
53
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Şenyurt Göleti (Ulaş – Sivas)'nin su kalitesi perspektifinden sürdürülebilir kullanımının araştırılması
Bu çalışmada; Sivas ilinde bulunan Şenyurt Gölet'inin Haziran 2022 – Mayıs 2023 tarihleri arasında bazı fiziksel ve kimyasal su parametreleri ölçülmüştür. Bu ölçümler, Şenyurt Göleti'ni temsil eden üç ölçüm noktasında yapılmıştır. Bu ölçüm noktaları Şenyurt Gölet'inin doğu kısmı, güneybatı kısmı ve gölet' in kuzeybatısı olarak seçilmiştir. Çalışma süresince, belirlenen bu üç ölçüm noktasından ayda bir su numuneleri alınmış ve elde edilen on iki aylık ortalama değerler (genel ortalama, standart sapma, mevsimsel ortalama) incelenmiştir. Bu üç ölçüm noktasında alınan su örneklerinde su kalitesini belirlemek amacıyla çözünmüş oksijen (mg/L), tuzluluk (ppt), pH, sıcaklık (℃), elektriksel iletkenlik (µs/cm), askıda katı madde (mg/L), kimyasal oksijen ihtiyacı (mg/L), biyolojik oksijen ihtiyacı (mg/L), klorür (mg/L), fosfat (mg/L), sülfat (mg/L), sülfit (mg/L), sodyum (mg/L), potasyum (mg/L), toplam sertlik (mg/L), toplam alkanite (mg/L), magnezyum (mg/L), kalsiyum (mg/L), nitrit (mg/L), nitrat (mg/L), amonyum tuzu (mg/L), demir (mg/L), kurşun (µg/L), bakır (µg/L), kadminyum (µg/L), civa (µg/L), nikel (µg/L), çinko (mg/L) olmak üzere 28 adet fiziko-kimyasal parametrenin analizleri yapılmıştır. Elde edilen yıllık ortalama fiziko-kimyasal parametre verileri mevsimler arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmış, Gölet'in III sınıf su kalitesine sahip olduğu tespit edilmiş olup, önemli bir kirlilik problemi olmadığı anlaşılmaktadır.
Kastamonu üniversitesi meyve bahçesinde yetişen bazı meyve türleri ve çeşitlerinin morfolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma Kastamonu'da yetiştirilen elma, armut, kiraz ve erik meyvelerinden toplam 30 varyete üzerinde gerçekleştirilmiştir. Kastamonu Üniversitesi Meyve Bahçesi'nde yetiştirilen elma (16 varyete), armut (7 varyete), kiraz (4 varyete) ve erik (3 varyete) varyeteleri üzerinde yapılan çalışmalar ile fidanlarda; yaprak morfolojik karakterleri, klorofil miktarı ve dal karakterleri ölçülmüştür. Yapılan ölçümler ile toplam 12 karakter belirlenmiş ve bu karakterlerin türler ve varyeteler bakımından nasıl farklılaştığı belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre çalışmanın yapıldığı bölgede en iyi büyüme performansını elma fidanlarının gösterdiği söylenebilir. Kiraz ise bütün değerler bakımından en kötü büyüme ve gelişme performansını göstermiştir. Dolayısıyla çalışılan türlerden elmanın bölge için öncelikli tercih olması, kirazın ise mümkün olduğunca tercih edilmemesi tavsiye edilebilir. Çalışma sonucunda ayrıca, her bir türün, belirlenen karakterler bakımından en iyi ve en kötü performanslarını gösteren varyeteleri belirlenmiştir.
Çeşitli Tahıl ve Bakliyat Unlarıyla Üretilen Tarhanaların Fizikokimyasal, Mikrobiyolojik ve Besinsel Niteliklerinin Araştırılması
Bu çalışmada geleneksel fermente bir gıda olan tarhananın yapımında buğday unu yerine, nohut, fasulye, mısır, pirinç, karabuğday ve mercimek unlarının kullanım olanaklarının araştırılması, üretilen örneklerinbesinsel, teknolojik ve fonksiyonel niteliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 6 çeşit tarhana üretilmiştir. Kademeli fermantasyon uygulanarak üretilen tarhana, fermantasyon işlemini takiben kurutularak öğütülmüştür. Tarhanalarda ve unlarda bazı fizikokimyasal nitelikleri (renk, su tutma kapasitesi, viskozite, kurumadde, pH, toplam asitliğin belirlenmesi, protein, yağ, kül ve mineral madde analizi), antioksidan aktivite, fitik asit içeriği, in-vitro mineral biyoyararlanım, mikrobiyolojik ve duyusal analizler yapılarak örneklerinin nitelikleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, fermantasyon işleminin biyoyararlanımı artırdığı, dolayısıyla tarhana unlarına göre kül sindirilebilirlik oranlarının (KSO) daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Tarhanalarda önemli bir antinutrient olan fitik asit içerikleri de incelenmiş ve KSO ile birlikte değerlendirildiğinde fermantasyon işleminin fitik asiti düşürdüğü buna bağlı KSO'nını artırdığı tespit edilmiştir. Tarhana örneklerinde genel olarak yağ asitleri kompozisyonlarında omega-9 ve omega-6 yağ asitlerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. En yüksek yağ asitlerinden, omega-9 (oleik asit) karabuğday ve kırmızı mercimek tarhanalarında, omega-6 (linoleik asit) mısır ve kepekli pirinç tarhanalarında olduğu tespit edilmiştir. Tarhanaların, kullanılan tahıl ve baklagil ununa göre viskozite, su ve yağ bağlama gibi teknolojik niteliklerinin değiştiği tespit edilmiştir. Tarhanalar duyusal nitelikleri değerlendirildiğinde ise örnekler arasında istatistiksel (p>0,05) açıdan fark olmadığı belirlenmiştir.
Farklı yetişme koşullarında yetiştirilen Platanus orientalis L. bireylerinde bazı yaprak mikromorfolojik karakterlerinin değişimi
Bu çalışmada farklı iklim tiplerinin hakim olduğu alanlarda yetiştirilen Platanus orientalis L. bireylerinde bazı yaprak karakterlerinin, iklim tipine bağlı olarak değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Türkiye'de Karasal, Karadeniz ve Akdeniz iklim tiplerinin hakim olduğu, Ankara, Kayseri, Van, Bartın, Samsun, Rize, Antalya, İzmir ve Çanakkale şehirlerinde yetiştirilen Platanus orientalis L. bireylerinden yaprak örnekleri toplanmıştır. Toplanan yaprak örneklerinin elektron mikroskobu (SEM= Scanning Electron Microscope) yardımı ile ölçekli görüntüleri elde edilmiş ve bu görüntüler üzerinde yapılan ölçümlerle, stoma uzunluğu (µm), stoma genişliği (µm), por uzunluğu (µm), por genişliği ve stoma yoğunluğu (1 mm2 alanda) ayrıca yapılan ölçümlerle de yaprak ayası boyu (cm), yaprak sapı uzunluğu (cm), yaprak ayası genişliği (cm), orta mesafe loplar arası uzunluğu (cm), uç loplar arası uzunluğu (cm), yaprak sapı ile yaprak tabanı açısı (°) ve en uzun yan damar ile orta damar arası açı (°) belirlenmiştir. Elde edilen veriler istatistiki olarak değerlendirilmiş ve bu karakterlerin iklim tipine ve şehre bağlı olarak değişimi değerlendirilmiştir. Ayrıca verilere korelasyon analizi uygulanarak çalışmaya konu karakterler ile iklim verileri arasındaki ilişkiler belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda çalışmaya konu karakterler üzerine sadece iklimin belirgin bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Bunun sebebi olarak, çalışmaya konu örneklerin peyzaj amaçlı yetiştirilen bireylerden toplanmış olması, peyzaj çalışmalarında yapılan uygulamaların da mikroekolojik şartları belirgin bir şekilde değiştirmesi gösterilebilir.
Şehit Şerife Bacı Tabiat Parkı'nın sürdürülebilir ekoturizm potansiyelinin peyzaj yönetimi ve planlama açısından değerlendirilmesi
Herhangi bir ülke veya bölgede, turizmin varlığı veya gelişimi esas olarak doğal, tarihi ve kültürel mekânlara bağlıdır. Ekoturizm, doğal ve kültürel kaynakları değerleme bağlamında, sürdürülebilir turizmin en önemli alt bileşenidir. Turizm faaliyetlerine ya da eğlence amaçlı faaliyetlerde bulunmaya çalışan insanların doğal alanlarda bunu tercih etmeleri gittikçe artan bir eğilimdir. Şerife Bacı Tabiat Parkı çevresindeki önemli alanların kültürel ve doğal değerlerini inceleyen bu çalışma, coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak ifade edilen alanda gelişmiş rekreasyonel ve turizm faaliyetlerini tanımlamaktadır. Çalışma kapsamında alanın değerlendirilmesi yapılmış ve yakın çevresinin turizm potansiyeli belirlenmiştir. Çalışma sonuçları Şerife Bacı Tabiat Parkının ekoturizm uygulamaları açısından zengin potansiyele sahip olduğunu ve Şerife Bacı Tabiat Parkı için çeşitli olası ekoturizm faaliyetlerinin uygulanabilir olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak, bu çalışma, çalışma alanında planlama çalışmalarının doğru bir şekilde uygulanması açısından ekoturizm ilkeleri ile çok disiplinli çalışma hedeflerinin belirlenmesi açısından önem taşımaktadır.
Karaçomak deresinin fiziko-kimyasal parametrelerinin mevsimsel olarak belirlenmesi
Birçok gelişmekte olan ülkelerde, kullanılabilir su kaynakları ve sağlık altyapısındaki iyileştirme nüfus artışı ve şehirleşme ile aynı paralelde ele alınmadığından akarsulardaki kirlilik hızlı büyüyen birçok ilde en önemli su kalite konusudur. Günümüzde akarsu su kalitesinin değerlendirilmesinde birçok farklı fiziksel ve kimyasal parametreler kullanılmaktadır. Bu tezin amacı Kastamonu ilinde yer alan Karaçomak deresinin fizikokimyasal özellikleri ve su kalite sınıflarının mevsimsel olarak belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak dere üzerinde beş farklı istasyon seçilmiştir. Ardından her bir istasyondan Ekim 2016-Temmuz 2017 tarihleri arasında mevsimsel olarak alınan su örneklerinde sıcaklık, pH, çözünmüş oksijen, amonyum, nitrit, nitrat, fosfat, Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ), Biyolojik Oksijen İhtiyacı (BOİ) ve toplam su sertliği gibi su kalite parametreleri ölçülmüştür. Derenin su kalitesi ise Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği'ne göre belirlenmiştir. Çalışma neticesine elde edilen sonuçlar bize bazı fiziksel ve kimyasal parametreler bakımından istasyonlar arasında çok az varyasyonların meydana geldiğini ve derenin yüksek kalitede (kirlenmemiş) suya sahip olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak şu an için derenin yoğun bir kirlilik tehdidi altında olmamasına rağmen derenin yer aldığı havza içerisindeki insan faaliyetlerinin su kalitesi üzerine olan etkilerini azaltmak için yakın bir şekilde gözlemlenmesi gerektiği tavsiye edilebilir.
Tereyağının bazı özellikleri ve oksidasyon stabilitesi üzerine taşköprü sarımsağı ve sentetik antioksidan ilavesinin etkileri
Araştırmamızda tarafımızca üretilen tereyağlarına sarımsak ve antioksidan ilavesinin depolama süresince hem kalite özellikleri hem de oksidasyon stabilitesi üzerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla kontrol (sade tereyağı), farklı oranlarda (%2,5; %5; %7,5 ve %10) sarımsak içeren ve 50 ppm BHT (Bütillenmiş Hidroksitoluen) ilaveli tereyağı örnekleri 2 tekerrürlü olarak hazırlanmıştır. Örnekler +4°C'de muhafaza edilerek depolamanın 2., 15., 30., 45., 60., 75., 90. günlerinde bazı özellikleri ve oksidasyon stabilitesi açısından analiz edilmiştir. Duyusal analizler de yapılmıştır. Tereyağı çeşidinin ve depolama süresinin örneklerin kimyasal özellikleri (pH, titrasyon asitliği ve asit değeri) ve oksidasyon stabilitesi (tiyobarbütirik asit ve peroksit değeri) üzerine etkisi önemli bulunmuştur. Bütün tereyağı çeşitlerinde depolama süresince pH'nın azaldığı, titrasyon asitliği, asit değeri ve oksidasyonun arttığı tespit edilmiştir. Depolamanın ilk günlerinde en yüksek duyusal analiz puanlarını kontrol ve BHT ilaveli tereyağı almış olup bunu sırasıyla %5, %2,5 ve %7,5 sarımsak ilaveli tereyağları takip etmiştir. Depolama sonunda ise en yüksek duyusal analiz puanını %5 sarımsak ilaveli tereyağı almıştır. %10 sarımsak ilaveli tereyağı duyusal açıdan beğenilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Tereyağı, sarımsak, oksidasyon, antioksidan
Göknar öz ve diri odun özütlerinin kimyasal içeriklerinin belirlenmesi, antimikrobiyal ve dna koruma özelliklerinin incelenmesi
Ülkemiz için endemik bir alt tür olan Uludağ göknarı (Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana) Kastamonu Ilgaz yöresinde 1630 metre rakımdan bu çalışma kapsamında seçilmiştir. Kesilen göknar odunu diri ve öz kısımları değirmen ile toz haline getirilerek kullanım için özütler hazırlanmıştır. Laboratuarda öz ve diri odun özütlerinin kimyasal içerikleri, antimikrobiyal ve DNA koruma özellikleri incelenmiştir. Araştırmada göknar odun özütlerinin kimyasal içeriklerinde Kafeik asit, diri ekstresi için 74±4 µg/g özüt ve öz odun özütü için 88±4 µg/g ekstraktı, Epikateçin, diri ekstresi için 556 µg/g özüt ve öz odun özütü için 502 µg/g ekstraktı, Benzoik asit, diri ekstresi için 4128 µg/g özüt ve öz odun özütü için 19618 µg/g ekstraktı, Kaempferol, diri ekstresi için 4350 µg/g özütü ve öz odun için 1836 µg/g özüt ve apigenin diri ekstresi için 1594 µg/g özüt ve öz odun için 1108 µg/g özüt içermektedir. Göknar odun özütleri kimyasal içeriği analizinde bulunan bileşiklerin yüksek seviyesi, kanseri önlemek ve gelişme riskinin azalmasını sağlamak için, deri hastalıklarında ve gıdalarda mikrobik bozulmayı önlemek için etkili olan bu maddeler ihtiyaç halinde yararlanılabileceği önerilmektedir. Antimikrobiyal aktivite analizinde 16 bakteri suşuna karşı odun özütleri değerlendirilmiştir. Sonuçlar, öz ve diri odun özlerinin Salmonella enteritidis, Streptococcus pneumoniae ve Proteus mirabilis'e karşı hafif antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğunu ortaya koydu. DNA koruma aktivite analizinde tüm bileşiklere DNA koruma deneyi uygulanmıştır. Diri odun özütü deneyinde 50 mg/ml'de %54 DNA koruma tespit edilmiştir. Öz odun özütü deneyi sonucunda 100 mg/ml'de %57 ve 50 mg/ml'de %64 sonuçları ile en etkili DNA koruma faaliyeti tespit edilmiştir. Bu bileşikler, potansiyel olarak bakteri ve kanser hücre çizgileri üzerindeki etkilerine dayanmış ilaç katkı maddesi olarak kullanılabilme potansiyelleri bulunmaktadır.
Kentsel planlama çalışmalarında biyokonfor; Manisa örneği
Yakın geçmişte, hızlı ve plansız kentleşme, işlevsiz ve estetik olmayan şehir yapılaşmasını beraberinde getirmiş ancak, süreç içerisinde şehir merkezlerinde yaşayan insanların gelir düzeyinin artması ve bilinçlenmenin etkisiyle ekolojik denge, temiz çevre, konfor şartları gibi terimler önem kazanmış, insanların yaşayacakları şehirleri seçmelerinde önemli faktörler olmaya başlamıştır. Bu süreçte ortaya çıkan biyokonfor sıcaklık, yağış, nem ve rüzgâr gibi çevre şartlarının, insanların kendilerini rahat hissettiği sınır değerlerde olması olarak tanımlanabilir. Biyokonfor, son yıllarda kentsel planlama çalışmalarında göz önünde bulundurulmaya başlanan önemli bir kavramdır. Bu çalışmada, Manisa ilinin iklim verilerine göre biyokonfor açısından uygun alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Manisa il genelindeki meteoroloji istasyonlarından veriler elde edilmiştir. Bu istasyonlara ilişkin ortalama sıcaklık, bağıl nem ve rüzgar değerleri, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamına ArcMap GIS™ 10.2 yazılımı kullanılarak aktarılmıştır. CBS ortamına aktarılan verilerden iklim haritaları oluşturulmuş ve biyoiklimsel konfor açısından uygun alanlar belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarının, Manisa ili için uzun vadeli kentsel planlama çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.
Trabzon ilinin biyoklimatik konfor açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmada Trabzon ilinin biyokonfor durumu, termal ısı adası değişimlerinde doğal elementlerin (arazi örtüsü, su, bitkiler gibi) rolü ve mevcut kentsel arazi kullanımı (kentsel arazi kullanımı) incelenmiştir. Veri analizi için, Landsat 5, 7, 8 uydularında bulunan 10 ve 11 görüntü bantları, OLI1 ve TIRS2 cihazları ve meteorolojik yer ölçüm istasyonları kullanılmıştır. Trabzon ilinin konfor değer alanlarında ara sıcaklık dağılımını incelemek ve kentsel ısının yerel etkilerini belirlemek için tek bantlı görüntülerin sınıflandırmaları yapılmıştır. Çalışma kapsamında Normalleştirilmiş Fark Bitkisel Bitki Örtüsü, Normalleştirilmiş Fark Bina Dizini, Normalleştirilmiş Fark Çıplak arazi İndeksi ve Normalleştirilmiş Fark Su Endeksi ile kentsel ısı adası arasındaki korelasyonun varlığını veya yokluğunu araştırmak için arazi yüzey sıcaklığı (LST) üzerinde uzamsal korelasyon testi yapılmıştır. Trabzon ilinin konfor değerleri durumu yıl bazında ele alındığında anlamlı bir korelasyona sahiptir. Çalışmada yapılan İmge analizi sonuçlarına göre kentin kentsel adalarının etkileyen faktörlerin kentin kuzey bölgelerinde yoğunlaştığı belirlenmiştir. Bu faktörler sanayinin ve yapılaşmanın yoğunluğu ile topografyanın dağlık oluşudur. Çalışma sonuçlarına göre arazi yüzey sıcaklığı ile Trabzon'un bitki örtüsü endeksi arasında bir ilişki bulunmaktadır. Buna göre azaltılmış bitki örtüsü, şehrin yüzey sıcaklığının artmasına neden olur.
Atmosferdeki ağır metal birikiminin yıllık halkalar yardımı ile belirlenmesi
Son zamanlarda gelişmekte olan ülkelerde hızlı kentleşmeye bağlı olarak artan sanayi faaliyetleri ve enerji tüketimleri insan sağlığını tehdit edecek boyutlardaki kirliklere neden olmaktadır. Hava kirliliğine bağlı sebeplerden dolayı dünya genelinde her yıl milyonlarca insan hayatını kaybetmektedir. Hava kirliliği etmenleri arasındaki ağır metaller doğanın temel bileşenin de doğal olarak bulunurlar ve biyobozunur elementler değillerdir. Bu yüzden doğada uzun süre kalabilmekte ve canlı bünyesinde birikme eğilimi göstermektedirler. Bazı ağır metallerin düşük konsantrasyonları bile toksik etki oluşturması veya kanserojen olmaları nedeniyle özellikle insan sağlığı açısından tehlike oluşturan kirleticiler içerisinde ayrı bir öneme sahiptir. Bundan dolayı ağır metal kirliliğinin izlenmesi, riskli bölgelerin belirlenmesi ve atmosferdeki konsantrasyonunun süreç içerisindeki değişiminin belirlenmesi son derece önemlidir. Bunun için uzun yıllar boyunca ölçümler yapılmalıdır ancak bu çok mümkün olmamaktadır. Özellikle geçmişten günümüze atmosferdeki ağır metal konsantrasyonlarının değişiminin belirlenmesinde en etkili yöntemlerden birisi ağaçların yıllık halkalarını biyomonitor olarak kullanmaktır. Ülkemizde yetişen çok yıllık bitkiler yıllık halka oluşturmaktadır ve bu halkalardaki ağır metal konsantrasyonlarının tespit edilmesi ile o bölgedeki ağır metal konsantrasyonunun süreç içerisinde değişimi konusunda bilgi edinilebilir. Bu çalışmada da Kastamonu ilinin Kışla parkı mevkiinden 2016 yılı sonunda kesilen Sedir (Cedrus arizonica) ağacından 2016 yılı aralık ayı içerisinde ana gövdeden alınan kütük üzerinde yıllık halkalar belirlenerek bu seksiyonlarda Al, B, Ba, Ca, Cd, Co, Cr, Cu, Fe, K, Li, Mg, Mn, Ni, Pb ve Zn elementlerinin konsantrasyonlarının yıl bazında değişimi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında ayrıca iç ve dış kabuktaki element konsantrasyonları da belirlenmiştir. Çalışma sonucunda genel olarak yola dönük kısımdan alınan organellerdeki ağır metal değerlerinin özellikle dış kabuktaki metal konsantrasyonlarının içe dönük kısımdaki metal konsantrasyonlarından daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Bazı meyve ağacı organellerinde ağır metal birikiminin trafik yoğunluğuna bağlı değişimi
Modern dünyanın en büyük problemlerinden birisi, her yıl milyonlarca insanın ölümüne sebep olan hava kirliliğidir. Hava kirliliği bileşenleri içerisinde ağır metaller doğada uzun süre bozulmadan kalabilmeleri, biyobirikme yapmaları ve bazılarının düşük konsantrasyonlarda bile toksik veya kanserojen olmaları sebebiyle insan sağlığı açısından ayrı bir öneme sahiptirler. Bitkilerin gıda olarak tüketilen organellerindeki ağır metal konsantrasyonu bu açıdan daha büyük bir önem taşımaktadır. Ağır metal kirliliğinin yüksek düzeyde olduğu alanlarda yetişen bitkilerin çeşitli organellerinde ağır metaller birikmekte, bu organellerin gıda olarak tüketilmesi, bitki bünyesindeki ağır metallerin doğrudan insan bünyesine alınmasına sebep olmakta ve sağlık açısından büyük bir risk oluşturmaktadır. Ancak, bu konuda yapılmış yeterli miktarda çalışma bulunmadığından bu konudaki tehlikenin boyutu belirlenebilmiş değildir. Bu çalışmada Kastamonu'da trafiğin yoğun olduğu, az yoğun olduğu ve olmadığı alanlarda yetişen vişne, erik, dut ve elma ağaçlarının yaprak, dal, kabuk ve meyvelerinde Ni, Co, Mn, Cr, Cd ve Pb elementlerinin konsantrasyonlarının trafik yoğunluğuna bağlı değişimi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda elementlerin konsantrasyonlarının genel olarak trafik yoğunluğuna bağlı olarak arttığı ayrıca, meyvelerdeki ağır metal konsantrasyonlarının oldukça yüksek düzeylere ulaşabildiği belirlenmiştir. Bu durum kent merkezlerinde yetiştirilen ve gıda olarak tüketilen meyve ve sebzelerin insan sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturabileceğini ortaya koymaktadır.
Bazı peyzaj bitkilerinde ağır metal birikiminin trafik yoğunluğuna bağlı değişimi
Hava kirliliği etmenleri içerisinde ağır metaller ayrı bir öneme sahiptir. Çünki, ağır metaller doğada bozulmazlar ve kolay kolay yok olmazlar, biyobirikme eğilimindedirler ve ve bazılarının düşük konsantrasyonlarda bile toksik veya kanserojen etkiye sahiptir. Hemen hemen bütün metallerin belirli bir miktarın üzerinde alındığında toksik etki oluşturduğu belirtilmektedir. Bundan dolayı havadaki ağır metal konsantrasyonunun belirlenmesi ve değişiminin izlenmesi riskli bölgelerin ve risk düzeyinin tespit edilmesi açısından son derece önemlidir. Ağır metal kirliliğinin atmosferdeki konsantrasyonunun değişimini gösteren en önemli belirteçler biyoindikatörlerdir. Biyoindikatör olarak kullanılan bitkiler toprak veya havadaki ağır metallerin bir kısmını bünyelerine alarak biriktirmekte, bu birikim düzeyinin belirlenmesi ile toprak ve havadaki ağır metal kirliliği konusunda bilgi edinilebilmektedir. Bu çalışmada, Kastamonu ilinde kent merkezinde yetiştirilen bazı peyzaj bitkilerinde ağır metal konsantrasyonlarının değişiminin bitki türü, bitki organeli ve trafik yoğunluğuna bağlı olarak değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma sonuçları çalışmaya konu elementlerin tür bazında önemli düzeyde değiştiğini ortaya koymuştur. Söz konusu metallerden Cu dışındakilerde en yüksek değerler süs eriğinde elde edilirken dişbudak bütün metallerde düşük değerlere sahiptir. Çalışmaya konu metal konsantrasyonlarının türler arasında belirgin bir şekilde fark bulunduğu hatta bu farkın Cu ve Ni gibi elementlerde türler arasında beş kattan fazla olduğu belirlenmiştir. Çalışılan elementlerin konsantrasyonlarının organel bazında ve birçoğunun trafik yoğunluğuna bağlı olarak da önemli ölçüde değiştiği belirlenmiştir.
Tutmaç göleti (Sivas)'nin bazı fiziko-kimyasal su kalitesi parametrelerinin araştırılması
Bu çalışmada; Sivas ilinde bulunan Tutmaç Göleti'nin Şubat 2016 – Ocak 2017 tarihleri arasında bazı fiziksel ve kimyasal su parametreleri ölçülmüştür. Bu ölçümler, Tutmaç Göleti'ni temsil eden üç istasyonda yapılmıştır. Bu istasyonlar Tutmaç Göleti'nin doğu kısmı, güneybatı kısmı ve Başören Deresinin Gölete Giriş Noktası (Göletin Kuzeybatısı) olarak seçilmiştir. Çalışma süresince, belirlenen bu üç istasyondan ayda bir su numuneleri alınmış ve elde edilen on iki aylık ortalama değerler (genel ortalama, standart sapma, mevsimsel ortalama) incelenmiştir. Bu üç istasyonda alınan su örneklerinde su kalitesini belirlemek amacıyla çözünmüş oksijen (mg/L), tuzluluk (ppt), pH, sıcaklık (℃), elektriksel iletkenlik (µs/cm), askıda katı madde (mg/L), kimyasal oksijen ihtiyacı (mg/L), biyolojik oksijen ihtiyacı (mg/L), klorür (mg/L), fosfat (mg/L), sülfat (mg/L), sülfit (mg/L), sodyum (mg/L), potasyum (mg/L), toplam sertlik (mg/L), toplam alkanite (mg/L), magnezyum (mg/L), kalsiyum (mg/L), nitrit (mg/L), nitrat (mg/L), amonyum tuzu (mg/L), demir (mg/L), kurşun (µg/L), bakır (µg/L), kadminyum (µg/L), civa (µg/L), nikel (µg/L), çinko (mg/L) olmak üzere 28 adet fiziko-kimyasal parametrenin analizleri yapılmıştır. Elde edilen yıllık ortalama fiziko-kimyasal parametre verileri mevsimler arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmış, III sınıf su kalitesine sahip olduğu tespit edilmiş olup, önemli bir kirlilik problemi olmadığı anlaşılmaktadır.
Kızık göleti ( Tokat)'nin bazı fiziko-kimyasal parametrelerinin araştırılması
Bu çalışmada; Tokat ilinde bulunan Kızık Göleti'nin Kasım 2016 – Ekim 2017 tarihleri arasında bazı fiziksel ve kimyasal su parametreleri ölçülmüştür. Bu ölçümler, Kızık Göleti'ni temsil eden dört istasyonda yapılmıştır. Bu istasyonlar Kızık Göleti'nin doğu, güneydoğu, güneybatı kısımları ve Miçöz Deresi'nin gölete giriş noktası ( Göletin Kuzeydoğusu) olarak seçilmiştir. Çalışma süresince, belirlenen bu dört istasyondan ayda bir su numuneleri alınmış ve elde edilen on iki aylık ortalama değerler (genel ortalama, standart hata, mevsimsel ortalama) incelenmiştir. Bu dört istasyonda alınan su örneklerinde su kalitesini belirlemek amacıyla çözünmüş oksijen (mg/L), tuzluluk, pH, sıcaklık, elektriksel iletkenlik, askıda katı madde (mg/L), kimyasal oksijen ihtiyacı (mg/L), biyolojik oksijen ihtiyacı (mg/L), klorür (mg/L), fosfat (mg/L), sülfat (mg/L), sülfit (mg/L), sodyum (mg/L), potasyum (mg/L), toplam sertlik (mg/L), toplam alkanite (mg/L), magnezyum (mg/L), kalsiyum (mg/L), nitrit (mg/L), nitrat (mg/L), amonyum tuzu (mg/L), demir (mg/L), kurşun (µg/L), bakır (µg/L), kadmiyum (µg/L), civa (µg/L), nikel (µg/L), çinko (mg/L) olmak üzere 28 adet fiziko-kimyasal parametrenin analizleri yapılmıştır. Elde edilen yıllık ortalama fiziko-kimyasal parametre verileri mevsimler arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmış, Yüzey Su Kirliliği ve Kontrol Yönetmeliği'ne göre ΙII. sınıf kaliteli su kalitesine sahip olduğu tespit edilmiş olup, önemli bir kirlilik problemi olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca mevcut su kalitesi durumu alabalık gibi soğuk su türlerinin yetiştiriciliği için uygun olduğu görülmüştür.
Havadaki ağır metal konsantrasyonlarının değişiminin izlenmesinde Cupressus arizonica yıllık halkalarının kullanabilirliği
Son yıllarda artan hava kirliliği önemli boyutlara ulaşmış ve en önemli gündem maddelerinden birisi haline gelmiştir. Hava kirliliği bileşenleri içerisinde ağır metaller ayrı bir önem taşımaktadırlar. Çünkü, ağır metaller doğada kolay kolay yok olmazlar, biyobirikme eğilimindedirler ve bazıları düşük konsantrasyonlarda bile toksik veya kanserojen etkilere sahiptir. Bundan dolayı havadaki ağır metal konsantrasyonlarının değişimlerinin izlenmesi son derece önemli bir konudur. Atmosferdeki ağır metal konsantrasyonunun değişiminin belirlenmesine en çok tercih edilen yol biyomonitorlerdir. Ağaçlar, atmosferdeki ağır metallerin geçmişten günümüze konsantrasyonundaki artışın belirlenmesinde iyi birer biyomonitordürler. Özellikle ağaçların yıllık halkaları yardımıyla havadaki ağır metal konsantrasyonunun değişimi hakkında önemli bilgiler edinilebilmektedir. Bu çalışmada da Kastamonu ilinin Kışla parkı mevkiinden 2016 yılı sonunda kesilen Servi (Cupressus arizonica) ağacından 2016 yılı aralık ayı içerisinde ana gövdeden alınan kütük üzerinde yıllık halkalar belirlenerek bu seksiyonlarda bazı elementlerin konsantrasyonlarının yıl bazında değişimi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında ayrıca iç ve dış kabuktaki element konsantrasyonları da belirlenmiştir. Böylece çalışmaya konu elementlerin yön, organel ve yıl bazında değişimleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda genel olarak yola dönük dış kabuktaki element konsantrasyonlarının daha yüksek seviyede olduğu, elementlerin yıl bazında değişiminin genel itibariyle dalgalı bir seyir izlediği ancak, Cd, Ni, Fe, Ca, Mn ve Pb gibi bazı elementlerin konsantrasyonlarında son yıllarda genel itibariyle bir artış olduğu belirlenmiştir.
Mavi ladin (Picea pungens Engelm) ibrelerinin yakın geçmişteki ağır metal birikiminde biyomonitor olarak kullanılabilme olanakları
Günümüzde hava kirliliği bazı şehirlerde insan sağlığını tehdit edecek düzeyde artmış, dünya genelinde ise her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açacak boyutlara ulaşmıştır. Hava kirliliği bileşenleri arasında özellikle ağır metaller büyük öneme sahiptir. Zira ağır metaller doğada bozulmadan uzun süre kalabilmekte ve çevredeki konsantrasyonu da sürekli artmaktadır. Ayrıca biyobirikme eğilimindedir. Bundan dolayı ağır metal konsantrasyonunun belirlenmesi, riskli bölgelerin ve risk düzeyinin tespit edilmesi açısından büyük öneme sahiptir. Bitkilerdeki ağır metal konsantrasyonlarının belirlenmesi ise, hem bitkilerin ağır metalleri havadan uzaklaştırma ve dolayısıyla hava kalitesini artırma aracı olarak kullanılabilme olanaklarının belirlenmesi, hem de hava kalitesinin izlenmesi açısından önem taşımaktadır. Bundan dolayı bu güne kadar bitkilerde ağır metal birikimleri üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Ancak yapılan çalışmalar daha ziyade geniş yapraklı bitkilerin tek yıllık yapraklarının biyomonitör olarak kullanımı konusunda yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmada ise ibreleri ağaç üzerinde uzun süre kalabilen ayrıca, ibre ve dal yaşları hesaplanabilen Picea pungens organlarınin, yakın geçmişte ağır metal konsantrasyonundaki değişimin belirlenmesinde biyomonitor olarak kullanılabilme olanakları araştırılmıştır. Çalışma kapsamında Ca, Al, Mg, Cu, Fe, Mn, Ba, Li, Na ve K elementlerinin, yıkanan ve yıkanmayan ibre, kabuk ve dal organlarınde organ yaşına bağlı olarak değişimi değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçları, çalışmaya konu elementlerin organ, yıkanma ve organ yaşına bağlı olarak konsantrasyonlarının değiştiğini, genel olarak en düşük konsantrasyonların Ca, Al, Mg, Cu, Na ve K elementlerinde kabuklarda elde edildiğini göstermiştir.
Kastamonu ilindeki süt toplama merkezlerinden temin edilen sütlerin bazı mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal kalitesinin tespiti
Bu çalışmanın amacı; Kastamonu ilinde ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimlerinde aktif olarak çalışan 30 adet süt toplama merkezine sürekli süt getiren üreticilerden alınan örneklerin mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal analizlerinin yapılarak tespit edilen değerlerin yasal sınırlarda olup olmadığının belirlenmesidir. Araştırmada sütlerin mikrobiyolojik özelliklerinden toplam aerobik mezofilik bakteri (TAMB) ve koliform grubu bakteri sayıları tespit edilmiştir. Fiziksel ve kimyasal özelliklerinin belirlenebilmesi için ise kuru madde, yağ, yağsız kuru madde, laktoz, protein ve kül miktarları ile pH, titrasyon asitliği değerleri belirlenmiş, kırılma indisi ve özgül ağırlıklarına bakılmış, karbonat, peroksidaz ve antibiyotik varlığı araştırılmıştır. Araştırmada sonuç olarak, incelenen 240 adet çiğ süt örneğinin tüm mevsimlerdeki ortalama kurumadde, yağ, yağsız kurumadde, laktoz, protein, kül, pH, titrasyon asitliği, kırılma indisi, özgül ağırlık, karbonat, peroksidaz ve antibiyotik değerlerinin büyük çoğunluğunun Türk Gıda Kodeksi Çiğ ve Isıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliği'ne uygun olduğu bulunmuştur. Ancak TAMB ve koliform grubu bakteri sayıları sözü geçen mevzuatın kriterlerine uygun bulunmamıştır. Çalışmanın ana varyasyon kaynaklarından süt toplama merkezi, mevsim (laktoz hariç) ve süt toplama merkezi × mevsim interaksiyonunun süt örneklerinin mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal özellikler üzerindeki etkisinin çok önemli (P<0,01) olduğu tespit edilmiştir.
Gümüşsuyu Göleti (Erfelek - Sinop)'nin su kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Sinop ili Erfelek ilçesinde bulunan Gümüşsuyu Göleti'nin su kalitesi ve kirliliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, su kalitesini belirlemede kullanılan fiziksel ve kimyasal su parametreleri, Nisan 2018 – Mart 2019 tarihleri arasında ölçülmüştür. Bu ölçümler, Gümüşsuyu Göleti'nin bütününü temsil eden dört istasyondan her ay su örnekleri alınması suretiyle yapılmıştır. İstasyonlar Gümüşsuyu Göleti'nin doğu kısmı, kuzeybatı kısmı (en derin yeri), güney kısmı ve batı kısmı olarak seçilmiştir. Çalışma süresince, belirlenen bu dört istasyondan ayda bir su numuneleri alınmış ve elde edilen on iki aylık ortalama değerler (genel ortalama, standart sapma, mevsimsel ortalama ) incelenmiştir. Bu dört istasyondan alınan su örneklerinde su kalitesini belirlemek amacıyla; sıcaklık (oC), çözünmüş oksijen (mg/L), tuzluluk (ppt), pH, elektriksel iletkenlik ( (S/cm), askıda katı madde (mg/L), kimyasal oksijen ihtiyacı (mg/L), biyolojik oksijen ihtiyacı (mg/L), klorür (mg/L), fosfat (mg/L), sülfat (mg/L), sülfit (mg/L), sodyum (mg/L), potasyum (mg/L), toplam sertlik (mg/L), toplam alkalinite (mg/L), magnezyum (mg/L), kalsiyum (mg/L), nitrit (mg/L), nitrat (mg/L), amonyum tuzu (mg/L), demir (µg/L), kurşun (µg/L), bakır (µg/L), kadmiyum (µg/L), civa (µg/L), nikel (µg/L), çinko (µg/L) olmak üzere 28 adet fizikokimyasal parametrenin analizleri yapılmıştır. Elde edilen yıllık ortalama fizikokimyasal parametrelerin verileri, mevsimler arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak Gümüşsuyu Göleti'nin, Yüzey Suları Su Kalitesi Yönetim Yönetmeliği'ne göre II. sınıf su kalitesine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, gölette herhangi bir kirlilik problemi olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca gölet suyu çok sert sular sınıfına girmekle birlikte, yetiştiricilik açısından bu durumun bir sakıncası bulunmamaktadır. Göletin, alabalık gibi soğuk su türlerinin yetiştiriciliği için uygun olduğu önerilebilmektedir.
Doğu kayını (Fagus orientalis Libsky) populasyonlarında bazı stomatal ve morfometrik karakterler yardımıyla genetik çeşitliliğin belirlenmesi
Bu çalışmada; Türkiye'de doğal olarak yetişen ve geniş ormanlar kuran Fagus orientalis (Doğu Kayını)'in doğal populasyonlarındaki genetik çeşitliliğin bazı stomatal ve morfometrik karakterlere bağlı olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında doğal yayılış alanındaki 12 populasyondan (Hatay1, Hatay2, İnebolu, İstanbul, Sinop, Trabzon, Artvin, Düzce, Bolu, Çanakkale, Ordu ve Rize) yaprak örnekleri toplanmıştır. Yaprakların Taramalı Elektron Mikroskobu (Scanning Electron Microscope=SEM) yardımıyla elde edilen görüntüleri üzerinde stomatal karakterlerden, stoma uzunluğu (STB), stoma genişliği (STE), por uzunluğu (PB) ve por genişliği (PE) ölçümleri yapılmıştır. Ayrıca yaprakların ölçekli fotoğrafları üzerinde yapılan ölçümler ile de yaprak ayası boyu (YAPBOY), yaprak ayası genişliği (YAPCAP), yaprak sapı uzunluğu (YAPSAP), yaprak sapı ile yaprak tabanı açısı (YTABAC), yaprağın orta kısmındaki yan damar ile orta damar arası açısı (ORTAAC) karakterleri ölçülmüştür. Elde edilen veriler varyans analizi, Duncan testi, kümeleme analizi ve korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda çalışmaya konu karakterlerin populasyon bazında önemli ölçüde değiştiği belirlenmiştir. Kümeleme analizi sonucunda populasyonların genel olarak iki grupta toplandığı, coğrafik olarak birbirine en yakın populasyonlardan Rize ve Artvin populasyonlarının bir grupta, diğer populasyonların ise diğer grupta toplandığı tespit edilmiştir. Korelasyon analizi sonuçlarına göre ise stomatal karakterlerin birbirleri ile, morfometrik karakterlerin de birbirleri ile istatistiki olarak anlamlı düzeyde ilişkili oldukları belirlenmiştir.
Bazı ağır metal kirliliklerinin izlenmesinde mavi ladin (picea pungens engelm)' in biyomonitor olarak kullanılabilirliği
Günümüzde hava kirliliğisanayinin etkisi ve teknolojideki hızlı gelişmelerden dolayı bazı şehirlerde insan sağlığını tehlikeli bir seviyede tehdit edecek düzeyde artmış, dünya ölçeğinde ise her yıl milyonlarca insanın hayatını sonlandıran bir sorun halıne gelmiştir. Hava kirliliğinin nedenlerinden biri olan ağır metaller büyük öneme sahiptir. Öezellikle ağır metaller doğada bozulmadan uzun süre kalabilmekte ve çevredeki konsantrasyonu da sürekli artmaktadır. Ayrıca insan, hayvan ve bitki yapısında biyobirikme eğilimindedir. Bundan dolayı ağır metal konsantrasyonunun belirlenmesi, riskli bölgelerin ve risk düzeyinin tespit edilmesi açısından büyük öneme sahiptir. Bitkilerdeki ağır metal konsantrasyonlarının belirlenmesi ise, hem bitkilerin ağır metalleri havadan uzaklaştırma ve dolayısıyla hava kalitesini artırma aracı olarak kullanılabilme olanaklarının belirlenmesi, hem de hava kalitesinin izlenmesi açısından önem taşımaktadır. Bundan dolayı bu güne kadar bitkilerde ağır metal birikimleri üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Ancak yapılan çalışmalar daha ziyade geniş yapraklı bitkilerin tek yıllık yapraklarının biyomonitör olarak kullanımı konusunda yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmada ise ibreleri ağaç üzerinde uzun süre kalabilen ayrıca, ibre ve dal yaşları hesaplanabilen Picea pungens organlarınin, yakın geçmişte ağır metal konsantrasyonundaki değişimin belirlenmesinde biyomonitor olarak kullanılabilme olanakları araştırılmıştır. Çalışma kapsamında altı adet elementin ibre, kabuk ve dal olmak üzere üç farklı organda, yıkanma ve organ yaşına bağlı olarak değişimi incelenmiştir. Çalışma kapsamında Zn, Ni, Cr, Co, Cd ve Pb elementlerinin değişimi değerlendirilmiştir Çalışma kapsamında söz konusu elementlerin organ, organ yaşı ve yıkanmaya bağlı değişimleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda Zn, Ni, Cr ve Cd konsantrasyonlarının organ bazında istatistiki olarak anlamlı düzeyde değiştiğini ortaya koymuştur. Ancak her bir elementin farklı organlarda daha yüksek konsantrasyonlara ulaştığı görülmektedir. En yüksek konsantrasyonlar Zn'da da, Ni'de ibre ve dal, Cr ve Cd'de ise ibrede elde edilmiştir.
Kentsel planlama çalışmalarında biyokonfor; Çankırı örneği
İnsanların bulundukları ortamda rahat edebilmeleri için ortam şartlarının belli bir sıcaklık, rüzgâr ve nem aralığında olması gerekmektedir. Bu aralık konfor bölgesi, bu değerlerin insanlar için uygun aralıklarda olması durumu ise "Biyoklimatik konfor" veya kısaca "biyokonfor" olarak adlandırılmaktadır. Biyoklimatik konfor uygun değer aralıklarında olmadığında insanlar o alanlarda rahatsız olmakta ve o alanlardan uzaklaşmak istemektedirler. Biyokonfor, insanların konforunu, performansını, psikolojisini ve hatta bazı durumlarda sağlığını etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Bundan dolayı insanların yaşam alanlarında biyokonfor durumunun belirlenmesi ve özellikle yeni yaşam alanları planlanırken bu durumun dikkate alınması pek çok açıdan önem taşımaktadır. Bu çalışmada Çankırı İli genelinde biyokonfor açısından uygun olan ve olmayan alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Çankırı İli'nin biyokonfor alanları belirlenmiş ayrıca ilin genel topografik, eğim, toprak ve jeolojik yapısı haritalandırılmıştır. Çalışma sonucunda Çankırı İli'nde konforlu alanların genellikle Çankırı'nın kuzeybatı, güneydoğu ve güneybatı alanlarında blok halinde bulunduğu, bunun dışında genel olarak konforlu ve konforsuz alanların birbirleri ile iç içe geçmiş olduğu belirlenmiştir.
Kastamonu merkez köylerinde üretilen bazı sebzelerin yasaklı organoklorlu pestisit düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Kastamonu Merkez Köylerinde üretim yoğunluğu en fazla olan sebzelerden sarımsak, patates ve semizotu oluşan toplam 35 adet numunede bulunan yasaklı organoklorlu pestisit kalıntı düzeyleri GC/MS yöntemiyle belirlenmiştir. Bu çalışmada incelediğimiz 23 Organoklorlu Pestisit(OKP)'den 20 tanesi en az bir numunede tespit edilmiştir. En sık rastladığımız pestisit kalıntısı 35 numunenin 10'unda tespit edilen p,p'-DDT olmuştur.Çalışmamızda 24 sebze numunesinde en az 1 pestisit kalıntısı tespit edilirken (%67) 12 numunede hiç bir pestisit kalıntısına rastlanmamıştır.Bir sarımsak numunesinde tespit edilen OKP kalıntıntılarının bazılarının (∑DDT, aldrin ve dieldrin, metoksiklor, endosulfanlar, HCH'ler, heptaklorlar ve endrin) konsantrasyonları MRL'lerden oldukça yüksek bulunmuştur. Bu sarımsak numunesinin MRL'leri aşanları bu limitlerin yaklaşık 28 katı (alfa-HCH) ila 90 katı (aldrin+dieldrin) arasındadır.
Kastamonu'nun bazı merkez köylerinin tarım arazilerinin topraklarında bulunan kalıcı organik kirletici sınıfı pestisit düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışmada; Kastamonu Bölgesi'ndeki merkez köylerin tarım arazilerinden toplanan 130 adet toprak örneği pH, EC ve % tuzluluk değerleri ile organoklorlu pestisit (OKP) kalıntıları bakımından analiz edilmiştir. 130 toprak örneğinin 103 tanesinin killi-tınlı, 18 tanesinintınlı ve 9 tanesinin de killi toprak tipinde olduğu bulunmuştur.130 toprak örneğinin sadece 3 tanesi orta derece alkali olarak tespit edilmişken diğerleri hafif alkali olarak tespit edilmiştir. 130 toprak örneğinin 17 tanesi tuzsuz, 17 tanesi orta derece tuzlu, 93 tanesi hafif tuzlu, 3 tanesi aşırı tuzlu bulunmuştur.Çalışmamızda örneklerin %100'ünde OKP'lerden en az bir tanesine rastlanmıştır. En sık rastlanan pestisit kalıntısı örneklerin % 98,46'sında bulunan p,p'-DDT olmuştur. p,p'-DDT'yi sırasıyla %36,15, %26,92, %26,15, %24,62, %19,23, %15,38 ve %14,61 oranları ile o,p'-DDE, o,p'-DDT, p,p'-DDD, alfa-endosülfan, dieldrin, o,p'-DDD ve p,p'-DDE izlemektedir. Diğer pestisit kalıntıları az sayıda toprak numunesinde tespit edilen kuintozen, beta-endosülfan, cis-klordan, aldrin ve trans-klordan olmuştur. Diğer pestisitler hiçbir örnekte tespit edilmemiştir. Bu örneklerin DDE/DDT değeri düşük olup bu durum yakın zamanlarda kaynaklanan bir DDT kirliliğini göstermektedir. DDT'nin günümüzde hala kaçak olarak kullanılması veya son zamanlardaki dikofol uygulamaları bu durumun sebebi olabilir.
Laboratuvar şartlarında Thanasimus formıcarius (L.) (Coleoptera, Cleridae)'un besin tercihi ve predasyon etkisi
Bu çalışmada, predatör böcek Thanasimus formicarius (L.) (Coleoptera: Cleridae)'un, konifer ağaçlar üzerinde önemli zararlara neden olan kabuk böceklerinden, Ips sexdentatus (Boerner) ve Dentroctonus micans (Kugelann) (Coleoptera: Curculionidae, Scolytinae)'ın farklı biyolojik dönemleri üzerindeki beslenme davranışının, predasyonunun, tercihinin ve oluşturduğu kayıp miktarının laboratuvar koşullarında belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma materyali olarak, biyoteknik mücadele kapsamında ormanlara yerleştirilen feromon tuzaklarından elde edilen T. formicarius ve I. sexdentatus türlerinin erginleri, türün zarar verdiği ağaçların kabuklarının altından toplanmış olan T. formicarius ve D. micans larvaları kullanılmıştır. Bu amaçla seçilen 50 adet T. formicarius ergini ve 20 adet T. formicarius larvası üzerinde, I. sexdentatus ve D. micans türlerinin farklı biyolojik dönemleri av olarak kullanılarak 24 saatlik sürelerde 1325 deneme gerçekleştirilmiştir. T. formicarius ergininin farklı tür, biyolojik dönem ve miktarlarda kullanılan besin grupları dikkate alınmadan ortalama 0,0188 gr'lık, T. formicarius larvasının ise ortalama 0,0149 gr'lık bir kayba neden olduğu görülmüştür. Besin tercihi açısından bakıldığında, T. formicarius erginlerinin ve larvalarının besin ortamında av olarak larvanın bulunması durumunda öncelikle larvaları tercih ettiği görülmektedir. T. formicarius erginlerinin birey sayısının artmasıyla aynı ortamı paylaştığı avlarının tümünü öldürmese de avının popülasyonunun azalmasına neden olacak kadar bir predasyon gerçekleştirdiği ortaya koyulmuş ve av olarak kullanılan D. micans larva sayının artmasına bağlı olarak I. sexdentatus ergin predasyonunun azaldığı sonucuna varılmıştır.
Adaçayı (Salvia officinalis L.) tohumlarında hormon uygulamalarının çimlenme ve fidecik karakterlerine etkisi
Tıbbi Adaçayı, nezle ve gripten ileri gelen boğaz rahatsızlıklarında, böbrek hastalıklarında çay olarak tüketilmekte ayrıca, yatıştırıcı, idrar söktürücü, ter kesici ve dezenfektan etkileri de bulunmaktadır. Salvia officinalis türünün uçucu yağında bulunan thujon, antiseptik ve antibiyotik etkisi çok güçlü olan bir uçucu yağ bileşenidir. Bu özelliklerinden dolayı tıbbi aromatik özellikte bir bitki olan ve geniş bir kullanım alanı bulunan adaçayının (Salvia officinalis) kültürü yapılmaktadır. Ancak adaçayı üretiminde en önemli masraf kalemi ilk yıllarda yapılan yabani ot mücadelesidir. Herbisit kullanmadan yapılan diri örtü mücadelesi, adaçayı fideciklerinin toprağı siperleyip diğer otların gelişmesini engelleyeceği seviyeye kadar devam etmektedir. Bundan dolayı adaçayı fideciklerinin hızlı gelişimi, bu sürecin kısalması ve masrafların azalması konusunda büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, adaçayı tohumlarında hormon uygulamasının çimlenme başarısı ve fidecik morfolojik karakterleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında adaçayı tohumları IAA, IBA, GA3 ve NAA hormonlarının 1000, 2500 ve 5000 ppm konsantrasyonlarına 3-5 sn, 50, 100 ve 200 ppm dozlarına ise 24 saat süre ile maruz bırakılarak ekimleri yapılmış, böylece kontrol grupları ile birlikte 26 uygulama gerçekleştirilmiştir. Tohumlar hormon uygulamalarının ardından steril torf ortamına ekilerek 30 gün sonunda fideciklerde çimlenme yüzdesi ile birlikte bazı fidecik karakterleri belirlenerek hormon uygulamalarının çimlenme yüzdesi ve fidecik gelişimine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda hormon uygulamalarının fidecik karakterlerinin çoğunu olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir.
Kastamonu ilinde yetiştirilen siyez buğdaylarında (Triticum monococcum) toprak- tahıl arasında mineral madde ve bazı fizikokimyasal nitelikleri açısından toprak- tahıl arasındaki ilişkinin araştırılması
Toprağın biyo-dinamik yapısı, asit-baz dengesi, kimyasal reaksiyonları ve toprak elementleri arasında gerçekleşen reaksiyonlar, bitkilerin besin alımına ve buna bağlı olarak da bitkilerin besin içeriğine tesir etmektedir. Bu çalışmada, Kastamonu yöresinde yetiştirilen siyez buğdayı (Triticum monococcum) ile yetiştiği toprak arasındaki ilişki mineral madde, ağır metal ve bazı fizikokimyasal nitelikler açısından araştırılmıştır. Kastamonu'da siyez buğdayı üretiminin en yoğun olduğu dört ilçede 20 lokasyondan alınan toprak örnekleri mikro-makro besin elementleri, ağır metaller, organik madde, pH ve saturasyon içerikleri açısından araştırılmıştır. Yetiştirilen siyez buğdayı örneklerinde ise mineral madde, ağır metal, kül, yağ, protein, kavuz, hektolitre, bindane ağırlığı analizleri gerçekleştirilmiştir. Siyez buğdaylarında tespit edilen mineraller arasındaki ilişki korelatif olarak incelenmiş ve Ca/Mg, Ca/K, Mg/K, Mg/Fe ve K/Fe düzeyleri ve Co elementi ile Ca, Mg, Na elementleri arasındaki ilişkilerin istatistiksel olarak (p<0,05) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Toprak analizlerinde Ca, K, Mn ve Fe elementleri açısından ilçelere göre farklılıkların istatistiki olarak anlamlı (p<0,05) olduğu bulunmuştur. İlçeler arası buğdayların kıyaslamada Ca, Mg, Fe ve Co elementleri açısından ilçeler arası farklılıkların istatistiki olarak anlamlı (p<0,05) olduğu belirlenmiştir.
Bazı fırıncılık ürünlerinde siyez buğday unu kullanımının optimizasyonu, ürün kalitesi ve raf ömrü nitelikleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, insanların günlük diyetinde ve fırıncılık ürünleri sektöründe önemli paya sahip ekmek ve kek üretiminde siyez buğday unu kullanımının optimizasyonunun, ürün kalitesi ve raf ömrü nitelikleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Optimizasyonda, yüzey yanıt metodu (YYM) ile beş seviyeli üç bağımsız faktör merkezi bileşen deneme deseni kullanılmıştır. Bu amaçla ekmek ve kek yapımında normal ekmeklik buğday unu ve siyez unu kullanılmış. "Hacim (H), Duyusal Değerlendirme (DD) ve Gözenek Faktörü (GF)" yanıtlarına cevap veren bir formül optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. Optimizasyon sonuçlarının validasyonu yapılmıştır. Doğrulama denemelerinden elde edilen sonuçlar ile modelden tahminlenen değerler arasında, istatistiksel olarak önemli bir farkın olmadığı (p˃0.05) tespit edilmişir. Optimize sonuçlara göre üretilen kek ve ekmek numuneleri, siyez unsuz kontrol ekmeklerine göre bazı fizikokimyasal nitelikler (renk, ağırlık, hacim, kabuk kalınlığı, spesifik hacim, hamur verimi, ağırlık kaybı, pH, toplam asitlik, karbonhidrat protein, yağ, kül) ile mineral madde içeriği, nişasta retrogradasyonu, rutubet kaybı ve duyusal özellikler açısından karşılaştırılmıştır. Formül optimizasyonu sonuçlarına göre; ekmekde siyez unu kullanım oranı %65,12; maya kullanım oranı %1,49; su kullanım oranı %55,03; kekte ise siyez unu kullanım oranı %39,59; kabartma tozu kullanım oranı %5,78; yumurta kullanım oranı %58,9 olarak tespit edilmiştir. Optimum kek ve ekmeklerin protein, yağ ve antioksidant aktivite değerleri yüksek bulunmuştur. Mineral madde miktarlarında da artış sağlandığı görülmüştür. Özellikle optimize ürünlerde Si, Fe ve Zn elemetlerinin oldukça yüksek olması, duyusal açıdan da yüksek skor almaları tercih edilebilir özellikte kek ve ekmek üretimi sağlamıştır. Bu oranlar kullanılarak üretilecek kek ve ekmeğin müşteri beğenisine hitap edebilecek ve ticari olarak kabul görecek ürünler olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Optimizasyon, siyez unu, siyez buğdayı, kek, ekmek, yüzey yanıt yöntemi
Kastamonu ilinde üretilen kestane ballarının bazı ağır metal içerikleri ve kimyasal özelliklerinin belirlenmesi
İnsanlık tarihi kadar eski bir gıda maddesi olan bal, tarih boyunca sadece beslenme amacı ile değil bunun yanında tıbbi amaç ile de insanlığa hizmet etmiştir. Bileşimi üzerine yapılan çalışmalar özellikle son yıllarda meydana gelen teknolojik gelişmeler ile artmış ve her çalışma ile balın bilinmeyen bir yönü daha ortaya çıkmaya başlamıştır. Bal kaynağına bağlı olarak salgı balı ve çiçek balı olarak ikiye ayrılmaktadır. Arı ırkı ve koloni hareketliliği, kaynağın yoğunluğu ve coğrafi özelliklerdeki farklılıklar bal oluşumunu etkileyen en önemli iç ve dış faktörlerdir. Özellikle çevresel etkiler ve yetiştiricilik teknikleri, bal ve bal gibi arıcılık ürünlerinin gıda güvenliği seviyesini etkilemektedir. Ballar polen kaynaklarına göre monofloral ve multi floral olarak adlandırılmaktadır. Kestane balı monofloral ballar grubunda olup, belli bir coğrafyada ayırt edici özelliklere sahip ballardandır. Dünyada ve Türkiyede kestane balı bilinen en kaliteli ballardan olup besleyicilik özelliklerinin yanında apiterapik özellikleri ile de son yıllarda öne çıkmaktadır. Karadeniz bölgesinde Hopa Artvinden başlayarak Şileye uzanan kestane ormanları popülasyonlarında Kastamonu en önemli il konumundadır. TUİK 2018 verilerine göre özellikle İnebolu Ormanları Türkiye Kestane üretimin %50 sini karşılamaktadır. Buda meyve oluşumunun temeli olan çiçeklenme ve dolayısı ile nektar oluşumunun ne denli yoğun olduğuna işarettir. Bu bilgiden hareketle Kastamonu İlinde yoğun olarak üretilen kestane balının tanınırlığına bilimsel katkı sağlamak amacı ile İnebolu ve Küre Orman işletme alanlarında bulunan 6 farklı ilçeden 15 farklı kestane balı numunesi alınarak ağır metal içerikleri ve biyokimyasal özellikleri incelenmiştir. Çalışma kapsamında analizleri yapılan bal numunelerinin lokasyon bazında, indis, % rutubet ve % kuru madde değerlerinin birbirine oldukça yakın olduğu, indis değerlerinin 1,4845 ile 1,4991 arasında, rutubet değerlerinin %16,48 ile %20,80 arasında ve kuru madde değerlerinin de %79,20 ile %83,52 arasında değiştiği belirlenmiştir. Kestane bal numunelerindeki renk yoğunluğu en düşük Bozkurt2 numunesinde olmak üzere 107.25 mAU ile en yüksek Doğanyurt1 numunesinde 336.00 mAU aralığında tespit edilmiştir. Genel olarak tüm renk yoğunluğu değerleri birbirlerinden farklı bulunurken, bu farklılık istatistiki olarak da önemli (p<0.05) bulunmuştur. Bal numunelerinin pH değerlerinin 4,682 ile 6.115 aralığında değişmiştir. Ballar hafif asidik ve asidik yapıya sahip oldukları görülmüştür. Bal numunelerinin elektriksel iletkenlik değerleri esas alındığında tüm değerlerin bal tebliğinde verilen limit değerlere uyduğu, TTA değerlerinin ise en düşük % 13.750 ile % 31.560 arasında değiştiği belirlenmiştir. Mg konsantrasyonunun 1386 ppm ile 18689,3 ppm, Cr konsantrasyonunun 508,2 ppb ile 11832,2 ppb, Mn konsantrasyonunun 1336,5 ppb ile 20836,8 ppb, Pb konsantrasyonunun 1696,7 ppb ile 9184,9 ppb, Fe konsantrasyonunun 3,9 ppb ile 204,36 ppb arasında değiştiği görülmüştür. Ga konsantrasyonun 125,33 ppb ile 287,50 ppb ve Na konsantrasyonlarının lokasyon bazında değişimleri değerlendirildiğinde ise Na konsantrasyonlarının 1410,0 ppm ile 6581,4 ppm arasında değiştiği tespit edilmiştir. Zn konsantrasyonunun lokasyon bazında değişimi incelendiğinde en düşük değerlerin 399,3 ppb ile 835,8 ppb, Al konsantrasyonunun 1317,9 ppb ile 9538,2 ppb, Ca konsantrasyonun 1386,0 ppm ile 18689,6 ppm ve K konsantrasyonun ise 508,2 ppm ile 11832,2 ppm arasında değişim gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma kapsamında yapılan analizlere göre Kastamonu ilinden temin edilen kestane ballarının tüketime uygun olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen sonuçların Kastamonu kestane balının coğrafi işareti açısından belirleyici olabilecek özelliklerine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kestane (Castanea Sativa Mill.) balı, ağır metal, antiosidadif aktivite, DPPH.
Ordu kent merkezinde yetiştirilen bazı kültür bitkilerinde ağır metal konsantrasyonlarının yetişme ortamına bağlı değişimi
Günümüzde gerek tarım alanları ile kentsel alanların iç içe geçmesi, gerekse endüstriyel faaliyetler ve trafik yoğunluğunun artmasına paralel olarak, ağır metal kirliliğinin yüksek düzeyde olduğu bölgelerde yetiştirilen çeşitli bitkiler gıda olarak tüketilmek durumundadır. Oysa ağır metaller biyobirikme eğiliminde olmaları ve organizmalar için düşük konsantrasyonlarda bile toksik olabilmeleri sebebiyle insan sağlığı açısından büyük tehdit oluşturmaktadır. Ağır metaller ile kontamine olmuş bitkilerin gıda olarak tüketilmesi sağlık açısından çok daha büyük risklerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu çalışma kapsamında da domates, biber, fasulye ve mısır bitkilerinin kent merkezi ve köylerde yetiştirilen bireylerindeki bazı ağır metal konsantrasyonlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında bu bitkilerin yaprak ve meyvelerinde yıkama işlemi de uygulanmış böylece Pb, Fe, Cr, Cd, Mg, Al ve Ca elementlerinin tür, organ, yetişme yeri ve yıkama durumuna bağlı değişimleri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda tür bazında genel olarak en düşük değerler domates ve mısırda, en yüksek değerler ise biberde elde edilmiştir. Bunun dışında genel olarak yapraklardaki konsantrasyonların meyvelerdekinden, yıkanmayan numunelerdeki konsantrasyonların ise yıkanan numunelerinkinden daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında ağır metallerin bir çoğunun ve özellikle insan sağlığı açısından en tehlikeli ağır metallerden birisi olan Pb'nun kent merkezinde yetiştirilen bireylerdeki konsantrasyonlarının oldukça yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonuçları trafiğin yoğun olduğu alanlar gibi ağır metal kirliliğinin yüksek olduğu bölgelerde yetiştirilen bitkilerin gıda olarak tüketilmesinin insan sağlığı açısından önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ordu, kültür bitkisi, ağır metal
Kastamonu ili süt sığır popülasyonunda süt verimine ait genetik varyans unsurlarının ve kalıtım derecesinin tahmini
Bu çalışmada, Kastamonu ilinde yetiştirilmekte olan Kültür Irkı ve Kültür Irkı Melezi süt sığırlarının süt verim kayıtları değerlendirilmiştir. Bu amaçla Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği'ne bağlı 2206 işletmelerden 10573 laktasyon kaydı alınmıştır. Süt verimi özelliği olarak 305 Gün Süt Verimi(GSV) üzerinde durulmuştur. Kalıtım Derecesi ve Genetik Varyans Unsurlarının tahmini Bilgisayar programı yardımıyla hesaplanmıştır.305 GSV özelliği üzerine etkili makro çevre faktörlerinden Laktasyon sırasına göre 1.2. ve 3. Laktasyon için sırasıyla Kalıtım Derecesi 0,473-0,291 ve 0,211 tahmin edilmiştir. İç İçe Gruplar Deneme Tertibi (Nested – Hierarchical Design) kullanılmış ve hesaplamalar Bilgisayar İstatistik Paket Programı ile yapılmıştır. Sonuç olarak; süt verimine ait hesaplanan kalıtım derecesi Kastamonu'daki süt sığırı popülasyonunda yapılacak ıslah çalışmalarında seleksiyon kriteri olarak kullanılıp seleksiyondaki başarıyı arttırabileceği düşünülmektedir.
Change of heavy metal concentrations in some one year plants
The world population has increased excessively in the last century. Continuous increase in the world population has caused environmental problems and a decrease in agricultural areas. The decrease in agricultural areas has accelerated the migration of people from rural areas to cities. Environmental pollution problems arose on the increasing population in the cities. Air pollution, which affects human health negatively, comes to the fore at the beginning of these pollutions. Many people die during the year due to air pollution-induced pollutants. Gases produced in the chimneys of industrial facilities that meet the energy needs of people, gases released in the exhausts of the vehicles, particles formed as a result of the wear of the tires of the vehicles, etc. air pollution occurs for reasons. Gases and particles formed due to such reasons cause heavy metal accumulation in plants. Heavy metals can remain intact for many years in nature and have toxic and carcinogenic effects. For this reason, heavy metal pollution and accumulation should be monitored. Plants are used to monitor and detect heavy metal deposits. However, in order to determine which heavy metal should be used in which plant, it is very important to monitor it with the necessary precision and meticulousness. In this study, the traffic density of K, Cr, Co, Ni, Pb, Al, Cd, Ba, Ca, Na, Fe, Mn and Mg elements in the fruits and leaves of Cucumis sativus, Solanum lycopersicum and Capsicum plants grown in areas where traffic density is different in Ankara. It is aimed to determine the change of concentrations depending on. As a result of the study, Cr, Co, Pb, Al, Ba, Na and Mn concentrations increased depending on the traffic density. K, Ni, Cd, Ca, Fe and Mg concentrations, on the other hand, also changed with environmental effects, excluding traffic density
Florya Atatürk Orman Parkında vejetasyon tipinin toprağın bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerine etkileri
Vejetasyon tipi, ziyaretçi aktiviteleri, rekreasyon çalışmaları vb faaliyetler kent ormanlarında farklı mikro ortamlar oluşturabilmektedir. Buna bağlı olarak toprak özelliklerinde de farklılıklar meydana gelmektedir. Çalışma İstanbul Florya Atatürk Ormanında yürütülmüştür. Kent ormanı servi ile kaplı alanlar, çam türleri ile kaplı alanlar, doğal otsu bitki örtüsü ile kaplı alanlar, az yoğunluklu karışık ağaç ve çalılarla kaplı alanlar, yoğun yaprak döken ağaçlar ve çalılarla kaplı alanlar ve sürekli biçilen çim alanları olmak üzere 6 farklı vejetasyon tipine bölünmüştür. Alanı temsil edecek şekilde toplam 40 toprak örneği alınmıştır. Toprak örneklerinde pH, elektriksel iletkenlik (EC), tekstür, kireç içeriği, organik madde ve yarayışlı fosfor (P2O5) içeriği belirlenmiştir. PCA (Temel bileşenler analizi) ile toprak verileri ve vejetasyonla parametreleri ilişkilendirilmiştir. Vejetasyon tipleri arasındaki farklılıkların aydınlatılması için verilere ANOVA uygulanmış ve LSD ile ortalamalar gruplandırılmıştır. Ayrıca toprak özelliklerinin mekansal olarak değişiminin belirlenmesi amacıyla kriging enterpolasyonuyla toprak özelliklerine ilişkin haritalar üretilmiştir (ArcGIS 10.2 kullanılarak). Genel olarak toprak özellikleri yönüyle alanda belirgin bir varyasyon olduğunu belirlenmiştir. Ancak pH, EC yönüyle mekansal değişkenliğin de son derece düşük seviyede kaldığı, tekstür yönüyle ise varyasyonun orta seviyede olduğu saptanmıştır. Alanda toprakların genel olarak drenaj ya da havalanmaya mani olmayacak şekilde kaba bir yapıya sahip olduğu ve vejetasyondan etkilenmediği belirlenmiştir. Toprakların organik madde (%0,53 - 4,69 arasında) ve kireç kapsamında (%3,5 - 60,43) ise önemli düzeyde varyasyon (VK sırasıyla; 41,57 ve 47,00) olduğu saptanmıştır. Alınabilir fosfor içeriğinde (1,2 - 60,2 kg/da) en yüksek seviyede varyasyon (VK=147,93) görülmüştür. Bununla birlikte, tüm değişkenler arasında sadece organik maddenin vejetasyon tiplerinden önemli ölçüde etkilendiği (p <0.05) belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; alanın idaresinde kullanılabilecek bazı pratik sonuçlar ortaya konulmuş ve vejetasyon tipinin toprak özelliklerine kısmen etkilediği belirlenmiştir.
Bazı tıbbi aromatik bitki tohumlarında hormon uygulamalarının çimlenme ve fidecik karakterlerine etkisi
Bitkiler doğrudan veya dolaylı olarak dünyadaki yaşamın kaynağını oluşturmaktadırlar. Dünya nüfusunun hızla artması, bitkilere olan ihtiyacı da artırmakta, bu durum birim alandan alınan ürün miktarını artırmaya yönelik uygulamaların yapılmasını gerekli kılmaktadır. Özellikle son yıllarda bitki gelişimini ve dolayısıyla ürün miktarını artırmaya yönelik olarak sıkça kullanılan uygulamalardan birisi de hormon uygulamalarıdır. Bitki hormonları, bitkilerin büyüme ve gelişiminde önemli düzeyde rol oynayan maddelerdir. Bu çalışma kapsamında da farklı hormon uygulamalarının, tıbbi aromatik özellikleri dolayısıyla geniş bir kullanım alanı bulan ekinezya, çörekotu ve mor fesleğen bitkilerinin fideciklerinin gelişimine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında çalışmaya konu bitkilerin tohumları üzerinde IAA, IBA, NAA ve GA3 hormonlarının üçer dozu, yoğun (1 000 ppm, 2 500 ppm ve 5 000 ppm) ve seyreltik (50 ppm, 100 ppm ve 200 ppm) şekilde uygulanmış, böylece kontrol grupları ile birlikte her bir tür için 26'şar uygulama gerçekleştirilmiştir. Uygulamaların çimlenme yüzdesi (CY), kök boyu (KOKB), kök sayısı (KOKS), kök boğazı çapı (KBC), dalsız gövde boyu (DSZG), gövde çapı (GC), toplam boy (TB), yaprak sayısı (YS), kat sayısı (KT), en büyük yaprak boyu (ENBY), en büyük yaprak eni (ENBYE) ve yaprak sapı uzunluğu (YSU) karakterlerine etkisi belirlenmiştir. Çalışma sonucunda bazı karakterler arasında tür bazında çok yüksek düzeyde farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler, uygulanan hormonların, çalışmaya konu karakterleri farklı düzeylerde etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu sonuç uygulama açısından son derece önemlidir. Çalışma sonuçları kullanılarak uygulamada istenilen karakteri en fazla etkileyen hormon uygulaması seçilebilir.
Samsun'da bazı iklim parametreleri ve kuraklık durumunun küresel ısınmaya bağlı olarak değişimi
İklim değişikliği, muhtemel etkileri dolayısıyla günümüzün en önemli çevresel sorunlarından birisidir. Bundan dolayı özellikle son yıllarda, iklim parametrelerinde meydana gelmesi muhtemel değişiklikler konusunda çok sayıda çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalar, mevcut veriler ışığında olması muhtemel değişikliklerin önceden belirlenmesi ve bu duruma göre etkilenecek alanlarda alınması gereken önlemlere katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada da Samsun ili genelinde bazı iklimsel parametrelerin ve bunlara bağlı olarak gelecek yıllarda oluşması muhtemel kuraklık durumunun farklı modeller kullanılarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda kullanılan bütün senaryolar ve iklim sınıflandırma modellerine göre 2050 yılında Samsun il genelinde sıcaklık ortalaması artacak, yağış miktarı azalacak ve buna bağlı olarak iklim tipleri karasal iklim tipine doğru kayacaktır. 2070 yılında ise bu değişiklikler daha da fazla kendini gösterecektir. Örneğin günümüzde il genelinin sadece %0,99'unda yağış miktarı 500 mm'nin altında iken bu oranının 2050 yılında bu oranın %14,28'e, 2070 yılında ise %18,63'e çıkabileceği tahmin edilmektedir. Benzer şekilde sıcaklığın da önemli ölçüde değişeceği düşünülmektedir. Günümüzde il genelinde yıllık ortalama sıcaklık 5,31 °C ile 14,1 °C arasında değişirken, 2050 yılında 8 °C ile 17 °C arasında, 2070 yılında ise 10 °C ile 19 °C arasında değişebileceği öngörülmektedir.
Küresel ısınmaya bağlı olarak Konya'da bazı iklim parametreleri ve iklim tiplerinde meydana gelebilecek olası değişiklikler
Günümüzde Dünya'nın geri dönüşü olmayan kaçınılmaz iki büyük sorun ile karşı karşıya kaldığı, bu sorunların ilkinin insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliği olduğu öne sürülmektedir. İklim değişikliği; orman, bitki örtüsü, tarım, deniz seviyesi, temiz su kaynakları, enerji, biyoçeşitlilik, insan sağlığı, kısaca bütün ekosistem ve neredeyse bütün canlılar üzerine doğrudan veya dolaylı olarak önemli etkileri olan bir olaydır. İklim değişikliğinin gelecek yıllarda etkisini daha da artıracağı ve iklimde meydana gelecek değişikliklerin neredeyse bütün ekosistemleri doğrudan veya dolaylı olarak etkileyeceği, bu etkinin bazı alanlarda yıkıcı boyutlara ulaşacağı belirtilmektedir. İklim değişikliğinin etkilerine kısmen hazırlıklı olmak, ancak bu değişikliklerin önceden tahmin edilmesi ve bu değişime yönelik önlemler alınması ile mümkündür. Bundan dolayı birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de iklim değişikliğinin olası etkileri belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmada da ülkemizin önemli tarım kentlerinden birisi olan Konya ili genelinde iklim değişikliğinin olası etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında il genelindeki bazı iklim parametreleri ve bu iklim parametrelerine bağlı olarak iklim tipleri belirlenmiş, söz konusu iklim parametreleri ve iklim tiplerinin RCP45 ve RCP85 senaryoları kapsamında 2050 (2041-2060 ortalaması) ve 2070 (2061-2080 ortalaması) yıllarına kadar olan süreçte nasıl değişebileceği belirlenmeye çalışılmıştır. İklim tiplerinin belirlenmesinde De Martonne, Erinç ve Emberger iklim indisleri kullanılmıştır. Çalışma sonuçları il genelinde iklim değişikliğinin önemli etkileri olacağını göstermektedir. Kullanılan senaryolara göre, sıcaklık değerlerinde önemli derecede artış görüleceği, yağış miktarlarının ise önemli derecede azalacağı öngörülmektedir. İklim parametrelerindeki değişimlere bağlı olarak il genelinde kuraklığın ciddi boyutlara ulaşacağı hatta günümüzde var olmayan çöl alanlarının dahi oluşacağı beklenmektedir.
Devrekani tarım topraklarında bazı toprak özelliklerinin coğrafi bilgi sistemleri yardımıyla değerlendirilmesi
Tarımsal faaliyetlerde toprak, bitki gelişimini etkileyen en önemli faktörlerin başında gelmektedir. Bundan dolayı kültür bitkilerinin yetiştirildiği alanlardaki toprak yapısının belirlenmesi, yetiştirilecek bitki seçiminden gübreleme uygulamalarına kadar pek çok alanda yol göstericidir. Bu çalışmada da Kastamonu ili Devrekani ilçesindeki tarım topraklarının temel verimlilik özelliklerinin belirlenmesi ve coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak toprak dağılım haritalarının oluşturulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında, Devrekani ilçesinde sulu tarım yapılabilen yaklaşık 55000 da alanda, 55 ayrı noktadan, tarım alanlarını temsil edecek şekilde 0-30 cm ve 30-60 toprak derinliğinden toprak örnekleri alınmıştır. Alınan toprak örneklerinde toprak verimlilik analizleri (saturasyon, tuz, ph, kireç, fosfor, potasyum, azot, organik madde) tekstür analizi ve mikro besin elementleri (Fe, Cu, Zn, Mn, Ca, Mg, B, Al) analizleri yaptırılmıştır. Toprak analiz sonuçları, belli kriterlere göre sınıflandırılarak, besin maddelerinin eksiklik, yeterlilik veya fazlalık seviyeleri belirlenmiştir. Toprak parametrelerinin sınıflandırılmasından sonra Coğrafi Bilgi Sistemleri kapsamında veri tabanı oluşturularak toprak verimlilik haritaları üretilmiştir. Araştırma sonucunda ise ayrı ayrı bölgelerdeki toprakların verimlilikleri belirlenmiştir.
Samsun il merkezinde yetişen bazı bitkilerde ağır metal konsantrasyonlarının trafik yoğunluğuna bağlı değişimi
Son yıllarda antropojenik faktörlerin etkisiyle hava kirliliği önemli ölçüde artmış ve küresel çapta bir sorun haline gelmiştir. Hava kirliliği bileşenleri içerisinde ağır metaller; doğada kolay kolay bozulmamaları ve yok olmamaları, canlı bünyelerinde biyobirikim yapmaları, bazılarının düşük konsantrasyonlarda bile toksik, zehirli veya kanserojen olabilmeleri hatta canlı bünyeleri için gerekli olanların bile yüksek konsantrasyonlarda zararlı olabilmeleri dolayısıyla ayrı bir öneme sahiptir. Bundan dolayı ağır metallerin havadaki konsantrasyonlarının izlenmesi insan ve çevre sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Ağır metallerin konsantrasyonunun izlenmesinde en uygun yöntem, ağır metalleri farklı organlarında biriktirebilen bitkilerin biyomonitor olarak kullanılmasıdır. Ancak her bir ağır metalin izlenmesi için en uygun tür ve organın ayrı ayrı belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Cr, Mn, Ba, Sr, Fe, Na, Ca ve K elementlerinin konsantrasyonlarının trafiğin olmadığı, az yoğun olduğu ve yoğun olduğu alanlarda yetişen Robinia pseudoacacia, Platanus orientalis, Acer negundo, Ulmus minor ve Nerium oleander bireylerindeki değişimi belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında elementlerin çalışmaya konu türlerin yaprak, kabuk ve odunlarındaki konsantrasyonları belirlenmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında ayrıca yaprak ve kabuklara yıkama işlemi de uygulanmış ve yıkama işleminin etkisi de belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda, her bir elementin türlerin farklı organlarındaki konsantrasyonlarının trafik yoğunluğuna bağlı olarak değiştiği, bu değişimin element ve türler bazında büyük farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir.
Gökkale tarım işletmesinde yetiştirilen siyah alaca sığırların süt ve döl verimi özellikleri
Bu çalışma, Gökkale Tarım İşletmesinde 2008-2017 yılları arasında doğup yetiştirilen ve 2010-2019 yılları arasında buzağılayan 1781 baş Siyah Alaca sığıra ait süt ve döl verim özelliklerine etkili bazı çevre faktörlerinin incelenmesi için yapılmıştır. Süt verimi özelliklerinden laktasyon süresi (LS), 305 gün süt verimi (305 GSV), ergin çağ verimi (ESV), gerçek süt verimi (GSV) ve kuruda kalma süresi (KKS), ait genel ortalamalar sırasıyla 357,46±1,32 gün, 9312,8±34,8 kg, 10077±35,9 kg, 10446,8±51,3 kg, 55,5±0,489 gün, olarak hesaplanmıştır. Döl verimi özelliklerinden servis periyodu (SP), tohumlama sayısı (TS) ve buzağılama yaşı (BY), ait genel ortalamalar sırasıyla 147,58±1,33 gün, 2,5364±0,0255 adet, 37,399±0,26 ay olarak hesaplanmıştır. İncelenen özelliklere göre süt ve döl verimlerinin hepsinde buzağılama yılı etkileri çok önemli bulunmuştur (p<0,01), Süt verim özelliklerinden 305 GSV, ESV, GSV, KKS, laktasyon sırası bakımından etkileri çok önemli bulunmuştur (p<0,01), buzağılama mevsimi ise süt verim özelliklerinin hepsinde etkileri önemsiz bulunmuş ayrıca LS ise laktasyon sırasında etkisi önemsiz bulunmuştur. Döl verim özelliklerine bakıldığında ise TS de laktasyon sırası etkisi önemli bulunmuştur (p<0,05), BY de ise buzağılama mevsimi ve laktasyon sırası etkileri çok önemli bulunmuştur (p<0,01), SP, TS, buzağılama mevsimi bakımından etkileri önemsiz bulunmuştur, SP laktasyon sırası bakımından da etkisi önemsiz bulunmuştur.
Balıkesir ilinde bazı iklim parametreleri ve kuraklık durumunun küresel ısınmaya bağlı olarak değişimi
İklim değişikliği, insanları öldürücü ısı dalgaları, kıtlıklar, kuraklıklar, orman yangınları, seller, fırtınalar, hastalıklar gibi felaketler ile tehdit etmektedir. Değişikliklerin mümkün olabildiğince erken tahmini, alınacak tedbirlerin belirlenmesinde ve meydana gelebilecek değişikliklerin yıkıcı sonuçlar doğurmaması açısından büyük önem arz etmektedir. Konumu, özel topografyası, farklı iklim tipleri, geniş tarım arazileri, su kaynakları, yenilenebilir enerji kaynakları gibi spesifik öneme sahip olan Balıkesir ilinin küresel boyuttaki iklim değişikliğinden ve kuraklıktan nasıl etkileneceği üzerine araştırma ihtiyacı hissedilmiştir. Çalışmada 1938-2019 dönemlerine ait Meteoroloji Genel Müdürlüğü istatistik verilerinden yararlanılmıştır. İklim değişikliği senaryolarından ise SSPs-Shared Socioeconomic Pathways (Paylaşılan Sosyoekonomik Yollar) çıktılarıyla üretilmiş olan iki senaryo (SSPs4.5 ve SSPs8.5) ve günümüz (2020) ile 2040-2100 dönemlerine ait yıllık ortalama toplam yağış ve yıllık ortalama toplam sıcaklık değerleri kullanılmıştır. İklim tiplerinin belirlenmesinde ise De Martonne, Emberger ve Lang iklim indisleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda iklim parametrelerine göre sıcaklık değerlerinde önemli derecede artış görüleceği, yağış miktarlarının önemli derecede azalacağı, günümüze göre ise 2100 yılına gidildiğinde il genelinde kuraklığın ciddi boyutlara ulaşacağı beklenmektedir.
Türk cumhuriyetleri arasında ekonomik iş birliği imkânları: Pamuk sektörü
Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerinin (Orta Asya'da Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Kafkasya'da Azerbaycan) bağımsızlıkla başlayan özyönetim dönemi, önemli ekonomik sorunları da beraberinde getirmiştir. Dünya ekonomisi ile piyasa ekonomisi içerisinde bütünleşme sağlayarak bağımsız ekonomiler oluşturmaya çalışan bu yeni devletler, sahip oldukları kaynakları, sanayileşmeye ve kendi sanayi üretimlerini gerçekleştirmeye yönelmişlerdir. Bu hedefe ulaşmada iş birliği son derece önemlidir. Uyum, bütünleşme, karşılıklı fayda, kazanç esasına dayanan böyle bir iş birliği, ekonomik, teknik ve sosyal sorunlarının çözümüne de önemli katkılar sağlayacaktır. Bu çalışmanın varsayımı; Türk Cumhuriyetlerinin en önemli ihracat kalemini oluşturan pamuk ve pamuk ürünlerinin Türk Cumhuriyetleri arasındaki ekonomik iş birliğinin ana eksenini oluşturabileceğidir. Çünkü pamuk üretimi ve ticaretinde, Türk cumhuriyetleri göreceli bir avantaja sahiptir. Çalışmanın amacı, işte bu avantajı ortaya koymak ve potansiyel gelişme imkânlarını belirlemektir. Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri arasındaki ekonomik iş birliği çerçevesinde büyük gelişme gösterebilecek potansiyele sahip bir ürün olan pamukta iş birliğinin sağlanması ile Türkiye ekonomisi yeni bir pazar kazanırken Türk Cumhuriyetleri de bugün karşı karşıya bulundukları ekonomik sorunlarını belli ölçüde çözme imkânı bulacaktır. Bu çalışmada ekonomilerini yeniden kurma, dünya ile ekonomik bağlarını güçlendirme sürecindeki beş ülkenin bağımsızlıklarından günümüze (1991–2020) ithalat, ihracata ilişkin verileri ve Türkiye ile ticari ilişkilerin gelişimi analiz edilmiş olup gelecekteki ticari ilişkilerin daha düzgün ve problemsiz bir düzeyde gelişebilmesi için öngörülerde bulunulmuştur.
Demiryazi Pond (Sivas)'s water quality examination
In this study, some of the chemical and physical parameters in water samples were measured taken from four stations on Demiryazı Pond, which is located within the borders of Demiryazı village of Sivas province, between January 2019 and December 2019. These stations were located in the southwest side, northwest side and northeast side of Demiryazı pond. Throughout the study, samples were taken monthly from the sampling stations and the values (general mean, standard deviation, and seasonal mean) obtained during 12 months were examined. The samples taken from all four sampling stations were examined 28 physico-chemical parameters in terms of dissolved oxygen (mg/L), salinity (‰), pH, temperature (°C), electrical conductivity (µS/cm), suspended solid matters (mg/L), chemical oxygen demand (mg/L), biological oxygen demand (mg/L), chloride (mg/L), phosphate (mg/L), sulphate (mg/L), sulphite (mg/L), sodium (mg/L), potassium (mg/L), total hardness (mg/L), total alkalinity (mg/L), magnesium (mg/L), calcium (mg/L), nitrite (mg/L), nitrate (mg/L), ammonium salt (mg/L), ferrous (mg/L), lead (µg/L), copper (µg/L), cadmium (µg/L), mercury (µg/L), nickel (µg/L), and zinc (µg/L). The annual mean values of the parameters were statistically compared between the seasons, and it was determined that Demiryazı Pond has Class IV. water quality level according to the Surface Water Quality Management Regulation (SWQMR). According to the SWQMR criteria, it can be seen that there is no remarkable pollution problem in the pond.
Trafik kaynaklı bazı ağır metal konsantrasyonlarının yakın geçmişteki değişiminin mavi ladin (Picea pungens Engelm) yardımıyla belirlenmesi
Dünyanın en önemli sorunlarından biri olan hava kirliliği, birçok kent merkezinde insan sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaşmış ve her yıl milyonlarca insanın ölümüne sebep olacak boyutlara ulaşmıştır. Hava kirliliği bileşenleri içerisinde ağır metaller büyük bir öneme sahiptir. Çünkü ağır metaller doğada bozulmadan uzun süre kalabilmekte, canlı bünyelerinde biyobirikim yapmakta ayrıca, havadaki konsantrasyonları da sürekli artmaktadır. Bu nedenle ağır metal konsantrasyonunun izlenmesi son derece önemlidir. Ağır metal konsantrasyonlarının izlenmesi için kullanılan yöntemlerden birisi de biyomonitörlerdir. Bitkilerin bünyelerinde bulunan ağır metal konsantrasyonunun belirlenmesi, bulundukları bölgelerdeki kirlilik seviyesinin belirlenmesi ve ağır metal kirliliğinin izlenmesi için büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma da ibreleri uzun yıllar boyunca ağaç üzerinde kalabilen, ibre ve dal yaşları hesaplanabilen Picea pungens Engelm organlarındaki Krom (Cr), Çinko (Zn), Alüminyum (Al) ve Demir (Fe) konsantrasyonlarının organ, organ yaşı, yıkama durumu ve konuma bağlı olarak değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda ağır metal konsantrasyonlarının çalışmada değerlendirilen faktörlere bağlı olarak önemli ölçüde değiştiği belirlenmiştir.
Kazdağı göknarının (Abies nordmanniana subsp. equi-trojani (Asc. & Sint. ex Boiss.) Coode & Cullen) ağır metal kirliliğinin izlenmesinde biyomonitor olarak kullanılabilirliği
Günümüzde dünya genelinde, bugüne kadar benzeri görülmemiş bir plansız sanayileşme ve kentleşme süreci yaşanmaktadır. Kentleşme, nüfus artışı, endüstriyel faaliyetler, trafik ve insan faaliyetleri çevre kirliliğini artırmış, bu süreç havada kirletici miktarlarının da anormal seviyede artışına sebep olmuştur. Hava kirliliği o kadar ciddi boyutlara ulaşmıştır ki son dönemlerde birçok ülkenin en önemli sorunlarından birisi durumuna gelmiştir. Hava kirliliği bileşenleri arasında belki de en önemlileri ağır metallerdir. Bunun en önemli sebebi ağır metallerin bazılarının canlılar ve özellikle insanlar için düşük konsantrasyonlarda bile toksik veya kanserojen etkiye sahip olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün metaller belirli bir miktarın üzerinde alındığında insan bünyesinde toksik etki oluşturabilmektedir. Ağır metaller bu zararlarının yanı sıra doğada kolay kolay bozulmaz ve yok olmazlar. Ayrıca canlı bünyelerinde, biyobirikme eğilimindedirler. Bundan dolayı havadaki ağır metal konsantrasyonlarının değişiminin izlenmesi son derece önemlidir. Özellikle kent merkezlerinde nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde bu durum daha büyük önem taşımaktadır. Zira kent merkezlerinde taşıtlar önemli bir kirlilik kaynağıdır. Taşıtların egzoz gazları, tekerlekleri, araç aşınmaları havadaki ağır metal konsantrasyonuna önemli ölçüde katkıda bulunmaktadırlar. Havadaki ağır metal kirliliğinin izlenmesinde en etkili yöntemlerden birisi biyomonitorlerdir. Biyomonitorler bünyelerinde metalleri veya kirleticileri biriktiren en duyarlı ve doğru organizmalar olarak tanımlanabilir. Havadaki ağır metal kirliliğindeki değişimin izlenmesinde en güvenilir sonuçları, bitkinin yaşı net olarak belirlenen çok yıllık organları üzerinde yapılan çalışmalar vermektedir. Biyomonitor olarak ibreleri uzun yıllar bitki üzerinde kalabilen ve dal yaşı belirlenebilen türlerin kullanılması; sürdürülebilir bir yöntem olması ve yakın geçmişteki ağır metal konsantrasyonlarının değişiminin kıyaslanabilmesi açısından önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu çalışmada da ibreleri uzun yıllar ağaç üzerinde kalabilen ve organ yaşı hesaplanabilen türlerden olan Kazdağı göknarının yakın geçmişteki ağır metal konsantrasyonlarının değişiminin belirlenmesinde biyomonitor olarak kullanılabilme olanakları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Kazdağı göknarında Pb, Cd, Co, Cu, Al, Ca, K, Na ve Mg elementlerinin konsantrasyonlarının organ (ibre, kabuk ve odun), organ yaşı ve trafik yoğunluğu bazında değişimleri değerlendirilmiştir. Ancak bu elementlerden Pb, Cd, Co ve Cu'nun konsantrasyonları, numunellerin büyük kısmında belirlenebilir limitlerin altında kaldığından değerlendirmeye alınamamıştır. Çalışma sonucunda ortalama değerlere göre Al, Ca ve K elementlerinin trafik yoğunluğuna bağlı değişiminin istatistiki olarak anlamlı düzeyde olmadığı, sadece Mg elementinin konsantrasyonunun trafik yoğunluğu ile birlikte kısmen arttığı belirlenmiştir. En önemli ağır metallerden olan Pb, Cd, Co ve Cu'nun konsantrasyonlarının belirlenebilir limitlerin altında kalmış olması, çalışmaya konu türün bu ağır metal kirliliklerinin izlenmesinde uygun bir biyomonitor olmadığının göstergesi olarak yorumlanabilir.
Geleneksel çam kozalağı pekmezinin fizikokimyasal, biyoaktif ve fonksiyonel özelliklerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında yöresel olarak Kastamonu ile özdeşleşmiş geleneksel bir ürün olan çam pekmezinin biyoaktif ve fonksiyonel özelliklerinin araştırılması aynı zamanda kalite niteliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Farklı lokasyondan temin edilen 15 adet çam pekmezinin yapımında, bölgenin orman florasında yaygın olarak bulunan Karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana), Sarıçam (Pinus sylvestris) ve Göknar (Abies nordmanniana subsp. equi-trojani) ağaçlarının kozalak ve sürgünlerini kullanıldığı belirlenmiştir. Geleneksel ve ev yapımı bir ürün olması itibariyle yakın formülasyon ve yapım teknikleri ile üretildiği tespit edilmiştir. Temin edilen çam pekmezlerinin genel kalite, fizikokimyasal ve besinsel niteliklerini belirlemek amacıyla örneklerde pH, renk, elektriksel iletkenlik, kül, HMF, protein, antioksidan aktivite, toplam fenolik madde, şeker ve mineral madde profilleri incelenmiştir. Çam pekmezi örneklerinde pH 3.47-4.75, Toplam titrasyon asitligi %1,28-2,56, Viskozite 150,42-11164,67 cP, °Briks %64,63- %78,68, Elektrik iletkenliği 376,67-944,67 (µS/cm), HMF 4,54-1101,58 mg/kg, kül miktarı %0,24-%0,96, protein miktarı %0,701 - %0,057 ve renk değerleri sırasıyla, L*: 0,41-29,04; a*: 6,54-44,11; b*: 3,16-36,45 arasında belirlenmiştir. Örneklerin mikro besin içeriklerini belirleyebilmek için yapılan analizde K, Ca, P, Mg, Na elementleri daha yüksek düzeyde belirlenirken, Zn, Fe, Mn mineralleri daha düşük düzeyde olmakla birlikte tespit edilmiş, bazı örneklerin ise Se içermediği bulunmuştur. İncelenen elementler açısından toplam mineral madde içeriği 6595,30-497,06 mg/kg arasında belirlenmiştir. Çam pekmezi örneklerinin şeker profilleri oldukça değişkenlik göstermiştir; fruktoz içeriği %5,92-%30,23, glikoz içeriği %12,03-%36,48, sakkaroz içeriği %4,67-45,32, F/G oranı 0,49-0,84, toplam şeker miktarı, %49,31-%75,80, invert şeker miktarı %17,95-%66,71 arasında bulunmuştur. Biyoaktif niteliklerden toplam fenolik madde miktarı 875,00-2750,00 µg GA/g ve antioksidan aktivite miktarı %44,06 - %89,77 arasında tespit edilmiştir. Farklı pişirme süresi, techizat ve ısıtma yapılarak açık kazanlarda geleneksel pişirme uygulanan çam pekmezlerinde HMF miktarı ise 4,54-1101,58 mg/kg değerlerinde geniş bir aralıkta tespit edilmiştir. Literatürde yapılan çalışmalar ve yerel halk tedavi yöntemlerinin gösterdiği gibi çam ve fraksiyonları önemli tıbbi materyaller arasında yer almaktadır. Tez çalışması sonucu elde edilen antioksidan aktivite, fenolik madde ve mineral kompozisyon sonuçları da bunu destekler niteliktedir. Diğer taraftan geleneksel yöntemlerle yapılan çam pekmezinin üretim yöntemlerinin geliştirilmesi ve sürdürülebilir standardizasyonunun yapılması şartıyla, fonksiyonel gıda olarak üretimi, tüketimi ve gıda takviyesi olarak alternatif kullanım alanlarına dair yapılacak çalışmaların umut verici olduğu düşünülmektedir.
Kösrelik göleti (Ankara)'nin bazı su kalitesi parametrelerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında; Ankara ili Keçiören ilçesinde yer alan Kösrelik Göleti'nde Mayıs 2020 - Nisan 2021 tarihleri arasında her ay numuneler alınarak su kalitesi yönünden bazı parametreler ölçülmüştür. Yapılan bu ölçümler, Göletin tamamını ifade eden üç farklı örnekleme istasyonunda yapılmıştır. Örnekleme istasyonları Kösrelik Göletin kuzey kısmı, göletin doğu kısmı ve göletin batı kısmı olarak belirlenmiştir. Araştırma süresi boyunca örnekleme istasyonlarından her ay bir su numunesi alınarak laboratuvarda analizleri yapılmıştır. Sahada yapılan ölçümlerle beraber yıllık ve mevsimlik değerleri tetkik edilmiştir. Göletin su kalite paramatrelerini belirlemek amacıyla çözünmüş oksijen, tuzluluk, pH, sıcaklık, elektriksel iletkenlik, askıda katı madde miktarı, klorür, sülfat, sodyum, potasyum, toplam alkanite, magnezyum, kalsiyum, nitrit, nitrat, kalsiyum+magnezyum, bikarbonat, bor, sodyum adsorbsiyon oranı (SAR) olarak 19 adet kalite göstergelerinin analizleri yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda yıllık değerler istasyonlar arasında ve mevsimsel olarak karşılaştırılmış olup istatistikleri çıkarılmıştır. İstatiksel verilerin incelenmesi sonucunda göletin II. sınıf su kalitesinde olduğu belirlenmiştir. II. sınıf su kalitesi özellikleri düşünüldüğünde kirlilik sorununa yol açacak bir durumun olmadığı görülmüştür. Göletin kalite göstergeleri açısından sucul canlıların yaşamlarına uygun bir ortam olabileceği tespit edilmiştir.
Borago officinalis (Hodan) yaprağı özütünün balık yağı oksidasyonu üzerine koruyucu etkisi
Yapılan çalışma halk arasında hodan ya da ıspıt adıyla bilinen Borago officinalis bitkisi yapraklarından elde edilen uçucu özütün (HUY) uçucu bileşenlerini belirlemek ve balık yağı termal oksidasyonu sırasında antioksidan etkisini ölçmektir. Bu maksatla hodan bitkisi mevsiminde (Haziran 2020) Kastamonu semt pazarından satın alınmış ve literatürde bildirilen yöntemlerle uçucu özüt madde elde edilmiştir. Elde edilen ürünün uçucu bileşenlerini tespit etmek için gaz kromotografisi, kütle spektrometresinde analiz edilmiş, analiz neticesinde elde edilen kromotogram W9N11 kütüphanesiyle karşılaştırılmıştır. Uçucu bileşen analizi neticesinde elde edilen ürünün uçucu bileşenlerinin %96,81'i karakterize edilebilmiştir. Yapılan analiz neticesinde ürünün majör bileşenleri %28,59 konsantrasyonla Benzeneacetaldehyde ve %13,60 konsantrasyonla Linalool olmuştur. Ürün ile yapılan 2,2-diphenyl-1-picrylhydrazyl (DPPH) analizi neticesinde antioksidan etkiliğinin varlığıtespit edilmiştir. Yapılan analiz neticesinde % 50 inhibitör konsantrasyonu değeri (IC50) 7432,45 ppm olarak tespit edilmiştir. Ürünün balık yağı oksidasyonu üzerine koruyucu etkisini tespit etmek için balık yağına sırasıya %0 (HUY0), 0,1 (HUY0,1), 0,5 (HUY0,5), 1 (HUY1) ve 3 (HUY3) oranlarında HUY eklenmiş ve deney grupları 70 °C'de 24 saat boyunca sürekli havalandırma ile oksidasyona tabii tutulmuştur. Oksidasyon çalışması neticesinde HUY ilavesinin balık yağı oksidasyonunu baskıladığı, üründeki oksidasyon radikallerinin HUY konsantrasyonuna bağlı olarak önemli ölçüde azaldığı (P<0,05) tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışma bulgularına göre %1 oranında HUY lavesinin balık yağını sıcaklık ve havalandırmaya bağlı oksidasyonunu en aza indirgeyen çalışma grubu olduğu tespit edilmiştir.
Kastamonu ili düzenli depolama alanındaki biyogaz üretim potansiyelinin araştırılması
Son yıllarda Dünya da ve ülkemizde artan nüfus ile beraber tüketim alışkanlıklarının değişkenlik göstermesi sebebi ile katı atık miktarı ve bileşimleri de değişmektedir. Nüfus projeksiyonları katı atık üretim miktarlarını önemli derece de etkilemektedir. Bu çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) Kastamonu ili nüfus bilgilerinden faydalanarak gelecek yıllara ait nüfus projeksiyonları İller Bankası yöntemi ile hesaplanmıştır. Sonrasında 2018-2020 yıllarına ait günlük kişi başı katı atık üretim miktarı, merkez ve ilçelerden gelen yıllık atık miktarı ve nüfus değerleri kullanılarak 0,96 kg/kişi.gün olarak bulunmuştur. Hesaplanan bu değer Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2023 yılı Ulusal Atık Yönetimi ve Eylem Planı çerçevesinde kişi başı atık miktarı ile örtüştüğü görülmüştür. Katı atık düzenli depolama tesisinde oluşacak gaz miktarlarını hesaplamak için EPA (LandGEM) ve Tabasaran/Rettenberg matematiksel modeller kullanılmıştır. Kastamonu Mahalli İdareler Birliğin'den temin edilen yıllık katı atık verileri kullanılarak EPA (LandGEM) ve Tabasaran/Rettenberg kinetik modelleri ile gelecek yıllarda oluşacak biyogaz ve metan gazı miktarları tahmin edilmiştir. Uygulanan EPA kinetik modelinin CAA ve AP-42 için gaz oluşumu 153 ve 90 m3 CH4/ton bulunmuştur. Tabasaran/Retenberger kinetik modeline göre hesaplandığında ise birim ton atık başına oluşan metan gazı hacmi 102 m3 CH4/ton bulunmuştur. Kastamonu Deponi Gazı Elektrik Üretim Tesisi işletmesinden alınan deponi gazının CH4, CO2, O2 ve H2S değerleri sırasıyla %46, %36, %2 ve 3 ppm ölçülmüştür. Bu veriler kullanılarak 1 m3/saat deponi gazının enerji değeri, birim dönüştürmeler yapıldığın da (1 kWs ise 860 kkal) 3909 kkal = 4,54 kWs olarak hesaplanmıştır.
Elma, elma sirkesi, elma suyu ve konsantrelerinde patulin düzeylerinin incelenmesi
Penicillium expansum gibi bazı küf mantarı türleri tarafından üretilen ve toksisite, mutajenite ve immünotoksisite gibi olumsuz etkileri bulunan Patulin (PAT), toksik bir ikincil metabolittir. PAT üreten küf mantarları elma üzerinde çürümeye neden olarak PAT kontaminasyonuna neden olarak elma suyu ve elma suyu konsantresi gibi elma ürünlerinde de PAT kalıntılarının bulunabilmesine sebebiyet vermektedir. Bu tez çalışmasında amaç elma, elma suyu, elma suyu konsantresi ve elma sirkelerinde ciddi toksik etkilere sahip PAT kontaminasyonu düzeylerini belirlemektir. Ayrıca, bu tez çalışmasında elmalarda depolama süresi boyunca PAT kontaminasyonu değişimi de incelenmiştir. Toplam 78 adet numune, sıvı-sıvı ekstraksiyon tekniği kullanılarak etil asetat ile ekstrakte edilmiş ve PAT seviyeleri diyot dizi dedektörüne (DAD) sahip bir Yüksek Performans Sıvı Kromatografisi (HPLC) cihazı ile belirlenmiştir. Çalışmamızda en yüksek PAT kontaminasyonuna depolamanın 3. ayında alınan bir çürük elma numunesinde (36,496 µg/kg) rastlanmış olup tüm numunelerin ortalama PAT konsantrasyonu 1.240,246 µg/kg olarak bulunmuştur. Elma suları numunelerinin hiçbirinin PAT düzeyi yasal limiti (50 µg/L) aşmamıştır. Ancak elma suyu konsantresi numunelerinden ikisinin PAT düzeyi bu limitin üzerinde çıkmıştır. 4 ev yapımı elma sirkesi numunesinin ise 50 µg/L'nin üstünde PAT içerdiği belirlenmiştir. Soğuk hava depolarında depolanan elmalarda ortamda sürekli olarak bulunan PAT üreten küflerin kontaminasyonunun önüne geçilemediği, depolama süresi arttıkça ortamdaki kontaminasyonun artması nedeniyle elmalardaki PAT düzeylerinin de arttığı da tespit edilmiştir. Çalışmamızın sonuçları PAT kontaminasyonunun elma ve ürünleri için ülkemizde hala sorun teşkil ettiğini ve evsel ve ticari üretim koşullarına dikkat edilmez ise PAT kontaminasyonunun yasal limitleri aşarak sağlığı tehdit edecek düzeylere ulaşabileceğini göstermiştir.
Antalya'da yetiştirilen bazı meyvelerde pestisit kalıntı düzeylerinin belirlenmesi
Bitkisel üretimde verimin düşük olmasının temel nedeni hastalık ve zararlılardan meydana gelen kayıplardır. Bu kayıpların giderilmesi için kullanılan en yaygın yöntem kimyasal mücadeledir. Pestisitler insan sağlığını tehdit eden ve çeşitli böcek, kemirici ve diğer zararlı canlılar aracılığı ile bulaşan sıtma, filariazis, sarıhumma, viral ensefalit, tifüs ve diğer vektör kaynaklı hastalıkların kontrolü açısından büyük önem taşır. Pestisitler hedef aldıkları canlılara göre sınıflandırılabilir. Pestisitlerin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı sonucu, zararlı organizmalarda dayanıklılık oluşturabilme riskleri ve kalıntıları yoluyla insan sağlığına ve çevreye olumsuz etkileri olabilmektedir. Bu kalıntılar, tarım ürünü dış pazarını ve iç tüketimini olumsuz etkilemektedir. Türkiye gerek coğrafi konumunun üstünlüğü gerekse farklı ekolojik koşullarına sahip olması nedeniyle birçok meyve türünün özellikle de önemli ılıman iklim meyve türlerinin anavatanı durumundadır. Bu üstün avantajlarından dolayı ülkemiz birçok yerinde meyvecilik potansiyeli yüksek olan bölgelerimiz mevcuttur. Özellikle yayla meyveciliği söz konusu olduğunda bazı bölgelerimizin daha fazla avantajı bulunmaktadır. Antalya ili sahip olduğu potansiyel açısından ülkemiz tarımında önemli bir yere sahiptir. Meyvecilikte geçit bölgesi olarak adlandırılan ılıman iklim meyve türlerinin yetiştiriciliğine daha uygun alanlardan biri de Antalya'nın Korkuteli İlçesidir. Korkuteli ilçesi Antalya ili toplam meyve üretiminin (406.451ton) yarısından fazlasını (241.755 ton) karşılamaktadır. Türkiye elma üretiminin %12,9'u ve armut üretiminin %8,4'ü Antalya ilinde gerçekleştirilmektedir. Bu veriler araştırma alanı olarak belirlenen Korkuteli ilçesinin Antalya il genelinde elma ve armut yetiştiriciliğinde çok önemli bir yere sahip olduğu kadar, Türkiye elma ve armut üretiminde de önemli payı olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, Antalya ili Korkuteli ilçesinde 2020 yılı üretim sezonunda yetiştiriciliği en fazla yapılan meyvelerden elma, armut ve şeftali de yaygın olarak kullanılan pestisitlerin kalıntı düzeyleri araştırılmıştır. Çalışmada 5 adet elma, 19 adet armut ve 11 adet şeftali numunesi kalıntı düzeyleri bakımından incelenmiştir. Alınan örneklerin kalıntı analizleri LC-MS/MS (Sıvı Kromatografi/Kütle Spektrometresi) ve GC-MS-MS (Gaz Kromatografi/Kütle Spektrometresi) cihazlarında yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre; bulunan kalıntı miktarları Türk Gıda Kodeksi ve Avrupa Birliği Maksimum Kalıntı Miktarları (maximum residue levels, MRL)'na göre değerlendirilmiştir. Elma ve armut numunelerinin tümünün, şeftali numunelerinin ise 10 tanesinin analiz sonuçlarında kalıntı tespit edilmiş ancak kalıntı miktarının MRL değerleri üzerinde olmadığı görülmüştür. Şeftali numunelerinden sadece bir tanesinde hiçbir kalıntıya rastlanmamıştır. Elde edilen veriler dikkate alındığında, elma, armut ve şeftali yetiştiriciliği yapan üreticilerin pestisit uygulamaları ve bekleme süresi gibi konularda bilinçli olduklarını kanıtlar niteliktedir