterilir. Diferansiyel Mahremiyet sadece istatistiksel sorgulara izin verir ve Diferansiyel Mahremiyet'in SQL dilinde uygulandığı bir yöntem geliştirilmiştir. Toplama Fonksiyonlarından bazılarına (COUNT, SUM, MIN ve MAX) uygulanabilir, ancak bu tez çalışmasında sadece COUNT Toplama Fonksiyonu üzerinden ilerlenilmiştir. Buna göre sorguların alanları bulunup grafa döküldükten sonra, NP-Hard bir problem olan sorgu kümesinin hassasiyeti bulunmuştur. Hassasiyet bulunduktan sonra mahremiyet bütçesi olan ɛ değeri ile bulunan hassasiyet değeri ölçeklenecek şekilde gürültü eklenerek kullanıcıya muhtemelen gürültülü cevapların döndüğü bir yöntem geliştirilmiştir. Bu sayede Diferansiyel Mahremiyet sağlanarak kişilerin hassas verilerinin korunmasına yönelik bir yöntem geliştirilmiştir. Bu yönteme uygun sorgu setleri oluşturularak veri analizi görevleri uygulanırsa hassasiyetin korunması sağlanmaya çalışılabilir. Bu tez çalışmasında değinilen bilgi kazanımıyla entropi hesaplama ile Öznitelik Seçimi, Ki-kare testi ile Korelasyon Analizi ve Naïve Bayes sınıflandırıcılarla Sınıflandırma işlemlerinde veritabanına atılacak sorguların Graf Bazlı Sorgu Seti Yöntemine uygun olarak atılması durumunda Diferansiyel Mahremiyet sağlanabilir.
Bilgi güvenliği, kişisel verilerin korunması ve biyometrik verilerin işlenmesine ilişkin öneriler
Bilgi güvenliği, bilişim toplumu kavramının da ortaya çıkmasıyla birlikte önem kazanan kavramlardan birisi olmuştur. Türkiye'de de Devlet, bilgi güvenliğini sağlamak için çeşitli eylem planları hazırlamış ve bu eylem planlarını hayata geçirerek uygulamada birtakım yenilikler meydana getirmiştir. Kişisel verilerin olduğu kadar hem kamu hem özel sektörde tüzel kişilere ait veriler bilişim sistemleri aracılığıyla dijital ortama kaydedilmektedir. Kişisel verilerin düzenlenmesi ihtiyacı, 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ("KVKK") ile giderilmiştir. KVKK, 1995 yılında Avrupa Birliği tarafından çıkarılan 95/46 sayılı AB Verilerin Korunması Yönergesi de göz önünde bulundurularak yapılmıştır; ancak 25 Mayıs 2016 tarihinde 2016/679 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Tüzüğü (General Data Protection Regulation ("GDPR") yürürlüğe girerek AB Yönergesi güncellenmiştir. Türkiye kişisel veri mevzuatının AB düzenlemeleri temel alınarak oluşturulduğu ve kişisel verilerin işlenmesi ile ilgili uygulamadaki boşluklar düşünüldüğü takdirde Kanun'un güncellenmesi gerektiğini söylemek yerinde olacaktır. Kişisel veriler, genel olarak kişisel veriler ve özel nitelikli kişisel veriler olarak ikiye ayrılmaktadır. Özel nitelikli kişisel veri olan biyometrik veriler de en fazla başvurulan tekniklerden birisi olmuştur. Yasal mevzuat kadar teknik olarak da yüksek güvenilirlikli sistemler aracılığıyla biyometrik verilerin işlenmesi ve saklanması da önem teşkil etmektedir. Bu doğrultuda, biyometrik verinin kullanım alanları, ilgili mevzuat hükümleri çeşitli ülkelerin mevzuatları ile karşılaştırılarak öneriler sunulacaktır.
Ağ trafiğinin analizi, anomali tespiti ve değerlendirme
Bilgisayar ağlarının dünya çapında yaygın olarak kullanılmasıyla, ihtiyaç duyulan her yerden bilgiye anında erişmek, işlemek ve paylaşmak daha önce hiç olmadığı kadar kolay olmuştur. Bilgisayar ağları her geçen gün artan işlem kapasiteleri yardımıyla bilgiyi daha kullanışlı hale getirerek dünya genelinde bilgiyi her an erişilebilir kılmışlardır. Dünya çapında her yerden erişilebilir olan ve günden güne genişleyen İnternet, bilgisayar ağlarının en önemli örneğidir. İnternet dünya üzerinde iletişime, bilgi paylaşımına, devletler ve özel kurumlar gibi hizmet sağlayanlara önemli bir altyapı olmuştur. Bilgisayarların ve İnternetin getirdiği söz konusu kolaylıklar sayesinde bilgisayar ağlarının önemi her gün artmakta, çevrim içi İnternet hizmetleri ve kullanıcı sayıları sürekli artış göstermektedir. Kurum ve kuruluşlar, hizmet kalitesini ve çeşitliliğini artırmak için kullanıcılardan elde ettikleri muazzam miktarda ki veriyi işlemek zorundadırlar. Verilerin toplanması ve işlenmesi çoğu zaman bilgisayar ağları ile birbirine bağlı farklı bilgisayar sistemleri üzerinde gerçekleşmektedir. Bunun sonucu olarak elde edilen büyük miktarlarda ki veri farklı yerlerde saklanmak zorunda kalınmaktadır. Veri işleyen ve saklayan sistemlerin İnternet altyapısı ile belirlenmiş sınırlar içinde kullanıcıların erişimine açık kalmaktadır. Bunun getirmiş olduğu kolaylıkların yanında, kurum ve kuruluşlara çeşitli nedenlerle zarar vermek isteyenler için bilgisayar ağları ile veri ve hizmet sunan sistemler öncelikli hedefler arasında yer almaktadır. Siber güvenlik konusuna ilgi duymayanların bile artık haberdar olduğu üzere siber uzayda icra edilen saldırıların sonucunda hizmet sunan sistemlere erişimde büyük ölçekte kesintiler oluşmakta, veri kayıpları yaşanmakta, ileri seviyede gerçekleşen başarılı ve yıkıcı saldırılar ile büyük maddi zararların oluşmasının yanında kurum ve kuruluşların güvenilirliği ve itibarı azalmaktadır. İlaveten, siber saldırganlar her geçen gün yeni yöntemler keşfetmekte ve bilgisayar ağları üzerindeki faaliyetlerinin tespiti her geçen gün daha zor hale gelmektedir. Bilgisayar ağlarının korunması ve siber saldırganların faaliyetlerinin belirlenmesi için bilgisayarların ve ağların üstünde çalışmak üzere tasarlanan güvenlik sistemleri mevcuttur. Saldırı Tespit Sistemi adı verilen güvenlik sistemleri artan güvenlik endişelerine paralel olarak gelişmeye devam etmektedirler. Siber saldırganların keşfettikleri yeni yöntemlerin tespit edilebilmesi için Saldırı Tespit Sistemlerinin bir ağdaki anomalileri tespit edebilecek seviyede tasarlanmaları gerekir. Bu sistemlerin uyguladığı ağ trafik analizinde temel yaklaşım şüpheli trafiğin tespit edilmesi ve normal trafikten ayrılmasıdır. Saldırı Tespit Sistemlerinin tasarlanmasında ortak bir standart oluşturmak için The Internet Engineering Task Force (IETF) tarafından genel bir Saldırı Tespit Sistemi çerçevesi oluşturulmuştur. Belirlenen standartlar ile Saldırı Tespit Sistemleri aralarında veri paylaşmaları ve gerektiğinde de beraber çalışmaları mümkün olmuştur. Bu kapsamda tasarlanan ve üretilen sistemlerin doğru bir şekilde karşılaştırması da yapılabilmektedir. Karşılaştırmada kullanılmak üzere birçok ölçüt önerilmiştir. En önemlileri arasında Tespit Oranı ve Yanlış Alarm Oranı vardır. Ağ üzerindeki tüm verinin sürekli analiz edilmesi sistem üstünde fazladan yük yaratacaktır. Analiz edilmesi gereken tüm veriler aynı önem derecesine sahip olmadıkları için mevcut Saldırı Tespit Sistemi çerçevesine ilave olarak risk değerlendirmesi yapan bir bloğun eklenmesi ve analiz bloğunu yönlendirmesi verimliliği arttıracaktır. Bilginin güvence altına alınmasında fiziki ve personel güvenliğinin yanında Saldırı Tespit Sistemleri de kullanılmalıdır. Saldırı Tespit Sistemleri ile temel olarak bilginin bütünlüğü, gizliliği ve erişilebilir olması korunmaktadır. Teknik olarak bunu yaparken farklı tespit yaklaşımları kullanılmaktadır. Tespit yaklaşımları İstatistik Tabanlı, Bilgi Tabanlı ve Makine Öğrenme Tabanlı olmak üzere 3 ana başlık altında değerlendirilmiştir. İstatistik Tabanlı tespit sisteminde "normal" olarak kabul edilen veri trafiği izlenerek olasılıklara dayalı bir istatistiksel model oluşturur. Olağan dışı olaylardan şüphelenilmesi gerektiği için, model dışında kalan olaylarda Saldırı Tespit Sistemleri uyarılarda bulunmaktadır. Bilgi Tabanlı yaklaşım Saldırı Tespit Sistemlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaklaşımın uygulanmasında korunan bilgisayar sistemi ve ağı hakkında çeşitli yöntemlerle kurallar oluşturulur. Benzer şekilde kural ihlalinde uyarı oluşturulmaktadır. Makine Öğrenme Tabanlı yaklaşım da yapay zekâ uygulamaları öne çıkmaktadır. Çok karışık veri kümelerinin analizinde çok başarılı sonuçlar üreten bir yaklaşım olsa da bilgisayar sistemlerine çok daha fazla işlem yükü getirmektedirler. Saldırı Tespit Sistemi tasarımında en dikkatli tasarlanması gereken bölüm analizden sorumlu olan bloktur. Tespit etme yaklaşımlarının uygulandığı analiz bloğunun performansı doğrudan doğruya Saldırı Tespit Sisteminin başarımını belirleyecektir. Her bir tespit yaklaşımı ayrı ayrı incelendiğinde birbirlerine göre üstün yönleri olduğu görülmektedir. Fakat hiçbirisi tüm yönleri ile bir diğerinden üstün değildir. Tek bir yaklaşım ile tasarlanan bir sistemin koruma kabiliyetinin eksik kalacağı anlaşılmaktadır. Bu maksatla en az iki farklı yaklaşıma ait ikiden fazla yöntemin bir arada kullanılması verimli bir tespit etme olanağı sağlayacaktır. Tez çalışmasında anormallik yaratan durumların tespit edilebilmesi için bilgisayar sistemine yönelik saldırıların ayak izlerine bakarak anomalileri keşfetmek için bir dizi yeni tespit yöntemi önerilmiştir. Bilgi Tabanlı Analiz ile İstatistik Tabanlı Analiz bir arada düşünülmüştür. Doğrusal olmayan zaman serileri ile modellemesi yapılan ağ trafiği içinde tespit edilen anormallikler şüpheli olarak etiketlenmişlerdir. Siber saldırılar arasında en büyük oranda verilen hizmetlerin durdurulmasını veya yavaşlatılmasını amaçlayan Hizmet Reddi (DOS) saldırısı ve türevleri yer almaktadır. Önerilen tespit sistemi içinde bir DOS saldırısı veya türevinin saldırı başında oluşturması muhtemel anormallikleri tespit etmeye yönelik analiz yöntemleri açıklanmış ve uygulamalarla ilk testleri yapılmıştır. Saldırı hazırlığında olan kötü niyetli bir kişi, eylemlerinin tespit edilmemesi için karşı tedbir olarak öğrenme kabiliyetine sahip sistemleri istediği yönde eğitmeye başlayacaktır. Önerilen hibrid tespit sisteminin istenen yönde eğitilmemesi için tespit yaklaşımlarını destekleyici bir yöntem daha belirlenerek önerilen tespit sistemi içinde test edilmiştir. Sonuç olarak bilgisayar ağları üzerinde meydana gelen saldırılardan korunmak ve mümkün olduğunca durdurabilmek için, gelişimleri hızla devam eden Saldırı Tespit Sistemlerinin kullanılması bilginin güvence altına alınmasında en önemli teknik konu olduğu değerlendirilmiştir.
Kentsel dönüşümün mekansal boyutunda CBS tabanlı entropi yaklaşımı
Termodinamiğin ikinci yasası olan entropi, evrendeki her enerji dönüşümüyle birlikte enerjinin niteliğinin azaldığı ve bu azalan niteliğin geri çevrilemez bir şekilde artık ısıl enerjiler olarak evrene salındığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla 19. yy'den itibaren evrenin bir alt kümesi olan Dünya'nın sürekli entropisinin artığı ve kaotik süreçle birlikte çöküşe doğru gittiği düşüncesi kabul görmektedir. Kapalı sistem Dünya'nın da alt kümesi olan kentler, dinamik yapılarıyla açık bir sistem oluşturmakta ve Dünya'nın entropi artışında büyük rol oynamaktadır. Bu nedenle entropiden kaynaklanan çöküşün mekana ilk yansıdığı yerler kentsel yerleşmeler olmuş ve kentsel müdahalelerin hepsini kapsayan üst kavram olan kentsel dönüşüm trendlerini doğurmuştur. 1948'e kadar daha çok fizik biliminin kullandığı entropi kavramının istatistik ile ilişkinin kurulması üzerine, entropi birçok bilim dalı uygulamalarında yer almaya başlamıştır. Kentsel ölçekte entropi kavramına daha çok Shannon entropisi odaklı yaklaşılmış ve termodinamik sistemler ile bütünlüğü yeterli düzeyde sağlanamamıştır. Çalışmanın amacı entropi kavramını kentsel ölçekte değerlendirip, termodinamik sistemlerde makroskobik düzeyden mikroskobik düzeye doğru bir bütün olarak ilişkilendirmek, ısıl artışın ve madde kaosunun mekana yansıdığı kent ölçeğinde, kentsel entropi ve kentsel negentropi kavramını ortaya koymaktır. Bu amaçla, kentsel dönüşüm kavramı altında kentsel entropiye neden olan etkenler belirlenip, uzman kişilerin değerlendirdiği Analitik Hiyerarşi Proses yöntemiyle bu etkenlerin etki derecesi saptanmış, Coğrafi Bilgi Sistemleri yardımıyla örneklem alan olarak seçilen Bağcılar İlçesinin yapı adası bazlı mekansal analizleri yapılmıştır. Çalışmanın özgün yöntemi olan entropi tabanlı mekansal karar destek matrisi kurulup yapı adalarının kentsel entropi değerleri hesaplanıp, kentin sahip olduğu entropi değer bilgisi Shannon entropi formülü ile ölçülmüş ve kentsel entropi kavramı ilk kez görselleştirilerek haritası hazırlanmıştır. Çalışma kentsel dönüşüm kavramının yüksek yapılı kent üretme fikrine indirgemesine karşı bir duruş sergilemekte ve doğal kaynakların korunduğu, yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklendiği kentsel müdahaleler fikrini savunmaktadır.
Coğrafi bilgi sistemlerinde gürültü düzeyi katmanı oluşturma çalışması Antalya örneği
Dünyada son dönemde giderek önem kazanan ve artık hava kirliliği kadar önemli bir sorun haline gelen gürültü kirliliği alanında son yıllarda ülkemizde de birçok çalışma yapılmaya başlanmış ve sonuçlandırılmıştır. Gürültü kirliliği evrensel boyutta çevresel gürültü kavramı kullanılarak ele alınmaktadır. Çevresel gürültüyü ise karayolları, demiryolları, uçak gürültüsü ve endüstriyel gürültü kaynaklarından meydana gelen gürültüden oluşmaktadır. Şehir merkezlerinde yaşayan insanlar yaşadıkları şehrin karakteristik özelliklerine bağlı olarak karayolu, demiryolu, uçak ve endüstri gürültülerinin bir veya birkaçına baskın olarak maruz kalabilmektedirler. Ancak şehir merkezlerinde genel olarak karayolu gürültüsü baskın özellik göstermektedir. Karayolu gürültüsü, nüfus ve refah seviyesinin artışı ile şehir merkezlerindeki motorlu araç sayısının da artışı ile birlikte bir yükselme eğilimine girmektedir. Gürültü haritaları hazırlanırken ampirik formüller, kuramsal yaklaşımlar ve bilgisayar ortamında kurgulanan modelleme teknikleri kullanılmaktadır. Gürültü haritalarının hazırlanma aşamasının sonucunda ise çalışılan alanların hangi düzeyde gürültüye maruz kaldığı verisine ulaşılabilmekte ve bu veriler çeşitli amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir. Gürültü maruziyeti verileri gürültü eylem planlarının hazırlanmasına altlık oluşturmakta ve azaltım önlemleri ve şehir tasarımında yer alan planlamaların yapılması aşamasında bir etken oluşturabilmektedir. Gürültü haritalarının çıktılarında gürültünün yoğun olarak varolduğu sıcak noktalar görülebilmekte ve şehrin genel hatlarıyla hangi bölgelerinde gürültünün yoğun veya az olduğu saptanabilmektedir. Gürültü haritaları ile elde edilen sonuçlar il, ilçe, mahalle, sokak, bina, kat ve cephe detayları kapsamında incelenebilmektedir. Bu çalışmada Antalya Büyükşehir Belediyesi sorumluluk alanı içerisinde yer alan merkez ilçelerinden biri olan Muratpaşa ilçesi sınırları içerisindeki yoğun kent nüfusuna sahip Yenigün, Etiler ve Yüksekalam mahallelerinin gürültü haritaları hazırlanmış ve binaların kat ve cephelerinin maruz kaldığı gürültü düzeyleri Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak saptanmıştır. Çalışma kapsamında, çalışma alanına ait sayısal haritalar kullanılmıştır. Sayısal haritalar kullanılan gürültü hesaplama modeline uygun hale getirilmiş ve harita altlığı oluşturulmuştur. Gürültü haritasına altlık oluşturan CBS tabanlı harita verileri ve gürültü hesaplama modeli yazılımları ile çalışma alanında Avrupa Birliği ve Türkiye standartlarına uygun gürültü haritası oluşturulmuştur. Oluşturulan gürültü haritası Coğrafi Bilgi Sistemleri'nde detaylandırılarak çalışma alanı içerisinde yer alan gürültü maruziyeti her binanın her katının her cephesi detayında incelenebilir hale getirilmiş ve yorumlanmıştır.
Analitik hiyerarşi yöntemi kullanılarak bisiklet yolu güzergah belirleme modeli
İnsan gücüne dayalı, çevre dostu, eğlence spor ve ulaşım amaçlı kullanılan bisiklet, ülkemizde 1890'larda bir spor aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Gereken önem verilmediği ve alt yapı oluşturulmadığı için bisiklet kullanımı istenilen seviyede kent içi ulaşıma dahil edilememiştir. Bisiklet kullanımının arttırılması için bisiklet yolu güzergahı belirlenirken kullanıcıların istekleri göz önünde bulundurulmadır. Kullanıcı istekleri kullanıcı anketleri yapılarak belirlenebilmektedir. Bisiklet yolu güzergahı belirlenmesi kullanıcının istekleri ve güzergah belirlemede etkili olan fiziksel faktörlerin tümünün önem derecelerine göre sürece dahil edilmesi gereken karmaşık bir mekansal karar verme problemidir. Tek bir ölçütle değil birden fazla ölçütün farklı öneme sahip olarak karar sürecine dahil edildiği durumlarda "en iyi" belirlenirken çok ölçütlü karar destek sistemleri kullanılmaktadır. Yerleşim yeri seçimi, planlama, afet risk değerlendirmeleri ve doğal kaynak yönetimi gibi birçok karar mekansal karar problemidir. Çok ölçütlü karar verme süreci, değerlendirme ölçütlerinin belirlenmesi, ölçüt katmanlarının hazırlanması ve standartlaştırılması, ölçüt ağırlıklarının belirlenmesi ve karar analizinin uygulanması adımlarından oluşmaktadır. Konuma dayalı gözlemlerle elde edilen geometrik ve geometrik-olmayan verilerin toplanması, saklanması, işlenmesi ve kullanıcıya sunulması işlevlerini bütünlük içerisinde gerçekleştiren bir bilgi sistemi olarak tanımlanan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), mekana dair karmaşık karar problemlerinin çözümünde de kullanılmaktadır. CBS ile çok ölçütlü karar verme yöntemleri bir arada kullanıldığında mekana dair karmaşık problemlerin çözümlenmesi kolaylaşmaktadır. Yapılan çalışmanın amacı analitik hiyerarşi yöntemi kullanılarak bisiklet yolu güzergahı belirleme modeli oluşturmaktır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle bisiklet yolu güzergahı belirlenmesini etkileyen faktörler yol genişlikleri, yolun eğimi, yolun fiziksel durumu, ulaşım sistemine entegrasyon, kullanıcı yoğunlukları, yol etrafındaki binaların yapılaşma düzeni, arazi kullanım türü vb. olarak belirlenmiştir. Oluşturulan senaryolar doğrultusunda, bu ölçütlerin bisiklet yolu tasarımını hangi ölçüde etkileyeceği Analitik Hiyerarşi Yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Ölçütler için fiziksel, çevresel ve görsel ölçütler ana başlıkları oluşturulmuş ve tüm alt ölçütler uygun oldukları başlıklar altında toplanmıştır. Ölçüt ve alt ölçütlerden oluşturulan hiyerarşide ölçütler ve alt ölçütler kendi içlerinde değerlendirmeye alınmış ve ikili karşılaştırmalar matrisleri oluşturulmuştur. Analitik hiyerarşi yöntemine göre ağırlıklar belirlenmiş ve oluşturulan modelde öncelikle fiziksel, çevresel ve görsel ölçütler başlıkları altındaki tüm alt ölçütler için ayrı katmanlar oluşturulmuştur. Alt ölçütlerin oluşturulması için gerekli veriler 1:1000 ölçekli imar planından elde edilmiş, üzerinde hesaplamalar ve analizlerin yapılabilmesi için CBS ortamındadüzenlenmiştir. Tüm sürecin tekrarının ve farklı senaryolar için uygulanabilirliğinin kolaylaştırılması için ise ArcGIS yazılımının Model Builder aracından faydalanılarak, yeni bir model oluşturulmuştur. Vektör veri formatından raster veriye dönüştürülen tüm katmanların karşılaştırılabilir olması için katmanlar altındaki öznitelik verileri standartlaştırılmıştır. Ölçütler için belirlenen ağırlıklar raster hesaplama (Raster Calculator) kısmında sisteme dahil edilerek hesaplama yapılmış ve tüm ölçütlerden ağırlıklarına göre değer alan pikseller tek bir katmanda toplanarak sonuç elde edilmiştir. En kısa maliyetli güzergah belirleme aracıyla (leastcost path) senaryo doğrultusunda en uygun güzergah belirlenmiştir. Oluşturulan modelin uygulanması için fiziksel ölçütün çevresel ve görsel ölçütlere göre daha önemli olduğu ve çevresel ölçütün fiziksel ve görsel ölçütlere göre daha önemli olduğu iki farklı senaryo belirlenmiştir. Modelin hesaplama aşaması (raster calculator) senaryolara göre revize edilerek iki farklı senaryo için güzergahlar oluşturulmuştur. Fiziksel ölçütün diğerlerine göre daha yüksek ağırlık aldığı senaryoda, belirlenen güzergahta bisiklet yolunun yol genişliklerinin, eğimin ve yol fiziksel koşullarının uygun olduğu yerlerden geçtiği gözlemlenmiştir. Çevresel ölçüt ağırlığının fazla olduğu senaryoda ise belirlenen güzergahta, kullanıcı yoğunluğunun fazla olduğu, kamusal alanlar, ticaret alanları ve yeşil alanların bulunduğu yerlerden bisiklet yolunun geçtiği gözlemlenmiştir.
Milli park ve tabiat parkı haritalarının tasarımı için öneriler
Coğrafi mekana ait bilginin etkin bir şekilde aktarılmasında baskı, ekran ve kabartma haritalarının kullanımının önemli bir rolü vardır. Teknolojik olanaklardaki gelişmeler ve bu gelişen teknolojiyi kullanarak harita üreten kişilerin sayısındaki artış, mekana ait bilginin kolay erişilebilir olmasında oldukça etkilidir. Bu teknolojilerden biri de coğrafi mekânsal bilginin depolanması, yönetimi, güncellenmesi, analizi, görselleştirilmesi ve sunumu için kullanılan, bilgisayar destekli bir sistem olan Coğrafi Bilgi Sistemleri'dir. Coğrafi Bilgi Sistemleri ve diğer teknolojik olanakları kullanarak harita üreten kişilerin sayısındaki artış, bir problemi de beraberinde getirmektedir. Bu problem, üretilen haritalarda temel kartografik tasarım kurallarının doğru bir şekilde uygulanmamasıdır. Temel kartografik tasarım kuralları dahilinde üretilen haritalar, hem doğru harita üretimi koşullarına uyacak hem de kişilerin dikkatlerini çekecektir. Pek çok kurum ve kuruluş ilgilendikleri konular dahilinde çeşitli tematik haritalar üretmektedir. Bu haritalardan bazıları da son zamanlarda bilinirliklerinin artmasıyla pek çok doğa, kültür ve tarih severin ilgisini çeken milli park ve tabiat parkları için üretilmiş haritalardır. Milli park ve tabiat parklarına gelen ziyaretçilerin alandaki olanaklardan doğru bir şekilde faydalanabilmeleri amaçlanır. Bu doğrultuda hazırlanan tematik haritalar alanın doğru bir şekilde tanıtılması için oldukça önemlidir. Bu haritalar kağıt haritalar olmalarının yanında ekran haritaları olarak da mobil uygulamalar veya web siteleri üzerinden kullanılabilmektedir. Söz konusu haritaların, korunan alanlara yönelik olarak kişilerde incelemek için merak uyandıran haritalar olması ve bu haritaların milli park ve tabiat parklarıyla ilgili tanıtım ve uyarı bilgilerini de içermesi, kişilerde koruma bilincinin oluşmasına dolaylı olarak katkı sağlayacaktır. Çünkü ülkemizdeki milli parklar ve tabiat parkları genellikle orman alanları olduklarından zengin bir flora ve fauna çeşitliliğine sahiptir. Bunun yanında söz konusu alanlar, tarihi ve kültürel kaynak değerlerine sahip alanlar da olabilmektedir. Dolayısıyla tematik haritalar ilettikleri bilgiler sayesinde tarihi ve kültürel değerler ile ilgili farkındalık oluşmasına da hizmet eden araçlardır. Bu tez çalışması kapsamında kartografyanın ilgi alanı haritalar ve haritalarda olması gereken unsurlar irdelenmiş, dünyadan milli park haritası örnekleri incelenmiş, Türkiye'deki durum değerlendirilmiş ve ziyaretçiler için Değirmenburnu Tabiat Parkı örnek alanı üzerinden milli park ve tabiat parkı haritası tasarım örnekleri geliştirilmiştir.
Aktif faz dizili radarlar için X bant Vivaldi anteni tasarımı ve üretimi
Faz dizili radarlar, günümüzde insansız hava araçları, hızlı tarama sistemleri gibi oldukça geniş uygulamalarda yer almaktadır. Bu aşamada, elektromanyetik dalgalar anten mekanik olarak hareket ettirmeden, elektronik olarak faz açısının değiştirilmesi yardımıyla yönlendirilir. Sistem mekanik bir eleman yerine elektronik düzenek aracılığı ile yönlendirildiği için oldukça hızlıdır. Bu da faz dizili radarları önemini artırmaktadır. Faz dizili radarlar aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılırlar, aktif faz dizili radarlar, her bir anten elemanının ayrı bir yönetici ünitesi ve control sistemi olduğu yöntemdir ve bu yöntem pasif sistemlere göre daha maliyetli olmasına karşın daha etkili çalışmaktadır. Tez çalışmasının motivasyonu, aktif faz dizili radarlarda kulanılabilecek bir yönlü anten tasarlamaktır. Yönlü antenler özellikle son yıllarda, mikrodalga görüntüleme, uzaktan algılama, radar uygulamalarında fazlasıyla yer almaktadır. Konik oluklu antenler, yönlü antenlerin geniş bir dalgaboyu aralığına uyarlanabilen bir yönlü anten türüdür. Konik oluklu antenler ailesinin eksponansiyel konik oluğunun açıldığı anten türü ise Vivaldi antenler olarak isimlendirilmektedir. Vivialdi antenler, geniş bant, hatta ultra geniş bant aralığındaki uygulamalarda kullanılabilir. X Bant Vivialdi Anteni Tasarımı ve Modifikasyonları isimli bu tez çalışmasında iki adet ultragenişbanlı Vivaldi anteni tasarlanacaktır. Tasarım çalışmasına giden yolda geniş bir literatür taraması yer almaktadır. Literatür taramasının ardından, biri referans diğeri de modifiye anten olmak üzere iki adet eksponansiyel konik oluklu anten tasarımı yapılmıştır. Tasarlanan konik oluklu antenler düzlemsel konfigürasyona sahiptir. Tasarlanan referans ve modifiye antenin, ultra geniş bantta faaliyet gösterebilmesi için hesaplamalar gerçekleştirilmiştir ve bu hesaplamalar doğrultusunda boyut, konik açıklığı gibi değerleri elde ederek, CST programında antenin üç boyutlu tasarımı yapılmıştır. Tasarlanan modifiye anten ise, eksponansiyel konik oluklu antenin toprak yüzeyinde modifikasyon yapılmış versiyonudur. Yönlü antenlerin kullanımında empedans eşleşmesi, direktivite, kazanç ve bant genişliği önemli parametrelerdir ve modifiye antende bu parametrelerden bir ya da birden fazlasının iyileştirilmesi hedeflenmiştir. Anten yüzeyine açılan kaviteler ve olukların, antenin uç noktalardaki gerçekleştirilmiş kazanıcını iyileştirdiği saptanmıştır. CST programında yapılan simülasyonlar ile optimum geometrideki antenler seçilip, üretime hazırlanmıştır. Uygun substratın belirlenmesi ve CST'de tasarlanan ürünün PCB üretimine hazırlandı ve üretim süreci gerçekleştirilmiştir. Üretimin tamamlanmasının ardından ağ analizörü yardımıyla, S11 parametreleri ölçülmüştür. Simülasyon sonuçları ile ölçüm sonuçları karşılaştırıldığında 0.25 GHz'lik bir kayma yapmasının dışında, S11 parametreleri grafik deseni olarak uyumlu görülmektedir. Modifiye edilen antenin, tasarlanan referans antene göre, bant genişliğinin uç frekans noktalarında gerçekleştirilmiş kazancının arttığı simülasyon sonucunda gözlemlenmiştir. Genellikle radar uygulamaları başta olmak üzere literatürde çeşitli genişbant uygulamaları yer almaktadır. Özellikle açıklıklı radar konseptinin keşfedilmesinin ardından çok fonksiyonlu, genişbantlı yönlü antenlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuşur ve konik oluklu antenler bu ihtiyacı karşılayan anten ailesinin bir üyesidir. Bu çalışmanın sonucundan yola çıkılarak, gerek anten optimizasyonu gerek simülasyon koşulları gerekse üretim koşulları ilerletilip 8x1'lik dizi yapılması hedeflenmektedir. Ayrıca üretilecek antenlerin faz dizili radarlarda kullanılması da tezin başlangıç motivasyonudur.
Blockchain ile güvenli elektronik sağlık sistemi
İnternetin icadı ve bilgi teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte dijitalleşme insan hayatının her alanına girmiştir. Sağlık sektörü de dijitalleşmenin yaşandığı önemli alanların başında gelir. Dijitalleşme birçok açıdan hizmet ettiği sektöre faydalar sağlarken bir takım zorlukları ve riskleri de beraberinde getirir. Sağlık sektörü gibi kişisel verilerin gizliliğinin ve güvenliğinin kritik öneme sahip olduğu günümüzde merkezi ve güncel bilgi teknolojileri yöntemleri bu risklerin ortadan kaldırılmasında yetersiz kalmaktadır. Yeni ve gün geçtikçe popüler hale gelen blockchain teknolojisi klasik merkezi bilişim sistemlerinin sunduğu hizmetleri kökünden değiştirecek özellikler sunmaktadır. Blockchain kavramı daha çok dijital para birimleri ile aynı olarak görülse de aslında dijital para birimlerinin arkasındaki teknolojik altyapıdır. Blockchain'in sahip olduğu potansiyel dijital para birimlerinin çok daha ötesindedir. Bu teknolojinin potansiyeli fark edilip finans dışı uygulamalarda da kullanılabileceği fikrinin gündeme gelmesiyle birçok sektörden araştırmacılar uygun kullanım senaryoları üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu sektörlerden birisi de sağlık sektörüdür. Blockchain teknolojisi ile birlikte gelen bu özelliklerden faydalanarak bu çalışma kapsamında güvenli bir elektronik sağlık sistemi altyapısının nasıl olması gerektiği ele alınmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde blockchain teknolojisinin temel özellikleri ve tarihi gelişimi hakkında bilgiler verildikten sonra devam eden bölümlerde blockchain teknolojisinin mimarisi, sahip olduğu bileşenler, kriptografik altyapılar ve süreçler teknik açıdan ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Elektronik sağlık sistemlerinin ele alındığı bölümde güncel sistemlerin yapısı incelenerek sağlanması gereken güvenlik standartları incelenmiştir. Elektronik sağlık sistemlerinin sahip olduğu başlıca sorunlar ele alınarak Avrupa ve Amerika'da yapılmış bazı araştırma ve anket sonuçlarına yer verilmiştir. Çalışma kapsamında Etherum blockchain teknolojisi kullanılarak web tabanlı dağıtık bir elektronik sağlık uygulaması geliştirilmiştir. Uygulama geliştirilirken html, css, javascript, reactJs gibi web teknolojileri kullanılmıştır. Hastaların elektronik sağlık verilerin şifrelenmiş versiyonları dağıtık veritabanı teknolojisi kullanılarak kayıt altına alınmıştır. Dağıtık veri tabanlarında tutulan verilerin mesaj özü(hash) karşılıkları etherum blockchain sisteminde kurulan özel ağ üzerindeki bloklarda işlem setleri olarak saklanmıştır. Uygulamanın mantıksal iş katmanı solidty dili ile geliştirilen akıllı sözleşmeler aracılığıyla oluşturulmuştur. Uygulamanın teknik ayrıntıları, kullanım senaryoları ve mimari bileşenleri ayrıntılı şekilde ele alınmıştır.
Ev tarımı uygulamalarına yönelik toprak nemi kestirim yöntemleri
Teknoloji hayatımızın her alanında kendini göstermektedir. Teknoloji insan hayatını daha kolay ve konforlu hale getirmektedir. Teknolojik gelişmeler ile birlikte iletişim, ulaşım, sağlık hizmetleri ve mühendislik gibi alanlarda da büyük ilerlemeler olmaktadır. Her alanda üretim hızlanmıştır, zaman kayıpları gittikçe azalmaktadır ve bunun sayesinde çeşitli yönlerden tasarruf sağlanmaktadır. Bilişim Teknolojileri - BT çok yaygın olarak farklı sektörlerde kullanılmaktadır. Bunların içinde tarım faaliyetlerinin yürütüldüğü sektörler de bulunmaktadır. Tarım faaliyetlerinde teknoloji kullanımı ve BT verimliliği arttırmaktadır. Bundan dolayı, bu alanda yapılan teknolojik gelişmelere katkı yapacak bir çalışma alanı seçilmiştir. Şehirlerde binalaşma arttıkça, yeşil alanlar azalmaktadır. Bunun yanında nüfus artışı ile birlikte gıda ihtiyacı artmaktadır. Organik gıda ihtiyacı ve yeşil alan ihtiyacı, insanları yeni çözümlere yöneltmiştir. Ev tarımı ve ev bahçeleri uygulamaları yaygınlaşmaktadır. Ev tarımı ve ev bahçeleri faaliyetlerini tasarruflu bir şekilde sürdürmek önemlidir. Ev içi tarım uygulamalarında verimi arttırmak için teknolojiden faydalanılmaktadır. Yaygınlaşan akıllı ev sistemlerine tarım faaliyetleri de dahil edilebilir. Ev tarımı uygulamalarında kullanılabilecek olan bu çalışmada toprak neminin yüzeydeki dağılımının tahminine yönelik yapılmış olan bir çok çalışmayı inceleyerek yeni yöntemler üzerinde gözlemler yapılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler, ev tarımı için kullanılabilecek basit, maliyeti ucuz olan, 1 Arduino ve 6 sensörden oluşan donanım devresinden anlık olarak alınmıştır ve bilgisayara kayıt edilmiştir. Toprak üzerinden veri almak için alana 6 sensör noktası belirlenerek eşit mesafelerle sensörler yerleştirilmiştir. Yerleştirme konumları sensörlerin etki alanı hesaplanarak belirlenmiştir. Alınan veriler üzerinde, sensörlerin bulunduğu noktaların dışındaki noktalardaki değerlerin tahminine yönelik enterpolasyon çalışmaları yapılmıştır. Enterpolasyon çalışmalarına yaygın olarak kullanılan Ters-Mesafe Ağırlıklı Yöntem (Inverse Distance Weighted – IDW) yöntemi ile başlanmıştır. Sensörlerin bir tanesi tahmin noktası olarak belirlenerek, diğer sensör noktalarından alınan değerler ile tahmin noktasındaki sensörün değeri tahmin edilmeye çalışılmıştır. Sonuçlar gerçek veriler ile karşılaştırılarak hata ölçümü yapılmıştır. Farklı enterpolasyon yöntemlerinden olan Doğrusal Enterpolasyon (Linear Interpolation), Spline Enterpolasyon (Spline Interpolation), Kübik Enterpolasyon (Cubic Interpolation) yöntemleri ayrı ayrı, verilere uygulanmıştır. Sonuçlara göre yüzeydeki nem dağılımı Matlab'da çizdirilerek görülmüştür. Farklı zaman aralıkları için yapılan ölçüm sonuçları karşılaştırılmıştır. Ters Mesafe Ağırlıklandırma (Inverse Distance Weighting) IDW yöntemini geliştirmeye ve tahminlerin doğruluğunu arttırmaya yönelik iki algoritma önerilmiştir. İlk algoritmada tahmin noktaları için kapsama alanı oluşturularak, istenilen bölgede tahmin hesaplamasını yaparak uzakta bulunan noktaların, tahmine etkisinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Tahmin edilecek noktalardan, kullanıcı tarafından belirlenen uzaklık aralığında olanların tahmini yapılmıştır. İkinci algoritmada ise değeri ani düşen sensörler tespit edilerek, değerlerdeki ani değişikliğin tahmin başarısını düşürmemesi için etkileri azaltılarak hesapmala yapılmıştır. Sonuç olarak IDW algoritmalarından alınan sonuçlar değerlendirilerek hata oranları karşılaştırılmıştır. Hata oranları hesaplamasında, Ortalama Mutlak Yüzde Hata (Mean Absolute Percentage Error – MAPE) formülü kulanılmıştır. Bu karşılaştırmaların sonucunda, verilen aralığa bağlı olarak programın başarılı bir şekilde ölçüm yaptığı gözlemlenmiştir. Ayrıca değeri ani değişen sensörlerin tespit edilerek hesaplamaya dahil edilmemesinin, tahmin noktalarındaki doğruluğu arttırdığı gözlemlenmiştir. Gelecek çalışmalarda, bu çalışmada önerilen algoritma geliştrilebilir. Toprak nemi ortam sıcaklığı, ortam nemi, toprak içindeki maddeler gibi başka birçok etkene bağlıdır. Bu sebeple ölçümlerin başarısını arttırmak için, bu etkenler de ölçülerek ve kontrol altına alınarak algoritmaya katılabilir. Oluşturulan elektronik devre ve yazılımlar entegre edilerek daha küçük hale getirilebilir. Oluşturulan kodlara ek olarak akıllı cihazlardan yönetilebilir bir system haline getirilerek, akıllı ev sistemine bu çalışma eklenebilir.
Park yapma alışkanlıklarının analiz edilmesi ve uygulama bölgesi için otopark politikaları önerisi
Kamusal alan olarak sayılan bulvar, cadde ve sokak olarak ayrıma uğramış yapı ve tesislere erişim imkanı sağlayan yollar, şehirsel alanlarda yayaların, motorlu veya motorsuz araçlar ile ulaşımın sağlandığı kısıtlı kaynaklardır. Söz konusu alanlar üzerinden ulaşım sağlanırken aynı zamanda komşuluk ilişkisi içerisinde olduğu yapı ve tesislerle alt yapı ve üst yapı açısından direk ilişki içerisindedir. Bu sebeple maddi ve manevi anlamda yollar birden çok görevi bünyesinde barındırmaktadır. Son yıllarda gerek artan gelir miktarı gerekse araçların daha erişilebilir olması ile hem özel hem de kurumlara ait motorlu taşıtlarda büyük oranda artış olmuştur. Ulaşım aracı edinmek olumlu bir toplumsal statü değişikliği ve konfor getiriyor olsa da, bünyesinde daha çok fosil yakıt tüketimi, daha çok hava kirliliği, yollarda yoğun trafik ve artan trafik kaza sayısı gibi olumsuz etkiler bulundurmaktadır. Motorlu araç ediniminde ki bu artışın ve uygun kentsel planlamanın olmamasının sonuçlarından birisi de araçların durma ve duraklama tesislerine olan ihtiyacıdır. Ulaşım alt yapısı içerisinde araçlar durma ve duraklama ihtiyaçlarını otopark alanlarında giderirler. Otopark alanları konumu itibariyle iki ana sınıf üzerinden değerlendirilmektedir. Bunlardan birincisi yol dışı otopark alanlarıdır. Yol dışı otopark alanları; araçların yol dışı tesislerde park etme ihtiyaçlarını giderdikleri alanlardır. Yapı itibarı ile kapalı, açık, zemin altı veya zemin üstünde olabilirler. Yapım maliyetleri yüksek olsa da temin edilebilirler. Diğer bir sınıf ise yol üstü otoparklarıdır. Yol üstü otoparkı; taşıt veya yaya yolu üzerinde yoldan kısmen ayrılmış alanlarda konumlanmış otopark alanlarıdır. Yol üstü otoparkları sınırlı alanlardır ve ulaşım altyapıları içerisinde mevcut tesislerin kıt ve değerli bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Otopark alanları içerisinde yol üstü otoparkları her zaman yüksek talep gören alanlar olmuştur. Bunun başlıca sebebi insanların varmak istedikleri noktaya araçlarını yol üzerinde bırakarak kolayca erişimini sağlamak istemeleridir. Mevcut araç sahipliği eğilimi ve paralelinde alt yapı eksikliği devam ederse, makul zaman sınırları içinde şehirlerde seyahat etmek pratik olarak imkânsız hale gelebilir. Bu olumsuzlukları çeşitli düzenlemeler ve değişiklikler yaparak minimize etmek mümkündür. Bu yaklaşımla getirilen düzenleme ve değişimler "Otopark Politikaları" olarak adlandırılmaktadır. Otopark politikaları incelendiğinde üç farklı perspektif mevcuttur. Bunlar tek başına uygulanabildiği gibi birlikte de uygulanabilirler. Birincisi geleneksel yaklaşımdır. Talep yapının fonksiyonu veya talebi doğuran aktivite ile ilişkilendirilerek otopark arzının zorunlu tutulmasından geçer. Diğer bir yaklaşım piyasa temelli yaklaşımdır. Belirlenen kurallar çerçevesinde otopark arzının oluşması serbest piyasa koşulları tarafından sağlanır. Otopark politikaları yaklaşımlarının üçüncüsü otopark(talep) yönetimidir. Mevcut otopark alanları üzerinden ulaşım, arazi kullanımı ve verimlilik politikaları ile arzın karşılanmasına dayanır. Otopark politikalarının belirlenmesi sürecinde güncel bilgi büyük önem taşımaktadır. Farklı hedefleri bir araya getirmek ve talep ile arzı dengelemek üzere politikaların formüle edilmesinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu durumda da bir birinden ayrı birçok veri setine gereksinim duyulacaktır. Stratejik bir araştırma ve bilgi toplama aşaması kurgulanabilmesi için şu adımlar gereklidir. • Var olan problemleri ve sebeplerini tanımlamak • Potansiyel çözümlerin etkilerini değerlendirmek • Hedef ve amaçlara yönelik tahmin ve süreçlerin ölçülebilmesi Otopark politikalarının ihtiyaçlara cevap verecek şekilde belirlenip etkili bir şekilde uygulanması durumunda; • Akan trafiğin güvence altına alınmasını sağlayacaktır; yol üstü otoparkları ile ilgili düzenlemelerin eksik olması durumunda kuralsız şekilde geliştirilen park etme davranışlarından dolayı trafik akışı engellenir. Bu nedenle düzenli ve kurallı park etme davranışlarının geliştirilmesi ile ilk önce akan trafik rahatlayacaktır. Aynı zamanda araçların park yeri ararken ortaya çıkardıkları trafiği de minimize ederek genel bir rahatlama sağlanmasına yol açacaktır. • Otoparklar konusunda adaleti sağlayacaktır; kullanıcı gurupları arasında sağlanan bir denge söz konusu olmadığı için sistem avantajlı guruplar lehine işleyebilmektedir. Otopark politikalarının belirlenmesi ile bölge sakinleri, işletmeler, müşteriler ve ziyaretçiler arasında adaletli bir otopark dağılımı sağlanabilir. • Bölgenin yaşanabilirlik seviyesini artıracaktır; park etme düzeninin olmaması araçların insanların yaşam alanlarına sızmasına neden olacaktır. Araçlara ayrılan alanların belirlenmesi ile yaya alanları, rekreasyon alanları, bisiklet parkurları ortaya çıkacaktır. Aynı zamanda yol güvenliğine de katkı verecektir. • Dezavantajlı gurupların sosyal yaşama katılımı kolaylaşacaktır; engelli kullanıcılar çarpık park düzeninden dolayı şehir içi erişimleri kısıtlanmaktadır. Dezavantajlı gruplara ayrılmış özel alanlar ve erişim koridorları ile şehir içi hareketlilikleri artacaktır. • Ekonomik hayata katkı sağlayacaktır; otopark talebi ve arzı arasında denge sağlanamadığı için gerek bölgeye erişim, gerekse nakliye işlemleri gerektiği gibi gerçekleşememektedir. Otopark politikalarının belirlenmesi ile hem yol boyunca hizmet veren işletmelerin ihtiyaçları karşılanacak hem de kentsel servislere erişim oranı artacaktır. • Şehirlerin estetik görünümünde artış sağlayacaktır; park etme politikalarının eksikliği çarpık park etme davranışlarını tetikleyecektir bu durumda ortaya kargaşa ortamını çıkaracaktır. Araç sınıflarına göre ayrılmış, park etme düzeni tesis edilmiş otopark alanları aynı zamanda kentsel estetiği de artıracaktır. • Sosyal ve çevresel kalitenin artmasını sağlayacaktır; erişilebilirliğin kısıtlanması ulaşım talebinin istenen noktaya gerçekleşemeyeceği anlamına gelir bu da sosyal yaşamı direk olarak etkiler. Arzın dengede tutulması durumunda insanların şehir içi hareketliliği artacak bu durumda sosyal yaşama katkı olarak dönecektir. Aynı zamanda araçların gereksiz hareketliliği azalacak hava ve gürültü kirliliğinin önüne geçecektir. Buradan hareketle "Park Yapma Alışkanlıklarının Analiz Edilmesi ve Uygulama Bölgesi İçin Otopark Politikaları Önerisi" isimli tez çalışmasında; otopark politikalarının literatürde nasıl yer aldığı ve başarılı örnekler üzerinden nasıl gerçekleştiği, ne şekilde uygulandığını inceledikten sonra uygulama bölgesinde bu konuyu irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu sebeple İstanbul gibi büyükşehir vasfında olan Los Angeles, Barcelona, Londra ve San Francisco gibi otopark konusunda başarılı örnekler seçilerek incelenmiştir. İncelenen bu örnekler raporlanarak birbirleriyle karşılaştırılmış, literatür ile desteklenmiştir Özellikle yapılan çalışma verinin ne şekilde toplanması gerektiği ve toplanan verinin ne şekilde incelenmesi konusuna eğilmiştir. Konu üzerine sağlanan derinlemesine bilgi ediniminden sonra İstanbul'da yol üstü otopark arzından kaynaklı sorunların gözlendiği ve fayda sağlanabileceği düşünülen Fatih İlçesin çalışma bölgesi belirlenmiştir. Çalışma bölgesinde park yapma alışkanlıklarının irdelenebilmesi için ulaşım verileri, yol üstü ücretli otopark alanlarına ait ücretlendirme verileri ve alan kullanım verileri toplanmıştır. Toplanan bu veriler gerek Coğrafi Bilgi Sistemlerinden, gerekse diğer hesaplamalı metotlardan faydalanılarak analiz edilmiştir. Analizler ile ulaşım, alan kullanımı ve park etme davranışları başlıkları altında sınıflandırılabilecek çalışmalar yapılmıştır. Ulaşım başlığında mevcut ulaşım alt yapısı ve otoparkların durumu tip kapasite bakımından incelenmiştir. Alan kullanımı için yapı parselinin zemin kat ve zemin üzeri kat kullanımından parselin geneli için alan kullanımı hesaplanmıştır. Ayrıca alan kullanımı başlığında parsellerde hizmet veren sektörler sınıflandırılarak sunulmuştur. Park etme davranışlarının incelenmesi başlığında otopark kapasitesi, park etme süresi ve dağılımları, park etme sayısı ve otopark döngüsü, doluluk oranı, araç tipleri dağılımları ve bölge sakinleri üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Analiz sonuçlarının anlaşılabilmesi için detaylı görselleştirme çalışmaları yapılmıştır. Yapılan bu analiz çalışmaları neticesinde çalışma bölgesine en yüksek faydayı sağlayacak, mevcut yol üstü otoparkları verimli şekilde çalıştıracak, ekonomik büyüme, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal eşitlik hedeflerini katkı sunacak şekilde "otopark politikaları" sunulmaktadır. Uygulama bölgesinde otopark sorunu tam olarak ortadan kaldırılamasa da etkili stratejiler ile otopark talebinin mevcut arz ile dengeye alınabileceği ve talebin bir şekilde yönetilebileceği kanısına varılmaktadır.