18
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkçe konuşmada akıcısızlık: Psikodilbilimsel bir inceleme
Bu çalışmanın amacı anadili Türkçe olan konuşmacılarda gözlemlenen dolu durak, tereddüt, uzatma, yanlış başlangıç, dil sürçmesi, tekrar türü konuşma akıcısızlıklarının yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve konuşma durumu (hazırlıklı/hazırlıksız) değişkenlerine göre farklılıklar gösterip göstermediğini analiz etmektir. Çalışma, İzmir ve Eskişehir illerinde yaşayan toplam 84 katılımcı ile yapılmıştır. Katılımcılar 4-8, 18-23, 33-50 ve 50 üzeri olmak üzere 4 yaş grubuna ayrılmış, grupların cinsiyet dağılımı eşit olarak düzenlenmiştir. 33-50 ve 50 üzeri yaş grubu katılımcılar eğitim düzeylerine göre iki alt gruba ayrılmıştır. Her katılımcının en az 300 sözcükten oluşan konuşma örnekleri yüz yüze görüşmeler vasıtasıyla toplanmış ve çevriyazıya dönüştürülmüştür. Toplam 156 adet kayıttan elde edilen veriler Wilcoxon Signed-Rank Testi, Mann-Whitney U Testi ve Kruskal-Wallis Tek Yönlü Varyans Analizi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, yaş değişkeni bağlamında; 4-8 yaş grubunun dolu durak haricindeki tüm akıcısızlık türlerini diğer yaş gruplarından daha fazla ürettiği, 50 üzeri yaş grubundakilerin ise tereddüt ve uzatma türü akıcısızlık üretiminin 18-23 ve 33-50 yaş grubu katılımcılardan daha fazla olduğu ve akıcısızlık üretim miktarlarının 4-8 yaş grubu çocukların akıcısızlık üretim miktarlarına yakın olduğu görülmüştür. Cinsiyet değişkeni bağlamında; 4-8 ve 50 üzeri yaş grubu katılımcıların akıcısızlık üretiminin cinsiyet değişkeninden etkilenmediği, 18-23 ve 33-50 yaş grubu katılımcılarda dolu duraklar ve tekrarlar haricindeki diğer akıcısızlık türlerinin erkeklerde daha fazla görüldüğü gözlemlenmiştir. Eğitim düzeyi arttıkça dolu durak türü akıcısızlıkların arttığı görülmüştür. Diğer akıcısızlık türleri için ise farklı değişkenlerin birbirleriyle etkileşerek akıcısızlık üretimi üzerinde tek tip bir etki yaratmadığı gözlemlenmiştir. Konuşma durumu değişkeni bağlamında; uzatma, dil sürçmesi, tekrar türü akıcısızlıkların hazırlıklı konuşmada hazırlıksız konuşmaya kıyasla daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Psikodilbilim, Konuşma Üretimi, Konuşma Akıcısızlıkları
Türkçede koşullu yapılar
Dilbilim, psikoloji, felsefe gibi pek çok disiplinin ilgi alanı içinde olan koşullu yapılarda öncül tümce ve sonuç tümcesinin konumlarının bu yapıların söylem işlev(ler)ini belirlediği varsayımına dayanan bu çalışmada, Türkçe koşullu yapıların söylem özellikleri ve işlevleri açısından betimlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda temel varsayımımızı sınamak için `Türkçe koşullu yapılarda öncül tümce/eğer-yantümcesi ve sonuç/anatümcenin konumları nedir?', `Öncül tümce/eğer-yantümcesi ve sonuç/anatümcenin konumlarına göre koşullu yapının işlev(leri) ne(ler)dir?' ve `Öncül ve sonuç tümcelerinin konumlarına göre, koşullu yapının söylem işlevi/işlevleri nelerdir? Bu işlev(ler) söylem bağdaşıklığını nasıl etkilemektedir?' sorularına yanıt aranmıştır. Bu araştırma sorularını yanıtlayabilmek için, planlanmış 8 farklı polisiye romandan oluşan bütünce incelenmiş, İşlevci Yaklaşım çerçevesinde Declerck ve Reed'in (2001) `Koşullu Yapı Yaklaşımı' ve Prince'i (1992) temel alan Chang-Bong'un (2001) çalışmaları doğrultusunda çözümlenmiştir. Çözümlemelerden elde eldilen verilere göre araştırma sorularımızın yanıtları sırasıyla şöyledir:1.Türkçe koşullu yapılarda `öncül tümce + sonuç tümcesi dizilişi' belirtisiz diziliştir.2.Belirtisiz dizilişe göre Türkçe koşullu yapılar en sık tümüyle durum-belirleme işlevini üstlenmekte, bunu da `S-durumunun hangi koşullar altında gerçekleştiğini belirleyen koşullu yapılar' aracılığıyla sağlamaktadır. Buna göre ortaya çıkan sonuç, koşulsal bilginin dinleyicinin/okuyucunun zihninde belirtisiz diziliş sergileyen Türkçe koşullu yapıların üstlendikleri `durum-belirleme işlevi'yle işlemlenebildiğini göstermektedir. Belirtili dizilişe göre ise en sık `kaçınma-Ö koşullu yapıları'nın kodlanmasıyla, Türkçe koşullu yapılar yorumlama işlevi üstlenmekte; konuşucu, sonuç tümcesinin içeriğini öncül tümcenin üstlendiği işlevler aracılığıyla değerlendirmeye sunmaktadır.3.Türkçe koşullu yapılar dizilişlerine pek çok farklı söylem işlevleri üstlenmekte (belirtisiz dizilişte en sık karşıt görüş bildirme ve varsayımsal olasılık önceki savunuyu yineleme, belirtili dizilişte en sık önceki savunuyu yorumlama, yapılması zorunlu görünen bir öneride bulunma, sıra alma stratejisi uygulama) ve üstlendikleri bu söylem işlevlerini `çıkarımsal bilgi, verilmiş bilgi + yeni bilgi' belirtisiz bilgi yapısı dizilişini kodlayarak gerçekleştirmekte ve bu sayede söylem bağdaşıklığının güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla, çalışmamızın başında ortaya koyduğumuz varsayımlar bütünce çözümlemesi sonucunda elde edilen bulgularla doğrulanmıştır.
Türkçede tanıtlama belirticilerinin işlevleri
İletişim sırasında kişiler arasındaki bilgi aktarımının sağlamasında konuşucunun/yazarın bilginin kaynağına ve güvenilirlik derecesine ilişkin kişisel duygu, inanç ve tutumunu tanıtlama belirticileri denilen dilsel düzeneklerle gösterdiği gerçeğinden yola çıkan çalışmamız `Sosyal Bilimler alanlarına (tarih, coğrafya, sanat tarihi, sosyoloji, psikoloji, felsefe, dilbilim) ait metinlerde bilim ideolojisine, dolayısıyla metin oluşturma geleneğine bağlı olarak tanıtlama belirticilerinin öznelliğin nesnelleştirilmesi işlevini yüklendiği' varsayımını sınamak amacıyla Türkçede tanıtlama belirticilerinin sosyal bilimler alanına ilişkin bilimsel metinlerde nasıl kodlandıkları ve ne tür söylem işlevleri yüklendikleri sorularına yanıt aramıştır. Bu araştırma sorularını yanıtlayabilmek için hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmış makalelerden tabakalandırılmış rastlantısal örnekleme yoluyla bir bütünce oluşturulmuş ve Dizgeci-İşlevsel Dilbilgisi modeli çerçevesinde incelenmiştir.Çalışmamızdan elde edilen bulgular Türkçede sosyal bilimler alanına ilişkin bilimsel metinlerde yazarların bilgiye olan tutumlarını sistematik olarak hangi dilsel düzenekler aracılığıyla kodladıklarını ve bu dilsel düzenekleri öznellik, nesnellik, paylaşılan-öznellik boyutunda ne sıklıkta kullandıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular aynı zamanda sosyal bilimler alanına ilişkin bilimsel metinlerde dil kullanımının altında yatan ideolojik nedenlerin eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmesine de ışık tutmaktadır. Buna göre, çalışmamız sosyal bilimler alanındaki bilimsel metinlerde tanıtlama belirticilerinin öznelliği örtükleştirme ve nesnelliği sağlama işlevinde rol oynadığını ileri sürmektedir. Tanıtlama belirticilerine ilişkin seçimlerin altında bilimsel alanda, baskın bilimsel paradigmanın normlarına uyarak saygınlık elde etme kaygısı yatmaktadır.
Türkçe'de ikna söylemi: Sözbilimsel soruların söylem-edimbilimsel işlevleri
Gazete köşe yazıları bağlamında yazarın okuyucuyu ikna etmek için gerçekleştirmeye çalıştığı hamleler, bazı dilsel kodlar, araçlar ya da stratejiler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın konusunu, yazarın okuyucunun düşünce, tutum ve fikrini değiştirmeyi ve kendi düşündüğü yönde okuyucuyu ikna etmeyi amaçladığı Türkçede ikna söyleminde kullanılan dilsel araçlardan biri olan sözbilimsel sorular oluşturmaktadır. Bu çalışmada, yazarın okuyucuyla kişilerarası ilişkiyi gerçekleştirmeye çalışırken sözbilimsel soruların söylem-edimbilimsel işlevlerinin neler olduğunu belirlemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, sözbilimsel sorular etkili ikna stratejileri olarak ele alınmış ve sözbilimsel soruların söylem-edimbilimsel işlevlerinin neler olduğu sorusuna yanıt aranmıştır. Çalışmanın veri tabanını 5 farklı gazetenin 3 yazarının 4 aylık köşe yazılarından elde edilmiş sözbilimsel sorular oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalar doğrultusunda bu çalışmanın sonucunda veri tabanını oluşturan gazetelerdeki sözbilimsel soruların yazarlar tarafından 7 farklı türde kullanıldıkları saptanmıştır: 1) nedenselliğin metin içinde verildiği sav işlevli sözbilimsel sorular, 2)?nedenselliğin metin içinde verildiği görüş işlevli sözbilimsel sorular?, 3)zıt kutup belirten sözbilimsel sorular, 4)?neden? soru sözcüğü ile belirtilen sözbilimsel sorular, 5)yardımcı sözbilimsel sorular, 6)soruların yanıtlarıyla birlikte verildiği sözbilimsel sorular, 7)tetikleyici sözbilimsel sorular. 7 farklı türdeki sözbilimsel sorular, söylem-edimbilimsel işlevleri açısından değerlendirildiğinde ise 4 farklı işlev ortaya çıkmıştır: 1)düşüngüdüleme işlevi, 2)yönlendirme işlevi, 3)paylaşılan-öznellik işlevi, 4)tetikleme işlevi.
Afazili Türk hastalarda adlandırma sorunu
Dil ve beyin ilişkisini inceleyen nörodilbilimin en önemli çalışma alanlarından birisi afazidir. Afazi, beyin tümörü veya inme sonucu beynin sol yarım küresindeki dil bölgelerinde meydana gelen lezyonlar nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Afazili hastaların en sık karşılaştığı sorun, bir nesneyi uygun kavram ile ilişkilendirme anlamında kullanılan adlandırmadır. Adlandırma becerisi konuşma üretiminin en temel yapısını oluşturduğu için hastaların konuşma, anlama ve üretme becerilerinde çok büyük rolü vardır.Bu çalışmanın amacı; afazili hastaların nesne ve işlem adlandırma becerilerinin karşılaştırmasını yapmak, tutuk ve akıcı afazili hastaların nesne ve işlem adlandırma becerilerini karşılaştırarak afazi türü ile adlandırma eksikliği arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bunun yanı sıra, sözcük sıklığı faktörünün nesne adlandırmadaki rolünü belirlemek ve eylemlerin geçişlilik özelliğinin işlem adlandırmadaki etkisini saptamak da çalışmanın amaçları arasındadır. Çalışmanın veri tabanı Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı İnme Polikliniğine ve Ege Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalına başvuran ve adlandırma sorunu yaşayan 10 akıcı ve 14 tutuk afazili hastadan oluşmaktadır. Araştırmada öncelikle hastalara Ege Afazi Testi ile genel dil değerlendirmesi yapılmış, daha sonra deneklerin adlandırma yetisini ölçmek için hazırladığımız Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Bu ölçek hastaların nesne ve işlem adlandırma becerilerini ölçmeyi hedefleyen, nesnelerin sıklık açısından, eylemlerin ise geçişlilik özelliği açısından incelendiği resim adlandırma testidir. Test sonucu elde edilen veriler istatistiksel analizlerle değerlendirilerek yorumlanmıştır. Araştırmanın sonucunda; afazili hastaların nesne adlandırma becerilerinin işlem adlandırma becerilerine oranla daha iyi korunduğu görülmüş; akıcı afazili hastaların nesne ve işlem adlandırma becerileri arasında anlamlı bir farka rastlanmazken, tutuk afazili hastaların nesne adlandırma becerilerinin işlem adlandırma becerilerine oranla daha iyi korunduğu saptanmıştır. Ayrıca, sözcük sıklığının nesne adlandırmada olumlu etkisi gözlemlenirken, hastaların geçişli ve geçişsiz eylemleri adlandırma oranları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Türk annelerin çocuklarına kitap okurken kullandıkları dilsel kodlar ve etkileşim biçemi
Kesitsel olarak planlanan bu çalışmada birlikte kitap okuma bağlamında Türkçede anne dili girdisi incelenmiştir. Çalışmanın veri tabanının oluşturulma sürecinde, 20'si yüksek, 20'si de düşük eğitim ve gelir düzeylerinden gelen 40 ailenin evlerine gidilmiş ve anne ile çocukların birlikte kitap okuma bağlamında kayıtları yapılmıştır. Ailenin eğitim ve gelir düzeyi, çocuğun her türden gelişiminde, özellikle de dilsel gelişiminde önemli rol oynadığından, ailenin eğitim ve gelir düzeyi ile anne dili arasındaki ilişkiyi betimlemeyi amaçlayan bu çalışmanın temelini de, anneler ve okulöncesi çocuklarının etkileşimleri oluşturmaktadır. Bu çalışmada Bernstein'ın Kod Kuramı ve Bloom'un Bilişsel Alan Taksonomi çerçevesinde Türk anne dilinin dilbilgisel ve etkileşimsel özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu amaçla önce, Kod Kuramı çerçevesinde farklı toplumsal yapılanmaların, farklı dilsel kodlar ürettiği önvarsayılmış ve annelerin kullandıkları dilsel kodların, annelerin eğitim ve gelir düzeylerine ve çocuklarının yaşlarına bağlı olarak ne ölçüde farklılaştığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Daha sonra da evdeki okuryazarlığın çocuğun gelişmekte olan okuryazarlığını ve çocuğun gelişmekte olan okuryazarlığının da okuldaki başarısını doğrudan etkilediği önvarsayılmış ve farklı eğitim ve gelir düzeylerinden gelen annelerin bir konuşma olayı olarak birlikte kitap okuma bağlamında 3 ve 5 yaşlarındaki çocuklarına nasıl rehberlik ettikleri; diğer bir deyişle, annelerin sözel etkileşim biçemlerinin, eğitim ve gelir düzeylerine ve çocuklarının yaşlarına bağlı olarak ne ölçüde farklılaştığı ortaya konmaya çalışılmıştır.Çalışmanın bulguları, Türk annelerin birlikte kitap okuma bağlamında kullandıkları dilsel kodların ve etkileşim biçemlerinin annelerin eğitim ve gelir düzeylerine ve çocuklarının yaşlarına göre önemli ölçüde farklılaştığını ortaya koymuştur.
Türkiye'de dilbilim alanında öğrenciler tarafından yazılmış araştırma yazılarının giriş bölümlerinde türe özgü yapılanmalar
Tür çözümlemesi, akademik ve profesyonel amaçlı metinlerin çözülmesinde bu metinlerin biçimsel ve işlevsel özelliklerinin açıklanması için belli yöntemsel çerçeveler sunan ve bu çerçevede yapılan araştırmalardan elde bulguları akademik dil öğretimini de kapsayan Uygulamalı Dilbilim alanına aktarmayı amaçlayan bir çalışma çerçevesidir. Bu çalışma çerçevesi içinde temel amaç ?belli amaçlar ve iletişim durumlarının yorumlanmasında bireylerin dil kullanım yollarını anlamak ve bu bilgiyi okuryazarlık eğitiminde kullanmaktır?. Tür çözümlemesi çalışmaları kapsamında akademik türlere yönelik çalışmalardan elde edilen bulguların eğitime aktarılması amacı doğrultusunda son yıllarda dil öğretiminde tür-tabanlı yaklaşım, üzerinde çokça çalışılan bir alan haline gelmiştir. Tür Eğitiminin amacı, okuryazarlık bağlamında öğrencilerin dil bilgilerini hem dili bağlam yönelimli anlam üretmeye yönelik olarak kullanmalarını hem de bu dil bilgisini hedef türlerin örneklerini üretmeye yönelik olarak kullanmalarını sağlamaktır. Swales'in (1990) önerdiği Bir Araştırma Alanı Yarat Modeli de tür-tabanlı akademik yazma eğitimi için sağlam bir temel oluşturmaktadır. Bu yaklaşımla öğrenci hem açık bilgilendirme hem de çözümlediği metinler aracılığıyla yazma becerilerini geliştirmektedir. Bu çalışmanın da temel iddiası tür-tabanlı akademik yazma eğitiminin öğrencilerin akademik okuryazarlık becerilerini geliştireceğidir. Çalışmamızda şu hipotezler test edilmiştir. 1)Tür-tabanlı yazma eğitimi üniversite öğrencilerinin akademik okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. 2)Swales (1990)'da önerilen Bir Araştırma Alanı Yarat modeli tür-tabanlı akademik yazma eğitiminde öğrencilerde türe yönelik farkındalığın gelişmesinde etkilidir. 3) Eğer 1. ve 2. hipotez doğruysa öğrenci metinlerindeki türe özgü yapılanmalar uzman metinleriyle benzerlik sergileyecektir.Hipotezler, öğrencilerin yazdığı araştırma yazısı giriş bölümlerinin çözümlenerek, uzmanların yazdığı metinlerle karşılaştırılmasıyla test edilmiştir. Çalışmanın bulguları, Tür-tabanlı eğitimin öğrencilerin akademik becerilerini büyük ölçüde geliştirdiğini göstermektedir.
Türkçede yüklemleme
Aristo'dan bu yana felsefe, mantık ve dilbilim alanlarında tartışılan yüklemlemenin, `kurucularının anlamlarını, yüklemin anlam özellikleri arasından seçilen anlamlarla birleştirerek yeni anlamlar üreten bir süreç' olduğu tanımından yola çıkan çalışmamız, `Türkçede eylemlerle yapılan yüklemlemenin edimbilimsel, anlambilimsel ve biçim-sözdizimsel etmenlerin etkisinde değişik yapılanmalar sergileyen süreç olarak gerçekleştiği' temel varsayımımızı sınamak için `Türkçede yüklemleme nasıl biçimlenmektedir?' ve `Türkçede yüklemlemenin biçimlenmesinde edimbilim ve anlambilimle biçim-sözdizim arasındaki etkileşim nasıl kodlanmaktadır?' sorularına yanıt aramıştır. Bu araştırma sorularını yanıtlayabilmek için artzamanlı ve eşzamanlı bütünceler oluşturulmuş ve kuramsal çerçeve olarak seçtiğimiz İşlevsel Söylem Dilbilgisi çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmamızda, Türkçede yüklemlemenin nasıl biçimlendiği ele alındıktan sonra, bu biçimlenmenin etkisinde olduğunu varsaydığımız edimbilimsel, anlambilimsel ve biçim-sözdizimsel etmenlerin nasıl bir etkileşim sergilediği araştırılmıştır.İşlevsel Söylem Dilbilgisi kullanılarak yapılan çözümlemeler sonucunda birinci soru, Olay Durum'larına ilişkin bilginin saklanmasını ve düzenlenmesini sağlayan `Yüklemleme Çerçeveleri' bağlamında yanıtlanmıştır. Çözümlemeler, Türkçede geçişli yüklemleme çerçevelerinin sergiledikleri yapılanmaları ortaya koymuş ve bunların hangi etmenlerden etkilendiklerini belirlemiştir. İkinci sorunun yanıtlanabilmesi için yüklemleme çerçevelerinin üye konumlarında yer alan dilsel birimlerin nasıl kodlandıkları incelenmiştir. Çözümlemeler sonucunda elde edilen bulgular, konuşucuların, mevcut söylem bağlamındaki edimbilimsel bilgideki en önemli / belirgin / yeni bilgiyi boş-artgönderimle kodlamak yerine, sıklıkla tam AÖ'leri ve Adıllarla kodladıklarını yani yüklemlemeyi oluştururken bağlamsal bilgiye eriştiklerini ortaya koymaktadır.İki araştırma sorusunun yanıtları birleştirildiğinde çalışmamız, konuşucuların ilk olarak, biliş-çıkışlı bilgiyi kullanarak belli bir yüklemleme çerçevesini seçtiklerini, daha sonra bu yüklemlemeyi ve katılımcıları kodlamak için gereken dilsel ve sözlüksel birimleri, yani veri-çıkışlı bilgiyi kodladıklarını ileri sürmektedir. Bu süreçte Olay Durumuna uygun yüklemleme çerçevesinin seçilmesinde durumsal bilgi, yüklemlemenin ve katılımcıların kodlanmasındaysa bağlamsal bilgi etkindir.
Türkçede boş artgönderimin söylem-edimbilimsel işlevleri
Bu çalışmada Türkçe yazılı söylemde boş artgönderimin söylem-edimbilimsel işlevleri incelenmiştir. Çalışmanın bütüncesini 2004-2006 yıllarında yayınlanan 6 biyografi kitabı oluşturmaktadır. Araştırma için söylem-edimbilimsel bir yaklaşım benimsenmiştir. Boş artgönderimin söylem-edimbilimsel işlevini açıklamak üzere bu çalışmada boş artgönderimin önceki söylemde söz edilen göndergeleri kodlayarak önvarsayım tetikleyicisi işlevini yerine getirdiği varsayımı temel alınmıştır. Önvarsayım tetikleyicisi, söylemde eski/verili bilgiyi, bir başka deyişle, önvarsayılan bilgiyi kodlayan dilsel araçlardır. Boş artgönderimlerin söylemde önvarsayım tetikleyicileri olarak kullanılıp kullanılmadıklarını belirleyebilmek amacıyla, çalışmada aşağıdaki soruların yanıtları aranmıştır:1.Türkçe yazılı söylem yapısı içinde 3. kişi göndergeleri için kullanılan artgönderim türleri nasıl bir dağılım göstermektedir?2.Artgönderim türleri sözdizimsel konumlara göre nasıl bir dağılım göstermektedir?3.Söylem aşamalı bir şekilde düzenlenirken bu süreç içinde boş artgönderimin söylem-edimbilimsel işlevi nedir?Bu araştırmanın kuramsal çerçevesini, söylemin retorik ilişkiler yolu ile birbirlerine bağlanan söylem bölütlerinden oluştuğu ve aşamalı bir şekilde yapılandırıldığı görüşünü temel alan Bölütlenmiş Söylem Temsilleştirme Kuramı (BSTK) (Asher 1993; Asher ve Lascarides 2003) oluşturmaktadır. BSTK çerçevesinde boş artgönderimlerin önvarsayım tetikleyicileri olarak kullanılıp kullanılmadıklarını belirleyebilmek amacıyla, bütüncedeki metinler söylem bölütlerine ayrılarak söylem bölütleri arasındaki retorik ilişkiler belirlenmiştir. Bu ilişkilerin söylemde boş artgönderim kullanımını etkilediği ve boş artgönderimlerin bu ilişkiler yoluyla söylemin güncellenmesinde önvarsayımları tetikleyerek söylem bağdaşıklığının güçlendirilmesine katkıda bulunduğu gözlenmiştir. Dolayısıyla, çalışmamızın başında ortaya koyduğumuz varsayımlar bütünce çözümlemesi sonucu elde edilen bulgular tarafından doğrulanmıştır.
Türkçe tarih söyleminde adlaştırmanın işlevleri
Bilinebilir geçmişi `yaşama döndürmek'ten öte, insanların yaptıklarıyla, yazıya dökülenler arasındaki mesafeyi arttırmayı amaçlayan tarih söylemi, bu süreçte insan katılımcıları siler; eylemleri nesnelere, zamandaki sıralılığı da bir sahneye dönüştürür. Bu uzaklaşmayı sağlayan temel dilsel kaynak, Adlaştırmadır.Dizgeci-İşlevsel Dilbilgisi Modeli çerçevesinde bu çalışmanın amacı, Türkiyede İlköğretim ve Ortaöğretim düzeyinde okutulan tarih metinlerindeki adlaştırma olgusunun tarih metinlerinin sınıf düzeylerini belirlemede bir ölçüt olarak işleyip işlemediğini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmamız iki temel araştırma sorusu belirlemiştir: `Adlaştırma temel alınarak Türkiyede İlköğretim ve Ortaöğretim düzeyinde okutulan tarih metinlerinde yeğlenen sözbilimsel kip saptanabilir mi?' ve `Bu sözbilimsel kip/lerin dilsel yapılanması ve dağılımı incelenerek Türkiyede İlköğretim ve Ortaöğretim düzeyinde okutulan tarih metinlerinin sınıf düzeyi beklentileri saptanabilir mi?'Türkiyede İlköğretim ve Ortaöğretim düzeyinde okutulan ders kitaplarındaki tarih metinlerinden oluşan örneklem üzerinde yapılan çözümlemeler sonucunda, Türkçe tarih metinlerinde yeğlenen sözbilimsel kipin adlaştırma temel alınarak saptanabildiği bulgusuna ulaşılmıştır. İkinci araştırma sorusuna ilişkin çözümlemelerse, Türkiyede İlköğretim ve Ortaöğretim düzeyinde okutulan tarih metinlerinin sınıf düzeyi beklentilerinin yeğlenen sözbilimsel kipler bağlamında saptanabileceğini ortaya koymuştur. Bu bulgular ışığında, Türkiyede İlköğretimde düzeyindeki tarih metinlerinin insan ve nesneleri tanımlayan ve sınıflandıran olayları zamanda sıralılık ilkesi çerçevesinde düzenleyerek öğrencilere tarih alanına özgü içerik bilgisi edindirmeye; Ortaöğretim düzeyindeki tarih metinlerininse Savlama kipinin soyut dilsel biçimleri aracılığıyla öğrencilere ?geçmişe ilişkin karşıt görüşlerin akılcı bir sorgulama çerçevesinde değerlendirilmesi? için gerekli eleştirel düşünce yetilerini (tarih okuryazarlığı) kazandırmaya yönelik düzenlendiğini söyleyebiliriz.Anahtar Sözcükler: Tarih Söylemi, Sözbilimsel Kipler, Dizgeci İşlevsel Dilbilgisi Modeli, Sınıf Düzeyi Beklentileri, Adlaştırma
Türkçe 'yalan' sözcüğünün anlambilimsel ve edimbilimsel analizi: Türkçe ana dil konuşurlarına yönelik bir uygulama
Bu çalışma, Türkçede "yalan" kavramını edimbilimsel ve anlambilimsel açılardan incelemektedir ve Coleman ve Kay'in (1981) İngilizcedeki lie 'yalan' analizinden yola çıkarak, kavramın Türkçedeki öntürlerini ve Türkçe ana dil konuşurlarının kavramı nasıl algıladıklarını göstermektedir. Coleman ve Kay'in çalışmasında uygulanan anket yalan unsurlarının farklı kombinasyolarından oluşmaktadır. Bu çalışma, daha önce Arapça, İspanyolca ve Endonezce için de kullanılan anketi Türkçeye uyarlayan bir araştırmayı ve araştırmanın istatistiksel sonuçlarını içermektedir. Çalışma, aşağıda belirtilen araştırma sorularını yanıtlamaya çalışmaktadır: (i) Türkçe "yalan" sözcüğü Coleman ve Kay'in tanıttığı yalanın öntür unsurlarını barındırıyor mu? (ii) Barındırıyorsa, Türkçede bu unsurların önem sıralaması ne şekildedir? (iii) Türkçe ana dil konuşurları yalan içeren durumları diğer dillerin konuşurlarıyla benzer şekilde değerlendirmekte midir? Çalışmanın bulguları Coleman ve Kay'in bahsettiği unsurları desteklemekle birlikte, Türkçede "yalan" kavramının iki temel unsurunun (1) konuşucunun kandırma niyeti taşıması ve (2) konuşucunun ifadesinin doğru olmadığına inanması olduğunu ve (3) bazı dillerin aksine, Türkçede "yalan" ve "yanlış" kavramlarının birbirinden ayırt edildiğini ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Türkçe ana dil konuşurlarının verilen kurguları farklı yorumlayabildikleri ve Hardin'in (2010) sosyal yalanlar için gerekli gördüğü edimbilimsel ve kültürel faktörlerin bu konuda da aydınlatıcı olduğu gözlemlenmiştir.
Akademik sözlük bilimi açısından İngilizce-Türkçe iki dilli sözlükler üzerine bir inceleme
İnsanlığın beraberinde getirdiği iletişim isteği dillere, küreselleşen dünya ise diller arasındaki ilişki ve bağlantılara ihtiyacı doğurmuştur. Bu süreçteki en önemli ögelerden olan sözlükler de bireylerin başvuru kaynağı olmuş, yüzyıllar boyunca sözlük bilimi dillere ve insanlığa hizmet etmiştir. İki ayrı dil arasında bağlantı kurmayı sağlayan iki dilli sözlükler ise sözlük ailesindeki diğer türlerle beraber gelişim göstermiştir. Sözlük bilimi gibi bir bilim ve sanat olan akademik sözlük bilimi de bu eserlerin incelemesini ve eleştirisini yapar ve sürekli araştırma amacı güder. Araştırma boyunca, sözlük biliminin gelişmesinde önemli bir rol oynayan bu alanın kapsamına giren iki dilli sözlüklerden İngilizce-Türkçe olan ve alanında uzman olarak anılan yayınevlerine ait beş örnek incelenmiştir. Bu sözlüklerin görünümü akademik sözlük bilimi açısından incelenerek bütüncül (makro) ve parçacıl (mikro) yapıları hakkında değerlendirme, eleştiri ve önerilerde bulunulmuştur. Veri toplama ve analizi sürecinde sistematik rastgele örnekleme yöntemi kullanılmış, bu sayede veri setinin mümkün olduğunca ön yargıdan uzak olarak hazırlanması sağlanmıştır. Sonuç olarak, sözlükleri üretenler tanınmış ve tecrübeli kurumlar olsalar dahi özgün olma arzusu, anlaşılmaz ve kullanışsız eserlerin ortaya çıkarılmasına neden olabilmektedir. Bir sözlüğün odak noktasının her zaman kullanıcı olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak güncellik ve detaylara dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, gözlenen sorunların ve eksikliklerin giderilmesi için çözüm ve öneriler sunulmuştur; bunlar Türk sözlük bilimi ve iki dilli sözlük hazırlama süreci başta olmak üzere sözlük bilimi alanındaki tüm çalışmalara yardımcı olacaktır.
Türkçe günlük gazetelerde kadına karşı şiddet haberlerinin değerleme kuramı alt dizgelerinden yargı çerçevesinde incelenmesi
Bu çalışmada Türkçe günlük gazetelerde yer alan kadına karşı şiddet haberleri Değerleme Kuramı çerçevesinde incelenmektedir. Dizgeci İşlevsel Dilbilgisi Kuramı çerçevesinde dilin kişilerarası üst-işlevinden geliştirilen Değerleme Kuramı, konuşucu ya da yazarların metinlerinde çeşitli olgular ilişkin olumlu ya da olumsuz duruşlarını ve değerlendirmelerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Kuram, katılım, tutum ve derecelendirme olarak üç alt dizgeden oluşmaktadır. Tutum, yazar veya konuşucunun metin içindeki tutumunu ifade etmek için kullanılır. Günlük gazetelerde yayınlanan kadına karşı şiddet haberlerinde Tutum dizgesinin ulamı olan Yargı, alt ulamları toplumsal saygınlık ve toplumsal onay çerçevesinde araştırılmıştır. Toplumsal cinsiyet, toplum tarafından kadın ve erkeğe atanmış rolleri kapsamaktadır. Medyanın söz konusu rollerin sürdürülmesine ve yeniden üretilmesine aracılık ettiği ve kadınların medyada genellikle şiddet haberleriyle yer aldığı öne sürülmektedir. Bu çalışmanın amacı, metinlerinin çözümlenmesiyle toplumsal ilişkileri, aktarılmak istenen açık ya da örtük değerlendirmeleri ortaya koymaktır. Araştırmamızın veri tabanı yüksek baskı sayılı altı farklı günlük gazeteden oluşmaktadır. Bir aylık süre boyunca toplanan gazetelerdeki kadına karşı şiddet haberleri Yargı ve alt ulamları çerçevesinde incelenmiş veriler istatiksel olarak analiz edilip yorumlanmıştır. Araştırmamızın bulgularına göre kadına karşı şiddet haberleri Toplumsal saygınlık ulamında olumsuz normallik, olumsuz yeterlilik ve olumsuz kararlılık; Toplumsal onay çerçevesinde ise olumsuz doğruluk ve olumsuz uygunluk olarak değerlendirilmiştir. Yargı ulamları genel olarak değerlendirildiğinde, kadına karşı şiddet haberlerinin daha yoğun olarak olumsuz yargılarla değerlendirildiği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Değerleme Kuramı, Yargı, Toplumsal Onay, Toplumsal Saygınlık, Gazete Haber Metinleri
Türk İşaret Dili'nde gösterme işaretleri
This thesis examines the grammatical diversity of pointing signs in Turkish Sign Language (Türk İşaret Dili - TİD), identified through syntactic, morpho-phonological and prosodic evidence. As phonological cues can be subtle and challenging to detect with impressionistic methods, we also use Pose Estimation, a computer vision technique, to transform these cues into numeric ranges upon which hypotheses can be built. The distributional properties of pointing signs are meticulously analyzed using ELAN, allowing us to clearly differentiate primary categories, namely Locatives, Pronouns, Demonstratives, and Clitics. My categorization shows that spatial information, particularly horizontal (x) and vertical (y) axes, play a key morpho-phonological role in distinguishing between classes. The grammatical functions of pointing signs are explained through spatial features and syntactic properties. I argue that the phonologically strong Locative class utilizes the signing space to its fullest extent, while phonologically weaker and more functional classes, like Demonstratives, rely less on spatial parameters. Our approach integrates distributional evidence, advanced computer vision techniques and implications on grammaticalization to offer a detailed perspective on the roles of pointing in TİD.
Türkçe geniş zaman ekinin öğrenimi: Çocuk edinimi ile morfolojik öğrenme modelinin karşılaştırılması
In this study, I apply a supervised morphological rule learner model, adapted from Albright and Hayes (2002), to test and improve the model's performance on the Turkish aorist by focusing on solving the problems posed by vowel harmony and irregular morphological patterns. The model generates rules based on word pairs differing in a single morphological feature. The research aims to evaluate the model's effectiveness by comparing its predictions with child language acquisition data from Nakipoğlu and Ketrez (2006). The study results show that the model captures the general patterns of vowel harmony and performs well on multisyllabic forms but struggles with monosyllabic verbs, especially those ending in sonorants. Additionally, I explore how syllable information affects the learnability of the aorist marker in Turkish and experiment with additional parameters. Overall, the study shows the limitations of rule-based approaches in modeling Turkish morphology and how syllable information helps in the learnability of the aorist marker. This study points out several avenues for future improvement, such as implementing corrective feedback, that could potentially change the results. The study hopefully has contributed to our understanding of the parallels between computational models and human language acquisition.
Türk İşaret Dili'nde (TİD) olay yapısı
This study investigates how telicity is realized in Turkish Sign Language (TİD), with a focus on the encoding of event structure through nonmanual markers, manual forms, and kinematic patterns. Data from 30 signers (15 Deaf of Deaf and 15 Deaf of Hearing) demonstrate that telicity marking in TİD involves an intricate interplay of continuous and discontinuous nonmanuals, manual forms, and movement dynamics. Continuous nonmanuals predominantly align with atelic events, while discontinuous nonmanuals are exclusive to telic ones. Iconic forms are primarily associated with atelic events. Phonological motion profiles provide another key cue, with atelic events exhibiting harmonic motion and telic events displaying non-harmonic motion. This distinction is observed through Pose Estimation, a cost-effective alternative to Motion Capture, which highlights distinct kinematic patterns. Age of acquisition (AoA) analysis further reveals that telicity encoding through nonmanuals is a resilient feature in TİD, with DoD signers displaying greater use of nonmanuals across both telic and atelic events. Collectively, these findings support the Event Visibility Hypothesis (EVH; Wilbur, 2003, 2008), illustrating that the underlying event structure is visible through both phonological and kinematic representations in TİD.
Türkçe özne ve nesne ortaçlarının işlenmesinde bağlamın etkisi
Sentence processing is one of the major topics that is studied in psycholinguistics. Relative clauses due to their complex structures have offered a rich test bed to researchers studying in the psycholinguistics (Traxler, Morris and Seely, 2002; Chien-Jer and Bever, 2006). The findings obtained from psycholinguistic studies indicate that the processing of SRCs is much easier than the processing of the object relative clauses in some languages (i.e., Chinese: Lin and Bever, 2006; Dutch: Frazier, 1987; German: Holmes and O'Regan, 1981; Hebrew: Arnon, 2005). In other words, there is an asymmetry between the relative clause types in terms of processing. However, it is thought that when relative clauses are given in context, the relevant asymmetry may be eliminated (Yang, Mo ve Louwerse, 2012). This idea is based on Carl and Steedman's Referential Support Theory (1985). This study is an attempt to illustrate whether discourse has an effect on the processing of Turkish relative clauses, and whether the processing asymmetry between Turkish subject and object relative clauses disappears when the context is added. In order to test the effects of the context, the study employed an eye-tracking method. Participants were chosen with convenience sampling. During the eye-tracking experiment, sixty-four (64) sentences were presented to the fifty-three (53) native Turkish speakers who are undergraduate. Of these sentences sixteen (16) were isolated sentences while the remaining sixteen (16) were given in context. Meanwhile, thirty-two (32) filler sentences including 16 isolated sentences and 16 sentences in context were added to the materials. During the experiment the participants read all the sentences, and where and how long they fixate were recorded. In addition, following each item, a comprehension question was asked to the participants. The resulting accuracy of the questions was thought to display the discourse effect on the processing of Turkish subject and object relative clauses. The data obtained were analysed by using Friedman Test. The findings of the study indicate that discourse had an effect on the processing of Turkish subject and object relative clauses in a negative way. To clarify, the results of the total fixation time, the regressive eye movements and the comprehension questions showed that the asymmetry between the isolated relative clauses had been eradicated because SRCs became more difficult to process within context. Thus, based on these findings, it can be stated that on the processing of Turkish relative clauses the presence of discourse does not have an effective role.
The investigation of pragmatic awareness levels of Turkish EFL teachers with a focus on request and apology situations
This study investigated the pragmatic awareness levels of Turkish EFL (English as a Foreign Language) teachers, focusing specifically on their understanding and application of pragmatic norms in request and apology situations. Pragmatic competence, a crucial aspect of communicative competence, enables language users to navigate social interactions effectively. However, research indicates that non-native English teachers may face challenges in this domain, which could impact their teaching practices. The research employed a qualitative design to explore this issue comprehensively. The primary data collection tools included a Discourse Completion Test (DCT) and open-ended interviews. The DCT was designed to assess teachers' ability to produce contextually appropriate requests and apologies across various scenarios differing in power dynamics, social distance, and imposition levels. Responses were analysed qualitatively to identify patterns in politeness strategies and pragmatic appropriateness. Complementing the DCT, semi-structured interviews were conducted to explore participants' perceptions of pragmatic norms, their awareness of cross-cultural differences, and the methods they use to incorporate pragmatic competence into their teaching. The findings indicate that while Turkish EFL teachers generally possess a foundational understanding of pragmatic norms, challenges arise in adapting their strategies to nuanced contextual demands. The qualitative analysis revealed a disconnection between theoretical knowledge and practical application, with participants expressing the need for targeted professional development in pragmatics. The study highlights the importance of integrating pragmatic training into teacher education programs. One implication is that addressing these gaps could improve EFL teaching practices and help teachers develop effective communication skills in various social contexts.