Istanbul Technical University
ITU

Istanbul Technical University

İstanbul, Turkiye
Founded: 1773
Websitetwitterlinkedininstagramfacebook

1,520

Archived Theses

1

DOIs Assigned

6

Institute

0%

DOI Rate

Recently Added Theses

View All
DoctorateOpen AccessTR

Bir II. Alman İmparatorluğu projesi: Kaiser Wilhelm Anıtı'ndan Alman çeşmesine

2. Alman İmparatorluğu Kayzeri II. Wilhelm 1898 yılında Osmanlı topraklarına yaptığı geziden sonra gördüğü ilgi ve sevginin de etkisiyle dönemin sultanı II. Abdülhamid ve İstanbul halkına bir çeşme hediye etmeye karar vermiştir. İstanbul'un tarihi yönden en önemli merkezlerinden biri olan Sultanahmet Meydanı'nda yapılmasına karar verilen çeşme 1901 yılında tamamlanmış ve görkemli bir devlet töreni ile açılmıştır. Çeşme ilk bakışta, onu çevresindeki diğer yapılardan ayıran mimari özelliklere sahiptir ama tasarımı hakkında bir araştırma aslında Neo-Bizans prensiplerini tekrarlayan tasarımı ile en azından bulunduğu meydan, Roma ve Bizans döneminin Hipodromu ile ilişki kurduğunu gösterir. Gene de Alman Çeşmesi'nin inşası Alman güdümlü olarak gerçekleşmiştir. Çeşmenin biçimlenişi Alman kültürünün bir ürünüdür. Bu hem taşıdığı sembolizmin ve anıtsallığının Osmanlı kültürü tarafından bilinen ve kabul edilen parametreler içinden değil Alman 19. yüzyılının anıt kavramından gelmesinden, hem de Alman hükümdarının 19. yüzyıl Avrupa kültürü içinde doğan önceliklerinin bir sembolü olmasındandır. Bu ihtiyaçlar 19. yüzyıl Avrupa'sını biçimlendiren politik milliyetçilik ve ekonomik emperyalizm akımlarından ve bunların yarattığı bazen monarşiyi besleyen, bazen tehlikeye sokan yeni düşünce ve yönetim sistemlerinden gelmektedir. Bu çalışma çeşmenin inşasının arkasındaki bütün bu politik, ekonomik ve sanatsal etkileri araştırarak çeşmeyi 19. yüzyıl Alman kültürü çerçevesinde tekrar anlamayı amaçlamaktadır. Dönemin politik ve ekonomik gerçekliği Alman İmparatorluğu odağa oturtularak açıklandıktan sonra bu dönemde Alman topraklarına hakim olan mimari akımlar ve Alman anıtları incelenmiş, Alman Çeşmesi bu veriler kapsamında ele alınmıştır. Osmanlı kültürünün bütün bu süreç içindeki yeri de böylece anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonunda yaratılan çerçeve içinden bakıldığında çeşmenin Osmanlı toplumunun gündelik ihtiyaçlarından doğan bir eserden çok yabancı bir ülke içinde yapılmış, kolonyalist izler taşıyan bir Alman anıtı ve bu dönemde Alman topraklarında inşa edilen anıtlarda da görüldüğü gibi kişisel olarak II. Wilhelm'in bir eseri olduğu görülmektedir. Çeşmenin tasarımının temelinde yatan en önemli etki onu inşa eden hükümdardır ve tasarımın bütün kararları onun istek ve ihtiyaçları yönünde gerçekleşir. II. Wilhelm'in üslup ve biçim konusundaki kararları kişisel inanç ve hayallerinden doğmaktadır. Alman Çeşmesi'nin tasarımının temelini oluşturan baldaken strüktürü Kayzer'in kutsallık ve hanedanlık sembolü olduğuna inandığı bir plan tipidir. Neo-Bizans üslubu ise Bizans kültürünün Hristiyan tarihi içinde sahip olduğu, bu kültürün doğuşuna ve oluşumuna ev sahipliği etmiş olmasından gelen saf Hristiyan ruhunu biçimlendirişi ile onun tercih ettiği üsluplardandır. İki ülkenin hükümdarları arasındaki dostluğun çeşmenin yapımının gerekçesi olması dışında Osmanlı İmparatorluğu'nun çeşmenin yapımında etkisi yapılacağı yerin kararıyla sınırlıdır. Diğer bütün kararlarda Alman Kayzeri tekil olarak etkili olmuştur. Çeşmenin sadece içme suyu dağıtan dinlenme banklarına sahip bir şehir mobilyası olarak tasarımı Osmanlı kültürünün sınırlarının dışında biçimlenen, Avrupa kültürünün ihtiyaçlarına cevap veren bir eser olduğunu göstermektedir. Çeşmenin bu ihraç edilmişliği taşıdığı anlam ve kavramların Osmanlı hayatına tercüme edilememiş olmasından da anlaşılır. Alman halkı çeşmenin inşasından ülkeler ve halkları arasındaki dostluğun ilerlemesi gibi kazançlar umarken çeşme Osmanlı halkı tarafından ilgisizlikle karşılanmıştır. Yapının anıtsallığı ve bu anıtsallık kavramının Alman kültürü içinde karşılığı olan gündelik hayat ve özel günlerdeki aidiyeti Osmanlı hayatı içinde kendine yer bulamamıştır. Çeşme, iki kültürün karşı karşıya geldiği ve bir çatışma olmasa da aktif bir iletişimin de kurulamadığı bir diyalog olmuştur.

19. yüzyılAlman çeşmesiAnıtlar
Ceren Göğüş
Istanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Bir eylem/eğlen[ce] laboratuvarı olarak fun palace: Mekansal deneyim açılımları ve yansımaları

Gündelik hayatta boş zamanın (leisure time) değerlendirilişindeki oyun dolu aktivitelerin eylemselliği, mekanı ve mekânsal deneyimi nasıl dönüştürür? Bu dönüşüm, mimarlığa ne gibi katkılar getirir? Bu sorular çerçevesinde tez çalışması, hayal gücüne ve özgürlüğe dayanan oyunun eylemselliğindeki dönüştürücü gücün mimarlıkta açtığı aralıkları inceleme düşüncesiyle başladı. Bu düşünce doğrultusunda birbirinin ardından gelen Fun Palace ve Pompidou Kültür Merkezi gibi iki önemli mimari örneklerde oyunun eylemi, mekanı ve mekânsal deneyimi nasıl açtığı tespit edilmeye çalışıldı. Bu tespitlerden yola çıkarak bugünün problemini oluşturan kamusal mekandaki deneyim yoksunluğunun aslında mimarlığa ve deneyime dair ne gibi potansiyellere sahip olabileceği gösterilmeye çalışıldı. Gündelik hayatın önemli bir meselesini oluşturan boş zaman ve çalışma zamanı arasındaki ilişkinin değişimi, sosyo-politik ve ticari amaçlarla yönlendirilen yeni bir zihniyeti ortaya çıkartır. Bu zihniyet, insanın hayal gücüne ve özgürlüğüne dayalı eylemselliğini kapalı ve tanımlı parçalardan oluşan mekânsal kurgularla şekillendirir. Bu durum, gündelik hayatta boş zamanın değerlendirildiği kamusal mekanı, mekânsal deneyimin yoksun hale geldiği tüketim modellerine dönüştürür. Tez, kamusal mekândaki mekânsal deneyim yoksunluğunu tersine dönüştürecek gücü, oyun dolu aktivitelerin eylemselliğindeki imkanların mekana ve mekânsal deneyime getirdiği açılımlarda ve mimari katkılarda arayacaktır. Oyun kavramının özgürlüğe ve hayal gücüne dayalı eylemselliği, insan odaklı mimarlığın oluşumunu sağlayan mekânsal kurguyu etkiler. Mekansal kurgunun zamanın bilinmezliği ve bu bilinmezliğe karşı esneklik anlayışıyla tasarlanması, çeşitli mekânsal olasılıkların yaratımına ortam hazırlayacak bir mimarlık laboratuvarı oluşturur. Bu mimarlık laboratuvarına tarihten bir örnek olarak Fun Palace, oyunun eylemselliğindeki çeşitliliği mekana ve mekânsal deneyime taşır. Fun Palace projesinde oyun dolu aktivitelerin eylemselliği, oyunun hayal gücü ve özgürlüğü ile çeşitlenerek çoğalır, değişir ve dönüşür. Geleceğin bilinmezliği içinde bu durum, oyunun eylemselliğini hem eğlenceli hale getirir hem de bu eylemselliğin esnek bir şekilde yerleşebileceği sabit ve esnek parçalardan oluşan eğlenceli bir mekânsal kurgu yaratır. Böylece mimarlık laboratuvarı, eylemselliğin eğlenceli hale geldiği farklı oyun senaryolarına ve mekânsal kurgularına ortam hazırlayan bir eylem / eğlen[ce] laboratuvarı haline gelir. Bir eylem / eğlen[ce] laboratuvarı olarak Fun Palace, mekânsal deneyimin açılımını ve farklı mimari anlayışlarını ortaya çıkaran bir mekânsal deney – deneyim ortamıdır. Bu ortam, bugünün yıldız mimarları diyebileceğimiz isimlerin projelerine ilham kaynağı olur. Bu projelerden bir tanesi de Pompidou Kültür Merkezi'dir. Pompidou Kültür Merkezi, Paris şehrindeki tarihsel bir alanda "kültür merkezi" tasarlamak amacıyla açılan yarışmada birinci olmuş ve uygulanmış bir projedir. Proje, muhafazakar bölgeyi ve yarışma programını ele alışıyla dikkat çeker. Pompidou Kültür Merkezi, oyuna dayalı kültürel eylemselliğin eğlence anlayışıyla tasarlandığı bir mekânsal kurgudur. Proje, tüm bürokratik engellere rağmen esnek bir iç mekan organizasyon tasarlamaya çalışır. Bu esneklik anlayışı çerçevesinde oluşturulmak istenen açık kat düzeni için tüm mekanik ve servis donanımlar cepheye taşınır. Böylece binanın strüktürel çerçeve ve cephe strüktürü olmak üzere iki bölgenin arasında farklı mekânsal kurguların yer alabileceği alışılmadık bir tasarım gerçekleşir. Bu tasarım, non-facade (cephe olmayan)'dır. Non-facade, hem çeşitli mekânsal kurgulara imkan verdiği için mekânsal deneyimin açılımına katkı sağlar hem de devasa renkli görünümüyle bir etki alanı oluşturur. Mekansal deneyimleri ve yansımaları içeren Pompidou Kültür Merkezi, oyun kavramının eylemselliğindeki özgürlük ve hayal gücü gibi esasları düşünerek Fun Palace'ın etki alanında tasarlanır. Bu tasarım ile hem tarihsel çevreye hem geleneksel kültüre hem mimarlığa hem klasik yapım teknolojilerine meydan okur. Pompidou Kültür Merkezi'ne bu gücü veren şey, oyunun eylemselliğidir. Bu yüzden mekânsal deneyimin yoksunlaşmasına neden olan tüketime yönelik sınırlı aktivitelerin eylemselliği, oyun kavramının dönüştürücü gücü ile bir daha düşünülmelidir. Oyunun eylemselliğindeki keşif ve keyif ile deneyime kapalı mekânsal ortamlara tekrar bakılmalıdır. Tez, yıllardır üzerinde konuşulan iki önemli projeyi oyun üzerinden bugünün mekânsal deneyim yoksunluğu ile tartışmayı hedeflemektedir.

Seda Gül
Istanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Mekansal bilişim: Mekan dizim yönteminin Beyazıt, İstanbul kapsamında uygulanması

Designing cities depends upon how we conceived cites, in this regard focusing on the cognitive approach of urban spaces, which has an essential role in urban design, is necessary and undoubtedly determining factors that influence spatial cognition are important too. In this point of view this study preliminary illustrated the cognitive map of people about the area and spatial configuration of urban space through the case study of Beyazit area settled in the historical part of Istanbul. The aim is finding the answers of these questions: • What is the cognitive representation of people about Beyazit area? • Whether the syntactical properties of the area have a role in predicting the level of perceiving and memorability of the spaces or not? This study investigated spatial cognition of Beyazit area in association with syntactical attributes of it. In order to achieve the objectives, two research studies, cognitive mapping and space syntax analyzing, were performed in this study. Research findings were obtained by investigating the results from subjective and objective perspectives respectively. In the cognitive mapping process the technique of sketch mapping was utilized and additionally recognition task which is one of the cognitive mapping technique was done in order to underpin the results drew from analyzing the sketch maps. Also the spatial configuration of the area was analyzed through space syntax method and described syntactically by three spatial properties of integration, connectivity and intelligibility. Comparison of the findings drew from cognition and space syntax approaches enabled determination of whether the syntactical attributes of space are in association with cognitive representations or not. Overall, the results of the correlational study indicated that there is a positive association between cognitive representation and spatial configuration. In this context this thesis directs attentions to the cognition and space syntax approaches. Every chapter draws on issues relevant to these approaches, arguments about cognition started by defining of the spatial cognition. It refers to the knowledge, which is related to the thought process; these processes of gaining knowledge include, acquisition, storage, retrieval, manipulation and use of information gathered from the environment. According to Moore (1976), Spatial cognition sometimes has being seen as a subset of environmental cognition, which refers to the awareness, impressions, information, images, and beliefs that people have about the environments. Environmental cognition concerns the way we acquire, organize, store, and recall information about locations, distances, and arrangements in the physical environment. Perception is another term, which is common in cognitive studies and is often being used instead of environmental cognition to indicate the ability of human to comprehend, interpret, and evaluate the physical world that surrounds us. As Passini (1984), stated environmental perception is more related to 'sensory information', whereas environment cognition or recognition is considered, as 'memory information' therefore it can be stated that cognition is more intellectual than perception. Cognitive map is another notion, which is explicated as a mental representation of the world around us resulting from experience, direct and indirect learning, and knowledge integration and processing. In reality, researchers in different fields may use different terms such as mental maps, mental image, and mental pictures, which have the same meaning as cognitive maps. Nonetheless many different arguments point to the mental image, all of them have common idea that mental image is a by-product of thinking and it is an important component of cognition. Lynch's arguments about mental image points to this fact that mental image is formed in the process of perceiving environment, he named it as legibility. Lynch (1960), examined legibility of the city use of mental maps; he found that there are five physical elements (paths, landmarks, districts, nodes, edges), which have important role in creating legible place. There is variety of techniques to apprehend the cognitive map which sketch mapping is one which is developed by Lynch. Another approach, which was utilized in this study, is space syntax. The review of the theory on space syntax and the relevant issues provides an essential starting point for the research, this session discussed about the term of spatial configuration, defined it as spatial relations taking into account other relations, further more in order to generate a field for a practical study through space syntax methodology, it investigate the explanation of syntactical properties of the urban layout. The chapter that follows take up with exploring relation between space syntax and cognition and reviewing previous studies about this issue in order to find the common area for these two approaches; for example understanding and readably of the cites were argued by noted the term of legibility from cognition perspective and intelligibility form space syntax perspective. Finally in the last chapter the whole procedure for dealing with data collection and analyzing them was explained. The results drew from inferring the cognitive maps were inverted to the quantitative data in order to execute correlational study. The comparison of the scores obtained from cognitive mapping and space syntax analyses enabled the determination the relationship between the routes' scores from cognitive mapping and their syntactic values in the present map, which are the base research issues. In the light of formal measures derived from space syntax, the research findings recapitulate that there is a positive correlation between spatial configuration of Beyazit urban area with the degree of memorability of spaces, and it would be possible to predict the degree of memorability of the spaces according to their syntactic values.

Samira Malek
Istanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Marmara Otoyolu Garipçe yarmasının mühendislik jeolojisi ve kazı şevlerinin analizi

Kuzey Marmara Otoyolu kapsamında yapılacak olan güzergah çalışmaları Asya yakasında Poyraz-Paşaköy otoyolu ile Çamlık-Reşadiye bağlantı yolu, Avrupa yakasında ise Odayeri-Garipçe otoyolu ile İstoç-Odayeri Bağlantı yollarından oluşmaktadır. Bu projenin Odayeri-Paşaköy bölümünde yaklaşık 115 km uzunluğa sahip Kuzey Marmara Otoyolu yer almaktadır. Karayolu güzergahının amacı mevcut olan trafiği azaltmak ve ulaşım problemini giderebilmektir. Bu tez kapsamında Kuzey Marmara Otoyolu Garipçe yarmasının mühendislik jeolojisi ve kazı şevlerinin analizi değerlendirilmiştir. Garipçe yarmasının bulunduğu zemin ve kaya birimlerinin mühendislik jeolojisi özellikleri incelenmiştir. Inceleme alanının veri tabanlarının olşturulması amacıyla 9 adet mekanik sondaj, sismik çalışmalar ile saha çalışmaları ve laboratuvar deneyleri yapılmıştır. Sondajlar ile korele edilen jeofizik çalışmalar ışığında inceleme alanının jeolojisi yorumlanmıştır. Mühendislik jeolojisi çalışmaları sonucu şev duraylılığı açısından meydana gelebilecek sorunlar üzerinde durulmuştur. Kinematik analiz çalışmaları ile andezit birimlerinin düzlemsel kayma, kama kayması ve devrilme durumları sağ ve sol şevler için ayrı ayrı incelenmiştir. Yarma içerisinde kritik olarak belirlenen kesitlerde zemin ve kaya birimleri için hesaplanmış olan parametreler ile Plaxis programı yardımıyla stabilite analiz çalışmaları yapılmıştır. Analizler statik ve dinamik (depremli) durum için ayrı ayrı incelenmiştir. Kesit üzerinde en büyük kayma çemberi çizdirilerek kritik olan bölge belirlenmiş ve o noktalardaki güvenlik sayıları elde edilmiştir. Yarmalarda uzun dönemde duraylılığı sağlayacak koşullar göz önüne alınmıştır. Araştırma Mühendislik Hizmetleri Teknik Şartnamesine göre uzun dönem (statik) için güvenlik sayısı 1.5'den büyük, uzun dönem (dinamik) için güvenlik sayısı ise 1.1'dem büyük olmalıdır.Bu değerlere uygun olmayan güvenlik sayıları değerleri ile karşılaşıldığında iyileştirme yollarına başvurulmuştur. Garipçe yarması için belirlenen şev oranları 1. palyeden önce 2Y/3D, 1. palye ile 2. palye arası 3Y/2D, 2 palyeden sonra 2Y/1D olarak belirlenmiştir. Km:86+330 kesitinde yapılan stabilite analiz çalışması sonucunda statik ve dinamik durumlarda yarmanın güvenlik sayısının uygun değere sahip olmadığı tespit edilmiştir. Zemin çivisi ve püskürtme beton ile iyileştirme yapılan yarmanın statik durumda 1.74, dinamik durumda 1.37 değerleri elde edilmiş ve güvenli olduğu belirlenmiştir. Km:86+590 kesitinde yapılan stabilite analiz sonucunda statik ve dinamik durumlardaki güvenlik sayıları açısından herhangi bir problemin olmadığı görülmektedir. Ancak yarmada Garipçe formasyonuna ait ayrışmış andezit birimlerine rastlanılan aralıkta destek sisteminin kullanılması şevin duraylılığı açısından yararlı olacaktır.

Gizem Şenol
Istanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Uzaktan algılama verilerinin yersel ölçümlerle entegrasyonu ile toprak tuzluluk haritalaması; Aşağı Seyhan Ovası, Adana, Türkiye

To properly respond to the global changes, which challenge the scientific community to make available the data for a decade or continuous data in order to monitor the changes of atmosphere, ocean, and land, the remote sensing science can be helpful. Only remote sensing from space, can provide the global, repeatable, continuous observations of processes, needed to understand the Earth system as a whole. Remote sensing data can be used in several applications such as, meteorological data collection, change detection and land cover mapping, disaster monitoring and so on. One of the important applications of remote sensing is to detect and monitor the soil salinity level in agricultural areas. Saline soils are present in many areas of the world. Moderate to severe salinity, which is more or less visible in the landscape, reduces the annual yields of most crops. In the lower Seyhan plate of Adana district in Turkey, soil salinity problem can be mentioned as one of the growing problems in the area. In this study the soil salinity detection of Seyhan plate from years, 2009 to 2010 were analyzed using remote sensing methods. Multitemporal data were acquired from LANDSAT 7-ETM+ satellite in four different dates (19-April-2009, 12-October-2009, 21-March-2010, 31-October-2010). The field electrical conductivity (EC) measuremnts, collected by Landscape Planning Department of Cukurova University during the years 2009 to 2010 were used as a ground-truth data together with the Landsat images. In the introduction part of the study, definition of remote sensing and a brief summary of the topic are given. In the second chapter, as an principles of remote sensing, the electromagnetic spectrum and radiation and electromagnetic interaction with Earth's features, spectral reflectance are explained. In the third chapter, general information about soil salinity and the role of remote sensing in soil salinity detection are provided alongside some literatures related to soil salinity detection using remote sensing. In the fourth chapter, different remote sensing satellites, which are suitable for soil salinity mapping, sensors and their characteristics, are given. In the fifth chapter, digital image is defined and main image processing steps and methods are explained. In the application chapter, the study area and the data used including satellite data and field EC measuremnts are defined. In this study, it is aimed to evaluate the soil salinity level in the study area, using the field EC measurements and remote sensing technology; and to produce the soil salinity map of Seyhan plate of Adana district. With regard to the above objectives, the following processing steps were applied. First, the map projection of all Landsat 7 ETM+ images used, were changed to European 50 in order to be compatible with the projection of field collected data. Then the radiometric correction was done in order to extract the top of atmosphere (TOA) value of each band. Different salinity and vegetation indices were applied to analyze the changes of salinity level in different soil conditions. Then in order to predict the soil salinity, the correlation between field EC measurements and remote sensing data were calculated. Correlation of EC value with DN or TOA value of each band and correlation of EC value with different indices were taken in to consideration in two regression models, the simple linear regression (SLR) and multiple linear regression (MLR). In simple linear regression, the correlation of EC value with DN or TOA of each band of satellite in sampled location was calculated, whereas in multiple regression, the correlation of EC value with DN or TOA value of all bands was computed. In the third approach, the combination of satellite bands and different vegetation and salinity indices were used as independent variables. Since the results of simple linear regression did not yield satisfactory results, the highest correlation (78.40%) was achieved using MLR method. In this correlation the all bands of satellite image dated on 21st March, 2010 and EC value was calculated. Finally the satellite data which shows the highest correlation (21st March, 2010) was chosen for producing the soil salinity map. In the final chapter, the results obtained in the application phase and the efficiency of remote sensing in soil salinity detection and mapping are discussed. Besides, some recommendations for the future research and the problems which encountered during analysis are outlined.

Analı Azabdaftarı
Istanbul Technical University · Bilişim Enstitüsü
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Küçük sahil yerleşimlerinde su temininde çoklu karar analizleriyle desalinasyon teknolojisinin entegrasyonu

Günümüzde insanlar tarafından su çevrimine göre suyun kullanımı ihtiyacı doğal koşullar ve jeolojik yapı ile ilişkili olarak önemli oranda farklılıklar göstermektedir. Yüzeysel su kaynakları açısından fakir olan bölgeler ve yerleşim yerlerindeki hızlı nüfus artışı bu problemin temelini oluşturmaktadır. Bu problemde mühendisleri su temininde farklı çözümler bulmaya yönlendirmiştir. 20. yüzyılın sonundan itibaren sürekli gelişim göstermekte olan desalinasyon teknolojisi ise su temininde yaşanan sıkıntıyı giderebilecek önemli bir gelişmedir. Bu proses farklı fiziksel, kimyasal yöntemler kullanarak miktar açısında hiç sorun teşkil etmeyen deniz suyunun tatlılaştırılmasını yani tuzunun giderilmesini sağlamaktadır. Özellikle sahil bölgelerinde bulunan küçük yerleşim yerlerinde yaz dönemlerinde nüfus patlaması sonucu artmakta olan su ihtiyacını karşılamak için deniz suyundan çok kademeli ani damıtma (MSF), çok etkili damıtma (MED), ters osmoz (RO), vb. desalinasyon teknikleri ile yüzeysel su kaynaklarını destekleyerek su temini için bir model oluşturmak amacıyla bu çalışma ortaya konmuştur. Ele alınan senaryodaki hangi seçeneğin uygun olabileceği yapılan çok kriterli analizler ile bulanık analitik hiyerarşi prosesi (FAHP) yöntemi kullanılarak tespit edilmiştir. Bu şekilde karar verecek olan kişiye ya da kurumlara yardım edileceği düşünülmektedir. Bu amaç çerçevesinde bu çalışmanın kapsamında ise öncelikle ikinci bölümde su temini için gerekli olan su alma yapıları ve iletimi konusunda inceleme yapılmıştır. Ardından ise tuzdan arındırma seçeneği üzerinde üçüncü bölümde ayrıntılı bir şekilde bahsedilmiştir. Bu bölümde öncelikle desalinasyon teknolojisinin tarihçesi ve dünya üzerindeki kapasitesi hakkında bilgi verildikten sonra deniz suyu özellikleri hakkında inceleme yapılmıştır. Bundan sonrada termal ve membran teknolojiler hakkında bilgi verilmiş olup enerji tüketimi ve çevresel etkileri üzerinde durulduktan sonra bahsedilen desalinasyon tekniklerinin karşılaştırılması ile bu bölüm sonlandırılmıştır. Desalinasyon hakkında bilgi verildikten sonra ise dördüncü bölümde bu çalışmada uygulanacak olan yöntemin temeli olan bulanık mantık ve analitik hiyerarşi prosesi hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Beşinci bölümde ise bu çalışmada kullanılacak olan FAHP yöntemi hakkında ayrıntılı bir şekilde açıklamalarda bulunulmuş olup uygulamada izlenecek çözüm yaklaşımının verilmesiyle bu bölüm sonlandırılmıştır. Ardından altıncı bölümde ise FAHP yöntemi ile Antalya'nın Kaş ilçesi için bir su yönetim modeli oluşturulmuştur. Bu model neticesinde hangi seçeneğin ilçede uygulanmasına yönelik bir tercih sıralaması elde edilmiş olup sadece desalinasyon ile su temininin uygun olacağı görülmüştür.

Murat Sönmez
Istanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00