
172
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Farklı tohum ekim yöntemlerinin orman gülü (Rhododendron ssp.) tohumlarının çıkış sıklıkları ve fide gelişimi üzerine etkisi
Bu araştırmada orman gülü türlerinin (R. ponticum L., R. luteum Sweet, R. caucasicum Pallas, R. simirnovii Trautv ve R. ungernii Trautv) tohumlarına uygulanan farklı tohum ekim yöntemlerinin fide çıkış sıklıkları, çıkış süresi, gücü ve bitki büyümesine olan etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Tohumlar, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait uygulama laboratuvarında bulunan iklim kabinleri içerisine konulan, 35x50 cm boyutlarındaki köpük kasalara 3 Kasım 2016 tarihinde ekilmiştir. Ekim yöntemi olarak, elle sıraya ekme (kontrol), plant agar ile karıştırma, MS ile karıştırma, ve dere kumu ile karıştırma olmak üzere dört farklı yöntem denenmiştir. Araştırmamız sonucunda, elde edilen en yüksek tohum çıkışı oranları R. ponticum L. türünde %76,00 R. luteum Sweet. % 66.60, R. smirnovii Trautv %55.33, R. ungernii Trautv %24,00 ve R. caucasicum Pallas %15.33 olarak elle sıraya ekme (kontrol) uygulamasından sağlanmıştır. Ekim yönteminin fide çıkış sıklığı üzerine etkileri incelendiğinde ideal tohum dağılımına en yakın değerlerin elle sıraya ekme yönteminden elde edilmiştir. Fide boylarında en iyi sonuç R. ponticum (2.11cm), R. luteum (3.08cm), R. smirnovii (4.07cm), R. ungernii (1.39cm) türlerinde Ms ortamından alınmışken, R. caucasicum da ise 1.69cm ile agar ortamından elde edilmiştir. Sonuç olarak orman gülü türlerinin generatif yöntemle çoğaltılmasında fide çıkış sıklıklarının homojen olarak dağılması için elle kontrollü bir şekilde ekim yönteminin, fide büyümesi dikkate alındığında ise MS ile karıştırarak ekim yönteminin uygun olduğu belirlenmiştir.
Etlik japon bıldırcın (Coturnix coturnix Japonica) rasyonlarına acı biber atığı ilavesinin performans, et kalitesi ve bağırsak mikrobiyolojisi üzerine etkisi
Bu çalışma etlik japon bıldırcın (Coturnix coturnix japonica) rasyonlarına acı biber atığı ilavesinin performans, et kalitesi ve bağırsak mikrobiyolojisi üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Mevcut hayvan çalışması Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Kümes Hayvanları Ünitesinde yürütülmüştür. Çalışma grupları; standart yemle beslenen kontrol (0 mg/kg Acı Biber Atığı (ABA)), rasyona 100 mg/kg ABA, 200 mg/kg ABA ve 400 mg/kg ABA ilave edilen gruplardan oluşmuştur. Her grup 4 tekerrür ve her tekerrür 10 civcivden oluşmuştur. İn vivo hayvan denemesinde toplam 160 adet günlük yaşta etlik bıldırcın civcivi kullanılmış ve deneme 42 gün sürmüştür. Çalışma sonunda performans parametreleri, bıldırcın etinin fiziksel ve kimyasal özellikleri, bağırsak mikrobiyolojisi ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi belirlenmiştir. Sonuç olarak acı biber atığının bıldırcınların yem tüketimini, canlı ağırlık kazancını ve yemden yararlanma oranını arttırdığı belirlenmiştir. Acı biber atığı ilavesi bıldırcın etinin bozulma süresini geciktirmiş, ayrıca serbest haldeki radikalleri bağlayabilen antioksidan özelliğini de arttırmıştır. Acı biber atığı ilavesi ile ince bağırsak mikroflorasındaki laktik asit bakteri sayısını arttığı tespit edilmiştir.
Marul (Lactuca sativa L.) fide kalitesi ve bitki gelişimi üzerine paclobutrazol ve prohexadione-calcium uygulamalarının etkileri
Çalışmada marul fidelerinde boylanmanın kontrol edilmesi amacıyla farklı mevsim (güz ve bahar), zaman (tohum, çimlenme, gerçek yaprak ve çimlenme ve gerçek yaprak dönemi) ve dozlarda uygulanan Pro-Ca (0, 50, 100, 150 ppm) ve PBZ'nin (0, 25, 50, 100 ppm) fide gelişimi ve kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca uygulama yapılmış marullar hidroponik sistemde yetiştirilerek uygulamaların hasat dönemine kadar ne derece kalıcı olduğu belirlenmiştir. Araştırmada tohum uygulamalarının incelenen parametreler üzerinde yaprak uygulamalarına kıyasla daha az etkili olduğu tespit edilmiştir. Marul fideleri üzerinde her iki kimyasalında yaprak uygulamalarının uygulama zaman ve dozlarındaki artışla orantılı olarak baskılayıcı etkisinin arttığı belirlenmiştir. Fide aşamasında PBZ uygulamalarının büyüme parametreleri üzerindeki baskılayıcı etkisinin Pro-Ca uygulamalarından daha fazla olduğu, bu etkinin hasat döneminde Pro-Ca uygulamalarında ortadan kalktığı ancak PBZ uygulamalarında yüksek dozlarda devam ettiği saptanmıştır. Sonuç olarak çimlenme+gerçek yaprak uygulama zamanının her iki durdurucunun da en yüksek oranda etkili olduğu uygulama zamanı olduğu, ancak hem büyümeyi istenilen düzeyin üzerinde baskılaması, hem de hasat döneminde dahi özellikle PBZ uygulamalarında durdurucu etkinin devam etmesinden dolayı kullanılması önerilmemektedir. Gerçek yaprak aşamasında yapılan uygulamaların fide kalitesi üzerinde diğer uygulama zamanlarından daha iyi sonuç verdiği saptanmıştır. Uygulama dozu olarak Pro-Ca için gelişmenin hızlı olduğu mevsim ve koşullarda 100 ve 150 ppm dozları, gelişmenin yavaş olduğu koşullar için 50 ve 100 ppm dozları tavsiye edilmektedir. PBZ için gelişmenin hızlı olduğu mevsim ve koşullarda 25 ve 50 ppm dozları, gelişmenin yavaş olduğu koşullar için 25 ppm ve daha altı dozlar tercih edilmelidir.
Farklı renklerdeki LED ışıkların Rhododendron luteum Sweet. tohumlarının çimlenmesi üzerine etkileri
Işık enerjisi tarımsal üretimde en önemli etmenlerden biridir. Işık bitkilerin büyüme ve gelişmelerinde ışıklanma süresi, ışığın şiddeti ve ışığın dalga boyu olmak üzere üç önemli ekolojik özelliği ile etki etmektedir. Her geçen gün gelişen teknoloji ile birlikte güneş ışığına takviye olarak veya kapalı ortamlarda ışık kaynağı olarak yapay ışıklar kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan en son teknoloji ürünü yapay ışık kaynağı ise Işık Yayan Diyotlar (LED)' dır. Bu araştırma farklı renklere sahip (Gün ışığı LED, Mavi LED, Kırmızı LED ve Mavi LED+Kırmızı LED (%50+%50)) LED ışıklarının R. luteum tohumlarının çıkış oranları ve fide gelişimleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. LED ışıkları, köpük kaplarda asidik torf üzerine yüzeysel olarak ekilen tohumlara 16/8 saat (ışık/karanlık) şeklinde uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen çıkış oranları veriler değerlendirildiğinde Gün ışığı, Kırmızı LED, Kırmızı+Mavi LED, Mavi LED ışıklarda çıkış oranı sırasıyla (%61, %45.66, %43, %35) olarak belirlenmiştir. Çalışmada bitki boyu üzerine yapılan analizlerde, farklı ışık renklerinin bitki boyları üzerine etkisinin istatistiki olarak önemli (p<0.01) olduğu belirlenmiştir. Araştırmada en uzun boylu bitkiler incelendiğinde Kırmızı+mavi LED, Kırmızı LED, Mavi LED, Gün ışığı LED'lerde sırasıyla (10.342 cm, 10.262 cm, 7506 cm, 7.139cm ) verileri elde edilmiştir. Fidelerin çap ölçümlerine ait bulgularda ise, farklı ışık renklerinin fide çapları üzerine etkisinin istatistiki olarak önemli (p<0.01) düzeyde olduğu belirlenmiştir. En kalın fide çapıları Gün ışığı, Mavi LED, Kırmızı LED, Kırmızı+Mavi LED'lerinde sırasıyla (0.147mm, 0.104mm, 0.085mm, 0.077mm) tespit edilmiştir.. Diğer parametrede ise yaprak sayıları incelenmiş ve fidelerdeki yaprak sayısı miktarına, ışık renklerinin çok önemli düzeyde (p<0.01) etkisinin olduğu tespit edilmiştir. En fazla yaprağın Gün ışığı, Mavi LED, Kırmızı+Mavi LED, Kırmızı LED'lerde sırasıyla (3.547, 2, 1.550, 1.302) adet olduğu belirlenmiştir. Çalışmada sonuç olarak çıkış oranı ve fide büyüme parametreleri göz önüne alındığında en yüksek çıkış oranının ve en iyi fide gelişiminin gün ışığı uygulamasında meydana geldiği tespit edilmiştir. Her ne kadar en uzun boylu fideler Kırmızı+Mavi LED ve Kırmızı LED uygulamalarında meydana gelse de bu ortamlardaki fidelerin cılız olduğu gövde çaplarının ve yaprak sayılarının düşük olduğu belirlenmiştir.
Kırşehir'de yetiştirilen siyah alaca sığırlarda genetik parametre tahminleri
Bu çalışmada, Kırşehir ili Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği'ne üye 389 işletmedeki Siyah Alaca sığırlara ait 2007-2017 yılları arasında tutulan 4589 adet süt verim kaydı kullanılmıştır. Süt verimi özelliklerinden 305 gün süt verimi (305 GSV), laktasyon süresi (LS) ve kuruda kalma süresine (KKS) ve bunlar üzerine buzağılama yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi, buzağılama yaşı ve işletme faktörlerinin etkileri belirlendi. Çalışmada 305 GSV, LS ve KKS ortalamaları sırasıyla 7350,5±30,70 kg, 398,2±1,61 gün ve 62,5±17,02 gün olarak hesaplanmıştır. Buzağılama yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi ve işletme büyüklüğünün 305 GSV ve LS üzerine etkileri istatistik olarak önemlidir (p<0,01). KKS üzerine buzağılama yılının ve işletme büyüklüğünün etkisi önemli (p<0,01) olup, laktasyon sırası ve buzağılama mevsiminin etkisi önemsiz (p>0,05) olarak tespit edilmiştir. 305 GSV, LS ve KKS'ye ait kalıtım ve tekrarlanma dereceleri sırasıyla 0,23, 0,07 ve <0,01; 0,23, 0,14 ve 0,02 olarak belirlenmiştir. Ayrıca araştırmada genetik yönelim -8,58 kg\yıl olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak bu çalışma ile Kırşehir ilinde yetiştirilen Siyah Alaca sığırların süt verim özellikleri ile bu özelliklere ait genetik parametrelerinin gelecek generasyonlar için yapılacak ıslah çalışmalarında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Akkaraman koyunlarında mevsim dışı kızgınlık senkronizasyonunda karanlık uygulamasının kullanımı
Bu çalışmanın amacı, Akkaraman ırkı koyunlarda mevsim dışında karanlık uygulamasının yapılarak kızgınlık senkronizasyonunda kullanımının araştırılmasıdır. Bu çalımada hayvan materyal olarak 50 baş 3-4 yaşlı Akkaraman ırkı koyun kullanılmıştır. Çalışma Nisan ayı içerisinde yapılmıştır. Bütün koyunlara ovaryum üzerinde mevcut olabilecek olan Corpus luteum'un (CL) yıkımı için deneme başında 1 cc PGF2α kas içi (IM) enjekte edilmiştir. Enjeksiyondan 48 saat sonra bütün koyunlara doğal progesteron içeren (0,30 g progesterone) vajinal implant cihazı (CIDR) uygulanmıştır.Koyunlar rastgele olarak iki gruba ayrılmışlardır. Koyunların bir grubu (Kontrol; n=25) doğal ve sentetik hormonlar kullanılarak kızgınlıkları senkronize edilmiştir. Diğer gruba (Karanlık; n=25) günde 13 saat süreyle tam kontrollü bir barınakta karanlık uygulaması yapılmıştır. Tüm hayvanlardan belirli bir program dahilinde kan alınmış ve melatonin hormon konsantrasyonları Elisa cihazında tespit edilmiştir. Deneme başında gruplar arasında melatonin hormon konsantrasyonları bakımın bir farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05).Karanlık uygulanan gruptaki melatonin hormon konsantrasyonu (90.83±29.27 pg/ml) kontrol grubundan (66.58±21.05 pg/ml) daha yüksek bulunmuştur (P<0.01). Karanlık uygulaması sonunda melatonin konsantrasyonuda karanlık uygulanan grupta (89.30±29.57 pg/ml) kontrol grubundan (54.44±22.97 pg/ml) daha yüksek bulunmuştur (P<0.01). Döl verim özellikleri bakımından ise gruplar arasında bir farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Bu sonuçlara göre, Akkaraman Irkı koyunlarda üreme mevsimi dışında karanlık uygulaması ile melatonin hormon konsantrasyonlarının değiştirilebileceğini ve buna bağlı olarak da kızgınlık senkronizasyonunun gerçekleştirilebileceği düşünülmektedir.
Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesinde nohut üretimi yapan çiftçilerin bitki koruma sorunlarının ve zirai mücadele konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesinde nohut üretimi yapan üreticilerin bitki koruma sorunlarının ve zirai mücadele konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla 2018 yılında nohut üretimi yapan üreticilerden 1-10 dekarlık alandan üretim yapanlardan 23, 11-25 dekarlık alandan üretim yapanlardan 23 ve 26-100 dekarlık alanlarda üretim yapan üreticilerden ise 48 üretici olmak üzere toplamda 94 adet nohut üreticisi ile anket çalışması yapılmıştır. Yapılan değerlendirmelerin sonuçlarına göre, üreticilerin çok büyük bir kısmı GDO ve biyoteknolojinin ne anlama geldiğini bilmediği, sertifikalı tohumluk kullanım oranının düşük seviyede olduğu, toprak analizi yaptıran üretici sayısının sınırlı olduğu, üreticilerin tarımsal işlerini kendilerince yürütüldüğü, kimyasal savaş uygulamalarında üreticinin çoğunun pestisitleri karıştırdığı, üreticilerin önemli bir kısmının doz aşımında ve gereksiz pestisit kullanımının insan sağlığına ve çevreye zarar verdiğini bildiği, birçok üreticinin boş pestisit ambalajlarını yakarak imha ettiği ya da toprağa gömdüğü ortaya çıkmıştır.
Kırşehir ili Mucur ilçesi hububat üreticilerinin bitki koruma yönünden karşılaştıkları sorunlar ile tarımsal ilaç kullanım durumunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışmada, hububat üretiminin yoğun olarak yapıldığı Kırşehir ili Mucur ilçesinde üreticilerin bitki koruma sorunları ve tarımsal ilaç kullanım durumları değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile üreticilerin hububat üretiminde bitki koruma sorunlarına karşı mücadeleye karar verme kriterleri; bitki hastalıkları, zararlıları ve yabancı ot teşhisinde bilgi aldıkları kaynaklar, pestisit kullanım alışkanlıkları, pestisitleri karıştırma eğilimleri ile çevre ve insan sağlığı konusundaki hassasiyetlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada kullanılan veriler 108 hububat üreticisinden anket yöntemi toplanmıştır. Üreticilerin ilk olarak mücadeleye hastalık, zararlı veya yabancı otu tarlada gördüğünde karar verdikleri; bitki koruma problemlerinin teşhisi konusunda en fazla bilgi aldıkları kaynaklar olarak tarımsal ilaç bayi, konuyu bildiklerini düşündükleri ziraat mühendisi, tarımsal ilaç firmalarının temsilcileri gibi uzmanlardan yardım aldığı; üreticilerin %69,44'ünün tarım ilacı kullanırken tavsiye edilen doza tamamen uyduğu; üreticilerin %83,33'ünün pestisitleri karıştırarak kullanma eğiliminde olduğunu; bunun nedeni ise maliyeti azaltmak ve aynı anda bir kaç zararlıyı, hastalığı veya yabancı otu kontrol etme istekleri olduğu belirlenmiştir.
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencilerinin genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Tarım, bitki ve hayvan yetiştirme, bitkisel ve hayvansal ürünler elde etme ve ıslahı, bitkisel ve hayvansal ürünleri pazara hazırlama ve saklama, bitkisel ve hayvansal ürünleri işleyip, değerlendirme bilim ve sanatıdır. Bu araştırmada Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde öğrenim gören öğrencilerin sosyo-bilimsel konulardan genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının belirlenmesi ile literatüre katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Bu araştırmanın evreni, 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılının Güz Dönemi'nde 1., 2., 3., 4. ve 4+ sınıflarında öğrenim gören toplam 430 öğrenciden, örneklemi ise 273 Ziraat Fakültesi öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Ölçeği, GDO'lu Besinler Bilgi Testi, GDO'lu Besinlere Yönelik Tutum Ölçeği ve GDO'lu Besinlerle İlgili Risk Algıları Ölçeklerinden oluşan anket formu kullanılmıştır. Sonuçlar, Tarımsal Biyoteknoloji bölümündeki öğrencilerin konuyla ilgili en yüksek algıya sahip olduklarını göstermiştir. GDO'lara ilişkin algı, diğer bölümlere ait öğrenciler arasında giderek azalmıştır. Tarım Ekonomisi bölümü öğrencileri konuyla ilgili en az algıya sahiptir. Ayrıca, erkek öğrencilerin konu hakkında kız öğrencilere göre daha bilgili oldukları tespit edilmiştir. Eğitim geçmişinin ve cinsiyetin GDO'lar hakkındaki doğru algıların anlaşılmasında önemli bir rol oynadığı sonucuna varılmıştır.
Etlik piliç rasyonu hazırlanmasında excel tabanlı alternatif rasyon programının oluşturulması
Hayvancılık işletmelerinde yem masrafları üretim maliyetlerinin yaklaşık %75-85'dir. Çiftliklerde en maliyetli girdi yem olması sebebiyle yem hammaddeleri doğru ve kritik sınırlar içerisinde kullanılmalıdır. Dönemsel olarak hızlı bir gelişim gösteren etlik piliçlerin ihtiyaç duydukları besin maddeleri de değişmektedir. Bu nedenle etli piliçlerin ihtiyaçları dönemsel olarak saptanıp, en ideal rasyonun hazırlanması gerekmektedir. Rasyon hazırlanırken hayvanın ırkı, fizyolojik ve sağlık durumu, cinsiyeti ve çevre koşulları gibi kriterler de göz önünde bulundurulmalıdır. Klasik yöntemlerle yapılan rasyon hazırlama işlemlerinde yukarıdaki kriterleri dikkate alarak işlem yapmak oldukça karmaşık, zor ve zaman alıcı bir iştir. Bu nedenle, klasik yöntemlere alternatif olarak geliştirilen çok amaçlı olan bir problemi tek amaçlı bir probleme dönüştürerek en ideal çözümü arayan hedef programlama yöntemleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, etlik piliçlerin rasyonel beslenmesi için Microsoft Office 2016 Excel Paket Programı ile tasarlanan rasyon programında rasyon formülasyonları hazırlanmıştır. Hazırlanan rasyon formülasyonları, piyasada bulunan üç adet ticari rasyon hazırlama programında çözülerek, hazırlanmış olan rasyon formülasyonlarının karşılaştırması yapılmış ve programlar arasında bulunan farklılıklar incelenmiştir. Çalışma sonucunda, kullanılan tüm programlarla hazırlanan rasyon formülasyonları arasındaki toplam benzerlik istatistiksel olarak %97'dir. Tüm bu sonuçlara göre yazılımlar arasında istatistiksel açıdan bir fark olmadığı gözlemlenmiştir.
Kimyon (Cuminum cyminum L.) tohumu tozunun bıldırcın besi performansı, et kalitesi, ince bağırsak histolojisi üzerine etkisi
Bu çalışma, kimyon tohumu tozu (Cuminum cyminum L.) ilavesinin bıldırcın performans, et kalitesi ve bağırsak histolojisi üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Hayvan çalışması Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü, Kümes Hayvanları Ünitesinde yürütülmüştür. Çalışma grupları; standart yemle beslenen kontrol, rasyona 1, 2, 4 ve 8 g/kg kimyon tohumu tozu (KTT) ilave edilen gruplardan oluşmuştur. 100 adet günlük yaştaki bıldırcın civcivleri 5 ayrı gruba ayrılırken, her grupta iki alt gruptan meydana gelmiştir. 42 günlük deneme sonucunda her alt gruptan 4 piliç kesilmiş histolojik analizler ve diğerleri için örnekler alınmıştır. Her grup 2 tekerrür ve her tekerrür 10 civcivden oluşmuştur. Sonuç olarak, rasyona KTT ilavesi bıldırcınların performansını pozitif yönde etkilemiştir. 1 g/kg KTT ilavesi bıldırcın etinin bozulma süresini geciktirmiş, ayrıca serbest haldeki radikalleri bağlayabilen antioksidan özelliğini de arttırmıştır. Muamelelerin, villi yüzey alanını arttırması besin maddelerinin daha kolay sindirilmesine yardımcı olduğunu düşündürmektedir.
Meta analizi ile fitaz enziminin yem katkı maddesi olarak kanatlı beslemede kullanımının araştırılması
Bu tez çalışması, meta analizi ile fitaz enziminin yem katkı maddesi olarak kanatlı beslemede kullanımının etkinliğini araştırmak için yapılmıştır. Bu kapsamda, 1999-2019 yılları arasında yayınlanmış 441 çalışmadan en uygun olan 74 çalışma seçilmiştir. Meta Essentials Excel Programı kullanılarak iki grup (kontrol ve fitaz grubu) ve iki parametreye ait veri girişi mümkün olduğundan analizler için birbirini destekleyecek parametrelere göre yapılan çalışmalar gruplandırılmıştır. Etlik civcivlerde (CA-YDO, YT-GCAA, kemik Ca-P içeriği), yumurtacı tavuklarda (YT-YDO, YV-YK, YA-SA, KK-KKD) ve bıldırcınlarda (YT-YDO) yapılan yayınların bazıları farklı parametreler için tekrar kullanılarak 88 yayın meta analizine tabi tutulmuştur. Çalışmaların tamamının, pozitif etki genişliğine sahip olması, fitazın incelenen parametrelere etkisinin önemli ve olumlu olduğunu göstermektedir. Kombine etki genişliği ve heterojenite analizi sonuçlarına göre, çalışmaların OR değerleri 0,92-1,03 arasında, z değerleri 1'den küçük ve önemli (P<0,01) ve ikili parametrelere fitazın etkisinin benzer (I2=% 0,00) olduğu bulunmuştur. Her veri seti için incelenen çalışmalar iki gruba ayrıldığında; yayınlar arasında fitaz enziminden etkilenme bakımından bir farklılığın olmadığı saptanmıştır. Huni grafiklerinde Y ekseninindeki etki genişliği dağılımı, hesaplanan I2 değerinin % 0,00, tau-kare (T2) değerinin 0,00 ve Cochran Q istatistiğine ait PQ değerinin 1,000 olması, çalışmalar arasında herhangi bir yanlılığın olmadığını göstermiştir. Sonuç olarak, incelenen makalelerde meta analizi ile fitaz enziminin canlı ağırlık, günlük canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yem dönüşüm oranı, kemik kalsiyum ve fosfor içeriklerine, yumurta verimi ve kitlesine, yumurta ve sarı ağırlıkları ile kabuk kalınlığı ve kırılma direncine olan olumlu etkilerinin birbirine benzer olduğu saptanmıştır.
Kıl keçilerinde üreme mevsiminde kızgınlık senkronizasyon uygulamasının döl verimi üzerine etkisi
Bu çalışma ile Kıl keçilerinde üreme mevsimi içinde kızgınlık senkronizasyon uygulamasının döl verimi üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Hayvan materyali olarak 3-5 yaş aralığında toplam 200 baş kıl keçisi kullanılmıştır. Keçiler eşit sayıda olacak şekilde iki gruba ayrılmışlardır (Kontrol grubu, KG n=100; Kızgınlık senkronizasyon grubu, KS, n=100). KS grubuna, 30 mg flugeston asetat içeren sünger takılmış ve 12 gün sonra çıkarılarak hayvan başına 500 IU PMSG kas içi uygulanmıştır. 4 gün süreyle kıl tekeleri kullanılarak çiftleştirme işlemi gerçekleştirilmiştir. Teke katım işlemi her iki grupta da aynı anda başlatılıp 4 gün sonra sonlandırılmıştır. Tekiz doğum oranı KG'da %72, KS grubunda ise %35 olarak gerçekleşmiştir (P<0.01). İkiz doğum oranı ise kontrol grubunda % 24, KS grubunda ise % 62 olarak tespit edilmiştir (P<0.01). Gruplar arasında, doğum oranı ve kısırlık oranı bakımından herhangi bir farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Teke altı keçi başına doğan oğlak sayısı ve doğuran keçi başına doğan oğlak sayısı sırasıyla KG'da 1,20 ve 1,59, KS grubunda ise 1,25 ve 1.64 olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Kıl keçilerinde üreme mevsimi içinde kızgınlık senkronizasyon uygulaması döl verimini iyileştirmiştir.
Arbüsküler mikorizal Fungus (Glomus spp.) türlerinin ceviz (Juglans regia) çöğürlerinin büyüme ve morfolojisi üzerine etkisi
Bu araştırmada, önemli Arbüsküler Mikorizal Fungus (Glomus spp.) türlerinin, ceviz (Juglans regia L.) çöğürlerinin büyümeleri ve morfolojileri üzerine etkileri ile mikorizal birliktelik oluşturma düzeylerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Farklı Glomus türlerini içeren mikorizal fungus inokulumları (M-1, M-2, M-3 ve M-4), dört farklı ceviz (Fernor, Chandler, Kaman-1 ve Franquette) tohum kaynağına inokule edilmiştir. Bir büyüme sezonu sonunda, mikoriza uygulamalarının sürgün uzunluğu, ana kök uzunluğu, yaş kök biyokütle ve toplam yaş çöğür biyokütle değerleri dışındaki tüm büyüme parametreleri üzerine önemli düzeyde etkide bulunduğu, pişkinlik oranı dışındaki tüm morfolojik oranları, köklerdeki liflilik düzeyini ve sürgünlerdeki kıvrılma durumlarını etkilediği belirlenmiştir. Tohum kaynağının tüm büyüme parametreleri üzerine etkisinin önemli olduğu ve parametrelerin tamamında etkinin mikoriza uygulamalarından daha önemli olduğu belirlenmiştir. Glomus intraradices (M-3) ve Glomus iranicum (M-2) uygulamalarının çöğürlerin toplam biyokütle değerlerini artırdığı belirlenmiştir. Tüm tohum kaynaklarında ve mikoriza uygulamalarında benzer düzeyde kolonizasyon oranları gözlemlenmiş, ancak mikoriza uygulamaları farklı sayılarda spor çoğaltımı gerçekleştirmişlerdir. M-2 (Glomus iranicum) ve M-4 (Glomus mosseae) uygulamaları diğer uygulamalardan daha fazla sayıda spor üretmişlerdir. Temmuz 2019, 96 Sayfa. Anahtar kelimeler: Endomikoriza, Juglans regia L., çöğür biyokütlesi, çöğür morfolojisi, mikorizal kolonizasyon
Keşişbaşının (Muscari azureum Fenzl) tohumla çoğaltılması üzerine araştırmalar
Bu araştırmada, Muscari azureum Fenzl türünün tohumların çimlenmeleri üzerine farklı ekim zamanları ve katlama sürelerinin ayrıca soğan gelişimi üzerine farklı uygulamaların etkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Tohumlar, temizlendikten sonra cam kavanoz içerisine konulmuş ve tohum ekimi ve katlamaya almak için ilk grupta 60 gün ikinci grup için ise 120 gün beklenmiştir. Her bekleme süresinin sonunda, tohum ekimleri, hemen ekim, katlamada 15, 30, 45 ve 60 gün bekledikten sonra farklı zamanlarda yapılmıştır. Soğan gelişimi üzerine yapılan çalışmalarda ise ilk grubun çimlenen tohumlarından elde edilen bitkiler saksılara saşırtılmış ve saksılar farklı ışık renklerinin (gün ışığı, gün ışığı+kırmızı, gün ışığı + mavi ve gün ışığı + mor) olduğu iklim kabinlerine konulmuştur. İkinci gruptan elde edilen tohumlar ise farklı ortamlara (torf, cocopeat, vermikülit ve perlit) ekilmiş ve kontrollü sera koşullarında besin çözeltisi verilerek ortamların soğan gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırmamız sonucunda katlama ortamında 45 gün ve 60 gün kalan tohumlarda sırasıyla %32 ve %71 oranında çıkış meydana gelmiştir. Farklı yetiştirme ortamlarının soğan oluşumu üzerine etkisinin istatistiki anlamda önemli (p<1) düzeyde etkili olduğu, incelenen tüm parametrelerde en iyi ortamın besin çözeltisi uygulanmış torf ortamı olduğu tespit edilmiştir.
Tagetes patula L. (Asterales: asteraceae)' nın gümüş nanopartiküllü su ekstraktının Sitophilus granarius (L.) (Coleoptera: Curculionidae) karşı laboratuvar koşullarında etkinliğinin belirlenmesi
Bu çalışma ile Tagetes patula L. (Asterales: Asteraceae)'nın gümüş nanopartiküllü su ekstraktı, depolarda önemli bir zararlı olan Sitophilus granarius (L.) (Coleoptera: Curculionidae) ergin evresine karşı kontak, davranış ve mide zehiri etkileri bakımından laboratuvar koşullarında araştırılmıştır. Yürütülen bu çalışmada, T. patula gümüş nanopartiküllü su ekstraktı, S. granarius ergin evresi üzerinde toksik olduğu belirlenmiştir. %100 dozunda 3. gün sonunda %62,92'lik bir ölüm oranı tespit edilmiştir. LD50 değeri ise 49,937 µl/ergin olarak hesaplanmıştır. Bitki ekstraktının davranışa etkisi seçenek testi ile değerlendirilmiştir. %100 dozunda en düşük ağırlık kaybı (%15,56) ve en yüksek ölüm oranı (%61,67) tespit edilmiştir. Mide zehiri etkisinde beslenmeye etki %23,33 ve buna bağlı ölüm oranı ise %57,61 olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; T. patula'nın gümüş nanopartiküllü su ekstraktının S. granarius ergin evresi mücadelesinde kullanılma potansiyeline sahip biyopestisit olabileceği bu çalışma ile tespit edilmiştir. Ekim, 2019, 37 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Sitophilus granarius, Tagetes patula, gümüş nanopartikül, etki, bitki ekstraktı
Tef [Eragrostis tef (Zucc.) Trotter] bitkisi tohumlarının in vitro ve ex vitro şartlarda çimlendirilmesi
Alternatif tahıl olarak üretilen tef (Eragrostis tef (Zucc.) Trotter) bitkisinin tohumları çalışmamızda materyal olarak kullanılmıştır. Çalışmanın amacı in vitro ve ex vitro şartlarda tef bitkisinde çimlenme günü, çimlenme hızı, çimlenme gücü, bitki boyu, yaprak sayısı, kardeş sayısı, başaklanma günü ve başak boyu parametrelerin incelenmesi olmuştur. In vitro çimlendirmede dört farklı uygulama (MS ortamı, üç gün karanlıkta bekletilen+MS ortamı, % 5 agar ile katılaştırılmış ortamı, üç gün karanlıkta bekletilen+% 5 agar ile katılaştırılmış ortamı); ex vitro çimlendirmede ise iki farklı uygulama (direkt toprağa ekim, 24 saat hidropriming+ekim) denenmiştir. Sonuç olarak, en erken çimlenme ex vitro şartlarda 10 saat süre ile 24 saat hidropriming+ekimde gerçekleşmiştir. En hızlı çimlenme dördüncü gün sonunda üç gün karanlıkta bekletilen+% 5 agar ile katılaştırılmış ortamında gözlemlenmiştir. Çimlenme gücü ise en fazla sekizinci gün sonunda 24 saat hidropriming+ekim uygulamasından elde edilmiştir. Dört aylık gözlemler sonunda ise, en uzun bitki boyu (30.70 cm) MS ortamında (in vitro şartlarda), en fazla yaprak sayısı (5.9 adet) ve en fazla kardeş sayısı (3.25 adet) ise % 5 agar ile katılaştırılmış ortamında gözlemlenmiştir. En erken başaklanma süresi 104 gün ve en uzun başak boyu 15.7 cm ile ex vitro şartlarda direkt toprağa ekilen tohumlarda gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar tef bitkisinin ticari üretim için büyük önem arz etmektedir.
Prohexadione-Calcium uygulanmış hıyar fidelerine dikim öncesi gibberellik asit uygulamalarının bitki gelişimi üzerine etkileri
Bu çalışmada, hıyar fidelerine aşırı boylanmanın engellenmesi amacıyla uygulanan Prohexadione-Calcium'un (Pro-Ca) durdurucu etkisinin, dikim öncesinde yapılan gibberellik asit (GA3) uygulamalarıyla ne şekilde etkileneceğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Deneme 2019 yılı bahar ve yaz üretim döneminde Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'ne ait otomasyon sistemli, gotik tip polikarbon topraksız tarım serasında yürütülmüştür. Hıyar fidelerine ilk gerçek yapraklarının görüldüğü aşamada yapraktan sprey şeklinde Pro-Ca'nın dört dozu (0, 50, 100 ve 200 ppm) ve dikim büyüklüğüne gelen hıyar fidelerine ise dikimden hemen önce GA3'ün 50 ve 100 ppm dozları yapraktan sprey şeklinde uygulanmıştır. Deneme 4x3 faktöriyel deneme deseninde, 4 tekerrürlü ve her tekerrürde 3 bitki olacak şekilde planlanmıştır. Çalışmada uygulamaların; fide döneminde morfolojik, dikim sonrası dönemde ise morfolojik, pomolojik, yaprak pigment içerikleri ve bitki başına verim parametreleri üzerine etkileri belirlenmiştir. Sonuç olarak, fide döneminde 50 ve 100 ppm Pro-Ca uygulamalarının fidelerde boy kontrolünü sağlamada, incelenen diğer morfolojik parametrelerde önemli düzeyde azalmaya sebep olmadan, fide kalitesini koruyarak etkili olduğu saptanmıştır. Pro-Ca uygulanan fidelere dikim öncesi yapılan GA3 uygulamalarının ise, Pro-Ca'nın sebep olduğu büyümeyi engelleyici etkinin giderilmesinde etkili olduğu belirlenmiştir. Özellikle 50 ve 100 ppm Pro-Ca uygulanmış bitkilere yapılan 50 ppm GA3 uygulaması, verimde bir azalmaya sebep olmadan, incelenen morfolojik, pomolojik ve yaprak pigment parametreleri üzerinde olumlu etkiler sağlamıştır.
Karayaka koyunlarında aşım öncesi ağırlığın ve plasenta özelliklerinin kuzu doğum ağırlığına etkisi
Bu çalışma 62 baş Karayaka ırkı koyunun aşım öncesi ve doğum sonu ağırlıkları ile plasenta özelliklerinin 70 baş kuzunun doğum ağırlıklarına etkilerini 8 parametre (Aşım Öncesi Ağırlık, Ana Yaşı, Cinsiyet, Doğum Tipi, Plasenta Ağırlığı, Plasenta Alanı, Kotiledon Şekli ve Kotiledon Sayısı) üzerinden incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Karayaka koyunlarında aşım öncesi ağırlığın kuzu doğum ağırlığına etkisi istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (r = 0,147). Yine, çalışmada takip edilen parametrelerden; ana yaşının (r = 0,119), cinsiyetin (r = 0,113), doğum tipinin (r = 0,643), plasenta ağırlığının (r = 0,604), plasenta alanının (r = 0,323), kotiledon şeklinin (r = 0,074), kotiledon sayısının (r = 0,161), kuzu doğum ağırlığına etkisi istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (P<0.05). Sonuç olarak, aşım öncesi ağırlığın Karayaka koyunlarında doğum ağırlığını etkilediği tespit edilmiştir. Temmuz 2020, 31 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Aşım, Doğum ağırlığı, Plasenta, Kotiledon, Karayaka koyunu.
Kırşehir doğal florasında yayılış gösteren çoban kavurgası (Sedum album L.) türünün çelikle çoğaltılması üzerine araştırmalar
Bu araştırma, Kırşehir florasında doğal olarak yayılış gösteren Sedum album L. türünün çelikle çoğaltması üzerine farklı ortamların, farklı çelik tiplerinin, farklı IBA dozlarının ve farklı bekleme sürelerinin etkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Çelikler hazırlandıktan sonra ilk grup hemen dikilmiş ikinci grup ise üç gün kurumaya bırakıldıktan sonra dikilmiştir. Denemede köklendirme ortamı olarak torf + perlit (3:1) ve kum ortamları kullanılmıştır. Çelikler tepe, yaprak, yapraklı gövde ve gövde çelikleri şeklinde hazırlanmış ve dikim öncesinde IBA'nın 0, 50 ve 100 ppm dozları ile muamele edilmiştir. Araştırma sonucunda torf + perlit (3:1) ortamının kum ortamına göre daha iyi performans gösterdiği, incelenen bütün parametrelerde daha yüksek değerler verdiği tespit edilmiştir. Torf + perlit ortamında bütün çelik tiplerinde köklenme meydana gelmişken, Kum ortamında sadece tepe çeliklerinde köklenme meydana gelmiştir. Tepe çeliklerinde torf + perlit ortamında %100 köklenme meydana gelirken, kum ortamında % 98.12 olarak gerçekleşmiştir. İncelenen parametreler üzerine dikim zamanının ve IBA dozlarının etkisi ise istatistiki anlamda önemsiz (P>0.05) bulunmuştur.
Karaağaç istiridye mantarının (Hypsizygus ulmarius) üretim döngüsü esnasında yetiştirme ortamlarının lignoselilozik içeriklerinde meydana gelen değişimlerin değerlendirilmesi
Çalışmada, Hypsizygus ulmarius mantarının ihtiyaçları hakkında daha geniş bir veri yelpazesi sunmak amacıyla, üretimde kullanılan substratların lignoselülozik fraksiyonlarının bozunması ile mantar verimi arasındaki ilişkinin belirlemesi hedeflenmiştir. Ayrıca farklı substratların verim, biyolojik etkinlik, mantarın şapka özellikleri ve besin içeriğine etkileride araştırılmıştır. Bu amaçla H. ulmarius, fasulye samanı (FS), mısır silajı (MS) ve buğday samanı (BS), kavak talaşı (KT), çam talaşı (ÇT) ve atık mantar kompostu (AMK) üzerinde yetiştirilmiştir. Lignoselülozik atıkların bozunma süreci, 90 günlük yetiştirme periyodu boyunca karakterize edilmiş ve sonuçlar, misel büyümesi ve verimi karşılaştırılarak aralarındaki ilişkiler belirlenmiştir. BS, daha kısa ürün döngüsü (28 gün), yüksek verim ve biyolojik verim (BE%) (340.0 g/kg ve %93.1) nedeniyle H. ulmarius için en iyi substrat olarak belirlenmiştir. Hemiselüloz tüketimi, ağırlıklı olarak misel gelişim süreci boyunca gözlenmiş olup, H. ulmarius yetiştiriciliği sırasında yetiştirme ortamlarındaki lignin seviyesindeki düşüş, hemiselüloz ve selüloza göre önemli ölçüde daha düşüktü. Selüloz esas olarak şapka oluşum/hasat döneminde parçalanmıştır ve bu süreçte yüksek selüloz parçalanmasının H. ulmarius'un verimi ve biyolojik etkinliği ile pozitif olarak ilişkili olduğu belirlenmiştir. Substratın yüksek lignin içeriği, H. ulmarius verimi için sınırlayıcı bir faktördür. Kimyasal analizler, H. ulmarius'un kültivasyonu sırasında substratların pH, C:N oranı, lignoselülozik içerikteki düşüşü ve elektrolitik iletkenlik (EC), azot ve kül içeriğindeki artışı doğrulamıştır. Ayrıca, farklı ortamlarında yetiştirilen şapkalar, yüksek protein (%12.11–20.07), kül (%6.11–7.96) ve karbonhidrat (%69.31–79.96), toplam fenolik içerik (3.65-4,64 mg gallik asit eşdeğeri (GAE)) ve düşük yağ içeriği (%1,98-%2,89) sergilemiştir Çalışma, üretimde kullanılan farklı substratların mantar verimi, kalitesi ve besin içeriğinde etkili olduğunu ve başarılı bir H. ulmarius yetiştiriciliğine hakim olan temel faktörün, orta miktarda N ve düşük lignin ve yüksek selüloz içeriğine sahip substrat olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: karaağaç istiridye mantarı,verim, hemiselüloz, lignin, selüloz
Kışlık buğdayda farklı demir ve çinko uygulamalarının sarı pas (Puccinia striiformis f. sp. tritici) hastalığı üzerine olanmevsimsel etkilerinin çok bantlı veriler kullanılarak belirlenmesi
Sarı pas (Etmen: Puccinia striiformis f. sp. tritici) hastalığı, buğdayda üretim ve kaliteyi olumsuz yönde etkileyen önemli fungal bir hastalıktır. Bu araştırma, sarı pas hastalığının ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinin farklı fenolojik dönemlerinde hastalık şiddetinin (%HŞ) tahmin edilmesinde spektral özelliklerin kullanılabilirliği ve farklı dozdaki demir (Fe) ve çinko (Zn) gübre dozu uygulamalarının mevsim içi hastalık şiddetinin değişimine olan etkilerinin Hiperspektral (Çok Bantlı) indeksler kullanarak değerlendirilebilmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışmada bitki materyali olarak ekmeklik (Bayraktar 2000, Demir 2000, Eser ve Kenanbey) ve makarnalık (Çeşit-1252, Eminbey, Kızıltan 91 ve Mirzabey 2000) buğday çeşitleri kullanılmıştır. Çalışma, Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü (TARM) Yenimahalle kampüsü araştırma alanlarında iki farklı uygulama olarak 2018-2019 yetiştirme sezonunda yürütülmüştür. Araştırmada ilk uygulama; test materyallerine farklı dozlarda (%0, %25, %50, %100) uygulanan sarı pas hastalığına karşı bitkinin gösterdiği reaksiyonların spektral özellikler yardımıyla belirlenmesidir. Sarı pas hastalığının reaksiyonlarının belirlenmesinde etkili olan hassas bant bölgeleri; sapa kalkma sonu ve çiçeklenme başlangıcı erken döneminde (Feeks 10.5.1) ekmeklik buğday çeşitleri için, görünür bölgede 619-767 nm'dir. Dane dolum ve süt olum dönemini içine alan geç dönem (10.5.3-10.5.4) için ise, Yakın Kızıl Ötesi (NIR) bölgede ise 820-1070 nm aralığıdır. Makarnalık çeşitler için ise erken dönemde (10.5.1) kullanılacak olan hassas bant bölgeleri 586-733 nm, geç dönemde (10.5.3-10.5.4) ise 768-951 nm olarak belirlenmiştir. Araştırmanın ikinci uygulamasında; farklı gübre dozlarının (Fe, Zn, Fe+Zn) bitkilerin farklı fenoloji dönemlerdeki sarı pas hastalığına olan reaksiyonlarındaki değişimler, hiperspektral verilerden hesaplanan vejetasyon indeksleri kullanılarak belirlenmiştir. Tüm fenolojik dönemlerde ekmeklik çeşitlerden Bayraktar 2000, Demir 2000 hassas, Kenanbey orta hassas, Eser çeşidinin hastalığa dayanıklı reaksiyon gösterdiği, benzer şekilde tüm fenolojik dönemlerde makarnalık çeşitlerden Eminbey ve Kızıltan 91'in hassas, Mirzabey 2000'nin orta hassas, Çeşit-1252 çeşidinin hastalığa dayanıklı reaksiyon gösterdiği belirlenmiştir. Çalışma sonuçları, iki ve üç bantlı spektral indeksler kullanılarak, sarı pas hastalığının zararının tahmin edilmesinde iki büyüme aşamasının etkili olduğunu göstermiştir. Erken-orta büyüme aşamasında (çiçeklenme başlangıcı) hastalığın tespiti ve kontrol edilmesinin, orta-geç büyüme aşamasında (dane dolum) ürün kayıplarının tahmin edilmesi için önemli olduğu belirlenmiştir. Gübre dozu uygulamalarının; sarı pas hastalığının gelişimi üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde, Bayraktar 2000 ve Eminbey çeşitlerinin bütün fenolojik dönemlerde gübreleme yapılmayan uygulamalarında hem % hastalık şiddeti, hem de verim üzerinde önemli artışa neden olduğu belirlenmiştir. Bayraktar 2000 ve Eminbey çeşitlerinde, gübre uygulamalarının sarı pas hastalığının kontrol edilmesinde hastalığın şiddetini azaltıcı etkisi olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, Eser, Kenanbey ve Demir 2000 çeşitlerinin dane verimi üzerine gübre uygulamalarının olumsuz etkisinin olduğu belirlenmiştir. Fenolojik dönemlere göre; farklı gübre uygulama dozlarında hastalık şiddetinin izlenmesinde etkili spektral bant bölgeleri ve indeksler bütün ekmeklik çeşitler için VISIBLE+RED+NIR aralığında yer almış, hastalık şiddeti değerlerinde artış (+) gözlenmiştir. Ekmeklik çeşitler için öne çıkan indeksler; RDVI, DVI, TVI, GNDVI, NLI, NVI, ARI, LCCI, YRI ve PSRI olarak belirlenmiştir. Mirzabey 2000 çeşidi dışında bütün makarnalık çeşitler için etkili bant bölgesi RED+RED EDGE+NIR aralığında yer almış, hastalık şiddeti değerlerinde artış (+) gözlenmiştir. Mirzabey 2000 çeşidi için etkili bant bölgesi GREEN+RED olarak belirlenmiştir. Diğer makarnalık çeşitler için öne çıkan indekslerin ise LCCI, SIPI, PSRI, NDVI, NBNDVI, MSR, GNDVI, NLI ve YRI olduğu anlaşılmıştır.
Aşılı karpuz yetiştiriciliğinde (Citrullus lanatus) potasyum uygulamalarının meyve kalitesi ve verim üzerine etkisi
Bu çalışmada, farklı dozlarda potasyum (K) uygulamalarının aşılı karpuzda bitki gelişimi, meyve verimi ve kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bitkisel materyal olarak TZ 148 anacına aşılı Odipus karpuz çeşidi kullanılmıştır. Deneme, 2019 yılında Ankara İli Beypazarı İlçesi Pınarcık mevkiinde tesadüf parselleri deneme deseninde 3 tekerrürlü ve her tekerrürde 10 bitki olacak şekilde kurulmuştur. Dikimi yapılan aşılı karpuz bitkilerine 4 farklı dozda K (0, 15, 30, 45 kg/da) fertigasyon yöntemi ile uygulanmıştır. Bitkilerde K uygulamalarının morfolojik ve pomolojik parametreler, yaprak besin elementi içeriği ile verim üzerine etkileri belirlenmiştir. Artan K dozlarının etkisiyle; bitki gövde çapı, gövde boyu, boğum sayısı, yaprak eni, yaprak boyu ve yaprak alanı değerlerinde önemli düzeyde artışlar belirlenmiştir. İncelenen morfolojik parametrelerde en yüksek değerler 45 kg/da K uygulamasında elde edilmiştir. K uygulamaları ortalama meyve ağırlığı ve toplam meyve veriminde de artışlar sağlamış bu artışlar istatistiksel olarak da önemli bulunmuştur. 45 kg/da K uygulaması kontrole kıyasla meyve verimini % 54.7 artırmıştır. K uygulamalarının etkisiyle meyve kalitesi de olumlu etkilenmiş, özellikle meyve suda çözünür kuru madde (SÇKM) değeri kontrol bitkilerinde % 7.93 iken 45 kg/da K uygulamasında % 10.46 olarak tespit edilmiştir. K uygulamaları yaprak makro besin elementi içeriklerinde genel olarak artışlar meydana getirmiş, K ve Mg besin elementlerindeki artış istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Mikro besin elementi içeriklerinde ise Zn'deki artış istatistiksel olarak önemli görülmüştür. Sonuç olarak 45 kg/da K dozunun, morfolojik parametreler ile meyve verimi başta olmak üzere incelenen parametreler üzerinde olumlu etkisinden dolayı aşılı karpuz yetiştiriciliğinde uygulanması önerilmektedir.
Damızlık tavuk yumurtalarına ın ovo formül ürün enjeksiyonunun kuluçka parametreleri, bazı organ özellikleri ve ileum histolojisi üzerine etkileri
Bu çalışma, damızlık tavuk yumurtalarına in ovo formül ürün enjeksiyonunun kuluçka parametreleri, civciv kalitesi, bazı organ özellikleri ve ileum histolojisi üzerine olan etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Denemede 42. haftalık yaşta Atak-S ebeveyn sürüsünden elde edilen 400 adet döllü yumurta kullanılmıştır. Araştırma tesadüf parselleri deneme desenine uygun olarak 4 grup, 4 tekerrür ve her tekerrürde 25 adet yumurta olacak şekilde oluşturulmuştur. Formül ürün kuluçkanın 18. gününde hava kesesine farklı oranlarda hazırlanan sıvı bir solüsyon formunda uygulanmıştır. Deneme grupları enjeksiyon yapılmamış kontrol (K) grubu, %1,25 formül ürün içeren solüsyondan 0.5 ml/yumurta enjekte edilen grup (F1), %2,5 formül ürün içeren solüsyondan 0.5 ml/yumurta enjekte edilen grup (F2), %5 formül ürün içeren solüsyondan 0.5 ml/yumurta enjekte edilen grup (F3) olarak dizayn edilmiştir. Çıkış günü kuluçka parametreleri ve civciv kalitesi ile ilgili parametreler çıkış sağlayan bütün civcivler kullanılarak hesaplanmıştır. Organ özellikleri ve ileum histolojisi için her gruptan rastgele seçilen 6 adet toplamda 24 adet dişi civciv kullanılmıştır. Deneme sonunda, çıkış gücü, embriyonik ölüm ve ıskarta civciv oranı incelendiğinde en iyi sonucun F2 grubunda bulunduğu, kontrol ve F1 grubunda ise istatistiksel olarak bir fark olmadığı tespit edilmiştir (P>0.05). Civciv kalitesi, civciv ağırlığı ve civciv uzunluğu F1 grubunda artış göstermiştir. F2 grubunda villus boyu, kript derinliği ve Lamina muscularis mukoza kalınlığı artış göstermiş ve bu fark diğer gruplara kıyasla istatistiki olarak önemli bulunmuştur (P<0.01). Diğer gruplara kıyasla, F3 grubunda %5 oranında uygulanan formül ürün enjeksiyonunun çıkış gücü, embriyonik ölüm, ıskarta civciv, civciv uzunluğu, pasgar skoru ve sarı kesesiz civciv ağırlığı parametreleri üzerinde negatif etki gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak %1.25 ve %2.5 oranında formül ürün uygulamasının civcivler üzerindeki olumlu etkileri ve %5 oranındaki olumsuz etkileri sebebiyle uygun oranların %1.25 ve %2.5 olduğu kanısına varılmıştır.
Farklı çiftliklerden elde edilen keçi sütlerinde sütün bileşimi ve mikrobiyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Süt ve süt ürünleri, içerikleri bakımından birçok besin maddesini barındırmaktadır. Bu nedenle bütün yaş gurubundaki insanların beslenmesinde bulunan en temel gıdalar içerisinde bulunmaktadır. Keçi sütü, besin madde içeriği dikkate alındığında anne sütüne eşdeğer sayılacak bir süt olup; insan beslenmesi açısından oldukça değerlidir. Alerjen özelliğinin düşük olması aynı zamanda biyo-fonksiyonel ve besleyiciliğinin yüksek olması nedeni ile pek çok alanda tercih edilmektedir. Sütün bileşimi ve mikrobiyolojik kalitesi hem insan sağlığına hem de sütten elde edilecek olan ürünün miktarına ve kalitesine etki etmektedir. Bu çalışmada dört farklı çiftlikten elde edilen keçi sütünün besin madde içeriği ve bazı mikrobiyolojik özellikleri belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Tokat ili sınırları içerisinde elle sağım yapan 4 adet işletme belirlenmiştir. Sağımı takiben yeteri miktarda süt örneği alınarak +4 0C'de laboratuvara getirilmiştir. Süt örneklerinde, sütün bileşimi (protein, yağ, laktoz, yoğunluk, kurumadde ve mineral madde miktarı), toplam aerob mezofilik bakteri sayısı, maya-küf sayısı ve koliform bakteri sayısı tespit edilmiştir. En yüksek protein, laktoz ve kurumadde oranı (%) 2 numaralı çiftlik (%4,6; %4,95; %10,42 ve 4 (%4,47; %4,82; %10,22) numaralı çiftliklerden alınan süt örneklerinde elde edilmiştir (P<0,01). Sütteki yağ oranı en yüksek 4 numaralı işletmeden alınan örnekte tespit edilmiştir (P<0,01). 2 (%0,81) , 3 (0,8) ve 4 (0,81) numaralı çiftliklerdeki sütlerde benzer mineral madde miktarlarına sahip olduğu görülmüştür (P>0,05). Toplam aerob mezofilik bakteri (PCA) sayısı (191×104), maya-küf (PDA) sayısı (42×103) ve koliform bakteri (VRBA) sayısı (710×102) en yüksek 2 numaralı çiftlikte tespit edilmiştir (P<0,01). Sonuç olarak, işletmelerden alınan süt örneklerinin bileşenleri bakımından istatistiksel olarak farklılıklar tespit edilmiştir. Bununla birlikte, sütlerin elde edildikleri çiftliklere göre mikrobiyolojik özellikler açısından önemli değişiklikler gösterdiği tespit edilmiştir.
Çobankavurgası (Sedum album L.) ve Acıdamkoruğu (Sedum acre L.) çeliklerinin köklendirilmesinde farklı organik atıkların kullanım olanakları
Bu tez çalıĢması, farklı organik atıkların, KırĢehir florasında doğal olarak yayılıĢ gösteren Sedum album L. Sedum acre L. türlerinin vejetatif çoğaltılmasında, köklendirme ortamı olarak kullanım olanaklarını ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanmıĢtır. Çelikler doğal florada yetiĢen bitkilerden alınmıĢ ve tepe çeliği olarak hazırlandıktan sonra hazırlanan ortamlara dikilmiĢtir. AraĢtırmada köklendirme ortamı olarak; torf-perlit (1:1), çay atığı, hızar tozu, atık mantar kompostu ve çoklu karıĢım (1:1) kullanılmıĢtır. Torf-perlit karıĢımı kontrol ortamı olarak kullanılmıĢ ve elde edilen veriler bu ortama göre kıyaslanmıĢtır. AraĢtırmada köklenme oranı (%), yaĢam oranı (%), kök sayısı (adet), kök uzunluğu (adet), kök kalitesi, bitki boyu (cm) ve sürgün sayısı (adet) gibi parametreler incelenmiĢtir. AraĢtırma sonucunda her iki türde de bütün ortamlarda %100 köklenme ve yaĢam oranı elde edilmiĢtir. En yüksek ortalama kök sayısı atık mantar kompostu ortamından, S. album‟da10.07 adet ve S. acre‟de ise 6.13 adet olduğu tespit edilmiĢtir. En kaliteli kökler en uzun bitki boyu ve en fazla sürgün sayısı her iki türde de yine atık mantar kompostu ortamında elde edilirken, kök uzunluğunda en yüksek veriler kontrol uygulaması sonucunda alınmıĢtır. En düĢük değerler ise her iki türde de hızar tozu ve çay atığı ortamlarından elde edilmiĢtir. Anahtar Kelimeler: Sukkulent, vejetatif çoğaltma, organik atık
Yulaf ve macar fiğ silajında Lactobacillus brevis kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma, macar fiğ, yulaf ve karışımlarından elde edilen silajlara Lactobacillus brevis (LB) inokülasyonunun fermantasyon, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma kapsamında silaj materyalleri yalın veya karışım halinde silolanmıştır. Araştırmada silaj grupları macar fiğ kontrol (MFK), yulaf kontrol (YUK), macar fiğ + yulaf kontrol (MFYK), macar fiğ + LB (MFLAB), yulaf + LB (YLAB) ve macar fiğ + yulaf + LB (MFYLAB) şeklinde oluşturulmuştur. Laktik asit bakterisi silajlar 1x106 kob/g oranında ilave edilmiştir. Deneme grupları 6 grup, 5 tekerrür ve toplamda 30 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler uygulanmıştır. Açım işlemleri tamamlanan silajlar 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre macar fiğ ve yulaf silajlarında Lactobacillus brevis kullanımının istenmeyen mikroorganizma gelişimini önemli ölçüde engellediği, silajların fermantasyon özelliklerini iyileştirerek aerobik stabilitelerinin iyileşmesinde etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Aerobik Stabilite, Lactobacillus brevis, Macar Fiğ, Silaj Fermantasyonu, Yulaf
Bitki büyümesini teşvik edici bazı bakterilerin oluşturduğu biyofilm yapılarının raman spektroskopisi ile karakterizasyonu
Bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler (PGPR), bitki rizosferinde yaygın olarak bulunmaktadır. Bu bakteriler bitki kök gelişimini arttırmakta ve bitkilere daha iyi büyümeleri için maksimum besin maddesi alma fırsatları sağlamaktadır. Büyümeyi teşvik etmenin yanı sıra, PGPR'lerin stres toleransı (ısı, kuraklık, tuzluluk ve hastalık), ağır metallerin biyoremediasyonu, karmaşık toksik organik bileşiklerin biyolojik olarak parçalanması, biyo-kontrol ajanları ve biyofilm oluşumu gibi bir dizi işlevi vardır. Çeşitli bitki büyümesini teşvik eden rizobakteriler arasındaki etkileşim, esas olarak planktonik büyüme modu altında araştırılmıştır. Bununla birlikte, PGPR'nin biyofilm modunda kök yüzeyi ve toprak üzerindeki davranışının anlaşılması için yapılan çalışmalar çok yenidir ve bu alanla ilgili daha fazla araştırmaya gerek olduğu aşikârdır. Bu nedenle, bitki-mikroorganizma etkileşiminin anlaşılmasına katkı sağlamak için kök yüzeyi ve rizosfer kolonizasyonu üzerindeki biyofilm gelişiminin derinlemesine araştırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Kızılötesi ve Raman spektroskopileri, biyofilmlerin moleküler yapısı hakkında spektral bilgi elde etmek için birbirini tamamlayıcı olarak kullanılan titreşim spektroskopi teknikleridir. Kızılötesi spektroskopisi (IR) biyofilmleri karakterize etmek için yaygın olarak kullanılmasına rağmen, sudan kaynaklanan müdahale hidratlı biyofilmlerin bileşiminde kullanımını sınırlandırmıştır. Dağınık fotonların frekansları moleküldeki bağların türlerine bağlı olduğundan, her molekülün Raman spektrumu benzersizdir ve bu molekülün parmak izi olarak düşünülebilir. Raman spektroskopisinin kırınımla sınırlı uzamsal çözünürlüğü yaklaşık 1 μm'dir ve bu, proteinler, karbonhidratlar, lipitler ve nükleik asitler gibi çeşitli moleküller ve moleküler gruplar içeren karmaşık yapıların ayrıntılı analizini sağlamaktadır. Bu çalışmada; bitki büyümesini teşvik edici özellikleri olan Bacillus drentensis, Bacillus mojavensis, Pseudomonas fluorescens, Pseudomonas putida ve Arthrobacter nitroguajacolicus bakterilerinin oluşturduğu biyofilm yapılarının Raman ve FT-IR Spektroskopisi ile karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Ayrıca bu bakterilerin polistiren yüzeylerde biyofilm oluşturma kapasiteleri kristal viyole deneyi ile belirlenmiş ve Bacillus drentensis, Pseudomonas fluorescens ve Arthrobacter nitroguajacolicus bakterilerinin ise Arabidopsis thaliana Columbia ekotipi köklerindeki kolonizasyonları Taramalı Elektron Mikroskop (SEM) analizi ile belirlenmiştir.
Yulaf silajında Lactobacillus plantarum kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma yulaf (Avena sativa L.) bitkisinden hazırlanan silajlara Lactobacillus plantarum laktik asit bakterisi inokülasyonunun silaj fermantasyonu, mikroorganizma gelişimi ve aerobik stabilite üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada silaj materyali katkı maddesi ilave edilmeden veya farklı dozlarda L. plantarum MF098786 ilave edilerek silolanmıştır. Çalışma grupları katkısız yulaf (kontrol, YK), yulaf + L. plantarum 106 kob/g (LAB6), yulaf + L. plantarum 108 kob/g (LAB8) ve yulaf + L. plantarum 109 kob/g (LAB9) şeklinde oluşturulmuştur. Her grupta 5 silaj olmak üzere toplamda 20 adet silaj hazırlanmıştır. Laboratuvar koşullarında 20±2 ºC'de muhafaza edilen silajlar 90. günde açılarak fiziksel ve kimyasal analizler gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre silajlarda LAB6, LAB8 ve LAB9 gruplarında pH, ADF ve NDF düzeylerinin kontrol grubuna göre düştüğü ve kuru madde kaybının azaldığı, gruplar arasındaki farklılıkların önemli olduğu belirlenmiştir. Toplam çözünebilir madde (TÇM) miktarında ise gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur. Maya ve küf oluşumunun hem aerobik stabilite testi sonrasında hem de açım sonrası silajlarda kontrol grubuna göre önemli ölçüde engellendiği belirlenmiş olup, silajlarda lactobacilli yoğunluğunda önemli bir artış olmadığı saptanmıştır.
Yem bezelyesi ve arpa karışım silajlarında Pediococcus acidilactici kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri
Bu tez çalışması, yem bezelyesi, arpa ve karışımlarından edilen silajlara Pediococcus acidilactici (PA) inokülasyonunun silaj fermantasyonu, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Mevcut silaj materyalleri karışım veya yalın halde silolanmıştır. Araştırma grupları yem bezelyesi kontrol (YB), arpa kontrol (A), yem bezelyesi + arpa kontrol (YBA), yem bezelyesi + PA (YBLAB), arpa + PA (ALAB), yem bezelyesi + arpa + PA (YBALAB) şeklinde oluşturulmuştur. Pediococcus acidilactici laktik asit bakterisi silajlara 1x109 kob/g oranında ilave edilmiştir. Araştırma grupları 6 grup, 5 tekerrür olmak üzere toplamda 30 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler uygulanmıştır. Açım işlemleri tamamlanan silajlar 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre yem bezelyesi ve arpa silajlarında PA kullanımının arzu edilmeyen mikroorganizma gelişimini nispeten engellediği, pH1 ve pH2 derecelerinin kontrol gruplarına göre azalmasında etkili olduğu belirlenmiştir. Genel olarak silaj kalitesini iyileştirdiğini söylemek mümkündür.
Kırşehir'de yetiştirilen esmer sığırlarda bazı verim özelliklerine ait fenotipik parametre tahminleri
Çalışmada, Kırşehir ilinde yetiştirilen 4050 baş Esmer ırka ait verim kayıtları değerlendirilmiştir. Süt verim özelliklerinden 305 gün süt verimi (305 GSV), laktasyon süresi (LS) ve kuruda kalma süresi (KKS) ve döl verim özelliklerinden ise buzağılama aralığı (BA) üzerinde durulmuştur. İlgili özellikler üzerine doğum yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi, işletme büyüklüğü ve buzağılama yaşının etkileri araştırılmıştır. 305 GSV, LS, KKS ve BA ilişkin tanımlayıcı istatistikler sırasıyla 4607,1±26,1, 362,24±1,63, 63,242±0,361 ve 396,11±1,51 olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, hesaplanan fenotipik parametreler ıslah çalışmalarında seleksiyon kriteri olarak kullanılabileceği ve seleksiyondaki başarıyı arttırabileceği düşünülmektedir. Ayrıca bu değerin hesaplanması bölgede artık Esmer ırkı sığırlardan ziyade diğer süt sığırı ırklarının yetiştirilmeye başlandığı ve eğilimin bu yönde olabileceğini göstermektedir.
Ceviz (Juglans regia) üretiminde yeşil ceviz ve sert ceviz kabuğu yan ürünlerinin biyokütle miktarlarının belirlenmesi ve tahmini
Cevizler, sulu etli, yenilmeyen bir mezokarp, odunsu endokarp ve yağ ve proteince zengin tohum kısımlarından oluşan küçük meyvelere sahiptir. Cevizlerin tohumu olarak kabul edilen iç cevizleri gıda olarak tüketilir. Üretim sürecinde sert kabuklar ve yeşil kabuklar birer yan ürün olarak ortaya çıkarlar. Ceviz meyvelerinden ortaya çıkan atık, yan ürün miktarlarının ölçülmesi ve istatistiği üzerine çok fazla çalışma bulunmamaktadır.Bu tez çalışmasında, ülkemiz ceviz üretim desenine uygun olarak, Chandler, Fernette, Fernor, Franquette ve Kaman-1 çeşitlerinde tüm meyvenin, meyve kısımlarından yeşil kabukların, sert kabukların, iç cevizlerin ve sert kabuklu cevizlerin biyokütle miktarları belirlenmiş, farklı meyve kısımlarının nemli ve kuru biyokütle değerleri arasındaki oranlar hesaplanmıştır. Ceviz meyvelerinde elde edilen biyokütle verilerinin yeşil kabuk ve sert kabuk biyokütleleri arasındaki korelasyonlar incelenmiş ve yan ürünlerin tahminine yönelik olarak regresyon eşitlikleri hesaplanmıştır. İncelenen çeşitlerde nemli biyokütle ve kuru biyokütle değerleri önemli düzeyde farklılık göstermiştir. Ölçülen biyokütle değerlerine dayalı olarak NYKB'nin NTMA'dan tahminin %90'ın üzerindeki öngörülen r2 değerleri ile kolaylıkla tahmin edilebileceği belirlenmiştir. KSKB değerlerinin tahmin edilmede KYKB'ye göre daha avantajlı olduğu, KYKB değerlerinin tüm çeşitlerde Basit Regresyon Eşitliği ile tahmin edilmesinin mümkün olmadığı, KSKB değerlerinin ise KYKB değerlerine göre daha fazla çeşitte ve daha yüksek öngörülen r2 değerleri ile özellikle KSKCB'den ve KİCB değerlerinden tahmin edilebileceği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ceviz, Juglans regia, yan ürün, biyokütle, yeşil kabuk, sert kabuk, Chandler
Tritikale silajında Lactobacillus brevis kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri
Bu tez çalışması tritikale (Triticosecale wittmack) silajına ev yapımı turşudan izole edilen Lactobacillus brevis (LB) MF098783 laktik asit bakteri suşunun inokulant olarak kullanımı, silaj kalitesi, aerobik stabilitesi ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkileri araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışma grupları; kontrol (T), Lactobacillus brevis laktik asit bakteri suşu gruplarından LB 106 (TLAB6), LB 108 (TLAB8) ve LB 109 (TLAB9) olmak üzere toplamda 4 grup olacak şekilde oluşturulmuştur. Tritikale hasılı hamur olum döneminde hasat edilip, 5 tekrarlı 1 kg'lık poşetlere vakumlanarak 90 gün fermantasyona bırakılmıştır. Fermantasyon sonrası silaj örneklerinde kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Kimyasal analiz sonuçlarından besin madde içerikleri, aerobik stabilite, suda çözünebilir karbonhidrat, fiziksel analizlerden pH1 (açım sonrası pH ölçümleri), sıcaklık, L, a, b, chroma, h değerleri içerisinde sadece fiziksel analizlerden pH1 ve sıcaklık değerleri istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). pH1 değerleri sırasıyla 5.60, 4.95, 4.99, 4.88 olarak bulunmuştur. Mikrobiyolojik analizlerde: laktik asit, maya-küf ve aerobik stabilite sonrası maya-küf analizleri istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Laktik asit bakteri sayıları sırasıyla 2.88, 0.00, 1.30 ve 2.11 log10 kob/g KM olarak belirlenmiş olup, silajlarda açım sonrası ve aerobik stabilite sonrası analizlerde küfe rastlanmamıştır. Sonuç olarak, tritikale silajında LB ilavesi istenmeyen mikroorganizma ve maya gelişimini engellemeye katkı sağlamıştır.
Bakteriyel inokulant olarak homofermantatif lactobacillus plantarum kullanımının çavdar (Secale cereale L.) silaji kalitesine etkileri
Bu tez çalışması çavdar yem bitkisinden elde edilen silajlara Lactobacillus plantarum (LP) inokülasyonunun silaj kalitesi, fermantasyon, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma grupları çavdar kontrol (ÇK), çavdar + LP 106 (ÇLP6), çavdar + LP 108 (ÇLP8) ve çavdar + LP109 (ÇLP9) şeklinde oluşturulmuştur. LP laktik asit bakterisi silajlara 1×106, 1×108 ve 1×109 kob/g oranında püskürtülerek ilave edilmiştir. Araştırma grupları 4 grup, 5 tekerrür olmak üzere toplamda 20 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler uygulanmıştır. Açım işlemleri tamamlanan silajlar 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Araştırma neticesinde elde edilen bulgular incelendiğinde, LP kullanımının silajlarda laktik asit bakteri kullanımın pH miktarını düşürdüğü ve bununla birlikte maya ve küf gelişimini azalttığı belirlenmiştir. Gruplar incelendiğinde çavdar + LP 108 (ÇLP8) grubunda maya ve küf oluşumu gerçekleşmemiştir. Homofermantatif laktik asit bakterisi olan ev yapımı çeşitli turşu türlerinden izole edilen probiyotik özelliğe sahip Lactobacillus plantarum MF098786 suşunun 1×108 dozunun açım sonrası özellikle maya oluşumunu engellediği sonucuna varılmıştır.
Kırşehir ilinde endüstriyel simbiyoz uygulamaları
Bu çalışma kapsamında Kırşehir ilinde faaliyet göstermekte olan endüstriyel atık potansiyeli olan firmaların atıklarının neler olduğu, miktarı ve atıkların nasıl bertaraf edildiği hakkında bilgi toplanmıştır. Toplanan bilgiler ışığında konuyla alakalı Dünya'da ve Türkiye'de yapılmış olan örnek çalışmalardan yola çıkarak bu atıkların maksimum düzeyde değerlendirilmesi için firmaların eşleştirilmesi yapılmıştır. Eşleştirmeler neticesinde Kırşehir için simbiyoz ağı örneği oluşturulmuştur. Böylece, işletmelerin açığa çıkardığı atıkların minimum düzeylere düşürülerek çevreye zarar vermeyecek şekilde geri kazanımını sağlanarak yeni iş imkanları oluşturulmuştur. Ayrıca, mevcut tez ile hem çevre ve endüstriyel işletmeler arasında simbiyoz ilişkisini oluşturmak hem de bölgesel kalkınmaya ve sürdürülebilirliğe destek sağlamak amaçlanmıştır.
Buğday hasılı silajlarında lactobacillus plantarum kullanımının silaj kalitesi ve fermantasyon üzerine etkileri
Bu tez çalışması buğday yem bitkisinden elde edilen silajlara Lactobacillus plantarum (LP) inokülasyonunun silaj kalitesi, fermantasyon, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma grupları buğday kontrol (KB), buğday+Lactobacillus plantarum 106 kob/g (LP6B), buğday+ Lactobacillus plantarum 108 kob/g (LP8B), buğday+ Lactobacillus plantarum 109 kob/g (LP9B) şeklinde oluşturulmuştur. Lactobacillus plantarum laktik asit bakterisi silajlara 1x106, 1x108 ve 1x109 kob/g oranında ilave edilmiştir. Araştırma grupları 4 grup, 5 tekerrür olmak üzere toplamda 20 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizleri yapılmıştır. Silajların açımı tamamlandığında 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Çalışma sonuçlarının analiz verilerine bakıldığında, Lactobacillus plantarum laktik asit bakterisinin kullanımı lactobacilli yoğunluğunda istenilen düzeyde artış sağlamadığını, maya ve küf oluşumunu engellediğini ve pH değerlerinin düşmesini sağlayarak istenilmeyen mikroorganizma oluşumunu baskıladığını gözlemlenmiştir.
Macar fiği ve çavdar karışımı silajlarında Lactobacillus plantarum kullanımının silaj kalitesi üzerine etkileri
Bu tez çalışması macar fiği ile çavdar yem bitkilerinin tek başına veya karışımlarından elde edilen silajlara Lactobacillus plantarum (LP) inokülasyonunun silaj kalitesi, fermantasyon, aerobik stabilite ve mikroorganizma gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma grupları macar fiği kontrol (MF), çavdar kontrol (Ç), macar fiği + çavdar kontrol (MFÇ), macar fiği + LP (MFLAB), çavdar + LP (ÇLAB), macar fiği + çavdar + LP (MFÇLAB) şeklinde oluşturulmuştur. LP bakterisi silajlara 1x109 kob/g oranında ilave edilmiştir. Araştırma grupları 6 grup, 5 tekerrür olmak üzere toplamda 30 adet silaj ile oluşturulmuştur. Hazırlanan silajlar laboratuvar ortamında 23 ± 2 ºC'de 90 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Silolama döneminin sonunda açılan silajlara kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik analizler uygulanmıştır. Açım işlemleri tamamlanan silajlar 5 günlük aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Araştırma neticesinde elde edilen bulgular incelendiğinde, LP kullanımının silajlarda lactobacilli yoğunluğunda beklenen etkiyi göstermediği fakat pH1 (açım sonrası pH değeri) ve pH2 (aerobik stabilite sonrası pH değeri) oranlarının düşmesinde, buna bağlı olarak arzu edilmeyen mikroorganizmaların gelişiminin engellenmesinde etkili olduğunu söylemek mümkündür.
Bazı melez arpa (Hordeum vulgare L.) popülasyonlarında anter kültürü tekniğiyle katlanmış haploid bitki elde etme olanakları üzerine bir araştırma
Araştırmanın amacı arpanın (Hordeum vulgare L.) dört farklı melez popülasyonuna ait bitkilerden alınan anter eksplantları ile in vitro haploidi tekniğinin geliştirilmesi, homozigot katlanmış haploid arpa bitkilerinin üretimi ve bu şekilde arpa ıslah süresinin kısaltılmasıdır. Başakların yüzey sterilizasyonu ve anterlerin izolasyonu %70'lik ethanol ile başarılı bir şekilde sağlanmıştır. Anterler 0.7 M ve 1.0 M Mannitol içeren besin ortamlarında + 4˚C'de dört gün bekletme işlemlerini içeren ayrı ayrı iki adet ön muameleye tabi tutulmuştur. Ön muamelenin ardından eksplantlar kallus oluşum oranına etkisini gözlemlemek amacıyla AgNO3'ın dört farklı dozunu (0, 25, 50, 75 mg/l) içeren kallus geliştirme ortamlarında 25˚C'de dört hafta kültüre alınmıştır. Kallus oluşum oranı bakımından en yüksek değere 4. popülasyonda, 1 M Mannitol ön muamele uygulamasında, 25 mg/l AgNO3 dozunda ulaşılmıştır. Sera koşullarına adaptasyonu sağlanan aklimatize olmuş bütün popülasyonlarda diploidleşme oranı hesaplanmış ve en fazla diploidleşme oranının (%92.3) birinci popülasyonda olduğu gözlemlenmiştir. Haploid bitkilerde kromozom katlanması sonucunda toplam 265 adet katlanmış haploid arpa bitkisi elde edilmiştir. Arpada katlanmış haploid bitki üretimi ve protokolünün oluşturulması, Türkiye'deki arpa ıslah çalışmalarını hızlandırmaya destek olacaktır.
Türkiye'de yetişen bazı fiğ (Vicia L.) türlerinin moleküler filogenetik analizi ve dünya'daki türleri ile karşılaştırılması
Fabaceae familyasının gıda ve yem sanayisinde kullanılan ekonomik öneme sahip en önemli cinslerinden birisi olan Vicia L., toplam 102 takson (63 tür, 22 alttür, 17 varyete) ile ülkemizde temsil edilmektedir. Tarımı yapılan çok az türü bulunmaktadır. Özellikle bazı türler besin değeri açısından önemli yem bitkisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez kapsamında ülkemizde doğal yayılış gösteren ve ticari öneme sahip türler (6 tür, 1 alttür ve çeşitleri) arasındaki moleküler filogenetik ilişkilerin belirlenmesi amacıyla nükleer ribozomal genlerin iç transkribe boşluklarındaki ITS gen bölgesi (ITS1+5.8s +ITS2) kullanılmıştır. Yapılan PZR çalışmaları ile elde edilen verilerle cins içerisindeki filogenetik ilişkiler Maksimum Likelihood ilişkisindeki GTR (General Time Reversibl Model) parametresinde Gamma dağılımı ile çizdirilmiş ve moleküler filogenetik ağaç elde edilmiştir. Aynı familyaya ait Astragalus mongolicus ve Lupinus luteus türleri ile başka çalışmalarda verileri olan Vicia cinsine ait çalışılan türler NCBI veri bankasından alınmış ve analize dahil edilmiştir. Ayrıca ITS2 gen bölgesine ait sekonder yapıların çizdirilmesi ile de moleküler veriler 2 boyutlu hale getirilerek görselleştirilmesi sağlanmıştır. Gibbs serbest enerji değerleri de çıkartılarak türler arasındaki farklılıklar gösterilmiştir. Sonuç olarak Vicia cinsine ait türler filogenetik çalışmalarda yaygın olarak kullanılan ITS gen bölgesine dayalı ilişkilendirmelerde birbirleri ile morfolojik verilere paralel olarak moleküler filogenetik ağaçta yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Fabaceae , Vicia L., ITS, filogenetik, Gibbs serbest enerji
Kırşehir ilinde yetiştirilen simental sığırlarda fenotipik parametrelerin belirlenmesi
Bu çalışmada, Kırşehir ilinde yetiştirilen 846 baş Simental ırka ait 2007-2017 yılları arası verim kayıtları değerlendirilmiştir. Süt verim özelliklerinden 305 gün süt verimi (305 GSV), laktasyon süresi (LS) ve kuruda kalma süresi (KKS) ile döl verim özelliklerinden ise buzağılama aralığı (BA) üzerinde durulmuştur. Belirtilen özellikler üzerine buzağılama yılı, laktasyon sırası, buzağılama mevsimi ve işletme büyüklüğünün etkileri araştırılmıştır. 305 GSV, LS, KKS ve BA ilişkin tanımlayıcı istatistikler sırasıyla 3847.4 ± 46, 374.47 ± 4.10, 64.88 ± 1.15 ve 438.52 ± 8.19 olarak tespit edilmiştir. 305 GSV ve LS üzerine buzağılama mevsiminin ve laktasyon sırasının etkisi önemli olup (p<0,01), buzağılama yılı ve işletme büyüklüğünün 305 GSV üzerine etkisi önemsiz (p>0,05), LS üzerine buzağılama yılının etkisi önemli (p<0,01), işletme büyüklüğünün etkisi istatistik olarak etkisiz (p>0,05) olduğu tespit edilmiştir. Laktasyon sırası, buzağılama mevsimi ve işletme büyüklüğünün KKS ve BA üzerine etkisi önemsiz (p>0,05) olup, buzağılama yılının KKS üzerine etkisi önemsiz (p>0,05), BA üzerine etkisi önemli (p<0,01) olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma ile Kırşehir ili ve bölgesinde yetiştirilen Simental sığırların süt verim özelliklerine ait fenotipik parametrelerinin ıslah çalışmalarında seleksiyondaki başarıyı arttırabileceği ve gelecekteki generasyonlar için yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.
Aksaray doğal ceviz (juglans regia) popülasyonunun tanımlanması ve üstün özellikli cevizlerin seleksiyonu
Aksaray İli Merkez İlçede bulunan yaklaşık 2500 ağaçlık ceviz popülasyonundan toplam 78 ağaç, popülasyonun genel özelliklerini belirlemek ve verim, hastalıklara dayanıklılık, kabuklu meyve ve iç kalitesi ile iç rengi açısından üstün genotipleri tespit etmek amacıyla 2019 yılında incelenmiştir. Popülasyonun karakterizasyonu UPOV tanımlayıcıları kullanılarak yapılmıştır. İncelenen genotiplerde ortalama olarak, kabuklu meyve ağırlığı 10.81 g, iç ağırlığı 5.15 g, kabuk kalınlığı 1.51 mm ve iç randımanı %47.68 olarak belirlenmiştir. Kabuklu meyve ağırlığı dağılımı açısından, ağaçların %17'si 13.56–15.43 g, %13'ü 11.69–13.55 g, %42'si 9.82–11.68 g, %17'si ise 7.95–9.81 g aralığında değerler göstermiştir. İç çıkarma kolaylığı bakımından genotiplerin %6.41'i çok kolay, %53.85'i kolay, %32.05'i ise orta olarak sınıflandırılmıştır. İç rengi çoğunlukla orta (%47.44) ve açık (%38.46) tonlarda belirlenmiştir. İç dolgunluğu ise daha çok orta (%44.87) ve dolgun (%37.18) seviyelerde gözlemlenmiştir. Popülasyonda meyve şekli açısından varyasyon sınırlı bulunmuştur. Ayrıca genotiplerin %76.9'u yıllık sürgünlerde, %19.2'si yan dallarda, %3.9'u ise salkımlarda meyve vermektedir. Ağırlıklı Derecelendirme Yöntemi ve ek seçim kriterleri dikkate alınarak sekiz üstün genotip belirlenmiştir. Bu genotiplerde meyve boyutları (E, L, H) ve yuvarlaklık indeksi (R) sırasıyla 32.57–39.67 mm; 31.05–36.44 mm; 36.00–43.70 mm ve 0.76–0.90 olarak ölçülmüştür. Kabuklu meyve ağırlıkları 12.13–15.43 g, iç ağırlıkları 5.65–7.68 g, kabuk kalınlığı 1.38–2.03 mm ve iç randıman %45.11–50.25 arasında değişmiştir.
Gümüş balığı (Atherina boyeri rısso, 1810)'ndan protein hidrolizatı üretimi, fonksiyonel ve biyoaktif özelliklerinin belirlenmesi
Doğal yaşam alanı dışında yaşayan ve ekosisteme zarar veren istilacı balık türleri, değerli ürünlere dönüştürülmesi çevreye verdiği tahribatı azaltmak ve ekonomiye katkı noktasında önemli bir potansiyele sahiptir. Bu tez çalışmasında, karşılaştırma amaçlı Hirfanlı ve Yamula Baraj Gölü'nde istilacı tür olarak yaşayan gümüş balığından (Atherine boyeri) alkalaz, bromelain ve flavourzyme enzimi kullanılarak protein hidrolizat üretimi gerçekleştirilmiş, üretilen hidrolizatın fizikokimyasal, fonksiyonel ve biyoaktif özellikleri incelenmiştir. Hidroliz derecesi HGalc, HGbro, HGfla, YGalc, YGbro ve YGfla numunelerinde sırasıyla %10.90, %11.60, %7.61, %9.74, %11.04 ve %6.66 olarak tespit edilmiştir. Fonksiyonel özelliklerden emülsiyon kapasitesi (EAI) en yüksek %99.49±0.48 m2 /g, emülsiyon stabilite (ESI) değeri ise en yüksek %49.02±0.80 dakika HGbro numunesine aittir. Köpük oluşturma kapasitesi ve stabilitesi en yüksek değer HGalc numunesinde olup sırasıyla %114.84±2.82 ve %76.65±1.51 olarak elde edilmiştir. Yağ bağlama kapasitesi, en düşük hidroliz derecesine sahip YGfla numunesinde en yüksek değerde gözlenmiş ve 3.75 ±0.12 mL/g olarak hesaplanmıştır. Hidrolizatlar en düşük HGfla (%79.82) ve en yüksek HGalc (%97.69) arasında, çeşitli pH değerlerinde sürekli olarak yüksek çözünürlüğe sahip çıkmıştır. Sonuç olarak hidrolizatlarının çözünürlük, emülsifiye edici, köpük oluşturucu ve yağ bağlama özellikleri ile gıda katkı bileşeni olarak potansiyel bir uygulama alanına sahiptir.
Çörek otu (Nigella sativa L.) bitkisinde anter kültür tekniğinin geliştirilmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı; çörek otu bitkisinde anter kültür tekniği kullanılarak haploid bitki üretim potansiyeli araştırmaktır. Ayrıca gelecekte yapılacak bitki ıslah çalışmalarında çörek otu bitkisinin anter kültür çalışmalarında kullanılacak besi ortamları protokolllerinin geliştirilmesine ve %100 homozigot bitkilerin elde edilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Bu tez çalışmasında bitki materyali olarak ülkemizin tek tescilli çeşidi olan Çameli çörek otu çeşidi ile Denizli, Isparta, Samsun ve Ankara illerindeki üreticilerden temin edilen 4 farklı çörek otu popülasyonu kullanılmıştır. Bitki çiçeklenme döneminde tek çekirdekli mikrosporları içeren tomurcuklar toplanmış ve MS besi ortamı ve bu ortama BAP ve/veya IAA ilave edilmiş toplam 10 farklı besi ortamı (kontrol, 0,5, 1,0 ve 2,0 mg.l-1 BAP, 0,5, 1,0 ve 2,0 mg.l-1 IAA, 1,0/1,0, 0,1/2,0 ve 2,0/0,5 mg.l-1 BAP/IAA) kullanılmıştır. Araştırma kapsamında her bir popülasyon ve besi ortamı için 5 petri üzerinden ve her petride 20 anter olacak şekilde anter kültür çalışması yapılmıştır. Toplam her bir besi ortamında 500 adet anter kültüre alınmıştır. Her bir popülasyon için ise toplam 1.000 adet anter üzerinden kültür çalışması yürütülmüştür. Bulgular: Genel kallus başarı oranının; 0,5 mg.l-1 IAA içeren besi ortamında %1,6, 1,0 mg.l-1 BAP + 1,0 mg.l-1 IAA içeren besi ortamında %0,6 ve 0,5 mg.l-1 BAP içeren besi ortamında %0,4 olduğu belirlenmiştir. Popülasyonlar düzeyinde en yüksek başarı oranı %1,0 ile Ankara popülasyonundan elde edilmiş olup, bunu %0,2 ile Denizli popülasyonu ve %0,1 ile Isparta popülasyonu takip etmiştir. Araştırmaya konu popülasyonların ve besi ortamlarının genel başarı oranının ise %0,26 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Elde edilen veriler ışığında genel bir değerlendirme yapıldığında; bitki rejenerasyonu sağlanamamış olmasına karşın, düşük oranlarda da olsa kallus oluşumu başarılmıştır. Anahtar kelimeler: Anter kültür, Çörek otu, Haploid, Kallus, Nigella sativa.
Uşak ilindeki paederınae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyası türleri üzerinde sistematik araştırmalar
Nisan 2013–Temmuz 2014 tarihleri arasında, Türkiye‟nin Ege Bölgesi‟nde yer alan UĢak ilinde yapılan arazi çalıĢmaları sonucunda Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyasına ait 12 cinse bağlı 22 tür belirlenmiĢtir. AraĢtırma sonucunda belirlenen türlerden, üçü Astenus Dejean, 1833; ikiĢer tanesi Achenium Leach, 1819 ve Medon Stephens,1833; dörder tanesi Scopaeus Erichson, 1839 ve Rugilus Leach, 1819; birer tanesi ise Leptobium Casey, 1905, Lobrathium Mulsant & Rey, 1878, Platydomene Ganglbauer, 1895, Micrillus Raffray, 1873, Paederus Fabricius, 1775, Micranops Cameron, 1913 ve Sunius Stephens, 1829 cinslerine bağlıdır. Kaydedilen 22 türden 17‟si UĢak ili için ilk defa rapor edilmiĢtir. Paederus littoralis Gravenhorst 1802 ve Rugilus maltzevi Gusarov 1991 türleri ayrıca Ege Bölgesi için de yeni kayıtlardır. Achenium anatolicum Jarrige, 1952 ve Scopaeus minutoides Coiffait, 1969 türleri Anadolu için endemik türlerdir. Bu çalıĢma ile belirlenen türlere ait sistematik ve faunistik bilgilerin yanı sıra ekolojik, zoocoğrafik ve biyolojik notlara da yer verilmiĢtir. Anahtar Kelimeler: Staphylinidae, Paederinae, UĢak, Ege Bölgesi, Türkiye, fauna, sistematik.
Biberde (Capsicum annuum L.) çinko etkinliğinin belirlenmesi ve haritalanması
Yürütülen bu çalışmada, çinko eksikliğine karşı dayanıklılığı kontrol eden genlerin/QTL'lerin kromozom bölgelerinin belirlenmesi, bu genlere bağlı moleküler markırların tespit edilmesi ve Inter Primer Binding Sites (IPBS) markırlarının biber genomunda ilk defa haritalanması amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular ve yöntemler, biberin (Capsicum annuum L.) üyesi olduğu Solanaceae familyasına ait diğer bitki türleri için de kullanılabilir nitelikte olabilir. Bu çalışmada Alata/Mersin Bahçe Kültürleri Araştırma Merkezine ait çinko (Zn) etkinliği yüksek Capsicum annuum L. hattı Alata21A ile Zn etkinliği düşük Capsicum frutescens L. PI281420'nin melezlenmesi ile oluşturulan 93 adet F2 bireyine ait F2;3 popülasyonu kullanılmıştır. Genetik haritalama çalışması F2 populasyonunda, çinko etkinliği testlemeleri seçici genotipleme ile belirlenen 93 F2 bitkisine ait F2;3 projenileri kullanılarak yürütülmüştür. Zn etkinlik testlemeleri, her F2;3 projenisine yirmidört (24) bitkinin yarısı çinko destekli, diğer yarısı çinko desteksiz bitki düşecek şekilde üç tekerrürlü tesadüf blokları deneme desenine göre kurulmuştur. Yetiştirilen bitkiler 0-5 skalasına göre puanlanmış ve kuru madde miktarları her birey için ayrı ayrı belirlenmiştir. Hesaplamalar ile elde edilen sonuçlar, karakteri kontrol eden genleri/QTL'leri barındıran kromozom bölgelerinin yerinin tespitinde kullanılmıştır. Haritalama için kullanılan her bağlantı grubu dominant SRAP (Sequence-Related Amplified Polymorphism), RAPD (Random Amplified Polymorphic DNA), IPBS (Inter Primer Binding Sites) markırları ve ko-dominant SSR (Simple Sequence Repeat) markırları kullanılarak belirlenmiştir. Markır analizleri sonucu elde edilen veriler ile JoinMap 4.1 programında genetik harita oluşturulmuş ve MapQTL 6 programıyla da genlerin/QTL'lerin yerleri tespit edilmiştir. Çinko etkinliğini kontrol eden 36 QTL 2, 3, 5, 8.1, 8.2, 10.2, 11, 12, X1, X3 ve X4 kromozomlarında tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışma ile ilk defa IPBS markırları (44 adet) biber genomunda haritalanmıştır. Bu araştırma ile saptanan sonuçlar, çinko eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan gizli ve görünür verim kayıplarını gidermek için kullanılabilir niteliktedir. Çinko etkinliğinin genetik mekanizmasının anlaşılması ve bu karakteri kontrol eden genlerin bağlantı gruplarının belirlenmesi, çinko etkinliği yüksek biber çeşitlerinin geliştirilip ülkemizin dünyada bir adım öne taşınması sağlanabilir.
Süs biberi shed-mikrospor kültürlerinde çalkalayıcı kullanımının embriyo verimi üzerine etkisi
Süs biberleri (Capsicum annuum L.), morfolojik çeşitlilikleri sebebiyle mevsimlik çiçek ve yer örtücü olarak park ve bahçelerde, aranjman dal olarak kesme çiçekçilikte ve saksı bitkisi olarak iç mekanlarda sıklıkla kullanılan, son dönemlerde süs bitkisi sektöründe önemi artan bitkilerdir. Süs bitkisi değerinin yanı sıra süs biberlerinin içerdiği çeşitli etken maddeler gıda, kozmetik ve ilaç gibi pek çok sektörde kullanılmakta, bütün bunlar göz önüne alındığında, çeşitli sektörler için ıslah çalışmalarının önemi ortaya çıkmaktadır. Ancak literatürde süs biberinde haploidizasyon destekli yapılan ıslah çalışmaları oldukça sınırlı sayıdadır. Söz konusu amaç için ele alınan 5120019 nolu TÜBİTAK-TEYDEB 1505 projesi kapsamında yürütülen bu tez çalışmasında; ticari ve yerel orijinli toplam 29 süs biberi genotipinin shed-mikrospor kültürlerinde, çalkalayıcı kullanımının embriyo verimi üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla öncelikle, çalışmada kullanılacak uygun mikrospor safhasına sahip süs biberi genotiplerine ait tomurcuk morfolojileri tespit edilmiştir. Elde edilen morfolojik bulgular DAPI destekli sitolojik çalışmalarla desteklenerek, uygun safhadaki mikrosporlara sahip tomurcuk boyutları saptanmıştır. Uygun safhadaki tomurcuklar bir gün süreyle karanlık koşullarda +4oC'de ön soğuklatma uygulamasına tabi tutulduktan sonra, anterler çift fazlı shed-mikrospor ortamında kültüre alınmışlardır. Kültürler bir hafta süreyle karanlık koşullarda 9oC'de inkübe edildikten sonra, yarısı çalkalayıcı üzerinde, diğer yarısı ise kontrol grubu olarak durağan halde 28oC'de 3 hafta ve ardından 3-5 hafta süreyle 21oC karanlık ortam koşullarında bekletilmişlerdir. Çalışmada gözlem olarak, petride oluşan toplam embriyo sayıları, globular embriyo sayıları, kotiledonları uzayan embriyo sayıları ve çift kotiledonlu normal görünümlü embriyo sayıları ile çimlendirme ortamına aktarılan embriyo sayıları kaydedilmiştir. Çalışmada, durağan ve çalkalayıcı üzerindeki kültür ortamlarından elde edilen toplam embriyo ve normal görünümlü çift kotiledonlu embriyo sayılarının varyans analizleri sonucunda uygulamalar arasında istatistiksel anlamda önemli bir fark bulunmazken, genotipler arasındaki fark ise oldukça önemli bulunmuştur. Toplam embriyo ve globular embriyo oluşturma yönüyle, çalkalayıcı üzerindeki kültürlerin daha başarılı oldukları saptanmıştır. Embriyo oluşturma performansı açısından en başarılı sonucu veren 754. genotipin çalkalayıcı üzerindeki kültürlerinde kontrol grubuna göre, yaklaşık 4.5 kat daha fazla ortalama embriyo oluştuğu tespit edilmiştir.
Biberde domates lekeli solgunluk virüsüne (TSWV) dayanıklılık lokusunun scar işaretleyicisine (markırına) çevrilmesi
Domates Lekeli Solgunluk Virüsü (TSWV) Dünya'da ve ülkemizde biber üretimini sınırlandıran önemli bitki virüs hastalıklarından bir tanesidir. Bu çalışmada, TSWV'ye dayanıklı çeşit geliştirmek için yapılan ıslah çalışmalarında kullanılan mevcut moleküler testleme yönteminin dezavantajlarını ortadan kaldırılmak amacı ile yeni markır(lar)ın geliştirilmesi hedeflenmiştir. Patojenin baskısı altında kaldığı gözlemlenen F4 kademesindeki biber bitkileri arazi koşullarında izlenerek, bunlardan 96 tanesi yeni markır(lar)ın geliştirilmesi için yapılan çalışmalarda çalışma materyali olarak kullanılmıştır. Moury vd (2000) tarafından geliştirilen SCAR markırı kullanılarak ilgili gen bölgesi çoğaltılmış ve iki ayrı CAPS aşamasından sonra genotiplerin kodominant seviyede (RR, Rr, rr) TSWV'ye dayanımları belirlenmiştir. Yeni markır(lar) geliştirilmesi için yapılan çalışmaların birinci kısımında SCAC568 primerinin SRAP primerleri ile kombinasyonları oluşturularak toplamda 58 primer kombinasyonu denenmiştir. Çalışmanın ikinci kısımında ise biber için geliştirilmiş ve çoğu haritalanmış 29 adet SSR primeri kullanılmıştır. Bulk Segregasyon Analizi yöntemi ile polimorfik olduğu belirlenen primerler markır adayı olarak değerlendirilmiştir. Hpmse031 SSR primerinden (Yi vd. 2006) elde edilen sonuçların TSWV'nin mevcut moleküler testlenmesinden elde edilen sonuçlar ile tutarlılık gösterdiği belirlenerek; ilgili primerin PCR amplifikasyon ürünleri agaroz jel ve Fragment Analyzer® sistemi kullanılarak görüntülenmiştir. 96 adet F4 kademesindeki biber bitkisinin dışında, farklı genetik altyapıda 381 adet biber genotipinde markır test edilmiştir. TSWV'ye dayanıklılığın moleküler testlenmesinde yeni geliştirilen markır enzim kesim basamaklarını ortadan kaldırdığı için işgücü, zaman ve maliyet açısından avantaj sağlayacaktır.
Bazı kinoa (Chenopodium quinoa willd.) çeşitlerinde somatik embriyogenesis
Kinoa (Chenopodium quinoa Willd.), Güney Amerika‟nın And Dağlarında doğal olarak yetiĢen ve ülkemizde de son yıllarda yetiĢtiriciliği yapılmaya baĢlanmıĢ bir bitkidir. Vitamin, protein, aminoasit bileĢimi açısından özellikle lizin, ve metiyonin seviyelerinin yüksek olması nedeniyle insan beslenmesinde büyük öneme sahiptir. Ayrıca, saponin seviyesinin yüksek olması lezzet kalitesinin bozulmasına sebep olmaktadır. Somatik embriyogenesis, bitkinin somatik dokularından bipolar yapıda somatik embriyoların üretilmesi sürecidir. Somatik embriyogenesis in vitro‟da kitlesel vejetatif çoğaltım amaçlı yapılan en etkili tekniklerden birisidir. Bu çalıĢmada, kinoa bitkisinin sürgün ucu ve gövde eksplantlarına farklı oranda 2,4-D, TDZ, BAP bitki büyüme düzenleyiciler kullanarak somatik embriyogenesis araĢtırılmıĢtır. Kullanılan Limtar Black, Limtar Red, Limtar White çeĢidinden yalnızca 0.50 mg/L ve 1.00 mg/L 2,4-D içeren MS ortamda Limtar Red çeĢidinin sürgün ucu ve gövde eksplantlarında % 100.00 kallus oluĢumu elde edilmiĢtir. Sürgün ucu ve gövde eksplant arasında kıyaslanırsa göre 2,4-D, TDZ ve BAP içeren MS besin ortamlarında somatik embriyo oluĢumu bakımından sürgün ucu eksplantından daha fazla somatik embriyo oluĢum gözlemlenmiĢtir. Bu çalıĢma kinoa bitkisinin gerek in vitro koĢullarda mikroçoğaltımında gerekse sentetik tohum üretiminde, ayrıca, tarımsal öneme sahip özelliklerin kazandırılmak istendiği durumlarda gen transformasyonu çalıĢmalarında, özellikle saponin seviyesinin azaltılmak istendiği durumlarda önemli bir temel araĢtırma niteliğindedir. Anahtar Kelimeler: kinoa, Chenopodium quinoa Wild., biyoteknoloji, somatik embriyogenesis, kallus kültürü
Ordu İli örneğinde, fındık artıklarından biyokütle üretim potansiyelinin coğrafi bilgi sistemleri (CBS) kullanılarak belirlenmesi
Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji üretimindeki payını artırmak için her coğrafyada var olan tüm olasılıkların araştırılması ve üretim potansiyellerinin ortaya konması gerekmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'nin en çok fındık üretilen ili Ordu'nun Fındık atıklarından biyokütle olarak yararlanılma olasılığı araştırılmıştır. Budama işlemi sonucunda, meyve veren ağaç sayısı başına üretilebilecek biyokütle miktarı ve yine biyokütle olarak değerlendirilebilecek fındık kabuğu miktarları, mevcut çalışmalar incelenerek belirlenmiştir. Belirlenen biyokütle miktarları, toprak bünyesi dağılımı gibi diğer öznitelikler ile birlikte Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) yazılımına girilmiş, mekânsal olarak sorgulanabilir ve güncellenebilir bir veri tabanı oluşturulmuştur. Ordu ilinin budamaya bağlı biyokütle üretim potansiyeli toplam 370.650 ton, fındık kabuğu artıklarından üretim potansiyeli ise 103.867 tondur. Merkez ilçe, Ünye ve Fatsa'nın biyokütle üretim potansiyeli en yüksek ilçeler olduğu anlaşılmaktadır. Ordu İlinin toplam budama sonucu elde edilen atıklar ve fındık üretimi neticesinde ortaya çıkabileceği hesaplanan fındık kabuğu değerlerinin enerji potansiyeli toplam 8.289.370.760 MJ (2.321.023.813 kWh) olarak hesaplanmıştır. Elektrik tüketim değerinin çok üzerinde enerji üretim potansiyeli olduğu gözlemlenen Ordu İli biyokütle kaynaklı enerji üretimi bakımından iyi bir ekonomik fırsat sunmaktadır.
Kırşehir İli yerel biber genotiplerinin farklı tuz konsantrasyonlarına tolerans düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Kırşehir İli merkez ve köylerinden surveyler sonucu toplanıp morfolojik ve moleküler karakterizasyonu yapılmış biber genotipleri içerisinden seçilen 30 adet biber genotipinin farklı tuz dozlarına (0, 50, 100, 150 mM NaCl) tolerans seviyelerinin erken bitki aşamasında araştırılması amaçlanmıştır. Farklı biber genotiplerinin tuzluluğa olan tepkilerinin belirlenmesi amacıyla; 0-5 skalasına göre genotiplerde zararlanmanın puanlandırılması, % 50 çiçeklenme zamanı, bitki boyu, çapı, yaprak sayısı, gövde ve kök yaş-kuru ağırlıkları, yaprak oransal su içeriği, nispi büyüme oranı, yaprak hücrelerinde membran zararlanması, klorofil ve karotenoid miktarının yanı sıra genotiplerin tuz stresinden etkilenme durumlarına göre tolerant ve hassas olarak sınıflandırılması amacıyla ölçüm ve analizler yapılmıştır. Çalışma sonucunda incelenen biber genotiplerinin büyüme ve gelişmesinin tuz stresinin etkisi ile engellendiği ancak stres faktörüne karşı oluşan tepkilerin geniş bir varyasyon gösterdiği belirlenmiştir. Tuzluluğa karşı toleranslı olduğu tespit edilen biber genotipleri üreticilere doğrudan yetiştiricilik için önerilebileceği gibi, ileride yapılacak ıslah çalışmalarında gen kaynağı olarak da kullanılabilecektir.