8
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türk Vergi Hukukunda ihtirazi kayıt kurumu
"Türk Vergi Hukukunda İhtirazi Kayıt Kurumu" üzerine yapılan çalışma ile ihtirazi kayıt kurumunun vergi hukuku özelinde ortaya çıkış nedenleri ve hukuki niteliği ele alınarak, yargı aşamasına yansımalarının incelenmesi amaçlanmıştır. İhtirazi kayıt kurumunun uygulamada oldukça geniş ve önemli bir yeri olmasına rağmen bu konuda çok fazla kapsamlı çalışmanın bulunmaması da tez konusu seçiminde etken olmuştur. Bu bağlamda, ihtirazi kaydın tarihsel gelişimi, farklı hukuk disiplinleri ile ilişkisi, uygulama yöntemleri ve temel haklar ile ilişkisi ele alınmıştır. İhtirazi kayda ilişkin süreç içerisinde verilmiş önemli ve zaman zaman çelişkili yargı kararları ve konunun temel hak ve özgürlüklere ilişkin boyutunu irdeleyen Anayasa Mahkemesi kararları incelenerek değerlendirme ve görüşlerimize yer verilmiştir.
Vergi ceza hukukunda çift defter tutma fiili
Geçmişten günümüze devletin görevleri giderek artma eğilimi göstermiştir. Artan bu görevler karşısında devletin kamusal mal ve hizmetlerin finansmanını sağlamaya yönelik kamu gelirlerini hatasız, vaktinde ve kayıpsız şekilde toplaması zorunlu bir hal almıştır. Vergileme aşamasında vergi yasaları ve vergi idaresi vasıtasıyla kayıp ve kaçağın engellenebildiği ölçüde devlet gelir dağılımında adalet, kaynak dağılımında etkinlik, ekonomik istikrar gibi toplumsal barışı destekleyen ekstra fiskal fonksiyonlarını yerine getirebilecektir. Vergi Ceza Hukuku, vergi kanunlarında düzenlenmiş olan vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesinden doğan kabahat ve yine vergi kanunlarında yasa koyucu tarafından tanımı yapılan vergi suçlarının ve bunlar hakkında öngörülen cezai yaptırımları inceleyen bir bilim dalıdır. Vergi kaçakçılığı suçuna yol açan fiiller ve bu suç için öngörülen cezai yaptırımlar 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu çalışmada, vergi kaçakçılığına yol açan fiillerden biri olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/a-1 bendinde düzenlenen "defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydetmek" fiili doktrindeki adı ile çift defter tutma fiilinin hukuk sistemi içindeki yeri incelenerek bu fiile yol açan sebepler ile e-defter uygulamasına geçilmesinin ardından fiilin tespitinin ne şekilde yapılabileceği ve son olarak fiilin işlendiğinin tespitinin ne gibi yöntemlerle ortaya çıkarılabileceği değerlendirilmiştir.
Dar mükellef kurumların vergilendirilmesi
Dar mükellefiyet, Türk vergi sisteminde gelir üzerinden alınan vergilerdeki mükellefiyet çeşitlerinden bir tanesidir. Kurumlar Vergisi Kanununa (KVK) göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan kurumlar dar mükellef olmakta ve sadece Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlar dolayısıyla vergilendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, dar mükellef kurumların, başta KVK olmak üzere Türk vergi sistemine eklenen yeni vergiler ile diğer bütün vergi kanunlarından kaynaklanan yükümlülüklerini tespit etmektir. Dar mükellefiyete göre vergilendirmenin temeli yersellik ilkesidir. Ancak her devletin vergi kanunlarını yer bakımından uygularken aynı ilkeyi tercih etmemesi ve yersellik ilkesinden kişisellik ilkesine doğru eğilim göstermesi sonucunda, vergilendirme yetkileri çatışmakta ve uluslararası vergi hukukunun en önemli problemlerinden biri olan çifte vergilendirme sorunu meydana gelmektedir. Devletlerin çifte vergilendirme sorununa ilişkin tek taraflı olarak aldıkları önlemler yetersiz kaldığından uluslararası vergi hukukunun en önemli araçlarından biri olan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarına (ÇVÖA) başvurulmaktadırlar. Devletler, ÇVÖA ile çatışan vergilendirme yetkilerini ya akit devletlerden birine bırakarak ya da aralarında paylaşarak çözüme kavuştururlar. Bu çalışma kapsamında, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve İngiltere'de dar mükellef kurumların vergilendirilmesi ile Türkiye'deki uygulamalar karşılaştırılmış, Türkiye ile bu ülkeler arasında yapılan ÇVÖA'lar incelenmiştir. Dar mükellef kurumların vergilendirilmesi sürecinde meydana gelen ulusal ve uluslararası sorunlar; vergi anlaşmaları, yerel vergi mevzuatı, idarenin görüşleri ve vergi yargısının kararları göz önünde bulundurularak hukuki çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak dar mükellefiyetin Türkiye'nin mali egemenliğinin tesis edilmesi, vergilemede adaletin ve eşitliğin sağlanması, vergi gelirlerinin arttırılması gibi birçok faydası olan önemli bir vergi hukuku müessesesi olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dar mükellef kurumlar, dar mükellefiyet, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları, çifte vergilendirme, vergilendirme yetkisi, kurumlar vergisi, vergi hukuku
Temettü ve hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çerçevesinde vergilendirilmesi
GÜL BELEVİ AKYÜZ Vergilendirme yetkisi, her devletin kendi tasarrufunda gözükse dahi, sermaye ithal eden veya ihraç eden ülke olmak sebebiyle benimsenen kaynak veya mukimlik ilkesi arasındaki çatışma, ortaya çifte vergilendirme sebebiyle zarar gören kişilerin olmasına yol açmakta ve bu zararı engellemek için de devletler tarafından birtakım düzenlemelerin getirilmesi zorunluluğu doğmaktadır. Devletler tarafından benimsenen kaynak ve mukimlik ilkesi arasındaki çatışmadan yola çıkarak Türkiye'nin de taraf olduğu OECD Modeli benimsenerek hazırlanmış olan ve güncel rakamı 85 adet olan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları kapsamında, temettü dağıtımdan ve hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesi incelenmiştir. Bu kapsamda çifte vergilendirmeyi önlemek için iç hukukumuzda yer alan düzenlemeler ve uygulanan yöntemler araştırılmış; akdedilen anlaşmalar kapsamında Türkiye'nin vergilendirme yetkisinin ne kadar sınırlandırıldığına yönelik bir inceleme yapmak amaçlanmıştır. OECD Model Anlaşması'nın ilgili maddeleri, ülkemizin koyduğu madde çekinceleri de dikkate alınarak incelenmiş ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının iç hukukumuzda mahkeme ve Gelir İdaresi Başkanlığı nezdinde uygulanıp uygulanmadığı özelge ve içtihat atıflarıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çifte Vergilendirme, Temettü, Değer Artış Kazancı, OECD, mukim
Performans esaslı bütçeleme sistemi ve Azerbaycan'da uygulanabilirliği
.Dünya ülkelerinin kamu yönetimi alanlarında yaşanan değişimler sonucunda kamusal mal ve hizmetlerin kalitesinin artırılmasına yönelik bütçe reformları gerçekleştirilmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda bütçe sistemleri girdi odaklı anlayıştan sonuç/çıktı odaklı Performans Esaslı Bütçeleme (PEB) sistemine doğru değişim geçirmektedir. Özellikle batılı ülkelerin önderliğinde gerçekleştirilen bu reformlar 1990'lı yıllardan itibaren yaygınlaşmış ve gelişmekte olan ülkelere doğru yayılmıştır. Kamu kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılmasını sağlayan PEB sistemi ile kamu yönetiminde mali saydamlığın ve hesapverme sorumluluğunun gerçekleştirilmesi, ekonomik istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda farklı ülkelerde uygulama alanı bulan PEB sistemini her ülke kendi ekonomik ve mali yapısına uygun olacak şekilde geliştirmiştir. Bütçelerin performans odaklı bir yaklaşımla hazırlanması, uygulanması ve denetlenmesini öngören PEB sistemini ülkeler, kamu yönetim sistemlerini iyileştirmede ve makroekonomik hedeflerini gerçekleştirmede önemli bir araç olarak kullanmıştır. Dünyada yaşanan gelişmelerin işığında Azerbaycan Cumhuriyeti de ekonomisinin doğal kaynaklara olan bağımlılığını azaltmak ve karşılaştığı ekonomik problemlere çözüm arayışı çerçevesinde sonuç esaslı bütçeleme sistemine geçiş yönünde çalışmalar yapmaya başlamıştır. Bu amaçlar doğrultusunda çıkartılan v kararnameler ile sonuç esaslı bütçeleme sisteminin temel yapısı ve izlenecek süreç belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle bütçe sistemleri ve PEB sisteminin kavramsal çerçevesi belirlenmiş, PEB sistemin özellikleri konusunda bilgi verilmiştir. Daha sonra, bazı gelişmiş ülkelerde ve Türkiye'de PEB uygulamalarından bahsedilmiş ve uygulama sonuçları değerlendirilmiştir. Son olarak ise Azerbaycan'da sonuç esaslı bütçelemeye geçiş yönünde yapılan çalışmalardan bahsedilmiş ve başarılı bir geçiş süreci için atılması gereken adımlar konusunda dünya uygulamaları kapsamında değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Performans Esaslı Bütçe, Bütçe Sistemleri, Bütçe Reformu, Sonuç Esaslı Bütçeleme.
Türk hukukunda iş ortaklıkları ve vergilendirilmesi
İş ortaklıkları, yapı itibariyle ortak girişimin –bilinen yaygın adı ile "Joint Venture"ların- sözleşmeye dayalı özel bir türüdür. Ticari hayatımızda gitgide yaygınlaşan ve özellikle günümüzde büyük çaplı devlet projelerinde ve yapı sektöründe karşılaşmakta olduğumuz iş ortaklıkları, hem hukuki niteliği hem de vergilendirme esasları açısından özel bir konumda yer almaktadır. İş ortaklıkları, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda kurumlar arasında sayılmış ve ekonomik ve hukuksal yönden bağımsız birden fazla gerçek veya tüzel kişinin belirli bir işin ifasını iş sahibine karşı her biri işin tamamından sorumlu olmak üzere üstlenerek gerçekleştirmek amacıyla bir sözleşme ilişkisi çerçevesinde bir araya gelmeleriyle oluşan bir ortaklık yapısıdır. İş ortaklığının karakteristik vasfı, ortakların iş sahibine karşı işin tamamından sorumlu olmayı üstlenmeleri ve geçici nitelikte olmalarıdır. Ayrıca tüzel kişilikleri bulunmadığından dolayı hukuken adi ortaklık statüsündelerdir. İş ortaklıkları, kolayca kurulabilmesi ve geçici nitelikte ortaklıklar olması nedeniyle tercih edilmektedir. Kurumlar vergisi mükellefiyetlerinin ihtiyari oluşu nedeniyle dilendiği takdirde adi ortaklık olarak da vergilendirilebiliyor olmalarından dolayı, bir işin ifası için bir araya gelen teşebbüslerin ayrı bir tüzel kişilik meydana getirmeden de ortaklık kurmasına olanak sağlamaktadır. Kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis eden iş ortaklıklarının kazançları, iş ortaklığı nezdinde kurumlar vergisi esaslarına göre vergilendirilip, hesapların ayrı tutulması nedeniyle kontrol ve denetim imkânı da sunması nedeniyle avantajlar sunsa da iş ortaklığının zarar etmesi halinde ortakların bu zararı mahsup edemiyor oluşu dezavantaj yaratmaktadır. Nitekim adi ortaklıkların vergilendirilmelerinde, ortaklığın zarar etmesi halinde ortakların bu zararı mahsup etmesi mümkündür. İşbu tez çalışması ile vergi hukuku anlamında özel bir konumda bulunan iş ortaklıklarının özellikleri, hukuki yapısı, neden tercih edildiği, iş ortaklıklarının vergi mükellefiyeti, kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmesinin avantajları ve dezavantajları ile iş ortaklıklarına ilişkin uygulamada karşılaşılan sorunlar ele alınmaktadır.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun Hukuk ve Ekonomi Öğretisi çerçevesinde değerlendirilmesi
Hukuk ve ekonomi öğretisi diğer adıyla hukukun ekonomik analizi çeşitli hukuk alanlarında çalışma yapılabilme kabiliyetine sahiptir. Kamu harcamalarının önemli bir bölümünü oluşturan kamu alımlarını konu edinen kamu ihale hukukunun hukuk ve ekonomi öğretisi bakımından ele alınması çalışmanın temel özelliğini ortaya koymaktadır. Kamu ihale hukukunun geniş bir mevzuata sahip olmasına rağmen, çalışmanın sistematiğinin gereklilikleri nedeniyle hukuk ve ekonomi öğretisinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu çerçevesinde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Tezde bahsedilen Kanun bakımından ekonomik etkinliğin sağlanıp sağlanmadığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Ekonomik etkinliğin tespiti amacıyla kullanılan temel ölçüt ise rekabettir.
Mali kanunların karmaşıklığı açısından Türkiye'de belediyelerin karşılaştığı sorunların incelenmesi
Okunabilirlik, bir metnin anlaşılırlık düzeyini belirleyen ve metinlerin hece yapısı, kelime uzunlukları ile cümle karmaşıklığı gibi dilbilimsel özellikler temelinde değerlendirilen bir kavramdır. Literatürde okunabilirlik araştırmaları, ilköğretim ders kitaplarından yasal metinlere kadar geniş bir yelpazede çeşitli metin türlerini incelemektedir. Maliye alanındaki mevcut çalışmalar ise öncelikle vergi mevzuatının mükellefler nezdindeki anlaşılırlık düzeyine odaklanırken, mahalli idareler ve özellikle belediyelere ilişkin mali mevzuatın okunabilirliği konusunda önemli bir araştırma boşluğu bulunmaktadır. Bu tez çalışması, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlayarak, Türkiye'de belediye mali mevzuatının okunabilirlik düzeyini analiz etmektedir. Çalışma, Türkçe metinlerin okunabilirlik analizinde yaygın olarak kullanılan Ateşman Okunabilirlik Formülü' nü (1997) temel almaktadır ve bu kapsamda belediye maliyesine ilişkin mevzuat metinleri; dilsel karmaşıklık, teknik terim yoğunluğu ve yapısal özellikler açısından detaylı şekilde incelenmektedir. Bu analizler, mevzuat metinlerinin erişilebilirlik düzeyini objektif ölçütlerle değerlendirmeyi ve mevcut duruma ilişkin bilimsel veriler sunmayı hedeflemektedir. Çalışmada, belediye finansman sisteminin temelini oluşturan altı kritik mahalli kanun metni (1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile 5957 sayılı Sebze ve Meyveler İle Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun), detaylı olarak analiz edilmiş ve bu metinlerin okunabilirlik düzeylerinin büyük ölçüde "Zor" ve "Çok Zor" kategorilerinde yer aldığı tespit edilmiştir. Söz konusu mevzuatın karmaşıklığı ve anlaşılırlık sorunları ise belediyelerin görev-sorumluluk tanımlarının, mali sistem işleyişinin ve gelir kaynaklarının yeterince anlaşılamamasına ve etkin şekilde uygulanamamasına yol açmaktadır. Çalışma ayrıca Türkiye'de belediye finansmanı alanında yeterince araştırılmamış bu önemli sorunu ele alarak, mahalli idarelerin reformları ve mevzuat sadeleştirme çalışmaları için önemli veriler ve öneriler de sunmaktadır.