
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Development of a recombinase polymerase amplification-based point-of-care detection system for mpox
Mpox virus (MPXV) is a zoonotic virus from the genus Orthopoxvirus of the Poxviridae family and is the causative agent of Mpox disease. Since the beginning of 2025, the disease was responsible for a total of 24,672 confirmed cases and 82 fatalities and is present in 75 countries. MPXV is regarded as a virus with major pandemic risk and has been designated by the World Health Organization (WHO) as a Health Emergency of International Concern (PHEIC). Effective local monitoring and surveillance of epidemic sites require portable diagnostic tools capable of rapid and accurate detection of the pathogen. The tendency of co-infection, as well as the high variance in symptoms between individuals, makes the disease hard to diagnose by basic superficial examinations. For this reason, molecular diagnostic tools present a popular and accurate alternative to traditional diagnostic methods. PCR stands out as the gold standard in molecular detection. However, the components and the environmental conditions needed to conduct a PCR test necessitate the presence of specialized lab equipment and a sterile working environment. RPA is an alternative molecular amplification and detection tool that is popular within point-of-care (PoC) applications. Similar to PCR, RPA uses only two primers, works with similar samples, and has comparable sensitivity and specificity. In line with this, we present an RPA-based molecular detection system, capable of detecting target genetic material at 2.92167 x 104 copies. The system was integrated into a portable, PoC device capable of running the reaction and providing all necessary components for signal detection using a smartphone camera. Together, the platform provides a rapid, portable, and accessible diagnostic solution for Mpox, supporting improved outbreak surveillance and timely clinical decision-making in resource-limited settings.
Lumbal disk hernisi tanılı hastalarda transkutanöz elektriksel sinir stimulasyonu ve enterferansiyel akımın ağrı üzerine etkisinin incelenmesi ve yapay zekâda modellenmesi
Lumbal disk hernisi (LDH), bel ağrısının en yaygın nedenlerinden biri olup, bireylerin yaşam kalitesini ve fonksiyonel kapasitesini olumsuz yönde etkileyen önemli bir kas-iskelet sistemi problemidir. LDH tedavisinde cerrahi dışı yaklaşımlar ön planda yer almakta olup, elektroterapi yöntemleri ağrının azaltılmasında sıklıkla tercih edilmektedir. Bu yöntemler arasında Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu (TENS) ve Enterferansiyel Akım (EFA), klinik uygulamalarda yaygın olarak kullanılan non-invaziv elektroterapi modaliteleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, bu iki yöntemin ağrı üzerindeki göreceli etkinliğine ilişkin literatürde net bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, lumbal disk hernisi tanısı almış hastalarda TENS ve EFA uygulamalarının ağrı üzerindeki etkilerini karşılaştırmak ve elde edilen klinik verileri yapay zekâ destekli modelleme yöntemiyle analiz ederek elektroterapi modalitelerinin etkinliğini daha objektif bir biçimde değerlendirmektir. Araştırma, randomize kontrollü deneysel bir tasarımda yürütülmüştür. Çalışmaya 18–65 yaş aralığında, LDH tanısı almış toplam 72 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılar basit randomizasyon yöntemiyle iki gruba ayrılmıştır. TENS grubunda 36 hasta (16 erkek, 20 kadın), EFA grubunda ise 36 hasta (13 erkek, 23 kadın) yer almıştır. Her iki gruba da haftada beş gün, günde bir seans olacak şekilde toplam 10 seans elektroterapi uygulanmış ve her seansın süresi 20 dakika olarak belirlenmiştir. Katılımcıların ağrı düzeyleri, tedavi öncesinde ve tedavi süreci tamamlandıktan sonra "Ağrı Kalitesi Değerlendirme Skalası" kullanılarak ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statistics 24.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda bağımsız örneklem t-testi, grup içi karşılaştırmalarda ise eşleştirilmiş örneklem t-testi uygulanmıştır. Bulgular incelendiğinde, hem TENS hem de EFA gruplarında tedavi sonrası ağrı düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Ancak gruplar arasında ağrı azalması açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Bu sonuçlar, her iki elektroterapi yönteminin de LDH'ye bağlı ağrının azaltılmasında etkili olduğunu göstermektedir. Çalışmanın yenilikçi yönünü, klinik verilerin yapay zekâ destekli analizlerle değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Bu kapsamda veriler, Python programlama dili kullanılarak Google Colab ortamına aktarılmış ve makine öğrenimi temelli modelleme sürecinden geçirilmiştir. Yapay zekâ modeli, tedavi öncesi ve sonrası ağrı düzeyleri arasındaki değişimleri analiz ederek elektroterapi yöntemlerinin etkinliğini çok boyutlu bir bakış açısıyla değerlendirmiştir. Yapay zekâ destekli analizler, geleneksel istatistiksel sonuçları destekler nitelikte olup, bireysel tedavi yanıtlarının değerlendirilmesine katkı sağlamıştır. Sonuç olarak, bu çalışma TENS ve EFA uygulamalarının lumbal disk hernisi tanılı hastalarda ağrıyı azaltmada etkili olduğunu ortaya koymuştur. Yapay zekâ destekli modelleme yaklaşımı ise elektroterapi yöntemlerinin etkinliğinin daha kapsamlı ve objektif biçimde değerlendirilmesine olanak tanımıştır. Elde edilen bulguların, klinik uygulamalarda tedavi seçimine ve gelecekte kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir. ANAHTAR KELIMELER: Lumbal disk hernisi, TENS, enterferansiyel akım, ağrı, yapay zekâ, elektroterapi
Diz osteoartrit tanılı hastalarda faradik akım ve rus akımının kas gücü üzerine etkisinin incelenmesi ve yapay zekada modellenmesi
Araştımamızın amacı diz osteoartritinde quadriseps femoris kasına faradik ve Rus akımı uygulamasının kas gücü üzerine etkisinin araştırılıp yapay zekada modellenmesidir. Diz osteoartrit tanısı almış 56 hasta çalışmaya alındı. Hastalar iki ayrı gruba randomize edildi. Birinci gruba sıcak paket, ultrason, transkutanöz elektrik uygulaması (TENS) ve izometrik quadriseps egzersizlerine ek olarak faradik akım uygulandı (faradik akım grubu), ikinci gruba sıcak paket, ultrason, TENS, izometrik quadriseps egzersizlerine ek olarak Rus akımı uygulandı (Rus akım grubu). Tüm hastalar haftada 5 seans, 2 hafta tedaviye alındılar. Kuadriseps kas gücü değerleri Medical Research Council (MRC) Muscle Strenght Scale ile ölçülerek tedavi öncesi ve sonrası değerleri kaydedildi. Faradik akım (p=0,617) ve Rus akım gruplarında yapılan ölçümler (p = 0.872). Bağımsız t-testi sonucunda iki grubun tedavi sonrası kas gücü değişim değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p = 1.00). Tedavi öncesi ve sonrasına ait bulgular Pyton ile yapay zekada modellendi. Her iki akım türünün kuadriseps kas gücünü artırmada etkili olduğunu istatiksel çizelgeler ve yapay zekada modellemelerle görüldü. Diz osteoartritinde fizik tedavi uygulamaları ile birlikte kullanılan her iki akımın kas gücünü artırmada olumlu etki ettiği gözlemlendi. Yapay zekada modellemenin alternatifli uygulamalarda grafiksel, istatiksel ve görsel anlamda açıklayıcı olduğu görüldü. Bu ve buna benzer çalışmalarda yapay zekanın kullanılmasının gruplar arası kıyaslanmada etkili olduğu görüldü. ANAHTAR KELİMELER: Yapay zeka, diz osteoartriti, quadriseps kası, elektrik stimülasyonu, faradik akım, Rus akımı
Hemipleji hastalarda nöromüsküler elektriksel stimülasyon (NMES) ve fonksiyonel elektriksel stimülasyon (FES) akımlarının yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi ve yapay zekâda modellenmesi
Günümüzde tıp bilimi, birçok hastalığın tedavisinde sürekli olarak yeni ve farklı yöntemlerin geliştirilmesini mümkün kılmaktadır. İnsan yaşam kalitesini ve günlük yaşam standartlarını olumsuz etkileyen sağlık sorunlarını azaltmak, kontrol altına almak ve nihayetinde ortadan kaldırmak amacıyla bilimsel ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda çeşitli tedavi yaklaşımları geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlardan biri olan elektroterapi, özellikle nörolojik rehabilitasyon süreçlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, elektroterapinin tanımı, kullanım alanları ve etkinliği incelenmiş, ayrıca elektroterapide uygulanan akım türleri detaylandırılmıştır. Özellikle Nöromüsküler Elektriksel Stimülasyon (NMES) ve Fonksiyonel Elektriksel Stimülasyon (FES) akımlarının hemiplejik bireylerde günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Elde edilen veriler yapay zekâ algoritmaları ile analiz edilerek, iki akım türünden hangisinin daha etkili bir yöntem olduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Çalışmanın sonuçları, hem elektroterapi uygulamalarının etkinliğinin değerlendirilmesine hem de tedavi protokollerinin geliştirilmesine katkı sağlayacak niteliktedir. ANAHTAR KELİMELER: NMES, FES,Yapay Zeka, Hemipleji, SF-36
Işık kaynaklarının ağrı kesicilerinin optoelektronik özelliklerine etkilerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, yaygın olarak kullanılan üç farklı ağrı kesici ilaç olan Parol (parasetamol), İbuprofen ve Morfin'in optoelektronik özellikleri sistematik ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İlgili ilaç çözeltileri hazırlanarak, UV ışık kaynağı kullanılmadan ve 254 nm, 365 nm ile 400 nm dalga boylarına sahip UV ışık kaynakları altında absorbans, geçirgenlik, optik bant aralığı ve kırılma indisi ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Optik soğurma davranışları UV–görünür bölgede değerlendirilmiş, elde edilen absorbans ve geçirgenlik spektrumlarından optik bant aralıkları Tauc yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Sonuçlar, her üç ilacın da doğrudan izinli bant geçişine sahip, geniş bant aralıklı organik yarıiletken benzeri davranış sergilediğini ortaya koymuştur. Kırılma indisi ölçümleri, tüm örneklerde normal ve anormal dispersiyon bölgelerinin varlığını doğrulamış; UV ışık etkisiyle maksimum kırılma indisi değerlerinde azalma ve rezonans bölgelerinde kaymalar gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, UV ışığın bu ilaçların elektronik yapısını ve ışık–madde etkileşimlerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Bu çalışma, söz konusu ağrı kesicilerin yalnızca farmasötik açıdan değil, aynı zamanda UV-duyarlı optoelektronik, biyomedikal fotonik ve sensör uygulamaları için fonksiyonel organik malzemeler olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır.
Fonksiyonel biyomalzemelerin foto fiziksel ve mekanik özelliklerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, kemik çimentosu ve dental dolgu esaslı iki farklı fonksiyonel biyomateryalnin fotofiziksel ve mekanik özellikleri incelenmiştir. Fotofiziksel analizlerde, FY-UV 500 model UV ışık kaynağı (254, 365 ve 400 nm dalga boyları) ve Shimadzu UV-1800 spektrofotometre ile soğurma bant kenarı, optik bant aralığı (Eg), kırılma indisi (n), kontrast (αc) ve duyarlılık (S) parametreleri belirlenmiştir. Sonuçlara göre, diş dolgusu örnekleri görünür bölgede güçlü fotolüminesans yanıtı göstermiş ve optik bant aralığı ~3,45 eV olarak hesaplanmıştır. Kemik çimentosu örnekleri ise daha yüksek bant aralığı ~3,5 eV ve kırılma indisi ile kızılötesi bölgede belirgin ışık absorpsiyonu sergilemiştir. Mekanik özellikler açısından sadece Vickers sertlik testi (ASTM E92) uygulanmıştır. Test sonuçlarına göre, diş dolgusu örnekleri 80–100 HV aralığında sertlik değerleri göstermiştir. Kemik çimentosu örnekleri ise daha düşük, 60–70 HV sertlik değerleri sergilemiştir. Bu durum, diş dolgusu örneklerinin daha yüksek yüzey dayanımı sunduğunu; kemik çimentosunun ise daha kırılgan fakat biyolojik çevreye uyumlu bir yapı sergilediğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, ışığa duyarlı ve biyolojik çevreyle uyumlu fonksiyonel biyomateryal sistemlerinin tasarımına katkı sağlayacak bilimsel veriler sunmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Fonksiyonel biyomateryal, UV-Vis spektroskopisi, optik bant aralığı, diş dolgusu, kemik çimentosu, mekanik özellikler, fotolüminesans, IR görüntüleme.
Gestasyonel diyabetli annelerin kolostrum, arasüt ve olgun sütlerinde ısthmin-1 varlığının araştırılması
Anne sütü yenidoğanda optimum büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içeren, biyoyararlılığı yüksek, sindirimi kolay doğal bir besindir. Bu çalışmada Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM)'li gebelerde anne serum Isthmin-1 (ISM1) konsantrasyonlarını ve Anne sütünü (kolostrum, ara süt ve olgun süt) araştırmayı ve ISM1'in GDM taramasında kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmaya 19-50 yaş arasındaki sağlıklı ve GDM tanılı doğum eylemini gerçekleştirmiş 30 anne ve 30 normal sağlıklı doğum yapmış anne dahil edilmiştir. Hastalardan ve normal sağlıklı gruptan toplam 240 numune örneği toplanmış ve ELİSA yöntemiyle çalışılmıştır. İstatistik analizleri IBM SPSS Statistics 26 ve JASP 0.19.3 version Computer software'de yapılmıştır. Gestasyonel diyabetli hastalar ve gestasyonel olmayan normal annelerin colostrum, ara süt, olgun süt ve kanlarında Isthmin-1 ölçümleri yapılarak, GDM'li ve GDM'siz hastaların süt ve kan değeleri karşılaştırılmıştır. Colostrum sütünde GDM'li hastalarda (X=446,93), GDM'siz hastalara oranla (X=206,45) daha anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (U[58]=875.5; p<0,001). Ara sütde GDM'li hastalarda (X=287,94), GDM'siz hastalara oranla (X=154,53) daha anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (U[58]=823; p<0,001). Olgun sütde GDM'li hastalarda (X=246,00), GDM'siz hastalara oranla (X=160,33) daha anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (U[58]=686; p<0,001). Kan serumunda GDM'li hastalarda (X=1483,43), GDM'siz hastalara oranla (X=494,70) gibi çok yüksek derecede anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (U[58]=900; p<0,001). Sonuç olarak; GDM'li annelerin Colostrum, arasüt, olgun süt ve kan serumlarında ISM1 düzeyleri GDM'siz anne sütleri ve kan serumlarından anlamlı derecede yüksek sonuçlar belirlenmiştir. ISM1, GDM'nin patofizyolojisinde yer alabilir veya erken tespiti için bir biyobelirteç görevi görebilir.
Türkiye'de bulunan rüzgâr enerji santrallerindeki elektrik üretiminin araştırılması ve yapay zekâda modellenmesi
Rüzgâr enerji santralleri, çevre dostu ve sürdürülebilir enerji kaynakları arasında yer alarak elektrik üretimine önemli katkılar sağlamaktadır. Rüzgârın kinetik enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren bu santraller, enerji portföyünü çeşitlendirirken istihdam yaratmakta ve yerel ekonomilere katkıda bulunmaktadır. Teknolojik gelişmelerle birlikte maliyetler düşmekte, rüzgâr enerjisi daha rekabetçi hale gelmektedir. Hastanelerde rüzgâr enerjisi kullanımı, sürdürülebilirlik, enerji maliyetlerini azaltma ve kesintisiz hizmet sağlama açısından büyük önem taşır. Enerji kesintilerine karşı yedek kaynak sunarak hastanelerin güvenliğini artırır ve karbon ayak izini düşürerek çevresel sorumluluklarını yerine getirmelerine yardımcı olur. Savaş, pandemi ve doğal afet gibi kriz durumlarında rüzgâr enerjisi, bağımsız ve yerel bir kaynak olarak enerji güvenliğini sağlamada kritik rol oynar. Afet bölgelerinde hızlıca kurularak sağlık hizmetleri, iletişim ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olur. Ayrıca, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltarak uzun vadeli çevresel etkileri minimize eder. Bu nedenle rüzgâr enerjisi, sürdürülebilir ve güvenilir bir enerji kaynağı olarak büyük avantajlar sunmaktadır. Yaptığımız bu çalışmada ülkemizde kurulu rüzgâr enerji santrallerine sahip illerdeki yaklaşık son on yılına ait gün gün değişen iklim koşullarını inceleyerek santrallerde ki üretilen elektrik enerjisi güçleri ve saha çalışmalarından elde edilen veriler üzerinden yapay zekâ algoritmalarını kullanıp önümüzdeki yıllarda çeşitli değişkenler göz önüne alınarak (radyasyon, nem, sıcaklık, rüzgâr) rüzgâr enerji santrallerinin üretebileceği enerji güç değerlerini tahmin edip gerçekte ortaya çıkacak enerji miktarını optimum fayda sağlayacak durumda yönlendirilmesi amaçlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Rüzgâr türbinleri, Yapay zekâ, Makine öğrenmesi, Verim, Enerji, Yenilebilir Enerji
Türkiye'de bulunan güneş enerji santrallerindeki elektrik üretiminin araştırılması ve yapay zekâda modellenmesi
Günümüzde nüfus artışı ve teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak enerjiye olan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Artan enerji ihtiyacı insanları alternatif enerji kaynaklarına yöneltmiştir. Bu bağlamda çevre dostu güneş enerjisi günümüzde önem kazanmaktadır. Güneş enerjisi teknolojisinin gelişmesiyle birlikte; Güneş ışınları fotovoltaik paneller tarafından toplanarak elektrik enerjisine dönüştürülür. Bu sayede enerji ihtiyacımızın büyük bir kısmını çevre dostu bir şekilde karşılayabiliyoruz. Çalışmamızda Türkiye'de belirli illerin farklı günlerde değişen iklim koşullarına bağlı olarak üretilen elektrik miktarları, güneş enerjisi santrallerinden saha çalışmaları sonucunda yapılan ölçümlerden elde edilmiştir. Geleceğe ışık tutacak bir model oluşturmak ve alınan ölçümlerin doğruluğunu belirlemek amacıyla fotovoltaik panellerin üreteceği gücü sıcaklık, nem, rüzgâr ve ışınım değeri gibi parametrelere bağlı olarak tahmin etmek üzere yapay zekâ algoritması eğitildi. Bu araştırmalar sonucunda Türkiye'deki güneş enerjisi santralleri arasında sahadan alınan ölçümler ve oluşturulan modeller açısından en iyi sonuçlar Mardin ilinde elde edilmiştir. Model, Mardin ilindeki günlük verilerin %98'ine yaklaştı. Çalışmamızda iklim değişkenliğinin güneş enerjisinin faydalı ve verimli kullanımına etkisi, güneş enerjisi santrallerinde saha çalışmaları sonucunda yapılan ölçümlerin verimini etkileyen faktörler ve üretilen enerji verilerinin yapay zekâ ile modellenmesi konuları ele alınmıştır. Çalışmamızda bunların birleştirilmesi ve yorumlanması, bölgedeki güneş enerjisi santrallerinin kapasiteleri ile ilgili literatüre büyük katkı sağlayacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Fotovoltaik panel, Yapay zekâ, Makine öğrenmesi, Verim, Enerji
Gestasyonel diyabetli annelerin kolostrum sütünde maresin-1 varlığının araştırılması
Maresin-1'in inflamasyon çözünürlüğünü arttırdığı ve enflamatuar yanıtı inhibe edip koruyucu özellikler gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışmada kolostrum, ara süt ve olgun sütlerin Maresin-1 seviyelerine ve kandaki seviyelerine bakılarak kolostrumun koruyucu etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmaya 19-50 yaş arasındaki sağlıklı ve GDM tanılı doğum eylemini gerçekleştirmiş kadın bireyler dahil edilmiştir. Doğum kliniğine başvuran GDM tanısı almış 40 anne ve 40 GDM tanısı almamış sağlıklı doğum yapmış anne çalışmaya katılmıştır. Hastalar ve sağlıklı gruptan toplam 320 numune örneği toplanmıştır. Herbir anneden kolostrum, ara süt ve olgun süt sağımı yapılacak olup, kan ve sütler çalışılıncaya kadar -20 de muhafaza edilerek, hem süt hem de serumlarda çalışılacak Maresin-1 peptitleri, üretici firmanın katalogunda belirtildiği şekilde ELISA yöntemiyle çalışılmıştır. Tüm istatistiksel analizler bilgisayar paket (SSPS-26) programlarıyla yapılmıştır. Yapılan çalışmayla anne sütünde kolostrum, ara süt, olgun süt ve kan değerleri GDM'li annelerin sütlerinde sırasıyla artış göstermiş olup, kanda diğer gruplara göre anlamlı bir fark elde edilmiştir. Diğer GDM tanısı olmayan normal anne kolostrum, ara süt ve olgun sütleri kan değerleriyle karşılaştırıldığında da yine sırasıyla artış oranı artmaktadır. Normal ve GDM grupları arasında da karşılaştırmalarda anlamlı bir fark görülmemiştir.