Manisa Celal Bayar University
Discipline

Public Administration

Manisa Celal Bayar University

1,090

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal belediyecilik uygulamaları ve Bornova Belediyesi̇ örneği

Küreselleşmenin beraberinde getirdiği yerelleşme ile birlikte sosyal devlet kavramının zayıflaması beraberinde sosyal belediyecilik kavramını getirmiştir. Yerel düzeyde belediyeler; artık sadece yol, alt yapı, çevre temizliği, imar gibi hizmetler yapmamakta bunların yanında sosyal yardım ve sosyal hizmet faaliyetleri yaparak merkezi idarenin yükünü azaltmaktadır. Sosyal belediyecilik küreselleşmenin getirdiği sosyal sorunlar, hızlı kentleşme, bilgi çağının getirdiği problemler gibi birçok soruna çözüm arayışlarına yerelde katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de yerel yönetim birimleri, sosyal devlet ve sosyal politika kavramları, Türkiye'de ve dünyada sosyal belediyecilik faaliyetleri ve faaliyet raporları çerçevesinde Bornova Belediyesi'nin yaptığı sosyal belediyecilik faaliyetleri incelenecektir.

Belediye hizmetleriBelediyelerSosyal devlet+4
Ayşe Nur Balcılar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki yabancıların kamu kurumlarında yaşadıkları sorunlar

Türkiye'ye göç eden yabancıların ülkemizde bulundukları süreç içerisinde ihtiyaçları doğrultusunda çeşitli kamu kurumlarına, hizmet almak amacıyla başvurduklarında yaşadıkları sorunlar bu çalışmanın temel amacını teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı; yabancıların ülkemizde kamu hizmetleri aşamasında, kamu kurumlarında yaşadıkları sorunları çeşitli başlıklar altında ele alınması ve sorunlara olası çözüm önerileri sunulmasıdır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm literatür taraması ve genel kavramların açıklanması ve göç olgusunun Türkiye ve Dünya üzerindeki tarihi gelişimine ayrılmıştır. Bu çerçevede göç, göçmen, yabancı, iltica, mülteci ve sığınmacı gibi çalışma boyunca kullanılacak temel kavramlara yer verildikten sonra, çalışmanın olgusal arka planına dair genel bir resim sunmak amacıyla Suriye mülteci kriziyle zirveye ulaşan çağdaş göç sorunları ele alınmıştır. İkinci bölümde Türkiye ve Avrupa Birliği göçmen politikaları, hukuki rejimi başta olmak üzere göç ve kamu hizmeti olgusu incelenmekte ve bu iki mesele arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Bu çerçevede yabancıların sorunlarının çözümü açısından toplumsal, uyum ve entegrasyon. Türkiye'de yabancılara sağlanan kamu hizmetlerin hukuki ve kurumsal altyapısına değinilmektedir. Aynı bölümde, Türkiye'de göçmenlere verilen kamu hizmetleriyle bağlantılı sorunlar genel olarak ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü ise Türkiye genelinde bulunan Göç idaresi Müdürlüklerinin 49'undan hizmet alan 59 farklı ülke vatandaşı 1174 kişi üzerinde yapılan saha çalışmasına ayrılmıştır. Bu çerçevede anılan göçmenlerle yapılan anket sonuçları analiz edilmiş; göçmenlerin kamu kurumlarında yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlar karşısında hissettikleri başta olmak üzere kamu hizmetine dair göçmenlerin yaşadıkları sorunlara dair derinlemesine bir inceleme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Göçmen, İltica, Mülteci, Düzenli Göçmen, Düzensiz Göçmen, Yabancı, Kamu hizmeti, Entegrasyon

BütünleşmeGöçmenlerKamu kuruluşları+4
Gülbahar Arslan Elnasharty
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık Bakanlığı taşra sağlık yönetiminde eşgüdüm: Manisa İli örneği

"Sağlık Bakanlığı Taşra Sağlık Yönetiminde Eşgüdüm: Manisa İli Örneği" başlıklı tez çalışması, Türkiye'de örgütlenme adımlarını 1920'lerde atmaya başlamış olan Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatının son yıllarda yaşamış olduğu değişimi özellikle yönetim fonksiyonlarından eşgüdüm (koordinasyon) bağlamında değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, 2017 tarih ve 694 sayılı KHK ile 2017 tarih ve 51275 sayılı Yönerge kapsamında şekillenen Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatının yönetim yapısı ortaya konulmuştur. Taşra sağlık yönetimine verilen görevler, yönetim fonksiyonlarından eşgüdüm ilkeleri ile ilişkilendirilmiş, ilişkilendirilen görevler ışığında ise yarı yapılandırılmış görüşme soruları hazırlanmıştır. Değişim öncesinde ve sonrasında yöneticilik yapmaya devam eden kişiler örneklem olarak belirlenmiş ve bu kişiler ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Niteliksel araştırma ile taşradaki faaliyetlerin eşgüdümü, tematik analiz yoluyla incelenmiştir. Sık değişiklik yaşayan taşra sağlık örgütünün son yönetim yapısında eşgüdüm bağlamında bir iyileşme olmasına karşın, problemler yaratabilecek unsurların da olduğu çalışmayla belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yönetim, Yönetimin Fonksiyonları, Sağlık Yönetimi, Eşgüdüm

KoordinasyonManisaSağlık Bakanlığı+5
İlyas Akgün
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel düzeyde kamu politikası oluşturulması Karşıyaka Belediyesi örneği

Bu tez çalışmasının amacı; yerel yönetim kuruluşlarının yerel kamu politikası oluşturulmasındaki rolünü ortaya koymaktır. Bu doğrultuda bir yerel yönetim birimi olan belediyelerin ve özel olarak Karşıyaka Belediyesi'nin yerel düzeyde kamu politikası oluşturulmasına katkısı analiz edilmiştir. Çalışmada veriler literatür taraması ve alan araştırması kapsamında yüz yüze mülakat tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde kamu politikası kavramına ilişkin; ikinci bölümünde ise yerel yönetimlere ilişkin teorik açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde belediye mevzuatı derinlemesine incelenmiştir ve merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Son olarak dördüncü bölümde, alan araştırması kapsamında elde edilen bilgiler ışığında kamu politikası oluşturulması sürecinde yerel yönetimlere ve Karşıyaka Belediyesi'ne düşen rol ortaya konmuştur. Dünya genelinde çeşitli belediye kuruluşlarından örnekler seçilerek, bu kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları incelenmiştir. Çalışma sonucunda bir yerel yönetim birimi olarak belediyelerin büyükşehir belediyeleri ile görev dağılımı karmaşası yaşadığı ve yerel düzeyde karar verme noktasında kısıtlı imkânlara sahip olduğu bulgularına ulaşılmıştır.

BelediyelerDevlet politikalarıYerel siyaset+2
Zeynep Korkmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6360 sayılı yasanın kent ve kır alanlarına etkileri : Diyarbakır örneği

Türkiye'de büyükşehir belediyesi kavramı ilk kez 1984 yılında 3030 sayılı yasa ile idare sistemindeki yeri almıştır. Daha sonra yapılan yasal ve idari düzenlemeler ile büyükşehir belediyeciliği ile ilgili gelişmeler devam etmiştir. Son olarak 2012 yılında çıkarılan 6360 Sayılı yasa ile Türkiye'deki büyükşehir belediye sistemi bütünşehir haline getirilmiştir. Bu yeni yapıda büyükşehir belediyesi sorumluluk ve yetki sınır ilin mülki sınırlarına genişletilmiştir. 6360 sayılı yasanın en önemli özelliği hizmet arzındaki parçalı yapıyı ortadan kaldırmak, hizmet arzında verimliliği ve etkinliği geliştirmektir. 6360 sayılı yasanın gerekçesinde büyükşehir belediyeciliğinin; etkili, etkin, vatandaş odaklı, katılımcı, saydam, hesap verebilen ve mümkün olduğunda yerele ağırlık veren yönetim düşüncesinin gerçekleştirilmesine vurgu yapılmıştır. Bu çalışmada 6360 sayı yasanının çıkarılmasına yol açan hususlar ile yasanın getirdiği değişimler hakkında açıklamalar ile birlikte Diyarbakır ilinde bir araştırma yapılmıştır.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriBüyükşehirler+6
Mehmet Kırmızı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çocuk koruma politikaları ve 2000 sonrası uygulanan yeni modeller

İnsanlık için tarihsel sürece bakıldığında, tarım toplumundan bilgi toplumuna, şehir devletlerinden imparatorluklara, imparatorluklardan ulus devletlere ardından küreselleşmiş dünyaya doğru geçiş yaşanmıştır. Günümüzde de tüm dünyada neredeyse her alanda bu değişim ve dönüşüm çok yönlü bir şekilde devam etmektedir. Devlet ilk kurulduğu dönemlerde sınırlı alanlarda hizmet sunan bir yapı idi. Başta güvenlik olmak üzere savunma, adalet gibi alanlarda sunulan hizmetler yaşanan değişimler ve dönüşümler sonucu Sosyal Devlet olgusunu ortaya çıkardı. Günümüz modern devletlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelen sosyal devlet kavramı toplumsal katmanları bir arada tutan bir çimento vazifesi görmeye başladı. Dezavantajlı kesimler olarak ifade edilen, sosyal ve ekonomik değerlere ulaşmada yoksunluk çekenlere yönelik uygulanan politikalar günümüzde çok çeşitlenmiştir. Engelliler ve yaşlılar başta olmak üzere aile bütünlüğü içerisinde olması gerektiği düşünülen kadın ve çocuklara yönelik pek çok hizmet planlı ve programlı bir şekilde, günümüz ihtiyaçları ve bilimsel değerler gözetilerek yerel ve ulusal birimler tarafından sunulmaktadır. Bu çalışmada kamu politikası bağlamında Türkiye'de Çocuk Koruma Sistemi incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde politika, siyasa kavramları ve kamu politikaları hakkında bilgi verilmiştir. Politika kavramının tarihsel gelişimi incelenmiş, politika süreci ve politika aktörleri hakkında inceleme yapılmıştır. İkinci bölümde Sosyal Politika kavramı ele alınmış, bir kamu politikası olarak gelişimi incelenmiştir. Sosyal politikaların bir alt dalı olan Çocuk Koruma Politikalarının Türkiye'de oluşumu, gelişimi ve günümüzdeki durumu hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye'de korunmaya muhtaç çocuklar için uygulanan koruma modelleri açıklanmış, son yedi yıllık sayısal veriler sunulmuştur. Kurum bakımı ve ev tipi bakım modelleri, koruyucu aile, evlat edindirme ve diğer hizmetler hakkında bilgi verilmiştir.

Devlet politikalarıKoruma politikalarıKorunmaya muhtaç çocuklar+3
Zahid Vehbi Soylu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Belediyelerin gençlik hizmetleri: Manisa örneği

Kamu yönetiminin önemli bir parçası olan belediyeler, kamusal hizmetlerin vatandaşa en etkin, verimli, kısa yoldan, hızlı ve düşük maliyetle sunulmasını sağlayan kurumlardır. Hizmet alanların, kamu gücü ve kuruluşu olarak ilk muhatap oldukları ve en kolay ulaştıkları yönetim birimleridir. Belediyeler önceleri sadece klâsik kent hizmetlerini sunarken, 1970'li yıllardan sonra sosyal devlet anlayışı bağlamında gençlik hizmetleri, sağlık, spor ve yaşlı bakımı gibi bir takım sosyal hizmetleri de sunmaya başlamışlardır. Bu anlamada, gelişen teknoloji ile birlikte beşerî sermayenin ve yetişmiş insan gücünün öneminin artması genç ve dinamik nüfusa sahip olan ülkemizde gençlik hizmetlerini daha da önemli hale getirmiştir. Ülkemizde özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik gelişmeler, hızlı kentleşme, iletişim ve ulaşım imkânlarının artması ile gençlerin kamu kurumlarından hizmet alma beklentisi ve isteği artmış; eğitim, kültür, spor, sanat ve sosyal hizmetler ile ilgili beklenti düzeyleri yükselmiştir. Bu çalışmanın amacı, sosyal belediyecilik anlamında belediyelerin gençlere sunduğu hizmetlerden, hizmet alanların gençlerin algılarının araştırılmasıdır. Bu kapsamda önce belediyelerin kuruluşu, gelişimi ve sosyal belediyecilik teorik olarak anlatıldıktan sonra, alan araştırması olarak Şehzadeler ve Yunusemre ilçelerinde Manisa Büyükşehir Belediyesi, Şehzadeler Belediyesi ve Yunusemre Belediyesinin sunduğu gençlik hizmetlerinden gençlerin algılarının ölçülmesi için anket uygulanmış ve anket sonuçları analiz edilerek bir değerlendirme yapılmıştır.

Belediye hizmetleriGençlerGençlik+5
Mehmet Kaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne giriş sürecinin Türkiye'nin kentleşme ve çevre politikalarına etkileri

Doğal kaynakların bilinçsiz tüketimi ve sanayileşme sürecinde çevresel tahribat, canlıların yaşamsal sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemiştir. Bu sürecin farkındalığı oluşana kadar çevre kirliliği, çarpık kentleşme, kaynakların yok olma tehdidi gibi birçok sorunla karşı karşıya kalınmıştır. Küresel boyuta ulaşan bu sorunların ancak küresel boyutta mücadeleler ile çözüm sağlanabileceği fark edilmiş, bu kapsamda AB çevre ve kentleşme alanındaki çalışmalarına ağırlık vermiştir. AB ekonomik çıkarlarını bir kenara koyup, sürdürülebilir çevre ve kentleşme politikalarına yönelmiştir. AB sadece ticari bir birlik olarak değerlendirilmemelidir. AB kültürel, ekonomik ve siyasi formda olup, üye devletlerin de bu yapıya uyum sağlamaları gerekli görülmüştür. Birliğin benimsemiş olduğu politikaların üye devletler ve aday devletler tarafından da benimsenmesi gerekmektedir. Türkiye AB'ye aday devlet statüsünde olup, müktesebata uyum sağlayabilmek için çalışmalarına devam etmektedir. Beş yıllık kalkınma planları ve her yıl düzenlenen ilerleme raporları bu çabaların göstergesi niteliğindedir. Kentsel politikalar ve çevre politikaları müktesebata uygun biçimde gerçekleştirilme çalışmaları devam etmektedir. Bu tez çalışmasında, çevre ve kentleşme sorunlarının gelişimi üzerinde durulmuştur. Bu süreç dâhilinde Türkiye'nin, AB'ye üye devlet statüsüne erişebilmek için müktesebata uyum çalışmalarından bahsedilmiştir. AB'ye uyum sürecinde Türkiye'nin nerede olduğu açıklanmaya çalışılmıştır.

Avrupa BirliğiKentleşmeÇevre+4
Vahide Dönmez İnce
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadınların yerel siyasetteki konumu ve yerel karar alma sürecindeki etkileri: Siyasi partilerin kadın kollarında bir araştırma

Bu çalışmada kadınların siyasetin neresinde olduğu anlaşılmaya çalışılmış ve bunun üzerine çalışmaya öncelikle siyaset ve yerel siyaset ile ilgili temel kavramların tanımı ile başlanılmıştır. İkinci bölümde tezin asıl konusu olan kadının siyasal hayata katılımı, Osmanlı, Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemi olarak ayrı ayrı incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise kadınların siyasette oynadıkları roldeki mevcut durum ele alınarak, parlamento, komisyonlar ve mahalli idarelerdeki temsili incelenmiştir. Son bölümde ise alan araştırması yapılarak, üç partinin kadın kollarından ondört kadın ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Bu görüşmeler sonucunda aslında kadınların siyasette istenilen seviyede olamadıklarını, daha fazla yöneten ve karar veren mekanizmalarda yer almak istediklerini ve bunun için partilere, kurumlara ve kişilere görevler düştüğünü ifade etmişlerdir.

Kadın kollarıKadınlarKarar verme+5
Seda Göksoy
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kamu yönetimi çerçevesinde algılanan örgütsel desteğin örgütsel özdeşleşme ile ilişkisi: Manisa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü örneği

Geleneksel kamu yönetiminden, yeni kamu işletmeciliğine geçişle birlikte kamu sektöründe yapısal, örgütsel ve personel sistemi açısından değişimler yaşanmıştır. Bu süreçte odak nokta politikadan yönetime doğru kayarken, hiyerarşi yerini yatay kurum yapısına bırakmış; sonuç odaklılık, hizmette esneklik ve kaynak kullanımında tasarrufun önemi artmıştır. Bu yapı ile birlikte kamu personel rejimi yerini insan kaynakları yönetimine bırakmıştır. İnsan kaynağının kullanımı alanında yaşanan bu değişim çerçevesinde kamu personelinin örgütsel özdeşleşmesinin artırılmasına yönelik önlemler alınmaya başlanmış ve personelin örgütsel destek algısını artırıcı politikalar üretilmeye başlanmıştır. Bu noktadan hareketle hazırlanan araştırmada yeni kamu işletmeciliği etkisiyle oluşan insan kaynakları yönetimi anlayışı çerçevesinde kamu personelinde örgütsel destek algısının örgütsel özdeşleşme üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Manisa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'nde çalışan 423 kişiye Sosyodemografik Bilgi Formu, Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği ve Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği'nden oluşan veri toplama aracı uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 23.00 kullanılmış olup, veri analizinde betimleyici istatistikler ile birlikte Pearson korelasyon, regresyon, t-test ve ANOVA tekniklerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında, %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre kamu personelinde örgütsel destek algısı örgütsel özdeşleşmeyi artırmaktadır. Bununla birlikte küçük yaş gruplarında ve genel olarak kamu ve işletme tecrübesi düşük olan bireylerde örgütsel destek algısının yüksek, örgütsel özdeşleşmeninse düşük olduğu belirlenmiştir. Evli ve çocuk sayısı fazla olan çalışanlarda örgütsel özdeşleşme düzeyi yüksektir. Öğrenim durumu açısından yapılan değerlendirmedeyse lisans mezunlarının örgütsel özdeşleşme düzeylerinin ilköğretim ve lise mezunları ile birlikte lisansüstü mezunlarından daha yüksek olduğu belirlenmiştir.

Algılanan örgütsel destekKamu işletmeciliğiKamu yönetimi+5
Ozan Erdem
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Yahudilerinin kimlik algılamaları

Kimlik bir kişinin kendini tanımlama şeklidir. Kelime kökenine baktığımız zaman 'kim' soru kökünden geldiğini görürüz. Kimliğimiz kim olduğumuzla ilgilidir. Bize dair her şeyi içine alır. Dilimiz, dinimiz, nereli olduğumuz, cinsiyetimiz kimliğimizi oluşturan ana unsurlardır. Yahudilerin kimliğinde ise ağır basan unsur, cemaat yaşamları sebebiyle dini kimliktir. Çünkü cemaatleri aynı dine sahip olma durumu etrafında birleşmiştir. Yahudiler Osmanlı Devleti'nden de önce Anadolu topraklarında yerleşik hayat yaşamışlardır. Osmanlı Devleti'nde ise diğer yaşadıkları bölgelere nazaran rahat bir yaşam sürmüşlerdir. Zorunlu göçlerinde yönlerini Osmanlı topraklarına çevirmişlerdir. İzmir kenti ise Yahudi cemaati için özel bir anlam taşır. Mesih iddiası ile ortaya çıkan Sabetay Sevi İzmir'de yaşamıştır. Dolayısıyla bu olay en çok İzmir Yahudi cemaatini etkilemiştir. Sevi'nin Mesihlik iddiası ile ortaya çıkışı, ardından iddialarının kanıtlanması isteği üzerine Müslüman olması olayı Yahudi cemaatini derinden etkilemiştir. Osmanlı Devleti'nin topraklarında her zaman rahat bir yaşam sürmüşler, hatta 'ayrıcalıklı azınlık grubu' olarak yaşamışlardır. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte ise her azınlığın yerel ve mülki idareyle yaşadığı gibi birtakım sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Gerek Sevi'den itibaren başlayan kimlik sorunları, gerek Cumhuriyet'e geçiş sırasında ayrıcalıklı konumdan birden düşüşleri bir takım şikayetlere sebep olmuştur. Zaman zaman toplum içerisinde kendilerini saklama gereği ya da topluma kendi değerlerini kabul ettirme girişiminde bulunmuşlardır. Yüzyıllardır İzmir'de yaşayan bu cemaatin İzmir'deki durumunu incelediğimizde İzmir'de birçok kurumları, havraları ve faaliyetleri olduğunu görebiliriz. Sonuç olarak İzmir Yahudilerinin kimlik algılamalarını etkileyen birçok unsuru olduğunu söyleyebiliriz. Sabetay Sevi olayı, başka bölgelerde yaşadıkları göçe zorlayan katliamlar, Osmanlı'daki yaşamları, Cumhuriyete geçiş sırasında ve sonrasında yaşananlar, Ladino, İbranice, Yidiş gibi güncellenemeyen kendilerine ait bir dillerinin olmayışı Yahudilerin kimlik algılamalarının oluşumunda büyük rol oynar.

KimlikKimlik algısıKimlik duygusu+2
Zeynep Nesibe Gökçe Gürelli
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Kamu kurumlarında koordinasyon: Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneği

Yönetimin en önemli unsurlarından biri örgütün verimli ve etkin olarak faaliyetlerini sürdürmektir ve bunun da ön koşulu eşgüdümlemedir. Örgütsel amaç ve hedeflerin planlamada yer aldığı hali ile öngörüldüğü zamanda ve usulüne uygun olacak şekilde gerçekleştirilebilmesi için, örgütü oluşturan tüm unsurların uyum içerisinde çalışması, aralarında herhangi bir düzensizlik, çelişki ya da çatışmanın bulunmaması gerekmektedir. Bu durum ancak örgütte iyi bir eşgüdümlemenin sağlanması ile mümkün olmaktadır. Bu çalışmada kamu kurumlarının kendi içerisindeki örgütsel yapılanmalarında muhatap oldukları birimler ile aralarındaki uyumun yakalanabilmesi için hangi yapılar kullanılarak koordinasyonun gerçekleştirildiği irdelenmektedir. Bu bağlamda Manisa Celal Bayar Üniversitesi İş Yeri Uygulama Eğitimi Koordinatörlüğü yerine getirdiği görevler bakımından, kurum içerisinde muhatap olduğu diğer akademik ya da idari birimlerle oldukça yakın ilişki içindedir ve muhatap olunan bu birimler arasındaki uyumun yakalanabilmesi için koordinasyonun hangi yapılar aracılığıyla gerçekleştirildiği, işlerin aksamaması adına hayati önem taşımaktadır. İş Yeri Uygulama Eğitiminde koordinasyonun hangi yapılar aracılığıyla tespit edildiğini belirlemek amacıyla, saha çalışmasında gönüllü katılımcılar ile yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırma kapsamında yapılan görüşmeler neticesinde elde edilen bulgulara dayanarak yöneticilere ışık tutacağı düşünülecek bazı önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eşgüdüm, Koordinasyon, İşbirliği, Koordinatör, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, İş Yeri Uygulama Eğitimi Koordinatörlüğü

Celal Bayar ÜniversitesiKamu kuruluşlarıKoordinasyon+2
Hayriye İlbek
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği' ne uyum sürecinde Türkiye' de yerel yönetimler alanında yapılan düzenlemeler

Bu çalışmada Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türkiye'de yerel yönetimler alanında yapılan düzenlemelerin incelenmesi amaçlanmıştır. Yerel yönetimlerin önemi ve işlevleri gün geçtikçe daha da belirginleşmektedir. Ülkemizde yerel yönetimlerin Avrupa Birliği'ne uyum sürecinden önceki yapısı da ortaya konularak, uyum süreci düzenlemelerinden sonraki durumu ile kıyaslanabilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde yerel yönetimler, ikinci bölümde Avrupa Birliği'nde yerel yönetimler hakkında kavramsal bilgiler verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türkiye'de yerel yönetim alanında yapılan düzenlemeler hakkında bilgiler verilmiştir. Avrupa Birliği uyum sürecinde yerel yönetim alanında yapılan düzenlemelerde yerel yönetimlerin çalışma alanlarının kapsamı genişletilmiş, çalışmaları daha etkin hale getirmek amaçlanmıştır. Yapılan düzenlemelerle yerel yönetimlerin çalışmaları belirli ilkeler etrafında toplanarak yerel yönetimlerin idari vesayetten kurtularak çalışmalarını daha özgür, hızlı ve verimli yapmaları için uygun koşulların sağlanması amaçlanmıştır. Bu kapsamda yapılan düzenlemeler ile Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nda da öngörülen hizmette yerellik ilkesine paralel olarak, belediye hizmetlerinin, halka en yakın yerlerde ve en uygun yöntemler ile sunulması temel alınmıştır. Yerel yönetimlerin yöneticilerin atanan kişilerden değil de seçilen kişilerden oluşması ve yönetim etkinliğinin sağlanması amacıyla; daha önceden merkezi yönetimin atadığı yöneticilerin değil, kent halkının doğrudan ya da dolaylı olarak yerel yönetimlerde görev alacak yöneticileri seçmesi sağlanmıştır. Avrupa Birliği uyum sürecinde yerel yönetim alanında yapılan düzenlemelere genel anlamda bakıldığında, söz konusu düzenlemelerin eksiklikleri olmakla birlikte, yerel yönetimlerin etkinliğini arttırmayı, halka daha hızlı ve etkin hizmet götürmeyi ve daha özgür bir yapı oluşturmayı hedeflediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Yerel Yönetimler, AB Uyum Süreci

Avrupa BirliğiTürkiyeUluslararası ilişkiler+4
Meriç Güven Karakaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel demokrasi ve sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde kent konseyleri: Manisa kent konseyi örneği

1992 yılında Rio'da düzenlenen Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda küresel ölçekte olan sorunlara çözüm bulmak adına düzenlenen belgelerden birisi Gündem 21'dir. Gündem 21 sayesinde ülkelerin kendi uygulama alanlarında, Yerel Gündem 21'lerin kurulması için adımlar atılmıştır. Ülkemizde ise Yerel Gündem 21'in en önemli örnekleri olarak da Kent Konseyleri karşımıza çıkmaktadır. 2005 yılında 5393 sayılı Belediye Kanunu ile hukuk sistemimize dâhil olan Kent Konseyleri'nin 2006 yılında kurulması zorunlu hale getirilmiştir. Bu çalışmada tarihsel bir akış ile demokrasi ve yerel demokrasinin geçirdiği evrelerden söz ederek kentleşme ve yerel yönetimlerin gelişimi açısından önemli gördüğümüz konferans ve zirveleri inceleyip Manisa Kent Konseyi örneği anlatılmaya çalışılmıştır.

DemokrasiKent konseyleriManisa+3
Doğukan Çelik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dağlık alanlarda ve orman köylerinde sürdürülebilir kalkınma: Manisa Gördes örneği

Türkiye'de ve genel olarak dünyadaki pek çok ülkede dağlık alanlar, kapladıkları alan bakımından oldukça yüksek bir orana sahiptirler. Doğal kaynaklar bakımından oldukça zengin ve geliştirme potansiyeli yüksek olan bu alanlar ülkenin idaresini sağlayan yönetimler tarafından genellikle göz ardı edilmişlerdir. Sürdürülebilir kalkınma kavramı çerçevesinde dağlık alanların ve orman köylerinin var olan potansiyelleri harekete geçirilerek, ülkemizin kendi doğal kaynaklarını kullanarak kalkınmaya fayda sağlanabilir ve ülkemizin fiziki koşulları dikkate alındığında kıt kaynakların etkin ve verimli kullanılması sayesinde ekonomik bir değere dönüştürülmesiyle sonuçlanabilir. Küreselleşen dünya ile birlikte çevre sorunları da artmış ve sınırları geçen bir hal almıştır. Dağlık alanlarda ve orman köylerinde kırsal kalkınma; sürdürülebilir doğal kaynak kullanımını esas alarak, bir taraftan kırsal kesimin gelir düzeyinin ve yaşam standartlarının yükseltilmesi yoluyla gelişmişlik farklarının azaltılmasını amaçlayan, çevresel ve kültürel değerlerin korunmasını ve geliştirilmesini gözeten, yerelde farklılaşan sosyal, kültürel ve ekonomik özellikleri, ihtiyaçları, potansiyelleri ve dinamikleri dikkate alarak çok sektörlü yaklaşımla planlanan faaliyetler bütünü olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma Manisa İli Gördes ilçesi özelinde yapılacaktır. Bu ilçenin seçimindeki ana nedenler; ilki, Gördes'in Manisa'nın sosyo-ekonomik göstergeler bakımından en az gelişmiş ilçelerinden biri olmasıdır. Ayrıca Manisa ilinin dağlık alan bakımından en yoğun ilçeleri arasında Gördes'in bulunması, 6360 sayılı yasa çerçevesinde tüzel kişilikleri kaldırılan köylerin ilçede bulunuyor olması ve ilçenin Manisa merkeze uzakta bulunmasıdır. Son olarak kırsal kalkınma, yoksulluk gibi birçok etmenin incelenmeye en müsait ilçeler arasında olmasıdır. Sonuç itibarıyla; bu tez kırsal kalkınma, yoksulluk, çevre, göç, 6360 sayılı yasa gibi etmenlerle birlikte Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın (http://ipard.tarim.gov.tr/) web adresinde bulunan ülkemizdeki dağlık alan listelerinden teyid edilmek suretiyle belirlenen Gördes ilçesinin dağlık alanlarında ve orman köylerinde bir saha çalışması yapılmıştır. Sonrasında çıkartılan bulgular literatür ile temellendirerek sürdürülebilir kalkınma kavramı yerelde detaylandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dağlık alan, Orman köyleri, Kalkınma, Belediye, Sürdürülebilirlik.

Büyükşehir belediyeleriDağlık alanKanunlar 6360 sayılı+7
Ercan Fazlak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kooperatiflerin yerel kalkınmadaki rolü: İzmir Tire Süt Kooperatifi örneği

Yerel, kırsal ve bölgesel kalkınmanın kooperatifler arasındaki ilişkisi, ülkemizde gerek politik gerekse ekonomik faktörler nedeniyle yeterince araştırılamamıştır. Ayrı ayrı ele alınan kooperatif ve kalkınma konuları bu çalışmada birlikte incelenmiş ve yerel kalkınma düzleminde bir örnek olan 'Tire Süt Kooperatifi' alan araştırmasına konu olmuştur. Yukarıda belirtilen alan araştırmasında yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ve Swot Analizi kullanılmıştır. Bu yöntemi seçme nedeninin, karşılıklı iletişimi sağlarken taraflar için rahat ve yönlendirilebilir bir alan oluşturulması olduğunu söylemek mümkündür. Araştırmanın bulguları, kooperatifçilik ve kalkınma arasındaki yakın ilişkiyi de kanıtlamaktadır. Ayrıca, bu çalışma, Tire Süt Kooperatifi' nin çalışma şekli, organizasyonel yapısı ve ortaklara sağladıkları faydalar hakkında bilgi vermektedir. Yine bu çalışma örgütlü yapılarla çalışmayan çiftçilerin sorunları ve görüşlerine de yer vermekte ve kooperatifler hakkında karşılaştırmalı bir bakış açısı da sunmaktadır.

Bölgesel kalkınmaKalkınmaKalkınma politikaları+7
Halit Çakırca
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6360 Sayılı Kanun sonrası büyükşehir belediyelerinde yerel hizmetlerin kırsal kalkınmaya etkilerinin analizi: Manisa Salihli örneği

Türk idari sisteminde yapılan birçok atılım; hem merkezi yönetimde hem de yerel yönetimlerde önemli değişikliklere neden olmuştur. 6360 sayılı Kanun, yerel yönetimler açısından bugüne kadar ortaya konan yasalar arasında en radikal değişim ve dönüşümü sağlamayı amaçlayan hukuki metin olarak göze çarpmaktadır. 2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Büyükşehir Kanunu ile köylerin tüzel kişiliği kaldırılmış ve bağlı bulundukları ilçelerin mahallesine dönüştürülmüştür. Dolayısıyla, kırsal ve kentsel nüfus arasında bir ayrım kalmamıştır. Ancak, kırsal yerleşim yerlerinde yaşayan insanların sosyal yapısı, ekonomik geçim kaynakları ve çevre ile ilişkileri şehirden oldukça farklıdır. Kırsal yerleşimler, doğa ile insan arasındaki ilişkinin kentle daha uyumlu olduğu ve geleneksel yaşamın sürdüğü yerlerdir. Ayrıca kırsal alanların karşılaştığı sorunları çözme yeterliliği de pek fazla değildir. Kırsal kalkınma çalışmaları çoğunlukla tarıma odaklanır, halkın katılımı göz ardı edilir ve kırsala özgü yaklaşımlar planlamaya dahil edilmez. Kırsal yerleşimler ile ilgili planlama ve yasama sistemindeki boşluk devam etmekte ve kırsal kesimi kararları ile birleştiren Büyükşehir Yasası, kırsal alanları pek çok yönde etkilemektedir. Bu çalışmada; 6360 sayılı Kanun sonrası büyükşehir belediyelerinde yerel hizmetlerin kırsal kalkınmaya etkilerinin, Manisa Salihli örneğinde ne yönde ilerlediği incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Kırsal Alan, Kırsal Kalkınma, Büyükşehir Belediyesi, Belediye, 6360 sayılı kanun.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriKanunlar 6360 sayılı+3
Kamil Aydın
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilirlik çerçevesinde jeoparklar ve jeopark birliklerinin incelenmesi: Manisa Jeopark Birliği örneği

Sürdürülebilirlik kavramı ilk olarak çevresel yönüyle incelenmesine rağmen günümüzde birçok alanda kullanılmakta ve günden güne önem kazanmaktadır. Sürdürülebilirliğin geniş etki alanı içinde kendini en iyi gösterdiği alanlardan biri de jeoparklardır; çünkü jeoparklar sürdürülebilirlik ilkesi temel alınarak kurulmuş ve bu ilke ile korunmaya devam etmektedir. Sürdürülebilirliği sağlayacak en uygun kurum ise hizmetleri halka en yakın ve en etkili şekilde sunan kurum olan belediyelerdir. Hizmetlerin sunumunda sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınmanın hedef alınması, birçok sorun için de doğru bir çözüm olacaktır. Bu çalışmada sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilirlik çerçevesinde jeopark ve jeopark birlikleri ve Manisa Jeopark Birliği incelenecektir.

JeoparkManisaSürdürülebilir kalkınma+1
Burak Ak
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinin iş sağlığı ve güvenliğine yansıması

Yaşadığımız dönemde, hangi alanda olursa olsun yapılan tartışmaların başlangıç noktasını küreselleşme ve etkileri oluşturmaktadır. Küreselleşme yaşamın her alanını etkileyen bir süreç halini aldığı görülmektedir. Ancak, küreselleşme ile birlikte giderek büyüyen bir kitlenin yaşam koşulları bozulmakta ve işsizlik, düşük ücret, iş güvencesizliği, uzun çalışma saatleri, iş yoğunluğu vb. küresel bir hal almaktadır. Bu küresel sorunu çözmek için geliştirilen yaklaşımlar, soruna nereden ve nasıl bakıldığına bağlı olarak değişmektedir. Sanayileşme ve teknolojik gelişmelere paralel olarak değişen ve gelişen çalışma yöntemleri ve çalışma ortamı, çalışanlar açısından birçok sağlık ve güvenlik tehdidini beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda; iş kazaları ve meslek hastalıkları işgücünü doğrudan doğruya tehdit eden, çalışma hayatının önemli sorunlarından birini oluşturmaktadır. Ekonomik boyutuyla öne çıkan küreselleşme, emek-yoğun sektörlerdeki üretimin gelişmekte olan ülkelere kayması şeklinde kendini göstermiştir. Çok uluslu şirketler kanalıyla gerçekleşen üretim küreselleşmesi, bu ülkelerde düşük sosyal koruma düzeyi ve yapısal yetersizliklerin de etkisiyle iş kazası ve meslek hastalıklarının artmasına neden olmaktadır. Küreselleşme süreci iş sağlığı ve güvenliği açısından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri farklı şekil ve boyutlarda etkilemektedir. Gelişmiş ülkelerde ölümlü iş kazalarının ve meslek hastalıkları sonucu ölümlerin oranı düşükken, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde ölümlü iş kazalarının ve meslek hastalıklarının oranı yüksektir. Ayrıca küreselleşme süreciyle birlikte psikolojik rahatsızlıklar ve mesleki kanser gibi yeni hastalık türleri de ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliğinin geleceği konusunda, çalışan sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesine olan ihtiyaç giderek artırmaktadır. Tezin konusu; küreselleşme olgusunun işgücü piyasalarında ortaya çıkardığı etkileri incelemektir. Bu kapsamda küreselleşme sürecinin sosyal ve ekonomik anlamda bir yansıması olan üretimin ve işgücü piyasasının küreselleşmesinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler temelinde genel olarak çalışma hayatına ve özel olarak iş sağlığı ve güvenliği koşullarına etkileri temel yaklaşımlar çerçevesinde teorik temelde ve literatür çalışmasına dayanılarak incelenmiş ve analiz edilmiştir. Tezin amacı kapsamında; küreselleşmenin işgücü piyasalarında ortaya çıkardığı kutuplaşma, kuralsızlaşma ve serbestleşme eğilimlerinin iş kazaları ve meslek hastalıklarının artışının bir tezahürü mü olduğu yoksa gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki iş kazaları ve meslek hastalıkları sayılarının görece farklılık arzetmesinin arka planında yapısal farklılıkların mı söz konusu olduğu savı çalışmanın cevap aradığı temel sorudur.

Küreselleşmeİş güvenliğiİş sağlığı
Necdet Dalgıç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6360 sayılı yasa sonrasında büyükşehir belediyelerinin yeniden yapılandırılması: Manisa Büyükşehir Belediyesi üzerine bir inceleme

Yerel yönetimlerin tarihi dünya genelinde çok eskilere dayansa da, Türk idare kültürüne girmesi Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına ve Tanzimat dönemine denk gelmiştir. Ancak konu 1980'li yıllarda ayrı bir boyut kazanmıştır. Küreselleşme olgusunun etkisiyle başta kamu yönetimi, kentler ve yerel yönetimler olmak üzere, yerleşik tüm kavram ve kurumların değişim süreci başlamıştır. Bu değişim süreci ülkemizde hızlı kentleşmeye bağlı olarak şekillenmiştir. Kentsel alanlarda artan nüfus yığılmaları, hizmet taleplerinin karşılanmasında gecikmeler ve yetersizliklere neden olmuştur. Bu da metropoliten kentsel alanlara dair yeni arayışları gündeme getirmiştir. Bu arayışlar 1984 yılında çıkarılan 3030 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile somutlaşmıştır. 3030 sayılı Kanun, yasal dayanağını 1982 Anayasasının 127. maddesinden almıştır. Çünkü bu maddede büyük yerleşim yerleri için özel yönetim biçimleri getirilebileceğini ifade edilmiştir. Küreselleşmenin beraberinde getirdiği yeni kavram ve ilkelerle kamu yönetimi anlayışındaki dönüşüm, büyükşehir belediyelerinin yönetim anlayışında da birtakım değişiklikler gerektirmiştir. 3030 sayılı Kanun ile başlatılan, 5216 sayılı Kanun ile geliştirilen büyükşehir belediye sistemi, 2012 yılında kabul edilen ve 30 Mart 2014 yerel seçimleri sonrası uygulamaya konulan 6360 sayılı Kanun ile yeni bir döneme girmiştir. Bu kanun büyükşehir belediye sistemine yönelik yapısal ve işlevsel önemli değişiklikler getirmiştir. İdari-mali açıdan ve hizmetlerin sunumu bakımından farklılıklar oluşmuştur.Buradan hareketle bu çalışmada öncelikle Türkiye'de yerel yönetimlerin tarihsel süreç içerisinde gelişim ve değişimi incelenmektedir. Sonrasında 6360 sayılı Kanun özeline inilerek bu kanunla birlikte büyükşehir belediyesi statüsüne kavuşmuş olan Manisa hakkında genel bilgiler verilmekte, kentte belediyeciliğin tarihi gelişim süreci ve kentin büyükşehir olma süreci ele alınmaktadır. Söz konusu değişikliklerin Manisa ilini hangi boyutlarda ve nasıl etkilediği ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda hazırlanan çalışmada, nitel araştırma tekniklerinden mülakat yönteminden faydalanılarak yerel yönetim birimi yetkilileri ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda 6360 sayılı Kanun'un Manisa Büyükşehir Belediyesi'ne etkileri çeşitli başlıklar çerçevesinde ele alınmıştır.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriKanunlar 6360 sayılı+2
Ayşenur Gülenç Kantar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin Türkiye çocuk koruma sistemi üzerindeki etkilerinin Aanalizi

Çocuk alanında uluslararası taahhüt, sözleşme ve yaptırım mekanizmalarının ortaya koyduğu kurallar ve uygulamalar, nihayetinde evrensel bir nitelik taşıyan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin ortaya çıkmasına ön ayak olmuştur. Bu Sözleşmeye taraf olan devletlerin kendi iç hukuklarına ve uygulamalarına ilgili hükümleri yansıtmaları önem arz etmektedir. Bu araştırma, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin Türkiye çocuk koruma sistemi üzerindeki etkilerini analiz etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Sözleşme'nin Türk mevzuatına yansımaları ve uygulayıcı aktörler tarafından bilinme derecesi ve farkındalığı belirlenmiştir. Hukuki metinlerin karşılaştırmalı olarak çözümlendiği araştırmada uygulayıcı aktörlerin cinsiyet, deneyim ve meslek uzmanlıkları bakımından konuya yaklaşımları anket tekniği ile ölçülmüştür. Çalışmamız uluslararası alanda çocuk politikalarına olan uyum hususunda Türk mevzuatının Türkiye'deki çocuk koruma sistemi pratiklerinden daha ileride olduğunu ileri sürmektedir. Hem mevzuat hem de uygulayıcı aktörler açısından önemli eksiklerin bulunduğuna dair önemli göstergeler de söz konusudur. Araştırma sonucunda Türkiye'nin çocuk koruma sistemi içerisinde uyguladığı kamu politikalarının daha işlevsel ve verimli hale gelebilmesinin imkânlarına yönelik görüş ve öneriler geliştirilmiştir.

Birleşmiş MilletlerKamu HukukuTürk Hukuku+4
Zeynep Seda Gündoğdular
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kapsayıcı ve dışlayıcı kurumsallık yönünden Türkiye'de Kamu Denetçiliği Kurumu

Ülkeleri varsıllaştıran ve yoksullaştıran özellikleri yönünden zıt iki kurumsal model söz konusudur. Bu yapılardan ilki ''Kapsayıcı kurumsal yaklaşım'' ikincisi ise ''Dışlayıcı kurumsal yaklaşım''. Kapsayıcı kurumsal yapılar, iktidarın ve paydaşlarının el değiştirebildiği, ya da tarihsel anlamda doğası gereği el değiştirmek zorunda kaldığı kurumsal yapılardır. Dışlayıcı kurumsal yapılar ise halkın siyasi etkisinin ya çok az olduğu ya da etkisinin hiç olmadığı kurumsal yapılara sahip yerlerdir. Anlayış olarak birbirinden çok farklı durumları ifade eden kurumsal modeller ülkelerin iktisadi ve politik yapılarını belirlemektedir. Kapsayıcı model ile hareket eden ülkeler giderek zenginleşmekte, dışlayıcı modelle hareket eden ülkeler ise zamanla fakirleşmektedir. Kurumsal yapılar ülkelerdeki katılımcı demokrasi ve yönetişim ile refah düzeyine etki etmektedir. Siyasi kurumlar politik güçlerinden yararlanmak suretiyle ekonomiyle ilgili kuruluşların kararlarında kritik rol oynamaktadır. Daren Acemoğlu, ülkelerin büyüme ve kalkınma seviyelerinin stratejik konum, iklim veya diğer faktörler değil, kapsayıcı modele sahip kuruluşlar marifetiyle ilerlediğini savunmaktadır. Kapsayıcı modeller, vatandaşların kabiliyetini en iyi biçimde ortaya çıkarabileceği imkanları sağlamak amacıyla bireylere eşit şartlar sağlayan kurumlardır. Ekonomik ve siyasal kurumsallaşma ülkelerin ekonomik olarak büyümesinde etkin rol oynar. İnsanların içindeki müteşebbis potansiyel bu şekilde ortaya çıkar. Kapsayıcı kurumsal yapıların olduğu ülkelerde insanlar becerileri, yetenekleri, çalışmaları doğrultusunda terfi ederler. Tanıdıkları, destekçileri, yaşadıkları şehirler ya da maddi güçleri insanların ilerlemesinde belirleyici olmaz. Bugün ekonomik olarak büyüyen ülkeleri incelediğimizde kapsayıcı modelin artılarını net biçimde gözlemlemekteyiz. Kuzey Kore ile Güney Kore'yi kıyasladığımızda savaş ertesinde her ikisi de eşit seviyelerde başlamış ancak Güney Kore, Kuzey Kore'ye kıyasla kat kat fazla gelişmiştir. Ombudsman, tarihsel uzantısı Osmanlı'ya dek dayanan ve ilk defa 1809 yılında İsveç'te anayasa ile oluşturulan bir kontrol mekanizmasıdır. Türkiye'de ombudsman mekanizması, "Kamu Denetçiliği Kurumu" ismiyle 2012 senesinden itibaren faaliyete başlamıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, bugün de önem taşıyan katılımcılık, etkinlik, verimlilik, şeffaflık, çoğulculuk ilkelerini temel alan modern kamu yönetimi anlayışıyla ve katılımcı demokrasiyle bağdaşır bir kontrol mekanizması olarak ön plana çıkmaktadır. Arabulucu özelliğiyle birey ile idare arasındaki problemleri, tüm paydaşları mutlu edecek biçimde çözmekte ve idari yargının iş yükünü azaltmaktadır. Kapsayıcı bir kurumsal yapıya sahip olması için kurumun faaliyetleri ve tavsiyelerinin idarece icra edilmesi için duyarlı ve etkin toplum desteği sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Yeni kamu yönetimi, katılımcılık,yönetişim, kapsayıcılık, dışlayıcılık, katılımcı demokrasi, Ombudsmanlık, Kamu denetçiliği.

DenetimKamu Denetçiliği KurumuKamu denetimi+3
Pınar Vural
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki yerel yönetimlerde reform sürecinin il özel idarelerinin varlık ve yetki devri bağlamında değerlendirilmesi

Kamu yönetiminin, toplumun birçok alanda iç içe girmiş olan, birbirleriyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili, zaman zaman da çelişkili sorunlarını çözmek bakımından idari bir organizasyon olarak önemi büyüktür. Toplumların nüfus ve gelişmişlik bakımından büyümesiyle, devletlerin çözmek zorunda oldukları sorunlar da artmakta, bu durum da devletin vermek zorunda olduğu hizmetlerin artmasına neden olmaktadır. 6360 Sayılı Kanun ile il özel idarelerinin 30 büyükşehirde varlığına son verilmiştir. İl özel idarelerinin görev, yetkileri ve sorumlulukları büyükşehir belediyeleri ve merkezi yönetim arasında ilgisine göre dağıtılmıştır. Yetki ve görev paylaşımı yapılırken il genelinde hangi kuruma hangi yetkilerin bırakılacağı konusunda sorunlar ortaya çıkmıştır. Merkezi idare ile yerel yönetim birimleri yetki ve görev paylaşımının getirdiği aksaklıklar nedeniyle il özel idarelerinin varlığı üzerinde birçok tartışma konusu karşımıza çıkmaktadır. Yeni kanun ile birlikte il özel idarelerinin taşınır malları, taşınmaz malları, hakları, alacakları ve borçlarının ne olacağı konusunda yeni yasal düzenlemeler yapılarak varlık ve yetkilerin devri yapılmıştır. Çalışmada Türkiye'de yerel yönetimlerde reform sürecinin, il özel idareleri üzerine etkisi ve kaldırılan il özel idarelerinin varlık ve yetkilerinin devri bağlamında incelenmesine yer verilecektir. Bu bağlamda ilk bölümde, kamu yönetimi ve il özel idare ile ilgili kavramsal açıklamalara yer verilecek ve geçmişten günümüze il özel idarelerinin gelişimi incelenecektir. İkinci bölümde ise, il özel idarelerinin reform ihtiyacı ve süreci 6360 Sayılı Kanun kapsamında reforma yöneltilen eleştiriler çerçevesinde incelenmeye çalışılacaktır. Üçüncü bölümde ise, il özel idarelerinin reform sürecinde, varlık ve yetki devri bağlamında, karşılaştığı sorunlar ve sorunlara yönelik getirilen çözüm önerileri üzerine bir değerlendirme yapılacaktır. Bu çalışmada reform sürecinde büyükşehirlerde varlığı son bulan il özel idarelerinin, varlık ve yetkilerinin devri sırasında yaşanan aksaklıklar, bu aksaklıklara yöneltilen eleştiriler ve son olarak da bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinin ortaya konulması hedeflenmektedir.

ReformTürkiyeVarlık+4
Mehmet Şerif Kurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akdeniz deniz güvenliğinde NATO'nun yeri:Etkin Çaba Operasyonu

Tarih boyunca dünya üzerinde ulaşım, ticaret ve etkileşim alanındaki etkinliğiyle düzenler yaratan denizler, 21. yüzyılda da etkinliğini arttırarak sürdürmektedir. Yenilenen ve gelişen teknoloji beraberinde getirmiş olduğu faydalarla, deniz faktörünün daha etkin bir şekilde kullanılmasının önünü açmıştır. Devletler arasında önem arz eden bu alan, güvenlik olgusu etrafında şekillenerek gelişmeler göstermektedir. Bu tez, gelişen sistem içerisinde deniz güvenliğini inceleyerek, ülkemizde bu alandaki çalışmalara katkı sağlama gayesiyle hareket etmiştir. Deniz güvenliği olgusunun, üç tarafı denizlerle çevrili bir devlet için yeterince önem arz etmesi gerekliliğinden yola çıkarak ve günümüz deniz güvenliğinin artan önemi vurgulanarak, bu alanda çalışma yapılmıştır. Tez, NATO'nun Akdeniz'deki pozisyonunu ve gerçekleştirdiği operasyonları incelemiştir. Soğuk Savaş dönemi, Akdeniz'in önemini ve Akdeniz'in ileriye dönük durumunu irdelemiştir. Bölgedeki işbirliği odaklı Akdeniz Diyaloğu, Barselona anlaşması ve İstanbul işbirliği girişimi gibi birlikteliği arttıracak yapılanmalar incelenmiştir. NATO'nun son dönemde Akdeniz'deki yapısal değişimlere karşı takındığı tavır ele alınmış ve bu noktada etkin çaba operasyonunu irdelemiştir. Etkin Çaba operasyonlarının Akdeniz'de göçmen krizi, kaçakçılık, terör faaliyetleri gibi Akdeniz güvenliğine dair tehdit unsuru oluşturacak konulardaki pozisyonlarını ele alınmıştır. Bu konular üzerinde hareket ederken Akdeniz'in günümüz potansiyelinin göz önünde bulundurulmasına önem verilmiştir. Elde edilen veriler ışığında operasyonun sonuçlarına binaen analiz yapılmıştır.

AkdenizDeniz güvenliğiGüvenlik+6
İlhan Talha Kömüroğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avusturya'daki Türkiye göçmenlerinin sosyokültürel uyum araştırması

Sosyokültürel uyum kavramı, kişinin yaşamının genel bir görüntüsünü yansıtması yönüyle göç sürecine etki eden bazı değişkenlerle ilişki içerisindedir. Avusturya'daki Türkiye göçmenlerinin çeşitli demografik özellikleri ile kimlik ve ayrımcılık boyutlarının sosyokültürel uyum değişkenleri bağlamında irdelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın katılımcıları Avusturya'da yaşayan, rastgele seçilen ve gönüllü olan 306 Türkiye göçmenidir. Araştırma verilerinin toplanmasında daha önce uyarlaması gerçekleştirilmiş ölçekleri içeren anket yöntemi kullanılmıştır. Katılımcıların sosyokültürel uyumunun çeşitli demografik değişkenlerle ve uygulanan ölçeklerle olan ilişkisinin ortaya çıkarılması için üç aşamalı çoklu karşılaştırma analiz tekniği uygulanmıştır. Katılımcıların algılanan ayrımcılık düzeyi arttıkça daha fazla sosyokültürel uyum zorluğu yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Medeni durumu bekâr olanlar, yaş grubu 35 ve altı olanlar, eğitim durumu lise ve üzeri olanların, Almanca dil becerileri iyi düzeyde olanların, sosyokültürel uyum zorluğunu daha az yaşadıkları gözlemlenmiştir. Ayrıca, ekonomik ve kültürel sebeplerle yapılan göç hareketi ile siyasi sebepten dolayı yapılan göç hareketinin kimlik algısında ve sosyokültürel uyum yaşama düzeylerinde oldukça anlamlı bir farklılığa sahip olduğu sonucunu vermektedir. Bu araştırma, üzerinde fazla analiz yapılmadığı görülen Avusturya'da yaşayan göçmenlerle gerçekleştirildiği için önem taşımaktadır.

AvusturyaEski TürklerGöçmenler+3
Bahar Yurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6360 sayılı yasa kapsamındaki değişiklikler ve YİKOP - il özel idaresi karşılaştırması

İnsanlık tarihi boyunca kentlerin büyümesi beraberinde bir takım sorun ve ihtiyaçları da beraberinde getirmiştir. Merkezi yönetimlerce aşılamayan sorunların çözümü amacıyla önce yerel yönetim kavramı ortaya çıkmış ve kamu yönetimi literatürüne girmiştir. Zamanla yerel yönetimlerin nasıl daha verimli hale geleceği, daha da güçlendirilmesinin gerekip gerekmediği gibi konular tartışılmıştır. Türkiye'de yerel yönetimlerle ilgili çeşitli sınıflandırmalar mevcuttur. Son olarak 1982 Anayasası'nın "Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir" hükmüne istinaden hayatımıza giren büyükşehir belediyeleri de bu sınıflandırmalardan biridir. 6360 sayılı Kanun 2014'te hayatımıza girene dek 16 olan büyükşehir belediyesi sayısı 30'a yükseldi. Bununla beraber bu 30 ilde var olan il özel idareleri kapatıldı ve yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları (YİKOB) kuruldu. Bu çalışmada amaç, 6360 sayılı Kanun ile meydana gelen değişiklikleri açıklamak, il özel idareleri ve YİKOB'ları inceleyip karşılaştırmaktır. Bu sayede YİKOB'ların eksikliklerinin tespiti ve bunlara yönelik çözüm önerilerinde bulunmak hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Büyükşehir Belediyesi, İl Özel İdaresi, YİKOB, 6360 Sayılı Kanun.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriKanunlar 6360 sayılı+3
Mehmet Deniz Arabacı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz ve afet yönetiminde bir STK örneği: Kızılay

Tarih boyunca bakıldığında, birey ve toplumların yaşamlarını etkileyen birçok kriz ve afet olayları meydana gelmiştir. Kriz, insan yerleşimlerinde mevcut düzeni bozan ve gerilim yaratan bir durumdur. Krizlerin meydana gelmesine neden olan birçok etmen bulunmaktadır. Bu etmenler arasında en çok afet olayları etkili olmaktadır. Ülkemiz bulunduğu jeopolitik konumu itibariyle deprem başta olmak üzere birçok doğal afete davetiye çıkarmaktadır. Deprem, sel, çığ gibi doğal afetler veya teknolojik ve insan kaynaklı afetler gibi farkli afet türleri meydana gelmektedir. Afetler, bireylerin mevcut durumlarını ve faaliyetlerini kısa veya uzun süreli kesintiye uğratmakta ve insanların ve diğer canlıların yaşamları üzerinde maddi ve manevi olarak çok büyük kayıplarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu kayıpları en aza indirmek ve meydana gelebilecek ikinci tehdit oluşturacak doğal veya yapay afetleri önceden tespit edip gerekli önlemleri almak, doğacak hasarları olabildiğince önlemek, yaşanacak olası kayıpların önüne geçmek için sistemli, planlı ve etkin bir kriz ve afet yönetimi gerekmektedir. "Kriz ve Afet Yönetiminde Bir STK Örneği: Kızılay" adlı bu çalışma, ulusal ve uluslararası alanda meydana gelen kriz ve afet olayları nedeniyle yaşamlarını devam ettirmek için temel ihtiyaçlarını gideremeyen bireylerin ve toplumların üzerindeki olumsuz ve kötü etkilerini, can ve mal kayıplarını en az düzeye indirmek amacıyla yapılan çalışmaları inceleyen bir araştırma olmaktadır. Bu kapsamda, öncelikle kriz ve afet yönetimi kavramsal çerçevede ayrı ayrı ele alınmakta, kriz ve afet yönetim süreçleri, sınıflandırılması, doğrudan ve dolaylı yöndeki etkileri açıklanma ve kriz ve afet yönetim evrelerinin neler olduğu incelenmektedir. Kriz ve afet olaylarında mağdur olan, yoksul duruma düşen afetzedelerin ihtiyaçlarını gidermek ve onlara destek sağlamak amacıyla faaliyet gösteren gönüllü kuruluşlar olan STK'ların oluşumları, amaçları, faaliyetleri ve özellliklerinin neler olduğu açıklanmaktadır. Ülkemizde kriz ve afet yönetimi bağlamında faaliyet gösteren bazı STK'lar hakkında bilgiler verilmektedir. Bunlar arasında yer alan ve çalışma dahilinde ele alınan, ulusal ve uluslararası alanda faaliyet göstermekte olan Türk Kızılay'ı incelenmektedir. Çalışma kapsamında, literatür taraması, birçok döküman analizi ve Kızılay'ın resmi web sitesi incelenmiştir. Kızılay'ın ilkeleri, değerleri, görevleri ve diğer alanda yaptığı çalışmalara değinilmektedir. Kızılay, yurt içi ve yurt dışında meydana gelen afetlerden dolayı afetzedelere yardım faaliyetleri yürüten, afet müdahale kapsamında yerel, bölgesel ve uluslararası alanda ilgili örgütlerle koordineli çalışmalarda bulunan, arama-kurtarma ve iyileştirme çalışmalarına katkı sağlayan, afet hazırlık ve müdahalesine göre eğitim programları hazırlayan, yoksul, insani yardıma muhtaç ve afetzede vatandaşlar için ayni ve nakdi yardım bağışları için kampanyalar yürüterek önemli roller üstlenmektedir. Bu kapsamda Türk Kızılay'ı, kriz ve afet yönetiminde yürüttüğü bu çalışmaların oldukça önemli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Kriz ve Kriz Yönetim, Afet, Afet Yönetimi, STK, Kızılay

Afet hazırlığıAfet yönetimiAfetler+4
Duygu Akyüz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

AB politikalarının ve Brexit'in İskoç ayrılıkçı hareketine etkisi

Bu tezde 2008 ekonomik krizinden sonra AB içerisinde yükselmeye başlayan ulusaltı düzeydeki ayrılıkçılık örneklerinden biri olan İskoç ayrılıkçılığına AB politikalarıyla şekillenen yapının ve Brexit gelişmelerinin etkisi incelenmektedir. Tezin birinci bölümünde çalışmada tercih edilen kavramlara ve uygulanan durum çalışması yöntemine değinilmiştir. İkinci bölümde Avrupa bütünleşmesinin tarihsel, düşünsel ve kuramsal boyutu ele alınmıştır. Üçüncü bölümde 2010'da AB'de ortay çıkan ekonomik krizin zamanla siyasi bir krizie dönüşmesiyle birlikte önce Yunanistan'da sonra da Birleşik Krallık'ta meydana gelen ulusal düzeydeki ayrılıkçık incelenmiştir. Daha sonra Avrupa İçerisindeki Katalonya, İskoçya, Lombardiya ve Veneto bölgelerinde bağımsızlık referandumlarıyla gündemde yer edinen ulusaltı ayrılıkçılık hareketlerine değinilmiştir. Dördüncü bölümde 2014 yılında İskoçya'da düzenlenen bağımsızlık referandumunda hayır oyu çıkmasına ve 2016'daki Brexit referandumunda İskoçya'da %62 oranla AB'de kalma yönünde oy çıkmasına odaklanılmıştır. Bu iki durumdan yola çıkarak AB'nin Tek Avrupa Senedi ve Maastricht Antlaşması'yla birlikte şekillenen çok düzeyli yapısı bağlamında Brexit gelişmeleri etkisinde İskoç ayrılıkçılığı değerlendirilmiştir. Ulusaltı ayrılıkçılığın İskoçya örneğinden hareketle, bütünüyle ulusal bir konu olmaktan çıkıp, AB yapısı içerisinde bir konu haline geldiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ayrılıkçılık, İskoç Ayrılıkçılığı, Brexit, Çok Düzeyli Yönetişim

Avrupa BirliğiAyrılıkçı hareketlerBrexit+3
Okan Can
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

2002 sonrası siyasi partilerin seçim vaatleri ve bunların uygulanması

Siyasal partiler geçmişten günümüze demokratik yapının en temel unsurları ve uygulayıcılarıdır. Siyasal partiler, toplumdaki farklı kitlelerin istek, arzu ve sorunlarını merkezi yönetime sunulmasında önemli rol oynamaktadırlar. İstek ve arzuların, merkezi yönetime sunulması sonucunda ülkedeki yönetim anlayışı gelişmekte ve içtimaî siyaset anlayışı ortaya çıkmaktadır. Bu durum siyasi bir meşruluğu doğurmaktadır. Partilerin siyasi arenada yer almasını sağlayan unsurlar siyasi meşruluktan doğmaktadır. Partiler siyasi alanda aktif oldukça ülke yönetimi daha sistematik ve aktif yapıya dönüşmektedir. Siyasal oluşumlar toplumun her kesimine ulaşmak ve her konuya parmak basmak durumundadır. İdari yapı sadece bir grup, bir alan ve bir oluşuma dayanmamaktadır. Bu şekilde tek yanlı gelişim gösteren siyasi oluşumlar toplum tarafından kabul görmemektedir. Partiler yalnızca bir kesime hitap etmesinin aksine tüm topluma hitap edebilmelidir. Türkiye, siyasi yapısı ve demokratikleşme açısından gelişimine devam eden bir ülkedir. Partilerin topluma sundukları, onların siyasal oluşum içine dâhil olmasını sağlamaktadır. Topluma hitap eden ve sorunlarına cevap veren partiler ülke yönetiminde yerini almıştır. Genç siyasi oluşum içerisinde olan Türkiye demokratikleşme sürecini hızlandırmış ve ülkede 1946 yılında tek parti döneminden çok partili yaşama geçilmiştir. CHP'nin iktidarı kaybettiği 1950 seçimlerinden itibaren her on yılda bir askeri darbe gerçekleşmiş ve demokrasi kesintiye uğranmıştır. Bu dönemlerde siyasi partiler de kapatılma davaları ile karşı karşıya kalmış siyasi yöneticilerin sistemde olması yasaklanmıştır. 12 Eylül 1980 Darbesinin ardından 1989 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimine kadar askeri vesayet devam etmiştir. 1989 yılında Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle birlikte sivilleşme sağlanmıştır. 1990'lı yıllar ise ülkenin koalisyon ve faili meçhul cinayetler ile anılmasına sebep olmuştur. Bu dönemde terör yeniden hortlamıştır. Koalisyon hükümetleri ve toplumsal olaylar ile siyasi istikrar bir türlü sağlanamamıştır. Türk Siyasi Yaşamına, 1994 yılında gerçekleştirilen yerel seçim ile Refah Partisi ile birlikte ''muhafazakâr'' olgusu girmiştir. Bu olgu 2001'de kurulan AK Parti ile güçlenmiştir. Türk siyasi hayatına AK Parti ile kendini muhafazakâr, çağdaş ve Batı yanlısı olarak nitelendiren bir parti girmiştir. 2002 seçimlerinde 365 milletvekili çıkararak siyasal yapıda en başarılı parti olma özelliğine sahip olan AK Parti 2002 yılının ardından gerçekleşen tüm seçimlerde açık ara birinci parti olarak çıkmıştır. Bu çalışmada girdiği her seçimde başarılı olan AK Parti'nin kazanmasındaki unsurları incelemektir. Bu incelemede yalnızca iktidar partisi değil Türk siyasal hayatında önemli bir yere sahip diğer partilerin de parti programları, anlayışları, seçim propagandaları incelenmiş ve mukayese gerçekleştirilmiştir. Türkiye Genel Seçimleri ve belediye seçimlerinde partilerin vatandaşa sunduğu vaatler ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), İYİ Parti ve Halkların Demokratik Partisi (HDP)'nin başvurdukları propaganda yöntemleri, sundukları mesajlar seçim afişleri, seçim söylemleri analiz edilmiştir. Son olarak ise AK Parti'nin iktidar uygulamalarında hükümet programları analiz edilmiştir. Çalışma meydana getirilirken konu ile ilgili kurum ve kuruluşlarının resmi verilerinin yanında kitaplardan, makalelerden, internet kaynaklarından, parti programlarından, ilgili kanun maddelerinden ve tezlerden yararlanılmıştır.

Genel seçimlerSeçim kampanyalarıSeçim vaatleri+5
Yılmaz Oluçay
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

COVID 19 pandemisinin önlenmesi sürecinde kolluk kuvvetlerinin fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Dünyanın ve Türkiye'nin gündemini neredeyse 2 seneye yaklaşan bir süre içinde Covid -19 Pandemisi işgal etmektedir. Bu anlamda bu durum ülke yönetimlerini hemen hemen her alanda etkilediği, özellikle de sağlık, eğitim, ekonomi ve güvenlik alanında çok fazla etkilediği söylenebilir. Bilhassa bu alanlarla ilgili dünya çapında pandeminin seyri ve etkisine baktığımızda kimi devletlerin pandemiyi kontrol altına almakta zorladığı söylenebilir. Türkiye açısından da zaman zaman pandeminin yayılımında ve ölüm oranlarında artış olmasına rağmen, Türkiye Covid- 19 pandemisini yönetmede ve kontrol altında tutmada başarılı olduğu söylenebilir. Böyle bir sonuçta Türk kamu yönetiminde hızlı karar almanın ve kolluk kuvvetleri ile sağlık personelinin iyi yönetilmesinin etkili olduğu belirtilebilir. Bu çerçevede 2019 yılının son çeyreğinde ortaya çıkan Covid-19 ismini alan virüs kısa sürede tüm dünyaya yayılmış, pandemi ilan edilmesine neden olmuştur. Küresel bir sorun halini alan Covid19 pandemisi ülkelerin sağlık altyapılarını ve ekonomilerini olumsuz etkilemiş ve ülkeler bu dönemde pandemi ile başa çıkabilmek adına birçok tedbir alarak yeni kurallar ortaya koymuşlardır. Yapılan literatür taramasında Covid -19 pandemisi ile alakalı birçok alanda araştırma yapıldığı ancak virüsle mücadelede alınan tedbirlerin gözetleyicisi olan kolluk kuvvetleri ile ilgili yapılan araştırmaların yetersiz kaldığı gözlenmiştir. Bu kapsamda çalışma öncelikle kavramsal kısımlar ve alan araştırması olarak ayrımlar yapılarak tamamlanmaya çalışılmıştır. Bu açıdan birinci ve ikinci bölüm kamu düzeni ve iç güvenlik ile Covid 19 pandemisi konusundaki gelişmelere ayrılmış, daha sonra üçüncü bölüm ise kolluk kuvvetlerinin pandemiyi önlemede ne gibi ekstra görev ve fonksiyonlar üstlendiğini araştıran alan araştırmasına ayrılmıştır. Böylece çalışmada metot olarak hem literatür taraması hem de alan araştırması kullanılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma COVID-19 pandemi sürecinin kolluk kuvvetlerinin fonksiyonları üzerindeki etkilerini saptamayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın birinci bölümünde kamu düzeni ve kolluk kavramları üzerinde durularak kavramsal çerçeve oturtulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümünde ise Covid-19 pandemisi mercek altına alınmış pandemilerin tarihçesi Dünya'da ve Türkiye'deki genel durum alınan tedbirler iii ve atılan adımlar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümünde Covid-19 ve iç güvenlik arasındaki ilişki irdelenmiştir. Bu doğrultuda İzmir ili Bornova ve Kemalpaşa ilçesinde görev yapan Polis, Jandarma ve Zabıta personelleri ile alan araştırması yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği uygulanarak Covid-19 pandemi sürecinin kolluk personellerine nasıl yansıdığı ve bu dönemde yürüttükleri faaliyetler üzerinde durularak pandeminin seyri ve kolluk kuvvetlerinin fonksiyonlarına etkileri üzerine bakış açısı geliştirilmeye çalışılmıştır.

COVID 19KollukKolluk personeli+2
Semih Güner
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacıların kamu hizmetlerine erişime ilişkin algısı: İzmir örneği

2010 yılında Tunus'ta boy gösteren Arap Baharı hareketi Ortadoğu coğrafyasında önemli derecede değişim ve dönüşüm yaratmıştır. Suriye, bu hareketin etkilerini 2011 yılında hissetmiş ve bu durum Mart 2011'de Suriye'de iç savaşın başlamasına sebep olmuştur. İç savaş neticesinde, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana dünyada görülen en büyük göç dalgası hareketi başlamıştır. Bu göç dalgasından en çok etkilenen ve en fazla sığınma talep edilen ülkelerden biri ise Türkiye olmuştur. Bunun sonucunda, Temmuz 2021 itibariyle 3.690.896 Suriyeli, Türkiye'ye sığınmacı olarak başvurmuş ve geçici koruma statüsüne sahip olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Suriyeli sığınmacıların kamu hizmetlerine erişime ilişkin algısının tespit edilmesidir. Bu bağlamda, tezin ilk bölümünde kamu politikaları ve göç olgusu kavramsal çerçevede incelenmiştir. İkinci bölümde, Suriyeli sığınmacılara yönelik oluşturulan ve uygulanan kamu hizmetlerine değinilmiştir. Tezin son bölümünü ise İzmir ilinde 300 Suriyeli sığınmacı ile gerçekleştirilen anket çalışması neticesinde elde edilen veriler ve bulgular oluşturmaktadır. İzmir ili örneklem seçilerek 300 Suriyeli sığınmacı ile gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre Suriyeli sığınmacıların istihdam, eğitim, sağlık, barınma ve güvenlik hizmetlerine erişime ilişkin algılarının genel olarak olumlu olduğu sonucuna ulaşılmış ve Türkiye'de kalma eğiliminde oldukları tespit edilmiştir. Buna karşın kültürel farklılıklardan kaynaklanan toplumsal uyum konusunda birtakım problemlerin yaşandığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sığınmacılar, Kamu Hizmetleri, Suriye, Uluslararası Göç, Entegrasyon Politikaları.

BütünleşmeGöçlerKamu hizmetleri+4
Tarık Üstün
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki milliyetçi ve muhafazakâr partilerde "Millî İrade" söylemi ve değişim süreci

Egemenlik kavramı, günlük hayatta sık sık kullanılan iktidar, siyasî iktidar ve otoriteden daha farklı ve daha geniş bir anlam ihtiva eder. Egemenlik, toplumu yöneten devlet mekanizmasının ayırt edici bir özelliğidir. İnsanların kalabalıklardan topluma evrildiği dönem boyunca egemenlik, dönüşüm içine girmiştir. Başlarda egemenliğin, kaynağını Tanrı'dan alan ve onun adına bu yetkiyi kullanan bir kral ile özdeşleştiği görülürken ilerleyen dönemde egemenliğin kaynağı (auctoritas) ve kullanılışı (potestas) insanların tekeline girmiştir. Fransız Devrimi'yle birlikte beşeri ölçüler nispetinde ifade bulmaya başlayan egemenlik, halk egemenliği ve ulus egemenliği gibi iki farklı teorinin konusu olmuştur. Halk egemenliği teorisi, egemenliği somut olarak, tek tek vatandaşlara ait kabul ederken millî egemenlik teorisi ise egemenliği soyut olarak halkı işaret eden, geçmiş, şimdi, gelecek köprüsündeki ulusa ait görür. Batı'da egemenliğin dönüşümü arz-talep sürecinin ürünüyken Türkiye'de süreç, tepeden inme politikalar sayesinde işlemiştir. Bu süreç, esasen Osmanlı-Türk modernleşme süreciyle birebir ilişki içindedir. Osmanlı-Türk modernleşmesi Batı'daki ekonomik, siyasî, hukukî ve kültürel gelişmeleri hayatın olağan akışı içinde geçirememiş toplumun, elitler vasıtasıyla süreci yakalama uğraşıdır. Bu noktada modernleşme, Batı'ya benzeme hevesinin içinde bulunduğu ancak taklit kurum ve uygulamaların Batı'daki içeriğinden farklılaştığı bir sonuca ulaşmıştır. Böylece topluma hâkim olan ayrım çizgisi ya da sağ-sol kutuplaşması da sınıf yerine modernleşme uygulamalarına bakış açısı temelinde anlam kazanmıştır. Toplumun bir kesimi, dayatılan değer kalıpları karşısında kendi öz değerlerinden uzaklaşarak yabancı konumuna düştüğüne kanaat getirdiğinden siyasa sürecine katılmanın yollarını aramıştır. Çalışmanın benimsediği, literatürde merkez-çevre şeklinde belirlenen ayrım çizgisinin çevre tarafı, dayatmacı elitist modernleşme uygulamaları karşısında seçimlere ve dolayısıyla seçimler sonucunda ortaya çıkan duruma büyük önem vermiştir. Millî irade ismiyle efsaneleştirilen bu durum Türkiye siyasî tarihinde sıkça başvurulan bir referans noktasıdır. Millî irade yoluyla oy devşirme ve popülist politikalarını millî irade vasıtasıyla perdeleme, çalışmanın ana konusunu teşkil eden DP-AP-ANAP-AK Parti çizgisinin sıkça başvurduğu bir yoldur.

Adalet PartisiAdalet ve Kalkınma PartisiAnavatan Partisi+7
Ömer Kaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel ısınma kaynaklı iklim mülteciliğinin Türkiye'ye yönelik muhtemel hareketlerinin risk değerlendirmesi

Birbirinin tetikleyicisi olan küresel ısınma ve iklim değişikliği son yıllarda sıkça gündeme gelmeye başlamıştır. Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle aşırı hava olaylarının sıklığının artması, deniz seviyesinin yükselmesi, ormansızlaşma, kuraklık ve çölleşme, su ve gıda güvenliği sorunları, kıtlık, tarımda toprağın verimsizleşmesi gibi çevresel, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda çeşitli olumsuz etkiler ortaya çıkmıştır. Özellikle iklim değişikliği ve doğal afetler başta olmak üzere çevre sorunlarının sebep olacağı toplu göçler ile iklim mülteciliği konusu uluslararası alanda çözülmesi gereken başlıca sorunlardan biri olacaktır. Dünyada 2050 yılına kadar yaklaşık 50 ile 200 milyon arasında insanın iklim mültecisi olarak göç edeceği tahmin edilmektedir. Türkiye'ye ise 30 milyon insanın iklim değişikliği nedeniyle göç edeceği düşünülmektedir. Çalışma çerçevesinde gerçekleştirilen görüşmelerde küresel ısınma ve iklim değişikliğinin neden olduğu çevresel sorunlar ve doğal afetler neticesinde coğrafi konumu itibariyle göç yolları üzerinde bulunan Türkiye'nin iklim mültecileri ve toplu göçten orantısız bir şekilde etkileneceği kanısına varılmıştır. Araştırma sonunda iklim mültecilerinin Türkiye'ye muhtemel göç riskine karşı etkili politika ve strateji önerileri sunulmuştur.

Ekolojik çevreGöçlerKüresel ısınma+7
Gökçe Nur Sayın
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kent ve topluluklar: Karşılaştırmalı Bakü-İzmir örneği

Bu çalışma kapsamında sürdürülebilir kentler ve topluluklar konusu ele alınmıştır. Çalışmada İzmir ve Bakü örnek alınmış, bu şehirlerde sürdürülebilir kent olma yolunda konulan hedefler ve yapılan çalışmalar karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda her iki kentin ilgili yetkili kişilerine ulaşılmış ve yüz yüze mülakat yöntemi kullanılarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Sorular, bir kentin ne kadar sürdürülebilir ve insan odaklı olduğunu belirlemeye yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu sorular esasen trafik, hareketlilik, doğal yaşam ve halkın karar almaya katılımı gibi konuları içermektedir. Görüşmeler sonucu İzmir'in sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin açık bir şekilde belirlendiği ve söz konusu hedefleri gerçekleştirmek için sürdürülebilirlik ofislerinin kurulduğu, aynı zamanda, kentin insan odaklı olması için birçok çalışmalarının gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Bakü'nün ise sürdürülebilir bir kent olma yolunda "sürdürülebilirlik" başlığı altında herhangi açıklanmış bir politikasının olmadığını fakat kent yönetiminin, insanların daha iyi koşullara sahip olması için önemli çalışmalar yaptığı anlaşılmıştır. Bir başka ifade ile, Bakü'nün sürdürülebilirlik politikalarının belirlenmesi ve bu konuda İzmir'i örnek kent olarak ele alması sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bakü, İzmir, Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Kent

Azerbaycan-BaküSürdürülebilir kentleşmeSürdürülebilirlik+3
Farid Mehdiyev
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de mahalle muhtarlığı yapan kadınların yerel siyasete katılımı ve 'mahalle muhtarlığı' görevinin önemi: Manisa örnegi

Türkiye'de kadınların siyasal alanda yeterince temsil edildiğini söylemek mümkün değildir.Siyasal alanında kadının eksikliğinin en çok hissedilen yer yerel yönetimlerdir çünkü ulusal siyasete oranla daha düşük temsil oranına sahiptir. Türkiye'deki erkek egemen siyaset yapma biçimi de kadınların siyasetten uzaklaşmasına ve tam entegre olamamasına neden olmaktadır. Kadınların aktif olarak bu alanda yer almak istemeleri kendilerini başka alternatiflere yönelmelerine neden olmuştur. Son seçimlerde en çok dikkat çeken ve ses getiren kurumlardan biri de muhtarlık kurumu olmuştur. Bu kurumun diğer yerel yönetim birimlerinden farkı aday olma konusunda bir üst belirleyicisinin olmaması ve kanunun getirdiği şartları taşıyan bireylerin rahatlıkla aday olabileceği bir kurum olmasıdır. Bu nedenle mahalle muhtarlığı kadınların katılımı için önemli bir olgu olarak değerlendirilebilir. Tez dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kadının siyasal haklarının tarihsel sürecinden ve kadınların yerel siyasete katılımının arttırmaya yönelik projelerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümünde ise, mahalle kavramından, muhtarlık teşkilatının kuruluşu ve yasal düzenlenmelerinden bahsedilmiş, yerel siyaset ve yerel demokrasi arasındaki bağ konu edilmiş ve son olarak katılım kavramına değinilerek katılım türlerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümünde ise Manisa ile ilgili bilgiler verilmiştir. Dördüncü bölümde ise, Manisa ilinin merkez ilçelerindeki 9 kadın mahalle muhtarlarıyla yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir ve elde edilen bulgular incelenmiştir. Bulgulara göre, kadın muhtarların adaylıklarında istekli olmaları, daha çok zihniyetle mücadele etmeleri ve kalıplaşmış yargıyı yıkmaya çalışmalarıyla kendilerini bir rol model olarak görmeleri bağlamında kadınların yerel düzeyde aktif rol almaları konusunda katkısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

KadınlarManisaMuhtarlar+2
Müge Bozkurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal kimlik oluşumunda çevreleme tekniklerinin etkisi: Manisa siyasal parti il teşkilatları gençlik kollarının karşılaştırmalı analizi

Bireyler siyasal kimliklerini diğer bireylerle kurdukları sosyal etkileşimler ile aktarılan anlamlı semboller vasıtasıyla, zihinlerinde oluşturduğu anlam çerçeveleriyle meydana getirmektedir. Siyasal iktidarlar otoritelerini ve meşruiyetlerini korumak amacıyla çeşitli yöntemlerle kendi değerleri, inançları ve ideolojisi doğrultusunda bireylerin zihinlerinde oluşturduğu siyasal kimliklerine yön verebilmektedir. Çevreleme teknikleri hem demokratik rejimlerde hem de totaliter rejimlerde iktidarların uyguladığı bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat çalışmada demokratik rejimlerde iktidarların meşruiyetleri ve otoritesi bireylerin iknasına dayandığından dolayı, iktidarların kendi değerlerini, inançlarını ve ideolojisini yönetilenlere kabul ettirmesinin görünenden daha önemli bir hale geldiği hipotezi ortaya atılmıştır. Bu çalışma iktidarların siyasal kültürlerini aşılamak amacıyla uyguladığı propaganda yöntemlerden bir tanesi olan çevreleme tekniklerini inceleme bakımından Türkiye'de ilk olma özelliği taşıdığından dolayı değerlidir. Aynı zamanda bu çalışma, ağırlıklı olarak totaliter yapıya sahip toplumlarda uygulandığı düşünülen çevreleme tekniklerinin demokratik toplumlardaki değerini irdelediğinden dolayı önem arz etmektedir. Bununla birlikte çalışmada çevreleme tekniklerini anlamlandırabilmek adına Türk siyasal hayatından örnekler verilerek iktidarların uyguladığı çevreleme teknikleri incelenmiştir. Çalışma esnasında detaylı bir alanyazın taraması yapılmış ve çevreleme tekniklerini Türk siyasal hayatı üzerinden inceleyen herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu çalışma Türk siyasal hayatını çevreleme teknikleri üzerinden inceleme bakımından değerli görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, demokratik toplumlarda çevreleme tekniklerinin siyasal kimlik üzerindeki etkisini ve çevreleme tekniklerinin uygulanış biçimlerini ortaya koymaktır. Çalışmada iktidarların çevreleme tekniklerini uygulama biçimleri Erving Goffman'ın çerçeve analizi yöntemi ile incelenmiş, Goffman'ın ortaya koyduğu anahtarlama ve fabrikasyon kavramları da iktidarın çevreleme tekniklerini uygulayış biçimlerinin arasına dahil edilmiştir. Çalışmanın örneklemi Manisa ili Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve İyi Parti il teşkilatlarının gençlik kollarıdır. Çalışmada yarı-yapılandırılmış görüşmeler sonucunda veriler elde edilmiş, elde edilen veriler ise nitel içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çalışmanın sonucunda demokratik rejimlerde çevreleme tekniklerinin önemli olduğu hipotezi doğrulanmış ve siyasal iktidarların çevreleme tekniklerini uygulayış biçimleri görünür kılınmıştır.

Gençlik kollarıSiyasal propagandaSiyasi kimlik+2
Başak Kart
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu güvenlik politikası tercihinde toplum-destekli polislik

Güvenlik politikalarında yaşanan değişim sonucunda günümüzde kamusal güvenlik, sadece devlet güvenliğini karşılayan bir kavram olmaktan uzaklaşmıştır. Kamu güvenliği denilince artık zihinlerimizde devlet güvenliği yerine insan güvenliği algısı oluşmaktadır. Yeni güvenlik anlayışı olarak açıklanan bu insan boyutlu güvenlik idealindeki dönüşüm, fikirsel boyutta kalmayıp; politika karar alımında ve politikaların uygulanmasında kendini göstermiştir. Günümüz demokratik devletleri ve seçilmiş hükümetleri, birer temsilci ve yürütücü olduklarının bilincinde güvenlik yönetiminde liberal güvenlik anlayışını hâkim görüş kılmak istemek veya bunun zorunluluğunu idrak etmektedirler. Liberal güvenlik anlayışının bir boyutu olarak kamusal alanda meşru kolluğun yerine demokratik kolluk fikri gelişmiştir. Kolluk gücünün artık kamu güvenlik kavramı algısı devletin güvenliği görevi olarak değil; birey odaklı bir anlayışla vatandaşların güvenliğine hizmet verme işi olarak şekillenmiştir. İnsanı önceleyen, vatandaş odaklı güvenlik algısı sonucunda polis teşkilâtında yaşanan dönüşüm suç önleme ve suçla mücadelede katılımcı-uzlaşmacı ve iletişime önem veren bir polisliğin oluşumuna imkân vermiştir. Polis teşkilâtında bu ideal üzerinde Toplum Destekli Polislik birimi inşa edilmiştir. Kamu güvenliği, kamusal alana uygun güvenlik politikalarıyla inşa edilebilir. Kamusal güvenliği sağlamada önemli görevler yüklenen kolluk; etkin, verimli ve modern bir örgüt hâline gelebilmesi çağın güvenlik ihtiyaçları ile zaruretlerine cevap verebilmesini sağlayabilecektir. Katılım, uzlaşma ve iletişim prensiplerini kurum kültürü hâline getirmeyi temel dayanak noktası alan polis teşkilâtı, bunu demokratik polislik felsefesi ile olacaktır. Bu nedenle polis teşkilâtındaki Toplum Destekli Polislik yapısı, çağın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veren modern bir polislik felsefesi olarak gözükmektedir. Vatandaş ile polis arasında ortaklık sağlamaya yönelik Toplum Destekli Polislik uygulaması, güvenlik politikalarının ana konusunu oluşturan toplumsal meselelere yapısal çözümler getirmeye imkân veren bir polislik hizmetidir. Anahtar kelimeler: Güvenlik Politikası, Kamu Güvenliği, Kamu Güvenlik Politikası, Toplum ve Polis, Toplum Destekli Polis.

Devlet politikalarıGüvenlik politikalarıHükümet politikaları+5
Berkay Kırdar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de planlı dönem öncesi kırdan kente göç olgusu ve kentleşme

Tarihsel süreçte uzunca bir dönem insanlığın temel yaşam alanlarını oluşturan kırsal alanlar, geleneksel toplumdan sanayi toplumuna geçişle birlikte kentlerin sahip olmaya başladığı avantajlı konumlarının bir getirisi olarak kentlere göç vermeye başlamışlardır. Dünyada kır ve kent dengesinin değişmeye başladığı bu gelişmeyle birlikte sanayinin filizlenmeye başladığı kentler, her geçen gün kırlardan daha fazla işgücü talep etmeye başlamış ve böylece kırsal dünyadan kentsel dünyaya giden yolun kapıları aralanmıştır. Bununla birlikte, göçün kırlardan kentlere doğru olan şekilsel yapısı tüm ülkelerde benzer olarak gerçekleşmişse de içerik bakımından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kentleşmenin farklılaştığı kabul edilmiştir. Bu iki kategoride ortaya çıkan farklılaşma ise kırdan kente göç sürecine tarımsal üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşümün mü, yoksa sanayinin gelişiminin mi yön verdiğinin belirlenmesiyle açığa kavuşmaktadır. Türkiye bağlamında bu soruya cevap aramak için yola çıkan çalışma, planlı dönem öncesinde kırdan kente göç hareketlerinin ve kentleşme olgusunun ortaya çıkmasında rolü olan temel dinamiklerin neler olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu yapılırken, Osmanlı'dan Cumhuriyet'in ilanına ve oradan da 1950'lere kadar olan süreçte ağırlıklı olarak kırda yaşayan nüfusun, hangi gelişmelerle birlikte kente göç etmeye başladığının anlaşılmasına odaklanılmıştır. Bu amaçla tarihsel süreklilik içerisinde dönemsel olarak kentsel gelişme dinamikleri ele alınmış, özellikle 1950 öncesi son on yılda yaşanan gelişmelerin kırsal alanlarda göçü hazırlayıcı yönleri ortaya koyulmaya çalışılmış ve hızlı kentleşmenin başladığı 1950'li yıllarda tarımsal yapı, ulaşım ve sanayi politikalarının kentleşme sürecine olan etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırdan Kente Göç, Kentleşme, Planlı Dönem Öncesi, Sanayi Devrimi, Kentleşme ve Sanayileşme Sürekliliği.

EndüstrileşmeGöçlerKentlileşme+4
Musa Söztutar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Çok etnik yapılı toplumlarda yönetim ve güç paylaşımı

Çoğul toplumlarda çağdaş demokrasi standartlarına ulaşmak için toplumu oluşturan tüm dini, kültürel ve etnik farklılıkları bulunan alt grupların devletin tüm kurumlarında eşit oranda bulunmaları ve karar mekanizmalarında söz sahibi olmaları kaçınılmazdır. İşte bu ihtiyaç ve gereklilik çok etnik yapılı toplumlarda geleneksel demokrasi uygulamalarından farklı olarak ihtiyaca daha iyi cevap verebilecek yeni uygulamaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. İşte bu çalışmanın amacı Türkiye gibi birçok farklı etnik ve dini grubu bünyesinde barındıran bir ülkede bu uygulamaların karar alıcılar ve politikacılar için daha görünür olmasını sağlamak ve daha demokratik çıktıların oluşmasına katkıda bulunmaktır. Ayrıca ülkede ki bu yönde yaşanan akademik eksikliğe değinerek bu konuda ki bilimsel çalışmaların artmasını sağlamak da tezin amacıdır. Çalışmada, 1970'li yıllarda ortaya atılan oydaşmacı ve birleştirici demokrasi yaklaşımları incelenmiş ve bu yaklaşımların çok etnik yapılı toplumlar için öne sürdüğü iktidar paylaşımı reçetesi ortaya konmuştur. Buna ek olarak çalışma dünyada ki en önemli iktidar paylaşımı örneklerinden biri olan Lübnan'ı inceleyerek karar alıcılar ve politikacıların yapma(ma)sı gerekenleri ortaya koymaya çalışmıştır.

Etnik demokrasiEtnik gruplarEtnik ulusçuluk+7
Fatih Çiçek
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum süreci ve Türkiye'deki kırsal kalkınma etkileşimi: 3 ekim 2005 sonrası Manisa bölgesinin kırsal kalkınma analizi

Ankara Anlaşması'nın 12 Eylül 1963'de imzalanması ve 1 Aralık 1964'de yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ortaklık ilişkisi başlamıştır. 17 Aralık 2004 tarihinde alınan kararın sonrasında, 3 Ekim 2005'de Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım müzakerelerinin başlaması ile yeni bir sayfa açılmıştır. Bu çerçevede, kırsal kalkınma ile ilgili olarak dünyada değişen yeni yaklaşımları ön plana alan, Avrupa Birliği'ne uyum sürecini sürdüren, buna ilave olarak ülkenin gereksinimlerinin, önceliklerinin ve mevcut şartlarının farkındalığına sahip olan bir kırsal kalkınma planının ortaya konması kararlaştırılmıştır. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ekonomik ve sosyal alanda uyumun oluşturulması sebebi ile kırsal anlamda gerekli görülen ve ihtiyaç duyulan adımların atılması ve bu çalışmaların sonuca ulaştırılması uyum sürecinin iyi bir şekilde sürdürülebilmesi yönünden kırsal kalkınma planı oldukça önemlidir. Bu çalışmada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne uyum sürecinin Türkiye'nin kırsal kalkınmasına olan etkileri ve bu bağlamda süreç içerisinde Manisa İline olan etkileri ve görülen değişiklikler ele alınmıştır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, kalkınma ve kırsal kalkınma kavramları, Türkiye'deki kırsal kalkınma faaliyetleri ve kırsal kalkınma politikaları ele alınmıştır. İkinci bölümde, Avrupa Birliği'nde kırsal kalkınma faaliyetleri, kırsal kalkınma politikaları ve Türkiye'nin kırsal kalkınma bağlamında Avrupa Birliği'ne uyum süreci irdelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde ise, Avrupa Birliği'ne uyum süreci bağlamında Manisa ilinin kırsal kalkınma analizi yapılmıştır.

Avrupa BirliğiEtkileşimKalkınma+6
Eren Tozak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Nâmık Kemâl'de ideal devlet görüşü: İbret ve Hürriyet gazetelerindeki yazıların değerlendirilmesi

Mehmed Nâmık Kemâl, hem Türk edebiyatı tarihi hem de Türk siyasal tarihinde kendine yer edinmeyi başarmış önemli bir şahsiyettir. Her ne kadar "vatan şairi" ve "Vatan yâhud Silistre'nin yazarı" olarak bilinse de, esasında bu vasıfların çok ötesinde bir konuma sahiptir. O, elbette bir vatan şairidir, ünlü Vatan yâhud Silistre piyesinin müellifidir ve vatan kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır; ama o, aynı zamanda, anayasa ile parlamentoyu da savunan bir gazetecidir. Bu çalışmanın amacı ise, Nâmık Kemâl'in bu gazeteci yönü üzerinden, onun, vatan, hürriyet ve Osmanlı'da inşa edilmesi gereken ideal yönetim şekli konusundaki fikirlerini ele almaktır. Ne de olsa Nâmık Kemâl, gazeteciliği süresince, nüfustan ekonomiye, idareden eğitime kadar pek çok konuda doygun gazete yazıları kaleme almıştır. Daha net bir tablo ortaya koyulması için, bu çalışmada, yazarın bahsi geçen konulardaki düşüncelerine odaklanılacaktır. Osmanlı'ya uygulanmak istenen meşrutî monarşi, tabiî olarak, salt Nâmık Kemâl'in fikrî faaliyetiyle gerçekleşmemiştir. Kâh Yeni Osmanlılar Cemiyeti'yle bir araya gelen pek çok isim, kâh bürokraside yer alan başka isimler, anayasal parlamentoyu savunmuştur. Bizim odak ismimizse Nâmık Kemâl olduğundan, bu çalışmada, Nâmık Kemâl ile diğer Tanzimat düşünürleri veya bürokratlar arasında herhangi bir mukayeseye gidilmemiş, salt Nâmık Kemâl'e değinilmiş ve onun da sadece ideal devlet yönetimiyle ilgili düşünceleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nâmık Kemâl, İttifak-ı Hamiyyet, Yeni Osmanlılar Cemiyeti, Tanzimat, anayasal monarşi, anayasalcılık, parlamentarizm, kuvvetler ayrılığı, usûl-i meşveret, hürriyet, vatan, Rüya, İbret, Hürriyet, Kanun-ı Esasî, 113. madde.

Devlet idaresiGazetelerHürriyet gazetesi+6
Orhan Davut Kavkas
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir çevre vizyonu açısından Türkiye'nin enerji politikalarında güneş enerjisinin geleceği

Enerji, kalkınmanın en temel sürükleyicilerinden biridir. Sürdürülebilir kalkınma için enerjinin ve diğer girdilerin sürdürülebilir özellikte olması gerekmektedir. Enerji tarafı iyi yönetilemeyen bir kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik için risk oluşturmaktadır. Fosil yakıtlar tükenmektedir ve yerine yenisinin oluşması çok uzun zaman gerektirmektedir. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma için bol, ucuz, temiz ve erişilebilir özellikte alternatif enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Güneş enerjisi maliyetleri giderek düşen, bol, temiz ve erişilebilir bir kaynaktır. Türkiye coğrafi konumu itibariyle güneş enerjisi bakımından avantajlı bir durumdadır. Ülkenin her tarafına yayılmış, evsel ve endüstriyel uygulamalar için yeterli olan güneş enerjisi, Türkiye için önemli bir kaynaktır. Enerjide dışa bağımlı olan ve bu bağımlılığın risklerine karşı Türkiye'nin, güneş enerjisi potansiyelini değerlendirmeye ve enerji arzındaki payını artırmaya yönelik politika ve stratejiler geliştirmesi daha kapsayıcı, daha çeşitlendirilmiş, daha güvenli ve daha temiz bir enerji arzı için gerekli görülmektedir. Bu tez çalışması, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı ile Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılamada ve dışa bağımlılığını azaltmada, güneş enerjisi ile ilgili karşılaşılan sorunları ortaya koyarak güneş enerjisine dayalı ve çevre eksenli temiz enerji arzı için yol gösterici öneriler sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çevre, çevre sorunları ve nedenleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, konvansiyonel ve yenilenebilir enerji kaynaklarının avantaj ve dezavantajları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyelini değerlendirmesinin önündeki sorunlar irdelenmiş ve çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar kelimeler: Çevre sorunları, fosil yakıtlar, güneş enerjisi, sürdürülebilir kalkınma, yenilenebilir enerji

Enerji politikalarıFosil yakıtlarGüneş enerjisi+7
Murat Çeçen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği bölgesel politikası ve Türkiye'nin uyumu

AB'nin kuruluş esası içinde de yer alan bölgesel farklılıkların giderilmesiyle ulaşılacak refah seviyesi 1957 tarihli Roma Antlaşması'ndan bu yana önemini korumaktadır. Birliğe üye ülkeler ve aday ülkeler arasında, ülkelerin bölgeleri arasındaki ve bölgelerin kendi içindeki farklılıkların azaltılması için uygulanan bölgesel politikalara çeşitli finansman kaynakları ile destek verilmektedir. Birlik üyelerinin ve aday ülkelerin ekonomik ve sosyal uyumu sağlanmaya çalışılmaktadır. Avrupa bütünleşmesinin önemli bir parçası olan ortak politikalar ve AB Bölgesel Politikası bölgelerarası farklılıklardan kaynaklanan sorunları azaltmanın yanında günümüzde bölgelerin rekabet edebilirliğinin artırılması konusu üzerine yoğunlaşmıştır. Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin başladığı tarihten bu yana uyumlaştırma çabaları Türkiye açısından çok önemlidir. Bölgesel Politika kapsamındaki uygulamalar ve AB'ye uyum kapsamında yapılan kurumsal düzenlemeler, Türkiye'de yerel dinamiklerin ortaya çıkarılmasında ve Türkiye'nin çoğu alanda gelişmesine hız kazandırmıştır. Türkiye'nin uyguladığı bölgesel politikalar, AB stratejilerine uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda yerel katılımın, bölgelerin özelliklerine göre programlamanın önemi gibi birçok etkenin planlardan sağlıklı sonuçlar alınabilmesi açısından ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak günümüze kadar uygulanan Bölgesel Politika kapsamındaki çalışmalarla istenilen seviyeye henüz gelinememiştir. Türkiye'nin bu konudaki ilerlemeleri çeşitli nedenlerden dolayı kısıtlı kalmıştır.

Avrupa BirliğiBölgesel politikalarFonlar+4
Çılga Altunbaş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Etnisite ve demokrasi ilişkisi: İspanya'nın demokratikleşme süreci ve Bask örneği

Bu tez şiddet içerikli olsun veya olmasın, 20. yüzyıl sonlarında yaygınlaşan etnik sorunların çözümünde demokratikleşmenin yeterliliğini analiz etmektedir. Bu maksatla ilk olarak milliyetçilik teorilerinin ilkçi, modern ve etno-sembolcü yaklaşımları etüd edilerek, etnik sorunları besleyen dinamikler belirlenmiş, daha sonra da Etnik Demokrasi, Liberal (klasik ve çokkültürlü) Demokrasi ve Ortaklıkçı Demokrasilerin uzlaşı stratejileri incelenmiştir. Ayrıca, bir örnek olayın, teorilerin uygulamadaki muhtemel sınırlılıklarını aşmamıza yardımcı olacağı ve bu bağlamda seçilen İspanyaBask sorununun, İspanya?nın Franco?nun ölümünden sonraki demokrasiye geçişi ve kabaca yüzyıl önce hasıl olan Bask milliyetçiliğiyle iyi bir örnek olacağı düşünülmüştür. Neticede, etnik sorunların dinamikleri ve demokratikleşme teorilerinden elde edilen analitik çerçeve rehberliğinde, İspanya demokratik uygulamaları ve Bask sorununa etkileri ilişkisel olarak değerlendirilmiş ve demokratikleşmenin tamamını olmamakla birlikte, bazı etnik sorun dinamiklerini işlevsizleştirebildiği ve bazı etnik talepleri karşılayabildiğisonucuna varılmıştır. Ancak her durumda demokratikleşmenin gerekli olduğu, çünkü ?Zeitgeist? ile uyumlu demokratik düzenlemelerin etnik sorunların yönetilmesinde meşruiyet kaynağı oldukları değerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Milliyetçilik2. Etnisite3. Etnik Sorun4. Demokratikleşme5. Bask Sorunu

BaskBask kimliğiDemokrasi+3
Yavuz Çilliler
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği sürecinde spor federasyonlarının yapısal bakımdan değerlendirilmesi

Bu araştırma ile AB sürecinde, Türk ulusal spor federasyonlarının yönetimsel yapıları ve bazı AB ülke spor federasyonlarının yönetimsel yapıları mukayeseli bir biçimde incelenmiş; bununla birlikte spor yöneticilerinin bu yapılanmaya ilişkin görüşleri alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.Bu amaçla tesadüfi örnekleme yöntemi ile spor federasyonu yöneticilerine, spor uzmanları ve Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulları öğretim elemanlarına yönelik betimsel tarama yöntemi ile birlikte, yüz yüze görüşme ve e-mail yoluyla nitel bir araştırma da uygulanmıştır. Öncelikli olarak mevcut durum tespit edilerek, bazı Avrupa ülke spor federasyonları ile mukayese edilmiştir. Yapılan tespitler ve alınan uzman görüşleri değerlendirilerek öneriler sunulmuştur.Nitekim bu araştırma ile elde edilen bilgilere göre spor federasyonlarının; genel kurullarının ilgili spor dalı ile ilgilenen geniş bir kesim içerisinden seçilen üyelerden oluşmadığı, dolayısı ile genel kurul üyelerinin belirlenmesinde doğru bir yol izlenmediği, genel kurul üye sayısının da kesinlikle yetersiz kaldığı ve genel kurul yapısının bu hal ile sağlıklı olmadığı, beklenilen düzeyde gelir elde edemedikleri, neredeyse tüm gelirlerinin devletçe karşılandığı, verilen bütçe ödeneğinin objektif bir değerlendirme sonucu da verilmediği, bütçelerinin etkin ve verimli bir biçimde kullanıldığı, harcamalarını şeffaf bir biçimde yapılmadığı, harcamalarının ihale mevzuatı haricinde tutulduğu, Avrupa Birliği uyum sürecinde gerekli yapısal düzenlemelerin yapılmadığı, bağımsız spor federasyonları yapılanması ve uygulamalarının Türk sporuna beklenilen ivmeyi kazandıramadığı, devlet eli kurulmasının doğru olmadığı, bir spor dalının belirli seviyede yaygınlaştıktan sonra aşağıdan yukarıya yapılanması sonucunda federatif yapı yani federasyon oluşması gerektiği, idari, teknik, eğitim, halkla ilişkiler, reklam pazarlama ve sponsorluk gibi departmanlarını oluşturamadıkları, federasyon kurullarının istenilen düzeyde çalışamadıkları, harcamalarının devlet adına bağımsız denetim kuruluşlarınca denetlenmesinin daha doğru olacağı, federasyonun kelime anlamı itibariyle özerk bir yapıyı tanımladığı düşünüldüğünden bağımsız spor federasyonları tanımlamasının doğru olmadığı, gerçek anlamda da bağımsız bir yapı ve uygulama içerisinde olmadıkları, yönetim kurulu üyelerinin genel kurulca çarşaf listeden seçilmesi gerektiği, yönetim kurulu üyelerinin görevleriyle uyumlu liyakatli kişilerden oluşmadığı, genel sekreterlerin ilgili spor dalı içinden veya başka bir spor dalında geçmişi olan liyakatli kişilerden atanmadığı, denetim kurulu üyelerinin yarısından fazlasının Gençlik ve Spor Bakanlığınca atanması yanlış bir uygulama olduğu, her yaştaki vatandaşın spor yapmasından ziyade performans sporcusuna dönük faaliyetler yapıldığı, mevcut yönetim yapılanması ile istenilen düzeyde hizmet verilemeyeceği, eğitim ve bilimsel araştırma faaliyetlerine yeterli önemi verilmediği, yetenek seçimi ve spora yönlendirme konusunda yeterli araştırmayı yapmadıkları tespit edilmiştir.Sonuç olarak, toplumsal gereksinimleri karşılayabilmek için insan merkezli, demokratik, katılımcı, dinamik, etkinliği ve verimliliği gözeten, özerk, yönetim ve hizmette kaliteyi temel alan bir federasyon yönetim modeli için köklü yapısal değişiklik ve yeniden yapılanmanın zorunlu olduğu düşüncesindeyiz.Anahtar Sözcükler1. Spor Yönetimi2. Spor Federasyonları3. Özerklik4. Avrupa Spor Federasyonları5. Spor Genel Müdürlüğü

Avrupa BirliğiFutbol federasyonuSpor organizasyonları+2
Ahmet Bal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimler reformu bağlamında Türkiye ve Bulgaristan yerel yönetimlerinin karşılaştırmalı analizi

Yerel yönetimler, ülkelerin hem yönetim yapısı içinde önemli bir role sahip olup hem de demokratikleşmenin ve halkın yönetime katılımının en iyi şekilde temsil edilebileceği birimlerdir.Günümüzde yerel yönetimler, ülkelerin çoğunda, anayasa ile düzenlenmiş, demokratik ve özerk kuruluşlar olma özelliği ile ülkelerin yönetim sistemleri içerisinde her geçen gün ağırlıklarını arttırmaktadırlar.Çalışmamızın amacı Türkiye ve Bulgaristan yerel yönetim sistemlerini karşılaştırmaktır. Bu bağlamda her iki ülkenin yerel yönetim sistemlerinin tarihi süreci, yerel yönetimlerin yasal mevzuatı ve yapısı, yerel yönetim alanında yapılan reform çalışmaları incelenmiştir. Çalışmamızın en son kısmı ise, bu iki ülkenin yerel yönetim sistemlerinin karşılaştırılıp değerlendirilmesini içermektedir.Çalışma sonucunda iki ülkenin yerel yönetim yapıları arasında bazı benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmuştur. Bununla birlikte her iki ülkede de yapılan yerel yönetim reformları sonucunda elde edilen olumlu sonuçlara rağmen, hem Türkiye'de hem Bulgaristan'da merkeziyetçi yapının hala devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Yerel Yönetim2. Yerel Demokrasi3. Türkiye'de Yerel Yönetimler4. Bulgaristan'da Yerel Yönetimler5. Yerel Yönetimler Reformu

BelediyelerBulgaristanTürkiye+2
Ayshe Mehmedova Dryanova
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İstihdamın kayıp yüzü: Alt işverende çalışan işçiler ve örgütsel bağlılık; iki kamu kurumu örneğinde

Küresel rekabet, bilgi teknolojilerinde yaşanan hızlı dönüşüm ve değişen piyasa koşulları nedeniyle örgütlerin yeni araçlar geliştirmeleri gerekmektedir. Yönetim bilimi bu araçların kuramsal yapısının güçlendirilmesine ve kuramsal yapılardan türetilmiş yeni araçlar oluşturmaya çalışmaktadır.Dış kaynak kullanımı örgütlerin son zamanlarda sıkça kullandığı araçlardan bir tanesidir. İşlem maliyeti yaklaşımından kaynak bağımlılığı yaklaşımına çeşitli kuramlar ile incelenen bu yaklaşım literatürde daha ziyade örgütün maliyetlerine olan etkisi açısından değerlendirilmiştir.Dış kaynak kullanımı örgütlerde yeni çalışma ilişkileri oluşturmuş, bu çalışma ilişkilerinin incelenmesi gerekmiştir. Örgüte bağlı çalışanların örgütsel performansa önemli katkı sağlıyor olması bu noktada önemli olmuştur.Bu çalışma ile alt işveren çalışanlarının sorunları ve örgüte bakışları örgütsel bağlılıkları açısından incelemektedir. Çalışma ile kamu kurumları örneğinde yapılan incelemede genel olarak alt işveren çalışanlarının hayatlarını sürdürmek için çalışmak zorunda olmalarından ötürü örgütsel bağlılıklarının demografik unsurlar ile değişmediği ve alt işveren çalışanlarının asıl işveren örgütlere güven duydukları tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler:1.Dış kaynak kullanımı2.Örgütsel bağlılık3.Çift örgütlülük4.Örgüt kuramları

Alt işverenDış kaynaklardan yararlanmaKamu kuruluşları+3
Harun Türker Kara
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel yoksullukla mücadelede kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları'nın rolü: Adıyaman kent yoksulları üzerinde bir alan araştırması

Bu çalışmanın amacı, kentsel yoksullukla mücadelede kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları tarafından yapılmakta olan sosyal yardımların etkinliğini, Adıyaman kent yoksullarına uygulanan araştırma neticesinde, onların diliyle ortaya koymaktır. Sosyal yardımların etkili bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması bir yandan milli kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayacak diğer yandan kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının yoksullukla mücadele çabalarını kolaylaştıracaktır. Bu düşünceden hareketle çalışmada, önce durum tespiti yapılmakta ardından konuyla ilgili eksikliklere değinilmekte ve yoksulluk sorununun çözümüne ilişkin öneriler sunulmaktadır.Bu çalışma, literatür taramasının ardından dört bölümden oluşacak şekilde planlanmıştır. Birinci bölümde yoksulluk çalışmalarına değinilmiş, yoksulluğun 'mutlak, göreli ve insani' olmak üzere çeşitli tanımları verilmiştir. Ardından kentsel yoksulluk konusuna geçilerek, yoksullukla sosyal dışlanma arasındaki ilişki açıklanmış ve yoksulluk sınırının hesaplanmasına değinilmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'deki kentsel yoksulluk sorunu, kent yoksulluğunun gelişimi, toplumsal yapı, kentleşme süreci ve gecekondu kavramları etrafında ele alınmıştır. Yoksulluk oranları ve milli gelirin paylaşımı ise çeşitli sayısal verilerle ortaya konulmuştur. Bu bölümde ayrıca Adıyaman'ın tarihçesi, coğrafi konumu, nüfus yapısı, ekonomik özellikleri gibi Adıyaman'a dair tanıtıcı bilgilerin yer aldığı 'Adıyaman Kent Rehberi'ne yer verilmiştir. 'Yoksulluğun Azaltılmasında Kamu Kurumları ve Sivil Toplum Kuruluşları' başlıklı üçüncü bölümde, yoksulluk konusunun başta 1982 Anayasası olmak üzere mevzuatta ne şekilde ele alındığına değinilmiştir. Çalışmanın devamında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın, belediyelerin ve sivil toplum kuruluşlarının yoksullukla mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, kentsel yoksullukla mücadele Adıyaman özelinde ele alınmıştır. Adıyaman Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Adıyaman Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, Adıyaman Belediyesi Toplumsal Gelişim Merkezi olmak üzere kamu kurumlarının; Adıyaman Deniz Feneri Derneği, Adıyaman İnsani Yardım Derneği, Adıyaman Rahmet Eli Derneği ve Adıyaman Umut Işığı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği olmak üzere de sivil toplum kuruluşlarının sosyal yardım faaliyetleri ele alınmıştır.513 yoksul hane reisine uygulanan anket çalışması neticesinde kadınların yoksulluğa düşme riskinin daha yüksek olduğu, başta konut olmak üzere yoksul hanelerin yaşam alanlarının yetersiz olduğu, yapılan sosyal yardımların yetmediği ve eğitimsizliğin yoksulluğun en başat sebepleri arasında yer aldığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca yoksulluğun çözümünde bireysel çabaların devam ettiği, kamuya güvenin ön planda olduğu, sivil toplum kuruluşlarının eskiye nazaran öneminin arttığı, kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşu arasında tesis edilecek işbirliğinin çözüme daha fazla katkı sağlayacağı ortaya konulmuştur.Anahtar Sözcükler1. Yoksulluk2. Kentsel Yoksulluk3. Kamu Kurumları4. Sivil Toplum Kuruluşları5. Adıyaman6. Sosyal Yardım

AdıyamanKamu kuruluşlarıKentler+2
Adem Ceren
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik liberalizm geleneğinde kendiliğinden doğan düzen kavramının gelişimi

İnsanlığın kültürel evrimi neticesinde, insan eyliminin sonucu olan ama özel olarak tasarımlanmamış pek çok sosyal kurum, toplumsal düzeyde beşeri işbirliğini ve etkileşimi mümkün kılmaktadır. Örneğin, lisan, fiyat mekanizması, hukuk bu tür sosyal kurumlardır. Bu tür sosyal kurumlara Friedrich von Hayek, kendiliğinden doğan düzenler adını vermektedir. Kendliğinden doğan düzenler hakkındaki temel iddia, bu sosyal kurumların herhangi bir merkezi planlama olmadan kendi kendilerini düzenleyebilmeleridir. Kendiliğinden doğan düzen anlayışı ilk olarak İskoç Aydınlanma geleneği içinde David Hume, Adam Smith, Adam Ferguson gibi filozoflar tarafından geliştirilmiştir. 19. ve 20. yüzyıllarda, liberal gelenek içinde bu fikri tekrar gündeme getiren yazarlar ise Carl Menger, Hayek, Ludwig von Mises gibi yazarlar olmuştur. Kendiliğinden düzen anlayışı barışçıl, medeni ve özgür siyasi sistemlerde kendi kendini düzenleyen kurumsal yapıların incelenmesinde önemli bir araçtır.

Kendiliğinden doğan düzenKültürel evrimLiberal demokrasi+4
Buğra Kalkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 2004 sonrası yerel yönetim reformu: Eleştirel bir değerlendirme

Türkiye Cumhuriyeti; merkezi ve bürokratik bir devlet olan çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu? nun çöküşü üzerine, Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti yönetim şekli açısından demokrasiyi benimsemiş olmasına rağmen, yönetim kültürünü Osmanlıdan miras kalan bir anlayışla yürütmüştür. Osmanlının bürokratik karakterini günümüze kadar taşıyan bu yönetim anlayışı içerisinde, merkezi idare halen güçlü konumda bulunmakta ve yerel yönetimler merkezi idarenin sıkı denetimi altında kalmaya devam etmektedir. Son yıllarda yerel yönetimler alanında yapılan gelişmeler yerel yönetim yapısını biraz daha esnekleştirse de, merkezi idare yerel yönetimler üzerinde ağırlığını halen korumaktadır. Yerel yönetimler; demokrasinin gelişimi, yerel siyaset, katılım, özerklik gibi ilkelerin hayata geçirilmesi bakımından önem teşkil etmektedir. Kamu yönetimi sisteminin bel kemiğini oluşturan yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması, ülkemiz için önemli bir adımdır. Ülkemizde 2004 yılına kadar yapılan reform çalışmaları, kayda değer bir ilerleme sağlayamamıştır. Bu bağlamda yerel yönetimleri yeniden yapılandıran kanunlar çıkarılmıştır. 2004 yerel yönetim reformu ve sonrasında yapılan düzenlemeler; yerel yönetimler konusunda ne kadar yol kat edildiği, eski yönetim anlayışından ne kadar farklılaştığı ve yönetimin işleyişini ne ölçüde değiştirdiği sorularına kaynaklık etmektedir. Aşırı merkeziyetçi yapının günümüzde hala geçerliliğini koruyup korumadığı, reform çalışmaları ve uygulamaları ışığında anlaşılacaktır. Küreselleşmenin ve Avrupa Birliği?ne giriş sürecinin etkisiyle hazırlanan kanunların ülke koşullarına uygunluğu çalışma kapsamında değerlendirilmektedir. İngiltere yerel yönetim reformuna tez içerisinde yer verilmesi, yerel yönetimlerde yaşanan değişimin boyutlarını görmemiz açısından örnek teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: 1. Türkiye?de Yerel Yönetim Reformu, 2. Küreselleşme, 3. İngiltere?de Yerel Yönetim Reformu, 4. Kamu Yönetimi, 5. Yerel Yönetimler

Avrupa BirliğiKüreselleşmeReform+3
Elif Ekinci
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00