
413
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kentsel dönüşüm alanlarına bir örnek; Sarıgöl Mahallesi (Gaziosmanpaşa)
Kentler kuruldukları günden günümüze kadar geçen süreçte çeşitli nedenlerle dönüşüm ve değişim geçirmektedirler. Sanayi Devrimi sonrasında değişen dünya şartları birçok konuda olduğu gibi şehirler üzerinde de etki yapmıştır. Sanayileşmeye başlayan kentlerde nüfus artmaya başlamıştır. Nüfus artışı sonucunda şehirlerde çarpık kentleşme, gecekondulaşma ve konut yetersizliği gibi sorunlar ortaya çıkmıştır. Türkiye için de kentlerde nüfusun artması, sanayileşmenin hızlandığı 1950'li yıllarda başlamıştır. 1950'li yıllardan günümüze kadar başta İstanbul olmak üzere büyük şehirler sürekli göç almıştır. Nüfus artışı neredeyse bütün şehirleri etkilemiştir. Nüfus artışına hazırlıksız yakalanan şehirlerde plansız kentleşme ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan plansız kentleşme sonucunda, kentsel dönüşüm zorunluluk haline gelmiştir. Çalışmanın yapıldığı Gaziosmanpaşa ilçesi, 1950'li yıllardan itibaren sürekli göç almış, bunun sonucunda Gaziosmanpaşa'da gecekondu mahalleleri kurulmuştur. Bugün Gaziosmanpaşa'nın 11 mahallesinde kentsel dönüşüm çalışmaları devam etmektedir. Bu mahallelerden bir tanesi olan Sarıgöl, 1950 yılından itibaren yoğun göç almış, günümüze gecekondu mahallesi olarak gelmiştir. Çarpık kentleşme ve altyapı sorunlarının had safhada olduğu Sarıgöl Mahallesinde, kentsel dönüşüm 2005 yılında gündeme gelmeye başlamıştır. 2005 yılından günümüze kadar birkaç evin yıkılması haricinde bir şey yapılmamıştır. Kapsamlı bir kentsel dönüşüm projesi 2012 yılı itibariyle başlamıştır. Kentsel Dönüşüme bir coğrafyacı gözüyle baktığımızda, Sarıgöl Mahallesindeki sosyal ve mekânsal değişimleri incelemek temel amacımız olmuştur. Bu doğrultuda çalışma boyunca Sarıgöl Mahallesinde, 250 anket ve çok sayıda mülakat yapılmıştır. Anket sonuçları SPSS 19 programı kullanılarak bilgisayar ortamına aktarılmış, düz ve çapraz tablolar yapılarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Karasu ilçesi'nde (Sakarya) ikincil konutların gelişimi
İkincil konutlar turizmin gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkan, insanların tatillerini geçirdiği çoğu zaman sezonluk olarak veya hafta sonlarında kullanılan konutlardır. İkincil konutların yer seçiminde coğrafi konum, iklim ve yeryüzü şekilleri gibi doğal faktörlerin yanında, ekonomik faktörler ve ulaşım şartları gibi çekicilik yaratan beşeri faktörler de etkili olmaktadır. Türkiye'de turizmin gelişmesine bağlı olarak Karasu'da da doğal çekiciliklerinden ve lokasyonunun büyük şehirlere yakın olmasından dolayı ikincil konutların sayılarında son yıllarda kayda değer bir artış görülmektedir. Karasu'da ikincil konutların gelişmesine bağlı olarak; yaz mevsiminde ve hafta sonlarında, özellikle yakın çevreden gelen turistlerin ve günübirlikçilerin etkisiyle nüfus artmaktadır. Meydana gelen bu nüfus artışının Karasu'nun doğal çevresine, ekonomisine ve sosyolojik yapısına etkileri olmaktadır. Karasu'da yaz mevsiminde ve hafta sonlarında artan nüfus, doğal çevre üzerinde büyük bir baskı oluşturmakta ve başta Karasu sahili olmak üzere doğal hayatı olumsuz etkilemektedir. Bunun yanı sıra sezonluk olarak yaşanan bu nüfus yoğunluğu şehirde trafik sorunlarına da yol açmaktadır. Karasu'ya gelen turistlerin, Karasu ekonomisine olumlu etkileri ise göz ardı edilemez. Karasu'daki bu turizm potansiyeli hem Karasu'nun emlak piyasasına canlılık getirmekte hem de esnafların satışlarını arttırmaktadır. Karasu'ya gelen sezonluk turistler ve günübirlikçiler ile Karasu'nun yerel halkı ve esnafı arasında kültürel farklılıklardan kaynaklanan sorunlar da görülmektedir. Anahtar kelimeler: İkincil Konut, Karasu, Turizm, Çevre, Nüfus coğrafyası.
Bilecik merkez ilçe kırsalında suç (2010-2014) ve suçların dağılımı
Mekânsal alanların yaşam kalitesinin yükseltilmesi, suç ve suçlulukla daha etkin bir mücadele ve öngörü ile suç olgusunun makul bir seviyede tutulması daha yaşanabilir bir ortam oluşmasını sağlayacaktır. Bunu sağlamanın başında suç ve suçluluğu iyi anlamak gelmektedir.Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan çok çeşitli çalışmalarla suç olgusu kontrol altına alınmaya çalışılmakta, suçun ortadan kaldırılmasının mümkün görünmemesine bağlı olarak yaptığımız çalışmalara benzer yapılan araştırmalarla suç önleme stratejileri geliştirilmektedir. Yapılan çalışma sonucu oluşacak doğru analiz ve değerlendirmeler ile hayalini kurduğumuz toplumu yaratmak çokta zor değildir. Dünya hızla değişirken insanlar mekânlar arasında hızla yer değiştirmekte, bu değişimin etkilerinden biriside suç ve suçluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde de bu değişimin getirisi olarak, özellikle kentleşme beraberinde ikincil, türdeş olmayan ve insanların yabancılaştığı bir ortam yaratmış, suç mekanizmalarının barınmalarını kolaylaştırmış, beraberinde getirdiği, kültürel yozlaşma, ekonomik, hukuksal, sosyal baskı ve yetersizlikler sonucunda suç eğilimi tetiklenmiştir.Bu çalışmada, suç olgusunun Bilecik ili Merkez İlçe kırsalında incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada ki kırsal alan suçluluğu 2010-2014 yıllarını kapsayan beş yıllık dönemde özellikle İl Jandarma Komutanlığının verileri dikkate alınarak yapılmıştır. Çalışmada özellikle suç tasniflerinin tamamı ele alınmış, kırsalda suç türlerinin ön plana çıktığı, yoğunlaştığı mekânlar incelenmiştir. Çalışma sonucunda Merkez İlçe kırsalında genel olarak asayiş suç tasniflerinden kişilere karşı ve mala karşı suçların, sanayi fonksiyonunun ve yol ağının ön plana çıktığı alanlarda yoğunlaştığı görülmektedir. Suçların yoğunlaştığı alanların mekânsal özelliklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak bu çalışma ile suçun önlenmesi, güvenlik algısının kırsalda güçlendirilmesi ve güvenliğin sağlanmasına katkı sağlanacaktır. Bilecik Merkez İlçe kırsalında suç ve suçluluğu ele alan tez, altı bölümden oluşmaktadır.Çalışmanın başlangıcında suç kavramları üzerine giriş yapılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde; çalışmanın amacı, kapsamı ve sınırlılıkları üzerinde durulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde; verilerin toplanması, kaynaklar ve sürecin anlatılması sağlanmıştır.Çalışmanın üçüncü bölümünde; suça bakış ele alınmış, çeşitli görüşlere yer verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde; Bilecik Merkez İlçe kırsalında şehirsel ve kırsal suçlar ele alınmış, mekânsal anlamda ön plana çıkanlar incelenmiş, suç olgusu analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın beşinci bölümünde Bilecik Merkez İlçe kırsalında suçların dağılışı ele alınmış, ön plana çıkan suçlar yıl, ay, gün ve saatlere göre dağılışları yapılarak incelenmiş, suç mekân ilişkisi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında kırsal suçun genel anlamda değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, Bilecik, Kırsal, Mekân, Jandarma, Köy.
Bozüyük ilçesindeki atmosferik polenlerin insan sağlığı üzerine etkileri (2010-2014)
Sağlık Cooğrafyası alanında hazırlanan bu çalışmada, 2010- 2014 yılları arasını kapsayan dönemde, Bilecik'in Bozüyük ilçesinde alerjik kökenli hastalıklardan astım, alerjik rinit ve konjonktivit'in mekânsal ve zamansal dağılışını nedenleri ve farklılıklarıyla birlikte ortaya koymak amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, öncelikle Bozüyük ilçesinin fiziki coğrafya özellikleri (jeomorfoloji, iklim, doğal bitki örtüsü) belirlenmiş ve doğal bitki örtüsü içerisinde bulunan alerjen türleri ilçede daha önce yapılmış olan atmosferik polen ölçümleri ile karşılaştırılarak bir polenizasyon takvimi oluşturulmuştur. Daha sonra, alerjik rinit, astım ve konjonktivit şikâyetiyle Bozüyük Devlet Hastanesi'ne başvuran hasta sayısı, geldikleri yerleşmeler ve başvuru tarihleri tespit edilerek ilçenin fiziki coğrafya özellikleriyle ilişkilendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmada, söz konusu hastalıklara ait şikâyetlerle hastaneye başvuran hasta sayısı ve hastaların geldikleri yerleşmelerin ortam özellikleri arasında yakın bir ilişki bulunduğu sonucuna varılmıştır. Buna göre, araştırılan hastalıkların vadi içerisinde ve plato üzerindeki yerleşim birimlerinde, daha çok bitkilerin polenizasyon dönemlerinin başlamasıyla birlikte geçiş mevsimlerinde yoğunlaştığı dikkati çekmektedir. Ayrıca, ilçede sanayi faaliyetlerinin yoğun olması nedeniyle özellikle kış aylarında havaya karışan kükürdioksit gazının artması ve bölgeyi etkisi altına alan soğuk hava kütleleri nedeniyle meydana gelen sıcaklık terselmesi sonucunda da hasta şikâyetlerinde belirgin bir artış olmaktadır. 2010-2014 yılları arasındaki dönemde, ilçenin genel nüfusundaki azalmaya rağmen hasta sayısında düzenli bir artış olmuştur. Bu artışın önümüzdeki dönemde de devam edeceği göz önünde bulundurularak bazı tedbirlerin alınması zorunlu hale gelmektedir. Bu nedenle, ilçede acilen düzenli polen ve atmosferik gaz ölçümlerine başlanılması ve halkın önceden bilgilendirilmesini sağlayacak bir uyarı sisteminin kurulması, hem hastanelere olan talebin hafifletilmesi hem de bu hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan iş gücü kaybından doğan ekonomik zararların en aza indirilmesi hususunda önemli katkılar sağlayacaktır.
İstanbul-Sultanbeyli'de hızlı mekansal değişimin coğrafi boyutları
Sultanbeyli; Marmara Bölgesinin Çatalca-Kocaeli bölümünde, İstanbul İline bağlı bir ilçedir. Aynı zamanda Sultanbeyli İstanbul'a tarihi kapı olarak açılan eski yerleşkedir. Coğrafi mekânın beton yığınlarıyla kaplandığı, yanlış arazi kullanımının hâkim olduğu Sultanbeyli'de kentsiz kentleşme yaşanmaktadır. Sultanbeyli İlçesi, özellikle TEM otoyolunun yapılmasından sonra, hâlihazır da ülkemizde yaşanan göç hareketlerinin de etkisiyle kısa zamanda hızlı bir nüfus artışıyla oluşmuş bir yerleşmedir. Nüfusun artmasıyla meydana gelen sorunlar artmıştır. Genel olarak düz bir arazi üzerinde gelişen Sultanbeyli İlçesi, köyden kente göçün getirdiği kısa süreli aşırı nüfus artışından en çok etkilenen yerlerin başında gelmektedir. Araştırma konusu olan "Sultanbeyli'de Hızlı Mekânsal Değişimin Coğrafi Boyutları" adlı bu çalışmada Sultanbeyli İlçesi'nin geçmişten günümüze mekânsal değişimi ve coğrafi boyutlarında nasıl bir gelişme gösterdiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunu yaparken tarihi kayıtlar, Sultanbeyli Belediyesi faaliyet raporları, şehrin kentsel gelişimi ile ilgili kaynaklar (kitap, makale, rapor, tez vd. ), TÜİK verileri ve yıllara göre değişimi detaylı bir şekilde göstermek için hava fotoğrafı (1970 yılı) ve uydu görüntüleri (1982, 2006, 2015 yıllarına ait) kullanılmıştır. CBS programında çeşitli haritalar üretilmiş ve ayrıca arazi gözlemi yapılarak da bazı bilgilere yerinde ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Coğrafya, Mekânsal Değerlendirme, Mekânsal Değişim, Nüfus Artışı, Sultanbeyli
Demirkapı Dağında (Trabzon) buzul jeomorfolojisi araştırmaları
Kuvaterner boyunca yaşanan iklim salınımları küresel ve bölgesel çapta soğuk ortam şartlarının yaşanmasına neden olmuştur. Bu durum yüksek enlemlerde kalın buz örtülerini meydana getirmiştir. Alçak enlemlerde bu durumu enlem etkisi sınırlandırmış; buzullaşma nemli-yüksek sahalarda sirk, vadi ve takke buzulu olarak kendini göstermiştir. Bu çalışmada Doğu Karadeniz Dağları içerisinde yer alan Soğanlı silsilesinin batı uzantısı niteliğindeki Demirkapı Dağı ele alınmıştır. Demirkapı Dağı 3300 metrelere varan zirveleri ile Geç Pleistosen'de buzullaşmaya uğrayan alanlardan biridir. Buzullaşma topografya üzerinde buzul vadileri, piramidal zirveler, cilalı ve çizikli yüzeyler, moren depoları gibi kendine has morfolojik unsurların oluşumuna neden olmuştur. Çalışmada beş vadinin buzul jeomorfolojisi incelenmiştir. Bu vadiler doğudan batıya sırasıyla Küçükyayla, Büyükyayla, Demirkapı, Multat, Karakaya buzul vadileridir. Bunun yanında güncel olarak devam eden periglasiyal süreçler hakkında kanıtlar toplanmış ve yorumlanmıştır. Bu bağlamda çalışma sahası içerisinde iki adet kaya buzulu tespit edilmiştir. Arazide elde edilen bulgular ofis çalışmalarında coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak sentezlenmiştir. Araziye yapılan solar analizlerle bakı faktörünün buzullaşma ve buzul jeomorfolojisi üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Son olarak coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama teknolojilerinden yaralanılarak paleobuzulların hacmi hesaplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Demirkapı Dağı, Buzullaşma, CBS, Doğu Karadeniz Dağları, Türkiye.
İstanbul Esenler'de (Çifte Havuzlar-Havaalanı-Turgut Reis mahallelerinde) kentsel dönüşüm projelerinin sosyal ve mekansal yansımaları
İstanbul, 1950'li yıllardan günümüze kadar olan süreçte yoğun bir göç almıştır. Bu göç ile birlikte kentte kaçak yapılar ortaya çıkmış ve yeni gecekondu mahalleleri meydana gelmiştir. 17 binden fazla insanın ölümüne yol açan 1999 Gölcük Depremi, çağdaş şehirleşme anlayışının uygulanması ihtiyacını ortaya çıkmıştır. 2012 yılında kabul edilen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun, kentsel dönüşüm faaliyetlerine hız kazandırmıştır. İstanbul'un Esenler İlçesi'nin beş farklı mahallesinde yürütülen kentsel dönüşüm projelerinin dördünde, bu kanun temel dayanak olarak gösterilmiştir. Yapılan bu çalışmada İstanbul'un Esenler İlçesi'nin Çifte Havuzlar, Havaalanı ve Turgut Reis mahallelerinde yapılan kentsel dönüşüm projeleri ele alınmıştır. Esenler ilçesindeki binaların büyük bir çoğunluğu kaçak olarak yapılmış ve ömrünü doldurmuş binalardan oluşmuştur. Bu durum kentsel dönüşümden etkilenen halkın çoğunluğu tarafından kentsel dönüşüm ile konutlarının yenilenmesini istemelerine sebep olmuştur. Mahalle sakinleri aynı mahallelere yeni yapılacak yeni konutlarda yaşamak istemektedir. Bu istek mahalle kültürünün ve bir arada yaşama isteğinin önemini ortaya çıkarmaktadır. Ancak ankete katılanların % 45'i hak kaybı yaşayacağı endişesi de taşımaktadır. Bu endişelerin oluşmasının birçok farklı neden vardır. Kentsel dönüşüm bilgilendirme toplantıları istenilen düzeyde etki sağlayamadığından ankete katılanları % 80'i yeniden bilgi almayı istemektedir. Esenler' de kentsel dönüşüm projelerinin yürütülmesinde başlıca yer alan aktör kamu sektörüdür. TOKİ'nin yapmış olduğu yapılar üzerine çeşitli tartışmalar yürütülmektedir. Turgut Reis Mahallesi'nde tamamlanan kentsel dönüşüm projesi mahalle sakinlerinin sadece % 33'ünün beklentilerini karşılamıştır. Bu sonuç bize kentsel dönüşüm projelerinde sosyal ve kültürel değerlerin göz ardı edildiğini ortaya çıkarmaktadır. Anahtar kelimeler; Kentsel Dönüşüm, Esenler İlçesi, Çifte Havuzlar Mahallesi, Havaalanı Mahallesi, Turgut Reis Mahallesi
Hamitabat - Gemiciköy arasında (Bilecik) Orta Sakarya Vadisinin jeomorfolojisi
Bu çalışma, Bilecik il sınırları içersisinde bulunan Hamitabat – Gemiciköy yerleşmeleri arasındaki sahanın jeomorfolojik ünitelerini oluşum ve gelişimleri ile birlikte ortaya koymayı amaçlamaktadır. Kuzeybatı Anadolu'nun en büyük akarsuyu olan Sakarya Nehri ve kolları tarafından akaçlanan bu sahanın seçilmesinde Orta Sakarya vadisinin jeomorfolojik gelişimini açıklamak için küçük bir model teşkil etmesi etkili olmuştur. Anadolu'da bugünkü akarsu ağının kuruluş dönemi olarak kabul edilen Üst Pliyosen'den itibaren, Sakarya Nehri ve kolları bu sahada devam etmekte olan tektonik hareketlerle birlikte yer yer menderesler oluşturarak temele gömülmüş ve çalışma alanındaki Geçitli ve Gemiciköy kapalı havzalarını birbirine bağlayan derin epijenik (sürempoze) boğazları (Hamitabat Boğazı, Şeytankaya Boğazı ve Kıralbağı Boğazı) meydana getirmiştir. Kuvaterner sırasında ise bu kapalı havzalarda biriktirilmiş olan depolar, küresel ölçekteki deniz seviyesi değişiklikleri ve süregelen tektoniğin kontrolünde ya tamamen süpürülerek taşınmış ya da birkaç basamak halinde izlenebilen dönemli seki özelliği kazanmıştır. Bu seviyelerin en iyi gözlendiği alan olan Gemiciköy havzasındaki sekiler, Üst Eosen - Alt Miyosen yaşlı Gemiciköy formasyonunun üzerine açısal bir uyumsuzlukla gelmektedir. Yapılan metrik ölçümler bu havza içerisinde vadinin her iki yamacında izlenebilen iki basamağın bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bunlar, bugünkü deniz seviyesinden + 149 m (vadi tabanından + 29m) yükseklikte bulunan yüksek sekiler (S1) ve +131 m (vadi tabanından + 11m) yükseklikte bulunan alçak sekilerdir (S2). Anahtar Kelimeler: Orta Sakarya Vadisi, Sakarya Nehri, Jeomorfoloji, Epijenik Boğaz, Seki
Gölyazı'nın (Bursa) turizm coğrafyası
Turizmin gelişmesi için refah seviyesi, gelişmiş ulaşım araçları ve boş zaman gereklidir. Sanayi devriminden önce dünyada tarım toplumu egemendi. Dolayısıyla insanlar, bu imkânlara sanayi devrimiyle kavuşmuştur. Sanayinin gelişmesi ile birlikte yoğun iş temposu, gürültü ve şehir hayatı gibi etkenler insanların fiziksel ve psikolojik olarak yıpranmasına neden olmaktadır. Gölyazı gibi büyükşehirlerin yakınında bulunan doğal ve kültürel olarak çekici özelliklere sahip kırsal yerler, bu şehirlerde yaşayanlar tarafından rekreatif faaliyetlerde bulunmak için tercih edilmektedir. Gölyazı'ya gelen turistler Bursa, Kocaeli, Balıkesir, Adapazarı, İstanbul gibi sanayi ve nüfusun yoğun olduğu büyük şehirlerden gelmektedir. Çalışma alanımızı oluşturan Gölyazı köyü, Uluabat Gölü'nün kıyısında bulunan bir yarımada ve çeşitli büyüklükteki adalardan oluşan, geçimini balıkçılıkla sağlayan tarihi bir Rum Köyü'dür. Gölyazı köyünün doğal turizm çekicilikleri tarihi turizm çekiciliklerine göre ön plandadır. Gölyazı, Ramsar Sulak Alanlar ve Yaşayan Göller Ağı projelerine dâhil edilerek tüm dünyanın ilgisini çekmiştir. Araştırmanın amacı, sahip olduğu doğal ve kültürel çekicilikleri sayesinde özel bir destinasyon olan Gölyazı'yı turizm coğrafyası bakımından ele alıp incelemektir. Araştırmanın ilk aşamasında literatür çalışması yapılmış, ilgili kurumlardan veri ve belge temin edilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında alan araştırmaları yapılarak anket, mülakat ve gözlemler yapılmıştır.
Bir mekânın sosyo-ekonomik coğrafi görünümünün belirlenmesi: Bilecik şehri örneği
Çalışmanın konusunu Bilecik şehrinde sosyo-ekonomik gelişmişlik ve coğrafi görünüm ilişkisi oluşturmaktadır. Araştırma iki bölüm şeklinde tasarlanmış olup birinci bölüm ontolojik olarak, araştırma konusunu oluşturan sosyo-ekonomik gelişmişliğin nesnel bir gerçeklik olduğunu varsayar; epistemolojik olarak pozitivizmin nesnelci varsayımı nedeniyle sosyo-ekonomik gelişmişliğin ne olduğu ve onu etkileyen unsurlar ile araştırma alanında mekansal olarak nasıl farklılaştığı; metodolojik anlamda ise pozitivizmin deneysel metodolojisi kapsamında nicel araştırma tekniklerini kullanarak, sosyo-ekonomik gelişmişliğin ölçülmesine odaklanır. İkinci bölüm ise ontolojik olarak, coğrafi görünümün nesnel bir gerçeklik olmadığı, araştırmacı veya gözlemci tarafından gerçekliğin yaratıldığı ve anlamlandırıldığını varsayar. Bilgiyi nesnel değil öznel olarak kabul eder. Bu bağlamda epistemolojik olarak anlamacı epistemolojinin değer-bağımlı sayıltısı doğrultusunda kentsel coğrafi görünümün sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıkları bağlamında nasıl yaratıldığını; metodolojik anlamda ise anlamacı yaklaşımın diyalektik metodolojisi doğrultusunda nitel araştırma teknikleri kullanılarak, coğrafi görünüm ve sosyo-ekonomik gelişmişlik ilişkisinin anlaşılmasına odaklanır. Çalışma, karma araştırma deseni kullanılarak tasarlanmıştır. Sosyoekonomik gelişmişliğin ölçümüne yönelik ekonomik, sosyal ve öznel boyuttan oluşan bir sosyo-ekonomik gelişmişlik kavramsallaştırılması yapılmış ve bu doğrultuda yeni bir ölçme aracı geliştirilmiştir. Coğrafi görünümün analizine yönelik veri toplama aracı olarak gözlemde faydalanılmış elde edilen veriler gömülü teori kullanılarak analiz edilmiştir. Şehirde sosyo-ekonomik gelişmişliğin bölgelere göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. En gelişmiş bölgeler şehrin kuzeyinde yoğunlaşırken güneyde yer alan bölgelerin gelişmişlik seviyelerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıklarının coğrafi görünüm üzerinde yarattığı değişiklikler ortaya konularak bu ilişkiyi konu alan yeni bir kuram geliştirilmiştir. Buna göre sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıkları, coğrafi görünüm üzerinde yedi farklı karakteristik özellik yaratmaktadır. Bunlar şu şekildedir: mekan ve gündelik hayat cinsiyetleşmektedir. Gelişmiş bölgelerde erkekler çok daha görünürken az gelişmiş bölgelerde kadınlar daha görünür durumdadır. Azgelişmiş alanlarda sosyal ağlar daha güçlü iken gelişmiş bölgelerde daha zayıftır. Azgelişmiş bölgelerde kent içi tarım faaliyetleri devam etmekte olup bu tür faaliyetlere gelişmiş bölgelerde daha az rastlanmaktadır. Gelişmiş bölgelerde altyapı yetersizliği dikkat çekici bir sorun değilken az gelişmiş bölgelerde belirgin bir altyapı yetersizliği bulunmaktadır. Gelişmişlik seviyesinin düşük olduğu bölgelerde konutlar çok eski ve köhne iken gelişmiş bölgelerde konutlar daha niteliklidir. Gelişmiş bölgeler insanlarda olumsuz duygu durumlar yaratırken azgelişmiş bölgeler insanlarda olumlu duygu durumlar yaratmaktadır. Son olarak azgelişmiş alanlarda eğim gelişmiş alanlara göre daha yüksektir.
Bartın ilinin beşeri coğrafyası
Şehir coğrafyası yönünden Ordu
Ordu şehri Karadeniz Bölgesi Orta Karadeniz Bölümünde, Karadeniz Kıyı'sında, Boztepe'nin Kuzey ve Doğu yamaçlarından itibaren doğuya doğru kıyı ovası üzerinde kurulup gelişen zengin doğal güzelliklere sahip bir şehrimizdir. Karadeniz Bölgesinin önemli, büyük şehirlerinden biridir. Batıda Akçaova, Doğuda Turnasuyu dereleri arasında Bülbül, Civil dereleri ve Melet Çayı'nın oluşturduğu, alüvyal kıyı ovası üzerinde yer alır. Güneye doğru akarsu vadileri arasında aşınım yüzeyleri yer alır. İnceleme alanında üst kretase ve kuvaterner yaşlı birimler yüzeylenme gösterir. Şehir III. Derece deprem bölgesi içinde yer alır. Ordu şehrinde her mevsimi yağışlı, kışlar ılık, yazlar sıcak Karadeniz iklimi görülür. Bol yağışlar zengin bir bitki örtüsü oluşturmuştur. Kırmızı ve kahve rengi topraklar, alüvyal topraklar yoğundur. Ordu Şehri son 200 yılda kurulup gelişen Türk dönemi Şehri'dir. Şehrin ilk kuruluş alanları Kirazlimanı, Taşbaşı ve Bucak Mahalleleridir. Bu gün Ordu şehri 22 mahalleye sahiptir. Ordu 1869'da kaza merkezi ve belediye, 1923 yılında vilayet merkezi olmuştur. Şehrin kuruluş ve gelişme döneminde en önemli olaylar, 1883'te yaşanan yangın olayı, Ordu-Sivas karayolunun açılması, milli mücadele sırasında yaşanan Rüsumat 4 No Gemisi olayı, Atatürk'ün Ordu'ya gelişi, Nazif Bey suyunun şehre getirilişi, 1939 yılı depremi, kıyıda Samsun, Ordu ve Trabzon karayolunun açılması, şehrin hızla büyüyerek nüfusunun 100 bini geçmesi, her alanda büyük gelişmeler sağlanması gibi olaylardır. Şehrin nüfusu 1990'da 102.107, nüfus artış hızı yüzde 4.7, nüfus yoğunluğu Ha'da 5209'dur. 1990'da nüfusun %53.4'dü erkek, %81.7'si okur-yazardır. Aktif nüfusun %7.7'si tarım, %20.2'si sanayi ve %71.1'i hizmetler kesiminde çalışır. Şehirde konutlar ilk kuruluş yerinden doğuya doğru kıyı ovası düzlüğünde hızla çoğalırken şehrin büyümesinide sağlıyor. Modern binalar hızla çoğalmıştır. İdari binalar daha çok sahil kuşağı yakınında ve Akyazı Mahallesi'nde yoğunluk gösterir. 1995-96 öğretim yılında toplam 40 okul, 4 özel dershane, 52 ayrı kursta 31.002 öğrenci çeşitli okullarda eğitim öğretime devam etmektedir. Buda şehir nüfusunun neredeyse 1/3'dür. Şehirde Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kültürel etkinlikler, özellikle spor, tiyatro çalışmaları dikkat çeker. Şehirde gelişmiş bir sosyal yaşantı görülür. Halkın yaşamında fındık, balık, kara lahananın özel bir yeri vardır. Ordu şehrinde 4 hastane, 5 sağlık ocağı ve diğer sağlık kuruluşlarında 85 uzman doktorun yanısıra 145 eczacı ve toplam 1.105 sağlık personeli görev yapmaktadır.XII Şehrin ekonomik hayatı üzerinde tarımsal üretimin, özellikle fındığın rolü çok büyüktür. Ordu'da sanayi özellikle 1980'li yıllardan sonra gelişme göstermiştir. 1997'de 79 sanayi kuruluşu şehir ve yakın çevresinde yer almaktadır. Artan nüfus ve gelişen sanayi şehrin dinamizmini artırmıştır. Buda hareketli bir ticari hayatın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ordu şehri ulaşım yönünden Türkiye'nin her yanıyla bağlantılı olup kara ulaşımı diğer ulaşım türlerine göre çok gelişmiştir. Otogardan Türkiye'nin çeşitli yerlerine 41 şirket tarafından 126 sefer yapılmaktadır. Şehir içi ulaşımda ilginç uygulamalar dikkat çeker. Haberleşme alanında hızlı bir gelişme gözlenmektedir. Ordu'da varolan potansiyele rağmen turizm fazla gelişememiştir. Şehirde güvenliği Emniyet Müdürlüğüne bağlı 3 karakol sağlamaya çalışıyor. Suç oranı düşüktür. Ordu'da 9 çeşit mahkeme görev sürdürmektedir. Şehirde 15 mahallede 33 cami yer alır. 4 kapalı spor salonu, 1 stadyum, 5 saha ve bazı ilginç spor alanları yer alır. Ordu'da halen kişi başına 1m2'lik yeşil alan düşer. Park ve bahçeler yetersizdir. Ordu Belediyesi şehrin alt yapı ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun şekilde çalışmaktadır. Şehirde çevre sorunları içinde en önemli unsurlar katı atıklar ve deniz, akarsu kirlilikleridir. Şehirler, ülkelerin uygarlık yapılarını oluşturan temel taşlarından biridir. Yaşayan canlı organizmalara benzerler. Büyüyüp gelişirken sorunları da giderek artar. Şehir coğrafyası; şehir yerleşmelerini, şehrin fonksiyonel alanlarını, bunların dağılışını ve doğal ortam koşullarıyla karşılıklı ilişkilerini inceler. Şehir alanındaki bütün faaliyetlerle ilgilenir. Şehirler ve şehir hayatı coğrafya biliminin en yoğun inceleme konularından biridir. Bu alandaki araştırmalar sürekli artmaktadır. İnsanlar yaşadıkları doğal ortamı tanıdıkça daha çok yararlanacak, daha çok sevecek ve orayı geliştirmek için çaba göstereceklerdir. Bu çabalar doğal ortamı insan yararına olumlu yönde değiştirme çabalarıdır. Bu araştırma Ordu Şehri'ni tanıma ve tanıtmayı amaçlamaktadır.
Bir kaçış mekanı olarak Heterotopya: Moda (Kadıköy) örneği
İstanbul'un Kadıköy ilçesinde yer alan Moda semtindeki sosyo-mekânsal öğelerin incelendiği bu çalışma, Fransız filozof Michel Foucault'nun heterotopya kavramını temel alan bir mekân değerlendirmesini esas almaktadır. Foucault'nun öne sürdüğü kavram, ütopyacı toplumsal süreçlerin oluşturduğu baskıcı bir düzenden sapan insanların birbirinden farklı yapıların bir yerde yaşadığı radikal ve özgür mekânları ifade eder. Mimarlara verdiği bir seminerde heterotopik mekân örnekleri sunan Foucault, 1986 yılında yayınlanmış olan "Başka Mekânlara Dair: Heterotopyalar" adlı makalesinde kavramını ifade ederken, heterotopik mekânın altı farklı heterotopolojik niteliğini ortaya koyar. Buna göre alternatif toplumsal düzenin arandığı, özgün direniş çabalarının, birbirinden farklı birtakım şeylerin bir mekânda oluştuğu karşı muhalif mekânlar heterotopyaların en belirgin özellikleridir. Heterotopyaların içerisinde huzur evleri, psikiyatri klinikleri, hapishaneler, mezarlıklar, hamamlar, müzeler, tiyatro ve sinema gibi mekânları sayan Foucault, mimari, kentsel planlama, beşeri coğrafya, sosyoloji, sanat, edebiyat gibi önemli alanlarda heterotopya çalışmalarına öncülük etmiştir. Coğrafi bir perspektif hassasiyeti ile heterotopyaya yaklaşan David Harvey ise Fouacult'nun heterotopyalarını durağan ve kısır olarak değerlendirir. Ona göre, Foucault sadece örgütlenmiş kurumsal baskının mekânları üzerinde yoğunlaşarak, ileri sürdüğü görüşün genellenebilirliğini zayıflatır. Henri Lefebvre alternatif bir heterotopya görüşü ortaya koyarak, heterotopyaları farklılığın, kuralsızlık durumunun, potansiyel dönüşüm süreçlerinin mekânları olarak görür. Bu çalışmada da diğer heterotopya çalışmalarından farklı olarak heterotopyalar, Lefebvre'nin alternatif heterotopya okumasından hareketle, diyalektiğe dayalı bir kentleşme düşüncesinin içine yerleştirilmektedir. Bu noktada Lefebvre'in mekânsal üçlüsü çalışmanın çekirdeğine oturtularak, bir heterotopik mekân olarak Moda semtinin gündelik hayat pratiklerinin, algılanan, tasarlanan ve de yaşanan mekân anlayışı ile gösterilmesi mümkün olmuştur. Bu imkân ile mekânın bulunduğu döneme, alana, sahaya ve başat etkinliğe bağlı olarak değiştiği, heterotopinin vurguladığı zıtlıklar, karşıtlıklar, üst üste binmeler ve yan yana gelmeler ile dolu olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bunu göstermek için de ilk olarak; bir heterotopya örneği olarak Moda semtinde karşıtlığın ve zıtlığın en bariz göstergeleri olan sokak duvarları üzerine yazılanların silinen ve okunabilen durumda olanları bir dağılış haritası ile sunulmuştur. Bu kentsel mekânın duvar yazıları, karşıtlıklarıyla bir heterotopya örneğidir. Metodolojik olarak Amerikalı coğrafyacı Hartshorne'un coğrafi araştırmanın temeli saydığı alansal farklılaşma metodu, farklı ve karşıt mekânlar olarak bilinen heterotopyaların çıkarılıp öne sunulmasında temel bir rol oynamıştır. Bu nedenle araştırma sahasındaki mekânların gün içerisindeki zamansal yoğunluklarını ortaya koyarak, onların toplumsal düzendeki yeri ve heterotopik mekân nitelikleri ortaya konmuştur. Heterotopya kavramı bu tezde Yi-Fu Tuan'ın coğrafyaya kazandırdığı "kaçış" kavramı ile birlikte ele alınarak, heterotopik mekânın oluşumuna dair nedenler ortaya koyulmuştur. Çalışma çerçevesinde yapılan saha çalışmalarında iki yıl boyunca Moda semtinde faaliyet gösteren ve mekâna dair önem teşkil eden kurumlar gözlemler, fotoğraflar ve görüşmelerle incelenmiştir. Bölgede yer alan insanların ve toplulukların yılın belli dönemlerinde organize ettiği sinema okumaları, edebiyat söyleşileri, sahaf festivali, fotoğraf sergileri, konser etkinlikleri çerçevesinde katılımlı gözlem yapılmıştır. Duvar yazılarının altı aylık dönem içerisindeki görünüm ve değişimleri kartografik fotoğraf yöntemi ile kayda geçirilmiş ve sosyal teorideki açıklayıcı kavramlar (heterotopya) kullanılarak, coğrafi perspektif çerçevesinde Moda semti bir karşı bölge olarak ortaya konmuştur. İstanbul'un bu semtinde mekânsal olarak örüntülenen ve gündelik hayat pratiklerinin içinde kendini belirginleştiren farklılıklar ve karşıtlıklar oldukça ilgi çekicidir. Bu bağlamda bu çalışma coğrafi kavram ve yöntemler kullanılarak Moda'nın gece peyzajı, mekânın dili olarak kabul edilebilecek duvar yazıları ve sivil toponomisinin sunulmasıyla, bir metropol semtinin kentsel diyalektik içerisine konularak ele alındığı ilk heterotopya çalışması niteliğini de göstermektedir.
Körfez ilçesi'nde (Kocaeli) antropojeomorfolojik araştırmalar
4,5 milyar yılı aşan bir geçmişe sahip olan dünyamızın doğal işleyişi, özellikle Sanayi Devrimi ile başlayan son 200 yıllık süreçte, dünya nüfusunun hızla artması ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak insanın giderek doğayı kontrol altına alması sonucunda büyük ölçüde değişime uğratılmıştır. Bu değişimin yol açtığı olumsuzlukları, atmosfer, hidrosfer, toprak ve bitki örtüsünün yanı sıra jeomorfoloji biliminin araştırma konusunu oluşturan "yeryüzü şekilleri" üzerinde de görmek mümkündür. Günümüzde, insanın yeryüzünde yürütmekte olduğu beşeri ve ekonomik faaliyetlerdeki genel anlamdaki artış ve yoğunlaşma, yeryüzü şekillerinin de giderek artan bir şekilde değiştirilerek dönüştürülmesine yol açmıştır. Bunun sonucunda, insanın jeomorfolojik süreçler ve birimler üzerine yapmış olduğu doğrudan veya dolaylı etkileri incelemek üzere jeomorfolojinin bir alt dalı olarak "Antropo-jeomorfoloji veya Antropojenik jeomorfoloji" ortaya çıkmıştır. Dünyada jeomorfolojik birimler üzerine antropojenik baskının en fazla olduğu alanlar, dünya nüfusunun yoğunlaştığı kıyı bölgeleri ve gelişmekte olan ülkelerdir. Ülkemizde ise insanın yerleşik tarım hayatına geçtiği Neolitik Dönem ile başlatılabilecek antropojenik etkiler özellikle 1950'li yıllardan itibaren hızla artan nüfus ve yoğunluk kazanan sanayi faaliyetleri ile birlikte büyük ölçüde ivme kazanmıştır. Özellikle, Anadolu'dan başta İstanbul, Kocaeli, Sakarya, İzmir ve Bursa gibi kıyı illerine yönelen nüfus ve buradaki beşeri ve ekonomik faaliyetler, mevcut jeomorfolojik süreç ve birimler üzerine antropojenik etkiyi kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu durum çalışma mekânı olarak Körfez İlçesi'nin seçilmesinde en önemli etkenlerden biri olmuştur. Çünkü ilçe sadece Kocaeli'nin değil Türkiye'nin de en fazla göç alan ve yoğun beşeri faaliyetlerin gerçekleştirildiği, dolayısıyla antropojenik etkilerin en yoğun olarak gözlendiği alanların başında gelmektedir. Çalışma, dört bölümden oluşmakta olup birinci bölümde çalışmanın amacı, araştırma soruları, kullanılan yöntem, araştırmanın sınırlılıkları ve önceki çalışmalar üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, araştırma sahasının genel coğrafi özellikleri, üçüncü bölümde ise çalışmanın konusunu oluşturan antropojenik kökenli jeomorfolojik değişimler incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, antropojenik faaliyetlerin araştırma sahasında etki boyutunu tespit etmek amacıyla Nir (1983) tarafından önerilen "Potansiyel Antropojeomorfolojik Süreç Denklemi" kullanılmış ve uydu görüntüleriyle arazi çalışmalarından yararlanılarak "Körfez İlçesi Antropojenik Etki Haritası" hazırlanmıştır. Çalışmada, Körfez İlçesi idari sınırları içerisinde kalan sahanın bütünüyle geçmişten günümüze yoğun bir şekilde antropojenik müdahalelerin etkisi altında olduğu ve bunun sonucunda jeomorfolojik süreçlerde ve birimlerde önemli değişikliklere yol açtığı sonucuna varılmıştır.
Soma ilçesinde nüfus ve yerleşme
Araştırma alanını oluşturan Soma ilçesi; Ege Bölgesi'nin Asıl Ege Bölümü içerisinde yer almaktadır. îdari bakımdan Manisa iline bağlı bulunan ilçe, Ege Bölgesi'nin doğu-batı doğrultulu depresyonlarından olan Bakırçay vadisi içerisinde kurulmuştur. Soma güneyde Soma dağlan ile kuzeyde ise platoluk alan ile çevrilidir. İlçe idari bakımdan güneyde Alaşehir ilçesi, doğuda Kırkağaç, kuzeyde Balıkesir iline bağlı Savaştepe ve İvrindi ilçeleri, batıda ise İzmir iline bağlı Kınık ve Bergama ilçeleri ile sınırlanmıştır. Soma ilçesinde idari bakımdan 3 kasaba ve 55 köy yerleşmesi olmak üzere toplam 58 yerleşim yeri bulunmaktadır. 1990 yılı itibariyle 76641 kişi olan toplam nüfusun 49977' si şehir 26664'ü de kır nüfusundan oluşmaktadır. Araştırma sahasında Bakırçay ovasının daralması, platoluk ve dağlık alanların çok yer kaplaması ziraat alanlarını daraltmışlar, özellikle platoluk alan üzerinde kurulan yerleşmeler, toprakların verimsiz olması ve zamanla nüfusun artması sebebiyle dışarı göç vermektedir. Soma şehri, yakınında bulunan linyit ocakları ve 1957 yılında işletmeye açılan termik santrali sayesinde çevresinden devamlı göç alarak gelişmesini sürdürmektedir, özellikle 1950 'li yıllardan sonra göç kendisini daha çok hissettirmiş; nüfus Soma şehri yakınında toplanırken, kırsal alandaki nüfus da boşalmaya başlamıştır. Gelişmesini linyit kömürüne ve buna bağlı olarak gelişen sanayiye borçlu olan Soma şehri, çevresinin ekonomik ve sosyal bakımdan, merkezi durumuna gelmiştir.
Turizmin coğrafya ve coğrafya öğretimindeki yeri
Söke ilçesi coğrafyası
HI ÖZET Ege Bölgesi'nin Ege Bölümü'nde yeralan Söke, B.D.I.E verilerine göre 954 km2dir.1990 yılında yapılan son idari bölünüşe göre 8 kasaba, 34 köy ve bir şehirden oluşan, idari olarak Aydın ili'ne bağlı bir ilçedir. Söke, yerşekilleri, iklim, doğal bitki örtüsü, nüfus ve ekonomik faaliyetler yönünden bulunduğu bölgenin ve bölümün özelliklerini taşımaktadır. Genel olarak doğal sınırlarla çevrilmiş olan ilçenin batısında doğu batı yönünde uzanan Dilek Dağı ile güney ve güneydoğusunda Beşparmak Dağları'nın kuzey yamaçları uzanmaktadır. İki dağ kütlesinin arasında içinden Büyük Menderes Nehri'nin geçtiği çöküntü sahası olan Söke Ovası yer alır. İlçenin en önemli akarsuyu olan Büyük Menderes Nehri, doğu batı yönünde akarak Söke Ovası'nı ikiye ayırır ve ilçenin güneybatısında Ege Denizi'ne dökülür. Yüzey şekilleri bakımından dağlık alanlar, platolar ve Söke Ovası'ndan oluşan sahada, birikinti koni ve yelpazeleri ile dağların kıyıya dik uzanmasından dolayı girintili çıkıntılı kıyılar ile kıyı kordonu ve okları da yeralmaktadır. Genel olarak Akdeniz iklimi'nin yaşandığı alanda, kışın sağnak yağışlar etkili olmakta ve yıllık ortalama yağış miktarı 943 mm.'ye ulaşmaktadır. Yazın ise kuraklık bazı yıllarda şiddetini artırmaktadır. Alandaki yerüstü suları Büyük Menderes Nehri ile nehre karışan çok sayıdaki yan dereden oluşmaktadır. Çeşitli büyüklükteki göllerin bulunduğu sahada oluşumu yeni olan ve tarafımızdan " Serçin Gölü" olarak adlandırılan göl dikkat çekmektedir. Çamiçi Gölü ile bağlantısı alüvyon setti ile kesilen göl, drenaj kanallarının da etkisi ile ortaya çıkmıştır. Azonal, intrazonal ve zonal toprak gruplarının yeraldığı sahada en önemli pay alüvyon topraklara aittir. Tarımsal üretiminin önemli bir bölümü bu topraklardan sağlanmaktadır. İlçede bitki örtüsü ormanlardanIV ve makilerden oluşmaktadır. Paleozoiğe ait şist ve kalkerlerden oluşan Dilek Dağı üzerindeki kızılçamlar ve karaçamlar Dilek Milli Parkı kapsamı içinde yeralmaktadır. Makilerin de çeşitli elemanları alanda dağılış gösterir. İlçede, genel olarak toplu yerleşmeler bulunmakta, sürekli yerleşmeler ise; şehir, kasaba, köy ve mahallelerden oluşmaktadır. Geçici yerleşme olarak tarımsal veya hayvansal üretimler yapan çiftlikler ile sahada önemi ve sayısı iyice azalmış olan bahçe damları yeralmaktadır. Söke ilçesi B.D.i.E 1990 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre sık nüfuslu yerleşmelerdendir. Aynı yıla ait nüfus sayımına göre Söke Şehri'nde 50.866 kişi, sekiz kasabasa 40.761 kişi, otuzdört köyde 28.123 kişi olmak üzere toplam 119.750 kişi yaşamaktadır. Eğitim ve kültür düzeyi yüksek olan sahada nüfusun büyük bölümünü genç nüfus oluşturmaktadır. Alandaki ekonomik faaliyetin esasını sulu tarım alanlarında buğday ve ayçiçeği gibi ürünlerle münavebeli olarak ekilen pamuk oluşmaktadır. Her türlü sebze ve meyve üretiminin gerçekleştiği ilçede, hayvancılık daha çok tarımı destekler özelliktedir.
Tavşanlı ilçesinin beşeri ve ekonomik coğrafyası
ÖZET Ege Bölgesi'nin İçbatı Anadolu bölümünde bulunan araştırma alanı, konumunun verdiği bazı avantajlara bağlı olarak çok eski tarihlerden beri yerleşilmiştir. Günümüzden yaklaşık 3500-4000 yıl önce yerleşmelerin var olduğu saha, esas yerleşme faaliyetlerine Selçuklular ve Osmanlılar Dönemi'nden sonra sahne olmuştur. Bugünkü yerleşme özellikleri, bazı istisnalar dışında o dönemde oluşmuştur. 1940 yılına kadar normal seyrinde gelişen Tavşanlı, bu tarihten itibaren yörede bulunan linyit çıkarımına bağlı olarak hızlı bir gelişim sürecine girmiştir. Özelikle Tunçbilek ve çevresindeki yerleşmeler hızla nüfus almış ve gelişmiştir. Bazı dalgalanmalar ve duraklamalarla birlikte 1956 yılında Tunçbilek Termik santralinin açılmasına bağlı olarak, araştırma alanı tekrar hızlı bir gelişme sürecine girerek, ekonomik bakımdan canlılığını korumuştur. Sahadaki bu zenginlikler 1985'li yıllara kadar devam etmiş ve bu dönemden itibaren ekonomik ve sosyal şartlarda değişiklikler olmuştur. Araştırma alanındaki linyitleri işleten GLİ (Garp Linyitleri İşletmesi) ve Termik Santrale işçi alınmaması sahada işsizliğin artmasına ve göçlerin olmasına sebep olmuştur. Ayrıca linyit rezervinin azalması ve termik santralin ömürünü tamamlamak üzere olması gibi faktörler bu durumu oluşturmuştur. İşte sahaya canlılık veren bu iki sektördeki olumsuzluklar, yeni iş alanları yaratılmasını zorunlu kılmaktadır. Bunun için yörede bulunan doğal zenginlikler dikkate alınarak yeni ekonomik plânlamalar yapılarak işsizlik önlenebilir. Araştırma alanındaki tarım, turizm ve sanayiye yönelik potansiyeller değerlendirilerk yeni iş imkânları yaratılmalıdır. Ayrıca sahanın önemli yol kav şaklarında olması, bu sektöre yönelik olarak ticaret ve atölyeler açılarak iş imkânı oluşturulabilir. Araştırma alanında şu an için hissedilmeyen, ancak ileride büyük problemler doğurabilecek çevre sorunları vardır. Bunların başında yerleşim için tarım alanlarının yok edilmesi, orman tahribi ve linyit çıkarımı esnasında toprak kaybı ve cürufların gelişi güzel atılması gelir. Sahanın önemli bir erozyon sahası olduğu dikkate alındığı zaman bu tehlikelerin çok büyük etkileri olacağı görülür.
Zihin haritalarında Rize Cumhuriyet Caddesi
Coğrafya içerisinde önemli bir çalıĢma alanı olan davranıĢsal coğrafya, insanların; ilgileri, istekleri, ihtiyaçları, deneyimleri, sosyo-kültürel altyapısı, cinsiyeti, yaĢı, eğitim seviyesi, bilinçlenme düzeyi ve ilgi alanlarındaki farklılıklardan hareketle yaĢadıkları çevreyi nasıl algıladığını ve algılarında etkili olan faktörlerin neler olduğunu inceler. AlıĢveriĢ mekânları, insan ve mekân arasındaki etkileĢimin en yoğun olduğu yerlerdendir. Bu mekânlar Ģehirde yaĢayan insanların zihninde farklı Ģekilde kendisini göstermektedir. Ġnsanların edindikleri deneyimler ve ilgileri doğrultusunda zihinlerinde algısal olarak oluĢturdukları mekânsal Ģemaları ifade etmede en etkili yolu zihin haritaları oluĢturur. Bu çalıĢmada, Rize‟nin en önemli caddelerinden biri olan Cumhuriyet Caddesi‟nin, Ģehirde yaĢayan farklı niteliklere sahip nüfus grupları tarafından nasıl algılandığını, bu algılarına etki eden faktörlerin neler olduğunu, bu nüfus gruplarının algısal birlikteliklerinin ve algısal farklılıklarının neler olduğunu zihin haritaları yoluyla ortaya koymaya çalıĢılmıĢtır. AraĢtırma kapsamında esnaf, memur, lise ve üniversite öğrencileri, ev kadınları, Eğitimcilerden oluĢan 246 kiĢiye anket ve taslak haritada boĢluk doldurma yöntemi uygulanmıĢtır. Elde edilen bilgiler istatistiksel yöntemlerle sayısallaĢtırılarak, tablo ve grafiklere aktarılmıĢ ve zihin haritaları oluĢturulmuĢtur. Ardından bulgular yorumlanarak, Cumhuriyet Caddesi‟nin Ģehirde yaĢayanların zihin haritalarında ne Ģekilde yer ettiği ortaya konmuĢtur.
Madencilik faaliyetlerinin toprak kirliliği üzerindeki etkilerinin incelenmesi: Orhaneli ve Büyükorhan (Bursa) örneği
Madencilik insanoğlu tarafından yapılan önemli bir ekonomik faaliyettir. Ancak diğer birçok antropojenik faaliyetlerde olduğu gibi madencilik faaliyetleri de çevre üzerinde birçok olumsuz etki bırakmaktadır. Toprak, su, hava ve gürültü kirliliği, arazi degredasyonu, biyoçeĢitliliğin azalması, toprak çökmesi ve sağlık ile ilgili problemlerin artması madencilik faaliyetlerinin çevresel etkilerinden birkaçını oluĢturmaktadır. Bu nedenle bu çalıĢmada Orhaneli ve Büyükorhan (Bursa) çevresinde yürütülen madencilik faaliyetlerinin toprak kirliliği (ağır metal) üzerinde olan etkilerini tespit etmek amaçlanmıĢtır. Bu amaçla çalıĢma alanından, sistematik rastgele karalej yöntemi ile 19 adet toprak örneği alınmıĢtır. ÇalıĢma alanındaki ağır metallerin mekansal değiĢiminin tespit edilmesinde, haritalanmasında ve risk değerlendirilmesinde jeoistatistiksel yöntemlerden ordinary ve indicator kriking yöntemleri kullanılmıĢtır. ÇalıĢma alanındaki her bir ağır metalin, maden ocakları ile iliĢkisini tespit etmek için mesafe analizi yapılmıĢtır. Topraktaki ağır metallerin, maden ocaklarına yaklaĢtıkça yada uzaklaĢtıkça nasıl etkilendiğini ortaya koymak için ise Pearson „Bivariate' Korelâsyon analizi yönteminden yararlanılmıĢtır. Sonuç olarak en yüksek arsenik, bakır, cıva, çinko, krom, mangan seviyeleri Orhaneli‟nin güneyindeki alanlarda tespit edilmiĢtir. En yüksek alüminyum değerleri ise Büyükorhan‟ın kuzeyi ile kuzeybatısındaki alanda gözlenmiĢtir. Diğer metallerin (demir, kadmiyum, kobalt, kurĢun, nikel ve vanadyum) ise çalıĢma alanının kuzeyinde daha yüksek seviyelerde olduğu belirlenmiĢtir. Mesafe analizi sonucunda ise sadece cıva metali dıĢında diğer metallerle maden ocakları arasında anlamlı iliĢki tespit edilmiĢtir. Ayrıca alüminyum, arsenik, bakır, cıva, çinko, demir, kadmiyum, kobalt, kurĢun ve mangan için belirtilen sınır değerlerin altında değerler tespit edilirken krom, nikel ve vanadyum için ise sınır değerlerin üstünde seviyeler tespit edilmiĢtir. Ağır metaller açısından kirli olarak görülen alanlar mermer ve krom iĢletmelerinin çevresi olarak tespit edilmiĢtir. Ġlçeler birbiri ile kıyaslandığında ise Orhaneli‟nde Büyükorhan‟a göre tüm kirleticilerde daha yüksek seviyeler tespit edilmiĢtir.
Coğrafyada mekânsal istatistik yöntemleri kullanarak trafik kazalarının analizi: İzmir şehir örneği
Dünya genelinde farklı ulaşım türleri kullanılmaktadır. En yaygın kullanılan ulaşım türleri hava yolu, deniz yolu, demir yolu ve karayoludur. Çalışma konusu karayolu ulaşım türü içerisinde yer almaktadır. Karayolu ulaşımının olumlu sonuçları olduğu gibi olumsuz sonuçları da bulunmaktadır. Olumsuz sonuçlarından birisi de trafik kazalarıdır. Çalışmanın odak noktası bu konu üzerinedir. Çünkü trafik kazası sonucunda birçok kişi yaralanmakta veya ölmektedir. Türkiye'de 2010-2014 yılları arasında yaklaşık olarak 1.2 milyon trafik kazası meydana gelmiştir. Toplam kazaların %88'i maddi hasarlı gerçekleşirken %12'si ölümlü-yaralanmalı sonuçlanan trafik kazalarıdır. Trafik kazaları sonucunda 2010-2014 yılları içerisinde 3 768 kişi ölürken 255 507 kişi yaralanmıştır. Ayrıca Türkiye'de 2010-2014 yılları arasında her yıl yaklaşık olarak 1 milyon ve her gün 2 700 araç trafiğe dahil olmaktadır. Dolayısıyla bu tür çalışmaların önemi gün geçtikçe artmaktadır. Çalışma alanı olarak İzmir şehri seçilmiştir. Çalışma alanındaki on bir ilçe sınırı içerisinde meydana gelen trafik kazaları incelenmiştir. Trafik kaza verileri iki kurumdan elde edilmiş ve 2010-2014 yıllarını kapsamaktadır. Bunlar İzmir Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ile Sigorta Bilgi ve Gözetim merkezidir. İzmir şehrinde toplam beş yıla ait 31 169 trafik kaza noktası işlenmiştir. Toplam beş yılda trafik kazaları sonucunda 126 ölüm gerçekleşirken 23 640 yaralanmalı kaza meydana gelmiştir. İzmir'de 2010-2014 yılları arasında her yıl ortalama 47 binden fazla ve her gün 130'dan fazla araç trafiğe dâhil olmaktadır. Tezin amacı trafik kazalarının değişkenlere göre hangi alanlarda yoğun olarak gerçekleştiğini tespit etmektir. Araştırma başlanmadan önce araştırma soruları ve alt problemleri oluşturulmuştur. Çalışmada alt problemlere bağlı olarak nokta yoğunluk, çizgi yoğunluk ve mekânsal otokorelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda trafik kazalarının alt problemlere göre ve değişkenlere göre kümelendiği alanlar tespit edilmiştir. Tezin sonucunda trafik kazalarının yoğun olarak merkezi iş alanları ve yerleşim alanları içerisinde gerçekleştiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca Konak ilçesinde bulunan merkezi iş alanlarına bağlantı sağlayan karayolları üzerinde trafik kazaları yüksek sayıda gerçekleştiği, çalışma sonucunda ortaya konmuştur. Trafik kazalarının yoğun olarak bu bölgelerde meydana gelmesinin sebebi kent çekim merkezinin bir ilçede bulunmasıdır. Anahtar Kelimeler: Mekansal Analiz, Mekansal İstatistik, Trafik Kazası, İzmir
Pandeminin barajlar üzerindeki etkisi: Ankara ili örneği (Çamlıdere Barajı, Kurtboğazı Barajı, Kesikköprü Barajı)
Canlı yaşamının devamlılığında hayati önem taşıyan temiz su kaynakları artan nüfus, küresel iklim değişikliği ve bilinçsiz tüketim ile birlikte tehlike altındadır. Bu çalışmada, pandemi koşullarında artan su tüketiminin, şehirlerin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan barajlar üzerindeki etkisini tespit etmek amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Ankara ilinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını sağlayan Kesikköprü, Çamlıdere ve Kurtboğazı barajları örneklem olarak ele alınmaktadır. Kesikköprü, Çamlıdere, Kurtboğazı Barajlarının öncelikle baraja gelen su miktarı, barajdan çekilen su miktarı ve buharlaşan su miktarları değerlendirilerek, son 20 yıldaki durumları incelenmektedir. Pandemi dönemini içine alan 2020-2022 yılları arasında su tüketimi değerleri incelenmiş ve elde edinilen bilgiler doğrultusunda tüketim değerlerinin arttığı tespit edilmiştir. Bu durumun pandemi döneminde ki hastalıktan korunmak adına teşvik edilen el yıkama gibi kişisel temizlik önlemlerinin su tüketimine etkisi olduğu düşünülmektedir. Tüketim değerlerinin ev ve işyerlerinde artış göstermesi, park-bahçe ve resmi kurumlarda azalış göstermesi pandemi dönemindeki temizlik önlemleri ile açıklanmaktadır. Barajlardan çekilen su miktarları değerlerinde genel itibari ile pandemi döneminde artış tespit edilmiştir. Barajlara gelen ve barajlardan çekilen su miktarlarının değişiminde iklim ile doğrudan ilişkisi tespit edilmektedir. Barajlara gelen su miktarında, dönemin yağışlı veya kurak bir mevsim geçirme durumuna göre artış ya da azalış gösterdiği belirlenmektedir. Nüfus ile tüketim miktarları arasında doğrudan ilişki saptanmış, nüfus miktarının artması ile tüketilen su miktarı değerlerinin de arttığı belirlenmiştir. Tüm bu değerlendirmeler neticesinde su tüketiminde; iklim, nüfus ve pandemi dönemindeki hastalıktan korunmak adına uygulanan su tüketimine teşvik edici temizlik önlemlerinin etkisi olduğu görülmüştür.
Sarıgöl Mahallesinde (Gaziosmanpaşa-İstanbul) kentsel dönüşümün yer duygusuna etkileri
21. yy‟da küresel ve yerel ölçekte yaĢanan ekonomik krizler kentsel mekâna müdahale biçimini ve planlama süreçlerini önemli biçimde etkilemiĢtir. 2000‟li yıllardan sonra neoliberal politikaların ivme kazanmasıyla kentler küresel sermayenin hegemonyası altında kalarak hızla dönüĢüme uğramaya baĢlamıĢtır. Özellikle ülkemizde 2002 yılında mevcut siyasi iktidarın değiĢmesiyle birlikte 1984 yılında dar ve orta gelirli vatandaĢın konut ihtiyacını karĢılamak için kurulan Toplu Konut Ġdaresi BaĢkanlığı‟na (TOKĠ) verilen yetkiler arttırılmıĢtır. TOKĠ‟ye verilen yetkilerin arttırılmasıyla Ġstanbul gibi büyük kentler mega projelerle birer inĢaat alanına dönüĢtürülmüĢtür. Son yıllarda özellikle yoksul ve dezavantajlı grupların yaĢadığı gecekondu bölgeleri TOKĠ ve özel inĢaat firmalarının iĢ birliğiyle kentsel dönüĢüm projesi adı altında hızla dönüĢüme uğramaktadır. Ġnsanların yaĢadıkları yere karĢı duygu ve değerleri yok sayılarak yapılan bu dönüĢümler rantsal odaklı olup beraberinde soylulaĢtırmayı (gentrification) getirmektedir. Yıllardır insanların yaĢayıp bizim diyerek sahip çıktığı, içinde kendini huzurlu, mutlu ve güvenli hissettiği mahalle kültürünün kök saldığı bu mekânlar kentsel dönüĢüm projeleriyle yok olmaktadır. Bu durum kentsel dönüĢüm projelerinde, insan ve mekân etkileĢiminin bir sonucu olarak ortaya çıkan "yer duygusu" unsuruna dikkat edilmediğini göstermektedir. Kentsel dönüĢümün yer duygusu üzerindeki etkileri bağlamında bu çalıĢmada 2012 yılından sonra 6306 sayılı Afet DönüĢüm Yasası ile kentsel dönüĢüme uğramaya baĢlayan Sarıgöl Mahallesi‟nin (Ġstanbul- GaziosmanpaĢa) mevcut durumu incelenmiĢtir. ÇalıĢmada karma yöntem araĢtırması kullanılmıĢtır. ÇalıĢma alanında elde edilen nicel verilerin desteklenmesi amacıyla mahallede yaĢayan kiĢilerle görüĢmeler yapılmıĢtır. ÇalıĢmanın verileri henüz kentsel dönüĢüme uğramamıĢ, çoğunlukla Roman halkının yaĢadığı ġen Mahalle olarak nitelendirilen alandan ve kentsel dönüĢümü tamamlanmıĢ konut alanından toplanmıĢtır. DönüĢüme baĢlanmamıĢ alandan elde edilen veriler ile kentsel dönüĢüm projesinin bittiği alandan elde edilen verileri karĢılaĢtırmak amacıyla, dönüĢümü tamamlanmıĢ alandan yapılan konutlarda yaĢayan hak sahipleriyle de görüĢmeler yapılmıĢtır. ÇalıĢmanın bulgular kısmında veriler bu doğrultuda incelenmiĢtir. Sarıgöl Mahallesinde yapılan kentsel dönüĢüm projesinin ġen mahalle olarak nitelendirilen çoğunlukla Roman halkının yaĢadığı ve henüz dönüĢüme uğramayan alan üzerinde olumsuz iii yönde etki ettiği tespit edilmiĢtir. Yapılan kelime bulutlarında ġen Mahalle alanında yaĢayan Roman halkının mahalleyle bütünleĢtiği, mahalleyle olan aidiyet ve bağlılığın yüksek olduğu tespit edilmiĢtir. Kentsel dönüĢüm ile birlikte yapılan konut alanlarında yer duygusu unsuruna önem verilmediği ortaya çıkmıĢtır. Mahallede yaĢayan bireyler kültürlerini ve kimliklerini yansıtan Sarıgöl Mahallesinin kentsel dönüĢüme uğramadan önceki halinde yaĢamayı tercih ettikleri ortaya çıkmıĢtır. Yapılan konutların insanları yansıtmadığı, kentsel dönüĢüm projesinin rantsal bir amaçla yapıldığı ve var olan yoksulluğu arttırarak yerinden edilmeye neden olduğu ortaya çıkmıĢtır.
Honaz Dağı'nın periglasyal jeomorfolojisi (Denizli)
Çalışma kapsamında, Ege Bölgesi'nin en yüksek kütlesi olan Honaz Dağı'nın zirveler kesiminde, periglasyal süreçler ve şekillerin incelenmesi amaçlanmıştır. Buzulların gelişemediği fakat soğuk iklim şartları ve permafrostun etkili olduğu alanlarda, periglasyal süreçler ve bu süreçler sonucunda oluşan periglasyal şekiller meydana gelmektedir. Honaz Dağı 2571 m yükseltisi ile Geç Pleistosen'de (126-11.7 binyıl) kalıcı kar sınırının ortalama 200 m altında kalmıştır. Bundan dolayı, Honaz Dağı buzullaşmaya uğramamıştır. Bununla birlikte, saha buzul çevresi bölgelerde gözlenen periglasyal süreçlerden şiddetli biçimde etkilenmiştir. Halen aktif olarak yaşanan periglasyal süreçler, sahanın zirveler bölümünü büyük oranda şekillendirmiştir. Çalışma kapsamında, Honaz Dağı'nın zirveler bölümü ilk defa detaylı şekilde araştırılıp, periglasyal şekillerin oluşum mekanizmaları ve sınıflandırılması yapılarak haritalanmıştır. Kütle üzerinde periglasyal bölge sınırları içerisinde çemberler, taş kümeleri, girlandlar, şeritli topraklar, konjelifraksiyon yamaçları ile konjeliturbasyon depolarının varlığı ortaya çıkarılarak, periglasyal şekillerin gelişimi morfometrik yöntemler ile açıklanmıştır. Periglasyal şekiller üzerinde iklim faktörünün etkisini belirtebilmek için, sahanın iklim eğilimleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Mann-Kendall Testi, Mann-Kendall Sıra İlişki Katsayısı ve Sen Eğilim Testi analizleri yapılarak geçmişten günümüze iklimsel süreçlerin değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Yıllık donma-çözülme olayları, fiziksel ufalanma, kar örtüsü ve eğim faktörleri şekillerin oluşmasında en önemli etmenlerdir. Kütle üzerinde oluşan şekillerden, çemberler, taş kümeleri, şeritli topraklar ve konjelifraksiyon yamaçları güncel iklim şartları altında gelişimlerine devam etmektedir. Konjeliturbasyon depoları ise geçmiş iklim koşulları altında oluşmuş ve günümüzde hareketsiz durumdadır.
Edremit Ovası'nda alüvyal jeomorfoloji araştırmaları
Bu çalışma, Balıkesir il sınırları içerisinde bulunan ve üzerinde Edremit, Burhaniye ve Havran yerleşmelerinin bulunduğu Edremit Ovası ve çevresini kapsamaktadır. Ege Bölgesi'nin kuzeyinde yer alan Edremit Ovası, Batı Anadolu'daki grabenlerden farklı olarak Kaz ve Madra Dağları arasında üçgen şeklinde görünüme sahip, bir yarı graben özelliğindedir. Edremit Ovası gibi jeolojik anlamda karmaşıklığın bulunduğu bir yörenin alüvyal jeomorfolojisine ait birimleri açıklamak ve alüvyal birimleri yeni yaklaşımlarla değerlendirmek tezin temel amacıdır. Araştırma alanının kuzeyindeki Kaz Dağları global iklim değişiklikleri neticesinde buzullaşmaya maruz kalmamakla birlikte periglasyal süreçlerden etkilenmiştir. Bu dönemde, Edremit Körfezi'nde ise deniz seviyesi değişmelerine bağlı olarak kıyı çizgisi sürekli değişiklikler göstermiştir. Buna bağlı olarak, Edremit Körfezinde tektonik ve jeolojik unsurların denetiminde çeşitli alüvyal ortamlar gelişmiştir. Bunlar; karasal, denizel ve deltaik ortamlardır. Bu çalışmada Edremit ovası ve çevresindeki alüvyal ortamlar sayısal analizler kullanılarak incelenmiştir. Bu bağlamda önce ova tabanına doğru akış gösteren drenaj ortamları hidrografik analizlerle değerlendirilerek, alüvyal birimin taşınmasında etkin olan akarsu havzaların morfolojik özellikleri ortaya konulmuştur. Edremit Ovasında bulunan güncel akarsu yataklarından alınan örnekler granülometrik analize tabi tutularak, ova tabanındaki akarsuların taşıdıkları malzemelerin tane boyut analizi yapılmıştır. Bu sediman örneklerinin bir kısmı element analizine tabi tutularak, yoğunluk kazanan elementlerin oranı belirlenmiştir. Sedimanlardan alınan örneklerin yapısal anlamda karakterizasyonunu ortaya çıkarmak amacıyla mineralojik analizler yapılarak, ovadaki mineral yoğunluklu fazlar tespit edilmiştir. Son olarak ise Edremit ovası üzerinde D.S.İ, Burhaniye Belediyesi ve özel şirketlerce yapılan sondaj verileri değerlendirilerek, ovanın paleocoğrafik gelişimi hakkında çıkarımlar elde edilmiştir.
Üniversite şehri kriterleri üzerine bir çalışma: Eskişehir örneği
Bir yerleşmenin nitelendirilebilmesi için belirli kriterlere ihtiyaç vardır. Bu kriteler zamana ve mekana göre değişiklik gösterebilmektedir. Örneğin günümüze kadar şehir tanımı birçok kez değişmiştir. Yerleşmelerin tanımlanması için nüfus ve ekonomik faaliyetler en yaygın kullanılan ölçütlerdir. Eskişehir kentinin üç devlet üniversitesine sahip olması ve uzun yıllardır bilinen üniversite şehri karakteri bu çalışma ile nitelendirilmiştir. Çalışmada, bir üniversite şehri tanımı yapabilmek için kullanılması gereken kriterler belirlenmiştir. Yapılan önceki çalışmalar, elde edilen veriler ve yapılan anket çalışmasındaki bulgular değerlendirilerek üniversite şehri kriterleri iki başlık altında ele alınmıştır. Bunlar Beşeri Unsurlar ve Mekansal Göstergelerdir. Beşeri Unsurlar nüfus, ulaşım, güvenlik, mal-hizmet alımı, akademik ve kültürel faaliyetler olmak üzere beş alt başlıkta değerlendirilmiştir. Mekansal Göstergeler de ise Üniversite Caddesi üzerindeki işletmeler analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şehir, Kriter, Öğrenci, Üniversite Şehri.
İstanbul'da tamamlanan kentsel dönüşüm projelerinin sosyal ve mekânsal etkileri (Gaziosmanpaşa, Esenler ve Zeytinburnu örneği)
Kentler medeniyetlerin kurulmasında ve gelişmesinde önemli rol oynayan yerleşme alanlarıdır. İnsanlık tarihinde önemli tarihi olayların yaşandığı kent yerleşmeleri, aynı zamanda nüfusun toplanma alanı da olmuştur. Tarih boyunca önemini koruyan kentler, Sanayi Devrimi ile birlikte yoğun göç alan yerleşmeler haline gelmiş ve günümüz anlamındaki kent fonksiyonunu kazanmaya başlamıştır. Öncelikle Sanayi Devriminin başladığı Avrupa'da yaşanan kentleşme deneyimi, sanayileşen diğer bölgelerde devam etmiş; hızlı göç ile kontrolsüz büyüyen kentlerde konut sorunları, altyapı yetersizliği, çarpık kentleşme gibi sorunlar meydana gelmiştir. Ortaya çıkan sorunlara kent planlamaları ile çözüm üretilmeye çalışılmıştır. II. Dünya Savaşı'nın ardından kentlerde meydana gelen yıkım ve enkazı kaldırmak için ise kentsel yenileme çalışmalarına girişilmiştir. Dünya ölçeğinde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler kentlerin de önemini artırmış, kentler ekonomik değer kazanmaya başlamıştır. 1970'li yıllardan itibaren uygulanmaya başlanan neoliberal ekonomi politikaları ile birlikte kente müdahalenin boyutları da değişmiş, kentin ve kentsel dönüşüm projelerinin ekonomik değeri önem kazanmıştır.Türkiye, dünyada yaşanan kentleşme süreçlerini takip etmiş ancak Türkiye'de kentleşme süreci çok daha hızlı yaşanmıştır. İstanbul da bu hızlı ve plansız kentleşme sürecini en yoğun şekilde hisseden kentlerin başında gelmektedir. Türkiye'de 1980 yılından itibaren uygulanmaya başlanan neoliberal ekonomi politikaları ile beraber büyük kentler küresel merkezler haline gelmiştir. Bu süreçte kent merkezinde kalan ve değeri yükselen gecekondu bölgelerini dönüştürmek amacıyla kentsel dönüşüm çalışmalarına başlanmıştır. Farklı tarihlerde kentsel dönüşüme yönelik adımlar atılmış olsa da kentsel dönüşümün gündeme gelmesi 2002 yılından sonra olmuş, 2005 yılında İstanbul özelinde projeler başlatılmış ancak kapsamlı projelerin yapılması 2012 yılından sonra yapılan yasal düzenlemeler ile mümkün olmuştur. Kentsel dönüşüm toplumun her kesimini etkileyen çok yönlü bir süreçtir. Kentsel dönüşüm ile birlikte yalnızca konutlar fiziksel anlamda dönüşmemekte, sosyal ve mekânsal anlamda da değişimler meydana gelmektedir. Bu çalışma ile de İstanbul'da tamamlanan kentsel dönüşüm projelerinin yer aldığı beş farklı mahallede kentsel dönüşüm ile birlikte meydana gelen sosyal ve mekânsal değişimlerin araştırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda İstanbul Avrupa yakasında yer alan Gaziosmanpaşa, Esenler ve Zeytinburnu ilçelerinde yer alan Sarıgöl, Yıldıztabya, Havaalanı, Turgutreis ve Sümer Mahallelerinde tamamlanan konut sayılarının % 10'u kadar kişi ile anketler uygulanmış ve bu anketler gözlem ve mülakatlar ile desteklenmiştir. Anket sonuçları SPSS programı ile değerlendirilmiş ve çıkan tablolar yorumlanmıştır. Gecekondu mahallesi özelliği gösteren bu mahallelerde kentsel dönüşüm projeleri 6306 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte hız kazanmış, projeler tamamlanmaya başlamıştır. Sosyal ve ekonomik şartların düşük olduğu dönüşüm alanlarında kentsel dönüşüm hem fiziksel anlamda hem de toplumsal anlamda mekânı değiştirmiştir. Dönüşüm ile birlikte mahallelerde nüfus profili değişmeye başlamış, kültürel dönüşüm meydana gelmiş, mahalleler yüksek konutlar ve kapalı siteler ile farklı bir görünüm kazanmıştır. Gerçekleşen dönüşüm süreci yıllardır bir arada yaşayan mahalle sakinlerini derinden etkilemiştir. Mahalle sakinleri kentsel dönüşüm sonucunda konutlarının yenilenmesinden, depreme dayanıklı hale gelmesinden ve mülkiyet sorunlarının çözülmesinden memnundurlar. Ancak verilen sözlerin tutulmaması, projelerin zamanında bitirilmemesi, borçlanma gibi sorunların hak sahiplerini zor durumda bıraktığı görülmüştür. Ayrıca sosyokültürel anlamda da dönüşümün yaşandığı kentsel dönüşüm uygulamalarında, özellikle eski mahalle sakinleri dönüşen yeni mekânlara maddi ve manevi anlamda alışmakta zorluk çekmektedirler.
Türkiye'de atık yönetimi uygulamaları ve atıklardan enerji üretimi (Kocaeli-İZAYDAŞ örneği)
Günümüzde katı atıklar dünyada ve Türkiye'de büyük sorun haline gelmeye başlamıştır. Bu tez çalışmasında katı atık ve atıklardan enerji üretimi konusu Kocaeli (İZAYDAŞ) örneğiyle birlikte incelenirken, dünyadan örneklerle Türkiye'de katı atık kavramı ve katı atık yönetimi uygulamaları da incelenmiştir. Çalışma, dört bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde araştırmanın amacı, araştırma alanı olan Kocaeli' nin coğrafi konumu, fiziki ve beşeri özellikleri, tezin yazımında kullanılan veri ve yöntem ile alan ve konu ile ilgili literatür taraması anlatılmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de ve Kocaeli' de katı atıkların durumunu, katı atıkların ülkemize çevresel ve ekonomik etkisini, katı atıklardan enerji üretimi ve bertaraf tesislerinin durumuyla birlikte katı atıkların İZAYDAŞ örneğinde nasıl azaltılabileceğini ve değerlendirilebileceğini göstermek amaçlanmaktadır. Nüfus yoğunluğu, tüketim ve sanayi faaliyetleri ile birlikte katı atıkların yaygın olduğu Kocaeli, örneklem olarak seçilmiştir. Ağırlıklı olarak literatür taraması ile birlikte saha araştırması da yapılmış ve İZAYDAŞ yetkilileriyle görüşmeler yapılarak istatistiksel bilgiler tablo ve grafik haline getirilerek kullanılmıştır. İkinci bölümdeki kavramsal çerçeve kısmında; çevre, çevre kirliliği ve nedenleri, atık, katı atık ve çeşitleri, sürdürülebilir kalkınma, entegre atık yönetimi ve uygulama seçenekleri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise bulgular ve değerlendirme kısmı gelmektedir. Bu bölümde Türkiye'de katı atıklar, belediye atıkları, katı atıkların sınıflandırılması, katı atıklardan enerji üretimi, Kocaeli' de katı atıklar ve katı atıklardan enerji üretimi ve son olarak dördüncü bölümde İZAYDAŞ örneğinde katı atıklar ve katı atıkların bertarafı anlatılmıştır. Türkiye' deki katı atık karakterizasyonu ile Kocaeli' deki katı atık karakterizasyonu benzerlikler göstermektedir. Bu karakterizasyonda katı atıkların en büyük kısmını mutfak atıkları oluşturmaktadır. Diğer yanabilen sınıfına giren kumaş, ayakkabı, çocuk bezi, çanta gibi katı atıklar da oldukça fazla yer kaplamaktadır. Kış mevsiminde ise kül ve cüruf atıkları artış göstermektedir. 2018 yılında kişi başına düşen katı atık miktarı Türkiye' de ve Kocaeli' de de günde ortalama 1.2 kg' ye yaklaşmaktadır. Türkiye' de atıkları depolama ve bertaraf yetkisi, yerel yönetimlere verilmiştir. Vahşi depolama ise yasaktır. Ancak yerel yönetimlerin ulaşamadığı küçük yerleşmelerde hala vahşi depolama yapılmaktadır. Düzenli depolama, yakma, biyogaz, biyometanizasyon, LFG gibi bertaraf yöntemleri Türkiye' de yaygınlaşmaya devam etmektedir. Kocaeli' de 2018 yılı itibari ile 195 adet atık işleme tesisi bulunmaktadır. Kocaeli' de 95 adet tehlikesiz atık geri kazanım tesisi, 60 adet lisanslı ambalaj atığı toplama ayırma tesisi ve geri kazanım tesisi ve 29 adet de tehlikeli atık geri kazanım tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerden en önemlisi Türkiye'nin ilk katı atık bertaraf tesisi olan İZAYDAŞ' tır. Bu tesis Türkiye'de kurulan diğer bertaraf tesislerine öncü olmuştur. Dördüncü bölümde ise İZAYDAŞ ve faaliyetlerine ayrıntılı olarak yer verilmiştir.
Niksar şehrinde kadına yönelik şiddetin coğrafi analizi
Günümüzde her alanda karşı karşıya kaldığımız şiddet kavramı her geçen gün etkisini ve gücünü arttırmaya devam etmektedir. Suç ile mekân arasında çok sıkı bir ilişki olmasından dolayı coğrafyanın inceleme alınana giren ve bir suç olarak kabul gören kadına yönelik şiddetin biz coğrafyacılar tarafından ele alınıp değerlendirilmesini gerekli kılmıştır. Özellikle kadına yönelik şiddetin cereyan ettiği şu son zamanlarda şiddetin altında yatan faktörlerin araştırılıp ortaya konulması son derece önem arz etmektedir. Toplumsal yapı, demografik özellikler, yaşanılan coğrafya, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ve daha birçok unsur kadına yönelik şiddetin altında yatan sebepler olarak sıralanabilmektedir. Çalışmamızda kültürün büyük şehirlere oranla daha yoğun yaşandığı küçük ve homojen bir yapıya sahip Niksar şehrinde yürütülmesi kadına yönelik şiddetin gerçekleştiği mekânın özelliklerini ortaya koyması ve şiddeti etkileyen faktörleri daha rahat görmemizi sağlaması açısından önem arz etmektedir. Çalışma ilçe merkezinde yaşayan 350 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler demografik özellikler, yaşanılan şiddet türleri ve sıklıkları ile katılımcıların şiddet algısını ölçen üç bölümden oluşan anket yöntemiyle elde edilmiş ve veriler IBM SPSS Statistics 26 paket programında analiz edilmiştir. Yapılan çalışmada katılımcıların demografik özellikleri, ekonomik bağımsızlıkları, aile yapıları, evlilik şekilleri değerlendirilmiş ve yaşanılan şiddet türü ile sıklıkları arasında bağlantı kurulmuştur. Şiddet üzerinde etkili olan eğitim, yaş, evlilik yaşı, meslek, evlilik şekilleri gibi özellikler ile şiddet arasında bağlantılar bulunmuş, yaşanılan şiddet üzerinde etkiye sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır.
Akçakoca ilçesinde 2019 yılında yaşanan sel felaketinin turizmin sürdürülebilirliği açısından değerlendirilmesi
Akçakoca doğal ve kültürel çekicilikleri ile önemli bir turizm beldesidir. 1950'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan kıyı (deniz) turizmi, yerli ve yabancı turistleri bölgeye çekmiştir. 1990'lı yıllarda kıyı turizminin sezonunun daha uzun olduğu Akdeniz Bölgesi'ne kayması Akçakoca'da turizmi olumsuz etkilemiştir. Bu tarihten itibaren yabancı turistlerin yerini, yerli turistler almaya başlamış ve Akçakoca yöresel bir turizm beldesi olarak ön plana çıkmıştır. Çalışmanın amacı Akçakoca ilçesinde 2019 yılında yaşanan sel felaketinin etkilerinin turizmin sürdürülebilirliği açısından incelenmesidir. Bu amaca yönelik olarak, Akçakoca'da faaliyette bulunan 16 konaklama işletmesi ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yapılandırılmış mülakat sorularının kullanıldığı çalışmada, maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada kullanılan veriler, turizm işletmeleri, Akçakoca turizmi ve sel hakkında olmak üzere 3 bölümden ve toplam 32 sorudan oluşan formdan elde edilmiştir. Çalışmada 2019 yılında gerçekleşen, sel felaketinin Akçakoca'yı son derece olumsuz etkilediği, gelen turist sayısında düşüşlerin olduğu, hasarların meydana geldiği, bunlardan dolayı ticari kayıpların yaşandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Akçakoca'da turizmin sürdürülebilirliği açısından, şehir planlamasının yeniden yapılması gerektiği, sel felaketinin etkilerinin daha da artmasında plansızlığın etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte Akçakoca turizminin sürdürülebilir olması için alternatif turizm imkânlarının oluşturulması gerektiği çünkü sadece deniz turizminin, doğal felaketlerden dolayı sürdürülemez bir duruma dönüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sel Felaketi, Turizm, Turizm Sürdürülebilirliği, Akçakoca
Kentsel kültürel mirasın korunması ve turizmle ilişkisi: Eskişehir Odunpazarı örneği
Kültürel miras her farklı kültürün kendi değerler bütünüdür. Ancak kültürel miras değerlerinin korunması insanlığın ortak sorumluluğudur. Günümüz de kültürel miras varlıklarının sürdürülebilirliğinin sağlanması koruma- kullanma dengesinin sağlanmasıyla mümkündür. Bu nedenle kültürel miras ve turizm birbirini etkileyen iki önemli unsurdur. Kültürel mirasın korunması için turizmin olması, turizmin olması için ise kültürel miras kaynaklarının korunması gereklidir. Odunpazarı, Eskişehir'in ilk yerleşim yeri olması açısından oldukça önemlidir. Odunpazarı yerleşim bölgesi zamanla önemini kaybedip bir çöküntü alanı haline gelmiştir. Ancak içerisinde barındırdığı geleneksel evleri, Kurşunlu Külliyesi, camileri, türbeleri, kervansarayları, çeşmeleri, hanları ve geleneksel sokak dokusuyla sit alanı olarak ilan edilen Odunpazarı koruma altına alınmıştır. Alanda bulunan birçok tarihi yapı restore edilerek tekrar kente kazandırılmıştır. Odunpazarı, 2012 yılında UNESCO Dünya Miras Geçici Listesine alınmıştır. Bu araştırmada, kentsel kültürel mirasın korunması ve turizmle ilişkisi Eskişehir Odunpazarı örneğinde incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı Odunpazarı sit alanı içerisinde kentsel kültürel mirasın korunması ve turizmle ilişkisine yönelik alanda yaşayan yerel halkın, işletme sahiplerinin ve alanı ziyarete gelen turistlerin algı ve tutumlarını tespit etmektir. Araştırmanın ilk aşamasında çalışmanın temellerini oluşturan kültürel miras, kültürel mirasın korunması ve kültür turizmi gibi konularda literatür taraması yapılmıştır. Ardından alana yapılan arazi çalışmaları ile alan incelenmiş ve çeşitli kurumlardan gerekli veriler elde edilmiştir. Arazi çalışmasında alanda bulunan somut ve somut olmayan kültürel miras değerleri belirlenmiştir. Kültürel miras değerlerini korumak amacıyla alanda bugüne kadar yapılan koruma çalışmaları incelenmiştir. Çalışmada karma araştırma tekniği kullanılmıştır. Nicel araştırma kapsamında yerel halktan 155 kişiye anket uygulanmış ve elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 21 programı ile analiz edilmiştir. Nitel araştırma kapsamında ise 2020 sonbahar döneminde 21 işletme sahibi ve 14 ziyaretçi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre; kültürel mirasın korunması ve turizmle ilişkisine yönelik olarak yerel halkın, işletme sahiplerinin ve turistlerin algı ve tutumlarının olumlu olduğu tespit edilmiştir. Odunpazarı her yıl binlerce turisti misafir etmektedir. Bu turizm faaliyetlerinin alana hem olumlu hem de olumsuz etkileri bulunmaktadır. Turizmin alana sağladığı en önemli etki kültürel mirasın korunmasının ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına olan katkısıdır. Korumanın sağlanması için en büyük pay alanda yaşayan yerel halka ve alandaki işletme sahiplerine düşmektedir. Turizmin getirdiği ekonomik katkı ile birlikte yerel halk ve işletmeler kültürel miras varlıklarını koruma konusunda daha fazla bilinçlenmiştir. Trafik, hayat pahalılığı, çevre ve gürültü kirliliği ise turizmin alana getirdiği başlıca olumsuz etkilerdir.
Pamukova'da nüfus, yerleşme ve ekonomik faaliyetlerin araştırılması
Coğrafya biliminin birçok kere tanımı yapılmış, bu alanda birçok eser yazılmıştır. Bu tanımlardan hareketle geliştirilen görüşler coğrafyanın zaman içerisinde fiziki ve beşerî olarak iki ayrı konudan oluşan ve coğrafyanın alt bilim dalı olarak algılanmasına neden olmuştur. Yiğit, bilimleri birbirinden ayıran iki temel öğeden bahseder bunlardan biri konu diğeri ise yöntemdir. Fiziki ve beşerî coğrafya konuları analiz diğer bir ifadeyle çözümleme yöntemiyle sistematik (konusal) coğrafya çerçevesinde ifade edilen düşüncelerdir. Hâlbuki bir de sentez yöntemi ile söz konusu olay ve olguların ele alınması gereklidir. Bu tarz çalışmalarda ise 'alan' kavramı ortaya çıkar. Coğrafya konusal olarak fiziki ve beşerî coğrafya diye ikiye ayrılırken, yöntem olarak sistematik (ya da genel) ve bölgesel (ya da özel) coğrafya diye ikiye ayrılmaktadır. Günümüze gelinceye kadar birçok görüş ortaya atılsa da coğrafya biliminde, fiziki ve beşerî unsurların daima etkileşim halinde olduğu birbirini önemli ölçüde etkilediği ve ayrılamaz olduğu bugün daha fazla kabul görmektedir ki, bunlar birbirinin karşıtı ya da alternatifi değil tamamlayıcısıdır (Yiğit, A., s.584). Bu çalışma, Güney Marmara bölümünde yer alan Sakarya iline bağlı Pamukova ilçesinin nüfus, yerleşme ve ekonomik özellikleri hakkında fiziki koşulları da göz önünde bulundurarak detaylı bir bilgi sunmaktadır. Araştırma sahasının konumu, fiziki ve beşeri unsurlara bağlı olarak sunduğu avantajlar ilçenin tez alanı olarak seçilmesinde temel etken olmuştur.
Orta Sakarya Vadisinin (İnhisar-Osmaneli arası) flüvyal jeomorfolojisi
Kuzeybatı Anadolu'nun en büyük akarsuyu olan Sakarya Nehri, orta çığırında Orta Sakarya Platoları olarak bilinen bölgenin sularını akaçlamaktadır. Sündiken Dağları'nın batıdaki Sakarya vadisine doğru alçalarak plato görünümü kazanan bu bölümü; tektonik bakımdan, kuzeyden Kuzey Anadolu Fay Zonu, güneyden ise Eskişehir-İnönü Fay Zonu olarak bilinen ve ülkemizin en aktif fay zonları arasında yer alan iki doğrultu atımlı fay zonu arasında bulunmaktadır. Çalışma alanı, Orta Sakarya Platoları jeomorfolojik ünitenin en batı kısmında bulunmaktadır. Sakarya Nehri'nin D-B uzanışının K-G yönüne doğru değiştiği bu kesimi, bölgenin tektonik ve jeomorfolojik evriminin ortaya konulabilmesi açısından son derece önemli jeomorfolojik birimleri (plato yüzeyleri, boğazlar, vadi yamaçları, seki sistemleri ve akarsu yatağı vb.) kapsamaktadır. Bu çalışmada, bölgenin ana jeomorfolojik üniteleri arasında dikkat çeken ve özellikle İnhisar-Osmaneli arasında gelişmiş olan akarsu seki sistemleri ve boğazlar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın amacı, seki sistemleri ve boğazların oluşumunda etkili olan süreçleri, Kuvaterner dönemindeki bölgesel/yerel tektonik aktivite ve küresel iklim değişikliklerine bağlı Karadeniz'deki seviye değişmeleri bağlamında ortaya koymaktır. Çalışmada; jeomorfoloji çalışmalarındaki ayrıntılı saha gözlemleri, sedimantolojik ve stratigrafik yorumlama gibi klasik yöntemlerin yanı sıra, morfometrik analizler, coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama teknikleri gibi modern yöntemlerde kullanılmıştır. Ayrıca, "Optik Uyarmalı Lüminesans (OSL)" tarihlendirme yöntemi kullanılarak, ilk defa bu bölgede bir tarihlendirme çalışması yapılmış ve seki sistemleri kronostratigrafik bir çerçeveye oturtulmuştur. Çalışma sahasında, ana morfolojik birimleri boğazlar (Hamitabat, Şeytankaya, Darca ve Paşalar Boğazı) ve bunların kontrolünde gelişen seki sistemleri oluşturmaktadır. Sakarya Nehri'nin vadi tabanından itibaren birkaç seviye halinde izlenen seki sistemleri; Yakacık'ta dört (+10 m, +18 m, +34 m ve +52 m), Hamitabat'ta üç (+12 m, +24 m ve +36 m), Gemiciköy'de iki (+10 m ve +19 m), Küçükyenice'de iki (+9 m ve +21 m) ve Selimiye'de dört (+9 m, +24 m, +37 m ve +50 m) seviye halinde tespit edilmiştir. Bu seki sistemlerinin jeokronolojik özelliklerinin ortaya konulabilmesi için yapılan üç OSL tarihlendirmesi sonucunda ise 158.03 ± 12.93 ka, 150.97 ± 8.49 ka ve 55.07 ± 4.57 ka olmak üzere üç farklı yaş elde edilmiştir. Seki seviyelerinin uzun dönemli yükselim hızı ise Hamitabat yakınlarında 0.22 ± 0.03 mm/yıl, Gemiciköy yakınlarında 0.18 ± 0.03 mm/yıl ve Küçükyenice çevresinde ise 0.14 ± 0.03 mm/yıl olarak hesaplanmıştır. Buna göre birbirinden farklı konum ve yükseltiye sahip olan sekiler Orta-Geç Pleyistosen'den itibaren sabit bölgesel hızı ortalama 0.18 ± 0.03 mm/yıl olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla elde edilen OSL yaş sonuçları, çalışma sahasında en az son 158 bin yıldan beri devam eden bölgesel yükselmeye karşılık akarsu yarılmasını ortaya koymaktadır. Buna göre seki sistemlerine ait depolar, kabaca 50-160 ka arasında değişen zamanlardaki biriktirme ve gömülme süreçlerine işaret etmektedir. Denizel İzotop Evreleri'ne (MIS) göre, söz konusu tarihlerden genç olan Geç Pleistosen'deki MIS3c'ye (interglasyal), yaşlı olanların ise Orta Pleistosen sonlarındaki MIS6b'ye (interstadyal) karşılık gelmektedir. Buna göre Sakarya Nehri, göreli ılık, nemli geçen interglasyal ve interstadyal dönemler boyunca yatağında birikim yapmıştır. Buna karşılık, soğuk ve/veya soğuk-sıcak geçiş dönemlerinde ise yatağını kazarak sekileri oluşturmuştur. Elde edilen tarihlemeler, akarsu yatağının kazılımı için ise "Penultimate Buzul Maksimumu" ve "Son Buzul Maksimumu"nu işaret etmektedir. Bunun yanı sıra, çalışma sahası içerisindeki jeomorfolojik birimlerin kantitatif olarak değerlendirebilmesi ve morfometrik özelliklerinin açıklanabilmesi için çeşitli morfometrik analizlerden yararlanılmıştır. Analiz sonuçları, bölgedeki tektonik aktivitenin drenaj sistemi üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, Orta-Geç Pleyistosen'den günümüze kadar geçen zaman içerisinde Sakarya Nehri vadisinin orta çığırında boğazların kontrolünde gelişen seki sistemleri, hem bölgesel/lokal tektonik etkilerin ortaya konulması hem de bölgenin jeomorfolojik gelişiminin aydınlatılması açısından önemli jeomorfolojik ve sedimantolojik veriler sunmuştur. Bu çalışma, Sakarya Nehri vadisinin orta çığırındaki seki sistemlerinin daha çok bölgesel/lokal tektonik ve kısmen de global iklim değişmelerinin kontrol ettiği karmaşık yapılı bir sistem içerisinde geliştiğini ortaya koymuştur.
Kadıköy'de kafelerin tercih sebepleri (Osmanağa ve Caferağa Mahallesi örneği)
Bu çalışma İstanbul'un Kadıköy İlçesi'nde kafelerin tercih sebeplerinin incelenmesini kapsamaktadır. Örneklem alanı olan Osmanğa ve Caferağa mahallelerinde aktivite mekânlarına bakıldığında bu alanların mekânsal açıdan homojen olmadığı görülmektedir. Araştırma kapsamında olan kafeler, bölgede geniş bir alansal çerçevede heterojen bir alanı oluşturmaktadır. Burada Kadıköy İlçesi'nde toplumsal farklılaşma boyutunun mekân üzerindeki etkisini etkin bir şekilde görmek mümkündür. Bu kapsamda ünlü Coğrafyacı David Harvey'in mekân üzerine olan çalışmaları doğrultusunda Kadıköy İlçesi, mekân-kimlik etkileşimi için uygun bir çalışma alanı olarak tercih edilmiştir. Harvey özellikle "Sınıfsal Yapı ve Mekânsal Farklılaşma Kuramı" adlı makalesinde mekânsal çeşitliliğin toplumsal farklılık ile aynı ölçüde ilerlediğini izah etmiştir. Ayrıca bu çalışmasında toplumsal farklılaşmaya bazı faktörlerin etki ettiğini ileri sürmüştür. Bu faktörlerden biri olan Endüstri devrimiyle birlikte global ölçekte yoğun bir üretim sürecinin gerçekleşmesi mekânın homojen yapısı üzerinde birtakım değişimlere sebep olduğunu belirtmektedir. Bu dönemde sermaye ve üretim sonucunda da dünya genelinde insanların bulunduğu mekân üzerindeki etkisi artmıştır. Ayrıca kapitalizm sonucunda emeğin bölünmesi ile toplumsal farklılaşmanın ortaya çıkmasını ele alıp kapitalizmin, doğrudan toplum üzerinde etkili olduğunu ve bunun sonucunda birçok olgunun etkilendiği vurgulanmıştır. Harvey bu çalışmasında mekânsal farklılaşmayı genel etkisiyle ele alıp bu noktada eleştirel bir coğrafya analizine doğru gitmiştir. Böylece mekânsal farklılaşmanın dinamizminin uzun bir süreçte devam edip ve bu farklılaşmada bireylerin tercihlerinin önemli olduğunu ekler. Kadıköy mekân-kimlik etkileşimi kapsamında kafelerin yoğun olduğu bir ilçedir. Burada kafeler hem toplum kimliği hemde mekân kimliği açısından bir çeşitlilik göstermektedir. Kadıköy'de özellikle Osmanağa ve Caferağa mahalleleri kafe mekânı bakımından çeşitliliğin daha çok olduğu yerlerdir. Bu sebeple bu mahalleler çalışmaya uygun yerler olmasından dolayı çalışmanın örneklem alanı olarak belirlenmiştir. Çalışmanın amacı kafelerin mekân-kimlik etkileşimi bakımından tercih edilme sebeplerinin incelenmesidir. Bu amaca yönelik olarak çalışmanın konusu kapsamında geçerliliği yüksek verilere ulaşmak için belirlenen mahallelerde kafelere yönelik saha çalışması yapılmıştır. Bu mahallelerde bir yıla yakın bir süreçte farklı kafelerde farklı zaman dilimlerinde kafeler ziyaret edilerek gözlemler yapılmıştır. Yapılan gözlemlerde kullanıcı kitlesi ile mekân arasındaki kimlik ilişkisine bir açıklık getirmek için kafe müşterilerine yönelik mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Saha çalışması sonucunda elde edilen veriler analiz edilip tablo ve grafikler şeklinde çalışmaya eklenmiştir. Çalışmanın diğer bölümünde ise belediyeden alınan ve Google Earth yazılımı ile temin edilen veriler sayısallaştırılıp haritalarla gösterilmiştir. Çalışmada kafe çeşitliliğinin çok olduğu ve bu çeşitliliğin kafe mekânları için bir tercih oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan gözlemler sonucunda kafe müşterilerinin kafe tercihinde bulunurken kendi kimliklerine yakın mekânları seçtiği bilgisi elde edilmiştir. Burada bireyin yaşı, cinsiyeti ve mesleği gibi kimliksel özellikleri kafe tercihinde belirleyici olmuştur. Örneğin ders çalışan bir öğrenci ile arkadaşlarıyla vakit geçiren öğrencinin ortam bakımından farklı kafeleri tercih ettikleri tespit edilmiştir. Bu şekilde yapılan gözlemler doğrultusunda bireylerin kendi kimliklerine hitap eden farklı kafelere yöneldiği tespit edilmiştir. Ayrıca Kadıköy'de aktif olarak çalışan kafelerin dağılışı, bu dağılışı etkileyen faktörlerin etkisi incelenmiştir. Ulaşım ve coğrafi konum gibi etmenlerin kafelerin dağılışında belirleyici olduğu bilgisine ulaşılmıştır.
Kültürel mirasın korunması ve sürdürülebilirliği konusunda bir araştırma: Tirilye (Mudanya) örneği
Bursa ili Mudanya ilçesine bağlı bulunan Tirilye, günümüzde önemli bir turizm destinasyonu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerleşme tarihi çok eski dönemlere kadar inen Tirilye'de geçmişten günümüze kadar birçok medeniyet hüküm sürmüştür. Tirilye'de Rumlardan kalma 3 manastır, 7 kilise, 3 ayazma ve Ortadoks Rum mezarlığı bulunmaktadır. Ayrıca, 150-200 yıllık sivil mimari örnekleri, 1909 yılında inşa edilen Taş Mektep ve 16. yüzyıla ait bir hamam bulunmaktadır. Taşıdığı bu özellikleri nedeniyle 10.05.1980 yılında Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından "Korunması Gereken Sit Alanı" ilan edilmiştir. Tirilye'de kültürel mirasın korunması ve turizm faaliyetlerini sürdürülebilirlik kapsamında ele alan bu çalışmada turizm paydaşlarının (yerel halk, turizm işletmecileri, ziyaretçiler) görüşlerine başvurulmuştur. Sürdürülebilir turizmde, turizm paydaşlarının algı ve tutumlarının tespiti turizmin başarısında, destinasyonun tanınırlığında ve alana ziyaretçi çekme bakımından önem taşımaktadır. Araştırmanın ilk basamağında çalışmanın temel hatlarını oluşturan kültürel miras, kültürel mirasın korunması, sürdürülebilirlik, sürdürülebilir turizm gibi konularda literatür taraması yapılmıştır. Daha sonra alana arazi çalışması gerçekleştirilerek somut ve somut olmayan kültürel miras değerleri belirlenmiştir. Çalışmada karma yöntem yaklaşımı kullanılmıştır. Nicel araştırma kapsamında yerel halktan 108 kişiye anket uygulanmış ve elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 21 programı ile analiz edilmiştir. Nitel araştırma kapsamında ise 10 turizm işletmecisi ve 10 ziyaretçi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ise MS Word'e yazılarak deşifre edilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler Nisan-Mayıs ayında toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre Tirilye, coğrafi konumu itibariyle diğer büyük şehirlere de yakın olmasından dolayı her yıl binlerce ziyaretçi ağırlamaktadır. Özellikle hafta sonları ziyaretçi sayısında diğer günlere nazaran artış olmaktadır. Alandaki turizm faaliyetleri yerel halk işletmeciler tarafından olumlu algılanmaktadır. Bu durum turizmin yerel halka ve işletmecilere yansıdığını ve sürdürülebilir olduğunu göstermektedir. Trafik, ürün ve hizmet fiyatlarının artışı, çevre kirliliği turizmin alana getirdiği olumsuz etkilerin başında gelmektedir.
Kentsel turizm çekiciliklerinin belirleyici faktörlerinin analizi: Trabzon şehri örneği
Son yıllarda değişen yaşam şartlarının etkisiyle insanların talep ve beklentilerinde değişmeye başlamıştır. Deniz, kum, güneş turizminin yerini alternatif turizm türleri almaya başlamıştır. Bu turizm türlerinden birisi de kent turizmidir. Kentler, içerisinde birçok farklı olanak barındırmaktadır. İnsanlara sunduğu bu olanaklar nedeniyle kentler zamanla turizm merkezleri haline gelmiştir. İnsanlar eğlenmek, alışveriş yapmak, tatil yapmak, spor müsabakalarını izlemek, kongrelere katılmak ve konserlere gitmek gibi amaçlarla kentleri ziyaret edebilmektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin önemli şehirlerinden biri olan Trabzon, kent turizmi açısından ele alınmıştır. Bu çalışmanın temel amacı Trabzon şehrinde kentsel turizm çekiciliklerinin belirleyici faktörlerinin analizinin yapılmasıdır. Çalışma kapsamında Trabzon şehrindeki turizm çekicilikleri şematize edilerek en fazla ilgi çeken çekicilik unsurları belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında turizm, kent turizmi ve turizm çekicilikleri konusunda literatür taraması yapılmıştır. Ardından alandaki turizm çekicilikleri belirlenerek irdelenmiştir. Daha sonra nicel araştırma yöntemi kapsamında Trabzon'u ziyaret eden 270 kişiye anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS Statistics 21 programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, genel olarak çalışmanın sonunda kenti ziyaret eden ziyaretçilerin kentten memnun kaldıkları ve kenti tekrar ziyaret edecekleri anlaşılmaktadır. Fakat kentte eksikliklerin olduğu turizm alanında daha fazla geliştirilebileceği belirlenmiştir.
Bilecik kırsalı suç coğrafyası (2010-1019)
Bilecik, Marmara Bölgesi'ni İç Anadolu ve Akdeniz'e bağlayan önemli bir kara ve demiryolu geçiş güzergahında yer almaktadır. Bu özelliğinden dolayı, Bilecik kırsalında suç olaylarının zaman ve mekâna göre dağılışının bilinmesi çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Çalışma, kırsal bir alanda 10 yıl gibi uzun bir süreçteki suç değişkenliğini ortaya koyması, suç türlerinin hangi mekan ve zamanda yoğunlaştığının irdelenmesi, literatürde şehirsel suç araştırmalarına göre daha az sayıda çalışılan kırsal suç araştırmalarına katkı sağlaması ve kır kolluğuna detaylı bir analiz sunarak suçun anlaşılmasını kolaylaştırması bakımından önemlidir. Öncelikle çalışmada, Bilecik kırsalında meydana gelen suçlar amaca yönelik tasniflemeye tabi tutulmuş, kişlere, malvarlığına ve diğer suçlar başlıkları altında toplanmıştır. Ayrıca genel suç dağılımı ile yetinilmeyip kırsala özgü suç işleme nedenlerine bağlı suç konusu da ele alınmıştır. Konu; kırsal yerleşim alanlarına suç dağılımının nedenlerinin irdelenmesi sonucu mekânsal boyutuyla; yıl, mevsim, ay, gün ve saat bazında yapılan incelenmeye dair de zamansal boyutuyla ele alınmıştır. Çalışmanın evrenini Bilecik İl Jandarma Komutanlığı sorumluluk alanı, materyalini ise bu alanda 2010-2019 yılları arasında meydana gelen suç istatistikleri oluşturmuştur. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden "Doküman Analizi" ve "Neden suç burada yoğunlaşmış?" sorusuna cevap bulmak maksatlı "Görüşme" tekniği kullanılmış, elde edilen veriler ArcGIS 10.2 programında değerlendirilerek haritalandırılmıştır. Çalışma sonucunda; Bilecik kırsalında türüne göre suçların mekânsal ve zamansal boyutta değişkenlik gösterdiği, suçların açık alan arazi kullanımı ve sosyalleşmenin arttığı yaz ayları hafta sonu gündüz saatlerinde daha çok meydana geldiği, İstanbul-Antalya karayolu boyunca uzanan yerleşmelerde suçların sıcak noktalar oluşturduğu, karayolu hatlarından uzaklaştıkça suç olayının azaldığı, bazı suçların sosyalleşmeden, bazılarının ise tenhalıktan beslendiği, mekân kullanımındaki değişikliğin (YHT, HES inşaatları gibi) dönemsel suç etkisi yarattığı, artan veya azalan nüfus eğilimleri ve değişen demografik yapının suç artış ve azalışına etken olduğu, yükseltinin artmasına paralel olarak suç sayı ve çeşitliliğinin de azaldığı, ekonomik yapının güçlenmesi ile suçun da çeşitlendiği tespit edilmiştir. Çalışma sonunda ise kolluk kuvvetlerine genel ve Bilecik kırsalı özelinde önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilecik, Suç, Kırsal, Mekan, Zaman.
Lodz'un (Polonya) çevre tarihi ve tarihi coğrafyası
Polonya'nın merkezinde yer alan ve üçüncü büyük kenti konumunda olan Lodz şehri, doğal ortam-insan ilişkisinin, bir kentin tarihsel gelişiminde ne kadar önemli bir rol oynadığına dair güzel bir örnek oluşturmaktadır. Bu çalışmada; Lodz ve çevresinde Son Buzul Maksimumu (18.000-20.000 yıl önce) ardından gelişen doğal ortam koşullarının, tarihsel süreç içerisinde şehrin sosyo-ekonomik ve kültürel gelişimine olan etkileri coğrafi bir bakış açısı ile ele alınmıştır. Son Buzul Maksimumu sırasında, Lodz çevresi İskandinavya'dan gelen buzullarla örtülmüştür. 18.000-20.000 yıl önce buzulların geri çekilmeye başlamasıyla birlikte bölgede periglasyal koşullar gelişmiş ve eriyen buzullardan çıkan sular bölgede bir sandur ovasının gelişimine yol açmıştır. Zamanla ısınan iklim koşulları; geri çekilen buzulların altındaki moren depolarının arasındaki çukur sahalarda bataklık ve sulak alanların; daha yüksek olan drumlinler üzerinde ise gür ve kesif ormanların gelişmesini sağlamıştır. Başlangıçta dezavantaj sağlayan bu doğal ortam koşulları, (zengin su kaynakları ve yoğun orman örtüsü), 19.yy ortalarına gelindiğinde avantaja dönüştürülerek, Lodz'da bir tekstil imparatorluğunun doğmasını sağlamıştır. Kentin potansiyelinin farkına varan Ludwig Geyer, Karol Scheibler ve Izrael Poznanski gibi Alman ve Yahudi yatırımcıların kurdukları fabrika kompleksleri ile tekstil endüstrisinin hızla gelişmesi sağlanmıştır. Öyle ki tekstil endüstrisinin bu gelişimi ile birlikte, Lodz bir yandan "Polonya'nın Manchester"ı ünvanını almış; diğer yandan ise Lehler, Almanlar, Yahudiler ve Ruslar olmak üzere farklı etnik ve dini kültürlere ev sahipliği yapan multikültürel bir kent kimliği kazanmıştır. Ancak II. Dünya Savaşı Lodz'daki tekstil endüstrisinin gerilemesine sebep olmuş ve gerçekleşen zorunlu göçler sonucu şehir multikültürel özelliğini kaybetmiştir. Sosyalizmin çöküşünün ardından Lodz şehrine yeni bir kimlik kazandırılması hedeflenmiş olup; hem kentin geçmişe ait endüstriyel ve kültürel mirasını korumak hem de kentin sosyo kültürel hayatını yeniden canlandırmak amacıyla çeşitli canlandırma projeleri uygulanmaya başlanmıştır. Bu projeler ile Lodz'un endüstriyel mirasının hem geçmişe hem de geleceğe ışık tutması amaçlanmıştır.
Nusaybin'de (Mardin) kentsel dönüşümün yer duygusuna etkileri
Özellikle sanayileşme ile beraber kentlere olan göçün artması, kentlerin hızlı değişimine sebep olmuştur. Kontrolsüz artan nüfus neticesinde konut sorunları, çarpık kentler ve altyapı eksiklikleri baş göstermiştir. Toplumun yaşam koşullarını zorlaştıran bu sorunlara çözüm amaçlı geliştirilen kent planlamaları kapsamında konut sorununa karşı yeni kentsel alanlar hedeflenmiş ancak sonrasında kentsel dönüşüm uygulamasına geçilmiştir. Hızlı kentleşme süreci yaşayan Türkiye'de geniş çaplı kentsel dönüşüm uygulamaları, gecekondu niteliği taşıyan alanların ıslahı ile kendini göstermişse de 2000'li yıllardan sonra getirilen yasal dayanaklar, kentsel dönüşüm sürecine hız kazandırmıştır. Kentsel dönüşüm uygulamaları, çok boyutlu etkisi ile sadece fiziksel anlamda değil toplumsal anlamda da değişimler getirir. Bilhassa çalışmanın odak noktası olan ve mekân-insan etkileşimi ile gelişen bir olgu olan yer duygusunun etkilenmemesi mümkün değildir. Sonuçta yer duygusu, bireyin içinde yaşadığı yerle ilgili deneyimlerinden, ilişkilerinden ve hislerinden oluşmaktadır. 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun doğrultusunda Nusaybin'in kentsel dönüşüme uğrayan alanlarında kentsel dönüşümün yer duygusuna etkisi bu çalışmanın odak noktası olmuştur. Nicel yöntem ve kısmen de nitel yöntemler kullanılarak 18 yaş ve üzeri 260 katılımcının görüşlerine, kentsel dönüşüm projesi ve yer duygusunun alt boyutlarına ilişkin soruları içeren yarı yapılandırılmış anket aracılığıyla ulaşılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında frekans (f) ve yüzde (%) analizi ile değerlendirilmiştir. Neticede kentsel dönüşüm süreci ile eski mahalle sakinlerinin yer duygusu değişime uğramış ve alana karşı olumsuz duygular gelişmiştir. Ancak yer algısındaki değişimlere nazaran katılımcıların sırasıyla ailelerine, şehrine ve insanlarına olan bağlılığı yüksek çıkmıştır. Katılımcıların neredeyse yarısının yer kimliği oluşmuşken yarısının henüz gelişmemiştir. Katılımcıların yer bağlılığının güçlü olduğu ancak mevcut şartların iyileştirilmesi durumunda alanda uzun süre yaşamak istedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Yer bağımlılığı konusunda sosyal etkileşim imkânları yüksek olan katılımcıların, alana olumsuz bir bağımlılık geliştirdiği ve çoğunlukla dönüşüm alanından daha iyi bir yerde yaşamayı tercih ettiği tespit edilmiştir.
Balıkesir–Altınoluk'taki ikinci konutların ekonomik ve sosyo-kültürel etkilerinin değerlendirilmesine yönelik nitel bir araştırma
İkinci konutlar, gelişmiş olduğu kırsal kesimde sürekli olarak ikamet eden yerel halkın ekonomik ve sosyo-kültürel yapısında değişime sebep olmaktadır. Bu yüzden bu çalışmada ikinci konutların neden olduğu ekonomik ve sosyo-kültürel etkilerin tespiti amaçlanmıştır. Araştırma alanı Edremit ilçesine bağlı Altınoluk Mahallesi'dir. Araştırmadaki başlıca veri kaynağını, ikinci konut sahipleri (10), yerel halk (6), turizm işletmecileri (10) ve yerel yöneticilerle (4) yapılan derinlemesine görüşmeler olmuştur. Görüşmelerden elde edilen veriler MAXQUDA 2020 yazılımı ile analiz edilmiştir. Altınoluk, Butler'in Yaşam Döngüsü Teorisi'ne göre durağanlık evresinde olan bir destinasyondur. Bu evrede ziyaretçilerden elde edilen gelirler düşme eğiliminde çünkü destinasyon ayrıcalıklı olma özelliğini kaybetmiştir. Altınoluk'a olan turizm talebi giderek azalmaktadır çünkü tatil yeri diğer birçok destinasyona benzemeye başlamıştır. Eski çekiciliğini kaybeden destinasyonda, mülk sahipliğinde değişim meydana gelmektedir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, destinasyon da turizme bağlı olumlu ekonomik etki olarak; istihdam ve yeni iş alanlarının açıldığı tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre alandaki başlıca olumsuz ekonomik etkilere ilişkin bulgular ise ikinci konutlar ve Kovid-19'a bağlı olarak emlak ve konut fiyatlarının artması olmuştur. Sosyo-kültürel etki olarak ikinci konutların Altınoluk'ta sosyal ve kültürel hayatı canlandırdığı tespit edilmiştir.
Bilecik (Merkez İlçe)'de antropo-jeomorfoloji araştırmaları
Bu çalışmanın amacı, Bilecik ili merkez ilçe ve köylerinde insanın topoğrafya üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak yaptığı değişikliklerin ortaya konulmasıdır. Bu amaca uygun olarak, çalışma sahasının 1/100.000 ölçekli topografya ve jeoloji haritaları ile 2003, 2013, 2022 yıllarına ait Google-Earth görüntüleri Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçta, araştırma alanının topografyasında insanın neden olduğu değişikliklerin zamansal ve mekânsal değişimi belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre; bu bölgede insanın topografyaya yaptığı müdahale Neolitik dönemden itibaren başlamış, Roma ve Bizans dönemlerinde yaygınlaşmış, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde ise özellikle Anadolu'ya gelen göçmenlerin iskanı ve İstanbul'daki yapılarda kullanılmak üzere taş ocaklarının açılmaya başlanmasıyla birlikte daha da artmıştır. Son 10 yılda ise kentte sanayileşmeye bağlı olarak sayıları hızla artan mermer ve taşocağı işletmeleri, Ankara-İstanbul arasında açılan Yüksek Hızlı Tren (YHT) hattı gibi imar çalışmaları ve hızlı nüfus artışıyla birlikte ortaya çıkan kentleşmeyle birlikte doruğa ulaşmıştır.
İznik'te kentleşme süreci ve kentsel gelişimini etkileyen faktörler
Geçmişten günümüze kadar topografik koşullar, verimli araziler, uygun iklim şartları, ulaşım ve savunma için elverişli alanlar şehirlerin kuruluş yeri seçiminde önem arz etmektedir. Marmara Bölgesinin Güney Marmara Bölümünde yer alan İznik, sahip olduğu coğrafi şartlardan dolayı yerleşme tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Tarih boyunca pek çok devlete başkentlik yapması aynı zamanda dini merkez, bilim ve kültür merkezi olması coğrafi konumunun sağladığı üstünlükler arasındadır. Kurulduğu dönemden itibaren askeri, ticari ve kutsal şehirlere giden yolların İznik'ten geçmesi ulaşım açısından birçok avantaj sağlamıştır. İznik, tarihi dokusu ve kültürel geçmişinin zenginliği açısından daima dikkat çekicidir. Dört tarafı surlarla çevrili olan İznik, kurulduğu dönemden günümüze kadar ızgara planını koruyarak çok değişik kültürleri bünyesinde barındırmıştır. İznik kentinin şehir planında göl etkili olsa da surlar kentin gelişmesinde daha etkili olmuş ve sur içindeki plan korunmuştur. Kurulduğu dönemden 1980'lere kadar sur içinde yerleşme gösteren İznik, hem nüfus artışı hem de yazlık konutlar ve tarımsal faaliyetlerin etkisiyle sur dışına taşmıştır. Bu noktada 1990 ve 2000'li yıllarda kent kuzey ve güney yöne doğru genişleme göstermiştir. Günümüzde İznik kenti verimli tarım arazileri üzerinde kentsel gelişimini devam ettirmektedir. Çalışma sahamızda hayvancılık ve ormancılık faaliyetlerinin yanı sıra sanayide hızla gelişim göstermektedir. Kentin gelişmesinde bu faaliyetler önemli bir rol oynamıştır. İznik Gölü Havzası çeşitli doğal ve beşeri ortam unsurlarını barındırmakla birlikte kendi içinde çeşitli özellikler sunmaktadır. Göl kıyısına yakın kesimlerde yapılan yazlık konutlar, kimyasal gübre ve tarımsal ilaç kullanımının artışı, katı atıkların kontrol altına alınmaması gibi durumlar İznik Gölü'nü tehlikeye atmaktadır. Nitekim kentin kalkınmasında önem arz eden turizm faaliyetleri çok fazla gelişim gösterememiştir. Çalışmanın amacı sur dışına taşan İznik'te kentsel gelişim sürecinin kente hem olumlu hem de olumsuz etkileri ve sonuçları açısından incelenmesidir. Çalışma İznik'te ki kentsel gelişim süreci ve bunun neticesinde meydana gelen temel sorunlar, saha çalışmaları ve yetkili kişilerle görüşülerek hazırlanmıştır.
Çocukların dijital mekânı: siber kafenin yeniden yükselişi, İstanbul (Esenler) örneği
Dijitalleşme, eğitim, medya, ekonomi, eğlence, iş gibi birçok alanda toplumsal yaşamı temelden dönüştürmektedir. Mekânsal engelleri ortadan kaldırarak yeni fırsatlar yaratmaktadır. Bu nedenle bir mekân bilimi olarak coğrafya disiplini için önemli bir araştırma alanıdır. Dijital coğrafya çalışmaları, genellikle gelişmiş ülkelerdeki insanları ilgilendiren konularda odaklanmaktadır. Ancak, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerdeki insanların önemli bir kısmı dijital teknolojilere erişememektedir. Bu nedenle, bu insanların dijital kültürle nasıl etkileşime girdiği ve ilişkilendiği coğrafi araştırmaların kapsamına dâhil edilmelidir. Bu tez, dezavantajlı coğrafyalarda dijital teknolojiyle etkileşim mekânı olarak siber kafeleri incelemektedir. Akıllı telefonların yaygınlaşması ve evlerde bilgisayar kullanımının artması, siber kafelerin işlevini kaybetmesine neden olmuştur. Ancak, İstanbul'da siber kafeler varlığını sürdürmekte ve sayıları artmaktadır. Siber kafelerin yeniden üretiminin nedenlerini ve dinamiklerini ortaya çıkarmak için, İstanbul'un Esenler ilçesinde mülakatlar, saha çalışmaları ve etnografik yöntemler aracılığıyla analizler yapılmıştır. Çalışmalar sonucunda elde edilen bulgular dört kategori altında toplanmıştır. İlk olarak, siber kafeler, hanehalklarının azalan satın alma gücünün dijital eğlence endüstrileri için gerekli olan donanımı karşılayamaması nedeniyle yeniden önem kazanmaktadır. Buna göre, İstanbul'daki internet kafelerin %83'ü düşük gelirli ve düşük eğitim seviyeli mahallelerde yer almaktadır, bu da kentsel dijital eşitsizliğinin sınıf tabanlı bir biçimini göstermektedir. İkinci olarak, daha önce ağırlıklı olarak yetişkinler tarafından kullanılan siber kafeler, çocukların akranlarıyla buluşabilecekleri ve E-spor gibi dijital etkinliklerle etkileşime girebilecekleri bir Üçüncü Yer haline gelmiştir. Z kuşağına hitap eden bir mekân olan siber kafeler, bulundukları mahallelerin egemen kültüründen uzaklaşmakta ve küresel kültürle etkileşime giren alternatif bir kamusal kültür için heterotopik mekân yaratmaktadır. Erkeklerin hâkim olduğu siber kafelerden kız çocuklarının dışlanması, cinsiyete dayalı dijital eşitsizliğin mekânsal köklerini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, siber kafelerin Esporla yeniden yükselişi, dijitalleşmenin dezavantajlı coğrafyalarda hala kamusal mekâna bağımlı olduğunu ve dijital cinsiyet eşitsizliğinin mekânsal olarak inşa edildiğini göstermektedir.
Coğrafi özellikleri bakımından Pazaryeri (Bilecik) ilçe merkezi
Pazaryeri ilçe merkezi Ege, Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinin kesişim alanında bulunmaktadır. İlçe merkezi 790-810 metre yükseklikleri arasındaki bir ova üzerinde İlçenin kurulmuş olduğu coğrafya geçmişten günümüze ulaşım güzergâhında bulunmuş bu sebeple geçmişten günümüze Hitit, Frig, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve son olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında kalmıştır. Bu tez çalışmasının yapılmasındaki temel amaç Pazaryeri kasabasının geçmişten günümüze kentsel gelişiminin ele alınması, coğrafi konumun sunmuş olduğu avantajlara rağmen ilçe merkezinin gelişememe nedenlerini tespit edip çözüm önerileri sunmaktır. Bunun yanında kasabanın kuruluş ve gelişimini sağlayan coğrafi faktörler ile sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını inceleyerek planlanmadan kaynaklanan sorunları ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında 2020-2022 yılları arasında öncelikle literâtür taraması yapılmış, sonrasında ise arazi çalışması kapsamında gezi-gözlem ile mülakatlar yapılmıştır. Elde edilen veriler üzerinden harita, tablo, grafik, fotoğraf, şekiller ve yazı ile ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Kasabanın jeolojik yapısı incelendiğinde Çarşı ve Yüzbaşı Mahalleleri yerleşmeye uygun kaya zeminler üzerinde bulunurken; Doğanlar, Yeni, Dereboğaz, Beşikli Mahallelerinde arazi durumu önlem alınabilecek yapıda şişme oturma açısından sorunlu alan olarak tespit edilmiştir. Pazaryeri'nde Yarı Nemli Marmara İklimi görülmektedir. Hidrografik olarak düzensiz rejim ve taşkın riskine sahip Karaelmalar Deresi dışında su kaynağı bulunmamaktadır. Arazideki topraklar kahverengi orman toprağı ile alüvyon topraklardan oluşur. Tarımsal ürünler dışında bitki örtüsü antropojenbozkırdır. Kasaba sanayi, ulaşım, tarım, ticaret ve turizm alanlarında sahip olduğu potansiyeli değerlendirememiştir. Yeni istihdam alanlarının oluşturulamaması nedeniyle 2007'de 7.019 olan nüfus 2022'de 6.252'ye düşmüştür. Tarımsal üretimde başta şerbetçiotu olmak üzere desteklemelerin yapılması, Pazaryeri OSB'ye yeni yatırımların çekilmesi, meskenleri, boza, helva, çömlekçilik gibi kültürel değerleri ile cittaslow özelliklerinin tanıtılması kasabanın ekonomisini geliştirecektir.
Korunan alanlarda turizm faaliyetlerinin gelişimi ve etkileri üzerine bir araştırma: Büyükada (İstanbul) örneği
"Korunan Alanlarda Turizm Faaliyetlerinin Gelişimi ve Etkileri Üzerine Bir Araştırma: Büyükada (İstanbul) Örneği" adlı yüksek lisans tezinde, Büyükada'daki korunan alanların turizm faaliyetlerine etkisi, gelişimi ve adadaki turizm yapısını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu kapsamda turizm paydaşları (yerel halk, işletme sahipleri, ziyaretçiler ve sivil toplum kuruluşu) görüşlerine başvurulmuştur. Araştırmanın kavramsal çerçevesini ortaya koymak için literatür taraması yapılmış ve bu kapsamda doğa, doğa koruma, korunan alan kavramları ve korunan alanların uluslararası ve ulusal düzeyde nasıl sınıflandırıldığı nasıl sınıflandırıldığı açıklanmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin ulusal mevzuatta nasıl göründüğü hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kapsamında toplam 18 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler 2022-2023 yıllarında gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler, MS Word'e yazılarak irdelenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre Büyükada, coğrafi konum itibariyle İstanbul gibi bir metropole yakın olmasından dolayı her dönem binlerce ziyaretçi ağırlamaktadır. Geçmişte konaklayan ve adada uzun süre vakit geçiren ziyaretçiler yerine günümüzde daha çok günübirlikçiler adayı özellikle yaz dönemlerinde hafta sonları ve bayram dönemlerinde ziyaret etmektedir. Yoğun turizm baskına maruz kalan Büyükada'da olumlu ve olumsuz etkiler ortaya çıkmaktadır. Olumsuz etkiler, olumlu etkilerin önüne geçmektedir. Ulaşım problemi, çöp ve atık sorunu, ses ve görüntü kirliliği, yerel halkın gün içindeki hareketliliğinin kısıtlanması, fiyat artışları olumsuz etkiler içerisinde yer almaktadır.
Standartlaştırılmış Yağış İndisi (SYİ) ile Ergene Havzası'nın hidrolojik kuraklık analizi ve iklim özellikleri
Kuraklık çeşitli çevresel, sosyal ve ekonomik sorunlara neden olan doğal bir afettir. Yarı kurak bir bölgede yer alan Türkiye sıklıkla kuraklık sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla kuraklığın zamanının, süresinin ve şiddetinin tespiti olası zararları en alt seviyeye düşürmektedir. Bu tez çalışmasında Ergene Havzası'nın iklim özellikleri ortaya konularak kuraklık tespiti yapmak amaçlanmıştır. İklim özelliklerinin tespiti için Thornthwaite iklim sınıflandırması yöntemi kullanılmış, kuraklık durumunun tespiti için ise Standartlaştırılmış Yağış İndisi (SYİ) yöntemi kullanılmıştır. Havzanın genellikle yarı kurak-az nemli ve yarı nemli iklim özelliği gösterdiği anlaşılmaktadır. Çalışma kapsamında ilk olarak farklı zaman ölçeklerinde SYİ serileri ile meteorolojik kuraklık analizleri yapılmış sonrasında ise sahayı daha detaylı incelemek ve yeraltı su seviyelerindeki eksiklikleri tespit etmek için hidrolojik kuraklık analizleri yapılmıştır. Buna göre meteorolojik kuraklık analizlerinde uzun süreli kurak periyot tespit edilmemiştir. SYİ-1 değerlerinde artma eğilimi, SYİ-3 değerlerinde ise daha az artma gözlemlenmektedir. Ayrıca hidrolojik kuraklık analizlerinde ise havzanın kuzeyinde ve iç kesimlerinde bulunan Kırklareli, Edirne ve Uzunköprü istasyonlarında son yıllarda nemlilik artışı, Lüleburgaz-Tigem ve Çorlu istasyonlarında kuraklık eğilimi, havzanın güneyinde bulunan İpsala ve Malkara istasyonlarında ise kuraklık olduğu tespit edilmektedir. Son yıllarda yağışların azalması ve sonbahar-kış kuraklıklarının yaşanması kuraklıkların şiddetini artırmaktadır. Dolayısıyla araştırma sahasına özgü çalışma yapılması kuraklıkların önlenmesi veya etkisinin azaltılması için önem teşkil etmektedir. Nitekim bu çalışma Ergene Havzası'nda kuraklığın tespiti için önemlidir.
1984-2022 yılları arasında arazi örtüsü/kullanımı değişiminin belirlenmesi: Pamukova (Sakarya) örneği
Bu çalışmada Pamukova ilçesinde 1984-2022 yılları arasında arazi kullanım özellikleri ve meydana gelen arazi örtüsündeki değişimin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tekniklerinin aktif kullanımıyla arazi kullanımındaki problemler tespit edilmeye çalışılmış ve arazi yapısı dikkate alınarak ideal arazi kullanımına ait öneriler dile getirilmiştir. Çalışmada 08.08.1984 Landsat TM ve 24.07.2022 tarihli Landsat 8 (OLI/TIRS) uydu görüntülerinden yararlanılmıştır. Elde edilen uydu görüntüleri QGIS 3.14 sürümünde SCP uzantısında atmosferik düzeltme işlemine tabi tutulmuştur. Bu aşamadan sonra ArcGIS 10.8 programına veriler işlenmiş ve daha sonra karşılaştırmalı olarak 1984 ve 2022 yıllarına ait arazi kullanım/örtüsü haritaları üretilmiş ve zaman içerisinde değişimler niceliksel ve mekânsal olarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Maksimum benzerlik algoritması (maximum likelihood) yöntemiyle görüntüler üzerinde sınıflandırma işlemi yapılmıştır. Kategorik piksellerin eğitim örnekleriyle temsil edildiği kontrollü (supervised classification) sınıflandırma işlemi yapılmıştır. Referans noktalarının belirlenebilmesi için eşgüdümlü olarak Google Earth ve Corine haritalarından yararlanılmıştır. Her bir sınıf için 100 adet örneklem noktası rastgele atılıp bu alanların gerçekte ne olduğu kıyaslaması yapılarak kullanıcı ve üretici doğruluğu belirlenip Kappa indeksi elde edilmiştir. Sonuç olarak yarı doğal alanlar, yapay alanlar ve su yüzeylerinde arazi kazanımı olurken tarım ve orman alanları mevcudiyetinde azalmalar olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda bölgenin dinamiklerini dikkate alarak doğal ortamı koruyan planlı, programlı ve sağlıklı bir arazi kullanımı için yapılması gerekenler teşvik edici bir dille anlatılmıştır.
Bilecik ili taşkın riskinin Coğrafi Bilgi Sistemleri kullanılarak değerlendirilmesi
Bu araştırma coğrafi mekan olarak, Marmara Bölgesi'nin Güney Marmara Bölümü'nde yer alan Bilecik ili topraklarını kapsamaktadır. 4321 km2'lik yüzölçümü ile ülkemiz topraklarının % 0,56'sını kaplayan Bilecik ili, Merkez ilçe, Osmaneli, Gölpazarı, Yenipazar, İnhisar, Pazaryeri, Bozüyük ve Söğüt ilçelerinden meydana gelmektedir. Kuzeyde Kuzey Anadolu Fay Zonu, güneyde ise Eskişehir-Trakya Fay Zonları arasında yer alan Bilecik ili toprakları, Sakarya Nehri ve kolları tarafından derin bir şekilde yarılarak parçalanmıştır. Genelde, dağlık alanlar ve plato sahaları, Bilecik ilindeki eğimli ve yüksek alanları, sınırlı alanda gözlenen tabanlı vadiler ve havzalar (Sakarya Nehri ve kolları, Gölpazarı ovası gibi) ise düzlük ve alçak alanları oluşturmaktadır. Bilecik ilinde son zamanlarda sık sık meydana gelen taşkınlar ve ilin taşkın risk analizinin yapılmamış olması bu çalışmanın ana çıkış noktası olmuştur. Taşkın gibi mikro bir alanı kapsayan doğal afetin etkileyebileceği yerlerin daha detaylı görünümüne ulaşılması amacıyla Bilecik ilinin taşkın riskini ortaya koyabilmek için üç farklı analiz uygulaması kullanılmıştır. Bunun için, çalışma sahasının DEM 5m duyarlılıkta altlık sayısal verisi hazırlanmış ve CBS yazılımı yardımıyla taşkın riskini hazırlayıcı etmenler analiz edilmiştir. Jeomorfolojik indisler yardımıyla sediment taşıma indeksi, akarsu güç indeksi, eğim analizi, bakı analizi, solar radyasyon analizi, topografya heterojenlik analizi, yamaç eğriliği analizi ve akarsu drenaj yoğunluk analizi yapılarak yörede taşkına sebebiyet verebilecek alanlar tespit edilmiştir. Bu analizlere ek olarak, taşkın risk analizlerinde sıkça kullanılan iki harita analizi yöntemi daha uygulanmıştır. İlk olarak topografik nem indeksi yöntemi kullanılarak yüzey analizi tamamlanmış, arazideki suya doygun topoğrafyalar, havzanın özgül havza alanı ile yamaç eğimi hesaba katılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada son olarak, AHP yöntemi ve "Weighted Sum" aracıyla risk çözümlemesi yapılmıştır. AHP - Analitik hiyerarşi yönteminde kullanılmak üzere sahanın yol, eğim, hidroloji, yağış, toprak, arazi kullanım ve jeolojisine dair veriler analiz edilerek, potansiyel taşkın yüzeyleri haritalanmıştır. Sonuç olarak, üç farklı taşkın risk analizi ile değerlendirmeler yapılarak Bilecik ilinin taşkın risk analizi ortaya koyan bir harita oluşturulmuştur.
Gıda coğrafyası açısından kentiçi tarım: Eskişehir örneği
Önümüzdeki otuz yıl içinde dünya nüfusunun üçte ikisinin kentlerde yaşayacağı tahmin edilmektedir. Bu durum özellikle kalabalık kentlerde gıda temini ve kaynakların sürdürülebilirliği hakkında endişelere yol açmaktadır. Gıda sistemleri; gıdanın üretim, işleme, dağıtım, lojistik, pazarlama ve geri dönüşüm süreçleri ile sosyal, ekonomik ve çevresel koşulların bir arada düşünüldüğü karmaşık bir yapıdır. Gıda coğrafyası ise gıdaların üretiminden başlayarak dağıtım, lojistik, pazarlama ve atık yöntemine kadar olan tüm süreçlerin yer, mekân, zaman, bölge ve ölçek kavramları ile ilişkilendirilmesidir. Kent içinde ve yakın çevresinde yapılan bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetlerinin sürdürülebilirliği kentsel gıda sistemlerinin düzenlenmesi ve planlaması ile mümkün olmaktadır. Bu tez çalışmasında kentsel tarımın gıda sistemleri Eskişehir örneği ele alınarak incelenmiştir. Çalışmada kentsel tarım ile uğraşan 46 çiftçi ve ilgili kurum ve kuruluşlarla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; kentsel tarım yapan çiftçiler ile kurum ve kuruluşların örgütlenme yapısı, kentsel tarımın mekânsal dağılımı, üretim desenleri, çiftçilerin temel motivasyonları ve karşılaştıkları problemler ve kentsel tarımın gıda tedarik zinciri modelleri ele alınmıştır. Sonuç olarak Eskişehir'de kentsel tarımın mevcut durumu ortaya konmuş, gıda sistemlerinin düzenlemesi ve planlanması için öneriler sunulmuştur.
Yenişehir İlçesi'nin (Bursa) depremselliğinin incelenmesi
Bu çalışma, Bursa iline bağlı Yenişehir İlçesi'nin idari sınırları esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Yenişehir'in çalışma alanı olarak seçilmesinin temel amacı, Bursa'ya yakınlığı ve önemli bir ekonomik değere sahip olmasıdır. Yenişehir havzası, bulunduğu konum itibarıyla Kuzey Anadolu Fayı üzerinde yer almaktadır. Bu nedenle, tarihi dönemlerde bölgede meydana gelen depremler çalışma sahasını etkilemiştir ve gelecekte de etkilenmeye devam edecektir. Ayrıca, bu havza üzerinde yapılan son çalışmalar, daha önce tespit edilmemiş olan Kayapa Fayı adı verilen 95 kilometre uzunluğundaki bir fayın da Yenişehir için önemli bir risk oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, depremin oluşturabileceği etkileri, ilçeyi oluşturan mahalleler bazında ayrıntılı olarak ele almıştır. Yenişehir Havzası'nda risk oluşturabilecek doğal afetler; deprem, taşkın, heyelan, fırtına, kuraklık ve orman yangınları olarak sıralanabilir. Ancak bu afetler arasında en yüksek risk potansiyeline sahip olması nedeniyle, bu çalışmada öncelikli olarak deprem riski incelenmiştir. Bu kapsamda, havzada gerçekleştirilen zemin etütleri detaylıca incelenmiş; hem arazi çalışmalarıyla elde edilen veriler hem de bölgede daha önce yapılmış araştırmalar değerlendirilerek kapsamlı bir deprem risk analizi gerçekleştirilmiştir. Yenişehir Havzası, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın en güney kolu üzerinde gelişmiş bir pull-apart (çek-ayır) tipi havza niteliğindedir. Havzanın jeolojik özellikleri incelendiğinde, kuzeyinde ve güneyinde Neojen yaşlı formasyonların batısında ise Paleozoik yaşlı birimlerin hakim olduğu havza tabanında ise Kuvaterner yaşlı genç alüvyonların varlığı dikkat çekmektedir. Bu çalışma ile büyük ölçüde gevşek alüvyal depolar üzerinde kurulmuş bulunan Yenişehir ilçesinde deprem sırasında risk oluşturan sahalar belirlenerek, buralarda alınması gereken önlemler tartışılmıştır.