Kırşehir Ahi Evran University
Discipline

Anthropology

Kırşehir Ahi Evran University

56

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Domaniç anıtsal tonozlu mezar iskeletlerinde ağız ve diş sağlığı

Dişler, bireyler ve popülasyonlar hakkında değerli bilgi kaynaklarıdır. Dişlerin incelenmesiyle birlikte tüketilen gıdaların bileşimleri tespit edilebilmektedir. Uygarlıkların gelişmesiyle toplumlarda statü farklılıkları meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak gıdalara ulaşım da değişiklik göstermiştir. Popülasyonlar arasındaki beslenme farklılıkları, diyet ve sağlık durumlarında da farklılıklar olmasına neden olmaktadır. Diş patolojileri analiz edilerek ve Eski Anadolu Topluluklarıyla karşılaştırılarak bu farklılıkların nedenleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Kütahya ilinin Domaniç ilçe merkezindeki Hisar Mahallesi'nde yer alan Anıtsal Tonozlu Mezar Odası'nda 2016 yılında yapılan kurtarma kazısında ortaya çıkarılan iskelet materyallerinden yararlanılarak yapılmıştır. Tonozlu mezarın inşasının 2. yy. olduğu düşünülse de gömülerin ne zaman yapıldığı konusunda net bir çıkarım yapılamamıştır. İskeletler yığıntı halinde olduğu için insitu konumunda değillerdir. Mezar içerisinde Roma Dönemi'ne ait olduğu düşünülen iskeletlerin paleoantropolojik incelemesi yapılarak; 3 bebek, 10 çocuk ve 70 erişkin olmak üzere toplam 83 birey tespit edilmiştir. Bu bireylere ait toplam 506 daimi diş (2 tane gömük, 6 tane kökten kırık toplam 8 diş çalışmaya dahil edilmemiştir) incelenerek toplumun ağız ve diş sağlığı hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada; diş çürüğü, apse, diş aşınması, periodontal hastalıklar, diş taşı, hypoplasia ve antemortem diş kaybı (AMDK) oranları belirlenmiş ve elde edilen sonuçlar Eski Anadolu Topluluklarının ortalamaları ile karşılaştırılmıştır. Yapılan dental analiz sonucunda; diş çürüğü % 19,57 (düzeltilmemiş), apse % 2,78, periodontal hastalıklar % 67,33, diş taşı % 35,38, hypoplasia % 17,19, AMDK % 13,39 oranlarında tespit edilmiştir. Diş aşınması ise ortalama 3-4 derece değerinde bulunmuştur. Diş patolojileri değerlendirildiğinde, topluluğun tarıma dayalı topluluklarla daha çok benzerlik gösterdiği ve çürük oluşumuna işlem görmüş yüksek karbonhidrat içeren yiyeceklerin belli oranda neden olduğu düşünülmektedir. Aşınma derecesinin fazla olmaması, yumuşak gıdalarla beslenildiğini destekler niteliktedir. Hypoplasia oranının ve şiddetinin düşük olması ise Anıtsal Mezar'da bulunan bireylerin erken çocukluk dönemlerinde fizyolojik strese çok daha az maruz kaldıklarını göstermektedir. Ağız ve diş sağlığı verileri bir bütün içinde analiz edildiğinde; Anıt Mezar içinde bulunan insanların sosyo-ekonomik yapılarının yaşadıkları çevreye göre daha elverişli, buna bağlı olarak beslenme şartlarının da diğer Eski Anadolu Topluluklarına göre daha iyi olduğu sonucuna ulaşılabilir.

Ağız sağlığıDiş sağlığı araştırmalarıDişler+3
Selcen İlbey
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevinde yaşayan yaşlılarda beslenme durumunun değerlendirilmesi

Yaşlılık ve yaşlanma kavramları çoğu zaman aynı anlamda kullanılmalarına rağmen farklı kavramları ifade etmektedirler (Zerman, 2008). Yaşlanma, her canlıda doğumdan ölüme kadar devam eden evrimsel bir süreç iken yaşlılık artan yaşın etkisini gösterme halidir (Emiroğlu, 1995). Dünya sağlık örgütü ise yaşlılığı, "çevreye uyum sağlayabilme yeteneğinin azalması" olarak tanımlar (Beğer ve diğ., 2012). Yaşlılık dönemi 64-74 (erken/genç yaşlılık), 75-84 (orta yaşlılık/yaşlılık), 85 ve üzeri ise ileri yaşlılık olarak 3'e ayrılır (Aksoydan diğ., 2008). Yaşın artması ile birlikte fizyolojik değişiklikler ve birçok sağlık sorunları ortaya çıkar. Bunlar arasında beslenme ile ilişkili sağlık problemlerinin önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Bu çalışmada Kırşehir ve Isparta Huzurevinde yaşayan 97 yaşlı bireye MNA (Mini Nutritional Assessment) beslenme tarama testi uygulanmış olup yaşlıların malnütrisyon durumları belirlenmeye çalışılmıştır. Mini Nütrisyonel değerlendirme toplumda ve huzurevinde/bakımevinde yaşayan, hastanede yatan, ayakta/poliklinikte takip edilen yaşlıların beslenme durumunun hızlı bir şekilde taranmasını ve değerlendirilmesini sağlayan, kısa sorularla ve basit ölçümlerle uygulanan bir testtir. Antropometrik ölçümleri, genel ve subjektif değerlendirmeyi ve besin alımına ilişkin soruları içermektedir. Yaşlıların cinsiyetlere göre beslenme durumları incelendiğinde, erkeklerin %45,6'sında, kadınların ise %32,5'inde beslenme sorununun olmadığı tespit edilmiştir. Erkeklerin %47,7'sinde malnütrisyon riski ve %7'sinde malnütrisyon tespit edilirken, kadınlarda bu oranlar sırasıyla %47,4 ve %12,4 olarak bulunmuştur. Yapılan analizde malnütrisyon durumu ile ilgili olarak cinsiyetler arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Anahtar kelime: beslenme, erkek, huzurevi, kadın, yaşlılık

BeslenmeHuzurevleriYaşlılar+1
Duygu Gülgen
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanede yatan yaşlılarda beslenme durumunun belirlenmesi ve tarama testlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Yaşlanma; embriyo döneminde başlayan biyolojik, kronolojik, psikolojik ve sosyal boyutları olan karmaşık ve birikimli bir süreçtir. Yaşlılık ve yaşlanma kavramları kimi zaman karıştırılır. Ancak bu kavramlar arasında farklılıklar mevcuttur, farklı şeyleri ifade etmektedirler. Yaşlanma bir süreç iken, yaşlılık bir dönemdir. Ülkemizde ve dünya da gelişen sağlık olanakları sayesinde, yaşlı nüfusun artmasının yanı sıra yaşlılık dönemi sorunları da giderek önem kazanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 65 yaş ve üzeri grup olarak tanımlanan yaşlı nüfus, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yılda yaklaşık %5'lik bir artış göstermektedir. Yaşamın her döneminde olduğu gibi yaşlılık döneminde de yeterli ve dengeli beslenmenin önemi büyüktür. Yaşlılık döneminde beslenme durumu hastalıkların gelişmesi ve seyri açısından çok önemli bir role sahiptir. Yaşlanma ile birlikte kırılganlık ve engellilik artar, bunun sonucunda beslenme durumu olumsuz yönde etkilenir, yiyecek tüketimi azalır ve malnütrisyon durumu ortaya çıkar. Hastalıkla ilişkili malnütrisyon gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada hastanede yatan yaşlılarda malnütrisyon durumunun belirlenmesi ve malnütrisyonun tespitinde kullanılan 3 metodun etkinliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada Ahi Evran Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatan 80 erkek, 127 kadın birey olmak üzere 60 yaş ve üzeri toplamda 207 bireyde MNA, NRS-2002 ve MUST beslenme değerlendirme testleri uygulanmıştır. Yaşlı bireylerin beslenme durumları incelendiğinde MNA'ya göre %57.5'inin beslenme sorunun olmadığı, %33.3'ünün malnütrisyon riski altında olduğu, %9.2'sinin ise malnütrisyonlu olduğu tespit edilmiştir. NRS-2002'ye göre bireylerin %66.7'sinin malnütrisyon riski yok iken, %33.3'ünde malnütrisyon riski var olarak tespit edilmiştir. MUST'a göre ise bireylerin %63.3'ünün malnütrisyon riski yok, %25.6'sının malnütrisyon riski altında, %11.1'i malnütrisyonlu olarak bulunmuştur. Anahtar kelime: Antropoloji, beslenme, MNA, MUST, NRS-2002, yaşlılık

BeslenmeMalnütrisyonYatan hastalar+2
Kübra Baran
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Domaniç anıtsal tonozlu Roma Dönemi iskeletlerine ait dişlerin lineer mine hipoplazilerinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında Kütahya ili Domaniç ilçesinden çıkarılan Anıtsal Tonozlu Roma Dönemi iskeletlerinin dişleri, stres göstergelerinden yalnızca birisi olan lineer mine hipoplazileri açısında değerlendirilmiştir. İncelenen topluluğun mine hipoplazilerinden yola çıkarak yaşadıkları dönemde ne gibi bir strese ve ne şiddetle maruz kaldıkları elde edilen veriler değerlendirilerek yorumlanmaya çalışılmıştır. Lineer mine hipoplazileri yalnızca şiddetleri ve frekansları açısından değerlendirilmemiş, defektlerin bireylerde yoğunlukla hangi yaş aralıklarında oluştuğu da hesaplanmıştır. Lineer mine hipoplazilerinin biyolojik yaşlara dönüştürülmesinde, Goodman-Rose (1990) ve Reid-Dean (2000;2006)'a ait iki farklı yöntemin verileri karşılaştırılarak tartışılmıştır. Ancak bu araştırmanın metodu olarak, Reid ve Dean (2000;2006)'ın yöntemi tercih edilmiştir. Bu yönteme göre elde edilen veriler hipoplazilerin yoğun olarak 4-4,5 ve 5-5,5 yaşlarında yaşandığını göstermektedir. Aynı zamanda eski Anadolu topluluklarında yapılan hipoplazi çalışmalarıyla Domaniç topluluğu karşılaştırılarak elde ettiğimiz veriler değerlendirilmiştir. Domaniç Anıtsal Tonozlu Roma Dönemi iskeletlerine ait toplam 506 daimi diş lineer mine hipoplazileri açısından değerlendirilmiş ve bakılan dişlerin %17,1'inde lineer mine hipoplazileri tespit edilmiştir. Mine hipoplazileri, gelişimi devam eden farklı diş tiplerini etkilese de toplulukta yaygın olarak ön dişlerde gözlenmiştir. Ayrıca şiddetleri açısından değerlendirildiğinde topluluk genelinde hafif ve orta dereceli olarak kaydedilen dişler topluluk genelinde yaygın olarak bir veya iki bant şeklinde gözlenmiştir. Bunlara ek olarak, Domaniç-Roma Dönemi topluluğunda hipoplazi görülme sıklığı Anadolu'daki çağdaşı olan diğer iskelet toplulukları ile karşılaştırıldığında daha düşük bir orana sahiptir. Bu durum mezardan çıkan bireylerin erken bebeklik ve çocukluk döneminde daha az fizyolojik strese maruz kaldıklarının bir göstergesi olarak yorumlanmıştır. Topluluk içi elde edilen veriler sonucunda Domaniç topluluğundaki mine hipoplazilerinin yoğun olarak yaşandığı dönemler, diğer Anadolu topluluklarına oranla çok farklı bir dönemde yaşanmadığı göstermektedir. Şiddetleri ve tekrarlanma süreleri açısından ise diğer Anadolu toplulukları ile karşılaştırıldığında şiddetli seyretmediğini söylemek mümkündür. Bunun dışında Domaniç topluluğunda mine hipoplazilerinin gözlendiği dönemler (4-4,5 ve 5-,5) genellikle çocukların sosyalleşmeye ve çevresiyle tanışmaya başladığı dönemlere işaret etmektedir. Bu süreçte meydana gelen hipoplazilerin çevresel faktörlerden, hijyen koşullarından veya salgın hastalıklar gibi faktörlerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Dental antropolojiDental mineKütahya-Domaniç+7
Sevgi Tuğçe Gökkurt
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu miyosen dönem Bovid'lerinin paleobiyocoğrafyası ve paleoekolojisi

Milyonlarca yıl boyunca süregelen memeli göçlerini coğrafik ve iklimsel parametreler başta olmak üzere birçok faktör etkilemiştir. Küresel ya da bölgesel göç dalgaları Neojen dönem boyunca faunal değişimlerin ve göç yollarının anlaşılması açısından önemlidir. Bu bağlamda Anadolu bovid faunası Senozoik dönem boyunca gerçekleşen paleobiyocoğrafik jeolojik ve ekolojik değişimlere bağlı olarak çeşitliliğini artırdığı görülmektedir. Bovidler yaşam süresi boyunca uzun göç mesafelerini kat edebilirken bir mikromemeli aynı mesafeyi kapatmak için daha fazla jenerasyona ihtiyaç duyar. Bovidlerin evrimi ve aynı zamanda göç faktörleri eş zamanlı olabilmesine olanak sağlamış olmalıdır. Bu nedenle bovid fosillerinin taksonomisi belirlenirken göç ve dağılımın analizi önemli bir faktördür. Hypsodonty diş kategorilerini temel alan ve Fortelius tarafından geliştirilen ekometrik analiz yöntemlerinin paleo-çevresel koşulların tahmininde oldukça kullanışlı olduğu ve sonuçlarının habitatların nemlilik ve kuraklık dereceleri hakkında önemli bilgiler verdiği görülmektedir. Erken Miyosen dönemde ortalama hypsodonty haritası, nemli ve ormanlık çevre koşullarının homojen bir dağılımını göstermektedir. Bu dönemde paleobiyocoğrafya daha nemli ve ormanlık koşulların hâkim olduğu, Orta Miyosen'in ise Erken Miyosen'e göre ekosistemin, karasal alanların ve bovid türlerin çoğalması açısından daha uygun bir çevrenin var olduğunu düşünülebilir. Geç Miyosen'de ise Mesinien tuzluluk krizinin de büyük etkisini dikkate alırsak bovidlerin yaşam alanlarının daha da artması ve buna paralel olarak çeşitliliğin de önemli bir şekilde arttığı sonucuna varılabilir. Bovid türlerinin kökenini, dağılımını, yayılmasını, iklimsel farklılıklar ve vejetasyon yapısını Miyosen boyunca kısa ve uzun dönemli büyük çevresel değişimler etkileyerek coğrafik sınırlarını şekillendirmiştir. Anadolu, bulunduğu coğrafik konumu nedeniyle memeli göçlerinde önemli bir rol oynamıştır. Bu memeliler içinde özellikle primat takımıyla aynı paleobiyocoğrafya'yı paylaşan bovidlerin morfolojik özellikleri, yapılan detaylı literatür çalışmada paleoekolojik anlamda önemli ipuçları vermiştir. Kısıtlı sayıdaki paleontolojik çalışmalara rağmen, özellikle Anadolu Miyosen dönem bovid faunası hakkında önemli veriler elde edilmiştir. Anadolu'da 22 lokalitede 53, İran'da 2 lokalitede 19 ve Yunanistan'da ise 30 lokalitede 52 bovid cins ve tür düzeyinde karşılaştırma ile analiz yapılmıştır. Yapılan kapsamlı literatür çalışması sonucu Anadolu-İran-Yunanistan provinsindeki lokalitelerden elde edilen ortak 8 farklı bovid (Gazella capricornis, Gazella sp., Miotragoceros sp., Oioceros rothi, Palaeoreas sp., Prostrepsiceros houtumschindleri, Prostrepsiceros rotundicornis ve Tragoportax amalthea) cins ve türünün bu lokaliteler arasında büyük ölçüde paleoekolojik ve paleobiyocoğrafik benzerliğin olduğunu ortaya koymaktadır. Fauna elemanlarının yansıttığı özellikler paleoekolojik bağlamda değerlendirildiğinde, Anadolu, Yunanistan ve İran biyoprovensinin yapılan benzerlik indeksi diyagramında da belirli sonuçlara ulaşılmıştır. Miyosen dönem boyunca söz konusu bu cins ve türlerin morfolojik yapıları, diyetleri ve yaşamlarını sürdürebilecekleri yerler göz önünde bulundurulduğunda subtropik orman örtüsünün, yazın yeşil savanahlara ve bazen tamamen kuruyan step alanlara dönüştüğü bir paleoekolojiye işaret ettiği anlaşılmaktadır. Aynı zamanda bu türlerin Anadolu'nun kıtalar arası geçişte bir köprü görevini gördüğü ve söz konusu Asyatik türlerin Miyosen dönem boyunca Avrupa'nın üst seviyelerine kadar çıktığı sonucuna varılabilir.

AnadoluAnadoluBovidae+3
Ali Taş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Obezitenin belirlenmesinde kullanılan beden kitle indeksi, bel çevresi, bel kalça oranı metotlarının karşılaştırılması

Obezitenin teşhis edilmesinde kullanılan bir çok yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerin birbirinden farklı sonuçlar ortaya koyması ile birlikte obezitenin teşhisinde hangi yöntemin kullanılması gerektiği tartışılmaktadır. Bu araştırmada obezite teşhisinde kullanılan beden kitle indeksi, bel çevresi, bel kalça oranı metotlarının kendi aralarında karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Etik Kurulu'ndan gerekli izinler alındıktan sonra kesitsel yöntem ile Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi'nde okuyan 201 kadın, 205 erkek toplam 406 bireyden boy uzunluğu, ağırlık, bel çevresi ve kalça çevresi ölçüleri alınmıştır. Bu ölçülerin değerlendirilmesinde Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği referans aralıkları kullanılmıştır. Beden kitle indeksi 30'dan yüksek olan bireyler obez olarak değerlendirilmiştir. Bel çevresi ölçümü kadınlarda 88 cm'den, erkeklerde 102 cm'den fazla olan bireyler ve bel kalça oranı kadınlarda 0.85 erkeklerde 0.90'dan fazla olan bireyler obez olarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonucuna göre beden kitle indeksine göre kadın bireylerin obezite oranı %4.5, erkeklerin %6.4'tür. Bel çevresine göre kadın bireylerin obezite oranı %3, erkeklerin %2.4'tür. Bel kalça oranına göre kadın bireylerin obezite oranı %1, erkeklerin %4.4'tür. Elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırılmış ve buna göre cinsiyetler arasında obezite oranları açısından anlamlı bir farka rastlanılmıştır (p<0.05). Üç yöntemin istatistiksel olarak karşılaştırılması sonucunda aralarında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Elde edilen bulgular sonucunda obezitenin teşhisinde en az iki yöntemin değerlendirilmesi önerilmektedir. Beden kitle indeksi ile elde edilen veri mutlaka bel çevresi ölçümü ile desteklenmelidir. Tek bir yöntemden yola çıkarak bireylere obezite teşhisi koymanın doğru sonuçlar vermeyeceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beden kitle indeksi, bel çevresi, bel kalça oranı, obezite, şişmanlık.

Bel çevresiKalçaObezite+2
Hülya Taşlı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Höyüktepe insan popülasyonlarının Geç Doğu Roma ve Erken Tunç Çağı dönemleri arasındaki besin ekonomisi farklılıklarının zooarkeolojik açıdan incelenmesi

Bu tez çalışması, Kütahya ili, Aslanapa ilçesinin, Kureyşler Köyü içerisinde yer alan Höyüktepe yerleşimi ve beraberinde bulunan diğer Nekropollere ait arkeolojik eserlerin kurtarılması amacıyla Devlet Su İşleri (DSİ) Eskişehir 3. Bölge Müdürlüğü tarafından inşaatı gerçekleştirilen Kureyşler Barajının yapılması nedeniyle sular altında kalacağından Mayıs 2014 tarihinde Kütahya müzesi müdürlüğü tarafından yapılan kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu tez söz konusu çalışmalar sonucunda elde edilen kemik materyallerinin incelenmesini ve buna bağlı olarak yerleşmenin besin ekonomileri ve faunası hakkında bilgi vermeyi amaçlamıştır. 2014-2016 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları sonucunda Erken Tunç Çağı, Orta Tunç Çağı ve Geç Doğu Roma Dönemlerine ait arkeolojik eserler tespit edilmiştir. Faunal kalıntılar içerisinde toplamda 3.000'den fazla hayvan kemiği ele geçmiştir. İncelenen kemiklerin toplam ağırlığı 59,317 kg'dır. Toplamda 1086 kemiğin tür tayini yapılmıştır. Gerçekleştirilen analiz çalışmaları Höyüktepe yerleşiminde koyun/keçi, domuz ve sığırlar baskın olduğunu bize göstermiştir. Yerleşmede besin ekonomisinin evcil hayvanlar üzerine odaklı olduğu araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır. Avcılık faaliyetleri az da olsa gözlemlenir. Av hayvanları içinde çeşitli geyik türleri, bunun yanı sıra tavşan ve tilki gibi küçük boy memeliler tespit edilmiştir. Uzun kemiklerin kaynaşma durumlarına bakıldığında koyun, keçi, domuz ve sığırların büyük oranda iki ve üzeri yaşta tüketildiklerini göstermektedir. Dişlerin yıpranma durumları üzerinde yapılan incelemelerde uzun kemiklerden elde edilen sonuçlarla paralellik göstermektedir. Bu durum koyun/keçi ve sığırların etleri dışında süt, yün gibi ikincil ekonomik girdiler içinde kullanıldıklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Zooarkeoloji, Besin Tüketimi, Arkeoloji, Höyüktepe

Gıda tüketimiHöyüktepeZooarkeoloji
Dilber Sağdıç
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu geç Miyosen rhinocerotidae paleoekolojisi ve biyostratigrafisi

Bugün soyları neredeyse tükenme derecesine gelen gergedanlar 40 milyon yıldan bugüne kadar yaşayan en yaygın başarılı memeli gruplarından biridir. Dünya'nın farklı coğrafyalarında farklı dönemlerinde ortaya çıkan gergedanlar Orta Eosen dönemde Kuzey Yarımküre 'de ilk kez görülürken, Afrika'da Erken Miyosen dönemde ortaya çıkmıştır. Orta Eosenden günümüze kadar toplam 41 cins ve 142 tür ile temsil edilmektedir. Anadolu'da 78 lokalitede Rhinocerotidae buluntusu mevcuttur. Yapılan tarama sonucunda 19 tür ve cins tespit edilmiştir. Bu lokalitelerde Aceratherium, Acerorhinus, Begertherium, Beliajevina, Brachypotherium, Ceratotherium, Chilotherium, Dicerorhinus, Dihoplus, Hoploaceratherium, olmak üzere 10 farklı cins içermektedir. Anadolu Geç Miyosen dönemde en yaygın ve ortak buluntulardan olan Chilotherium ve Ceratotherium' un baskın türlerden olduğu ve bu türlerin büyük ölçüde aynı ekolojik ortamları paylaştığı görülmektedir. Rhinocerotidaeler, Anadolu Miyosen dönemde oldukça değişen mevsimsel ortamlara daha sert ve daha aşındırıcı beslenme biçimi ile adapte olmuş başarılı bir memeli grubudur. Formasyonlar göz önüne alındığında, Miyosen dönemde jeolojik dönemlerin gerek fiziksel gerekse iklim şartlarına bağlı olarak ekolojik koşulların devamlı olarak değiştiği ve bu türlerin değişikliklere adapte olup evrimsel değişimler ile tepki gösterdiği görülmektedir. Bu tez çalışmasında tür çeşitliliğinin Erken Miyosen'den Geç Miyosen döneme kadar olan süreçte en üst seviyelerde olduğu görülmekte ve Geç Miyosen sonlarında ise tür çeşitliliğin tekrardan azaldığı izlenmektedir. Genel olarak incelendiğinde Anadolu gergedanlarının diyetleri, morfolojik özellikleri ve ekolojisinin sürekli olarak değiştiği görülmektedir. Özellikle Miyosen dönemin başlarında ve ortalarında Anadolu'nun birçok gölden oluşan kısmen yarı açık ve yarı ormanlık, yağışlı ve nemli bir habitatın olduğu anlaşılmıştır. Orta Miyosen sonları ve Erken Miyosen başlarında orman habitatının yok olduğu ve Anadolu orman alanlarının yerini küçük göller ve bataklıklardan oluşan açık ve bozkır alanlara bıraktığı görülmektedir.

AnadoluBiyostratigrafiGergedangiller+3
Emrah Şimşek
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Miyosen Dönem Rodentia (kemirici=memeli) takımının incelenmesi

Küçük memeliler genelde her türlü habitata adapte olup, değişen coğrafyaya göre hızla evrilen memeli grupları içerisinde en önemlilerinden biridir. Bu yüzden paleobiyocoğrafyayı ve paleokronolojiyi anlamlandırmak için Rodentia faunasını çalışmak son derece önemlidir. Küçük memeliler özellikle Rodentia takımı nişlerini gerçekleştirdikleri habitatlara özgü olan türler olup ekolojik indikatörler olarak kullanılabilirler. Rodentia faunasındaki değişimi izleyerek Miyosenden günümüze meydana gelen ekolojik değişimleri anlamlandırabiliriz. Anadolu'da yapılan paleontolojik kazılardan elde edilen Rodentia fosillerine dayalı olarak yayımlanan ve veri tabanlarında yer alan kayıtlar baz alınarak, Miyosenden günümüze Anadolu'nun paleobiyocoğrafyasını ve paleoekolojisini yorumlamak ve Anadolu'da bugüne kadar çalışılmış, yayınlanmış tüm Rodentia kayıtlarından yola çıkarak fosil Rodent faunasının listesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada Rodentia takımı söz konusu olduğu için Anadolu'nun Erken Miyosende yoğunluk olarak sırasıyla Ciricetidae, Muridae, Gliridae ve Sciuridae ailelerinin baskın görülmesi nemlilik oranının yüksek olduğunu gösterir. Orta Miyosende ise tropik ya da yarı-tropik bir iklim hakimdir. Bu dönemin sonlarına doğru ekolojide meydana gelen değişimler makromemeliler gibi mikromemelilerin biyocoğrafyasındada kompleks bir oluşuma neden olmuştur. Orta Miyosende Muridae ailesinde %65 oranında ciddi düşüş yaşanması, Eomyidae ailesinin ortaya çıkışı ve Spalacidae ailesindeki ciddi artış görülmesi iklimsel bir değişimin göstergesidir. Fakat Geç Miyosende Muridae ailesinde tekrar maksimum seviyeye çıkması ve en yoğun aile olması bu dönemin nemlilik oranında düşünülenin dışında artış olduğunu gösteriyor olabilir. Eomyidae ve Castoridae türlerinin bu dönemde görülme oranını koruması yine sucul ortam ve nemlilik konusunda düşündürücüdür. Güncel Rodentia faunasının bu denli çeşitlilik göstermesi Anadolu'nun kompleks bir ekolojiye sahip olduğunu gösterir. Aynı şekilde Miyosende de Rodentia faunasının çeşitlilik göstermesi paleoekolojisinin ne denli farklı ortamlara sahip olduğunu gösteriyor olabilir. Erken Miyosenden Orta Miyosenin sonlarına doğru tam olarak kapalı ve nemli bir ekolojiye sahip olduğunu söylemek yerine yer yer daha kapalı ve tropikal bir ekolojiye sahip olduğunu söylemek daha doğru olabilir.

AnadoluKemiricilerMemeliler+1
Hasan Vural
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Miyosen dönem Anadolu Equidae'lerinin taksonomik ve paleoekolojik incelenmesi

Equidae familyasına ait fosil buluntular, dikkat çekici evrimleri ve değişen çevresel koşullara adaptasyonları nedeniyle habitatlarının paleocoğrafyası, paleoekolojisi ve paleobiyocoğrafyası hakkında önemli bilgiler sağlar. Bu nedenle, bu çalışmanın temel amacı, Equidae familyasının üyelerinin morfometrik özellikleri, habitatları ve paleo-çevre koşullarının evrimini nasıl kontrol ettiği arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarmaktır. Anadolu sınırları içinde Equidae fosil kaydı olarak toplam 67 veri elde edilmiştir ve bu verilerde toplam 43 lokalite incelenmiştir. Bu lokalitelerin 6'sı Erken Miyosen, 7'i Orta Miyosen, 25'i Geç Miyosen, 2'si Erken Pliyosen ve 7'i Geç Pleistosen dönemlerine buluntu vermektedir. İncelenen bütün türlerin MN zonlarına önem verilerek yaşam tablosu oluşturulmuştur. Anadolu dışında Yunanistan ve İran buluntuları da incelenmiş ve Yunanistan'dan toplam 29 veri elde edilmiştir ve bunlar toplamda 10 lokalite olarak incelenmiştir. Lokalitelerin tamamı Geç Miyosen buluntusu vermektedir ve toplamda 1 cins ve 12 tür bulunmaktadır. İran için ise toplamda 5 veri elde edilmiş ve bu veriler sadece 1 lokalitede çıkan buluntulardan oluşmaktadır. Toplamda 3 cins ve 5 tür ile temsil edilen lokalite Geç Miyosen buluntuları vermektedir. Dört parmaklı Hyracotherium'dan üç parmaklı Mesohippus'a, devamında bariz bir şekilde orta parmağı üzerinde koşmasına rağmen hala 2. ve 4. parmaklarını koruyan Merychippus ve Hipparion'a, son olarak da artık işlevsiz parmaklardan tamamen kurtulmayı başarmış Pliohippus ve Equus'a kadar bütün cinslerin taksonomik olarak incelenmesi yapılmıştır. Öncelik olarak Anadolu üzerinde yaşamış cins ve türlerin ve devamında İran ve Yunanistan lokalitelerinde yaşamış cins ve türlerin taksonomik incelenmesi yapılmış olup en eski üç parmaklı Anchitherium'dan tek parmaklı Equus'a kadar ki evrimsel süreçte üç parmaklı, Sinohippus, Plesiohipparion, Cremohipparion, Cormohipparion, Hipparion ve Hippoterium cinsleri incelenmiştir. Çalışma dahilindeki tüm cins ve türlerin gerek vücut gerekse diş morfolojileri, yaşadıkları ortamlar ve diyetleri ele alındığında incelenen fosil buluntularının habitatları, Erken Miyosen tarafından yoğun bitki örtüsü ve ortak subtropikal orman bitki örtüsü ile karakterize edildi; bu, Geç Pleistosen çağına doğru giderek seyrekleşen (bitki örtüsü) ve daha açık araziler, bozkır çayırları haline geldi. Son olarak kurak step iklimine dönüşür. Anahtar Kelimeler: Anadolu, Equidae, Miyosen, Paleoekoloji.

FosillerMiyosenPaleoekoloji+4
Dilrüba Akbal
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Anadolu toplumlarında tüberküloz olgusu

İnsanlık tarihi boyunca dünyada mikroorganizmaların neden olduğu birçok enfeksiyon hastalığı görülmüştür. Bu hastalıklardan bir diğeri de tüberküloz 'dur, Mycobacterium tuberculosis basili tüberküloz enfeksiyonuna yol açarak birçok insanın hastalanmasına ve hayatlarını kaybetmesine neden olmuştur. Bir enfeksiyon hastalığı olan tüberküloz, Neolitik dönemde insanların yerleşik hayata geçmeleri sonrası yayılım hızını her geçen zaman diliminde biraz daha arttırarak günümüze kadar ulaşmıştır. Mycobacterium tuberculosis basili en çok solunum yolu ile insanlara bulaşmakta olup, havada asılı kalabilmesi nedeniyle toplu yaşam ortamlarında daha kolay yayılmaktadır. Hastalığın temel etkeni tüberküloz basili olmasına rağmen, bireylerin yaşam biçimi hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yetersiz ve tek tip beslenme, savaşlar, kötü hava koşuları, rutubete uzun süre maruz kalma vb. nedenlerle gelişen bağışıklık sisteminin yeterli savunmayı gösterememesi neticesinde hastalığın ortaya çıkması kolaylaşmaktadır. Tüberküloz basili, bazı durumlarda uzun yıllar boyunca vücutta gizlenebilmekte olup, yıllar sonra hastalığa neden olabilmektedir. Eski toplumlarda yaşayan bireylerin yaşam biçimlerinin incelenmesinde paleopatolojinin önemi oldukça büyüktür. Toplumların gelişmişlik düzeylerinin belirlenebilmesi, toplumda yaşayan bireylerin yaşam biçimlerinin analiz edilebilmesi için paleopatolojik ve paleoepidemiyolojik çalışmalara fazlaca ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemiz ve Dünya'da literatüre bakıldığında, tüberküloz hakkında yapılan paleopatolojik çalışmaların henüz istenen düzeyde olmadığı anlaşılmaktadır. Birçok topluma ev sahipliği yapmış olan Anadolu coğrafyasında yapılan çalışmalar, geçmiş toplumları inceleyerek günümüzle kıyas yapılabilme, farklılıkları belirleyebilme ve tarihe katkı sağlama açısından oldukça önemlidir. Bu bağlamda yapılan çalışmamızın toplumların yaşam koşullarının daha iyi incelenebilmesi ve tüberküloz hastalığının daha iyi anlaşılması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada, geçmiş yıllarda yapılmış arkeolojik ve antropolojik kazılarda çıkarılan bireyler araştırılmış olup, ilgili literatürlerden alınan paleodemografik veriler işlenmiş ve toplu hale getirilerek incelenmiştir. Çalışma neticesinde bireylerin kötü yaşam koşullarına bağlı olarak Mycobacterium tuberculosis enfeksiyonuna daha kolay yakalandığı ve bazı bireylerin bu enfeksiyona bağlı olarak hayatlarını kaybettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, Büyük Saray Eski Cezaevi Toplumunda 1, Hakkâri Erken Demir Çağı toplumunda 2, Kadıkalesi Toplumunda 2, Karagündüz Toplumunda 6, Konstantin ve Helena Klisesi Toplumunda 2, Nif Olimpos Toplumunda 1, Tasmasor Toplumunda 3 ve Van Kalesi Toplumunda 1 bireyde tüberküloz enfeksiyonu izlerine rastlanılmıştır.

EpdemiEski AnadoluEski Anadolu medeniyetleri+3
Onur Karayiğit
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gökhöyük Bağları Höyüğü insanlarının paleopatolojik analizi

GBH, Konya Ovası ve İsuara bölgesinde yer aldığından yakın konumda olan Çatalhöyük dolayısıyla Anadolu neolitiği konusunda değerli bulgular barındırmaktadır. Geç Neolitik-Erken Kalkolitik dönem dendiğinde akla gelen en önemli Neolitik yerleşim yeri elbette Konya Ovası'dır. GBH, arkeolojik özellikleriyle karakteristik bir Geç Neolitik-Erken Kalkolitik dönem özelliklerini barındırmaktadır. Tarım toplumlarının yaşam tarzları, avcı-toplayıcı geçim ekonomisindeki kadar haraketli bir yaşam sunmamaktadır. Bu anlamda Neolitik toplumlarında karakteristik patolojilerinden biri olan yaşam biçimine bağlı rahatsızlıklarının varlığı oldukça fazladır. Höyükte ilk ve en uzun iskân süreci Neolitik dönemde olmuştur. Paleopatolojik analizi yapılan GBH insanlarının, yaşam biçimleri, sosyo-ekonomik yapıları, sağlık yapıları , beslenme çeşitliliği hakkında bulgulara ulaşılmıştır. GBH yapı katından dağınık halde toplanan Neolitik ve Kalkolitik dönemlere tarihlendirilen en az 37 bireye ait kemik kalıntıları tespit edilmiştir. Kalıntılar toplumun tümünü içeren genel bilgilere ait tüm detayları vermese de bu çalışma günümüzden en az 4460 yıl önce yaşayan GBH bireylerin yaşamlarının gizli ayrıntılarının anlaşılması açısından arkeolojik bulgulara yönelik yeni düşünce ve yaklaşımların gelişmesine katkı sağlamlaştır. Vücudun hareketli yapısından dolayı paleopatolojik rahatsızlıklardan osteoartrit ve osteofit tespit edilmiştir. En fazla üst esktremitelerde özellikle rhomboid fossa bulguları ile beraber daha fazla artrit gözlemlenmesi kolun çekme germe hareketiyle ilgili tarımsal aktiviteyi akla getirmektedir. Hareket sistemi ile alakalı olarak ortaya çıkan başka patolojik bulgu olan entesopati olarak karşılaşılmıştır. Tarım toplumuna göre hareketli bir yapı sergileyen GBH, bu oranlara bakıldığında tarım ekonomisinin yanında avcılığında olabileceğini hareket eyleminin devam ettiğini akla getirmektedir. Bununla beraber toplumda görülen travmaların görülme sıklığı azdır. Kafatasında oluşan protic hyperostosis ve göz çukurlarında rastlanılan cribra orbital diğer bir patolojik bulgudur. Bu rahatsızlıkların ortaya çıkma sebebi Akdeniz anemisiyle bağdaştırılsa da vücudun demiri kullanamaması, bağırsak problemleri vb. durumlar dolayı ortaya çıktığı literatürden de bilinmektedir. Sıtmaya karşı, vücudun savunma ihtiyacı duymasıyla ortaya çıktığı bilinen protic hyperostosisin toplumda az bulunması konum itibarıyla Akdeniz Bölgesi göz önüne alındığında toplumun sıtmaya karşı avantaj oluşturamadığını düşündürmektedir. Öte yandan periostitis bulgusunun oranındaki varlığı erken yaştaki ölümlerin sebebi olabileceği ihtimali de söz konusudur. Ağız ve diş sağlığı açısından önemli olan çürük oranı %9,9 oranıyla tarım toplumlarına uyumluluk göstermektedir. Apse oranı %3,71 oranındayken diş aşınması 4 ve 4+ şeklinde bulunmuştur. Diş taşı %59,74 oranında ve 'hafif' derecedeyken, periyodontal rahatsız-lıklar %85,7 oranında 'orta' derecede rastlanmıştır. AMTL %5,5, hypoplasia %6,49 olarak hesaplanmıştır.

Dental antropolojiDişlerGökhöyük Bağları Höyüğü+7
Elçin Şener
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mikro plastiklerin insan yaşamına etkisi

Plastik, insanlık tarihinde nispeten yeni bir buluştur ve ilk örneklerinden bazıları 1800'lü yılların sonlarına kadar uzanır, ancak çok yönlülüğü ve düşük üretim maliyeti, onu modern zamanların en yay-gın kullanılan malzemelerinden biri haline getirmiştir. Plastik maddesi güçlü, hafif ve uyarlanabilir ol-duğundan; ev eşyalarından , tıbbi ekipmanlara, banknotlardan, ambalajlara, motorlu taşıtlardan, binalara ve balık ağlarına kadar birçok üründe bulunmakta ve kullanılmaktadır. Plastik ne kadar faydalı olsa da, aşırı kullanımı ve etkisiz atık yönetimi, onu hızla gezegenimizdeki en yaygın kirleticilerden biri haline getirmiştir Her yıl üretilen plastik atıkların hacminin büyüklüğü , etkili bir şekilde atık yönetimini zorlaştır-maktadır ayrıca plastik atıkların geri dönüştürülmesi güç ve ekonomik açıdan oldukça maliyetli olabil-mektedir. Plastik atıklarla okyanuslarımızdan plajlarımıza, şehirlerimizden kırsal alanlarımıza kadar pek çok alanda ve bölgede sıklıkla karşılaşmaktayız. Bu plastik kirliliği sadece çevreyi değil aynı zamanda insan sağlığını da tehdit etmektedir. Plastiğin sağlık üzerindeki etkileri henüz yeni bir araştırma alanı ol-sa da, bugüne kadarki bilimsel sonuçlar plastiğin yaşam döngüsünde hastalıklara, sakatlığa ve erken ölüme neden olduğunu gösteriyor. Plastiklerde bulunan zehirli kimyasal katkı maddeleri ve kirleticiler küresel ölçekte insan sağlığını tehdit etmektedir. Plastik maddesinin bilimsel olarak kanıtlanmış olumsuz sağlık etkileri arasında; kansere neden olmak veya hormon aktivitesinin değişmesi (endokrin bozulması olarak bilinir) yer alır; bu da üreme, büyüme ve bilişsel bozukluklara yol açabilmektedir. Bu çalışma nehirlerimizi ve okyanuslarımızı boğan, yediğimiz gıdayı, soluduğumuz havayı ve içtiğimiz suyu kirle-ten ve iklim değişikliğini şiddetlendiren gerçek anlamda küresel bir krizi antropolojik açıdan araştırmak-tadır ayrıca mikro plastik krizin insanlar ve çevre üzerindeki etkisini ve bu küresel soruna çözüm bul-mak için bir dizi kaynaktan oluşan bilginin bir sentezidir.

Mehmet İsmail Ağar
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

MTR (Sinop-Kefevi) toplumunda aneminin biyoarkeolojik tespiti ve sosyokültürel yaklaşımı

Antropoloji bilimi genel anlamda insanları birçok yönüyle ele alarak değerlendirir. İnsanı ayakta tutan vücudunun en sağlam yapısı olan iskelet yapısı yaşadığı dönem içerisinde sürdürmüş olduğu yaşamın nasıl geçtiğine dair birçok bilgiler barındırmaktadır. Bilindiği üzere kemiklerin bozulmadan bulunduğumuz güne kadar korunarak geldiği için buda bize geçmiş dönemde yaşamış olan toplumlar hakkında önemli bilgiler sağlar. Ele geçen iskeletlerin paleopatolojik açıdan incelemeleri yapılan dönem toplumların sağlık yapıları ya da farklı hastalıklara maruz kalıp kalmadıkları bunu yanı sıra bir salgın hastalığının var olup olmadığı, bireylerin olası ölüm nedenleri bulunabilmektedir. Yapılan araştırmalar dönem hakkında fikir almamız için yol göstermektedir. Kemik üzerine yansımış olan hastalıklardan biri ise anemidir. Anemi göstergesi olarak kemik üzerinde varlığını gösteren bu hastalık üç farklı yöntemle açığa çıkar bunlar; Cribra Orbitalia, göz tavanında meydana gelen küçük delikler şeklinde ortaya çıkar, kafatasında oluşan Protic Hyperostosis ve kafatasında Diploe Kalınlaşmasından yola çıkılarak aneminin varlığı tespit edilebilir. Bu çalışmada Anadolu coğrafyasının Kuzeyinde yer alan Sinop ili Kefevi nekropolü mahallesinden gün yüzüne çıkarılan iskeletlerden oluşmaktadır. 2016 yılında Sinop İl merkezinde gerçekleştirilen kazılar neticesinde Kefevi Mahallesi Nekropolü (MTR) kurtarma kazında elde edilen 30 kadın birey, 41 erkek birey, 25 çocuk birey, 6 adölesan ve 6 bebek birey olmak üzere 108 bireyde inceleme yapılmıştır. Bu iskeletler üzerinde farklı palepatolojik hastalıklara bakılmıştır. Bu çalışmalarda tezin konusunu oluşturan aneminin tespiti için, kafatası üzerinde Cribra Orbitalia, Protic Hyperostosis ve Diploe Kalınlaşmalarına bakılmıştır. Varılan sonuçlar neticesinde Anadolu toplumlarında bu hastalıkların oranları ile karşılaştırılmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucu toplumun, Bizans Dönemi Kefevi Nekropolü bireylerinde Cribra Orbitalia ve Diploe Kalınlaşması %27,80 (30/108) oranında hesaplanırken Protic Hyperostosis %50,92 (55/108) olarak hesaplanmıştır. İskeletler üzerinde belirlenen anemi hastalığı başka Anadolu toplumlarıyla birbiriyle olan benzerlikleri ve farklılıkları Sinop Kefevi antik toplumunun sosyo-kültürel yapısı beslenme şekilleri ortaya çıkarılmıştır.

AnemiAntik ÇağAntropontoloji+7
Tuğçe Orhan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal ve kültürel değişimin Kırşehir abdalları üzerine etkisi

"Abdal" kelimesi tarihsel süreçte o kadar çok anlam değiştirmiş ki kimi zaman Anadolu tarihini değiştiren, kimi zaman derviş, kimi zaman budala, kimi zaman garip, kimi zaman da bülbül olmuş. "Abdala malum olur" atasözü ile "Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır" atasözüne bakıldığında bile bu anlam farkını anlamak mümkün olacaktır. Türk tarihinde önemli bir yer tutan abdalların bugünkü yaşantısına bakıldığında ise bir statü kaybı yaşadıkları ve yalnızlaşmış oldukları, yaptıkları müzik ile hayatta kalma mücadelesi verdikleri gözlemlenmektedir. Hatta saz ve sözdeki başarıları bu yalnızlaşmanın bir mirasıdır. Çünkü abdallar, içinde bulundukları durumu saz ve sözleriyle dışa aktarmışlardır. Sanatsal bu yetenekleri sayesinde, yaşadıkları şehrin, 2019 yılında Unesco Yaratıcı Şehirler Ağı'na müzik alanında Türkiye'den dahil olan ilk şehir olmasında başrol oynamışlardır. Somut olmayan kültürel miras il envanterinde kayıt altına alınan Abdallar, ulusal boyutta bile yeteri kadar tanınırlığı olmayan Kırşehir'e, bir anda uluslararası alanda önemli bir statü kazandırmışlardır. Bu sayede şehrin sürdürülebilir gelişiminde en önemli rolü, yaptıkları müzik ile Abdallar üstlenmiştir. Bu çalışmanın amacı; geçmişten günümüze yaşanan toplumsal ve kültürel değişimin ulusal ve uluslararası müzikal üne sahip, Somut Olmayan Kültürel Miras unsuru olan Abdallar üzerindeki etkisini, yaptıkları müziği devam ettirme çabasını, verdikleri yaşam mücadelesini, var olan projelerle yaşam kalitelerinin nasıl güçlendirilebileceğini ortaya koyabilmek ve yetkililerden beklentilerini tespit edebilmektir. Bu doğrultuda abdalların sosyo-ekonomik durumunu ortaya koyan çeşitli haberler incelenmiştir. Nitel veri analizi kapsamında 20 abdal ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Nicel veri analizi kapsamında ise 84 abdal üzerinde yaşam standartları hakkında araştırma anketi uygulanmıştır. Araştırmaların sonucu elde edilen veriler üzerinden çeşitli önerilerde bulunulmuştur.

AbdallarKültürel değişimKırşehir+4
Yıldız Eraslan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde paleopatolojik analiz

Van Kalesi'nin kuzeyinde bulunan Van Kalesi Höyüğü'nde ilk kazı çalışmaları 1939 yılında Kirsopp ve Silva Lake tarafından başlatılmıştır. Höyük'te kazı çalışmalarına 1989-1991 yılları arasında Prof. Dr. M. Taner Tarhan başkanlığında devam edilmiştir. 2010 yılında ise Van Kalesi Höyüğü'ndeki çalışmalara Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında yeniden başlanmıştır. Bu çalışmanın materyalini 2010-2012 yıllarında çıkan ortaçağ ve yakın çağa tarihlendirilen iskeletler oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda 377 birey tespit edilmiştir. Bu bireyler paleopatolojik açıdan incelenmiş ve toplumun yaşam biçimleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. 2010-2012 Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda karşılaşılan patolojiler 5 başlık altında toplanılmıştır. Toplum içinde en fazla gözlemlenen metabolik hastalık %28,42 oranla cribra orbitaliadır. Toplumun sağlık yapısı hakkında önemli bilgiler veren bir diğer patoloji ise %20,39 oranında gözlemlenen porotic hyperostosistir. Bu iki lezyon en fazla bebek ve çocuklarda gözlemlenmiştir. Toplumda konjenital anomaliler çeşitlilik olarak en fazla gözlemlenen patolojidir ve 8 başlık altında toplanılmıştır. Toplumda %15,15 oranında en fazla karşılaşılan konjenital anomali craniosynostotistir. Bu anomalilerin genetik kökenli ve bireyin yaşadığı stres veya çevresel etmenler nedeniyle gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Toplumda yaşam biçimine bağlı 7 patolojik lezyon tespit edilmiştir. Erişkin bireylerde tespit edilen periferal osteoartritin oranı %31,81'dir. En az 1 omurunda gözlemlenen osteoatrit ise %57,80'dir. Schmorl nodülü ise toplum genelinde %50,27 oranında gözlemlenmiştir. Yaşam biçimine bağlı gerçekleşen hastalıklar yaş ilerledikçe artış göstermektedir. Enfeksiyonel hastalıklar açısından da incelenen toplumunda %55,67 oranıyla periostitis bulunmaktadır. Toplumun her yaş ve cinsiyetteki bireylerinin patolojik olgulardan etkilendiği, toplumda gözlemlenen enfeksiyonel hastalıkların diğer Anadolu toplumlarına göre fazla olması, bebek ve çocuk ölüm oranlarının (%55,70) fazla oluşu ve toplumda genç yaşlardan itibaren yaşam biçimine bağlı gerçekleşen hastalıkların gözlemlenmesi nedeniyle 2010-2012 Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nun tarıma dayalı bir ekonomiye sahip olduğu, hijyenik olmayan bir ortamda yaşadıkları ve beslenme açısından yetersiz bir duruma sahip oldukları düşünülmektedir.

Arkeolojik kazılarHöyüklerOrta Çağ+4
Canan Ravza Yaşar
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fanon'un çalışmaları: Sömürgecilik bağlamında psikoloji kültür ilişkisini yeniden düşünmek

Sömürgecilik gücünü ekonomik bir tahakkümden alarak uzun yıllar boyunca özellikle Batı'nın kendisinin karşısında daha aşağıda konumlandırdıklarının üzerinde uyguladığı siyasal, sosyal ve ekonomik bir sistemdir. Her ne kadar sömürge sistemi ekonomik tahakkümden gücünü alsa da, geniş bir çerçeveden bakıldığında mesele sadece ekonomi ile sınırlı değildir. Sistemin kültürel, psikolojik, kitlelerarası ilişkiler temelinde de çok büyük etkileri olmuştur. Frantz Fanon da sisteme çok boyutlu yaklaşan, sistemin devamlılığını sağlayan unsurları farklı perspektiflerden ele alan bir düşünür ve psikiyatrdır. Fanon hem sömürgeciliği deneyimlemiş hem de Cezayir bağımsızlık mücadelesinde aktif rol almıştır. Fanon sömürge sisteminin sömürgeleştirilmiş insana yaşattığı kendi kimliğine yabancılaşmasını ve aşağılık duygusunu analiz etmektedir. Sömürgeciliğin insan bilincinde ve kimliğinde oluşturduğu derin yıkımı kendi varoluşsal süreci üzerinden ortaya koymaktadır. Bu çalışmada da Fanon'un düşünceleri ışığında sömürgecilik bağlamında psikoloji kültür ilişkisi antropolojik bir bakışla incelenecektir. Sömürge sistemine antropolojinin etkisine, sömürgeciliğin insan psikolojisinde yarattığı etkiye, Fanon'un sömürgecilik ile ilgili analizlerine, onun eserleri ve fikirleri üzerinden bakılacaktır. Öncelikle sömürgecilik kavramına ve etki alanları ile etkilendiği alanlara odaklanılacaktır. Sonrasında da Fanon'un sömürgecilik konusunda fikirleri başlıklar halinde ele alınıp, son olarak Fanon'un etki alanlarına odaklanılacaktır. Nitel araştırmanın tarihsel etnograf yöntemiyle literatür taraması yapılacaktır. Fanon eserlerini kaleme aldığı, sömürge sistemine karşı sömürgesizleştirme mücadelesi verdiği dönemlerde ve sonrasında, sadece akademik anlamda değil, pratikte de birçok toplumu ve çevreyi etkilemiş bir düşünürdür. Fanon'un düşünsel ve alan yazın hayatı günümüzde de birçok olgu ve olayı aydınlatmada önemli bir kaynaktır. Bu yüzden Fanon'u yeniden düşünmek, farklı bakış açılarının kapılarını da aralayacaktır.

Frantz, FanonKültürPsikoloji+2
Yasemin Uyar Düzgün
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde travma ve tümör analizi

Bu tez çalışmasının materyalini oluşturan iskelet kalıntıları 2010 - 2012 yılları arasında yapılan Van Kalesi Höyüğü kazılarından elde edilmiştir. Van Kalesi Höyüğü, Van ili sınırlarında var olan Van Kalesi'nin hemen dışında doğu-batı yönünde alçak sırt şeklinde uzanmaktadır. Ortalama genişliği 70 m. ve uzunluğu 1 m. olan bu höyüğün en yüksek kısmı batı ucudur. Bu noktada yükseklik 7 m'yi geçmektedir. Höyükte kazılara 2010 yılında Van-Tuşpa Projesi kapsamında Erkan Konyar başkanlığında başlanmıştır. Höyük "A"," B" ve "C" tabakaları şeklinde katmanlara ayrılmıştır. "A" tabakası kazısı esnasında bu çalışmanın materyali olan iskeletler, mezarlık alandan çıkartılmıştır. İskeletler A tabakasının mezar tiplerine bakılarak Ortaçağ ve Yakın Çağ arasına tarihlendirilmiştir. Höyük alanı yıllarca iki dini inanışa sahip insanlara tarafından iskan görmüştür. Çalışmanın amacı, Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda travma ve tümörün varlığına dair incelemeler yapmak ve çağdaşı olan Anadolu toplumlarıyla karşılaştırmaktır. Höyük toplumunda 377 birey paleopatolojik açıdan incelenerek travma ve tümör analizleri yapılmış ve toplumun yaşam biçimi hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nda gözlemlenen travmalar Cranial, Post-Cranial ve Kültürel kafatası deformasyonu olarak üç alt başlıkta incelenmiştir. Toplumda cranial travmaların görülme oranı % 8,91, Post-Cranial travmaların görülme oranı %4,83'tür. Kafatası deformasyonu görülme oranı ise % 8,6'dır. Van Kalesi Höyüğü Toplumunda tümörler benign (iyi huylu) ve malignant (kötü huylu) olmak üzere iki alt başlıkta incelenmektedir. Toplumda benign tümör olarak bilinen: button osteoma, osteokondroma, fibros cortical defect ve dermoid kist gözlenmiştir. Toplumda button osteoma görülme oranı % 2,64'tür. Malignant tümörlere ise rastlanılmamıştır. Toplumda travmalar, en fazla erişkin erkek bireylerde olmak üzere her yaş grubunda gözlenmiştir. Çocuk bireylerde ve her yaş grubu erişkin bireylerde kafatası deformasyonunun gözlenmesi bu durumun kültürel bir davranış olduğunu düşündürtmektedir. Toplumda gözlenen travmanın günlük yaşam biçiminden kaynaklı düşme ya da çarpma gibi durumlardan oluştuğu gözlenmiştir. Toplumda savaş ve şiddete yönelik travmalara rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Van Kalesi Höyüğü, Travma, Tümör, Ortaçağ ve Yakın Çağ.

Arkeolojik kazılarHöyüklerOrta Çağ+4
Kübra Kahraman
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

MTR/Bizans toplumunda Vertebrae Cervicales'in cinsiyet tayininde kullanılabilirliği hakkında bir çalışma

Antropoloji bilimi, insanı pek çok farklı yönü ile ele alan bir bilimdir. Çalışmalarını gerek geçmişte yaşamış insan iskelet kalıntılarından gerekse günümüz insanı üzerinde gerçekleştirmektedir. Antik Çağ insanlarının iskelet kalıntıları üzerinde yapılacak olan ilk çalışmalar ise bireylerin cinsiyet tayin çalışmalarıdır. İskeletten cinsiyet tayin çalışmaları genellikle kemiğin iriliği ve kütleviliği referans alınarak yapılırken aynı zamanda osteometrik çalışmalar ile de mümkün olmaktadır. Ancak söz konusu kemik kalıntılar her zaman sağlam bir şekilde ele geçmemektedir. Bu gibi durumlarda cervical vertebraların sayıca çok olmaları, C1 ve C2 vertebralarının foramen magnun çukurunda yer alarak daha korunaklı olmaları ve tanınabilirliklerinin de daha kolay olması bu kemiklerin cinsiyet tayin çalışmalarında önemli çalışma materyali olmasını sağlamıştır. Bu çalışmada Sinop ili, Meteoroloji Sokak, Kefevi Nekropolünde 2016 yılında yapılan kurtarma kazısında elde edilen iskelet toplumu cervical vertebralarının cinsiyet tayininde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmada MTR toplumuna ait yaşları 20 ila 56 arasında değişen 40 erkek, 28 kadın birey ele alınmış ve bunlardan 28 erkek, 18 kadın çalışmaya uygun görülmüştür. Çalışmada her bir cervical vertebradan dijital kumpas yardımı ile CHT, CAP ve CTR olmak üzere 3 farklı ölçüm alınmış ve bunlar IBM SPSS Statistics (v.20) programı ile değerlendirilmiştir. Buna göre: Cervical vertebraların CHT, CTR ve CAP ölçümleri bir arada kullanıldığında %81 oranında cinsiyet tayininin yapılabileceği tespit edilmiştir. Bu üç ölçümde en anlamlısı %85 ile CTR iken hemen ardından %80 ile CHT ve %78 ile CAP ölçümü gelmiştir. CHT ve CTR ölçümü tüm vertebralarda yüksek anlamlı çıkarken CAP ölçümü yalnızca %90 oran ile C1 vertebrasında istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Vertebralar içinde ise en anlamlı çıkanlar, %90-92 ile C1 ve %72-94 ile C2 vertebrası olmuştur. Ölçüm sonuçları yaş ile beraber değerlendirildiğinde ölçüm yöntemine ve vertebraya bağlı olarak farklılaştığı saptanmıştır. Genel olarak sonuca bakıldığında ise cervical vertebralardan alınacak CHT, CTR ve CAP ölçümleri, başta C1 ve C2 olmak üzere diğer toplumlar üzerinde yapılan çalışmalar ile benzerlik göstermiş ve bunların cinsiyet tayininde kullanılabileceği tespit edilmiştir.

Bizans DönemiBizanslılarCinsiyet tayini+4
Serhan Mucur
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

X kuşağının huzurevi algısı ve kurum bakımına ilişkin görüşleri: Kırşehir örneği

Yaşlılık, yaşlanma, huzurevleri ve kurum bakımı konularında birçok bilimsel araştırma yapılmış olmasına rağmen, literatür taramalarında, X kuşağına mensup günümüz orta yaşlı bireylerinin yaşlılık, huzurevleri ya da kurum bakımına ilişkin görüş, düşünce ve algılarının ne yönde olduğu hakkında herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Oysaki X kuşağı mensupları önümüzdeki on yıllar içerisinde kronolojik tanımlamaya göre yaşlı birey sınıflandırması içerisinde yer alacaklardır. Günümüzün orta yaşlıları ve geleceğin yaşlıları konumundaki bireylerin önemli bir toplumsal olgu olarak kabul edilen yaşlı bakımı konusundaki algı ve görüşlerinin sosyal politika planlamaları açısından önemli olduğu bilinmektedir. Bu açıdan araştırmanın konusuna yönelik bulguların bilim insanlarına kaynak oluşturması; yanı sıra sosyal politikaların hazırlanmasında görev atfedilen kurumlara da katkı sağlaması düşünülmektedir. Yapılan bu araştırma ile X kuşağı olarak tanımlanan 1965-1980 yılları arasında doğan ve Kırşehir İlinde yaşayan orta yaşlı kişilerin, yaşlılık ve huzurevlerine ilişkin algılarını/düşüncelerini ve kurum bakımına ilişkin görüşlerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Örneklem grubu olarak belirlenen ve Kırşehir İlinde ikamet eden X kuşağı (1965-1980 yılları arasında dünyaya gelen bireyler) mensubu bireylerle yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak elde edilen veriler içerik analizi yöntemleriyle yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların yaşlılık, huzurevi ve kurum bakımına ilişkin algılarının olumsuz olduğu, aile yapısı içerisindeki değişimlerin farkında oldukları ve kurum bakımından ziyade aile yanında bakımı tercih ettikleri görüşmüştür.

AntropolojiGerontolojiHuzurevleri+6
Erhan Bolat
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sivas Hayranlı- Haliminhanı lokalitesi paleoekolojik özellikleri

Kazı alanlarından çıkarılan makro ve mikro fosiller paleoekolojik ortamı anlama konusunda birinci dereceden öneme sahiptir. Ülkemiz bulunduğu konum itibarıyla önemli bir fosil yatağı konumundadır. Her canlı dönem dönem farklı anatomik değişikliklere maruz kalmış ve yaşadığı dönemin şartlarına adaptasyon göstermiştir, adapte olamayanların ise zaman içinde nesli tükenmiştir. Araştırmaya konu olan Haliminhanı-Hayranlı lokalitesinde 2002-2009 yılları arasında kazılar gerçekleşmiş olmasına karşın hala bilimsel çalışmaları devam etmektedir. 2002 yılından günümüze kadar Equidae, Rhioncerotidae, Bovidae, Carnivora, Suidae, Proboscidea, Giriffidae ve küçük memeliler gibi birçok familyaya ait fosil parçalar bulunmuştur. Elde edilen fosillerden yola çıkarak lokalitenin yaşı MN11-MN12 olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuç jeolojik devirlerden Miyosen döneme işaret etmektedir. Miyosen dönem yalnızca bu lokalite için değil tüm Anadolu için çok önemlidir. Meydana gelen iklim değişikliği ve doğal afetlerin etkisiyle birlikte hayvan göçlerinin Anadolu hattıyla gerçekleşmesi bu önemi artırır nitelikte olmuştur. Elde edilen fosil yaşlarının saptanmasıyla birlikte paleo-çevre ve paleoekolojik koşullar daha net anlaşılabilmektedir.

FosillerMiyosenPaleoekoloji+2
Güler Dumlupınar
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

2010-2012 yılı Van Kalesi Höyüğü Orta Çağ iskeletlerinde radyolojik yöntemler ile üçüncü molar diş agenezisinin araştırılması

Giriş: Antropoloji genel anlamda insan ve toplumlar arasındaki başkalaşımları ve yakınlık derecelerini inceler. Antropoloji bilimi Biyolojik antropoloji ve Sosyal/Kültürel antropoloji ana dallarına ayrılmakta olup bu ana dallar da kendi içinde alt dallara ayrılmaktadır (Şahin,2016). Dental Antropoloji Biyolojik Antropolojinin alt dallarından biridir. Dental Antropoloji dişlerden insanın yaşam koşullarını, demografik özelliklerini, akrabalık bağlamında biyolojik ilişkilerini, beslenme eğilimleri, diş sağlığı ve kültürel adaptasyonları hakkında bilgiler edinilmesini sağlar. (Alt ve ark.,1998). Diş agenezisi: Süt dişlerinde 20'den, kalıcı dişlerde 32'den az diş sürmesine verilen isimdir. Diş eksikliğinin başlıca nedenleri; diş embriyolarının bir travma nedeniyle bozulması, çenedeki kronik iltihaplar, gelişme ve beslenme bozuklukları, iç salgı bezlerinin hastalıkları ve genetik etkilerdir. (Küçüküçerler, 1978; Alt 1998). Antropoloji bilimi birçok bilim disipliniyle birlikte çalışmaktadır. Radyoloji bilimi de bu disiplinler arasında yer almaktadır. (Spoor. vd. 2000, Dadalı 2016). Amaç: Van İli sınırları içerisinde yer alan Van Kalesi Höyüğü kazılarından 2010-2012 yıllarında çıkarılan ve Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü Paleoantropoloji Laboratuvarında bulunan bireylerde mandibula ve maksillanın morfolojik ve radyolojik incelemesi yapılarak üçüncü molar diş (M3) agenezisinin tespiti amaçlanmaktadır. Yöntem: İskelet laboratuvarında bulunan 377 bireyden, morfolojik ve radyolojik olarak incelemeye uygun olan mandibula ve maksillanın en az bir kısmı mevcut olan 125 bireyin iskeletlerde Üçüncü molar diş agenezisi araştırılmıştır. Bulgular: Çalışılan iskeletlerin %39.2'si (n=49) kadın iskeleti, %44.8'i (n=56) erkek iskeleti, %15.2'si (n=19) cinsiyeti tanımlanmamış çocuk iskeleti ve %0.8'i (n=1) cinsiyeti tanımlanamamış yetişkin iskeletine aittir. Çalışılan tüm iskeletlerde herhangi bir üçüncü molar diş agenezis oranı %20.8 (n=26) olarak bulunmuştur. Erkeklerde agenezis oranı %28.6'dır. Kadınlarda agenezis oranı %16.3'tür. Mandibula bulgusu mevcut olan 118 iskeletin %23.2'sinde (n=29) üçüncü molar diş agenezisi mevcuttur. %64.8'inde (n= 81) üçüncü molar diş mevcuttur. %6.4'ünde (n=8) sağ veya sol mandibula tanımlanamayacak durumdadır. Maksilla bulgusu mevcut olan iskeletlerin %12'sinde (n=15) üçüncü molar diş agenezisi mevcuttur. %60.8'inde (n= 76) üçüncü molar diş mevcuttur. %0.8'inde (n=1) sağ veya sol maksilla tanımlanamayacak durumdadır. Sonuç: Erkek iskeletlerinde bulunan agenezis oranı kadın iskeletlerinden daha fazladır. Erkeklerde agenezis oranı %28.6'dır. Kadınlarda agenezis oranı %16.3'tür. Mandibulada agenezis oranı cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Maksilla agenezis oranı cinsiyete göre erkeklerde kadınlara göre daha fazla olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Agenezis, Anadonti, Diş eksikliği, Hipodonti, Radyografi

Dental antropoloji
Gürdoğan Aydın
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Türk inançlarının Türk İslâm anlayışındaki izleri

Şamanizm Dünya ve Türk tarihi açısından oldukça önemli görülen, üzerinde tartışmaların olduğu ve halen araştırmacıların merak ederek araştırmakta olduğu önemli konulardan biridir. Bu konunun bu denli tartışılmasında ve araştırılmasının nedeni ise içerisinde barındırmış olduğu uygulamalar bütünü ve günümüzde hâlen daha varlığını bir şekilde hissediyor olmamızdan kaynaklanmakladır. Araştırmacıların Şamanizm ile ilgili düşünceleri genel olarak iki kısma ayrılmaktadır. Bir kısmı Şamanizm'i Türklerin eski dini olarak görmekte iken diğer kısmı Türkler gibi önemli bir medeniyete ve tarihe sahip halkın böyle bir dini kabul etmeyeceğini ve böyle bir dine sahip olamayacağı kanaatinde bulunmuştur. Tüm bu fikirlerden çıkarılacak sonuç, Türklerinin eski dinlerinin Tek Tanrı inancı, "Kök Tengri" olduğudur. Tarihi süreç içerisinde Türkler bununla birlikte farklı dinlerin etkisi altına girmişlerdir. Bilhassa bulundukları coğrafi konum nedeniyle farklı milletlerle etkileşim halinde olmuş, bu etkileşimler sayesinde de Manihaizm, Budizm, Hristiyanlık, Musevilik gibi dinleri benimsemişlerdir. Fakat bu dinlerin Türklerin kültür ve yaşayışına uymamasından dolayı bu benimseyişleri çok büyük kitleler halinde olmamış ve uzun süreli olmamışlardır. Bu dinlerin tam tersine İslâmiyet; tarih içerisinde büyük kitleler halinde kabul edilmiş, geniş alanlara yayılmış ve Türk-İslâm devletleri kurulmuştur. Tüm bunlarla birlikte İslâmiyet güçlenerek kalıcı olmayı başarmıştır. Türkler İslâmiyet'i kabul etseler de eski dinlerinde yer alan uygulamaları İslâmiyet'in içerisinde gizleyerek ve onunla meç ederek nesilden nesle aktararak yaşatmayı başarmışlardır. Günümüzde de Türk-İslâm anlayışı içerisinde eski Türk dininin izlerine rastlamamız mümkün olmaktadır.

Büşra Kara
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta çağ yaşam tarzının ağız ve diş sağlığına etkileri: Van Kalesi ve Amasra Ağlayan Ağaç toplumları

Biyoarkeolojik açıdan ağız ve diş sağlığı verileri beslenme ve sağlık durumlarını anlamak için, eşsiz bilgi kaynaklarıdır. Dental bulguların analizleri yaşanılan dönemin antropolojik, tarihsel ve sosyokültürel koşullarıyla birlikte, stres belirteçleri, diyet değişimleri, iklimsel istikrarsızlıklar ve sosyoekonomik yapı gibi unsurlarla bütüncül ve eleştirel bir şekilde ilişkilendirilmesine yardımcı olmaktadır. Bu çalışmanın amacı aynı Orta Çağ dönemine tarihlendirilen, ekolojik ve coğrafik açıdan birbirinden farklı karasal bir karakteristik yaşam sergileyen Van Kalesi toplumu ile denize bağımlı bir liman toplumu olan Ağlayan Ağaç toplumuna ait bireylerin çene ve diş kalıntılarının paleopatolojik açıdan incelenmesi yoluyla bu toplulukların sağlık düzeyi, beslenme stratejileri, beslenme modellerine dair yeni bulgular ve yaşam biçimlerinin ortak ve farklı yönlerinin anlaşılmasıdır. Çalışmanın bir diğer amacı ise, coğrafi olarak farklı bölgelerde bulunan bu iki toplumda gözlemlenen Lineer Mine Hipoplazisi defektlerinin oluşum yaşlarını iki farklı yöntemle saptayarak, çocukluk döneminde yaşanan stres zamanlarını en güvenilir biçimde ortaya koymaktır. Van Kalesi toplumuna ait seride 188 birey incelenmiş ve toplam 3532 diş belirlenmiştir; bunların 2791'i daimi, 741'i süt dişidir. Yapılan analizler sonucunda bu popülasyonda periapikal lezyon dişlerin %9,7'de, çürük dişlerin %15,1'de, diş taşı toplumun %83,3'te , alveol kaybı toplumun %88,6'da , hipoplazi dişlerin %25,4'te ve ölüm öncesi diş kaybı dişlerin soketlerinin %26,2'i oranında gözlemlenmiştir. Aşınma derecesi genel olarak 3 derecesinde belirlenmiştir. İkinci popülasyon, Amasra Ağlayan Ağaç popülasyonuna ait seride 50 birey incelenmiş ve toplam 457 diş tespit edilmiştir; bunların 396'sı daimi, 61'i süt dişidir. Bu popülasyonda apse dişlerin %3,9'de, çürük dişlerin %9,1, diş taşı toplumun %55,5'de , alveol kaybı toplumun %91,4'de , hipoplazi dişlerin %37,4 ve ölüm öncesi diş kaybı diş soketlerinin %15,4 oranında gözlemlenmiş; aşınma derecesi "3 ve 4" olarak kaydedilmiştir. Van Kalesi'ni çağdaşı Anadolu toplulukları içerisinde yüksek orana sahip yerleşimlerden biri olduğu görülmektedir. Ağlayan Ağaç ile arasındaki farkın kentin liman niteliği nedeniyle deniz ürünleri ve hayvansal protein tüketiminin varlığını ve bu bağlamda karbonhidrat alımının ise daha sınırlı kalmasına bağlanabilir. Van Kalesi'nde karbonhidrat ağırlıklı tarımsal diyetin ağız sağlığında belirleyici olduğu, Ağlayan Ağaç'ta ise beslenme kompozisyonunun daha dengeli ve çeşitli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Lineer Mine Hipoplazisi defektlerinin oluşum yaşı verileri ve bant sayıları Reid ve Dean ile Goodman ve Rose yöntemine göre hesaplanarak her iki metodun karşılaştırması yapılmıştır. Her iki yöntemin de çocukluk döneminde biyolojik stresin yaşa göre dağılımını birbirine yakın olduğunu göstermiştir. Amasra Ağlayan Ağaç popülasyonunda stres göstergeleri 1 yaşından itibaren başlamış ve 3–3,5 yaş aralığında en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Van Kalesi popülasyonunda ise stres göstergeleri 1 yaşından itibaren gözlenmeye başlamış ve en yüksek seviyeye 4,5–5 yaş aralığında ulaşmıştır. Biyolojik stres göstergelerindeki yoğunluk farklılıkları, toplulukların maruz kaldıkları çevresel koşullar, benimsedikleri beslenme stratejileri ve sağlıkla ilişkili yaşam pratikleri açısından birbirlerinden ayrıştıklarını ortaya koymaktadır. Diş ve çene patolojilerine dayalı analizler, her iki toplumun coğrafi konumlarının şekillendirdiği çevresel stres faktörleri bakımından belirgin farklılıklar gösterdiğini ortaya koysa da Orta Çağ Anadolu bağlamında siyasi, ekonomik ve ekolojik dinamikler çerçevesinde karbonhidrat temelli beslenmenin her iki topluluğun diyetlerinde ortak ve belirleyici bir unsur olduğu görülmektedir. Van Kalesi süt dişi hipoplazisi açısından orta seviyeli, Ağlayan Ağaç ise yüksek oranlı toplumlar arasında yer almaktadır. Bu veriler, iki toplum arasındaki biyolojik stres farklılıklarını açıkça ortaya koymakta; özellikle Ağlayan Ağaç'ta çocukluk döneminde daha yoğun stres faktörlerinin etkili olduğunu göstermektedir.

Paleoantropoloji
Ali Taş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Anadolu toplumlarında görülen enfeksiyonel hastalıklar üzerine değerlendirme

Enfeksiyonel hastalıklar, hastalık yapıcı canlıların vücuda girmesinden ileri gelen ve aynı enfeksiyon zinciriyle hasta bireylerden sağlıklı bireylere geçebilen hastalık grubudur. Enfeksiyonel hastalıklar, bakteri, virüs, mantar ve parazit etkenlidir. Kazı çalışmaları sonrası yapılan paleopatolojik incelemeler, eski Anadolu toplumlarında tüberküloz, osteomiyelit, frengi, cüzzam, sıtma, ve iltihaplı enfeksiyon hastalıklarının görüldüğünü ortaya koymuştur. Anadolu'da bulunan ve kemiğe yansıyan enfeksiyon lezyonlarına, neolitik dönemden itibaren rastlamak mümkündür.Anahtar Kelimeler: Anadolu- Enfeksiyon-Enfeksiyonel hastalıklar- İskelet.

AnadoluAnadolu uygarlıklarıBulaşıcı hastalıklar+2
Arzu Güleç
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

7-12 yaş grubu ilköğretim öğrencilerinde fiziksel büyüme ve gelişmenin antropometrik yöntem ile incelenmesi: Kırşehir ili örneği

Bu araştırma Kırşehir ili merkezindeki iki farklı sosyoekonomik sınıfa ait 7-12 yaş grubu çocukların büyüme ve gelişme durumlarının antropometrik veriler ışığında incelenmesi amacıyla yapılmıştır.Bu amaç ile Kırşehir ili merkez ilçesinde bulunan Hürriyet İlköğretim Okulu ve yine Kırşehir ili merkezinde bulunan Kırşehir Koleji'nde okuyan, toplam 161 birey rastgele örnekleme yöntemiyle seçilmiş ve her bir öğrenciden 14 farklı antropometrik ölçüm alınmıştır. Antropometrik ölçümler için International Biological Programme (IBP)' nın önermiş olduğu teknikler kullanılmıştır.Elde edilen verilerin istatistiksel analizi "SPSS 20" programı ile yapılmış, her yaş grubu ve her iki sosyoekonomik düzey için ortalama değerler, standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca iki okul arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olup olmadığını tespit etmek amacıyla okullara "SPSS 20" programı yardımı ile bağımsız t-testi uygulanmıştır.Elde edilen verilere göre, antropometrik olarak büyüme ve gelişmenin, iki sosyoekonomik sınıf arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya konmuştur.Bu araştırma ülkemizde, başka bölgelerde daha önce yapılmış olan diğer araştırmalarla karşılaştırılmış ve ortalama değerlere sahip olduğu gözlenmiştir. Kırşehir İli' ne ait daha önce yapılmış bir çalışma bulunmadığından seküler gelişim hakkında yorum yapılamamıştır.Anahtar Sözcükler: Büyüme, Gelişme, Antropometri, Çocuk, Kırşehir, Sosyoekonomik Düzey, Antropoloji.

AntropolojiAntropometriBüyüme+5
Duygu Hilal Akca
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Moleküler antropolojide antik DNA (aDNA) çalışmaları ve kontaminasyon problemi

Moleküler biyoloji ile korelasyon içerisinde gelişen moleküler antropoloji alt disiplini, modern insanın tarih öncesi yolculuğuna ışık tutmaktadır. 1900'lü yıllarda başlayan moleküler antropoloji çalışmaları 2003 yılında insan genom projesinin tamamlanmasıyla birlikte oldukça yaygın ve önemli bir çalışma alanı haline gelmiştir. Moleküler antropolojinin çalışma materyalini özellikle 1985'den itibaren (Polymerase Chain Reaction) PCR'ın keşfiyle birlikte DNA, mitokondriyal DNA (mtDNA) ve Y kromozomu molekülleri oluşturmaktadır. Bu alanda yapılan çalışmalar, genel olarak antik DNA (aDNA) çalışmaları olarak adlandırılmaktadır. Çalışmalarda kullanılan moleküllerin elde edilmesinde de yine moleküler biyolojik yöntem ve metotlar kullanılmaktadır. Ancak eski materyallerden DNA elde etmenin birçok zorluğu bulunmakla birlikte bu zorluklardan en önemlisini `'kontaminasyon'' problemi oluşturmaktadır. 1980'lerin ortalarından itibaren bu alanda karşılaşılan problemlerin giderilmesi için birçok çalışma yayınlanmıştır. Bu tez çalışmasında da moleküler antropolojinin kronolojik gelişimi ile birlikte bu alanda kullanılan DNA moleküllerini elde etmek için geliştirilen yöntem ve teknikler ile başta kontaminasyon olmak üzere, bu çalışmalarda karşılaşılan problemler incelenmektedir.Anahtar kelimeler: Moleküler Antropoloji, aDNA, Kontaminasyon

Antik ÇağAntropolojiDNA+2
Ali Akbaba
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Van Kalesi Höyüğü, Çiledir Höyük ve Tokul köyü Şapel kazılarından ele geçirilen bireylerin travma analizleri

Bir kemiğin bütünlüğünü kısmi ya da tamamen bozan bütün yaralanmalar, travma kavramı altında ele alınmaktadır (Lovell, 1997; Ortner, 2003). Bir populasyondaki travma izleri, o populasyondaki bireylerin yaşam biçimleri, maddi kültürleri, ekonomileri (avcı-toplayıcı vs.), yaşadıkları çevreleri, meslekleri, grup içi şiddet ve sağlık durumları, yaraları ve bu yaraların tedavi süreçlerini yansıtabilecek türden ipuçları olabilmektedir. Paleopatolojik kayıtlarda görülen travma türlerini ise genellikle kırıklar, çıkıklar, delici ve kesici aletlerle oluşan travmalar, ateşli silahlarla oluşan travmalar, kafa derisi yüzme, ampütasyon, strangulasyon, dekaputasyon ve trepanasyon seklinde sıralanabilir (Ortner ve Putschar,1985). Travma olgusundan yola çıkarak, Van Kalesi Höyüğü, Tokul Köyü Şapel ve Çiledir Höyük bireyleri incelenerek travmanın varlığı tespit edilmiştir. Van Kalesi Höyüğü toplumunun %10'unda travma olgusuna gözlenmiştir. Tokul Köyü Şapel ve Çiledir Höyük bireylerinin az olması sebebiyle sağlam veriler elde edilememektedir. Elde edilen verilerden yola çıkarak travma olgusu ve doğurduğu sonuçlar, insanlar üzerinde sağlık açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Kırılan kemiğin iyileşme döneminde yanlış kaynaşması ile birlikte gelen aksaklık, kol kemiklerinde kısalmalar, kafatasındaki şekil bozuklukları ya da kafatası operasyonları, insanların günlük yaşamlarındaki hareket kabiliyetini kısıtlamıştır. Bu nedenle travma olgusu, travmanın varlığı ve sonrasında oluşan durumlar, o toplumun sosyo-ekonomik durumunu, yaşam tarzını, beslenme şekillerini ve kültürel özelliklerini bize anlatan önemli bir unsurdur. Anahtar kelimeler: Travma, Travmanın tarihçesi, Kırık, Van Kalesi Höyüğü, Çiledir Höyük-Tokul Köyü Şapel.

Özlem Surul
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Zonguldak ili huzurevinde ve aile ortamında yaşayan yaşlıların vücut kompozisyonlarının tespiti ve değerlendirilmesi

Vücut bileşimi çalışmaları toplumların yaşam biçimleri ve toplumsal özellikleri konusunda önemli bilgiler edinmemizi sağlamaktadır. Bu araştırma, Zonguldak ili ve ilçelerinde bulunan huzurevlerinde ve aile ortamında yaşayan 65 yaş ve üzeri yaşlıların antropometrik ölçümleri yardımıyla vücut bileşimi değerleri, cinsiyet ve yaşadığı çevre gözönünde bulundurularak değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 200 yaşlı birey (100 kadın ve 100 erkek) üzerinden boy, ağırlık, triceps deri kıvrımı kalınlığı, biceps deri kıvrımı kalınlığı, supscapular deri kıvrımı kalınlığı, suprailiac deri kıvrımı kalınlığı, supraspinale deri kıvrımı kalınlığı, baldır deri kıvrımı kalınlığı, dirsek genişliği, diz genişliği, üstkol çevresi, ayakta baldır çevresi, bel çevresi ve kalça çevresi antropometrik ölçümleri alınmıştır. Bu antropometrik ölçümler International Biological Program'ın öngördüğü teknikler doğrultusunda alınmıştır. Bu ölçümler yardımıyla yaşlıların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, yağ yüzdesi, BKİ ve bel/kalça oranı değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 17.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma bulgularımıza göre cinsiyetler arasında; kadınların yağ yüzdeleri ve BKİ değerlerinin erkeklerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Boy uzunluğu değerleri erkeklerde daha yüksektir. Bel/Kalça oranları ve vücut ağırlığında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Vücut bileşimi değerlerinin yaşa bağlı olarak değişimi incelendiğinde ise, boy uzunluğu, ağırlık, BKİ, Bel/Kalça oranı ve yağ yüzdesi değerlerinde yaşın ilerlemesiyle birlikte azalma olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, BKİ değerlerine göre örneklem grubumuzdaki erkek ve kadın yaşlıların hafif şişman ve şişman olma özelliği taşıdıkları, Bel/Kalça oranlarının ve yağ yüzdesi değerlerinin kadınlarda ve erkeklerde yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum yaşlıların sağlık durumu açısından risk taşıdığını göstermektedir. Ayrıca elde edilen anket verilerine göre beslenme alışkanlıklarının yaşadığı yere göre farklılık gösterdiği, fiziksel aktivite alışkanlıklarının ise çok fazla olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Huzurevi, Vücut kompozisyonu, Antropometri.

AileAntropometriHuzurevleri+4
Ayşegül Gümüş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Anadolu toplumlarında dişlerde görülen patolojik rahatsızlıklar

Bu çalışmada hem dişlerde meydana gelen patolojik olaylar hakkında bilgi verilmiş hem de Anadolu toplumlarında tarımla beraber artış gösteren diş çürüğünün gelişimi anlatılmıştır. Bunun yanında diş çürüğü ve apsenin Anadolu toplumlarında görülme oranlarıyla ilgili yapılan çalışmalar tablolarla gösterilmiştir. Dişlerde meydana gelen rahatsızlıklar yaşa, cinsiyete, sosyal statüye, beslenmeye, genetik yapıya göre toplumlar arası farklılık gösterir ve dişler insan vücudunun en sağlam organı olup bize geçmiş hakkında detaylı bilgiler verir. Anahtar Kelimeler: Dişin yapısı, Evrimi, Diş patolojileri

DişlerEski AnadoluEvrim+1
Gamze Özgün Yaşar
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Antropolojide 3D uygulamaları

Bu çalışmanın amacı biyolojik antropolojide 3D baskı rolünü araştırmaktır. 3D baskı bilgisayar tarafından üretilen programları kullanarak fiziksel modeller üreten bir yöntemdir. Bu çalışma, literatür araştırması sonucu elde edilen verilerin yayın tarihleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmeleri temeline dayalıdır. Kaynakların büyük bir kısmı, üniversite kütüphaneleri ve internette yapılan araştırmalar sonucu elde edilen süreli yayınlar, makaleler ve kitaplardan oluşmaktadır. İngilizce olan bütün yayınların hepsi dilimize çevrilmiştir. Her zaman somut verilerle açıklanamayan bu tür konularda araştırmacıların kişisel görüşlerine ait bulgular olabilmektedir. Böyle durumlarda birkaç araştırmacının aynı konu hakkındaki görüşleri birlikte değerlendirilip, sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Antropolojide kullanılan 3D yöntemleri teker teker incelenerek araştırmacıların antropoloji için uygun olan programlar ve yöntemler açıklanmaya çalışılmıştır. İnternet ortamında 3D sanal müzeler incelenerek örnekleme için çalışmada kullanılmıştır. Çalışmalarda kullanılan modelleme teknikleri diğer bilim dallarının teknikleri kullanılarak ayrı ayrı incelenmiştir. Teknoloji kullanımının artmasıyla antropolojide kullanılan eski yöntemlerin yerine bilgisayar tabanlı teknolojileri kullanarak antropolojik araştırmalara farklı bir boyut kazandırmak, antropoloji biliminin de gelişmesi yönünde faydalı olacaktır. Araştırmacıların elinde görsel bir öğe olmadan materyal üzerinde çalışmaları zordur; bu yüzden 3D gibi gelişmiş teknolojilerden yararlanılır. Bu teknolojinin kullanımını gerçekleştirmeden önce, araştırmacılar bu 3D baskı teknolojisinin tam olarak ne olduğunu ve nasıl kullanabileceğini anlaması gerekir ki bu da bu çalışmanın temel amacıdır. Anahtar kelimeler: 3D, biyolojik antropoloji, CT, RP, müze, adlî antropoloji

AntropolojiMüzelerSanal müze+3
Celil Hakyemez
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan erkek çocukların büyümelerinde gözlenen seküler eğilimler

Çocukların çalıştırılması, dünyada ve ülkemizde ekonomik nedenlerin yanı sıra nüfus, kentleşme, eğitim, gelenek vb. etkenlerin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki zorla çalıştırılan veya çalışmak zorunda bırakılan çocuklar, büyüme süreçlerinin en kritik dönemlerinde fiziksel, ruhsal, psikolojik ve sosyal gelişimlerini etkileyen çalışma hayatında yer almaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, farklı iş kollarında çalışan çırakların fiziksel gelişimlerinin seküler olarak nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Çalışma Ankara'da yer alan üç Mesleki Eğitim Merkezi ve beş lisede yürütülmüştür. 14-18 yaş aralığındaki 562 çalışan ve 506 çalışmayan olmak üzere toplamda 1068 erkek çocuk araştırmaya dâhil edilmiştir. Büyümenin değerlendirilmesi için boy uzunluğu ve ağırlık ölçüleri alınmış ve bireylerin beden kitle indeksleri hesaplanmıştır. Çocukların çalışma koşulları ve sosyoekonomik özelliklerine ilişkin bilgiler anket yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Seküler eğilimleri ortaya koymak için, Barış Özener tarafından 1999 yılında alan çalışması tamamlanmış olan "Ankara'da Çeşitli İş Kollarında Çalışan Erkek Çocukların Somatotip Özellikleri" isimli yüksek lisans tezindeki veriler kullanılmış ve yirmi yıllık bir zaman diliminde (1999-2019) çalışan çocukların büyümelerinde gözlenen seküler eğilimler belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; çalışmayan çocukların, çalışan yaşıtlarına göre görece "daha iyi" yaşam koşullarına sahip oldukları gözlenmiştir. Çalışan çocuklar, çalışmayan akranlarından daha kısa ve daha düşük ağırlıktadır. Öte yandan 1999 yılından bu yana çalışan çocuklar hem vücut ağırlığı hem de boy uzunluğu yönünden olumlu eğilim sergilemektedir. Güncel büyüme referansları ile karşılaştırıldığında ise gerek çalışan, gerekse çalışmayan çocukların ortalama değerlerin gerisinde kaldıkları görülmektedir. Sonuç olarak, yirmi yıllık süreçte erkek çırakların büyüme düzeylerinde pozitif yönde seküler eğilimin gözlendiği, bu eğilimin ise araştırmanın yürütüldüğü bölgelerdeki çalışma ve yaşam koşullarında gözlenen iyileşmelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Seküler eğilim, çalışan çocuk, çıraklık, büyüme ve gelişme, büyüme referansları

BüyümeErkek çocuklarSeküler değişim+6
Ayşe Cenan Karatopraklı
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlı bireylerde boy uzunluğunun kısalmasına bağlı olarak beden kitle indeksinin hesaplanmasında ortaya çıkan sapmaların giderilmesine yönelik antropometrik bir araştırma

Boy uzunluğunun ileri yaş evrelerinde kısalması, sağlık ve beslenme durumu hakkında önemli bir gösterge olan Beden Kitle İndeksi'nin (BKİ) de güvenilir biçimde hesaplanma sorununu beraberinde getirmektedir. Hatalı hesaplanan BKİ değerleri, yaşlılarda önemli bir sorun olan obezite ve yetersiz beslenmenin tespitini ve takibini güçleştirmektedir. Bu tez çalışması yaşlı insanlarda meydana gelen boy kısalmasının BKİ üzerindeki olumsuz etkilerini giderecek çözümleri konu almaktadır. Bu anlamda en az değişim gösteren değişkenleri kullanarak boy uzunluğunu hesaplamak en makul çözüm yollarından biridir. Elinizdeki çalışma, çeşitli ekstremite uzunluk ölçülerini kullanarak alternatif boy hesaplama eşitliklerini geliştirmeye çalışmaktadır. Araştırma tasarlanırken biri "Genç Grup" (20-35 yaş) diğeri "Yaşlı Grup" (65+ yaş) olarak tanımlanan iki kümede ölçüm alınması kararlaştırılmıştır. Çalışma, yaşlı gruptan 325 katılımcının, genç gruptan ise 95 katılımcının (toplam 420) antropometrik ölçüleri alınmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu, regresyon analizleri sonucunda oluşturulan formülleri oluşturmak için, test grubu ise elde edilen eşitliklerin güvenilirliğini sınamak için oluşturulmuştur. Örnekleme ilişkin sosyodemografik veriler, incelenen grubun ağırlıklı olarak alt sosyoekonomik düzeye mensup katılımcılardan oluştuğunu ortaya koymaktadır. Yapılan analizler ilerleyen yaşla birlikte gerek boy uzunluğunda gerekse vücut ağırlığında önemli değişimlerin meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Pearson korelasyon ve regresyon analizi sonuçları, yaşın ilerlemesiyle uzunluğu en az değişim gösteren değişkenlerin üst taraf uzunluğu, diz yüksekliği ve tibia uzunluğu olduğunu göstermiştir. Bu değişkenler kullanılarak oluşturulan regresyon eşitlikleri yardımıyla yeni boy değerlerine ulaşılmış ve ardından yeni boy değerleri BKİ değerleri tekrardan hesaplanmıştır. Ölçülen boydan hesaplanan BKİ değerleri ile yeni hesaplananlar karşılaştırıldığında, yeni BKİ değerlerinin eskiye oranla ortalama olarak daha küçük değerler verdiği görülmüştür. Sonuç olarak, ileri yaş gruplarında, boy uzunluğuna alternatif olabilecek ekstremite uzunlukları ölçülerek bu değişkenlerden boy uzunluğunun tahmin edilmesi makul bir yaklaşım olarak görünmektedir. Araştırmamızın bulguları, bu anlamda sırasıyla üst taraf uzunluğu, tibia uzunluğu ve diz yüksekliğinin en uygun antropometrik ölçüler olduğunu ortaya koymuştur.

AntropometriBoy uzunluğuEkstremiteler+2
Ali Rıza Can
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşme döneminde Afrikalı göçmenlerin farklılaşma ve uyum süreci: İstanbul örneği

Küreselleşmeyle birlikte uluslararası göçün çeşitliliği, hacmi ve coğrafi kapsamı şekil değişmiştir. Bu durum hiç şüphesiz Türkiye'yi de etkisi altına almıştır. Özellikle 2000'li yıllarda Türkiye'nin göç grafiği şekil değiştirmeye başlamış ve göç veren pozisyondan göç alan hedef ülke pozisyonuna geçmiştir. Bu süreçte kozmopolitliği daha da artan İstanbul, Sahra-altı Afrika ülkelerinden gelen göçmenlere de ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Özellikle ten renklerinden dolayı yabancı olduğunu gizleyemeyen Afrikalı göçmenler, sosyal hayatta bu kimliklerinin beraberinde getirdiği olumlu ve/veya olumsuz tepkileri hızlıca üzerlerine çekmektedirler. İnsanların "farklı" ve/veya "öteki" olarak nitelendirilmesi beraberinde ırkçı, ötekileştirici ve dışlayıcı pratiklere sebebiyet vermektedir. Bu farklılaşmanın doğurduğu hiyerarşi, ırkçı, ötekileştirici ve dışlayıcı pratiklerde kendini göstermektedir. Tüm bu pratikler, göçmenlerin yerel halk ile birarada uyum içerisinde yaşamasının önünde engel teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı, İstanbul'da yaşayan Afrikalı göçmenlerin karşılaştıkları dışlayıcı pratikleri tespit edip yaşadıkları farklılaşma ve uyum süreçlerini araştırmaktır. Göç, göçmeni ve yerel halkı etkileyen çift yönlü bir olgu olduğu için hem Sahra-altı Afrika ülkelerinden gelen göçmenler hem de yerel halkı temsil edebilecek Türkiyeliler üzerinden etnografik alan araştırması yapılmıştır. Kartopu yöntemi kullanılarak seçilen 22 Afrikalı göçmen ve 23 Türkiyeli ile derinlemesine görüşmeler yapılmış ve elde edilen nitel veriler analiz edilmiştir. İstanbul'un izbe köşelerinde yaşayan düzensiz göçmenler, iş ve gelecek güvencesinden yoksun bir şekilde yaşam mücadelesi vermektedir. Türkiye'ye okumak için gelen düzenli göçmenler ise yurt ve burs imkanlarından yararlandıkları için görece daha iyi yaşam koşullarına sahiptir. Bu çalışmada göçmenlerin düzenli ve düzensiz ayrımı olmaksızın yerel halkın dışlayıcı pratiklerine maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Dışlayıcı pratikler, bakış ve söylemler bazen şiddet içeren ırkçı eylemlere de dönüşmektedir. Ayrıca cinsiyet farkı gözetmeksizin göçmenlerin hiperseksüealit olarak algılanan bedenleri, Afrikalıların cinsel arzu nesnesi olarak görülmesine neden olmakta ve bu da beraberinde ırkçı davranışları doğurmaktadır. Afrikalıların "fakir ve pis" olduklarına dair stereotip düşüncüler, farklılaştırmayı besleyen diğer bir nedendir. Sonuç olarak bu çalışmada Afrikalı göçmenlerin karşılaştıkları tüm farklılaştırıcı davranışların onların toplumla sağlıklı iletişim kurmasına engel olduğu ve uyum sürecini zorlaştırdığı tespit edilmiştir.

AfrikalılarGöçmenlerIrkçılık+5
Nazlı Uçar
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çin Halk Cumhuriyeti Qinghai eyaletinde yaşayan salırların günümüzdeki kültürü

Dünya Türkmenleri içinde belki de en bilinmeyen Türkmen grubu Çin Türkmenleri yani "Salır" Türkmenleridir, Türkiye'de Çin'deki Salır Türklerin etnik Grubu alanını sınırlı sayıda araştırma ve dokümantasyon bulunmaktadır.14. Yüzyılda Orta Asya'dan Çin'e Göç eden Salırların atalarının taşınmasından sonraki 700 yıl hakkında çok az bilgi vardır. Bu nedenle, bu çalışma, Çin Halk cumhuriyeti Qınghai eylatinde yaşayan Salır grubunu, mümkün olduğu kadar etnik kimliğinin bir vaka incelemesi olarak çalışmak ve analiz etmek için araştırma konusu olarak ele almaktadır. Bu tez çalışması alan araştırmasına dayanmaktadır ve alanda toplanan verilerinden yola çıkarak tez konusu açıklanmaya çalışılacaktır. Makalenin içeriği, yerel Salar etnik grubunun, günümüz yayıncı kültürünün değişimlerini ve gelişimini anlamak için din, dil ve gündem yaşamının özelliklerinden açıklamalarının yapılmasına dayanmaktadır,Çin halk Cumhuriyeti 'nin Qinghai eyaletine bağlı Xunhua Salır Otonom İlçesi'nde yaşayan Salır Türklerinin etnik kimliklerini ve kültürel bağlamda meydana gelen değişimlerini araştırmaktır. Bu çalışmada salır Türklerin kültürel kimlik bilincinin şekillenmesi küreselleşme sürecinde kendilerin kimlik krizi, Kültür krizi ve geleneksellik be modernlik arasında tutumu icelendi.

Etnik kimlikEtnik yapıKültür+6
Xıaoxuan Ma
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoncatepe iskelet topluluğunda osteoartritin (Dejeneratif eklem hastalığı) incelenmesi

Paleopatolojik çalışmalar eskiden yaşamış insan topluluklarının yaşam biçimleri, biyolojik özellikleri, sağlık durumları ve sosyo-kültürel yapılarına dair önemli veriler sunmaktadır. Arkeolojik iskelet materyalinde en sık gözlenen postkranial patoloji olan osteoartrit, sinovial eklemlerin dejenerasyonu sebebiyle artiküler kıkırdakta gerçekleşen fokal kayıp ve bunun sonucu olarak kemiklerin eklem yüzeylerinde oluşan birtakım reaksiyonlarla karakterizedir. Osteoartrit pek çok nedene bağlı oluşabilmekle birlikte, hastalığa etki eden en temel iki faktör yaş ve fiziksel aktivitedir. Yoğun ve tekrarlayan yapıdaki fiziksel aktivite örüntüleri, eklemler üzerinde mekanik strese sebep olarak, zaman içerisinde eklem dejenerasyonuna yol açıp osteoartrit oluşumunu tetiklemektedir. Osteoartrit çalışmaları, hastalığın etiyolojik karakterinden hareketle toplulukların fiziksel aktivite örüntüleri ve yaşam biçimlerine dair önemli çıkarımlar sunmaktadır. Bu çalışmada Urartu dönemine tarihlendirilen Yoncatepe Kalesi ve Nekropolü (Van) kazılarından 1998-2003 yılları arasında çıkarılmış iskelet materyalini oluşturan 119 yetişkin bireye ait 13 farklı sinovial eklem grubunun osteoartrit prevalansları incelenmiştir. İncelemelerimiz sırasında nekropoldeki iki adet mezarda gerçekleşen çökmeler sonucu Urartu dönemi gömüleriyle karışık halde ele geçmiş ve daha yakın bir tarihte gömüldüğü tespit edilen (G.Ö. ~100 yıl) aktüel bireylerin de yer aldığı anlaşılmıştır. Bölgede zaman içerisinde bireylerin eklem sağlığında bir değişim olup olmadığını araştırmak amacıyla aktüel bireyler de çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre kranial eklemlerde en yüksek osteoartrit prevalansı Urartu dönemi bireylerinde atlanto-oksipital eklemde (%30,76), aktüel bireylerde ise temporomandibular eklemde (%22,22) tespit edilmiştir. Postkranial eklemlerde osteoartritin en fazla görüldüğü eklem bölgeleri Urartu dönemi bireyleri için sırasıyla vertebralar (%13,05), diz (%8,38) ve dirsek (%7,10) olarak belirlenmiştir. Aktüel bireylerde ise en yüksek prevalans oranı dirsek (%9,09), diz (%6,00) ve vertebral eklemlerde (%5,26) tespit edilmiştir. Buna göre Yoncatepe iskelet topluluğunda osteoartrit örüntülerinin ve dolayısıyla yaşam biçimlerinin her iki dönemde da benzer olduğu anlaşılmıştır. Bunun yanında ekstremite eklemlerinin bilateral asimetri göstermemesi ve ileri derece oteoartritin düşük oranda görülmesi, toplulukta primer osteoartrit tipinin daha ağır bastığına ve yaşın etiyolojik açıdan fiziksel aktiviteden daha önemli bir faktör olduğuna işaret etmektedir. Topluluk genelinde osteoartrit prevalansı Urartu dönemi iskeletlerinde %6,21, aktüel iskeletlerde %3,44 oranlarında tespit edilmiş olup aktüel dönemde osteoartrit prevalansında yaşanan düşüşün istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında Yoncatepe insanlarının her iki dönemde de osteoartrit açısından çağdaşları olan diğer Eski Anadolu topluluklarından daha sağlıklı oldukları anlaşılmıştır. Bu durum Yoncatepe iskelet topluluğunun her iki dönemde de oldukça genç nüfuslu olması dolayısıyla eklem tahribatına yol açan fiziksel aktivitelerin doğurduğu mekanik stresten çağdaşları kadar etkilenmediğini akla getirmektedir.

Eklem hastalıklarıEklemlerOsteoartrit+4
Alaz Deniz Peker
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnsanın biyomekanik adaptasyonu: Resuloğlu yerleşimine ait uzun kemiklerin kesitsel geometrik analizi

Bin dokuz yüz seksenlerden bu yana arkeolojik alanlardan elde edilen insan kalıntılarının davranış ve yaşam örüntülerini ortaya çıkarmak antropolojinin başlıca çalışma konularından biri olmuştur. Bu alanda çalışan araştırmacılar özellikle iskeletlerde biyomekanik analizler yaparak, osteoartrit ve travma belirtilerine bakarak, kas-kemik bağlantılarında stres izleri arayarak ya da entesopati ve osteofit gibi vücut kemiklerinde birtakım patoloji etkenini hesaplayarak insanın yaşam şekli ve davranış örüntüleriyle ilgili bilgilere ulaşmaya çalışmaktadır. Dünyada eski insan topluluklarının yaşam biçimi tespitinde kemik kesitlerinin geometrik analiz yöntemi kullanılarak incelenmesi yaygın iken, Eski Anadolu topluluklarında bu tür çalışmaların eksik olduğu görülmektedir. Bu çalışma, Resuloğlu Erken Tunç topluluğuna ait uzun kemikleri kesitsel geometrik analiz yöntemiyle incelemektedir. Bu dönemde yaşayan insanların maruz kaldığı yükün bedenin hangi bölgesinde yoğunluk gösterdiği, cinsiyetler arası iş yükünün farklılık gösterip göstermediği, çoğunlukla hangi fiziksel aktivitelere daha fazla yoğunlaşıldığı konularında bilgiye ulaşılması amaçlanmıştır. Bunun yanında elde edilen bilgiler farklı topluluklarla karşılaştırılarak Resuloğlu Erken Tunç dönemi insanlarının detaylı hareket örüntü bilgisi ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Resuloğlu arkeolojik yerleşimine ait seçilen 13 femur, 19 humerus ve 4 tibia olmak üzere toplamda 36 uzun kemik kesitsel geometrik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Uzun kemik diafizlerinin bilgisayarlı tomografi yardımıyla kesit görüntüleri İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi (BAP) desteğiyle alınmıştır. Kesitlerin çekme-basma ve eğilme-burulmaya karşı gösterdikleri dayanıklılıkları hesaplanmıştır. Kemiklere ait elde edilen matematiksel veriler cinsiyet dağılımına göre ayrılmış, cinsiyetler arası maruz kalınan kuvvet farkının olup olmadığı, dolayısıyla cinsiyetler arası iş dağılımının farklı olup olmadığı sorgulanmıştır. Ayrıca elde edilen verilere dayanarak Resuloğlu insanlarının çoğunlukla hangi fiziksel aktiviteleri yaptığı ve sağ/sol- kol/bacak (bilateral asimetri) kullanımına dair bilgiler elde edilmiştir. Çalışma sonunda, Resuloğlu Erken Tunç dönemine ait insanların kemiklerine binen yükün alt ekstremitede yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Bu durum Resuloğlu insanlarının yaşadıkları bölgenin arazi özellikleri, uzun mesafe yolculuklarını içeren bir yaşam şekli ve geçim ekonomisine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca Resuloğlu bireylerinin sahip oldukları yaşam şeklinin CA verisi haricinde incelenen parametrelerde genel olarak cinsiyetler arası iş bölümü dağılımı ve sağ-sol kol/bacak kullanımında belirgin farklılık göstermediği anlaşılmaktadır. Resuloğlu bireylerine ait bulgular diğer çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırıldığında üst ekstremite irilik ve dayanıklılığının dünyada görülen temporal değişimle orantılı olarak azaldığı tespit edilmiştir. Alt ekstremitelerde ise irilik ve dayanıklılığın karşılaştırılan gruplara göre daha yüksek olması, bu topluluğun yükün alt ekstremitelere daha fazla uygulayan hareketleri yaptığını ortaya koymuştur.

BiyomekanikErken Tunç ÇağıKemik aletler+4
Belkıs Abufaur
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Özel sektörde hizmet alanında çalışan beyaz yakalıların kurumsal kimlik ve çeşitli öznellik biçimleri

İlk insanın yeryüzünde ortaya çıkmasından bu yana üretim biçimlerinde yaşanan büyük çaptaki değişimlerin (neolitik devrim, sanayi devrimi ile elektronik ve enformasyon devrimleri) başta ekonomik yaşam olmak üzere ekonomik, toplumsal ve kültürel alanda büyük etkileri olmuştur. Küreselleşmenin yanı sıra başka da pek çok olguya dayanan ve günümüz dünyasında ana ekonomik akım hâline gelen neoliberalizm ise, doğrudan ekonomik alanı ve kurumları olduğu kadar toplumsal ve kültürel yaşamın pek çok veçhesini de çeşitli şekillerde dönüştürmektedir veya belirleyebilmektedir. Pek çok çalışmada ifade edildiği gibi bu süreçte en fazla öne çıkan tartışmalardan birini, hizmet sektörü alanında çalışan beyaz yakaların giderek prekaryalaştıkları (güvencesizleştikleri) yönündeki savlar oluşturmaktadır. Hizmet alanında çalışan beyaz yakalıların kurumsal kimlik ve öznellik biçimleri ise bu süreçten doğrudan etkilenmektedir. Dolayısıyla bu grubun çalışma yaşamı günümüzde tüm bu tartışmaları en fazla görebileceğimiz yerdir. Bu çalışma, günümüzde etkisi ve ekonomik ağırlığı giderek artan hizmet sektörüne ve bu alanın en ayrıksı örneği olan bankacılık/finans sektöründe çalışan kişilerin deneyimlerine odaklanmaktadır. Çalışma, makroekonomik politikaların değişmesi sonucunda yeniden biçimlenen hizmet sektörünün bankacılık/finans alanında çalışan beyaz yakalıların kurumsal kimlik ve çeşitli öznellik biçimlerini ele almaktadır. Çalışma kişilerin kendi deneyimlerini ve çalıştıkları kuruma bağlarını nasıl gördüklerini ve aktardıklarını incelemektedir. Çalışmada öncelikle literatürden hareketle bir değerlendirme yapılacak olup; ardından, bankacılık alanında çalışan kişilerin iş yerinde yaşadıkları üzerinden anlattıkları bütünlüklü iş öykülerine yer verilecektir. Çalışmanın dayandığı araştırmada derinlemesine görüşme ve son zamanlarda antropolojide giderek daha fazla rağbet bulan oto-etnografinin olanaklarından faydalanılmıştır. Çalışma Türkiye'de 1980'li yıllardan başlayarak günümüze doğru gelindiğinde genel olarak hizmet sektörü ve bankacılık/finans alanında çalışan beyaz yakalıların emek süreçlerindeki dönüşümleri yansıtmaktadır.

Beyaz yakalıGüvencesizlikHizmet sektörü+6
Kerem Aydınlı
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların aylık periyotlarının üç kuşakta sosyo-kültürel açıdan incelenmesi

Bu araştırmada kadınların aylık periyotlar hakkındaki bilgileri, bakış açıları ve deneyimleri ele alınmıştır. Konunun nasıl algılandığı, bu konudaki kültürel bilgi ve kodların kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı ve kuşaklar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar incelenmiştir. Araştırmaya İstanbul'un Üsküdar ilçesine bağlı üç sağlık meslek lisesinde öğrenim gören 25 kız öğrenci ve bu kız öğrencilerin anneleri ve anneanneleri olmak üzere toplam 75 kişi katılmıştır. Araştırma mülakat tekniğiyle gerçekleştirilmiş ve her grup için ayrı bir yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Görüşmeler yüz yüze ve görüşmecilerin talep ettiği yerlerde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada konunun algılanma, deneyimlenme ve ifade edilme biçimlerinin aylık periyotlara yönelik şikayetler, aylık periyotlarla ilgili dikkat edilen konular ve aylık periyotlarla ilgili inanışlar bakımından üç kuşakta benzerlik taşıdığı bulunmuştur. Menarş öncesi bilgi sahibi olma ve bilgi kaynakları, ilk adeti paylaşma, ilk adetin kiminle paylaşıldığı, aylık periyotları adlandırma gibi noktalarda ise kızlar, anneleri ve anneanneleri arasında belirgin farklar olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: aylık periyot, adet, menstruasyon, menarş, adetle ilgili inanışlar, menopoz, üç kuşak

AntropologlarAntropolojik analizKadın eğitimi+7
Eylül Şenyürek
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de tecrit altındaki şempanzelerde sosyal ve biyolojik kökenli davranışlar

İnsanın, kuyruksuz büyük maymunlar arasında yaşayan en yakın akrabası olan şempanzeler hem morfolojik hem davranışsal benzerlikleri bakımından primatoloji çalışmalarında öne çıkmaktadır. Şempanzelerle ilgili uzun süreli gözlemler ilk olarak doğada başlamış olmasına karşın günümüzde modern hayvanat bahçeleri ve araştırma merkezlerinde yapılan çalışmalar primatlarla ilgili bilgi dağarcığının gelişmesine olanak sağlamıştır. Ne var ki Türkiye'de tecrit altında barınan primat türlerinin davranışlarını anlamayı hedefleyen çalışmalar mevcut değildir. Bu bağlamda çalışmanın birincil hedefi Türkiye'deki hayvanat bahçelerinde barınan şempanzelerin davranış örüntülerinin gözlemleyerek biyolojik ve sosyal temellerini incelemeyi amaçlamaktadır. Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi'nde (FYZoo) barınan altı şempanze (Pan troglodytes), sosyal ve biyolojik kökenli davranışlarının tespit edilmesi amacıyla ad libitum ve odaksal örnekleme teknikleri kullanılarak gözlemlenmiştir. Bu amaçla hazırlanan etogram 21 farklı davranışla oluşturulmuştur. Toplanan veriler hem doğal yaşam alanlarındaki şempanzelerin davranış örüntüleriyle hem de tecrit altındaki primatlarla yapılmış çalışmalarla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. FYZoo'da bulunan şempanzelerin üçü rehabilitasyon süreçleri sebebiyle tek başlarına ayrı ayrı kafeslerde bulundurulduğu için Kafes grubu olarak adlandırılmış, ziyaretçilere açık alanlarda birlikte barınan diğer üç birey ise Aile grubu olarak kategorize edilmiştir. Tecrit edilmiş bir şempanze topluluğundan tek başlarına bırakılmaları suretiyle bir kez daha tecrit edilmiş bir grubun oluşması, çalışmanın ikinci temel çıktısını meydana getirmiştir. Bu sayede tek başına bir kafeste barınan üç farklı şempanzenin davranışları ile bir arada yaşayan üç şempanzenin davranışsal farklılıkları karşılaştırılmıştır. Gözlemlenen davranışlar; oyun davranışı (%7,9), insan etkileşimi (%8,4), aktif (%11,7), inaktif (%14), agonistik davranış (%1,7), beslenme (%31,9), anormal davranış (%5,9), alturistik davranış (%11,5) ve diğer davranışlar (%7,2) olarak kategorize edilmiştir. Veriler literatürdeki diğer hayvanat bahçelerinde yapılan gözlemlerin sonuçlarıyla paralellik göstermektedir. Aile ve kafes grupları arasındaki en önemli farklılık anormal davranışlarda gözlemlenmiştir. Buna göre Kafes grubu bireylerinde gözlemlenen anormal davranışların aile grubunun anormal davranışlarından 3 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Doğada ya da tecrit altında topluluk halinde yaşayan şempanzelerin sosyal ilişkilerinin varlığını gösteren alturistik davranışlar ise kafes grubunda hiç gözlemlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: primatoloji, etoloji, şempanze, Pan troglodytes, hayvanat bahçesi

AntropolojiAntropolojik analizBiyolojik değişkenler+3
Sema Yılmaz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ulusları markalaştırmak: Geç kapitalizm çağında Güney Kore örneği

Bu araştırma, 1990'lardan bu yana birçok ulus devletin, sivil toplumla, özellikle de ulusal ve ulus-ötesi sermaye gruplarıyla, iş birliği içinde yürüttüğü ulusal markalaşma faaliyetlerinin sosyo-politik boyutlarını Güney Kore örneği üzerinden anlamayı amaçlamaktadır. Ulusal marka, ulusal kimliğin ticarileştirilmiş, tüketime hazır hale getirilmiş, bir başka deyişle, metalaşmış halidir. Ulusal kimlik, bu süreç içinde, söz konusu toplumun kolektif aidiyet unsuru olmasının ötesinde, başkalarının beğenisine sunulacak ve küresel ölçekte pazarlanacak bir temsil etme biçimine dönüşür. Bu çalışma, Güney Kore'nin, ulusal markalaşma süreçlerini, günümüz Türkiye'sinde yürütülen faaliyetler üzerinden, analiz etmektedir. Güney Kore'nin, özellikle son yıllarda gerçekleştirdiği etkinlikler ve iletişim kampanyalarında, küresel sermayeye ve tüketici kitlelere kendisini nasıl sunduğuna bakılmıştır. Ulusal markalaşma sürecinin tarihsel dinamikleri, Güney Kore'nin kalkınmacı politikaları, bölgesel güç dağılımı ve rekabet koşulları ve Türkiye ile ilişkileri bağlamında araştırılmaktadır. Türkiye'de yönetilen ulusal markalaşma süreci, ilgili etkinlikleri düzenleyenler, destekleyenler ve ziyaretçilerin bakış açılarından değerlendirilmektedir. Bu çalışma, saha araştırması (katılımcı gözlem ve etnografik görüşmeler) ve medya söylem analizi metotlarına dayanmaktadır. Saha araştırması aşamasında, Güney Kore'nin Türkiye'de (İstanbul ve Ankara'da) düzenlediği ulusal markalaşma faaliyetlerinde ve ilgili Kore kurumlarında katılımcı gözlem gerçekleştirilmiş, bu faaliyetleri düzenleyen kurum görevlileri (Koreli ve Türk görevliler) ve faaliyetlere katılan şahıslar (Koreli ve Türk ziyaretçiler) ile etnografik görüşmeler yapılmıştır. Medya söylem analizi aşamasında ise, Güney Kore'nin ulusal markalaşma faaliyetlerinden biri olan 2013 İstanbul-Gyeongju Dünya Kültür Fuarı'na odaklanarak, Güney Kore medyasına yansıyan resmi söylem ve kamusal tartışmalar incelenmiştir. Araştırma analizinin ilk aşamasında, Güney Kore'nin ulusal markalaşma faaliyetlerini belirleyen politik ve iktisadi söylemler açıklanmıştır. Bu analiz, sürecin hükümet ve sermaye çevrelerince tespit edilen (ve görünür kılınan) temel motivasyonlarını anlamaya yöneliktir. İkinci şamada ise, sürdürülen faaliyetlerin Güney Kore ve Türk kamuoylarında ne şekilde alımlandığına bakılmıştır. Güney Kore'nin Türkiye'de yürüttüğü ulusal markalaşma faaliyetlerine yön veren temel faktörler şu şekilde sıralanabilir: Güney Koreli şirketlerin Türkiye pazarına girmelerini sağlamak, Türkiye'de gittikçe popülerleşen Kore Dalgası (Hallyu) gibi Kore kültür olguları aracılığıyla tanınırlık sağlamak ve, genel olarak, Güney Kore'nin özellikle iktisadi kazanım elde edebileceği koşulların oluşmasını sağlamak. Güney Kore, Türkler tarafından, Kuzey Kore, Japonya ve Çin'den farklı bir imaja sahip ama en başta "gelişmiş" bir ülke olarak algılanmak istemektedir. Hükümetin bakış açısından, bu imaj gelişimi sadece ekonomik değil, politik ve kültürel kazanımlar da sağlayabilir. Çalışmanın ortaya koyduğu bir başka sonuç, ulusal markalaşma etkinliklerinin, birincil olarak ulusal imaj yenileme/iyileştirme faaliyetleri olmanın yanı sıra, ev sahibi ülkeyle olan politik, ekonomik ve kültürel ilişkilerin yeniden tanımlandığı ve güçlendirilmeye çalışıldığı etkinlikler olduğudur. Bu ilişki tazeleme süreci, her iki ülkenin (Güney Kore ve Türkiye) ulusal imajlarının yeniden kurgulanması ve yenilenmiş imajların uluslararası bağlamlarda etkili biçimde temsil etmeyi de içerir.

Güney KoreKapitalizmMarkalaşma+4
Jooah Mo
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kayıt dışı statüde olanların deneyimleri: Türkiye'deki Kırgızistanlı kadın işçi göçmenler

Kırgızistan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin çöküşü ve Demir Perdelerin kaldırılmasının sonrası ekonomik ve siyasi sorunlar yüz binlerce vatandaşın yurt dışına göç etmesine neden oldu. Bu tez çalışması Kırgızistan'dan Türkiye'ye göç eden "kayıt dışı" statüsünde olan (50) kadınların göç öykülerine dayanarak yazıldı. Nitel yöntemleri ve inşacı temellendirilmiş kuramı kullanarak, kadın göçmen işçilerle derinlemesine görüşmeler 2014-2016 yılları arasında yapılan araştırma sırasında Kırgızistanlı kadın göçmen işçilerin Türkiye'deki göç deneyimleri, göç öncesi ve göç sürecinde kullandıkları stratejileri, hayalleri, mücadeleleri, sorunları, başarılı hikayeleri ve bu süreçlerde sosyal ağların kadınların hayatlarında nasıl bir rol oynadığına bakıldı. Kadınların paylaştığı bilgi ve öyküleri hem kişisel hem de dünya çapında yer alan sosyal ve ekonomik eğilimleri ve bu eğilimler Kırgızistanlı göçmen kadınların hayatlarını nasıl şekillendirdiğini gösterdi. Katılımcılar, her iki ülkede göç ile ilgili yasal düzenlemelerin yetersizliğinden ¨kayıt dışı¨ konumunda kalmaktadırlar.

GöçmenlerKadın işçilerKayıt dışı istihdam+2
Aizhamal Marat
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Antropolojik bakış açısından: Kurgusal görsel medya karakterlerinin çocukların sosyal bilişsel öğrenimine etkileri

This research focuses on the effects of the fictional characters that are presented in the visual media, mainly television, on the social cognitive learning of children between the ages 6-9 from an anthropological perspective. First part of the research was conducted in Mehmet Akif Ersoy Primary School in Ataşehir, İstanbul, and second part was conducted in an English course in Ataşehir for children between the ages 6 – 14 during 2019 Fall Semester. For the theoretical background, the literature on globalization, media anthropology, media studies and sociology; and for the Analysis of the effects of fictional characters on children and their behavior Social Learning and Social Cognitive Theories were utilized. Presenting the methodology, and field experience in a self-reflexive manner, the findings are presented and analyzed through the given theoretical perspectives. In conclusion, this research, by presenting the examples and analysis, claims that the fictional characters in visual media are quite effective on the social cognitive learning of children, and calls attention to the importance of present and future researches of the media and children relationship.

AnthropologyVisual-auditory mediaFictional charecterics+6
Burak Akkurt
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
11
DoctorateOpen AccessEN

Türkiye'de çevirimiçi annelik temsilleri

Throughout history, perceptions and roles of motherhood have changed according to culture, geography, social and economic circumstances. These changes had always been introduced through socialization on the physical ground. Nowadays, social media has started to replace this and becomes the social space where each one can have a word no matter her geographical location, socio-economic and intellectual level. Some even acquire a leading role, followed by thousands and they influence other mothers in a certain way. Instagram is the most favored social media platform by young people who are the subjects of changing motherhood. As a result of Covid-19 lockdowns social media behaviors have been altered and enhanced its place in daily lives both commercially and socially. The focal point of this dissertation is to understand how motherhood is represented in Turkey, in social media and what are the common characteristics promoting their success. Clashing representations of ideal and actual mother are discussed in the light of the qualitative data gathered through Instagram by netnography, as well as the data coming from the semi-structured interviews made with popular Instagram mothers, "Instamoms" in Turkey. Followers and haters are discussed whose feedbacks are constantly shaping social attitudes and perceptions. In social media, living 7/24, they can reach somebody awake and experienced to help them, in return they would help others. This dissertation revealed significantly the differences between the discourses of academic feminists and online mothers. Keywords: Motherhood, Mothering, Mother, Instagram, Social Media, Internet, Representation, Performance, Feminism, Netnography, Covid-19, Pandemic.

MotherhoodMaternal representationsMobile internet+3
Burcu Asena Salman
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk işçiler: Çalışan kız çocuklarının bedensel gelişimi

Bu çalışma, çocuklar üzerinde yapıldığından dolayı Etik Kurul Onayı alınmıştır (EK 1). Çocuklar başta az gelişmiş ekonomiler olmak üzere tüm toplumlarda yaygın biçimde çalıştırılmaktadırlar. Çalışan çocukların bedensel gelişimlerini konu alan çalışmalar büyük ölçüde erkek çocuklar üzerinde yapılmış olup ağırlık ve boy değerleri üzerine yoğunlaşan çalışmalardır. Kız çocuklarının bedensel gelişimlerini konu alan kapsamlı çalışmalar bulunmamaktadır. Bu eksiklikten yola çıkılarak bu çalışmada, çalışan kız çocuklarının bedensel gelişimlerinin çalışma koşullarından nasıl etkilendiğinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Yaşları 14-20 arasında değişen 231 çalışan kız çocuğu araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Aynı yaş grubu ve cinsiyetten 196 birey de kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Bu bireyler çalışmayan ancak aynı sosyoekonomik koşullara mensup bireylerden seçilmiştir. Çalışan kızlar MEB'e bağlı 6 mesleki eğitim merkezinden seçilmiştir. Kontrol grubuna ait bireyler de mesleki eğitim merkezlerinin belirlendiği ilçelerdeki okullardan seçilmiştir. Çalışan ve okuyan çocukların sosyoekonomik ve demografik özelliklerini, çalışma yaşamına ilişkin bilgileri ve çocuklardan alınan 7 antropometrik ölçüyü içeren veriler anket formuna kaydedilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, araştırmanın örneklemini oluşturan çocuklar sosyoekonomik seviyesi ve eğitim düzeyi düşük ailelere mensuptur. Büyük çoğunluğu kuaför olarak çalışan kız çocuklarının çalışmaya başlama yaşının ağırlıklı olarak 14 olduğu, çoğunlukla 4-5 yıllık çalışma geçmişleri olduğu, yarısından fazlasının haftada 7 gün ve yaklaşık %94'ünün günde 10-14 saat arasında çalıştırıldıkları saptanmıştır. Genel olarak çalışan çocukların ağırlık değerlerinin okuyan yaşıtlarından daha düşük olduğu ve daha kısa boylu oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Çalışan çocukların hem kol uzunluğu hem de bacak uzunluğu değerleri açısından çalışmayan çocukların gerisinde kaldıkları tespit edilmiştir. El bilek genişliği değerlerinin çalışmayan yaşıtlarından daha geniş olma eğiliminde olduğu, ayak bilek genişliğinde ise genel olarak, okuyan çocukların daha büyük değerlere sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmada başvurulan ölçülerden biri de gevşek halde ölçülen üst kol çevresidir. Çocukların çalışma yaşamı ve çalışma koşullarına ilişkin elde edilen sonuçlar, kız çocuklarının ağır çalışma koşulları altında ve uzun saatler boyunca çalıştırıldıklarını ortaya koymaktadır. Çalışmadan elde edilen bütün bulguları birlikte değerlendirdiğimizde, çalışan kız çocuklarının aynı sosyoekonomik düzeye sahip olan ancak çalışmayan yaşıtlarından bedensel gelişim açısından geri kaldığı ve çalışma koşullarının vücudun değişik bölümlerinde farklı düzeylerde etki bıraktığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla tüm bulgular, çocuk emeğinin ortadan kaldırılması gereken bir olgu olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Antropoloji, antropometri, büyüme gelişme, çocukluk, çocuk emeği, çalışan çocuklar, çocuk işçiliği, çalışan kız çocukları

AntropolojiAntropometriBüyüme+5
Mevsim Demir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de 0-18 yaş grubu çocuklara yönelik büyüme referans değerlerinin oluşturulması

Popülasyon bazında yürütülen büyüme çalışmaları toplumların gelişmişlik ve refah seviyelerini ortaya koyarken, birey bazında büyümenin takibi akut veya kronik malnütrisyon, hastalıklar, genetik bozuklukların ve büyüme duraklaması ile büyüme atılımı gibi süreçlerin izlenebilmesi için önemlidir. Öte yandan büyümede gözlenen seküler eğilimlerin rutin aralıklarla ortaya konulması, toplumların refah düzeylerinde gözlenen değişimlerin en sağlıklı takibini sağlamaktadır. Bu durum, doğumdan itibaren düzenli olarak her çocuğun büyümesinin izlenmesini zorunlu kılmakta ve bu da popülasyonlara özgü büyüme referans eğrilerinin oluşturulmasını da kaçınılmaz hale getirmektedir. Türkiye'de 0-18 yaş aralığındaki çocuklara ait, ülkemizin genelinden elde edilmiş güncel büyüme referanslarının olmaması önemli bir eksikliktir. Bu çalışmada Türkiye'de iyi koşullarda yaşayan 0-18 yaş grubu sağlıklı çocukların büyüme durumlarını ortaya koyarak, büyümeye ilişkin başvuru değerlerinin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Samsun, Diyarbakır ve Erzurum illerinde 3295 erkek ve 3261 kız olmak üzere toplam 6556 bebek ve çocuk incelenerek Türkiye'de 0-18 yaş dilimlerini kapsayacak şekilde ilk çok merkezli büyüme referans değerleri oluşturulmuştur. Örnekleme ait 0-1 yaş grubundaki çocuklar 3'er aylık, 1-2 yaş grubundaki çocuklar ise 6'şar aylık, 3-18 yaş aralığındaki çocuklar ise yıllık periyotlar halinde incelenmiştir Örneklemi oluşturan bireylerin yaşları buçuklu yaş sistemine göre hesaplanmıştır. Büyümenin takibinde kullanılan en önemli antropometrik değişkenler olan ağırlık, boy uzunluğu ve kafa çevresi ölçüleri Inernational Biological Programme (IBP)'nin önerdiği tekniklere göre alınmıştır. Sıfır - üç yaş aralığındaki çocukların şişmanlık düzeylerinin tespiti için rölatif tartı, 3-18 yaş grubundaki çocuklar için ise beden kitle indeksi (BKİ) değerleri hesaplanmıştır. Sıfır – üç yaş aralığındaki bireylerin ölçüleri ilgili illerin üniversite hastanelerinin Sağlam Çocuk Polikliniklerine kontrole gelen bebek ve çocuklardan, 3-18 yaş grubundaki bireylerin ölçüleri ise anaokul, ilkokul, ortaokul ve liselerinde eğitim gören çocuklardan alınmıştır. Değişkenlerin ortalama ve standart sapma gibi temel istatistik bulgularının yanı sıra, dağılım istatistikleri (basıklık ve çarpıklık) SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) programı ile hesaplanmıştır. Yüzdelik eğrilerinin oluşturulması ve eğrilerin düzeltilmesi (smooth) için LMS metodu kullanılmıştır. Ayrıca 0-3 yaş aralığı için 3 aylık, 3-18 yaş aralığı işin ise yıllık hız grafikleri oluşturulmuştur. Türkiye genelini kapsaması ve çok merkezli olarak yürütülmesi nedeniyle Türkiye'de ilk olma özelliğine sahip bu referans çalışmasına ait bulgulara göre; ilk aylardan itibaren 3 yaşına kadar bu çalışmada yer alan bebek ve çocuklar WHO 2006 ve Neyzi 2008 referanslarında yer alan yaşıtlarından bir miktar uzun ve ağırdır. Kızlarda 3-5 yaşları arasında boy uzunluğu ortalaması WHO 2007 ve Neyzi 2008 eğrilerine çok yakın seyretmekte, ilgili yaştan itibaren ise bu çalışmada yer alan kızlar diğer yaşıtlarından daha hızlı uzamaktadır. Erkekler ise 4-16 yaşları arasında hem ağırlık, hem de boy uzunluğu açısından ABD'li ve İstanbullu yaşıtlarının üzerindedir. BKİ eğrileri, örneklemimizde yer alan bireylerin 17-18 yaşlarına kadar ABD'li ve İstanbullu yaşıtlarından daha şişman olduklarını ortaya koymaktadır. Kafa çevresi referans eğrilerine bakıldığında ise, ülkemiz çocuklarının ABD'li yaşıtlarından bir miktar daha büyük kafa çevresine sahip oldukları görülür. Öte yandan, önceki referans çalışmaları dikkate alındığında, boy açısından belirgin bir pozitif seküler değişimin ortaya çıktığı söylenebilir. Sonuç olarak, yedi farklı bölgede yürütülen bu çalışmaya göre ülkemizde görece iyi koşullarda yaşayan bebek ve çocukların büyüme düzeylerinin uluslararası standartları yakaladığı, kimi zaman bu standartların bile üzerinde bir büyüme potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Büyüme ve gelişme, büyüme referansları, antropometri, LMS metodu, seküler değişim

AntropometriAntropometrik parametrelerAğırlık+5
Berna Ertuğrul Özener
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

1989 yılında Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç eden bir grubun kültürünün gıda hafızası ve gıda kimliği üzerinden incelenmesi

Food is a cultural phenomenon as well as a biological need. Questions such as what we eat, when we eat, and how we eat form part of our cultural identity. The sense of belonging of individuals who experience identity confusion as a result of migration may weaken. Immigrants, who feel rootless after migration, begin to seek a sense of belonging to a place and a life where they can feel safe. Food is one of the biggest phenomenons at this point. The purpose of this study is to determine the effect of the changing/unchanging food cultures in the memory and on the identity of the 1989 Bulgarian immigrants who settled in the Gebze region. Thus, it was aimed to reveal the food phenomenon, which is an important part of cultural identity, and the relations of life and belonging.

BelongingBulgariaTurkish diaspora+7
Çağla Çolakoğlu
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Bir kurumda yapılan kültür projesi ve algılanış biçimi, antropolojik açıdan gözlemleme çalışması

This thesis covers the examination of the "Values Transformation Project", which is being carried out in a technology company operating in the IT sector, from an anthropological point of view. Another important part of this work is that it shows the "Action Research" feature partially, if not completely. According to Panneeret al. (2016) Business Anthropology is divided into three parts: organizational anthropology, anthropology of marketing and consumer behavior, and design anthropology. This study is a study in the first part. At the beginning of my work, the subject I wanted to investigate was how "values", which is the subject of all social sciences, are perceived on the basis of individuals after the conflict of habitus of all areas they belong to, and whether the power relationship, that is, hierarchy and strategy, changes this perception. However, as the work progressed, what started to emerge more clearly: the reaction of the management, who held the power, or rather the capital, and the employees who were given the task of transformation and who only held the "intangible capital" but no other capital, and whether this task has been accepted or not. Basically, qualitative methods were used in the field. These are participant observation and in-depth interview methods. However, since this study covers a project and both qualitative and quantitative methods are used in organizations, the results of the quantitative and qualitative researches carried out by the project team were also used to make the study more inclusive and to strengthen it in terms of triangulation. When the fieldwork is finished, two results emerge. The first of these is the establishment of a relationship of trust that employees understand and expect from value work. Almost all of the employees stated that values should create a relationship of trust and that what is really needed is trust, either openly or implicitly. Another result is that, this transformation is mostly seen as a cultural transformation within the this transformation was again the subject of Bourdieu's "area", "habitus" and "capital" in terms of which agent(s) is considered responsible in the field. In the interviews, both managers as agents holding economic capital and employees as owners of human capital said that this task should be embraced more by managers and their guidance and actions are important in the whole process. During the study, the pandemic process came into effect as of March 2020. In the interviews held during the post-pandemic period, I asked questions in this direction to understand whether this process has an impact on values and perceptions. In this context, they talked about evaluation (Kuçuradi, 2018) rather than value. Therefore, a meaningful change in values could not be obtained from the eyes of the employees.

Value perceptionValue internalizationValues-centered leadership+7
Sadık Alper Bilgil
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Enerjiyi silahlandırmak: Savaşın geleceğine antropolojik bir bakış

This thesis intends to offer an explanation to the evolution of war along technological developments mainly focusing in laser systems. The anthropological discussion of the study is based on Actor-Network Theory revealing the interaction among human and non-human participants of war network. Laser weapon systems are explained supported by the literature search, fieldwork, and interviews. The study seeks to demonstrate an alternative future perception of war with the integration of laser systems. The redefined character of war can be described as laser-integrated flexible network with human actors and non-human actants on a whole engagement spectrum, across all domains, and all phases of conflicts with tactical and strategic implications on battlespace. While human actors are still the main decision-makers in war network, human wisdom is critically important more than ever.

Banu Yanar
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Sovyet sonrası dönemde Batı Ukrayna'nın milliyetçiliği ve ulusal kimliği

The research is designed to examine the essence and roots of Ukrainian nationalism of the Western Ukraine, categories of identity regarding Ukrainians and to present how modern Ukrainian national identity is constructed. The aim of the study is to understand within the broad context of nationalism the complexity of Ukrainian nationalism that does not fit the commonly used definition of a nation; common language, common religion and common historical memory. The anthropological fieldwork is based on participant observation and in total 35 in-depth interviews which were conducted mainly in Lviv between 2014-2019. Moreover, in order to fully explore the notion of Ukrainian nationalism an analysis of national symbols, myths, traditions, and historical memory through its history is evaluated. Furthermore, the study analyzes the role of religion and OUN-UPA activities in shaping Ukrainian nationalism placing it also in the context of current political circumstances. The results of the research indicate that Ukrainian nationalism has its origins in Western Ukraine and then it spread from the West of Ukraine to the eastern parts of the country. As a consequence of the latest events; the Euromaidan Revolution, and the ongoing war with Russia, Ukrainian nationalism is being re-shaped and re-constructed. Those events caused also the resurrection of Stepan Bandera's myth that is associated with Western Ukraine. Keywords: anthropology, Bandera, OUN-UPA, nationalism, national identity, Ukrainian nationalism, Ukraine

State buildingNational identityNationalism+3
Agata Nowak
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00