7
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Desantralizasyon teorisi kapsamında terminolojik karşılaştırmalar ve Türkiye için öneriler
Kamu yönetiminde önemli bir kavram olan desantralizasyon (decentralization) uluslararası alanda zaman içinde gelişmekte ve tartışılmaktadır. Desantralizasyon ve onunla ilgili olan diğer kavramlar (dekonsantrasyon, delegasyon, devolüsyon) konusunda son yarım asırda literatürde birçok kavramsal gelişimler ve dönüşümler görülmektedir. Aynı zamanda, desantralizasyonun Türkçe kullanımında bazı zorluklar ve yetersizlikler gözlemlenmektedir. Türkçede, yerinden yönetim veya ademimerkeziyet gibi, hâlihazırda yaygın kullanılan terimler uluslararası literatürdeki ve terminolojideki gelişmeleri hakkıyla yansıtmak için yetersiz kalmaktadır. Bu terimlerin sınırlılıkları özellikle şu üç hususta belli olmaktadır: Desantralizasyonun Türkçe karşılıklarının birlik sorunu, uygunluk/isabetlilik sorunu ve türevler için elverişlilik sorunu. Desantralizasyon kavramı konusunda hem uluslararası alanda hem de Türkiye'de görüş ayrılıklarının ve kavramsal tartışmaların yaşandığı görülmektedir. Ayrıca, desantralizasyonun tanımının gelişim süreci incelendiğinde anlaşılıyor ki, bu kavramın uluslararası literatürde kaydettiği ilerlemeleri yansıtmak için Türkçe literatürdeki anlatımın güncellenmesi gerekmektedir. Tezde desantralizasyon ve ilgili kavramlar tahlil edilirken, desantralizasyon tanımlarına dair uluslararası literatürdeki gelişim süreci sınıflandırılarak beş evreye ayrılmaktadır. Akabinde tezin temel hedefi olan kavramların (desantralizasyon, dekonsantrasyon, delegasyon, devolüsyon) tahlili yapılarak, kavramların arkasındaki terimlerin temel yapı unsurları ve "davranış biçimleri" incelenmekte ve bu terimler için "yapısal tanımlar" önerilmektedir. Bunun yanı sıra, desantralizasyonun tasavvurunda ihtiyaç duyulan bir paradigma değişikliği de bu tezde gündeme getirilmektedir. Buna göre, desantralizasyonun doğasını daha doğru bir şekilde yansıtmak için geleneksel merkez kavramının gözden geçirilmesi gerekir. Bunun için, yatay düzlemin yanı sıra bu tezde ayrıca dikey düzlem tasavvuru da gündeme getirilmiştir. Buna uygun olarak merkez kavramı için alternatif olarak tepe kavramı öne sürülmüştür. Böylece desantralizasyon kavramına üçlü/üçgen bir bakış açısı kazandırılarak daha kolay anlaşılması amaçlanmıştır. Diğer yandan terim ve kavram tercümesi, kamu yönetimi alanında dilin kullanımının ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaktadır. Uluslararası alanda gelişen kavramların tercüme sürecinin kilit unsurları incelendiğinde, kavramın temsil ettiği olgu (tasavvur), sonra "anadildeki" karşılığı (İngilizce terim), ve en son bu kavramın Türkçeye en uygun karşılığı (tercüme) gibi temel aşamalar tespit edilmektedir. Türkçeye bu kavramı en isabetli şekilde aktarmak için sadece terime değil, "perdenin arkasına" bakıp tasavvura da odaklanmak gerekmektedir. Kavramın tercümesi konusunda geniş bir perspektif kazanmak için bu tezde, desantralizasyon kavramına dair Batı ve Doğu dillerindeki kullanımları incelenmektedir. Desantralizasyon ve diğer ilgili kavramların Türkçeye tercümesi için bu terimlerin yapı unsurlarına dikkat edilerek Türkçede terim yapma yolları araştırılmaktadır. Kilit kavramların ve onları ifade eden terimlerin yapısal tahlili yapılarak, bunların tasavvurlarının Türkçede en doğru ve, türevleri üretmek için en elverişli olan karşılıkları aranmıştır. Bunun için Türkçede "merkez" kökü ve ayrıca ona alternatif olarak önerilen kökler üzerinden, seçilen ekler ile birlikte kavram üretmek için bir dizi denemeler yapılmıştır. Bu kavram önerilerinin içerisinden en çok tercih edilenler şunlardır: desantralizasyon için merkezelsizlem veya derelsizlem (ve zıt kavram olan santralizasyon için merkezellem veya derellem), dekonsantrasyon için yığsızlam veya yoğsuzlam, devolüsyon için verlem veya sallam, delegasyon için tutulam veya sarklam. Tezde ayrıca desantralizasyon kelimesinin nadir bir türevi olan "desantrasyon" için merkezsizlem veya dersizlem (ve zıddı olarak santrasyon için merkezlem veya derlem) önerilmektedir. Bu karşılıkların önerilmesinin avantajları şunlar olduğu değerlendirilmektedir: 1) Mevcut terimleri kullanmak yerine, Türkçenin imkânlarını seferber ederek yeni Türkçe karşılıklar önerilmekte, böylece terim ihtiyacını karşılarken aynı zamanda dilin gelişmesine de katkı yapılmaktadır. 2) Terimlerin, günlük kullanma diline de yakın olması bakımından, yeni terimin genel Türkçede ve Türk lehçelerinde de tanınması, anlaşılması kolaylaştırılmaktadır. Kavram kolay tanınır ve bilinir olmaktadır. 3) Bu yaklaşımın en büyük avantajı, yeni kalıplar sayesinde bu terimlere kıvraklık ve esneklik, yani hareket kabiliyeti kazandırılmakta ve böylece çok sayıda ihtiyaç duyulan türevler karşısında üstünlük sağlanmaktadır. Son olarak tezde, desantralizasyon kavramı ve diğer ilgili kavramlar üzerinde ileride yapılabilecek çalışmalar için bir dizi öneriler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Desantralizasyon, Yerinden Yönetim, Ademimerkeziyet, Desantrasyon, Dekonsantrasyon, Delegasyon, Devolüsyon
Küresel kent olma süreci ve İstanbul'a yönelik turizm politikaları
Küresel kentler, birçok alanda olduğu gibi turizm konusunda da diğer kentlere göre daha ön plana çıkmaktadırlar. Türkiye'de de küresel kent olmaya aday şehirlerin başında İstanbul gelmektedir. Bu tez çalışmasında İstanbul'a gelen yabancı turist sayısındaki hem nicel hem de nitel değişim, gelen turistlerin milliyetleri de göz önünde bulundurularak dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarıyla karşılaştırmalı bir şekilde analiz edilmiştir. Çeşitli uluslararası ve ulusal kurumlar tarafından sağlanan istatistiklere ve konuyla ilgili kamu kurumları ve özel sektör temsilcileriyle yapılan mülakatlara dayanan bu çalışmada, turizm politikalarına yön veren gerek merkezi ve yerel yönetimler gerek turizm sektörü içinde faaliyet gösteren çeşitli aktörlerin politikaları ve stratejileri de ele alınmıştır. Türkiye'de yabancı turist sayısındaki artış oranı son sekiz yılda dünya ve Avrupa ortalamalarının altına düşerken, İstanbul için artmış bulunmaktadır. Bununla birlikte yabancı turist sayılarındaki artışlar kişi başı gelir seviyesi yüksek, kültürel, çevresel ve daha birçok alanda bilinçli ve duyarlı turistleri tanımlamak için kullanılan nitelikli turist alanına yansımamış ve nitelikli turist sayılarının toplam yabancı turist sayılarına oranları son yıllarda genel olarak Türkiye özel olarak da İstanbul için düşüş göstermiştir. Nitelikli turistlerin yerini ise özellikle son yıllarda ciddi artış gösteren Ortadoğu ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden gelen turistler almıştır. Yabancı turist profilinde yaşanan bu değişim turistlere yönelik hazırlanan çeşitli tur paketlerine de yansımıştır. Tez kapsamında incelenen 1980-2018 arası dönemde merkezi ve yerel yönetimler tarafından İstanbul için bütünlükçü bir turizm politikası geliştirilememesi, yabancı turist profilinde görülen değişimin olabilecek katkılarının da yansımamasına neden olmuştur. Bütün bunların sonucu olarak, tarihi, kültürel ve ekonomik birikimiyle turizm alanında büyük avantajlara sahip olan İstanbul'da turizm çeşitliği ve buna bağlı olarak da turistlerin profilinde görülebilecek çeşitlilik son derece sınırlı kalmıştır.
İktidarın mekânda gücü somutlaştırması ve İstanbul örneği
Lider, ilke veya hâkim ideoloji; yani iktidar, tarih boyunca mekânın üretimine müdahil olarak toplumun biçimlendirilmesinde etkin olmuş, kentlerin ortaya çıkışından itibaren mekânı iktidar gücünün somutlaştığı bir yer haline dönüştürmüştür. Bu tez çalışması; Henri Lefebvre'nin mekân kuramı ve dönemselleştirmeleri üzerinden İstanbul'un farklı yıllarını inceleyerek, iktidarların kent planlaması aracılığıyla mekânda gücünü somutlaştırma hallerini açıklamaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Lefebvre'nin mekân kuramı, mekân üçlemesi ve dönemselleştirmesi ile planlama kuramları açıklanmıştır. İkinci bölümde, İstanbul'da mekân üretimi; 1838-1923, 1923-1950, 1950-1980 ve 1980 sonrası dönemlerine ayrılarak açıklanmış, aynı zamanda ekonomi-politik bağlam ve kent planları da irdelenerek Lefebvre'nin tarihsel mekân, soyut mekân ile çelişkili mekân kavramları üzerinden bu dönemler incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Taksim Meydanı'nın tarihsel gelişimine bakılarak, 2002 yılı sonrası ve Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi üzerinden, Lefebvre tarafından geliştirilen çelişkili mekân kavramının okuması yapılmıştır.
Belediye gelirlerinin tahsilat süreci ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Belediyeler kanunlarla kendilerine yüklenen hizmetleri kesintisiz ve kaliteli bir şekilde sürdürebilmek için şüphesiz birtakım gelir kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. Bu kapsamda, birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de belediyelere merkezi yönetim tarafından sağlanan ve transfer geliri olarak nitelendirdiğimiz gelir kaynaklarının yanı sıra, tahakkuk ve tahsilat işlemlerini bizzat kendilerinin yürütecekleri öz gelir kaynakları da sağlanmıştır. Ülkemizde belediyelerin toplam gelirlerinin yaklaşık %50'sini oluşturan öz gelirlerin eldeki tüm araçlar kullanılarak takip ve tahsil işlemlerinin etkin bir şekilde yürütülmesinin, sınırlı olan bu kaynaklardan maksimum verim elde edilmesi açısından oldukça önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada, belediyelerin gelir kaynaklarının tahsilatı konusunda tabi oldukları mevzuat çerçevesinde uygulayabilecekleri tahsilat yöntemleri incelenerek, bu yöntemleri ne derece etkin kullanabildiklerinin ve uygulamada karşılaştıkları sorunların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada detaylı bir inceleme yapabilmek amacıyla bir örnek üzerinden çalışma ihtiyacı hissedilmiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Gelirler Müdürlüğü'nün tahsilat süreçleri analiz edilmiştir. Amme alacaklarının tahsili konusunda belediyeler 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerini uygulamak durumundadır. Bu kapsamda, süresinde tahsil edilemeyen alacaklar konusunda 6183 sayılı Kanun'da yer alan cebren tahsil yöntemleri çalışmaya önemli bir çerçeve çizmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Türkiye'de belediyelere yasalarla sağlanan gelir kaynakları konusunda genel bilgilere yer verilmektedir. İkinci bölümde ise, belediyelerin tabi oldukları yasal mevzuat çerçevesinde cebren tahsil yöntemleri tanıtılmıştır. Birinci ve ikinci bölüme ilişkin veriler literatür ve mevzuat taranması yoluyla elde edilmiştir. Üçüncü bölümde ise doküman analizi ve mülakat teknikleri kullanılarak İBB Gelirler Müdürlüğü'nün amme alacaklarına ilişkin tahsilat süreci, kullanılan tahsilat yöntemleri ve bu yöntemleri kullanma konusunda yaşanan zorluklar ve kısıtlılıklar analiz edilmiştir.
Yerel yöneticilerin ve iş insanlarının gözünden İstanbul'da enerji tedariki ve yenilenebilir enerji: Olanaklar ve kısıtlar
Küresel iklim değişikliği her geçen gün artan bir ivmeyle ekosistemi tehdit etmektedir. Bu olumsuzlukların önemli bir sebebi artan sanayileşme ve kentleşmeyle ortaya çıkan enerji talebinin fosil kaynaklardan karşılanmasıdır. İklim değişikliğiyle mücadele, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını gündeme getirmektedir. Bu sebeple, bu tez çalışmasında, İstanbul'un enerji ihtiyacı hangi kaynaklardan karşılanmaktadır; İstanbul'un enerji ihtiyacının karşılanmasında yenilenebilir enerjinin payı ve potansiyeli nedir; yenilenebilir enerji payını artırmak için neler yapılmalıdır sorularına cevap aranmıştır. Kentler iklim değişikliğinin hem sebebi hem de mağduru konumundadır. İstanbul da iklim değişikliği kaynaklı sorunlarla yüz yüze gelmektedir. Enerji ithal eden bir kent görünümünde olan İstanbul, mevcut durumda yenilenebilir kaynaklardan yeterli oranda faydalanamamaktadır. Literatürde, İstanbul'un enerji tedarik yöntemlerinde yenilenebilirin payını artırmak için politika önerileri geliştiren çalışmalara rastlanmaması çalışmanın motivasyon kaynakları arasında yer almıştır. Yapılan ulusal ve yerel mevcut durum analizine göre potansiyel ile mevcut durum arasında çok büyük bir fark olduğu gözlenmiştir. İstanbul'un mevcut enerji tedarikinde yenilenebilir enerjinin payının %0,2 olduğu tespit edilmektedir. Bu payın artırılması için politika önerileri geliştirmek amacıyla kamu (belediye) ve özel sektör temsilcilerinden oluşan katılımcılarla yüzyüze mülakata dayanan bir veri toplama yöntemi benimsenmiştir. Mülakatlar ve literatür taramaları ışığında İstanbul'da yenilenebilir kaynaklı enerji kaynaklarının enerji tedarikindeki payının artırılması için şehrin ihtiyaçlarını önceleyen düzenlemeler ve planların hayata geçirilmesinin öncelikli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ulusal enerji politikalarıyla uyumlu eylem planları ve merkezi yönetimle yerel yönetimlerin koordinasyon içerisinde çalışması için gerekli ortamı yaratacak yasal düzenlemelerin yapılmasının son derece önemli olduğu görülmüştür. Veriye ulaşmaktaki zorluk hem sektör temsilcilerinin beyanları hem de tez çalışması sürecinde gerçekleştirilen araştırmalarda öne çıkmıştır. İstanbul'un yenilenebilir enerji potansiyelinin güncel olarak ölçülüp, kamuoyuyla paylaşılmasının Türkiye'de yenilenebilir enerji sektörünün gelişmesine katkı sunacağı değerlendirilmiştir. Şehirdeki altyapı ve elektrik şebeke sistemininin de yeni teknolojileri ve kaynakları destekleyecek şekilde geliştirilmesi gerektiği tespiti yapılmıştır.
İstanbul şehir dokusunda bir mekân çözümlemesi: Fatih
Klasik Osmanlı Şehirleri incelendiğinde, külliyeler etrafında şekillenen şehir dokusu dikkati çekmektedir. Külliyeler; cami, medreseler, imaret, şifahane, kütüphane, çarşı, hamam gibi birimlerden oluşmakta ve şehirlilerin bütün ihtiyaçlarını karşılama vazifesi görmektedir. Çalışmanın merkezinde bulunan Fatih Külliyesi fetihten sonra ilk inşa edilen selatin camii olan Fatih Camii ve etrafındaki yapılar bütünü olarak, İstanbul'a yeni bir medeniyet anlayışı ve şehircilik düzeni getirmiştir. Tarih boyunca insan ve mekân karşılıklı olarak birbirini etkilemiştir. İnsan maddi ve manevi birikimini mekâna yansıtmıştır. Bu çalışmada, Fatih Külliyesi onu saran cadde ve sokaklar üzerinden tarihi süreçte incelenmiş, mekânın şehir hayatına nasıl katıldığı sorusuna cevap aranmıştır. Fatih Külliyesi'ni saran cadde ve sokaklar Ali Kuşçu Mahallesi ile sınırlandırılmıştır. Şehir ve mekân kavramları üzerinden İslam şehirlerinin genel özellikleri ve Osmanlı şehir anlayışı incelenmiştir. İstanbul şehir dokusunun tarihi süreçteki aşamaları ele alınmıştır. Fatih Külliyesi'ni merkezine alan bir mekân okuması gerçekleştirilmiştir. Literatür taraması yapılarak resim ve fotoğraf arşivi hazırlanmıştır. Çalışma; Ali Kuşçu Mahallesi'nde yaşayan ve rastgele seçilmiş kişilerle yapılan yarı yapılandırılmış mülakat tekniğine dayalı saha araştırması ile desteklenmiştir. Mekân ve yaşayan kültür okunmaya çalışılmıştır. Fatih Külliyesi kuruluşundan Cumhuriyet'e kadar ibadet, eğitim, kültür ve sağlık gibi hizmetler sunma, devlete memur yetiştirme, merkezi devlet anlayışını güçlendirme, vakıf yönüyle hayır işleri yürütme gibi vazifeler üstlenmiştir. Külliye ve civarı tarih boyunca cazibe merkezi olmuştur. Az katlı ahşap konutları ve çıkmaz sokakları ile Osmanlı şehir tasavvurunun bir örneği oluşmuş, Cumhuriyet sonrası ise şehrin dokusu hızla değişmiştir. Bugün halâ Fatih Külliyesi sosyal hayatın içinde yer almaktadır fakat külliye birimlerinin çoğu eski işlevlerini yitirmiştir. Tarihi, kültürel ve mimari dokunun kaybolması, artan Suriyeli göçmen sayısı ve depreme dayanıksız binalar sebebiyle çalışmanın odaklandığı bölge acil müdahale edilmesi gereken sorunlar taşımaktadır. Çalışma yetkililere Fatih'te alacakları kararlarda katkı sağlayabilme iddiasındadır.
Afro-Türklerin gündelik hayat deneyimleri ve kentsel mekânın kullanımı: İzmir örneği
Bu çalışma Afro-Türkler'in gündelik hayat denetimleri ve kentsel mekân kullanımlarından yola çıkarak toplumsal hayattaki konumları ve statüleri ile sosyo-ekonomik durumları üzerine ayrıntılı bir inceleme yapmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Afro-Türklerin kamusal alanda karşılaştıkları deneyimlerini nasıl yorumladıklarını ve anlamlandırdıklarını görmek ve detaylı bir şekilde betimlemek için derinlemesine mülakat ve katılımcı gözlem veri toplama yöntemleri ile nitel bir araştırma tercih edilmiştir. Araştırma sürecinde İzmir şehir merkezinin birçok semt ve mahallesinde yaşayan farklı yaş ve meslek gruplarından seçilen otuz üç kişi ile görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler neticesinde Afro-Türklerin gündelik hayatta kentsel mekân kullanım pratiklerine, karşılaştıkları ayrımcı tutumlara karşı geliştirdikleri stratejilerine, toplumsal statülerine ve konumlarına ve sosyo-ekonomik durumlarına, kamusal birçok alanda yer alma biçimlerine, örgütlenme çabalarına, sosyal ve kurumsal ilişkilerine dair temel bulgular tespit edilmiştir. Alanda geçirilen süre boyunca gidilen kafelerde, ev ve iş yerleri ziyaretlerinde, metro, tramvay, vapur gibi toplu taşıma araçlarında ve çarşı, fuar, sergi gibi kentsel mekanlarda toplumun diğer bireylerinin tutumların yakından görme fırsatı yakalanmış ve Afro-Türklerin gündelik hayatta sergiledikleri davranışlara dair de bulgular elde edilmiştir. Araştırma sonucunda Afro-Türklerin meslek ve eğitimlerine göre emek piyasasının her kademesinde ve toplumsal hayatın sosyal, kültürel, sanatsal her platformunda aktif olarak yer aldıkları görülmektedir. Sosyal hayatlarında ve aile ilişkilerinde kurdukları güçlü ve sağlam bağa rağmen bazen ten renginden dolayı ciddi boyutlara varan sorunlarla başa çıkmak zorunda kalmaktadırlar. Gündelik hayatta yaşadıkları olumsuz deneyimlerin ve toplumun bakış açısının değişmesi ve Afro-Türklerin görünürlüklerinin ve bilinirliklerinin artması şarttır. Bu çalışma Afro-Türklerin bilinirliklerin artması noktasında katkı sağlamayı amaçlamaktadır.