
410
Archived Theses
8
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Discipline
Hastane laboratuvarları çalışanlarının işe hazır bulunuşluk durumlarının iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları üzerine etkisi
Bugün hala İSG uygulamalarının maliyet arttıran bir araç ve verimliliğe etkisinin olmadığını düşünen işverenler bulunmaktadır. Ancak bu uygulamalar tam tersine çalışan verimliliğini, motivasyonunu, güvenliğini arttıran, dolayısıyla maliyetleri düşüren verimliliği ve hatta kaliteyi arttıran uygulamalardır. İşe dair bütün olumlu etkileri içinde barındıran İSG konusunda ülkemizde ne yazık ki hastane laboratuvarlarında yapılan araştırmaların sayısı oldukça kısıtlıdır. Bu araştırmada hastane (tıbbi) laboratuvarlarında çalışan sağlık personelinin işe hazır bulunuşluk durumlarının iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarındaki algılarını nasıl etkilediğini ve bu iki değişken arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya yönelik bir araştırma yapılmıştır. Araştırmanın amacı hastanelerdeki laboratuvar çalışanlarının işe hazır bulunuşluk durumlarının iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları konusundaki algıları üzerine etkisinin incelenmesidir. Tanımlayıcı araştırma türünde olan çalışmamız da yaş, eğitim durumu, medeni durum gibi demografik değişkenler açısından işe hazır bulunuşluk ve iş sağlığı ve güvenliği algıları arasındaki durum istatistiksel olarak ortaya konulmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, 45 maddelik "Hastanede Çalışan Sağlık Personeli İçin İş Güvenliği Ölçeği" ve 46 maddelik "İşe Hazırlık Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada yüz yüze uygulanan anketlerle toplanan veriler, tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizi, varyans analizi yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerin Cronbach's Alfa değerleri sırasıyla 0.95 ve 0.92 olup yüksek düzeyde güvenilirdir. İşe hazırlık ölçeği puanları ile iş güvenliği ölçeği puanları arasında pozitif yönlü, orta düzeyde güçlü istatistiksel açıdan anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r: 0.304; p: 0.012). Bu durum işe hazır bulunuşlukları yüksek olan sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği algısının yüksek olduğunu açıklamaktadır.
Doğal gaz boru hattı inşaat şantiyelerinde iş güvenliği performansı ölçümü
Bu tez çalışması ile doğal gaz boru hattı yapım işi inşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliğine katkı sağlanması, şantiyelerin güvenlik performansının artırılması, kazaların önlenmesi, yaralanma ve ölümlerin önüne geçilmesi, maddi ve manevi kayıpların bertaraf edilmesine katkı sağlanmasına yönelik bir iş güvenliği performans ölçüm yönteminin önerilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda öncelikle bir doğal gaz boru hattı yapım işinde gerçekleştirilen inşaat aktiviteleri ve bunlara ilişkin detay bilgiler anlatılmıştır. Sonrasında, doğal gaz boru hattı yapım işi şantiyelerinin iş sağlığı ve güvenliği performansının ölçülmesine yönelik olarak toplam 15 faaliyet grubu altında literatürdeki dayanakları ile birlikte 278 adet iş sağlığı ve güvenliği maddesinden oluşan bir kontrol listesi oluşturulmuştur. Bu kontrol listesinin şantiyelerde yapılacak gözlemlerde kullanılmasına ilişkin hususlar açıklanarak bu tez çalışması kapsamında bir şantiye güvenlik performans ölçüm yöntemi önerilmiştir. Son bölümde ise şantiyelerde asgari uyulması gereken iş sağlığı ve güvenliği kurallarını içeren ve 159 maddeden oluşan boru hattı yapım işi şantiye iş sağlığı ve güvenliği talimatı bu tez çalışmasının önerisi olarak sunulmuştur.
Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği algılarının araştırılması: Çankırı ili örneği
Sağlık sektörü, çok tehlikeli sınıfta yer alan bir çalışma alanı olduğu için, bu sahada hizmet sunanlar, bir çok mesleki risk ve tehlike ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Sağlık çalışanlarının İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) algılarının seviyesi ve bunun ne derece mesleki davranış biçimi halinde gösterdiklerinin bilinmesi, kurumlarında sağlık ve güvenlik faaliyetleri açısından faydalı olacaktır. Bu alanda çalışanların İSG algı seviyelerini değerlendirilerek, oluşabilecek mesleki problemlerin giderilmesi bu araştırmanın ana hedeflerindendir. Bu çalışmada, iş kazaları ve meslek hastalıklarının zararını azaltarak sağlık sektörünün daha etkin ve verimli çalışabilmesi ve dolayısıyla vatandaşlara yüksek kalitede hizmet sunabilmesini sağlamak amacıyla İSG algılarını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada, Çankırı ili sağlık sektöründe istihdam olan 450 kişiye (konuyla ilgili sorulardan oluşan) anket yapılmış olup (kullanılabilir nitelikte olan) 270'i değerlendirmeye alınmıştır. Ankette bulunan cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, unvan, çalışma türü, mesleki deneyim süresi, gelir düzeyi, İSG eğitimi almaları, meslek hastalığı geçirme, iş kazası geçirme, İSG memnuniyet düzeyleri, kurum yönetimince alınmış tedbirler, çalışma ortamı ergonomisi vb. değişkenlerin etkilerine ait veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Araştırmada sağlık çalışanlarının İSG memnuniyeti ve ergonomi ölçeklerinin Cronbach Alpha değeri = 0,929; meslek hastalıkları ve İSG tedbirleri ölçeklerinin Cronbach Alpha değeri = 0,963; iş kazaları ölçeğinin Cronbach Alpha değeri= 0,977 olarak hesaplanmış olup, güvenirliğine ilişkin her ölçek için istenilen düzeyde yüksek olduğu anlaşılmıştır. Çalışmada yapısal olarak geçerlilik analizlerinin yapılması ve elde edilen veriler ışığında tanımlayıcı istatistikler yorumlanarak, bağımlı ve bağımsız değişkenlerin demografik özellikler üzerindeki dağılımını tespit etmek için t-testi, ANOVA, değişkenler arasındaki farklılığın tespitine yönelik Tukey Testi yapılmıştır. Çalışma sonucunda sağlık çalışanların İSG algılarına ilişkin değerlendirmelerinin yaş, eğitim düzeyi, mesleki deneyim süresi, gelir düzeyi, İSG eğitimi alma durumu, meslek hastalığı geçirme durumu, iş kazası ya da yaralanma geçirme durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Yine demografik verilerden cinsiyet durumu, medeni durum, unvan durumu ve çalışma türü durumu açısından anlamlı olarak farklılık göstermediği anlaşılmıştır. Kurumdaki İSG çalışmalarına yönelik memnuniyet düzeyi ile unvanları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Kurum yönetimince alınmış İSG tedbirleri ile eğitim durumları arasında ve kurumdaki çalışma ortamı ergonomisi ile çalışma süresi arasında anlamlı farklılık olduğu anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sağlık kurum yönetimlerince iş doyumu ve motivasyon artırıcı uygulamaların yanı sıra alınması önerilen tedbirler çalışmanın sonunda özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, Sağlık çalışanları, İSG algısı, İSG kültürü.
İnşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği performansına etki eden faktörlerin göreceli önem indeksi yöntemiyle incelenmesi
Bu tez çalışmasının temel amacı inşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği performansına etki eden faktörlerin belirlenmesi ve önem düzeylerinin hesaplanmasıdır. Bu bağlamda detaylı bir literatür taraması yapılarak araştırma konusu ile doğrudan ilişkili mevcut çalışmalar detaylı olarak incelenmiş ve kronolojik sırayla sunulmuştur. Literatür bulguları, inşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği alanında oldukça tecrübeli olan 18 uzmanla yapılan yüz yüze görüşmeler neticesinde gözden geçirilmiş ve şantiyelerin iş sağlığı ve güvenliği performansını etkileyen 15 adet grup altında toplam 120 adet gözlemlenebilir faktör belirlenmiştir. İnşaat endüstrisinin iş sağlığı ve güvenliği performansı faktörlerinin göreceli önemi hakkındaki algılarını değerlendirmek için bir anket gerçekleştirilmiştir. Elde edilen anket sonuçları dikkate alınarak şantiye iş sağlığı ve güvenliği performansına etki eden faktörlerin önem düzeyleri göreceli önem indeksi (RII) yöntemi ile hesaplanmıştır. Faktörler ve gruplar hesaplanan göreceli önem indekslerine göre sıralanmıştır. Son olarak, şantiyelerin iş sağlığı ve güvenliği performansına etki eden en fazla öneme sahip faktörler ve gruplar tartışılmış, şantiye iş sağlığı ve güvenliği performansının geliştirilmesi amacıyla inşaat iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerine yönelik olarak bazı öneriler sunulmuştur.
Mesleki stresin iş performansına etkisi: Suq Alshuyukh Hastanesi örneği
İnsanların günlük yaşamlarında ve iş yaşamlarında karşılaştıkları birçok problem mevcuttur. Stres bu problemlerin sonucu olarak ortaya çıkar ve yaşam kalitelerini ve iş performanslarını olumsuz olarak etkiler. Değişiklikler, olaylar, çatışmalar veya gelişmeler strese neden olabilirler. Stres; bireyi fiziksel, sosyal, psikolojik ve davranışsal olarak etkileyen bir unsurdur. İnsanlar stres karşısında farklı tutumlar ve davranışlar gösterirler. Günümüzün hızlı hayat temposu insanları hızlı hareket etmeye ve karar vermeye zorlamaktadır. Bu durum da kişilerin daha stresli bir hayat yaşamalarına neden olmaktadır. Bunun da doğal bir sonucu olarak da çalışma esnasında çeşitli hatalar yapılmaktadır. Bu hataların bir kısmı da iş sağlığı ve güvenliği (İSG) yönünden problemlere neden olmaktadır. Bu tür hatalar özellikle sağlık çalışmalarında daha tehlikeli olabilmektedir. Sağlık çalışmalarında hataya toleransın diğer alanlara göre çok az olması, bu alanda çalışan insanların mesleki stresini artırmakta, bu durum da iş tatminlerine ve dolayısı ile performanslarına olumsuz olarak yansımaktadır. Bu çalışma, sağlık sektörü çalışanlarının stres düzeylerini tespit etmek ve yaşanan stresin performans üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla Irak'ın güneyindeki Zi Kar Valiliğinde bulunan Suq Alshuyukh Hastanesi'nde çalışan 250 sağlık personeline anket uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlardan çalışanların amirleri tarafından takdir edilmesinin ve dinlenmesinin stresle başa çıkmada etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, çalışma esnasında çalışanlar için sağlanan güvenliğin, maaş ve terfilerin, çalışanlara verilen kişisel gelişim ve yükselme imkanının performansı artırmada en etkili faktörler görülmüştür.
İmalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının değerlendirilmesi: Çankırı ili örneği
Bu tez çalışmasının amacı imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının incelenmesi ve belirlenmesidir. Bu doğrultuda kapsamlı bir şekilde literatür taraması yapılmış ve çalışma konumuzla direkt olarak bağdaşan çalışmalar ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Yapılan literatür çalışması kapsamında, imalat sanayinde iş sağlığı ve güvenliği alanında deneyimli çalışanlarla birebir görüşmeler yapılımış ve bu görüşmeler neticesinde imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin uygulanmasına etki eden öncelikli durumlar belirlenmiştir. Bu kapsamda imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının araştırılması için bir anket geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Elde edilen anket bulguları doğrultusunda katılımcıların iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının belirlenmesi için frekans analizi gerçekleştirmiştir. Katılımcıların görüşleri frekans analiz sonuçlarına göre ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığını belirleyen en önemli etkenler detaylı bir şekilde incelenmiş ve uzmanlardan farklı görüşler alınmıştır. Bu incelemeler ve uzman görüşleri kapsamında imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının artırılması ve geliştirilmesi amacıyla iş güvenliği profesyonelleri için bazı değerlendirmeler ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, İmalat Sanayi, İş Sağlığı ve Güvenliği Farkındalığı.
Assessment of radiation risks and occupational health and safety measures to be taken about the health sector employees of the city of Babylon
Radiation exposure among radiologists and radiographers has become a concern. The level of radiation safety knowledge influences them. If there is a lack of protection knowledge, their actions won't be safe and may have unfavorable consequences. The study aimed to assess and reduce radiation risks for health workers in the radiation fields. A cross-sectional study was conducted at the Morgan and Imam Sadiq hospitals. The sample size was 200 workers. They were selected using random sampling and then interviewed by the questionnaire elements. Age groups (31-35 years) and (41-45 years) show good assessment levels (1.511± 0.178) and (1.623±0.127), respectively. While workers who have postgraduate certificates with an evaluation (1.592±0.157). As for career, the study found that radiologists have good scores (1.636±0.00) followed by radiologic technologists (1.500±0.186). The present study reveals that the mean of overall prevention and safety measures assessment was 16.33±2.24, which rested within poor levels (<17 scores). The results of this study indicate that the highest percentage (56.5%) of the participants have a poor assessment score for prevention and safety measures. In contrast, 43.5% of them with a good score. The study found that workers in the radiation field who have served more than ten years show a good assessment score regarding occupational health and safety measures. This study also recommends training courses and ensuring the necessary radiation protection tools available for newly hired employees.
Milli Eğitim Bakanlığı ortaöğretim kurumlarında iş sağlığı ve güvenliği çalışmaları: Çankırı örneği
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu sadece işyerleri ile ilgili değil, okullara yönelik kararları da içerir. Okullarda müdür, işveren görevindedir.İSG konusunda işverenlere büyük sorumluluk düşmektedir. Çalışma, Çankırı il merkezine bağlı Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) kurumlarında İSG çalışmalarını incelemek için yapıldı. Tanımlayıcı tipte olan çalışmada konu ile ilgili anket soruları hazırlandı. Ankette sosyodemografik özellikler ve İSG'ye yönelik sorular soruldu. Çalışmada 180 eğitim kurumunda görev yapan 159 okul idarecisi örnekleme alındı. Verilerin analizinde SPSS 25 sürümü, tanımlayıcı istatistik, normallik testleri kullanıldı. Okul idarecilerinin çoğunluğu okullarında İSG kurulu,İSG temsilcisi, risk değerlendirme ekibi, acil çıkış için uyarı levhaları, alarm ikaz sistemi, yangın ve havalandırma sistemi,laboratuvarda güvenlik uyarıları,ergonomik masa sandalye, ıslak zemin uyarı levhaları, kişisel koruyucu donanımları, merdivenlerde kaydırmaz bant, korkuluk,merdivenler arasında emniyet ağı,paratoner, ilk yardım dolabı, sabitlenmiş dolaplar olduğu,acil çıkış kapısı, periyodik kontroller, risk değerlendirme kontrolü, acil durum eylem planı,yangın tüpü bakım ve dolumu yapıldığını, acil çıkış kapısının kilitli olmadığını;kazan dairesi güvenliği sağlandığını, elektrik sigorta kutularının kilitli olduğunu, güvenlik görevlisinin olmadığını,İSG ve ilk yardım eğitimi verildiğini; idarecilerin yarıya yakını pencerelerde çocuk kilidi olmadığını; tamamına yakın genel olarak düzenli temizlik yapıldığını, tuvaletlerin günlük temizlendiğini belirtmiştir.İdarecilerin mesleki çalışma yılı ile okullarında İSG kurulu olması, İSG risk değerlendirme ekibi olması, İSG risk değerlendirmesi yapılması durumu, İSG çalışan temsilcisi olması sıklığı arasında fark olduğu(p<0,05)ANOVA testi ile belirlendi.Çalışmada okul idarecilerinin çoğunun okullarında İSG çalışmalarının yüksek düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışma Çankırı iliyle sınırlıdır;geniş kapsamlı çalışma yapılması önerilmektedir.
Hastane öncesi acil sağlık hizmetleri personelinin iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki bilgi düzeyinin iş kazaları ile ilişkisi: Ankara ili örneği
Sağlık sektörü içerisinde en göz önünde bulunan kuruluş 112 acil sağlık hizmetleridir. Ani ve beklenmedik bir durumla karşılaşıldığında ilk olarak aranan ve olay yerine ilk gelen 112 çalışanlarıdır. Acil bir durumun ilk başlangıcından hastaneye teslim edilme noktasına kadar görev alan bu çalışanlar hem hizmet verirken çalışma şartlarından dolayı hem de hizmet verdikleri ortamlardan kaynaklı birçok iş kazası yaşamaktadırlar. Bu iş kazaları önlenmezse ya da aynı iş kazalarına uzun süre maruz kalınırsa kişilerde kalıcı meslek hastalıklarına dönüşmekte ve kişinin iş sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle 112 acil sağlık hizmetlerinde iş sağlığı ve güvenliği konusu daha fazla önem verilmesi gereken bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmada, sahada birçok tehlike ile karşı karşıya olan 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyini ölçmek, yaşadıkları iş kazalarının türlerini ve sıklıklarını belirleyerek iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyleri ile iş kazaları arasında ilişki olup olmadığını tespit edip çıkan sonuçlar ışığında 112 çalışanlarının iş kazalarını azaltıcı, iş sağlığı ve güvenliğini arttırıcı öneriler sunmak amaçlanmıştır. Bu çalışma Ankara ili 112 çalışanlarından tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenmiş oranlarda toplamda 318 personel olacak şekilde yüz yüze görüşme yöntemi ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programında analiz edilmiş, değişkenlerin frekans ve yüzde değerleri verilerek yorumlanmış ve raporlanmıştır. İstatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen en önemli sonuç çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterli bilgi düzeyinin olmasına rağmen yaşadıkları iş kazalarının ilk nedeninin ergonomik olmayan teçhizat kullanımı olmasıdır. İstasyon şartlarının ise halen yetersiz olması personellerin en önemli sıkıntılarından biridir.
Hastane çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği problemleri: Hepatit B (HBV) enfeksiyonuna maruziyetleri
Sağlık çalışanları, çalışma hayatında fiziksel, ergonomik, kimyasal, biyolojik ve psikososyal sorunlarla da karşılaşmaktadır. Deri teması sonrası ortaya çıkan virüsle (HIV), enjeksiyon (Hepatit B) (iğne) teması sonrası ortaya çıkan virüsler, cerrahi müdahele sırasında temas ile ortaya çıkan enfekte yaralanmalar bulunmaktadır. Bu çalışma, hastane çalışanlarının sorunlarını tespit etmek amacıyla yapılmış bir pilot çalışma niteliğinde Hepatit B (HBV) enfeksiyonuna maruz kalma durumunu araştırmaktadır. Bu amaçla Irak Al-Diwaniyah Valiliğindeki Al-Diwaniya Hastanesinde 1000 gönüllü sağlık çalışanına anket uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak analiz edildiğinde, hastane çalışanlarının Hepatit B (HBV) enfeksiyonuna maruz kalmasıyla ilgili sorunları olduğu sonucuna varılmıştır. Spesifik olarak, Hepatit B (HBV) enfeksiyonun nedenleri steril olmayan aletlerin kullanımı, kontamine akupunktur ve diş aletlerinin kullanımı ve belirli alanlarda hastaneye yatış ile ilişkili olarak görülmüştür. Ayrıca çalışma, acil durum ve yangın ile hastane ergonomisi, iş hijyeni ve çevre sağlığı gibi alt alanlar dahil olmak üzere İSG çalışmaları ve bilgilendirmelerinin artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Hepatit B (HBV), Enfeksiyon, İş Sağlığı ve Güvenliği, Hastane, Sağlık Çalışanları, İş kazaları ve meslek hastalıkları.
Evaluation of personal protective equipment for healthcare professionals to prevent transmission of covid-19
Healthcare workers (HCWs) face an elevated risk of contracting COVID-19, and implementing safety measures, including personal protective equipment (PPE), is critical in preventing infections. The study follows a cross-sectional design, focusing on four hospitals in Babylon province with epidemiological wards for COVID-19 patients, randomly selecting two through multistage sampling. A sample size of 425 HCWs was chosen via simple random sampling, with respondents providing insights through a questionnaire spanning demographic data, prevention and control methods assessment, evaluation of COVID-19 measures, and assessment of PPE requirements. When examining prevention and control methods by functional title and healthcare facility type, outcomes revealed that bacteriologists scored highest (4.275±0.329), followed by chemists (4.225±0.459), whereas pharmacist assistants scored lower (2.10±0.212). The assessment of medical laboratories yielded the highest score (4.059±0.400), contrasting with the emergency unit, which exhibited a lower score (3.883±0.452). Considering the overall evaluation of PPE within primary domains, the prevention and control methods domain earned the highest score (4.001±0.501), reflecting a good evaluation level. Conversely, the COVID-19 measures domain received a lower score (4.001±0.501), signifying a moderate evaluation level. Correlation analysis demonstrated highly significant positive correlations (P-value < 0.001) between prevention and control methods and COVID-19 measures (r=0.624), prevention and control methods and assessment of PPE conditions (r=0.476), and COVID-19 measures and assessment of PPE conditions (r=0.476). The study's findings indicated a significant association between the total PPE evaluation score and socio-demographic variables (P-value < 0.05), excluding the type of healthcare facility, which lacked substantial association with the total PPE evaluation score (P-value > 0.05). In conclusion, HCWs' overall assessment of PPE usage falls within an average range. Notably, a considerable percentage of HCWs reported inadequate training on PPE. The study underscores the necessity for comprehensive education and training across all HCWs, focusing on infection prevention, control strategies, and proper PPE utilization.
Üniversite çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği yeterlilik algılarının incelenmesi: Çankırı Karatekin Üniversitesi örneği
Çankırı Karatekin Üniversitesi çalışanlarının İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) yeterlilik algılarını incelemeyi amaçlayan bu araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma 289 üniversite çalışanı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri "Kişisel bilgi formu" ve "İş Sağlığı ve Güvenliği Yeterlilik Algısı Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde bilgisayar destekli istatistik paket programlarından yararlanılmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için iki gruptan oluşan değişkenlerin karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla gruptan oluşan değişkenlerin karşılaştırılmasında ise ANOVA analizi kullanılmıştır. ANOVA analizinin istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar verdiği durumlarda PostHoc analizi yapılmıştır. Üniversite çalışanlarının İSG yeterlilik algısı çalışanların yaşlarına, eğitim düzeylerine, mesleklerine, hizmet sürelerine, İSG kanunun içeriğini bilme, İSG eğitimi alma, iş kazasına tanık olma, İSG hak ve sorumluluklarını bilme durumlarına göre anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Çalışanların cinsiyetleri ve iş kazası geçirme durumlarının ise İSG yeterlilik algıları üzerinde anlamlı bir farklılık meydana getirmemiştir. Araştırmada, üniversite çalışanlarının İSG algılarının ortanın üzerinde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuç doğrultusunda, çalışanların İSG farkındalığının artırılması için çeşitli eğitimler düzenlenmesi ve belirli aralıklarla bu eğitimlerin tekrarlanmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Early detection of work-related musculoskeletal disorders in nurses training in healthcare facilities in Iraq: The case of Hilla Hospital
In this study, workplace health, safety, and welfare are covered under Occupational Health and Safety (OHS), which serves as a foundation for reducing occupational accidents to an acceptable level. OHS is concerned with the health, safety, and welfare of workers in a variety of industries, and nurses are at the center of health services and contribute to the welfare of societies. Workplaces in the health services sector are complex environments that can be dangerous from time to time, and unsafe working conditions can cause a decrease in the workforce in the health services sector. Decent working conditions in this sector must take into account the health and well-being of workers, as the quality of care provided by health care workers depends in part on the quality of their working environment. Work-related musculoskeletal disorders (WMSDs) are injuries that affect the connective tissues of the body. It is one of the leading causes of occupational injury and disability worldwide. Nurses in Iraq suffer from work-related musculoskeletal disorders due to awkward situations, heavy lifting, and repetitive movements with patients. The main aim of this study was the early detection of work-related musculoskeletal disorders among nurses working at Hilla General Teaching Hospital in Babylon. A descriptive cross-sectional study design was used. The Nordic Musculoskeletal Questionnaire (NMQ) was used to collect information. Musculoskeletal disorders are one of the most common reasons patients seek medical care. Musculoskeletal diseases are still the main source of disability and lost working time. Understanding the reasons, especially work-related reasons, is still the key to primary prevention. This questionnaire covered nine areas of the body (the neck, shoulder, back, elbow, hand/wrist, lower back, hip/thigh, knee, and foot/ankle). It is a self-reported questionnaire asking if there has been any pain in the past 6 days or year. NMQ was used to collect information from 206 randomly selected nurses from abroad, and the sample size was 400. The research data were analyzed with SPSS for Windows 26.0. The study showed that 60.7% of the nurses were male and 39.3% female. The analysis showed that there was no significant relationship between any age group and education level. Among nurses from any part of the body, the 12-month work-related musculoskeletal prevalence was highest in WMSDs of the low back (51.9%), followed by the neck (37.4%). The main risk factor for WMSDs was exercise. There was a strong correlation between work-related musculoskeletal disorders, age, marital status, education level, seniority, the unit worked in the hospital, smoking, exercise, gender, and work hours (p ≤ 0.05). The results of our study revealed that only physical exercises predict muscular risks during work (OR = 4.366, CL = 1.569–12.15). The findings of the study can be used by hospital administrators to provide appropriate guidance on treatment strategies for the prevention and management of work-related musculoskeletal disorders among nurses to reduce occupational risks and improve patient care in hospitals. Keywords: Health workers, Nurses, Work-related musculoskeletal disorder, Risk factors, Musculoskeletal disorders.
İş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinin işkoliklik düzeyi ile iş-aile çatışması ilişkisi
Bu tez çalışmasının ana amacı iş sağlığı ve güvenliği (İSG) profesyonellerinde işkoliklik ile iş-aile çatışması arasındaki olası ilişkilerin incelenmesidir. İSG profesyonellerinde bazı sosyo-demografik ve iş hayatıyla ilgili özelliklerin çalışmanın ana değişkenleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi ise çalışmanın alt amacıdır. Çalışmanın örneklemini Türkiye'de özel veya devlet kurumlarına bağlı farklı çalışma ortamlarında aktif görev almakta olan 219 İSG profesyoneli oluşturmaktadır. "Survey Monkey Çevrimiçi Veri Toplama Platformu" üzerinden gerçekleştirilen çalışmanın veri toplama sürecinde, araştırmacı tarafından geliştirilen "Sosyo-demografik Bilgi Formu ve İş Yaşamı Anketi", "DUWAS İşkoliklik Ölçeği (DİÖ)" ve "İş-Aile Yaşam Çatışması Ölçeği (İAYÇÖ)" kullanılmıştır. Çalışmanın ana değişkenleri arasındaki ilişkiler Spearman Korelasyon Analizi ile incelenmiş, grup karşılaştırmaları t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Mann-Whitney-U, Kruskal-Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Yürütülen analizler sonrasında İSG profesyonellerinde aile tipinin, aile-iş çatışması üzerinde; yaşın, kompülsif çalışma davranışları üzerinde; fazla mesai/ aşırı çalışma varlığının, aşırı çalışma davranışları ve iş-aile çatışması üzerinde; haftalık aşırı çalışma saatlerinin ve sosyal aktivite için ayrılan sürenin, iş-aile çatışması üzerinde; hali hazırda hobi varlığının ise hem iş-aile çatışması hem de aile-iş çatışması üzerinde anlamlı etkilerinin olduğu sonucu elde edilmiştir. Çalışmada ayrıca katılımcıların aşırı çalışma puanları arttıkça iş-aile çatışması (r = .50) ve aile-iş çatışması (r = .39); benzer şekilde kompülsif çalışma puanları arttıkça iş-aile çatışması (r = .42) ve aile-iş çatışması (r = .32) puanlarının anlamlı olarak artış gösterdiği bulunmuştur. İSG profesyonelleri özelinde işkolikliğin psiko-sosyal yönüne dikkat çeken mevcut sonuçların bu konuda yürütülecek sonraki araştırmalara ışık tutabileceği düşünülmektedir.
Az tehlikeli iş yerleri çalışanlarının iş sağlığı ve iş güvenliği konusundaki bilgi düzeyinin çok boyutlu olarak değerlendirilmesi: Çankırı ili saha araştırması
ÇETİNKAYA, Büşra. Az Tehlikeli İş Yerleri Çalışanlarının İş sağlığı ve Güvenliği Konusundaki Bilgi Düzeyinin Çok Boyutlu Olarak Değerlendirilmesi: Çankırı İli Saha Araştırması (Yüksek Lisans Tezi), Çankırı, 2024. Ülkemizde, 6331 Sayılı İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu tüm sektörleri kapsayarak çalışanların korunmasını amaçlamaktadır. Bu kanuna göre iş yerleri; az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli olmak üzere üç farklı risk seviyesine ayrılmıştır. Elliden az çalışanı olan ve az tehlikeli olarak sınıflandırılan işletmeler için, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurma şartı 31 Aralık 2023'e kadar ertelenmiştir. Hem kamu hem de özel sektördeki az tehlikeli iş yerlerinde çalışan sayısı oldukça fazladır. Bu çalışma, az tehlikeli sınıftaki iş yerlerinde çalışanların İSG uygulamalarının ertelenmesi kararını dikkate alarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, az tehlikeli iş yerlerindeki çalışanların İSG hakkındaki bilgi düzeylerini, farkındalıklarını artırmayı, mevcut eksiklikleri tespit etmeyi ve bunları gidermek için alınması gereken önlemleri belirlemeyi hedeflemektedir. Bu çalışmada, Çankırı il merkezi ve ilçelerinde az tehlikeli iş yerlerinde çalışan kamuda ve özel sektörde görevli 221 personel yer almaktadır. Katılımcılara 71 soruluk bir anket uygulanmış ve elde edilen veriler bilgisayar destekli bir istatistiksel yazılımı yardımıyla değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, az tehlikeli iş yerlerindeki çalışanların, İSG konusunda yeterli bilince sahip olmadıkları, mevcut uygulamaların eksik olduğu ve yasal düzenlemelerin ertelenmesi nedeniyle İSG önlemlerinin öneminin tam olarak kavranamadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, iş yerlerinde güvenli ve sağlıklı çalışma ortamlarının oluşturulabilmesi için düzenlemeler yapılması ve ihtiyaçlara göre İSG eğitimlerinin planlanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: İş sağlığı ve güvenliği, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, İSG Tehlike Sınıfları, İSG çalışanlarının bilgi düzeyi
COVİD-19 döneminde uzaktan eğitimin iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkileri (Çankırı ili örneği)
Uzaktan eğitim kavramı COVİD-19 pandemisi ile hayatımızın merkezine girmiştir. Uzaktan eğitim, öğrencilerin ve öğretmenlerin fiziksel olarak aynı mekanda bulunmalarını gerektirmeyen, internet ve dijital teknolojiler aracılığıyla gerçekleştirilen bir eğitim modelidir. Bu araştırmanın amacı, uzaktan eğitim sırasında öğretmenlerin bilgisayar ve diğer iletişim araçları başında geçirdikleri süre boyunca karşılaşacakları İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) ile alakalı durumları tespit etmektir. Ayrıca bu durumlar karşısında bilinç düzeylerini tespit etmek ve olası olumsuz durumlar için çözüm yolları sunmak da araştırmanın diğer bir amacı olmuştur. Araştırma sırasında öncelikle COVİD-19, uzaktan eğitim ve İSG kavramları tanımlanmıştır. Uzaktan eğitim esnasında oturuş biçimleri, ekrana bakış açıları gibi ergonomik etkiler, maruz kalınan radyasyon etkileri ve stres kaynaklı psikolojik etkiler gibi çok sayıda faktörün öğretmenlerin sağlığı üzerindeki etkileri anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılmıştır. Bu etkileri anlamaya çalışırken bu konularda daha önce yapılan çalışmalardan faydalanılmıştır. Ayrıca öğretmenlerin farkındalık düzeylerini tespit etmek amacıyla Çankırı ili Merkez ilçesinde yer alan resmi ve özel ortaokullarda görev yapan 200 öğretmene bu çalışma kapsamında geliştirilen özgün bir ölçek uygulanmıştır. Ölçek, açık uçlu sorular da içeren ve öğretmenlerin görüşlerine dayanan, nitel bir ölçme temeline dayanmaktadır. Araştırma neticesinde öğretmenlerin uzaktan eğitim araçlarını kullanırken uyması gereken İSG kurallarından haberdar olup olmadığına dair bir soruya verdikleri %41,5 olumlu, %37 olumsuz ve %21,5 kısmen cevaplarından yola çıkarak öğretmenlerimizin İSG kavramı ile ilgili destek eğitimleri almaları gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: COVİD-19,Uzaktan eğitim, İş sağlığı ve güvenliği, İSG, Ergonomi.
Sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları iş kazaları ve meslek hastalıklarının değerlendirilmesi: Thi Qar Valiliğine bağlı hastaneler örneği
İş sağlığı ve güvenliğinin (İSG) sağlanması, sağlık hizmetleri sektörü için kritik bir öneme sahiptir. Sağlık sektöründe çalışanlar, mesleki yaşamlarında kendine özgü fiziksel, ergonomik, kimyasal, biyolojik ve psikososyal risk faktörleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle, hastanelerde iş sağlığı ve güvenliğinin etkin bir şekilde sağlanması ve geliştirilmesi gereklidir. Sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları iş kazaları ve meslek hastalıklarının tespit edilmesi, bu kapsamda alınacak önlemler için temel bir gerekliliktir. Bu çalışma, Irak'ın Thi Qar Valiliği'ne bağlı dört eğitim ve araştırma hastanesinde (General Al-Shatra Hastanesi, Al-Haboubi Eğitim Hastanesi, Al-Hussein Eğitim Hastanesi ve Al-Nasiria Eğitim Hastanesi) görev yapan sağlık çalışanlarının iş kazaları ve meslek hastalıkları ile ilgili deneyimlerini ve bu alanda yapılan düzenlemeleri değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, betimleyici bir tasarım ile yürütülmüş olup, örneklemini söz konusu hastanelerde görev yapan ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 600 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Çalışma, Şubat 2022 ile Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara, altılı Likert tipi 45 maddelik bir İSG ölçeği ile 11 sorudan oluşan kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar destekli bir istatistiksel analiz programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Analizlerde; Kolmogorov-Smirnov, t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kruskal-Wallis, Bonferroni düzeltmeli t testi, Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi, Pearson Ki-kare ve Pearson Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, katılımcıların bir kısmının mesleki hastalıklara maruz kaldığı tespit edilmiştir. İş kazaları kapsamında, sağlık çalışanlarının en çok yumuşak doku travmaları, sözel şiddet ve kronik yorgunluk gibi durumlarla karşılaştığı görülmüştür. Meslek hastalıkları açısından ise kas ve eklem rahatsızlıklarının daha yaygın olduğu bildirilmiştir. Ayrıca, sözel şiddet ve kronik yorgunluk vakalarının özellikle cerrahi kliniklerde daha sık yaşandığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği; Hastane; Sağlık Çalışanları. İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları, Irak.
İmalat sektörü çalışanlarının güvenlik iklimine ilişkin algılarının değerlendirilmesine yönelik bir araştırma
İmalat sektöründe iş kazaları karşılaşılan en önemli sorunlardan biridir. Bu sektörde meydana gelen iş kazlarını önlemek ve ülke ekonomisine olan katkısını artırarak devamlılığını sağlamak için çalışma ortamlarındaki bireylerin güvenlik iklimi algıları önemle üzerinde durulan bir kavramdır. Çalışmanın amacı, imalat sektörü çalışanlarının güvenlik iklimi hakkındaki tutum ve algılarını ölçerek yapılacak değerlendirmelerle iş kazalarını azaltmak, iş kazalarının maliyetini düşürmek ve nihayet ekonomik büyümeyi teşvik etmektir. Bu araştırmada, imalat sektörü çalışanlarının güvenlik iklimine ilişkin algılarının; yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma süresi, kaza veya ramak kala olay yaşama durumu ve iş kolu değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermedikleri incelenmiştir. Güvenlik iklimi algısını ölçmek amacıyla anketten faydalanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla, frekans analizi, normallik testi, faktör analizi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), t testi (cinsiyet) ve güvenlik iklimi puanlarının farkını karşılaştırmak için Çoklu Varyans Analizi (MANOVA) yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda çalışanların güvenlik iklimine ilişkin değerlendirmelerinin yaşlarına, tecrübelerine ve kaza veya ramak kala olay yaşama durumlarına göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Güvenlik bilinci ve yetkinlik, güvenlik iletişimi ve güvenlik önlemlerinin imalat sektöründeki çalışanların güvenlik iklimi ölçümünde önemli faktörler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışanların güvenlik iklimine ilişkin değerlendirmelerinin cinsiyete, eğitim düzeylerine ve çalıştıkları iş koluna göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir.
Öğretmenlerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tutumlarının incelenmesi: İç Anadolu Bölgesi örneği
Eğitim kurumlarında meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları; öğrencileri, öğretmenleri, okul yöneticilerini ve yardımcı personeli olumsuz etkilemektedir. Bu sebeple öğretmenlerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tutumlarının incelenmesi, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesine bununla birlikte iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşmasına katkı sunacağından büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında öğretmenlerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tutumları incelenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerine dayalı betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya 393 öğretmen katılmıştır. Öğretmenlerin tutumlarını öğrenmek amacıyla anket kullanılmıştır. Araştırma verileri elektronik anketle elde edilmiştir. Araştırma verileri bilgisayar destekli bir paket programı yardımı ile analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan verilerle ilgili güvenirlik analizi, geçerlilik analizi, normallik analizi, faktör analizi ve frekans analizi yapılmıştır. Araştırmada öğretmenlerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tutumlarının değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğini bulmak için parametrik ve parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Analizler sonucunda araştırma ölçeğine ait "Cronbach Alfa" güvenlik kat sayısı, "0,968" çıkmıştır. Araştırma örneklemine ilişkin "KMO" değeri "0,961" çıkmıştır. Yapılan analizlerde; parametrik ve parametrik olmayan testlerin tamamına ait anlamlılık değerleri "p>0,05"ten büyük çıkmıştır. Sonuç olarak öğretmenlerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tutumlarının demografik değişkenler açısından anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir.
Hastane çalışma ortamı ve iş limitasyon düzeyinin iş sağlığı ve güvenliği kültürü ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç; Bu çalışmada, üçüncü basamak araştırma ve uygulama hastanesinde çalışanların çalışma ortamı ve iş limitasyon düzeyinin iş sağlığı ve güvenliği kültürü (İSGK) ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma kesitsel tipte olup 2022 yılında bir üniversite hastanesinde çalışanlar arasında yapılmıştır. Araştırmaya gönüllü olarak 254 kişi katılmıştır. Veriler, sosyo-demografik veri formu, İş Güvenliği ve İşgören Sağlığı Kültürü Ölçeği (İGİSKÖ), İş Limitasyonu Ölçeği (İLÖ) ve Çalışma Ortamı Ölçeği (ÇOÖ) uygulanarak toplanmıştır. Çalışmanın kurum izni ve etik onayı alınmıştır. Verilerin analizinde, t testi, Anova ve lineer regresyon kullanılmıştır. Bulgular; Hastane çalışanlarından çalışmaya katılanların %51,2'si kadın, %59,4'ü evli, %30,3'ü 25-29 yaş aralığında, %41,3'ü lisans mezunu, %47,2'si hemşire/ebe/ATT meslek grubunda, %27,6'sı meslekte 5-9 yıl çalıştığı bulgusuna ulaşılmıştır. ÇOÖ (r=-0,470) ve İLÖ (r=-0,491) ile İGİSKÖ puanları arasında negatif yönde orta seviye korelasyon olduğu tespit edilmiştir. İLO ile ÇOÖ arasında (r=0,505) pozitif yönde orta seviye anlamlı korelasyon saptanmıştır. Hastane çalışanlarının İSGK düzeyini, en başta İLO (β= -0,324) ve ÇOÖ (β= -0,221) puanın azalması, idari personel olmak (β= 0,215), kadın olmak (β= -0,174) ve yardımcı personel olmanın artırdığı bulunmuştur (p<0,05). İSGK puanındaki değişimin %35,7'sinin (Adj.R2=0,357) bu faktörlere bağlı olduğu saptanmıştır. Çalışanların yaşı, eğitim düzeyi, meslekte çalışma yılı, gelir düzeyi, sağlık durum algı düzeyi, İSGK konusunda bilgi varlığı, İSG eğitimi alma, çalıştığı kurumda iş kazası geçirme, yaptığı işe bağlı bir sağlık sorunu yaşama ve bu sorunlar nedeniyle izin alma durumu ile İSGK arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunmamıştır Sonuç; Çalışma ortamının olumlu olması ve iş limitasyonun azalması iş sağlığı ve güvenliği kültürünü olumlu yönde etkilemektedir. Çalışanların ruhsal ve fiziksel sağlığını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve olumsuzlukların giderilmesine yönelik çalışmaların arttırılması, kurumlarda farkındalık oluşturması açısından çok önemlidir.
Tekstil işçilerinin beslenme alışkanlıklarının çalışma yaşamlarına etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada; Gaziantep İlinde özel bir fabrikada görev yapan çalışanların beslenme alışkanlıklarının çalışma yaşamlarına etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda işçilerin beslenme alışkanlıklarını, enerji harcama düzeyleri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi ve önerilerin geliştirilmesi planlanmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı tipte olan çalışmanın evrenini Mayıs-Haziran 2016 tarihlerinde Gaziantep'te özel bir tekstil fabrikasında görev yapan yöneticiler dışındaki gündüz vardiyasında çalışanlar (100 kişi) oluşturmaktadır. Evrenin tümü araştırma kapsamına alınmış ve 93 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; sosyo-demografik özellikler, çalışma statüleri, iş kazası geçirme durumları, beslenme alışkanlıkları, sağlık durumlarını içeren sorulardan oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanmasıyla toplanmıştır. Araştırmaya katılan işçilerin kişisel bilgileri toplanmış, vücut ağırlıkları, boy uzunlukları ölçülmüş ve Beden Kitle İndeks (BKI)' leri hesaplanmıştır. İşçilerin harcanan enerjileri saptanırken, öncelikle bazal metabolizma için harcadıkları enerji saptanmış, bulunan sonuçlar fiziksel aktivite katsayıları ile çarpılmıştır. Verilerin analizi frekans, t testi, ANOVA ve korelasyon analizi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma kapsamına alınan fabrikada görev yapan işçilerin %96.8'i erkek, %3.2'si kadın olup yaş ortalamaları 33.64±7.55'dir. İşçilerin %23.7'si ilkokul mezunu, %18.3'ü ortaokul mezunu, %46.2'si lise mezunu ve %9.7'si yüksekokul mezunudur. İşçilerin %59.2'si öğün atladığını ve atlanan öğününün %31.2'si sabah vakti olduğunu ifade etmiştir. İşçilere yapılan araştırmada BKI değerlerine göre dağılımına bakıldığında, işçilerin BKI sınıflaması içinde %42.4'sı hafif şişman ve %11.7'si obez olduğu değerlendirilmiştir. İleri yaştaki işçilerin BKI değerleri daha yüksektir. İşçilerin fiziksel aktiviteleri arttıkça BKI değerleri azalmaktadır. Bu araştırmada bir tekstil fabrikasında görev yapan işçilerin yeterli ve dengeli beslenmedikleri bulunmuştur. İşçilerin kalori olarak aldıkları enerji miktarı önerilenden düşük sevide olduğu ancak besin öğeleri olarak aldıkları karbonhidrat, protein ve yağ oranlarının önerilen oranlarda olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda; işçilerin ihtiyacı olan kalori hesaplamasını yapacak; buna göre menülerini hesaplayacak ve denetimlerde bulunacak profesyonel bir diyetisyen ve/veya gıda mühendisi çalıştırılmasının uygun olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşçiler, beslenme alışkanlıkları, enerji harcamaları, işçi sağlığı
İş sağlığı ve güvenliği özyeterliliklerinin öğretmenlerin iş yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, 1950'lerden bu yana İş Yaşamı Kalitesi'nin (İYK) küresel evrimini inceleyerek, iş tatmini ve ekonomik refah gibi çeşitli yönler üzerindeki etkisini vurgularken, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) uygulamalarının güvenli bir çalışma ortamı sağlamadaki hayati rolünün ve bunların İYK ve öğretmen refahı ile bağlantısının altını çizmektedir. Konya'da görevli 382 öğretmen ile İSG Öz Yeterlik Ölçeği ve İYK Ölçeği kullanılarak kesitsel tipte bir çalışma yapılmıştır. Veriler doğrusal regresyon methodu kullanılarak analiz edilmiş ve İSG Öz-yeterlik ile İş Yaşam Kalitesi arasındaki ilişki incelenmiştir. Katılımcıların %62.0'ı erkek, %87.7'si evliydi. Özellikle, %23.0'ü İSG sorunları yaşamıştı. Demografiye dayalı iş yaşam kalite puanlarında anlamlı bir farklılık bulunmazken, sağlık veya güvenlik sorunları yaşayanlar arasında anlamlı bir düşüş vardı. Korelasyon analizi, İSG Öz Yeterlik alt faktörleri ile çalışma yaşam kalitesi arasında pozitif yönde zayıf korelasyonlar bulmuştur. Doğrusal regresyon, Düşme-Kayma, Genel Kültür, Bakım-Onarım'ı pozitif, sağlık veya güvenlik konularını negatif yordadı ve İYK varyansının %18,9'unu açıkladı. Bu çalışma, eğitim kurumlarında kapsamlı İSG programlarına ihtiyacı, işyeri güvenliği ve iş yaşam kalitesinin birbirine bağlılığının altını çizmektedir. Bu sayede, daha güvenli ve destekleyici çalışma koşulları yaratabilir ve sonuçta öğretmenlerin iş yaşam kalitesini geliştirebilir.
Üretim fabrikasında iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin ve riskli yerlerde çalışanlar için aşılamanın işçilerde farkındalık durumlarının değerlendirilmesi
İSG Kanunu madde 4‟te işverenin sağlaması gereken eğitim yükümlülüğü açıkça düzenlenmiş olup işverene her türlü tedbiri alma, organizasyonu sağlama zorunluluğu getirilmiştir. Bu çalışmada, üretim fabrikasında işçilerin aldıkları İSG eğitimlerinin farkındalıklarının ve riskli yerlerde çalışanlar için iş kazası durumunda yasal haklarını bilip bilmeme ve bağışıklama durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yozgat Yerköy Organize Sanayi bölgesinde yer alan bir çorap üretim fabrikasında gerçekleştirilen çalışma için 21.09.2022 tarihinde 36/23 sayılı karar ile Yozgat Bozok Üniversitesi Etik Komisyonu onayı alınmıştır. Fabrikanın farklı birimlerinde çalışan 18-64 yaş aralığındaki 123 kişiye yüz yüze görüşme tekniği ile 15 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Değerlendirmede SPSS 25 programı kullanılarak Kruskal Wallis testi, Ki-kare İlişki Testi ve Cremers V Testinden yararlanılmıştır. Sonuçlar p<0.05 düzeyinde anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmanın hipotezleri sırası ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. İSG eğitimleri yeterliliğinin orta ve yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir. İSG eğitimlerinin kaliteyi artırma ile yaşları arasında anlamlı fark tespit edilmiştir. Öğrenim durumları ile İSG eğitiminin yeterliliği ve İSG eğitimlerine katılım ile eğitimlerin kaliteyi artırması arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur. İş kazası durumunda masrafların işverene ait olduğu bilgisi ile İSG eğitimlerinin kaliteyi artırması, eğitim verilme sıklığı ile eğitimlerin iş hayatına etkisi ve eğitimlerin yeterliliği ile işyerinde yaşanan kaza türü arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur. Tetanos aşısı yaptırma durumu ile iş kazası durumunda masrafların işverene ait olduğu bilgisi arasındaki ilişki yine anlamlı idi. Sonuç olarak fabrikadaki işçilerde İSG eğitimlerinin farkındalığı artırdığı görülmektedir. Bu nedenle bağışıklama konusunda da farkındalığı arttırmak için riskli alanlarda çalışanlara bu konunun eğitim planına alınması, düzenli hale getirilmesi ve kayıtlarının tutulması gerektiği düşünülmektedir. 2023, xii + 41 Sayfa Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, Aşılama, Bağışıklama, Tetanos
Özel bir hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının güvenliğinin iş stresine etkisinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Bu çalışma, özel bir hastanede görev yapan sağlık çalışanların iş güvenliği yönünden maruz kaldıkları riskleri belirlemek ve bu risklerin işe bağlı stres üzerine etkilerini saptamak için yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel, tanımlayıcı tipte olan çalışmanın evrenini Eylül-Ekim 2016 tarihlerinde Gaziantep'te bir özel hastanede görev yapan 196 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Evrenin tümü araştırma kapsamına alınmış, 165 kişiye ulaşılmıştır.Doğru verilere 151 Araştırmanın verileri; sosyo-demografik özellikler, çalışma ortamı kaynaklı risk ve tehlikeler, ile Sağlık Çalışanlarının Güvenliği Ölçeği ve İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği sorularından oluşan anketin katılımcılara uygulanmasıyla toplanmıştır. Verilerin analizi; frekans analizi, bağımsız örneklem T testi, ANOVA SPSS 20, Kruskal Wallis, Mann Whitney U testi ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan sağlık çalışanların %51.7'si (78 kişi) kadın, % 48,3'ü (73 kişi) erkek olup yaş ortalamaları 33.95±8.97 (Min:20, Max:74)'dır. Araştırmaya katılan sağlık çalışanların % 20,5' i hekim % 47,0'ı hemşire, %.5,3'ü ebe ve geriye kalanını ise (%27,2) sağlık teknisyenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın yapıldığı hastanede iş güvenliğinin sağlandığı saptanmıştır. Sağlık teknisyenlerinin diğer çalışanlara göre işe bağlı gerginliği daha yüksek çıkmıştır. Mesleki deneyim yılı ve yaş arttıkça işe bağlı gerginlik düzeyi azaldığı saptanmıştır. Uyku bozukluğu yaşayan sağlık çalışanlarında işe bağlı gerginlik düzeyi artmakta ve iş güvenliği algısının da düştüğü görülmektedir. Sağlık çalışanlarında işe bağlı gerginlik düzeyinin artması, iş güvenliği algısını olumsuz yönde etkilediği tespit edilmiştir. Sonuç ve Öneriler: Bu araştırmanın yapıldığı hastanede iş güvenliğinin sağlandığı sağlık çalışanları ölçeği puanına göre ancak sağlık çalışanlarının bir kısmında önemli derecede işyeri kaynaklı gerginlik yaşandığı saptanmıştır. Kurum yönetimi tarafından iş güvenliğini artırmaya, iş stresini azaltmaya yönelik hizmet içi eğitim programları verilmelidir.
Hazır yemek imalatı sektöründe çalışanların risk değerlendirmesi algıları ve uygulama kültürleri
Ülkemizde artan nüfus beraberinde farklı iş kollarını, sektörlerini de beraberinde geliştirmektedir. Çalışan sayısının artması ve ergonomi öncelikli işyerlerinde toplu olarak yemek yeme kültürleri de değişkenlik göstermektedir. Ayrıca kanun ve yönetmeliklerin uygulama alanlarının geliştiği ülkemizde İş sağlığı ve güvenliği bakımından bu işletmede çalışanların, almış oldukları eğitimlerden ve uygulamalardan oluşturdukları içselleştirme kültürlerinin de ölçülmesi hedeflenmektedir.6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, ilgili mevzuatlarla birlikte işveren-çalışan iş ilişkileri yeni bir döneme girmiştir. Yozgat Organize Sanayi Bölgesi'nde yer alan hazır yemek imalatı yapan bir işletmede 106 çalışanla yüz yüze anket çalışması yapıldı. Veriler, sosyo-demografik veri formu (13 soru), iş güvenliği algı ölçeği (32 soru) ve iş sağlığı ve güvenliği kültürü ölçeği (19 soru)şeklinde değerlendirildi. Çalışmaya katılım sağlayan çalışanlarda işyeri temel riskini anlamlı derecede etkileyen elektrik, kullanılan ekipman, makine, kaygan zemin gibi faktörler oluşturdu (p<0,05). İSG eğitimi almış çalışanların risk algısını etkileyen temel parametrelerin saha güvenliği, çalışan yönetici iletişim eksikliği, riskli işi sorgusuz yapma durumu ve risk alma durumu olduğu saptandı (p<0,05). Yapılan çalışmada hazır yemek imalatı sektörü çalışanlarında risk değerlendirmesi algıları ve uygulama kültürleri düzeylerinin belirlenmesi amaçlandı. 2024, xii + 61 Sayfa Anahtar Kelimeler: Hazır yemek sektörü, Risk değerlendirmesi, İş kazası, Meslek hastalıkları
Bina inşaatlarında çalışanların toksik metal maruziyetlerinin değerlendirilmesi ve çalışanların bilgi düzeylerinin ölçülmesi
Bu çalışmada bina inşaatları çalışanlarında toksik metal maruziyetinin belirlenmesi ve anket çalışmasıyla çalışanların bilgi düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız kapsamında Kocaeli İli sınırları içerisinde 12 farklı bina inşaatında, 81 kişiden saç ve idrar örneği alındı. Ayrıca 81 çalışanla yüz yüze anket çalışması yapıldı. Analizler indüktif eşleşmiş plazma kütle spektrometresinde (ICP-MS) yapıldı ve tüm veriler SPSS paket programı ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil olan işçilerin ortalama Pb idrar düzeyleri 66,12±32,93 µg/L olarak bulunurken, 12 kişinin değerleri limitlerin çok üstünde bulundu. Ortalama Pb saç düzeyleri ise 4,17±2,00 µg/g olarak hesaplanırken, 31 kişinin değerleri limitlerin çok üstünde bulundu. Ortalama Hg saç düzeyleri 1,10±0,96 µg/g olarak hesaplanırken, 24 kişinin değerleri limitlerin çok üstünde bulundu. 4 kişide As saç düzeyleri yüksek bulundu. Ayrıca 12 kişide Cd, 4 kişide Co, 9 kişide Ni, 6 kişide Cr ve 2 kişide Al idrar düzeyleri limitlerin üstünde bulundu.
İplik fabrikasında çalışan işçilerde ağır metal maruziyetinin değerlendirilmesi
Ağır metaller canlılar, özellikle de insanlar için önemli bir tehdittir. Ağır metallere doğadan maruz kalındığı gibi çalışma ortamında da maruz kalınabilir. Çalışma ortamı maruziyetinin incelenmesi amacıyla yapılan çalışmamızda, iplik fabrikasında çalışan 70 işçiden alınan saç numunesi ve anket uygulaması ile maruziyetin belirlenmesi amaçlanmıştır. Alınan saç numunelerinin analizi indüktif eşleşmiş plazma kütle spektroskopisinde (ICP-MS) yapıldı. Sonuçlar SPSS paket programı ile değerlendirilmeye alındı. Çalışmaya katılan erkek işçilerin Pb düzeyleri 4,68±2,97μg/g, kadın işçilerin Pb düzeyleri 4,43±2,73μg/g olarak bulundu. Cd düzeyleri erkek çalışanların 2,50±1,90μg/g, kadın çalışanların 2,26±1,78μg/g olarak bulundu. Ni düzeyleri erkek çalışanların 1,17±1,32μg/g, kadın çalışanların 1,02±1,07μg/g olarak bulundu. Bu bağlamda normal değerlerin üzerinde bulunan toksik metallerin yukarıda belirtilen Pb, Cd ve Ni olduğu tespit edildi. 2024, xiv + 126 Sayfa Anahtar Kelimeler: Ağır metal, Maruziyet, Pamuk
Sağlık çalışanının güvenliği ve kaygı düzeylerine etkisi
İş kazaları ve meslek hastalıkları dünyadaki tüm çalışanların sağlığını tehdit etmektedir. İş sağlığı ve güvenliği bakımından önemli riskler taşıyan çalışma alanlarından biri de sağlık hizmetleridir. Sağlık hizmetlerinin birçok alanında özellikle de hastanelerde çalışanlar, sağlıklarını olumsuz yönde etkileyen biyolojik, kimyasal, fiziksel, ve psikososyal risklerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Ülkemizde sağlık çalışanlarının maruz kaldığı iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle meydana gelen ekonomik ve sosyal kayıplar çalışanı, ailesini ve devleti olumsuz yönde etkilemektedir. Sağlık çalışanlarının en fazla maruz kaldığı iş kazaları çarpma, düşme, kesici alet yaralanmaları ve şiddete maruz kalmadır. Hastane koşullarında enfeksiyonlara, kimyasal maddelere, radyasyona, biyolojik etmenlere, cilt problemlerine, strese bağlı olarak meslek hastalığı riskleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu çalışmada sağlık çalışanlarının güvenliği, çalışma ortamı kaynaklı risk ve tehlikeler ile bunların çalışanlar üzerindeki kaygı düzeylerine etkilerinin neler oluşturacağı incelemektedir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu çalışmanın evrenini Haziran- Temmuz 2016 tarihleri arasında Mardin ili Kızıltepe ilçesi devlet hastanesinde çalışmakta 200 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Evrenin tümü araştırma kapsamına alınmış fakat 175 kişiye ulaşılmıştır. Bunlardan alınan doğru veriler 154 adettir. Araştırmanın verileri katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, çalışma ortamı kaynaklı risk ve tehlikeler ölçeği, sağlık çalışanı güvenliği ölçeği ve beck anksiyete ölçeği sorulardan oluşan anketin katılımcılara uygulanmasıyla elde edilmiştir.
Sağlık sektöründe el koruma için kişisel koruyucu donanım (KKD) eldiven ile kişisel koruyucu tıbbi ekipman (KKTE) tıbbi eldiven koruyuculuk özelliklerinin değerlendirilmesi
Sağlık sektöründe doğru eldiven seçimi ve eldivenlerin doğru kullanımı ile ilgili ihtiyaçlar ve bilgi düzeyinin tespit edilmesi el teması gerektiren işlerde olası iş kazaları, meslek hastalıkları ve işe bağlı hastalıkların önlenmesi yanı sıra Sağlık Hizmetine İlişkin Enfeksiyonların (SHİE) önlenmesinde de çok önemli rol oynamaktadır. Ülke mevzuatı ve uluslararası mevzuat gereği eldivenler kişisel koruyucu donanım ve kişisel koruyucu tıbbi ekipman olarak farklı amaçlarla üretilen, farklı koruyuculuk özellikleri ve standartları olan ürünlerdir. Kullanım amacına uygun iş görebilmeleri için doğru koruma sınıfında seçilmiş olmaları ve doğru bir şekilde kullanılmaları elzemdir. Bunun için doğru içerik ile tasarlanmış satın alma teknik ister / şartnamelere ihtiyaç vardır. Eldivenlerin diğer el hijyeni uygulamaları ile birlikte ya da art arda kullanımı konusunda da eğitim içeriklerinin tasarlanması gereklidir. Bu araştırma ile tespit edildiği üzere eldivenlerin birbirinden farklılıkları, hangi amaçla hangi eldivenin kullanılacağı, bunların güvenli ürün olarak tedarik sürecinde neler dikkat edileceği, bu eldivenlerin diğer el hijyeni ürünleri ile birlikte kullanımı konusunda bilgi düzeyi yeterli olmayıp, eğitim ihtiyacı ve bir satın alma rehberi hazırlanması söz konusudur. Sağlık sektöründe bu alanda hazırlanacak rehberin hem SHİE önleme hem de iş kazası ve meslek hastalıkları ihtimaline karşı çalışanları koruma amacıyla içerik tasarımının özel olarak yapılması gereklidir. Eğitimin dahil edildiği bir program ve kampanya ile süreç yürütülmelidir ve gerekli etkinlik değerlendirme süreçleri de dahil edilerek bir program oluşturularak takip edilmesi gereklidir.
Türkiye'de iş sağlığı güvenliği mevzuatları çerçevesinde Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerinin (OSGB) karşlaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri
Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarını yapmak üzere yetkilendirilmiş birimlerdir. Bu çalışmanın amacı OSGB'lerde görevli personelin yasal düzenlemelerden ve çalışma ortamındaki uygulamalardan kaynaklanan sorunları ve bu sorunların çözüm önerileri incelemektir. Çalışmada OSGB kurulabilmesi için gerekli fiziki şartlar ve yasal dayanak, kurulumu için başvuru işlemlerinde izlenecek prosedürler, birimin yetkilendirilme süreci, çalışma usul ve esasları, bu birimlerden hizmet alımı ve bu birimler için ihtar ve uyarılar gibi konular ile ilgili bir inceleme yapılmıştır. Ayrıca Afyonkarahisar, Ankara, Bilecik, Eskişehir, Gaziantep ve Mersin illerinde hizmet veren OSGB'lerde farklı uzmanlık alanlarında çalışan bireylere OSGB uygulamalarından kaynaklanan sorunlar ve bu sorunların çözüm önerileri ile ilgili anket çalışması yapılarak sonuçları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve Güvenliği, Ortak Sağılık ve Güvenlik Birimleri (OSGB), 6331 sayılı kanun
Gemi adamlarının iş kazası ile ilgili ulusal ve uluslararası hukuki sorunlarının karşılaştırılması
Bu çalışma, gemi adamlarının iş kazalarına yönelik ulusal ve uluslararası hukuki sorunlarını karşılaştırmalı olarak incelemektedir. İş sağlığı ve güvenliği açısından, gemi adamlarının çalışma koşulları hem ulusal mevzuatlar hem de uluslararası sözleşmeler kapsamında düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu (TTK), Deniz İş Kanunu (DİK) ve Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) ilgili sözleşmeleri, gemilerin denize ve yola elverişli olmasını, çalışanların güvenliğini ve sosyal haklarını güvence altına almayı amaçlamaktadır. Araştırmada, gemi adamlarının iş kazaları ve mesleki yaralanmalarına yönelik yasal düzenlemelerdeki eksiklikler ve uygulanabilirlik sorunları ele alınmıştır. Örneğin, DİK kapsamında iş kazası tanımı, işçilerin dinlenme ve izin hakları, iaşe ve barınma gibi temel konular ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Ancak, uluslararası sözleşmelere kıyasla eksik düzenlemeler ve uygulama sorunları bulunmaktadır. ILO 146 ve 166 No'lu Sözleşmeler, gemi adamlarının çalışma ve izin süreleri ile yurda dönüş haklarını daha ayrıntılı şekilde ele alırken, ulusal mevzuat bu alanlarda sınırlı kalmaktadır. Amerikan Jones Yasası gibi uluslararası örneklerle karşılaştırıldığında, Türk hukukunda gemi adamlarının iş kazalarına yönelik tazminat ve güvenlik düzenlemeleri daha az kapsamlıdır. Örneğin, Jones Yasası, işverenin kusuru olmasa bile geminin elverişsizliği durumunda iş kazası sorumluluğu getirmekte, ayrıca gemi adamlarının kazalara karşı korunmasını jüri sistemiyle daha geniş bir denetim mekanizmasına bağlamaktadır. Sonuç olarak, gemi adamlarının iş kazalarına yönelik ulusal ve uluslararası düzenlemeler birbirini tamamlayıcı nitelikte olmalı ve denizcilik sektöründe güvenliği artırıcı adımlar atılmalıdır.
Bazı endüstriyel hijyen modüllerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi
"daha sonra doldurulacaktır"
Döküm atölyelerinde tehlike kaynakları ve risk değerlendirilmesi
Dökümhaneler; çalışanların, fiziksel, kimyasal, biyolojik ve psikososyal pek çok riskle karşı karşıya kaldığı çok tehlikeli sektörlerin başında gelmektedir. Döküm yapılan yerlerde, sıcaklık, toz, gürültü ve radyasyona bağlı olarak iş kazaları ve meslek hastalıkları meydana gelmektedir. 2000 0C dereceye kadar çıkan erimiş metaller, zehirli ve aşındırıcı maddeler, solunum sisteminin maruz kaldığı toz, duman, kokular, sıcak, nem, termal konfor şartları, hijyen, gürültü, ağır yük kaldırma ve ergonmik olmayan çalışma koşulları vb. iş sağlığı ve güvenliği açısından en önemli riskleri oluşturmaktadır. Dökümhanelerde, gürültüye bağlı işitme kaybı, mekanik titreşime maruz kalmaktan kaynaklanan; damar, sinir, kas ve eklemlerde oluşan, rahatsızlıklar, yüksek sıcaklık sonucu; ısı yorgunluğu, ısı krampı ve sıcak çarpması, mesleki astım, silikoz, asbestoz, sideroz, talkoz gibi toza bağlı akciğer hastalıkları (pnömokoyozlar), çeşitli metallerin maruziyetine bağlı etkilenme; maruz kalma süre, doz, etkenin türü, alınma yoluna bağlı olarak, bulantı, kusma, kanama, uyuklama, baş ağrısı gibi belirtiler, ilerleyen dönemde; karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi meslek hastalıkları görülmektedir. Bu çalışmada, dökümhanelerde gözüken fiziksel, kimyasal ve biyoljik risk etmenlerine bağlı olarak, tehlike kaynakları tespit edildi, L tipi matris metodu, Fine Kinney metodu ve HTEA metodu ile risk analizi yapıldı.
KYK yurt yemekhanelerinde termal konfor düzeylerinin incelenmesi - Yozgat ili
Bu çalışmanın amacı, Yozgat geneli yurt yemekhanelerinde çalışma ve yemek yenme ortamlarının, yemekhane çalışanları ve bu kuruluşlara gelen öğrencilerin sağlığını kötü yönde etkileyen termal konfor düzeylerini inceleyerek çalışma ortamlarının tasarımını güçlendirmektir. Termal konfor düzeyleri insan sağlığını ve çalışma performansını doğrudan etkilemektedir aynı zamanda termal konfor düzeyinin fazla veya eksik olması çalışanın ve ortamda bulunan kişilerin performansını doğrudan etkilemektedir. İdeal çalışma ortamındaki sıcaklık belirli bir standartla sınırlı değildir ve çeşitli faktörlere bağlıdır. Genellikle 20-24°C aralığı çalışanların çoğunluğu için kabul edilebilir bir aralıktır. Araştırmanın deneysel çalışma sahası Yozgat il sınırları içerisinde bulunan ve faaliyetlerine devam eden 5 adet yurt işletmesinde termal konfor seviyesinin incelenmesi için ölçümler sabah ve akşam olmak üzere gerçekleştirilmiştir. Termal konfor seviyesi belirleme cihazı ile ortam ölçümü gerçekleştirilmiştir. Bu ölçümler TS EN ISO 7243 Isıl ortam ergonomisi WBGT indeksi kullanılarak ısı stresinin değerlendirilmesi standardına göre analiz edilmiştir. WBGT analizleri 1 saatlik ölçüm süreleriyle, 3 farklı zamanda sabah ve akşam olmak üzere gerçekleştirilmiştir. Ölçümler ısı stresinin en yoğun olduğu sürelerde alınmıştır. WBGT indis ölçümlerinde ısıya maruz kalanların abdomen (karın) bölgesine yakın yüksekliklerden ölçümler alınmıştır. Tespit edilen ölçüm sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, tüm yurt yemekhaneleri için ortam koşullarının, termal konfor şartlarını sağlamadığı gözlenmiştir. Ortamda bulunan kişilerin olumsuz etkilendiği görülmüştür. Yurt yemekhanelerine iklimlendirme sistemleri kurulması, düzenli aralıklarla termal konfor ölçümleri alınması ve personellerin bilinçlendirmek için eğitimlerin verilmesi insanların verimliliğini artırabilir, sağlığını koruyabilir ve genel yaşam kalitesini iyileştirebilir bu nedenle termal konfor şartlarının sağlanması büyük önem taşımaktadır. 2024 , xiii + 77 Sayfa Anahtar Kelimeler: Termal Konfor, Sağlık, Performans, Nem, Hava Akım Hızı, Isı Stresi, Yurt, Yemekhane
Demir yolu üstyapı ve elektromekanik yapım işi sektöründe iş kazaları ve etkileyen faktörler
Bu araştırma, demiryolu üst yapı inşaatında meydana gelen iş kazalarının retrospektif bir değerlendirmesini yaparak, alınması gereken önlemler ve olumlu çalışma koşullarının oluşturulmasına katkı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın genel çerçevesi, iş sağlığı ve güvenliği kavramının karmaşıklığını vurgulamak ve özellikle inşaat sektöründe bu konuda ortaya çıkan sorunlara odaklanmaktadır. Çalışmada, demiryolu üst yapı inşaatında görev yapan çalışanların yaş, meslek, kıdem, olayın gerçekleştiği vardiya, mevsim, kaza şekli, yaralanan uzuv gibi faktörlerle iş kazası sonucu rapor alma durumları incelenmiştir. Toplam 172 erkek katılımcının yer aldığı araştırmada, iş kazalarının genellikle 20-34 yaş grubundaki çalışanlar arasında meydana geldiği ve yaşlı çalışanların daha az rapor aldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, iş kazalarının meslek grupları, vardiya durumu, mevsimsel özellikler, mesleki kıdem ve kazanın eğitimle önlenebilir olma durumu gibi faktörlere göre incelenerek istatistiksel analizler yapılmıştır. Analiz sonuçları, özellikle kaza sonucu yaralanan uzuv, kaza şekli ve mevsimsel özelliklerin iş kazası sonucu rapor alma durumunu etkileyen önemli faktörler olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, demiryolu üst yapı inşaatında iş kazalarının azaltılması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaş, kaza şekli, mevsimsel faktörler gibi önemli değişkenlere odaklanan öneriler geliştirilmiştir. Araştırmanın, iş sağlığı ve güvenliği alanında bu tür sektöre özgü analizlerin önemini vurgulayarak literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, İnşaat Sektörü, Demiryolu Üst Yapı İnşaatı, İş Kazaları, Retrospektif Değerlendirme
İş sağlığı ve güvenliği risk analizi için kararsız bulanık dilsel terim setleri yaklaşımı: Kaldırma ekipmanları/mobil vinç uygulaması
İnşaat sektörü, yüksek riskler barındıran ve sürekli değişen dinamiklere sahip bir alandır, bu yüzden İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) ve risk değerlendirmesi bu sektörde çok önemli bir yere sahiptir. Çalışanların güvenliğini sağlamak, kazalardan kaynaklanabilecek maliyetleri ve projenin gecikmesini önlemek, hukuki yükümlülükleri yerine getirmek, firmanın reputasyonunu korumak ve çevresel etkileri minimize etmek için risk değerlendirmesi zorunludur. Bu araştırma, karar verme süreçlerinde yaygın olarak başvurulan Çok Kriterli – Kararsız Bulanık Dilsel Terim Setleri (ÇK-KBDTS) metodolojisini temel alarak, inşaat projelerinde "Kaldırma Ekipmanları/Mobil Vinç" operasyonlarına odaklanan bir risk değerlendirme analizi yapmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda alandaki üç İSG uzmanından, önceden belirlenen tehlikelerin KBDTS yöntemi kullanılarak birbirleriyle karşılaştırmaları istenmiş, sonrasında ise veriler analiz edilerek tehlikeler için önem ağırlıkları hesaplanmış ve sıralama yapılmıştır. Bu sıralamaya göre, zeminin vincin sabitlenmesi için uygun olmaması yaklaşık %16 ağırlıkla en büyük tehlike olarak öne çıkmaktadır. Diğer taraftan, kaldırma alanına yetkisiz kişilerin izinsiz girmesi, uygun şeritleme ve kati barikatların kullanılmaması %7 ağırlıkla en önemsiz tehlike olarak belirlenmiştir. Çalışmanın sonunda uzman görüşlerine başvurularak her risk için koruyucu tedbirler önerilmiştir.
Yozgat il merkezine bağlı çiftçilerin iş kazası deneyimleri ve sağlık hizmeti kullanımları
Tarım sektörü, gıda üretimi, ekonomik istikrar ve çevresel sürdürülebilirlik için hayati öneme sahiptir. Bununla birlikte, ağır makine kullanımı, kimyasallara maruz kalma ve zorlu çevre koşulları gibi faktörler nedeniyle önemli iş sağlığı ve güvenliği sorunları da ortaya çıkarmaktadır. Kesitsel tipteki bu çalışmaya Türkiye'de Yozgat Ziraat Odası'na bağlı 366 çiftçi katılmıştır. Demografik özellikler, mesleki faktörler ve iş kazalarına ilişkin veriler Mayıs-Ağustos 2023 tarihleri arasında yüz yüze yapılan anketlerle toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 kullanılarak tanımlayıcı istatistikler ve ikili lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Çalışma, çiftçilerin %33,0'ının son bir yıl içinde iş kazası yaşadığını ortaya koymuştur. Kazaların çoğu vardiyalı dönemde ve sonbahar mevsiminde meydana geldi. Kazalara katkıda bulunan faktörler arasında kişisel koruyucu ekipman eksikliği ve ulaşımla ilgili sorunlar yer aldı. Bulgular, uygun eğitim, kişisel koruyucu ekipman sağlanması ve ulaşım güvenliğinin artırılması dahil olmak üzere etkili iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin uygulanmasının önemini vurgulamaktadır. 2024, x + 52 Sayfa Anahtar Kelimeler: Tarım sektörü; İş Sağlığı ve Güvenliği; İş kazaları; Tarım; Mesleki Risk Etmenleri
Atıksu arıtma tesislerinde risk değerlendirmesi
Bu çalışmanın amacı evsel nitelikli atıksu arıtma tesislerindeki oluşabilecek iş kazalarını ve meslek hastalıklarını belirlemek ve oluşabilecek iş kazası ve meslek hastalıklarını ortadan kaldırabilmektir. Çalışma sırasında Mersin ilinin Anamur, Bozyazı ve Mut ilçelerinde bulunan farklı teknoloji ve proseslerden oluşan arıtma tesislerinden yararlanılmıştır. Aktif olarak görev aldığım 3 tesiste 9 aylık izleme sonucu gözlemlenen ve ortadan kaldırılan risk faktörleri incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda 3 tesiste de belirlenen bölümlerde 3T yöntemi kullanılarak risk değerlendirmesi yapılmıştır. Değerlendirme öncesi ve sonrasında elektriksel ve biyolojik risklerin daha az olduğu görülmüştür. Tesislerde incelenen bölüm ve ekipmanlar da büyük risklerin sırasıyla geri devir ünitesi, çamur susuzlaştırma ünitesi, giriş terfi ünitesi, havalandırma havuzları, çökeltme havuzları, laboratuvarlar, atölyeler, blower binası, kum ve yağ tutucu ünitesi, kaba ızgara, ince ızgara ve idari binalardır. Sonuç olarak incelemeler dahilinde riskler belirlenerek ve önlemler alınarak iş kazaları ve ölümler ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Lokman Hekim Sağlık Grubu Ankara Hastaneleri'nin iş sağlığı ve güvenliği performans düzeylerinin karşılaştırmalı olarak belirlenmesi
daha sonra doldurulacaktır
Kaplıca çalışanlarında toksik maruziyetler ve kas iskelet sistemi hastalıklarının değerlendirilmesi
Çalışmamızda kaplıca çalışanlarında toksik metal maruziyetlerin ve kas iskelet sistem hastalıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız kapsamında Yozgat İline bağlı Sarıkaya, Sorgun ve Saraykent ilçelerinde bulunan kaplıca merkezlerinde çalışan 54 kişiden alınan saç ve idrar örnekleri alındı. Ayrıca 54 çalışanla yüz yüze anket çalışması yapıldı. Analizler indüktif eşleşmiş plazma kütle spektrometresinde (ICP-MS) yapıldı ve tüm veriler SPSS paket programı ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan 54 çalışanın ortalama As idrar düzeyi Sarıkaya için 10,07±1,28 ug/L, Sorgun için 10,60±1,50 ug/L, Saraykent için 9,66±1,29 ug/L bulunmuş tüm çalışanların değerleri normal sınırlar içinde çıkmıştır. Ortalama As saç düzeyleri Sarıkaya 0,48±0,21 μg/g, Sorgun 0,52±0,37 μg/g, Saraykent 0,37±0,11 μg/g bulunmuştur. Toplamda 13 kişide Pb, 16 kişide Cd, 5 kişide Co, 3 kişide Ni, 9 kişide Zn, 2 kişide Mn, 3 kişide Cr, 11 kişide Al, 21 kişide Mg, 8 kişide Fe idrar düzeyleri limitlerin üzerinde bulumuştur. Ayrıca 3 kişide As, 11 kişide Pb, 7 kişide Hg, 29 kişide Cd, 2 kişide Ni, 19 kişide Mn saç düzeyleri normal limitlerin üzerinde bulunmuştur.
Tıbbi laboratuvarlarda ağır metal / eser element testlerine ait numune alma tüplerinin karşılaştırma ölçümlerinin değerlendirilmesi
Tiryaki, Ö. & Kelağalar, E. ve arkadaşları yapmış oldukları çalışmalarda hastanın tanı ve tedavisinin takibinde, hastaneye yatış, taburcu ve ilaç başlamada verilecek kararların alınmasında laboratuvar test sonuçlarının hayati önem sahip olduğu, tanı testlerinin doğru ve zamanında çıkmasını etkileyen en önemli faktörler kan örneklerinin eğitim almış kişiler tarafından iyi uygulama standartlarına uygun şekilde alınması ve bu sırada uygun malzemeler kullanılması gerektiğini, bu sebeple hastalara zamanında ve doğru teşhis konulabilmesi için laboratuvar süreçlerinin doğru ve etkili şekilde yürütülmesi gerektiği ile birlikte preanalitik dönemde kan numunesi alma ile ilgili hemşirelerin bilgi durumunun incelenmesini belirtmişlerdir. Çeşitli sorular ile yapılan işin hastaya maddi ve manevi durumlara yol açtığı durumlarından bahsedilmiştir. Süreçlerin iyileştirilmesi için hemşirelere verilen eğitimin öneminden bahsedilmiştir. Çalışmaya katılan 282 hemşirenin hepsinin yataklı klinikte görev yapmakta olduğu her yıl bir defa hizmet içi eğitimlerde ''Kan Numunesi Alma Eğitimi'' aldıkları iletilmiş, Katılımcılardan %46,1'inin tüplerin renklerine göre kan alma sıralamasını doğru yapabildiği Hemşirelerin "Tüp sıralamasındaki karışıklık neden kaynaklanıyor?'' sorusuna verdikleri yanıtlar değerlendirildiğinde: %51'i bilgi eksikliği, %34,3'ü iş yoğunluğu, %6,1'i tüpleri sıralamasının önemli olmadığı, %2,9'u dikkatsizlik ve elzem bakılması gereken tetkike öncelik verildiği, %1,7'si çok fazla tüpe kan almanın karışıklığa yol açtığı, %1,1'i alışkanlık gibi nedenleri şeklinde belirtmişlerdir. Yapılan çalışma sonunda hemşirelerin preanalitik kan numunesi alma ile ilgili bilgi düzeyinin kısmen (%46,1) yeterli olduğu görülmüş, tüp sıralamasına bilgi eksikliğine bağlı dikkat edilmediği (%51), numune reddinin en önemli sebebinin yetersiz numune olduğu (%53,6) tespit edildiği görüldüğü iletilerek hizmet içi eğitimlerin arttırılarak hasta güvenliği ve sağlık sistemi sonuçlarının daha fazla iyileştirileceği belirtilmiştir[1]. Aykal ve arkadaşları yapmış oldukları çalışmalarda laboratuvar test sonuçlarının klinik olarak öneminden bahsederken Laboratuvar test sürecinin preanalitik, analitik, ve post analitik evreleri kapsadığını laboratuvar sonuçları ile ilgili hataların yaklaşık %60-70'i preanalitik hataların varlığından bahsedilerek Venöz kan alımında preanalitik evrenin basamakları incelenmiştir. Kan alma işlemi olarak tanımlanan Filebotomi hakkında Clinical Laboratory Standards Institute (Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü) (CLSI) tarafından 2007'de yayınlanan GP41-A6 rehberi ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 2010'da yayınlanan kan alma kılavuzu uluslararası platformda en kabul gören dökümanlar olarak çalışmada kaynak olarak ele alındığını belirtilmiştir. Türk Biyokimya Derneği Preanalitik Evre Çalışma Grubu tarafından Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve 5 hastane yürütülen çalışmada kan alma ünitelerinde kan alan personelin, katılımcı olmayan gözlem yöntemi ile anket uygulaması yapılarak CLSI GP41-A6 kılavuzuna uyumu değerlendirilmeye alınmış. Venöz kan alımı preanalitik evrenin önemli basamaklarından biri ve sağlık hizmetlerinde en sık gerçekleştirilen girişimsel prosedür olduğu farklı basamaklardan oluşan ve her basamağın hasta güvenliği bakımından potansiyel hatalara açık olduğu belirtilmiştir. CLSI EP 41-A6 Kılavuzuna Uyumun Gözlemsel Anket ile 1. Numune alan kişi alım öncesi tüm malzemelerini hazırlamamış mı? (ekipman yeterli mi?) 2. Numune alan kişi kullandığı tüm malzemenin son kullanma tarihini kontrol etti mi? 3. Numune alan kişi kimliklendirme yapıyor mu? 4. Numune alan kişi işlem öncesi ellerini dezenfekte etti mi? 5. Numune alan kişi işlem öncesi hastanın hazırlığı konusunu sorguladı mı? 6. Kan alma koltuğu bu işlem için uygun özellikte mi? 7. Hasta yatıyorsa kola uygun pozisyon verildi mi? 8. Numune alan kişi kan alınan bölgenin dört parmak genişliğinde (10 cm) üstünden turnikeyi bağladı mı? 9. Numune alan kişi uygun kan alma noktası seçti mi? 10.Numune alan kişi her hastada temiz birçift eldiven giydi mi? Gibi soruların yöneltilmesi ile Venöz kan almada; kullanılan malzemenin son kullanma tarihi, hasta kimliklendirilmesi ve örnek etiketlenmesi basamaklarını kırmızı bölge olarak tanımlandığı tespit edildiği belirtilmiştir. Pre-analitik faz çalışma grubu yaptıkları çalışma sonucunu: "Kan alma ile ilgili mevcut uygulamaların gözden geçirilmesi ve önemli basamakların tanımlanmasına ihtiyaç olduğu, ulusal kan alma kılavuzu olmayan AB ülkelerinde CLSI 41-A6 kılavuzunun adapte edilmesi ve kullanılması, ulusal derneklerin temel ve sürekli eğitim programlarını geliştirmelerine ihtiyaç vardır "yetkinlik sertifika uygulaması" şeklinde açıklandığı belirtilmiştir. Venöz kan alımı uygulama kılavuzlarına uyum ile ilgili iş yeri eğilimleri ve sağlık çalışanının uyumu hakkında çok az ve yetersiz sayıda çalışma olduğu Gelecekteki çalışmalarda kan alma çalışanlarının eğitim ve uygulamalarına standardizasyon getirilmesi planlanarak Bu amaçla ulusal kan alma sertifikasyon programlarının oluşturulmalı ve hizmet içi eğitim ve kontrollerle sürecin takibi sağlanarak CLSI GP41-A6kılavuzu (CLSI 2007) ve DSÖ'nün yayınladığı venöz kan alımı kılavuzunun süreçleri iyileştirmede yardımcı olunacağı belirmişlerdir[2]. Hacı Kemal Erdemli ve arkadaşları çeşitli testlerin kan alma tüplerine konulan ek maddelerden etkilendiği çeşitli yöntemler ile çalışılan testlerde interferansa sebebiyet verdiği ticari markalardaki testler, değişik tüp katkı maddelerinden etkilendiği tüplerin hangi testlerde kullanılabileceği ile ilgili yeterli validasyon çalışmaları yapılmadığı belirtilmiştir. Yapılan çalışmada istenen testler en az 3 serum tüpüne kanı alınması ile yapılmış olup preanalitik durumlar kontrol edilerek Vacutest REF11030 (Grup A),Becton Dickinson (BD) Vacutainer CAT REF367896 (Grup B) ve BD Vacutainer SST TM II Advance REF367953 (jelli) (Grup C) tüpleri ile validasyon çalışması yapılarak ölçüm interferansı tespit edilmeye çalışılmıştır. Kan alma tüplerinin üretimde farklı markalarda tüplerin içerdikleri çeşitli kimyasallar nedeni ile özellikle mmunassay yöntemlerde ölçülen testlerde interferansa sebebiyet verdiği belirtilmiştir[3]. Özbolat G. Ve arkadaşları ağır metallerin neler olduğu ve toksik etkisinden bahsetmişlerdir. Ağır metallerin biyolojik süreçlere etki derecelerine göre yaşamsal (esansiyel) ve yaşamsal olmayan (non-esansiyel) olarak sınıflandırılmasının enzimatik bir tepkimede ko-faktör olarak rol oynayan, organizma yapısında belirli bir derişimde bulunması gerekli olan vitamin ve hormonların bileşenlerinde bulunanlar yaşamsal olarak, Ayrıca belirli bir derişimden (1-10 ppm: part per million/ milyonda bir) sonra toksik olarak etki göstermeleri ( Fe, Cu, Zn, Ni ve Se). Buna karşın, yaşamsal olmayan ağır metallerin (Hg, Cd ve Pb), başlangıç derişimlerinden itibaren toksik etki göstermekte ve çok düşük derişimlerde bile psikolojik yapıyı etkileyerek sağlık problemlerine yol açabileceği Hg ve Cd 0,001-0,1 ppm gibi çok düşük derişimlerde bile toksik olabildiklerinden bahsedilmiştir. Ağır metallerden bazılarının genel özelliklerinden bahsedilmiştir. Civa (Hg), modern teknolojide özellikle plastiklerin üretiminde katalizör olarak, çeşitli ölçü ve kontrol aygıtlarında (barometre, termometre), elektrik ve çimento endüstrisinde, madencilikte, selüloz üretiminde, boya ve kâğıt sanayisinde ve diş tedavilerinde dolgu malzemesi olarak yaygın olarak kullanıldığı, Civanın toksitesi kimyasal formuna bağlı olarak değişim gösterdiği, toksitesi ve etkilediği organları, Civa maruziyetinin kesin tanısında, sık kullanılan ve geçerliliği kanıtlanmış olan idrar ve kan düzeylerinde ölçüm yöntemlerinin kullanıldığı. Bir kişinin Hg temasının belirlenmesinde kan ve idrar (24 saatlik) düzeylerindeki değerlerin birlikte değerlendirilmesi önerildiğinden bahsedilmiştir. Kurşun (Pb), endüstriyel olarak yaygın biçimde organik ve inorganik formda bulunduğu, toksitesi ve etkilediği organları, Kurşuna maruz kalmayı belirlemek için kullanılan bir dizi yöntemlerin olduğunu Kan örneklerinin içerisinde bulunan niceliksel kurşun miktarı en yaygın olarak atomik absorpsiyon spektrofotometresi (AAS) kullanılarak yapıldığını Bunun dışında Anodik Sıyırma Voltametresi (ASV) ve İndüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektrometresi (ICP-MS) de kullanıldığından bahsedilmiştir. Bakır (Cu), çeşitli kaya ve minerallerde bol bulunan esansiyel mikro besin elementlerinden olduğu, elektrik ve boya sanayinde, tesisat borularının üretiminde kullanıldığı bakır tuzları veteriner hekimlikte antelmintik olarak, tarımda fungisit olarak geniş kullanım alanına sahip olduğu, toksitesi ve etkilediği organları, bakırın kantitatif tayini için yüksek duyarlıklı analitik tekniklere ihtiyaç olduğu Atomik Absorpsiyon Spektrofotometresi (AAS), İndüktif Eşleşmiş Plazma Atomik Emisyon Salınımı (ICP-AES), İndüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektrofotometresi (ICP-MS) ve voltametrik metotlar kullanılmakta ise de en çok AAS ile yapılmış makalelerin olduğundan bahsedilmiştir. Arsenik (As), Arsenik bileşikleri anorganik ve organik olmak üzere sınıflandırıldığı Karbon bağı bulunmayan arsenik bileşikleri anorganik arsenikler olarak tanımlanırken, yapısında karbon bağı bulunduran arsenik bileşikleri de organik arsenikler olarak bilindiği İnorganik arsenik türleri arsenat ve arsenit, organik türlerinden bazıları ise metillenmiş türleri olan monometil arsenik asit ve dimetil arsinik asit olduğu Arsenit, arsenat, monometil arsonik asit (MMA) ve dimetil arsinik asit (DMA) sularda bulunan arsenik türleri olduğu Arseniğin toksisitesi kimyasal yapısına bağlılığı ve genellikle çözünebilir inorganik arsenik türleri organik arsenik türlerine (MMA ve DMA gibi) göre daha toksik olduğu, ve etkilediği organlardan bahsedilmektedir. Genel olarak Ağır metallerin zehirli etkileri her metalin özelliğine göre değişmektedir. Ancak genel olarak hepsi birden fazla organ ve sistemi etkilemektedir. Zehirli ağır metaller; sinirlere ve kemiklere zarar vermekte, önemli enzim gruplarının fonksiyonlarını bloke etmekte ve kansere neden olmaktadır. Aynı zamanda; denekler üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda ağır metallere maruz kalan insanlarda, ruhsal ve nörolojik etkilere bağlı davranış bozuklukları, nörotransmiter üretimi ve bunların fonksiyonunda düzensizlikler ortaya çıkması gözlemlendiği belirtilmiştir.[4]. CLSI EP15A2 User Verification Of Performance For Precision And Trueness; Approved Guideline [5] CLSI EP15A3 User Verification of Precision and Estimation of Bias, [6] IFCC Uluslararası Klinik Kimya ve Laboratuar Tıbbı Federasyonu (International Federation of Clinical Chemistry and Laboratory Medicine) [7] College of American Pathologists (CAP) [8] ISO 15189:2012. Medical laboratories – Requirements for quality and competence. [9] Westgard JO. Basic method validation, 3. baskı, Madison, 2008. [10] The Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI), [11]
Kaynak işçilerinde toksik metal maruziyet düzeylerinin değerlendirilmesi
Kaynak işleri pek çok alanı kapsayan iş kollarından birisidir. Metallerin belli sıcaklık değerlerinde eritilerek birbirine kaynamasını sağlayan kaynak işlemi kullanıldığı metallerin yapısına göre işlem sırasında zararlı toksik duman çıkartırlar. İşçi ile kaynak edilen malzeme arasında oluşan bu duman insan sağlığına ciddi şekilde akut veya kronik zararlar verir ve geri dönüşü olmayan etkiler meydana getirebilir. Kaynak işleri ve etkileri adına araştırma yaparak toplanan verilere baktığımızda toksik etkiye neden olan kaynak işleriyle ilgili pek fazla çalışma yapılmamış veya çalışılan toksik metal sayısı sınırlı kalmıştır. Literatürde de yapılan çalışmalara bakıldığında solunum sistemi özellikle hedef organ durumundadır. Yozgat ilinde bir sanayi sitesinde 5 farklı işyerine gidildi ve her birinde kaynak işleri ile uğraşan kaynakçılara önce anket uygulanıp daha sonra her birinden idrar ve saç örneği toplandı. Çalışanların idrar ve saçında ağır metal ölçümü gerçekleştirmek üzere analizler, İndüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektrometresinde (ICP-MS) yapıldı ve tüm veriler SPSS paket programı yardımı ile değerlendirildi. Sonuçlara bakıldığında, Mangan idrarda 51 kişiden 48'inde limit değerin üzerinde çıkmıştır ve saç numunelerinde toplamda 40 kişide yine üst seviyelerde görülmüştür. Kurşun seviyeleri idrarda 19 kişide yüksek çıkarken, saçta 6 kişide yüksek çıkmıştır. Kadmiyum idrarda 12 kişide limit değerlerin üzerinde ve saçta 2 kişide yüksek, Krom seviyeleri idrarda 2 kişide, saçta ise 1 kişide limit değerin üzerindedir. Alüminyum ise 1 çalışanın idrarında yüksek miktarda görülmektedir. Çinko idrarda 9 kişide yüksek çıkmıştır. Kobalt idrarda 4 kişide, Arsenik, çalışanlardan 7 kişinin saçında sınır üstündedir. Nikel, çalışanlarda 3 kişinin idrarında görülmüştür. Kaynak işleri için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması, düzenli risk analizlerinin yapılması, çalışanların eğitimi, bilgilendirilmesi ve kişisel koruyucu donanımların kullanılması ve gözetimi çok önemlidir.
Okul servis sürücülerinin karıştığı trafik kazalarında uykululuk ilişkisinin araştırılması: Yozgat ili akdağmadeni ilçesi örneği
Uyku bozuklukları, trafik kazalarının başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Okul servis sürücülerinin karıştığı trafik kazalarında uykululuk ve uyku apnesi sendromunun etkileri bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı Yozgat ili Akdağmadeni ilçesindeki okul servis sürücülerinin karıştığı trafik kazalarında uykululuk halinin ilişkisi incelemek ve trafikte uykululuk ilgili süreçlere dair alınması gereken önlemleri ortaya koymaktır. Çalışmada nicel yöntem kullanılmış ve Yozgat ili Akdağmadeni ilçesinde çalışan 112 okul servis sürücüsünün katıldığı bir anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmaya katılan okul servis sürücülerinin uykululuk düzeyinin büyük oranda normal olduğu belirlenmiştir. Okul servis sürücülerinde yaşı, çocuk sayısı, işyerinde çalışma süresi ve eğitim düzeyi uykululuk hali etkilemektedir. Okul servis sürücülerin uykululuk puanı ile trafik kazalarında uykunun etkisi arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Çalışmanın sonuçları 112 okul servis sürücüsünün verdiği yanıtlarla sınırlıdır. Elde edilen bulgular ile okul servis sürücülerine yönelik sağlık taramaları ve eğitim programlarının önemini ortaya koymaktadır.
İnşaat sektöründe iş güvenliği kültürünün incelenmesi
Araştırmasının amacı; Türkiye deki inşaat sektörü çalışanlarının örnek olabileceğini düşündüğümüz Şırnak ili içinde bulunan bir İnşaat şantiyesinde çalışan 145 inşaat işçisinin iş güvenliği ve sağlığı hakkındaki bilgisini, ve farkındalığının seviyesini ölçmektir Araştırmanın Yöntemi: Proje kapsamında, Şırnak ilinde, büyük ölçekli bir inşaat projesi şantiyesinde Kasım – Aralık 2017 tarihleri arasında, 145 kişilik işçi grubu ile çalışma kapsamında yüzyüze görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu işçilerle bir anket uygulaması yapılmıştır. Anketin amacı; inşaat sektöründe çalışan işçilerin iş güvenliği ve sağlığı uygulamalarında yeterli bilince sahip olup olmadıklarını varsa aldıkları eğitimleri ne derece hayata geçirdiklerini saptamaktır. Anketler; işçiler üzerinde kendi içerisinde değişik iş grupları baz alınarak yapılmıştır. İş gruplarına örnek olarak; demirciler grubu, kalıpçılar grubu ve kaynakçılar grubu verilebilir.Anketler; yüz yüze yapılmıştır. Yapılan anketin sonucu; işçilerin kendi çalıştıkları meslek sahasında iş güvenliği ile ilgili ne kadar bilinçli ve bilgi sahibi oldukları değerlendirilmiştir.
Üniversite hastanesinde sağlık çalışanlarının iş güvenliği ve yaşam kalitesini etkileyen faktörler
Sağlık çalışanları, mesleklerinin doğası gereği fiziksel ve ruhsal risklerle karşı karşıyadır. Zorlu çalışma koşulları, uzun mesai saatleri, mesleki stres ve yetersiz iş güvenliği önlemleri hem çalışan sağlığını hem de hizmet kalitesini olumsuz etkiler. Bu çalışma, bir üniversite hastanesinde görev yapan doktor, hemşire, sağlık teknisyeni ve yardımcı sağlık personelinden oluşan dört meslek grubunun yaşam kalitesi, anksiyete, depresyon ve iş güvenliği düzeylerini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Sağlık Personeli İçin İş Güvenliği Ölçeği kullanılarak veriler elde edilmiştir. Veriler, SPSS 25.0 yazılımı kullanılarak analiz edilmiş ve parametrik dağılım gösteren veriler için tek yönlü varyans analizi (ANOVA), non-parametrik dağılım gösteren veriler için ise Kruskal-Wallis H testi uygulanmıştır. Çalışmada, dört meslek grubu arasında yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon puanları açısından anlamlı bir fark bulunmamışken (p > 0.05), iş güvenliği ölçeği alt başlıklarında gruplar arasında farklılıklar tespit edilmiştir. Özellikle "Mesleki Hastalıklar ve Şikayetler" başlığında doktorlar ve hemşireler daha yüksek risk taşırken, "Yönetsel Destek ve Yaklaşımlar" ile "Sağlık Taraması ve Kayıt Sistemleri" başlıklarında yardımcı sağlık personelinin puanları daha yüksek bulunmuştur (p < 0.05). Bulgular, meslek gruplarının farklı ihtiyaçları olduğunu ve iş güvenliği uygulamalarının buna göre düzenlenmesi gerektiğini göstermektedir. Anksiyete ve depresyon düzeylerindeki benzerlik, çalışanların ortak psikososyal risklerle karşılaştığını ortaya koymaktadır. Sağlık çalışanlarının iş güvenliği ve yaşam kalitesini artırmak için mesleğe özgü müdahaleler önemlidir.
Metal şekillendirme ve kaynak sektörlerinde risk analizi yöntemlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, metal şekillendirme ve kaynak sektörlerinde kullanılan risk analizi yöntemleri karşılaştırılacaktır. Öncelikle iş sağlığı ve güvenliği kanununda tanımlanan, kullanılacak materyal ve metotlar tanıtılacaktır. Ardından iş güvenliği ve risk analizi kavramları detaylı bir biçimde incelenecektir. İş kazaları, güvenli ve tehlikeli durumlar ile risk analizi gerektiren koşulların etraflıca tartışılmasının ardından işin hukuki boyutuna değinilerek İSG ile ilgili yasal düzenlemeler aktarılacaktır. Çalışmada kullanılacak olan dört temel risk analizi yöntemi tanıtılarak bu yöntemler doğrultusunda bir karşılaştırma yapılacaktır. Son olarak çalışmanın bulguları incelenecek ve önceki çalışmaların bulgularıyla tutarlı olup olmadığı tartışılacaktır. Oluşturulan kavramsal çerçevenin ardından, söz konusu karşılaştırmada kullanılacak başlıca risk analizi yöntemleri olan L tipi matris analizi, Fine-Kinney Yöntemi, Hata Türleri ve Etki Analizi (FMEA) ve son olarak da Tehlike ve İşletebilme Analizi (HAZOP) yöntemleri, metal ve kaynak sektörünün başlıca faaliyet alanları olan eritme ve arıtma işlemi, kaynak ve kesme, talaşlı imalat, endüstriyel yağlar ve metal işleme sıvıları, zımparalama ve parlatma, dökümcülük, dövme ve presleme, metallerin yüzeyleri ve metali yeniden kazanma işlemleri özelinde değerlendirilecektir.
Sağlık idarelerinde iş sağlığı ve güvenliği bilinci ve risk algısı
Bu araştırma kesitsel nitelikte olup 2022-2023 yılları arasında Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü çalışanları arasında yapıldı. Veriler çevrimiçi (online) anket uygulanarak toplandı. Çalışma 215 kişi ile tamamlandı. Anket ve ölçekten elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak bilgisayar ortamına aktarıldı ve verilerin analizinde bu programdan yararlanıldı. Araştırmada Yozgat İl Sağlık Müdürlüğünde görev yapan personellerin ( İdari, Ebe, Hemşire, VHKİ, Memur, İşçi) İş sağlığı ve güvenliği bilinç ve risk algı düzeyleri araştırılarak aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlanmaktadır. Çalışmada katılımcı personellerin %61,4'ünün erkek, %78,6'sının evli,%73,5'inin çocuk sahibi olduğu ve çoğunluğun %36,3 oran ile 36-45 yaş aralığında olduğu tespit edildi. Anket uygulanan kişilerin; medeni durumu, cinsiyeti, çocuk sahibi olabilme durumu, yaş düzeyi, çalışılan birimdeki pozisyonu ile bilinç düzeyleri ve risk algıları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemedi. Katılımcıların eğitim düzeyleri ile, iş sağlığı ve güvenliği biliminin temel felsefesini bilmeleri, İş sağlığı ve güvenliğini önemli bir bilim dalı olarak kabul etmeleri, bu alandaki eğitimlere katılımın ve yaşam boyu tekrarlanması gerektiğini düşünmeleri arasında pozitif bir ilişki görüldü. Katılımcıların iş sağlığı güvenliği bilinci ile risk ve tehlike farkındalıkları arasında anlamlı pozitif ilişkiler saptandı. Çalışmamızda sağlık idaresi çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği konusundaki bilgi ve tutumlarının eksik olması durumunda, sağlık durumlarının olumsuz yönde etkilendiği tespit edildi. Araştırma pek çok istihdam türünü bünyesinde barındıran ve geniş bir demografik yelpazeye sahip olan sağlık idareleri personeli üzerinde yapıldığından dolayı temsiliyet yönünün güçlü olduğuna dolayısıyla da çıkan sonuçlara çözüm üretilmesi hususunda dikkate alınmaya değer bir çalışma olduğuna inanılmaktadır.
Riske Maruz Değer Yöntemi ile İSG Risklerinin Yönetimi
Risk yönetimi işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesi esnasında meydana gelebilecek beklenmedik tehlikelerin önceden önlenmesi için gerekli faaliyetlerin tümünü içermektedir. İş sağlığı ve güvenliği açısından risk yönetimi ise iş kazalarının ve meslek hastalıklarının çalışma ortamından ve insan hatalarından kaynaklı olarak önlenmesini içermektedir. Bu çalışmada risk yönetimi araçlarından Riske Maruz Değer yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem (RMD) son zamanlarda finansal risklerin ölçülmesinde ve risk yönetiminde karar vericiler açısından yoğun olarak kullanılan bir yöntemdir. Çalışmada, Riske Maruz Değer (RMD) hesaplama yöntemleri arasında doğrusal olmayan ilişkileri ve gelecekte meydana gelebilecek olası değişimlerin etkilerini de içermesi nedeniyle en kapsamlı ve güçlü RMD hesaplama yöntemi olarak kabul edilen Monte Carlo Simülasyon Yöntemi kullanılmıştır. Riske Maruz Değer yöntemi kullanılarak yürütülen bu çalışmada, üretim miktarlarının ve kapasite kullanım miktarının iş kazalarına bağlı olarak nasıl bir değişim izlediği araştırılmıştır.
Taş ocağı işletmesinde risk analizi ve düzeltici önleyici faaliyetler
Bu tez çalışmasında; inşaatlarda kullanmak üzere taş ve benzeri minerallerin açık ocak madenciliği yöntemiyle çıkarıldığı açık tipteki madenlerin; volkanik kayalar, kaolin, mıcır, granit, kireç taşı, mermer, kum taşı gibi taşların çıkarılması için kullanılan yöntemler ve işletmedeki riskler ele alınmıştır. Bu risklerin önlenmesi ve ortadan kaldırılması için gerekli önleyici ve düzenleyici faaliyetler belirlenmiştir. Bu tez çalışmasında; İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili genel kavramlar, iş kazaları, meslek hastalıkları, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara ait yasal mevzuatlar ve son olarak Taş Ocağı işleme tesisindeki İş Sağlığı ve Güvenliği açısından genel risk analizi ve buna karşın bu risklerin ortadan kaldırılmasına yönelik önlemlerin nasıl alınacağına dair önlem ve öneriler geniş olarak ele alınmıştır.
Çelik yapılarda iş sağlığı ve güvenliğinin önemi
İş sağlığı ve güvenliği, doğrudan can sağlığı adına büyük önem taşıyan ve hem bi-reysel hem de kurumsal tedbirler alınmasını zorunlu kılan bir husustur. Çelik yapılarda da iş kaza oranı yüksek olduğundan çok daha hassas bir şekilde üzerinde durulması gereken bir konu olmaktadır. Araştırma kapsamında çelik yapılarda iş sağlığı ve güvenliği adına alınması gereken tedbirler, konunun önemi ve kişisel koruyucu donanımlara yer verilmiştir. Bu doğrultuda araştırmanın ilk bölümünde iş sağlığı ve güvenliği kavramının tanımına, unsurlarına, önemine, yararlarına ve kişisel koruyucu donanımlara yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Türkiye'de ve Dünya'da iş sağlığı ve güvenliği adına gerçekleştirilen yasal düzenlemeler ele alınmış ve çıkartılan kanunlara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise çelik yapılarda çalışan bireylerin katılımı ile elde edilen veriler doğrultusunda analizler gerçek-leştirilmiş ve elde edilen bulgulara yer verilerek çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: çelik yapı, iş sağlığı ve güvenliği, kişisel koruyucu donanım