
1.957
Arşivlenen Tez
3
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Okul öncesi öğretmenlerinin bilişsel esneklikleri ile eğitimde teknolojiyi kullanma yeterlilikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin teknopedagojik eğitime yönelik yeterliliklerinin bilişsel esneklikleri ve demografik özellikleri açısından incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu, Diyarbakır ili Bismil ilçesinde görev yapan 200 okul öncesi öğretmeni oluşturmuştur. Araştırma kapsamında, "Kişisel Bilgi Formu", "Bilişsel Esneklik Ölçeği" ve "Teknopedagojik Eğitim Yeterlik Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 25 istatistik yazılım programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; Bağımsız Örneklemler için t Testi, Tek yönlü varyans analizi, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayı, Çoklu doğrusal regresyon tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda; okul öncesi öğretmenlerinin teknopedagojik eğitime yönelik yeterliliklerinin cinsiyet, yaş, öğrenci sayısı ve kurum türüne göre anlamlı bir farklılık göstermediği görülürken; kişisel bilgisayar ve internet bağlantısına sahip olma durumlarına göre anlamlı bir farklılık gösterdiği görülmüştür. Okul öncesi öğretmenlerinin teknopedagojik eğitime yönelik yeterlilikleri ile bilişsel esneklikleri arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Teknopedagojik eğitime yönelik yeterlilik alt boyutlarından tasarım ve uygulama alt boyutu ile bilişsel esneklik düzeyleri arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülürken; etik ve uzmanlaşma ile bilişsel esneklik düzeyleri arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Teknopedagojik eğitime yönelik yeterliliklerinin tüm alt boyutları ile bilişsel esnekliğin farkındalık ve isteklilik alt boyutları arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki görülürken; teknopedagojik eğitime yönelik yeterliliklerinin tüm alt boyutları ile öz-yeterlik ile ise orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki görülmüştür. Ayrıca bilişsel esnekliğin öz-yeterlik alt boyutunun teknopedagojik eğitime yönelik yeterlililik ve alt boyutları olan tasarım, uygulama, etik ve uzmanlaşma boyutlarını çeşitli oranlarda yordadığı saptanmıştır.
Sınıf öğretmenlerinin saygısızlık algıları
Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin saygısızlık algılarını ve deneyimlerini araştırmaktır. Çalışma, nitel araştırma modeline dayalı olarak yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim-öğretim yılının Bahar döneminde Mersin ili Akdeniz, Yenişehir, Mezitli, Toroslar ve Tarsus ilçelerinde bulunan resmi ilkokullarda görev yapan 20 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Araştırmanın katılımcıları, amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan maksimum örnekleme tekniği ile seçilen sınıf öğretmenlerinden oluşmuştur. Çalışmada, görüşme tekniği kullanılmış olup verilerin analizinde araştırma soruları ve katılımcıların görüşme sorularına verdikleri cevaplar sınıflandırılarak kategorik (tematik) bir çerçeve oluşturulmuştur. Ardından veriler, bu kategorik çerçeveye göre işlenmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre saygısızlık, onu ifade eden davranışlara ve muamele türlerine ilişkin algılar açısından tanımlanmıştır. Sonuçlar, katılımcıların saygısızlığı eylem biçimleri ve saygısızlığın hissettirdiği duygu ile bireysel yaşantı ve tecrübelerinden hareketle tanımladıklarını ortaya koymuştur. Saygısızlığı eylem biçimleri üzerinden açıklayan tanımlar, katılımcılar tarafından daha yoğun şekilde bildirilmiştir. Ayrıca araştırma sonuçları, katılımcıların saygısızlık karşısında konuşmak/anlatmak, sessiz kalmak, empati yapmak, hakkını savunmak, empati yapmaya yönlendirmek, uyarmak, ses yükseltmek, rehberlik servisiyle iş birliği yapmak şeklinde tepkiler verdiklerini göstermiştir. Konuşmak/Anlatmak, katılımcıların saygısızlık karşısında daha yoğun şekilde dile getirilen reaksiyon olmuştur. Katılımcıların öğrencilerle, velilerle, meslektaşlarıyla, okul idaresiyle, diğer kişi ve kurumlarla saygısızlık deneyimlerini yaşadıklarını ortaya koymuştur. Katılımcıların tamamı, velilerle bir saygısızlık tecrübeleri olduğunu bildirmiş ve velilerin zamansız aramaları, işlerine müdahale etmeleri, öğretmene bakıcı rolü yüklemeleri, öğretmeni meslektaşlarıyla kıyaslamaları, öğretmen çatışma içerisine girmeleri, suçlayıcı ve yargılayıcı tavır ve ithamlarda bulunmaları, hakaret etmeleri ve iletişimdeki kusurlarıyla ilgili deneyimler yaşadıklarını bildirmişlerdir. Katılımcılar meslektaşlarıyla işbirliği, dayanışma ve iyi ilişkiler içinde çalışamama ve küçümseme noktasında saygısızlık deneyimleri yaşamışlardır. Okul idaresiyle mobing, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, tehdit, azarlama, aşağılama, küçümseme, değersizleştirmeyle ilgili saygısızlık deneyimleri olmuştur.
Okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim-öğretime devam eden özel gereksinimli çocukların serbest oyun zamanlarındaki oyunlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim-öğretime devam eden özel gereksinimli çocukların serbest zamandaki oyunlarının incelenmesidir. Nitel bir çalışma olan bu araştırmanın çalışma grubunu; Mersin ili merkez ilçelerinde bulunan bağımsız anaokullarında 2021-2022 yılı güz döneminde eğitim öğretime devam eden 40 özel gereksinimli çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada etik ilkeler gereğince katılımcı çocukların ailelerine bilgilendirici onam formu gönderilmiş ve dönütleri alındıktan sonra araştırmaya başlanmıştır. Özel gereksinimi olan okul öncesi dönem çocuklarının serbest oyun zamanlarındaki oyunları açık ve kapalı alanlarda gözlemlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak özel gereksinimli çocukların, serbest zamandaki oyunlarını incelemeye yönelik araştırmacı tarafından uzmanlardan görüş alınarak hazırlanan "Özel Gereksinimli Çocukların Oyunları Gözlem Formu" ve "Gözlem Güncesi" kullanılmıştır. Özel gereksinimli çocukların oyunları gözlem formuna ilişkin veri toplama süreci; çocukların her biri için her gözlemde 20 dakika açık alanda, 20 dakika kapalı alanda olmak üzere araştırma boyunca her biri 4'er defadan toplamda 160 dakika gözlemlenerek 8 hafta içerisinde tamamlanmıştır. Bu çalışma ile özel gereksinimli çocukların tercih ettikleri oyun türleri ile oyun oynadıkları alan arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir.Yapılan gözlemler; özel gereksinimli çocukların çeşitli oyun türlerinde ve oyun alanlarında oyun oynadıklarını, serbest zamandaki oyunlarında özellikle paralel oyun davranışlarını sergilediklerini göstermiştir. Bu araştırma sonucunda bedensel yetersizliği olan çocukların fiziksel oyunları oynamadığı görülmüştür. Özel gereksinimi olan çocukların oyun süreleri analiz edildiğinde, genellikle 80 dakikalık gözlem süresi içinde çoğunluğunun 48 ile 63 dakika arasında oyun oynadığı, bu süre içinde oyun materyallerini sıkça değiştirdikleri ancak oyun yapısını pek değiştirmedikleri gözlenmiştir. Ayrıca çalışma grubuna dâhil edilen özel gereksinimli çocukların oyunlarında iletişim problemleri başta olmak üzere, oyun dışı bırakılma, düşme yaralanma gibi farklı güçlükler ile karşılaştıkları görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılarak irdelenmiş, elde edilen sonuçlar ışığında uygulamaya ve araştırmacılara yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Okumaya adanmışlık modelinin ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin okuma alışkanlıklarına, okuma tutum ve motivasyonlarına etkisinin incelenmesi
İlkokul dördüncü sınıf Türkçe dersinde Okumaya Adanmışlık Modeli kullanımının öğrencilerin okuma alışkanlığı kazanmalarına, okumaya yönelik tutum ve motivasyonlarına etkisinin tespit edilmesi amaçlanan bu çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden olan ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2021-2022 eğitim öğretim yılında Nevşehir ili Merkez ilçede bulunan bir ilkokulda öğrenim gören 36 dördüncü sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Bu öğrenciler, seçkisiz atama yöntemi ile deney ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Deney grubu 19, kontrol grubu ise 17 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmanın verileri Okuma Tutum Ölçeği, Okuma Motivasyon Ölçeği ve Okuma Alışkanlığı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde gruplar arası karşılaştırmalarda kullanılan istatistiki testlerden yararlanılmıştır. Toplanan veriler, normal dağılım göstermediği için parametrik olmayan testlerden Mann-Whitney U Testi kullanılarak analiz edilmiştir. Deneysel işlem sürecinde ilk olarak ön test uygulanmış ve bu ön test verilerine göre deney ve kontrol gruplarının okuma tutumu, okuma motivasyonu ve okuma alışkanlığı düzeyleri arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Daha sonra okumaya adanmışlık modeli ilkelerine göre uzman görüşü de alınarak hazırlanan etkinlikler altı hafta boyunca deney grubuna uygulanmıştır. Uygulama sonucunda her iki grupta bulunan öğrencilerin okuma tutumu, okuma motivasyonu ve okuma alışkanlığı düzeylerini belirlemek üzere son testler uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğrencilerin son test okuma tutum puan ortalamalarının deney grubu lehine (Mann-Whitney U=46,50; p<.05); okuma motivasyon puan ortalamalarının deney grubu lehine (Mann-Whitney U=17,50; p<.05) ve okuma alışkanlığı puan ortalamalarının yine deney grubu lehine (Mann-Whitney U=22,00; p<.05) anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür. Yani Okumaya Adanmışlık Modeli kullanılarak hazırlanan etkinlikler öğrencilerin okuma tutumlarını, okuma motivasyonlarını ve okuma alışkanlığı düzeylerini anlamlı derecede artırmıştır. Bu sonucun ülkemiz için de önemli bir sorun olarak görülen okuma tutumu, okuma motivasyonu ve okuma alışkanlığının erken yaşlardan itibaren geliştirilmesi açısından önemli olduğu söylenebilir.
Hayat bilgisi dersinde etkinliklerle eleştirel düşünme becerisinin geliştirilmesi
Eleştirel düşünme becerisinin öğrenilebilmesi ve geliştirilebilmesi için küçük yaşlarda alt yapısının oluşturulması gerekir. Bu süreç okul ortamında sistemli olarak yapılmalıdır. Okulda öğrenilen bilgilerin yaşama en iyi şekilde aktarımını sağlayan ders ise Hayat Bilgisidir. Çünkü Hayat Bilgisi hayatın içerisinde ve akışına en uygun derstir. Bu bağlamda düşünüldüğünde, özellikle Hayat Bilgisi dersinde eleştirel düşünme becerisinin alt boyutlarına yönelik eğitimin önemi artmaktadır. Bu yüzden araştırmada, İlkokul öğrencilerinin Hayat Bilgisi dersinde eleştirel düşünme becerisinin alt boyutlarının kazandırılmasına yönelik etkinliklerin geliştirilmesi ve geliştirilen etkinliklerin uygulanarak (eleştirel düşünme becerisi ve eğilimi üzerine) etkililiğinin sınanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda eleştirel düşünme becerisinin alt boyutlarının kazandırılmasına yönelik hazırlanan etkinlikler sınıf ortamında uygulanmıştır. Araştırmada nicel ve nitel süreçlerin bir arada kullanıldığı açımlayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Bu desenin nicel boyutunu çalışmada oturumlara katılan deney grubu öğrencilerinin uygulama öncesi ve sonrası eleştirel düşünme eğilimlerini ve akademik başarılarını belirlemek amacıyla ön test son test kontrol gruplu deneme modeline göre gerçekleştirilmiştir. Nitel boyutunu ise deney grubu sınıf öğretmeni ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi 2021-2022 öğretim yılında Kayseri ili Kocasinan ilçesine bağlı bir ilkokulun 3. sınıflarından 2 şube olarak toplamda 45 öğrenci oluşturmaktadır. Bu öğrencileri seçkisiz atama ile iki gruba ayrılmışlardır. Araştırma verileri, nicel veri toplama tekniklerine uygun şekilde " Eleştirel Düşünme Eğilimleri Ölçeği" ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Eleştirel Düşünme Başarı Testi" ile toplanmıştır. Toplanan verilerin analizinde gruplar arası karşılaştırmalar da verilerin normal dağılım göstermeleri üzerine ilişkisiz örneklemler t testinden yararlanılmıştır. Bu analizin sonucunda elde edilen istatistik veriler incelendiğinde deney ve kontrol grubu öğrencilerinin eleştirel düşünme eğilimleri ve eleştirel düşünme başarı testi ön test sonuçlarında anlamlı bir fark görülmemiştir. Son test verileri incelendiğinde ise eleştirel düşünme eğilim puanı (t(43)=10,138;p<.05) ve eleştirel düşünme başarı puanına göre ise deney grubunun eleştirel düşünme eğilim puanları ve akademik başarı puanları arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; ilkokul öğrencilerinin Hayat Bilgisi dersinde eleştirel düşünme becerisinin alt boyutlarının kazandırılmasına yönelik etkinliklerin geliştirilmesi ve geliştirilen etkinliklerin öğrencilerin eleştirel düşünme eğilimlerine ve akademik başarılarına olumlu yönde katkısı olduğu görülmektedir. Bu yüzden bu veya benzer etkinliklerin ilkokul 3.sınıflarda kullanılması önerilir.
"Çıtır Çıtır Felsefe" adlı çocuk kitap serisinin kök değerler açısından incelenmesi
Bu araştırmada Çıtır Çıtır Felsefe serisindeki kitapların, Milli Eğitim Bakanlığı ders öğretim programlarında ortak olarak yer alan 10 kök değer (adalet, dostluk, dürüstlük, öz denetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik ve yardımseverlik) açısından incelenerek ortaya konulması amaçlanmıştır. Değerlerin edinilmesi sadece belli bir dönemi kapsamamaktadır. Karakter gelişimi ve ahlak gelişiminde olduğu gibi değerleri kazanma da bireyin hayatı süresince devam etmektedir. Bu süreçte değerlerin kazandırılmasında büyük rollerden birisini çocuk kitapları üstlenmektedir. Bu araştırmayla, hem aile tarafından hem de okullarda çocuklara aktarılmaya ve edindirilmeye çalışılan değerlerin çocuklara kitaplar üzerinden değer eğitiminin yapılabileceği dikkate alındığında Çıtır Çıtır Felsefe kitaplarının bu konudaki yeri ve önemine dikkat çekilmek istenmiştir. Ayrıca çocuklara değer eğitimi yapılırken ailelere ve öğretmenlere bu kitapların kolaylık sağlayabileceği; bu yönüyle Çıtır Çıtır Felsefe kitaplarının değerler bağlamında örnek teşkil edebileceği, değerler eğitiminde evde ve okullarda okutularak faydalanılabileceği düşünülmüştür. Araştırmada nitel araştırma modellerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. İlgili literatür taramasına dayalı olarak yapılacak araştırmanın veri kaynağını Çıtır Çıtır Felsefe serisindeki 25 çocuk kitabı oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Betimsel analizde amaç, elde edilen bulguları düzenleyip ve yorumlayıp okuyucuya bilgi vermektir. Araştırma sonuçlarına bakıldığında en fazla kök değere yer veren çocuk kitabı Adalet ve Haksızlık; en az yer veren çocuk kitabı ise Gerçekten ve Yalancıktan kitabıdır. Çıtır Çıtır Felsefe serisinde kök değerlerin tamamına yer verildiği; bunlardan en fazla yer verilen kök değerlerin sorumluluk ve öz denetim; en az yer verilen kök değerlerin vatanseverlik ve dürüstlük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda Çıtır Çıtır Felsefe kitaplarının kök değerlerin aktarılmasında kullanılabileceği neticesine varılmıştır.
İlkokul 3. sınıfta fen bilimleri dersinde web 2.0 uygulamaları kullanımının etkisinin incelenmesi
Araştırma, ilkokul 3. Sınıf Fen Bilimleri dersinde Web 2.0 uygulamalarını kullanmanın öğrencilerin tutum ve motivasyonları üzerinde etkili olup olmadığını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada nitel ve nicel çalışmaların birlikte kullanıldığı karma model esas alınmıştır. Çalışmanın nicel bölümünde tarama araştırması yapılırken nitel bölümde ise eylem araştırması yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Nevşehir ili Merkez ilçesi, çalışma grubunu ise merkez ilçeye bağlı iki farklı ilkokul 3. sınıfta öğrenim gören 377 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma sürecinin başında çalışma grubuna ön test uygulanarak öğrencilerin Fen Bilimleri'ne yönelik mevcut tutum ve motivasyonları belirlenmiştir. 12 haftalık süreçte belirlenen Fen Bilimleri konularının işleyişi dikkat çekme, konu anlatımı ve değerlendirme aşamalarında ev ile okul ortamında 10 farklı Web 2.0 aracı kullanılarak zenginleştirilmiştir. Süreç sonunda da son test uygulanarak tutum ve motivasyonlarındaki farklılaşma durumu araştırma problemleri çerçevesinde analiz edilmiştir. Araştırmanın nicel verileri, veri toplama tekniklerine uygun olarak Demirci (2002) tarafından geliştirilen "Fen Bilgisi Dersine Yönelik Tutum Ölçeği" ve Dede ve Yaman (2008) tarafından geliştirilen "Fen Öğrenmeye Yönelik Motivasyon Ölçeği" ile toplanmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler Bağımlı ve Bağımsız Gruplar T testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel verilerini ise her hafta yapılan uygulamaların sonucunda elde edilen dokümanlar ve öğretmen görüşmeleri oluşturmaktadır. Araştırmanın nicel analizleri sonucunda: derslerde Web 2.0 uygulamaları kullanılmasında öğrencilerin Fen Bilimleri dersine yönelik motivasyon ve tutum puanlarında anlamlı farklılık görülmemiştir. Fen Bilimleri dersinde Web 2.0 araçlarının kullanması öğrencilerinin tutum ve motivasyonları üzerinde cinsiyet değişkeni açısından anlamlı bir farklılık oluşturmamıştır. Nitel verilere bakıldığında ise Web 2.0 araçları ile geliştirilen etkinliklerin Fen Bilimleri dersinde kullanılması, öğrencilerin derse yönelik tutum ve motivasyonları başta olmak üzere ilgi, dikkat ve başarısını olumlu yönde etkilemektedir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin çoğunluğu Web 2.0 uygulamalarının derslerde kullanılması konusunda olumlu görüş bildirmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular dikkate alındığında, Web 2.0 araçları farklı üniteler üzerine de entegre edilerek Fen Bilimleri dersine yönelik dijital uygulamalı içeriklerin öğrenci seviyesine uygun olarak hazırlanması ve öğrencilerin internet ortamında kalma süreleri göz önünde bulundurularak öğrencilerin bu süreci daha verimli kullanması için Web 2.0 uygulamalarının ders ile bütünleştirilmesi ayrıca benzer çalışmalarda farklı ölçekler kullanılarak araştırmanın tekrar yapılması önerilmektedir.
İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin STEM alanlarına yönelik kariyer ilgileri ile sınıf öğretmenlerinin STEM eğitimine yönelik öz yeterliklerinin incelenmesi
Günümüzde teknoloji ve bilimde yaşanan gelişmeler doğrultusunda geleceğin önem kazanan iş kolları değişmektedir. Bu değişimler doğrultusunda teknoloji ve bilim alanında geri kalmamak için incelenmesi gereken en önemli nokta gelecek nesillerin teknoloji ve bilim alanındaki mesleklere uygun olarak nasıl yetiştirileceği ve bu alanlara yönelik meslek tercihlerinin ne yönde olacağıdır. Bu nedenle akademik eğitimin temelini oluşturan ilkokul seviyesindeki öğrencilerin STEM alanlarına yönelik kariyer ilgilerine etki eden değişkenlerin belirlenmesi ve sınıf öğretmenlerinin STEM eğitimine yönelik öz yeterliklerinin belirlenmesi kritik önem taşımaktadır. Bu nedenle araştırma ilkokul 4. Sınıf öğrencilerinin STEM alanlarına yönelik kariyer ilgileri ile sınıf öğretmenlerinin STEM eğitimine yönelik öz yeterlikleri üzerinde farklı değişkenlerin etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Bu araştırmanın sınırlandırılmış evrenini Antalya İl'inde yer alan devlet ilkokullarında görev yapmakta olan sınıf öğretmenleri ve bu ilkokullarda öğrenim görmekte olan 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Antalya İli Muratpaşa İlçesi'nde yer alan ilkokullarda görev yapmakta olan 94 sınıf öğretmeni ve öğrenim görmekte olan 453 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verilerini toplamak için Yerdelen, Kahraman ve Taş (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "STEM Kariyer İlgi Ölçeği" ve Özdemir, Yaman ve Akar Vural (2018) tarafından geliştirilen "STEM Uygulamaları Öğretmen Öz yeterlik Ölçeği" kullanılmıştır. Toplanan veriler ile yapılan analizler sonucunda verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Buradan hareketle verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-Testi (Independent Sample t-Test), Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve gruplararası anlamlı farkın hangi gruba yönelik olduğunu bulmak için Scheffe Testi kullanılmıştır. Araştırma sonunda öğrencilerin STEM alanlarına yönelik kariyer ilgilerinin cinsiyet, aile gelir durumu, anne-baba eğitim düzeyi ve bilgisayar sahibi olma değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Sınıf öğretmenlerinin STEM eğitimine yönelik öz yeterliklerinin cinsiyet ve kıdem yılları değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Bu durumun yanı sıra daha önce STEM eğitimi almış olma değişkenine göre STEM eğitimi alan öğretmenler lehine anlamlı farklılık tespit edilmiştir.
İlkokul 3. ve 4. sınıf fen bilimleri ders kitaplarının çoklu zeka kuramı açısından incelenmesi
Bu çalışmada ilkokul 3. ve 4. sınıf Fen Bilimleri ders kitapları Gardner'ın Çoklu Zeka Kuramı ile ortaya koyduğu zeka alanları göz önüne alınarak incelenmiş, ders kitaplarında hangi zeka alanına ne düzeyde yer verildiğini belirlemek amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanarak 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılında okullarda okutulan ilkokul 3. ve 4. sınıf Fen Bilimleri ders kitapları Gardner'ın çoklu zeka kuramı doğrultusunda incelenmiştir. Yapılan incelemede nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Veriler toplanırken Gardner'ın belirlediği zeka alanları ve bu zeka alanlarına sahip kapasiteler göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma başlangıcında öncelikle konu ile ilgili kaynaklar taranarak her bir zeka alanına yönelik birer beceri listesi oluşturulmuştur. Ardından ders kitaplarındaki konu anlatımı, etkinlik ve değerlendirme kısımları incelenerek ilgili kısımlarda çoklu zeka alanlarına ne sıklıkla yer verildiğini belirlemek amacıyla kontrol listeleri hazırlanmıştır. Her bir ünitenin konu başlıkları, etkinlikleri ve değerlendirme bölümleri, oluşturulan beceri listelerine göre değerlendirilmiş ve ulaşılan sonuçlar çizelgeye kaydedilmiştir. Çizelgede yer alan veriler betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiş, veriler üzerinden ders kitaplarında Gardner'ın çoklu zeka kuramında yer alan bilişsel boyuta sahip zeka alanlarının (sözel-dilsel, mantıksal-matematiksel, görsel-uzamsal, sosyal-kişilerarası, bedensel-kinestetik, müzikal-ritmik ve doğacı) ne sıklıkla yer aldığına dair çıkarımlarda bulunulmuştur. Araştırma sonunda her iki ders kitabı için de benzer sonuçlara ulaşılmıştır. İki ders kitabında da en çok yer verilen zeka alanları görsel-uzamsal, mantıksal-matematiksel ve sözel-dilsel zekadır. Bu üç zeka alanı, çoklu zeka ile ilişkili toplam tespit edilen davranışların yaklaşık üçte ikisinde yer almaktadır. Kitaplarda müzikal-ritmik, sosyal-kişilerarası, doğacı ve bedensel-kinestetik zeka alanlarına ise daha az yer verilmiştir. Farklı ders kitaplarını, farklı araştırma yöntemlerini ve farklı zeka kuramlarını konu edinerek yapılacak benzer araştırmaların alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Zorunlu eğitimde 5. sınıfta ortaokul öğrencisi olma uygulamasının değerlendirilmesi
Eğitim süreci insanın, hayatı anlamlandırmasına, farklı bakış açıları kazanmasına ve kendini keşfetmesine yardımcı olmaktadır. Gelişim ve yeniliklere açık olmak ve bunların beraberinde getirdiği değişime uyum sağlamak eğitimle gerçekleştirilebilmektedir. Türkiye'de 2012-2013 eğitim-öğretim yılından başlayarak 12 yıllık zorunlu eğitim modeline geçilmiştir. Bu model kapsamında öğrencilerin kademelere ayrılması ve bu şekilde öğrenim görmeleri desteklenmiştir. Bilindiği gibi değişen zamana göre eğitim sistemi modellerinde bir takım değişikliklere gidilmektedir. Yeni modelle birlikte ilkokul öğrencileri 4 yıllık bir eğitimden sonra ortaokula başlamaktadırlar. Daha önceki yıllarda 5. sınıfı okuyan bir öğrenci hala ilkokul öğrencisiyken, bu uygulama ile ortaokul öğrencisi olmaktadır. Yeni getirilen değişiklikler olumlu sonuçlar doğurabileceği gibi olumsuz sonuçları da içerisinde barındırabilmektedir. Eğitim modeli değişirken bu süreçlerde öğrencilerin bilgi düzeyleri, gelişimleri, akademik başarıları, tutum ve davranışları, ilgi ve yetenekleri değerlendirilerek uygulanan sistem hakkında bir değerlendirme yapılmalıdır. Eğitim sistemiyle doğrudan iç içe olan paydaşların değişen eğitim sistemi modelleri ile ilgili görüşlerinin alınması, sistemdeki işleyiş ile ilgili önemli dönütler sağlayabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de değişen zorunlu eğitim modeliyle beraber 5. sınıf öğrencilerinin ortaokul öğrencisi olma durumunu ve ortaokulda neler yaşadıklarını farklı bakış açılarıyla ortaya koyabilmektir. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımlarından durum çalışması yolu izlenmiştir. Çalışma grubu belirlenirken, amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik ve ölçüt örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Veriler toplanırken çalışma grubunda yer alan okul yöneticileri, öğretmenler, veliler ve öğrencilerle yüz yüze görüşmeler sağlanmış, onların izinleri dahilinde ses kaydı ile toplanan veriler daha sonra bilgisayar ortamında yazıya geçirilmiştir. Elde edilen verilerin çözümlemesinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulguların güvenirliğini artırmak için katılımcı görüşlerinden alıntılara yer verilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, okul yöneticileri ve öğretmenler 5. sınıf öğrencilerinin ortaokul kademesinde öğrenim görmelerini uygun bulmamaktadırlar ve ortaokul için yeterli hazırbulunuşluklarının olmadığı görüşündedirler. Okul yöneticileri ve öğretmenler 5. sınıf öğrencilerinin sosyal ilişkilerde sıkıntılar yaşadıklarını, ders sayısının artması ile birlikte akademik başarılarının düştüğünü, derse odaklanma ve ders içeriğini anlama noktasında güçlük çektiklerini, ilkokul düzeyinde davranışlar sergilediklerini ifade etmişlerdir. Velilerin hepsi, çocuklarının 5. sınıfa geçiş aşamasında endişe duyduklarını vurgulamışlar ve uyum süreçleri hakkında olumsuz görüş bildirmişlerdir. Veliler; arkadaş ortamlarının, öğretmenlerinin ve çocuklarının davranışlarının nasıl olacağı, çocuklarının başarılı olup olamayacağı, öğretmenleriyle anlaşıp anlaşamayacakları, ödev ve görevlerini başarı ile yapıp yapamayacakları konularında edişe duyduklarını ifade etmişlerdir. Öğrencilerin çoğunluğunun 5. sınıfı ilkokul yerine ortaokulda okumayı uygun buldukları ve bu şekilde daha mutlu oldukları sonucuna ulaşılmıştır.
Eğitime ilişkin mitler: Sınıf öğretmenlerinin öğrencileriyle ilgili beklentilerini etkileyen inanışlarının belirlenmesi
Eğitime ilişkin süregelen inanışlar, önyargılar, kalıplaşmış düşünceler ve varsayımlar eğitime ilişkin ortak mitlerin olabileceği düşüncesini akıllara getirmektedir. Bu düşünceden hareketle, mit kavramının eğitim sisteminde kendine yer bulması olasıdır. Öğretmenlerin sahip olduğu inanışlar, öğrenciye ilişkin beklentiler geliştirmelerinde etkili olabilmektedir. Öğretmenlerin geliştirdikleri beklentilere ilişkin çalışmaların ilkokul kademesinde yapılmasının önem arz ettiği düşünülmektedir. Çünkü öğrenciler sınıf öğretmenleri ile eğitim hayatlarının başında karşılaşmakta ve onlarla diğer alan öğretmenlerine kıyasla daha uzun süre vakit geçirmektedirler. Bu araştırmayla; öğretmen inanışlarının ve beklentilerini etkileyen mitleri ortaya çıkararak, doğru olduğu varsayılan inanışlara ilişkin farkındalık kazandırmak ve bu inanışlardan uzaklaşılması konusunda çözüm önerisi sunabilmek amaçlanmıştır. Araştırmada nitel yöntem ve fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Nevşehir ilinin Derinkuyu ilçesinde farklı sosyoekonomik düzeylerdeki okullarda görev yapan yirmi iki sınıf öğretmeni ile görüşmeler yapılmıştır. Çalışma grubu, amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesiyle belirlenmiştir. Araştırmanın verileri, nitel veri toplama araçlarından biri olan yarı yapılandırılmış görüşme soruları ile toplanmıştır. Görüşmeler sonucu elde edilen veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, sınıf öğretmenlerinin sahip oldukları mitler cinsiyet temelli önyargılar, sistemsel çözüm eksikliği, eğitim eşitsizliği ve öğrenci potansiyeline göre değerlendirme şeklinde gruplanmıştır. Öğretmen inanışlarına etki eden mitlerin en aza indirilmesi için yapılan bu araştırmanın kapsamının genişletilerek yeniden yapılması, eğitim mitleriyle ilgili mesleki paylaşım olanaklarının arttırılması ve eğitim mitlerine ilişkin farkındalık kazandırmak amaçlı konuyla ilgili yayınlara erişimin sağlanması önerilmiştir.
Yüz yüze ve uzaktan eğitimle mezun sınıf öğretmenlerinin yaşadıkları 'gerçeklik şok'ları ve çözüm önerileri
ÖZET Bu çalışma; sınıf öğretmenlerinin mesleğe başladıkları ilk yıl ortaya çıkan gerçeklik şokunu tanımlamak, uzaktan eğitim ve yüz yüze eğitimden kaynaklanan gerçeklik şokunun nedenlerini ortaya koyarak, sınıf öğretmenlerinin üniversitedeki öğretim sürecinin gerçeklik şokunu azaltmak için neler yapabileceğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda; Türkiye'nin yedi farklı bölgesinde bulunan uzaktan eğitim ve yüz yüze eğitimle mezun, 18 öğretmen ile görüşülmüştür. Çalışma grubu, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örneklemeyle seçilmiştir. Araştırmanın verileri, nitel veri toplama araçlarından biri olan yarı yapılandırılmış görüşme soruları ile toplanmıştır. Görüşmeler sonucu elde edilen veriler nitel analiz türlerinden içerik analizi kullanılmıştır. Analiz sonucunda, uzaktan ve yüz yüze eğitimle mezun olan öğretmenlerin meslek hayatında benzer sorunlar yaşadığını ancak bu sorunlarla başa çıkma düzeylerinin farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Her iki grup da sınıf yönetimi, öğrenci iletişimi ve fiziksel imkân eksiklikleri konularında güçlükler yaşamış, ancak uzaktan eğitimle mezun olan öğretmenler bu alanlarda daha fazla zorlanmıştır. Yüz yüze eğitimle mezun olan öğretmenler ise uygulamalı derslerden edindikleri deneyimlerle bu zorlukların üstesinden daha etkili şekilde gelebilmiştir. Yaşanan gerçeklik sonuçlarını en aza indirgemek adına, daha fazla uygulamalı derslere yer vererek teorik yoğunluğun azaltılması önerileri yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Gerçeklik Şoku, Uzaktan Eğitim, Yüz Yüze Eğitim
Roman ilkokul öğrencilerinin okula aidiyet duygularının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Konya ilinde öğrenim gören Roman ilkokul öğrencilerinin okula aidiyet duygularının incelenmesidir. Araştırmanın katılımcıları 121 Roman öğrenci ve 44 veliden oluşmaktadır. Araştırmada karma yöntem desenlerinden yakınsak karma deseni tercih edilmiştir. Bu desende nicel ve nitel veriler eş zamanda toplanmaktadır. Önce nicel veriler analiz edilerek betimlenmekte, daha sonra da nitel veriler analiz edilerek yorumlanmaktadır. Araştırmanın nicel boyutunda; Roman öğrencilere Selçuk ve Güner'in (1999) Ait Olma Duygusu Ölçeği uygulanmıştır. Nitel kısmında ise nitel araştırma desenlerinden Durum Çalışması Deseni kullanılmıştır. Nitel boyutta, uzman görüşleri alınarak hazırlanan 10 adet açık-uçlu soru Roman velilere yöneltilmiştir. Velilerden alınan cevaplar analiz edilerek nicel bulgularla beraber değerlendirilmiştir. Araştırmanın nicel bulgularından Roman ilkokul öğrencilerinin okula aidiyet duygularının yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca kız öğrencilerin okula aidiyet düzeylerinin erkek öğrencilere kıyasla anlamlı şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın nitel bulgularında ise bazı Roman velilerin okulda yaşadıkları deneyimler sonucunda uzman görüşü alınarak okul memnuniyeti, Roman yoksulluğu, okul devamsızlığı ve terki, sosyal damgalanma, sosyal dışlanma ile sosyal içerme ve kaynaşma olmak üzere altı adet tema oluşturulmuştur. Bu temalardan bazı Roman velilerin dışlanma ve damgalanma deneyimleri yaşamalarına rağmen çocuklarının okula aidiyet duygularının yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin velilere karşı olumlu yaklaşımları öğrencilerin okula aidiyet duygularını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda kapsayıcı eğitim içeriğine Roman öğrencilerin de alınması, öğretmenlere bu konuda seminerler verilmesi, uygulanan öğretim programlarının Roman öğrenciler dikkate alınarak hazırlanması, Roman yoksulluğu probleminin çözülmesi, Roman öğrencileri okula kazandırmak amacıyla etkili projeler yapılmasının yanı sıra araştırmacılara da ortaokul ve lise düzeyinde Roman öğrencilerin okula aidiyet duygularının incelenmesi yönünde öneriler sunulmuştur.
Sosyal bilgiler dersinde finansal okuryazarlığın geliştirilmesinde drama yönteminin kullanılması: Bir eylem araştırması
Bu araştırmanın amacı 4. sınıf Sosyal Bilgiler dersi öğretim programında yer alan finansal okuryazarlık becerisinin geliştirilmesine yönelik eylem planları hazırlayıp öğrencilerin finansal okuryazarlık becerisinin gelişimini sağlamasına yardımcı olmaktır. Araştırma nitel araştırma desenlerinden eylem araştırması deseni ile yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim ve öğretim yılının ikinci döneminde Konya ilinin Altınekin ilçesinde bulunan bir devlet okulunun 4. sınıfında öğrenim gören 20 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmacı eylem araştırması kapsamı nedeniyle öğrencileri yakından tanımak için 2021-2022 eğitim öğretim yılının birinci döneminde sınıf içi gözlemlerde bulunmuş ve sınıf öğretmeni ile öğrenciler hakkında bilgi almak için görüşmeler gerçekleştirmiştir. Araştırmanın problem cümlesi: "Öğrencilerin Sosyal Bilgiler dersi öğretim programında yer alan finansal okuryazarlık becerisinin geliştirilmesi amacıyla hazırlanan eylem planlarının (drama yönteminin) öğrencilerin finansal okuryazarlık becerisi edinimlerine katkısı nasıldır?" şeklinde belirlenmiştir ve üç alt problem dâhilinde veriler toplanmıştır. Araştırmada ilk olarak öğrencilerin mevcut durumlarını belirlemek için akademik başarı testi uygulanmıştır. Daha sonra araştırmacı tarafından beş eylem planı tasarlanmıştır. Drama yöntemi içeren ders planları şeklinde hazırlanan eylem planları çalışma grubuna 28 Şubat-3 Haziran 2022 tarihleri arasında Sosyal Bilgiler ders saatleri süresinde uygulanmıştır. Bu süreçte video kayıtları, araştırmacı ve öğretmen günlüğü, geçerlik komitesi toplantı incelemeleri, çalışma yaprakları, öğrenci ürünleri ile veriler elde edilmiştir. Verilerin toplanması ve analizi eylem araştırmasının doğası gereği eş zamanlı gerçekleştirilmiştir. Uygulama kısmı bittikten sonra öğrencilere akademik başarı testi tekrar uygulanmıştır ve bağımlı örneklemler t-Testi sonucuna göre finansal okuryazarlık becerisinin gelişiminde drama yönteminin etkisi üzerinde çalışma grubu öğrencilerinin puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte öğrencilerle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler neticesinde öğrenciler drama uygulamaları ile başarı sağladıklarını belirtmişlerdir. Bu çalışma ile finansal okuryazarlık becerisinin gelişimi için ilkokul öğrencileri ile yapılan drama uygulamaları içeren eylem araştırmasının alanyazındaki boşluğa önemli katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.
İlkokulda yabancı uyruklu öğrencilere ikinci dil olarak Türkçe öğretiminin kapsayıcı eğitim açısından incelenmesi
Bu çalışma ilkokulda yabancı uyruklu öğrencilere ikinci dil olarak Türkçe öğretimini kapsayıcı eğitim açısından incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Konya ili Karatay ilçesinde bir devlet okulunda sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan 10 sınıf öğretmeni ve 3 PİKTES öğretmeni ile bu okulda eğitim gören 10 yabancı uyruklu öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma nitel araştırma desenlerinden olan durum çalışması ile yürütülmüş olup veriler görüşme aracılığıyla toplanmıştır. Görüşmeler katılımcının kendini rahat hissettiği ortamlarda sohbet havasında gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış aynı zamanda ses kayıt cihazı ile veriler desteklenmiştir. Elde edilen verilerin analizi için kodlar oluşturularak veriler kodlar altında toplanmıştır. Kodlar altında toplanan veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında yabancı uyruklu öğrencilere ikinci dil olarak Türkçe öğretimi için eğitim hayatının başında sistemli bir uygulama olmadığı, öğrencilerin sınıflarda Türkçeye maruz kalarak öğrendiği ve okul çapınca öğrenciler ve velilerde Türkçe dil sorunu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan gözlemlerde öğrencilerin çoğunun okuduğunu anlama gerektiren durumlarda zorlandığı, öğretmenlerin hiçbir öğrenciyi seçmeden sürece dâhil etmeye çalıştığı gözlenmiştir. Ulaşılan sonuçlar değerlendirildiğinde ikinci dil olarak Türkçe öğretiminin iki şekilde yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. PİKTES projesinin olduğu okullarda ayrı bir sınıf oluşturulmaktadır ve bu durumun kapsayıcı eğitime uygun değildir. Bununla beraber projenin olmadığı okullarda ise sınıfta öğretmen ve akran etkileşimi ile öğrendikleri yabancı uyruklu öğrencilerin fazla olduğu sınıflara bir yardımcı öğretmen verilerek öğretmenlerin sınıf içinde her öğrencinin aktif katılımını sağlaması hususunda destek verilebilir. Aynı zamanda dil bilmeyen çocukların PİKTES projesi kapsamında ayrı sınıflara alınmasındansa çocukların aşamalı bir şekilde ders saatleri dışında destek eğitime alınması şeklinde bir program geliştirilebilir. Bunların dışında en eğitimin en önemli unsurlarından olan aile faktörünün süreçte daha aktif bulunabilmesi için velilere yönelik dil eğitimleri veya kurs sınıfları açılarak ulaşılmak istenen amaçlara daha kalıcı ve hızlı bir şekilde ulaşılabilir.
Bilişsel oyun temelli dil gelişim programının ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı"nın ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimi, bu değişkene etkisi araştırılan bağımsız değişkeni ise Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı oluşturmaktadır. Araştırmada ön-test/son-test kontrol gruplu yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Mardin İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı okullar bünyesinde okul öncesi eğitimi alan ve ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocukları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme tekniğiyle seçilerek Mardin ili Dargeçit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı iki köy okulunda okul öncesi eğitimi alan 22'si deneme grubunda, 22'si kontrol grubunda olmak üzere 44 adet çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" ve çocukların alıcı dil yaşlarını ölçebilmek amacıyla "Peabody Resim Kelime Testi" kullanılmıştır. Uygulama sürecinde araştırmacı tarafından hazırlanan "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" deney grubundaki 22 çocuğa 10 hafta boyunca haftada dört gün 30 dakika olarak toplamda 20 saat uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise sadece Okul Öncesi Eğitim Programı'na uygun hazırlanan etkinlikler uygulanmıştır. Kişisel Bilgi Formu ile toplanan çocuk ve ebeveynlerle ilgili veriler frekans ve yüzde değerleri kullanılarak sunulmuştur. Peabody Resim Kelime Testi ile elde edilen veriler SPPS paket programıyla analiz edilmiştir. Deney ve kontrol gruplarının parametrik testler için yeterli sayıda olduğu durumlarda, ikili karşılaştırmalarda Bağımsız Gruplar için t-Testi, grup içi ön test-son test karşılaştırmalarında Eşleşmiş Örneklemler t-Testi kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının parametrik testler için yeterli sayıda olmadığı durumlarda, ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U Testi, alt boyutlar arasındaki ilişkileri incelemek için ise Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Bütün analiz sonuçları için anlamlılık düzeyi p < .05 olarak belirlenmiştir. Veriler analiz edildiğinde "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" uygulanmadan önce deneme grubu çocuklarının ve kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmadığı belirlenmiştir. Deneme grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamaları ile kontrol grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmadığı tespit edilmiştir. Hem Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı uygulanan deneme grubu çocukların dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma hem de Okul Öncesi Eğitim Programı'na ilave bir eğitim uygulanmayan kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma saptanmıştır. Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı uygulanan deneme grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamalarında okul öncesi eğitimi alma durumu, cinsiyet, anne ve baba eğitim durumu, ailenin ekonomik düzeyi, ebeveynlerin günlük rutinde kitap okuma durumuna göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı ve çocukların dil becerileri son-test puan ortalamaları ile ebeveynlerin çocuklarına kitap okuma sıklığı arasındaki ilişkinin anlamsız olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda deneme grubu çocuklarının ön-test/son-test puan ortalamalarının, kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamalarından yüksek olması "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" ile açıklansa da programın ana dili Türkçe olmayan çocukların ikinci dil (Türkçe) edinimlerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Oyun, İkinci Dil, Ana Dil, Dil Gelişimi, Dil Edinimi
Okul öncesi dönem çocuklarının yabancı dile yönelik metaforik algılarının incelenmesi
Araştırmanın temel amacı, okul öncesi dönem çocuklarının yabancı dile yönelik metaforik algılarının incelenmesidir. Araştırmada olgu bilim (fenomenoloji) deseni tercih edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Ankara Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında yabancı dil eğitimi alan 195 okul öncesi dönem çocuğundan oluşmaktadır. Araştırma verileri yabancı dil eğitimi alan okul öncesi dönem çocuklarına "Yabancı dil … gibidir, çünkü …" metafor anketi uygulanarak toplanmıştır. Okul öncesi dönem çocukları tarafından üretilen metaforlardan 32 tanesi geçersiz bulunmuş, araştırma verilerine geçerli olan 163 metafor dahil edilmiştir. Üretilen geçerli metaforlardan 64 tanesi 4 yaş grubuna, 99 tanesi 5 yaş grubuna aittir. Bu metaforlardan 83'ü erkekler, 80'i kızlar tarafından geliştirilmiştir. Araştırmada toplam 101 farklı metafor üretildiği belirlenmiştir. Katılımcılar tarafından üretilen metaforlar önce olumlu ve olumsuz olmak üzere 2 ana kategori altında daha sonra 11 farklı kavramsal alt kategori altında incelenmiştir. Bu kavramsal kategoriler; "Dil", "İnsanlar ve Karakterler", "Eylemler", "Ülke", "Bitki ve Hayvan", "Nesne", "Yabancı", "Etkinlik", "Sayılar", "Öğretmen" ve "Şehir" olarak belirlenmiştir. En fazla metafor üretilen kavramsal kategorinin "Dil" kavramı kategorisi olduğu belirlenmiştir. Tüm metaforlar arasında en çok "İngilizce" (f:21) kavramının tercih edildiği tespit edilmiştir. Cinsiyete göre kategori tercihleri incelendiğinde, "dil", "yabancı", "nesne", "sayılar", "bitki ve hayvan" ve "öğretmen" kavramı kategorilerinde kız çocuklarının erkek çocuklardan daha fazla metafor ürettikleri; "insanlar ve karakterler", "ülke", "eylemler", ve "etkinlik" kavramı kategorilerinde erkek çocuklarının kız çocuklarına göre daha fazla metafor ürettikleri belirlenmiştir. "Şehir" kavramı kategorisinde kız ve erkek çocuklarının aynı sayıda metafor ürettikleri tespit edilmiştir. Üretilen metaforlardan toplam 16 tanesi olumsuz gerekçelerle açıklanmıştır. Bunlardan 8 tanesi erkek çocuklar tarafından, 8 tanesi kız çocuklar tarafından üretilmiştir. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde, 5 yaş grubu çocuklar metafor geliştirme ve gerekçesini açıklama konusunda 4 yaş grubu çocuklara göre daha başarılı bulunmuştur. Genel olarak bakıldığında, okul öncesi dönem çocuklarının yabancı dile yönelik 147 olumlu, 16 olumsuz metafor ürettikleri belirlenmiştir. Bu durum okul öncesi dönem çocuklarının büyük bir kısmının "yabancı dil" algılarının olumlu olduğunu ortaya koymaktadır.
5E öğrenme modeli destekli dijital çalışma kağıtlarının 4. sınıf öğrencilerinin ölçme duyularına etkisinin incelenmesi
Çalışmanın amacı 4. sınıf ölçme öğrenme alanına ait öğretim aracı olarak kullanılan 5E öğrenme modeli destekli etkileşimli dijital çalışma kağıdının ölçme duyusunun gelişimine etkisini araştırmaktır. Çalışmanın katılımcı grubunu 2022-2023 eğitim öğretim yılında Konya ili Beyşehir ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)'e bağlı bir devlet ilkokulunun 4. sınıf düzeyinde iki farklı şubede öğrenim gören 52 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada yer alan alt problemlere uygun olarak nicel araştırma yöntemlerinden kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda bir deney bir kontrol grubu olmak üzere iki grup bulunmaktadır. Çalışmanın uygulama süreci toplamda 4 hafta olmak üzere 21 ders saati boyunca gerçekleştirilmiştir. Deney grubunda 5E öğrenme modeli destekli etkileşimli dijital çalışma kağıtları kullanılırken, kontrol grubunda matematik öğretim programı dahilinde geleneksel yöntemle dersler yürütülmüştür. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan ve güvenirlik katsayısı 0,80 olarak hesaplanan Ölçme Duyusu Testi (ÖDT) kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 26.0 istatistik paket programı kullanılarak betimsel istatistikler, bağımlı gruplar t testi ve bağımsız gruplar t testi uygulanmıştır. Veri analizi sonucunda, 5E öğrenme modeli destekli etkileşimli çalışma kağıtlarının kullanımının 4. sınıf öğrencilerinin ölçme duyuşlarının gelişiminde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu görülmüştür. Hem kontrol grubu öğrencilerinin hem de deney grubu öğrencilerinin ölçme duyularında gelişme olduğu görülmüştür. Ancak, deney grubunda yer alan öğrencilerin puan ortalamaları, kontrol grubunda yer alan öğrencilerin puan ortalamaları ile kıyaslandığında, deney grubunda yer alan öğrencilerin puan ortalamalarındaki artışın daha fazla olduğu görülmektedir. Sonuç olarak 5E öğrenme modeli destekli etkileşimli dijital çalışma kağıtlarının kullanıldığı deney grubunun puan ortalamaları, geleneksel yöntemle mevcut matematik öğretimi programı kapsamında derslerini işleyen kontrol grubuna göre daha yüksek olması istatistiksel olarak anlamlıdır.
2. sınıf öğrencilerinin uzamsal görselleştirme becerileri üzerine test geliştirme çalışması
Bu çalışma ile 2. sınıf öğrencilerinin, uzamsal görselleştirme becerilerini ölçen geçerli ve güvenilir bir test geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma tarama yöntemi ile yürütülmüş olup test geliştirme basamaklarına uygun olarak geliştirilmiştir. 2021-2022 eğitim öğretim yılında Türkiye'de bazı illerde 2. sınıfta öğrenim gören 396 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında uzamsal görselleştirme becerisini üç alt boyutta (zihinsel bütünleme, zihinsel döndürme ve kâğıt katlama) ölçen 12 sorudan oluşan bir test geliştirilmiştir. Hazırlanmış olan 12 maddelik Uzamsal Görselleştirme Testi'nin 296 öğrenciye pilot uygulaması yapılmıştır. Pilot uygulama ile elde edilen bulgulara göre maddelerin genellikle orta ve zor seviyede olduğu, ayırt edicilik bakımından ise çok iyi olduğu görülmüştür. Faktör analizinden sonra 10 maddeye düşürülen nihai teste ait KR-20 iç tutarlılık katsayısı 0.63 olarak hesaplanmıştır. Testin ortalama güçlük indeksi 0.35 iken ortalama ayırt edicilik indeksi 0.48 olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda uzamsal görselleştirme konusunda 2. sınıf öğrencileri için geçerli ve güvenilir bir test elde edilmiştir. Ayrıca, 2. Sınıf öğrencilerinin uzamsal görselleştirmelerinin düşük düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Uzaktan eğitim sürecinde fen bilimleri dersindeki etkinliklere ilişkin sınıf öğretmenlerinin görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı uzaktan eğitim sürecinde fen bilimleri dersindeki etkinliklere ilişkin sınıf öğretmenlerinin görüşlerini incelemektir. Bu amaçla araştırma Konya ve Şırnak illerindeki özel ve devlet okullarında görev yapan uzaktan eğitimde fen bilimleri dersine giren 100 sınıf öğretmeniyle yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Verilerin toplanması için 15 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre uzaktan eğitim süreci hem öğretmenler için hem de öğrenciler için zorlu geçmiştir. Araştırmada, sınıf öğretmenlerinin fen bilimleri dersindeki birçok etkinliği, deneyi, laboratuvar çalışmalarını, yüz yüze eğitimde kullanılan öğretim yöntem ve tekniklerini ve materyalleri kullanamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Uzaktan eğitimde alt yapı ve teknik sorunların görüldüğü, internet bağlantısında sorunların yaşandığı, tüm öğrencilerin canlı derse katılamadığı, öğretmen ve öğrenciler arasında iletişim problemlerinin yaşandığı da çok sık yaşanan sorunlar olduğu tespit edilmiştir. Öğretmenler, uzaktan eğitimin avantajı olarak dijital ortamda sunulan materyaller ve aileyle daha çok vakit geçirme olarak ifade etmişlerdir. Ancak uzaktan eğitimin yüz yüze eğitime göre çok yetersiz kaldığı öğretmenler tarafından belirtilmiştir. Araştırmada salgın sürecinden sonra uzaktan eğitime katılamayan öğrenciler için telafi kurslarının açılması, öğretmenlerin teknoloji okur-yazarı olması için eğitimlerin verilmesi ve sanal laboratuvar platformunun kurulması önerilmiştir. Farklı örneklem grupları ve farklı araştırma modelleri kullanılarak araştırmanın genişletilebileceği düşünülmektedir.
Öykü temelli hazırlanan bütünleştirilmiş sosyal-duygusal eğitim programının okul öncesi dönem çocuklarının öz düzenleme becerileri ve prososyal davranışlarına etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada; öykü temelli hazırlanan bütünleştirilmiş sosyal-duygusal eğitim programının okul öncesi çocuklarının öz düzenleme becerileri ve prososyal davranışlarına etkisi incelenmiştir. Deneme modelindeki araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim öğretim yılında Konya il merkezinde bir devlet okuluna bağlı anasınıfında öğrenim gören 5-6 yaş grubundaki 36 çocuktan oluşmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak; çocukların öz düzenleme becerilerini ölçmek için Bayındır ve Ural (2016) tarafından geliştirilen "Öz Düzenleme Becerileri Ölçeği"; prososyal davranışlarını ölçmek için Türkçeye uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları Bağcı ve Öztürk Samur (2016) tarafından yapılan "Çocuk Prososyallik Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışma grubu 18 i deneme, 18 i kontrol olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Her iki gruba da ön test olarak "Öz Düzenleme Becerileri Testi" ve "Çocuk Prososyallik Ölçeği" uygulanmıştır. Deneme grubundaki çocuklara 10 hafta boyunca haftada 4 gün 60 dakika süren "Öykü Temelli Bütünleştirilmiş Sosyal-duygusal Eğitim Programı" uygulanmıştır. Bu süreçte kontrol grubu ise MEB okul öncesi eğitim programı çerçevesinde eğitime devam etmiştir. Eğitim programının bitiminin ardından deneme ve kontrol gruplarına son test olarak"Öz Düzenleme Becerileri Ölçeği" ve "Çocuk Prososyallik Ölçeği" tekrar uygulanmıştır. Araştırma verilerinin çözümlenmesinde SPSS 27.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Veri analizinde Mann Witney U Testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi işlemleri kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları ile deneme ve kontrol grubundaki çocukların öz düzenleme becerileri ve prososyal davranış becerileri ön test ve son test puan ortalamaları karşılaştırıldığında; deneme grubundaki çocukların ölçek puanlarındaki artışın kontrol grubu çocuklarına göre daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Deneme grubundaki çocukların son test puan ortalamalarındaki artışının kontrol grubu çocuklarına göre daha yüksek olması deneme grubundaki çocukların okul öncesi eğitim programına ek olarak "Öykü Temelli Bütünleştirilmiş Sosyal-duygusal Eğitim Programı" ile eğitim almış olmalarıyla açıklanabilir. Deneme ve kontrol grubundaki çocukların "Öz Düzenleme Becerileri " ve "Çocuk Prososyallik Ölçeği" ön test-son test puan ortalamaları karşılaştırıldığında deneme grubundaki çocukların puan ortalamalarının kontrol grubu çocuklarına göre artışının fazla olduğu görülmüştür. Kontrol grubunun ön test-son test puan ortalamalarındaki artış anlamlı görülmüştür. Bu durum uygulanan MEB okul öncesi eğitim programının öz düzenleme becerileri ve prososyal davranışlarına etkisini de ortaya çıkarmıştır. Deneme grubu çocuklarına dört hafta sonra yapılan kalıcılık testinde anlamlı bir fark ortaya çıkmadığı ve bu neticede, uygulanan programın okul öncesi dönem çocuklarının öz düzenleme becerileri ve prososyal davranışlarını artırmada kalıcı olduğu söylenebilir. Araştırma sonucunda, uygulanan Öykü Temelli Bütünleştirilmiş Sosyal-duygusal Eğitim programının okul öncesi çocuklarının öz düzenleme becerileri ve prososyal davranış becerilerini olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Öz Düzenleme, Prososyal Davranış, Sosyal-duygusal Gelişim
İlkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin olumlu toplumsal cinsiyet rollerinin geliştirilmesine yönelik bir eylem araştırması
Toplumlar, cinsiyet merkezli olarak bireylerden belli başlı rolleri benimsemelerini ve bu roller doğrultusunda davranmalarını beklemektedir. Bu roller bireylerin bulunduğu toplumun gelenek, inanç ve kültürüne göre değişim göstermektedir. Ayrıca, bu roller zamanla kalıp yargılara dönüşerek ve kadın-erkek arasında sosyal olarak sorunlar yaratarak eşitsizlik kavramını da beraberinde getirmektedir. Bu noktada olumlu toplumsal cinsiyet rolleri ediniminin bireylerin yaşamındaki önemi ortaya çıkmaktadır. Bireylerin toplumsal cinsiyet rolleri ediniminde ise aile ilk sırada yer alsa da eğitimin de önemli bir katkısı vardır. Özellikle küçük yaşlardan itibaren uygulamalı etkinlikler önem taşımaktadır. Bu kapsamda gerçekleştirilen bu eylem araştırmasında, uygulamalı öğretim etkinlikleri aracılığıyla ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinde olumlu toplumsal cinsiyet rollerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda öncelikle mevcut durum tespit edilmiş ve sekiz hafta süresince toplam yedi öğretim etkinliği uygulanmıştır. Araştırma, 2021-2022 öğretim yılında Konya ili Çumra ilçesinde bulunan bir kamu ilkokulunda dördüncü sınıf düzeyinde öğrenim gören sekiz kız ve beş erkek olmak üzere toplam 13 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri katılımcı gözlem, anket, öğrenci günlükleri ve öğrenci ürünleri gibi veri toplama teknikleriyle elde edilmiş ve betimsel olarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularında katılımcıların toplumsal cinsiyet kavramıyla daha önce karşılaşmadıkları ve belli başlı toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına sahip oldukları görülmüştür. Mevcut duruma yönelik uygulanan öğretim etkinliklerinin ardından öğrencilerin toplumsal cinsiyet kavramını eşitlikçi yönde açıklamaya çalıştıkları gözlenmiştir. Öğrencilerin gelenekçi bir anlayışla sahip oldukları kalıp yargıların yerine olumlu toplumsal cinsiyet rollerini benimsedikleri tespit edilmiştir. Bu araştırma, küresel anlamda önem arz eden olumlu toplumsal cinsiyet rollerinin ediniminde eğitim ortamının ve uygulamalı öğretim etkinliklerinin önemine dikkat çekmektedir. Anahtar Kelimeler: İlkokul dördüncü sınıf öğrencileri, olumlu toplumsal cinsiyet rolleri, eylem araştırması
KOVID-19 pandemi döneminin sınıf öğretmeni yetiştirme sürecine yansımalarının akademisyenler ve sınıf öğretmeni adaylarının görüşlerine göre incelenmesi
Tüm dünyayı etkisi altına alan korona salgını karĢısında ülkeler öncelikle sağlık anlamında önlemler alarak vatandaĢlarını bu hastalıktan korumaya çalıĢırken, eğitim ve ekonomi de bu süreçte en çok etkilenen sektörlerin baĢında gelmektedir. Pandemi sürecinde bütün ülkeler çeĢitli önlemlerle, eğitim, sağlık ekonomik vb. faaliyetlerin aksamaması için yeni tedbirler ve uygulamalara baĢvurmuĢtur. Bu süreçte eğitim alanında tüm eğitim kademelerinde uzaktan eğitime geçilmiĢtir. Zaman zaman uzaktan eğitimle gerçekleĢtirilen programlar olsa da topyekün tüm eğitim kademelerinde uygulanması ile Türkiye'de bir ilk gerçekleĢmiĢtir. Uzaktan eğitim uygulaması ilk olması nedeniyle zaman zaman problemler yaĢansa da, pandemi sürecinde eğitim alanında ortaya çıkabilecek eğitim açığının giderilmesinde önemli bir boĢluğu doldurduğu söylenebilir. Yapılan bu çalıĢmada pandemi sürecinin sınıf öğretmeni adaylarına etkilerini ortaya koyması yönünden bu alanda yeni yeni oluĢmaya baĢlayan literatüre katkı sağlayacağı düĢünülmüĢtür. Bu kapsamda Konya ili Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet KeleĢoğlu Eğitim Fakültesinde eğitim alan sınıf öğretmen adayları ve eğitim veren akademisyenlerden çalıĢma grubu oluĢturularak nitel araĢtırma yapılmıĢtır. Bu doğrultuda yapılan araĢtırma neticesinde; sınıf öğretmeni adaylarının pandemi sürecinde aldığı uzakta eğitimin niteliği ve teknoloji kullanımı ve yeterliliğine yönelik görüĢleri incelendiğinde derslerin genel anlamda verimli geçtiği ve teknolojik materyallerin kullanım ve eriĢilebilirliğinde olumlu görüĢlerin olumsuz görüĢlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiĢtir. Ayrıca Materyal kullanımı ve yeterlilik açısından olumsuz görüĢlerin olumlu görüĢlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiĢtir. Sınıf öğretmeni adaylarının pandemi sürecinde aldığı uzakta eğitimin niteliğine yönelik akademisyenlerin görüĢleri incelendiğinde olumlu ve olumsuz görüĢleri birbirine yakın olduğu belirlenmiĢtir. Ancak yapılan değerlendirmeler incelendiğinde her ne kadar baĢlangıç sürecinde belirli eksiklikler yaĢansa da uzaktan eğitim sürecine yönelik eksiklikler zamanla giderilerek daha baĢarılı hale getirilmeye çalıĢılmıĢtır. Anahtar Kelimeler: Pandemi, Uzaktan Eğitim, Akademisyenler, Öğretmen Adayları
İlkokul birinci sınıf kaynaştırma öğrencisi otizmli bir çocuğun sınıf ortamına uyum sürecinin incelenmesi
Kaynaştırma eğitimi, özel ihtiyaçlı bireylerin toplum tarafından kabul görmelerini hedefleyip, bunun hayat boyu ilerlemesini sağlayan eğitimdir. Her birey birbirinden ayrı olarak, bireysel farklılıklarla dünyaya gelir. Tüm bireyler eşit eğitim görmelidir. Kaynaştırma eğitimi gören özel ihtiyaçlı bireylerde, tipik gelişim gösteren çocukların sınıfında eğitim görme hakkına sahiptir. Bu araştırmada, ilkokulda kaynaştırma eğitimi gören otizmli çocuğun sınıf ortamına uyum sürecinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemleri desenlerinden biri olan eylem araştırması ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Konya İlinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir ilkokulda araştırmacının sınıfında kaynaştırma eğitimi gören otizmli bir öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama araçları olarak, yarı yapılandırılmış görüşme formu, günlükler ve kaynaştırma eğitimi gören otizmli çocuk ve diğer tipik gelişim gösteren çocuklarla yapılan etkinlik kayıtları kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde nitel veri analizi yaklaşımlarından içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ilkokulda kaynaştırma eğitimi gören otizmli çocukların normal sınıf ortamına uyum sürecinde sınıf öğretmeninin rolünün çok büyük olduğu, sınıf öğretmeni derslerde bu tür çocukların bireysel farlılıklarını göz önüne alarak sınıfına kaynaştıracak etkinliklere yer vermesinin önemi görülmüştür. Bu aşamada otizmli çocuğun sınıf öğretmeniyle olan etkileşiminin de çok önemli olduğu ortaya çıkmıştır.
Sınıf öğretmenleri ve sınıf öğretmeni adaylarının dijital okuma ve dijital yazma kültürleri
Bu araştırmanın amacı sınıf öğretmenlerinin ve sınıf öğretmeni adaylarının dijital okuma ve dijital yazma kültürlerinin araştırılmasıdır. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim öğretim yılında Konya'da görev yapan ve MEB bünyesinde çalışan sınıf öğretmenleri ile Selçuk ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Eğitimi Anabilim Dallarında 1.2.3. ve 4. sınıfta öğrenim gören sınıf öğretmeni adayları oluşturmaktadır. Araştırmada nicel ve nitel verilerin bir arada kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. Nicel ve nitel boyutlar aynı anda incelenmiş birbirlerinden bağımsız olarak analiz edilmiştir. Araştırmada karma yöntemin yakınsayan paralel deseni kullanılmıştır. Nicel verileri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından dijital okuma kültürü ve dijital yazma kültürü anketi geliştirilmiştir. Anketin birinci bölümünde katılımcıların demografik özelliklerini belirlemeye yönelik (cinsiyet, yaş, mesleki deneyim, eğitim düzeyi, öğretim yapılan sınıf düzeyi/eğitim görülen sınıf düzeyi) sorular yer almaktadır. Anketin ikinci bölümünde katılımcıların dijital okuma ve dijital yazmaya ilişkin kültürlerini ortaya çıkarmayı amaçlayan; evet/hayır, çoktan seçmeli ve açık uçlu soru türünden oluşan sorular bulunmaktadır. Üçüncü bölüm dijital okuma ile ilgili katılımcıların inanç, düşünce ve tutumlarını ortaya çıkarmayı amaçlayan 31 maddelik likert ölçeğine dayalı anket sorularından, dördüncü bölüm ise katılımcıların dijital yazmaya ilişkin inanç, düşünce ve tutumlarını ortaya çıkarmayı amaçlayan ve 29 maddeden oluşan likert ölçeğine dayalı anket sorularından oluşmaktadır. Madde yanıtlama alanında 5'li puanlama anahtarı kullanılmıştır. Anket maddelerine verilen yanıtlar "Hiç Katılmıyorum (5), Az Katılıyorum (4), Kısmen Katılıyorum (3), Katılıyorum (2), Kesinlikle Katılıyorum (1)" ifadelerinden oluşmaktadır. Çalışmanın nicel boyutuna 400 öğretmen ve 150 öğretmen adayı katılmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin toplanması sürecinde ise yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler için her biri üç bölümden oluşan iki adet yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Birinci bölüm katılımcıların kişisel bilgilerini belirlemeye yöneliktir. İkinci bölümünde katılımcıların dijital okumaya ilişkin görüşlerini ortaya koymayı amaçlayan 6 soru, üçüncü bölümünde ise dijital yazmaya ilişkin görüşleri ortaya koymayı amaçlayan 7 soru yer almaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşme formları hazırlandıktan sonra dil ve kapsam geçerliğini ölçmek amacıyla iki alan uzmanının görüşüne sunulmuştur. Bu doğrultuda görüşme formundan iki adet soru çıkarılarak görüşme formlarına son hali verilmiş ve uygulamaya hazır hale getirilmiştir. Görüşmeler 20 öğretmen ve 20 öğretmen adayı ile yapılmıştır. Araştırmanın nitel kısmında görüşme formlarının incelenmesinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde ise öncelikle anketlerdeki maddelerin her biri için katılma düzeylerine yönelik frekans ve yüzde değerlerine yer verilmiştir. Öğretmen adaylarının dijital okuma ve dijital yazma kültürleri hakkındaki görüşleri ile cinsiyetleri ve sınıf düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı Ki-Kare (χ2) bağımsızlık testi ile incelenmiştir. Benzer şekilde, öğretmenlerin cinsiyet, yaş, mesleki deneyim, eğitim düzeyi ve öğretim yaptıkları sınıf düzeyi ile dijital okuma ve dijital yazma kültürleri hakkındaki görüşleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı yine χ2 bağımsızlık testi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmen ve öğretmen adaylarının çoğunluğunun dijital cihazlar aracılığı ile okuma yaptığı, bunu yapmalarının en çok tercih edilen nedeninin bilgiye kolay erişim sağlaması olduğu, dijital ortamda en çok akıllı telefon kullandıkları, okuma yapılan içerik ve ortamın sosyal medya olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Dijital metinleri okumayı tercih edenlerin, yanlarında basılı materyal taşımaya gerek olmadan, bilgiye hızlı, pratik, detaylı ve tek tıkla ulaşabilme nedeniyle bu okuma ürünü tercih ettikleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca katılımcıların çoğunluğunun dijital yazma türünü tercih ettikleri dijital yazma yaparken dizüstü bilgisayar ve akıllı telefon kullandıkları, dijital yazmayı kolay, eğlenceli, pratik ve vazgeçilmez buldukları bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijital okuma, dijital yazma, sınıf öğretmeni, sınıf öğretmeni adayı.
İlkokul üçüncü sınıf öğrencilerinin düşünme becerilerinin geliştirilmesine yönelik bir eylem araştırması
Bu çalışmada, çocuklar için felsefe pedagojisi doğrultusunda uygulanan öğretim etkinliklerinin ilkokul üçüncü sınıf öğrencilerinin eleştirel, yaratıcı, özenli ve işbirlikli düşünme becerilerine katkısı incelenmiştir. Çalışma, nitel araştırma desenlerinden biri olan katılımcı eylem araştırması deseninde yürütülmüştür. Çalışma, 2022-2023 öğretim yılı bahar döneminde Konya ili Karatay ilçesinde bulunan bir devlet ilkokulundaki 12 üçüncü sınıf öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, çocuklar için felsefe pedagojisine uygun olarak araştırmacı tarafından hazırlanan toplam 10 eylem planı uygulanmıştır. Çalışmanın verileri, kamera kayıtları, araştırmacı ve rehber öğretmen tarafından gerçekleştirilen gözlemler, araştırmacı ve rehber öğretmen tarafından tutulan yansıtıcı günlükler ve her öğretim etkinliği sonrasında öğrencilerle gerçekleştirilen yarı-yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış ve betimsel olarak analiz edilmiştir. Bulgulara göre, öğrencilerin dört temel düşünme becerisinde de gelişme gösterdiği ve bazı istenmeyen davranışlarında da iyileşmeler olduğu görülmüştür. Ayrıca, öğrencilerin çocuklar için felsefe etkinliklerine yönelik olumlu duygular geliştirdiği ve bu etkinliklerden keyif aldığı anlaşılmıştır.
Türk çocuklarının sosyobilimsel konulara yönelik tutumları
Sosyobilimsel konular yaşadığı toplumdan beslenen ve toplumu da besleyen, üretmesini, tartışmasını yaşadığı çağı diğer çağlardan ayırt edecek yenilikler oluşturmasını sağlayan konulardır. Her yaştan insanı etkilemesi ve farklı düşüncelere açık olması, hayatımızı etkileyen konuları içinde barındırması sosyobilimsel konuları diğer konulardan ayırt eden özelliklerindendir. Fakat yapılan ulusal ve uluslararası alanyazın çalışmalarında sosyobilimsel konulara yönelik çalışmaların öğretmen adayları üzerinde çalışıldığı sıkça rastlanmıştır. İlkokul düzeyinde öğrenim gören öğrenciler üzerinde yapılan çalışmaların az olması bu çalışmanın belirleyici bir diğer etkeni olmuştur. Bu çalışmada Türk çocuklarının sosyobilimsel konulara yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tutumların belirlenmesinde etkili olabilecek; öğrencilerin sınıf düzeyleri, cinsiyetleri, okul türü, cinsiyetleri, anne- baba eğitim durumları, fen bilimlerine olan ilgileri ve grup içi çalışmalara katılımları alt problemler olarak belirlenip amacına uygun veri toplanıp analizleri yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama deseni kullanılmıştır. Araştırma Konya ilinin Meram ve Karatay ilçelerine bağlı özel ve devlet ilkokullarında öğrenim gören 3. ve 4. Sınıflarda öğrenim gören 336 öğrenciden oluşmuştur. Veri toplama süreci 2022-2023 eğitim- öğretim yılının ilk yarısında gerçekleşmiştir. Bu süreçte öğrencilere "Kişisel Bilgi Formları" ve "Çocukların Sosyobilimsel Konulara Yönelik Tutumları Ölçeği'' uygulanarak veriler toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde bağımsız örneklemler t-testi ile tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizleri sonucunda öğrencilerin cinsiyetleri, sınıf düzeyleri, öğrencilerin sosyobilimsel konulara yönelik tutumlarında anlamlı farklılıklar oluşturmadığı görülmüştür. Ancak öğrencilerin öğrenim gördükleri okul türünün, anne ve baba eğitim durumlarındaki farklılıklarının öğrencilerin sosyobilimsel konulara yönelik tutumlarında belirleyici bir farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin fen bilimlerine olan ilgisi, bu amaca uygun hazırlanan konulara yönelik sınıf içi tartışmalara katılımları öğrencilerin sosyobilimsel konulara yönelik tutumlarında anlamlı etki ettiği görülmüştür. Elde edilen sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve alanyazına katkı sağlayacak öneriler sunulmuştur.
Yansıtıcı düşünme becerisi ile ilgili yapılan lisansüstü tezlerin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada yansıtıcı düşünme becerisi üzerine 2017-2022 yılları arasında 5 yıllık süreçte yapılmış lisansüstü tezler incelenmiştir. Konuyla ilgili yapılan tezlerin farklı açılardan durumunu ortaya koymak amaçlanmıştır.Araştırma kapsamına alınan tezler; yıllar, üniversiteler, lisansüstü düzeyler, enstitüler, araştırmacının cinsiyeti, araştırma türleri, ana bilim dalı, örneklem oluşturma modeli, örneklem grubu, araştırma yöntemleri, konu, amaç, sonuç ve öneri gibi açılardan incelenmiştir. Araştırmada nitel araştırma modellerinden olan doküman incelemesi modeli kullanılmıştır. Araştırma için kullanılacak tezler YÖKTEZ üzerinden tarama yapılarak elde edilmiştir. Tarama sonucunda 166 adet teze ulaşılmıştır. Bu tezlerden internet ortamında erişimine açık olmasına izin verilmeyen, dili Türkçe olmayan ve problemin konusuna uygun olmayanlar elenerek, araştırmaya 122 tez dâhil edilmiştir. Bu tezlerden 90 tanesi yüksek lisans, 32 tanesinin doktora tezi olduğu görülmüştür. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutularak tema ve kategorilere ayrılıp, tablolaştırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre en fazla tezin 2019 yılında yapıldığı ve çalışmaların çoğunun yüksek lisans türünde olduğu görülmüştür. İncelenen tezlerde araştırmacıların çoğunlukla kadın olduğu tespit edilmiştir. En çok çalışma yapılan üniversiteler, Necmettin Erbakan Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi olmuştur. Çalışmaların en çok Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde yapıldığı ortaya çıkmıştır. En çok nicel araştırma yöntemleri ve bu yöntemlerden deneysel yöntem ve ilişkisel tarama modeli en çok tercih edilenlerden olmuştur. Örneklem oluşturmada basit tesadüfi örneklem modeli kullanılmış,çalışma grubu olarak ortaokul öğrencileri seçilmiştir. İncelenen tezlerde konu dağılımına bakıldığında bir uygulamanın, programın, yöntemin yansıtıcı düşünmeye etkisine ilişkin araştırmalar ön plana çıkmıştır. Araştırmalarda en çok öğretim stratejilerinin, etkinliklerinin, uygulamalarının yansıtıcı düşünme üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Sonuç tablosuna baktığımızda kullanılan öğretim stratejilerinin, etkinliklerin, uygulamaların akademik başarıya, motivasyona, yansıtıcı düşünme becerisine olumlu yönde etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır
Scamper tekniği temelli yaşam becerileri eğitim programının 60-72 aylar arasındaki çocukların davranışlarına ve yaşam becerilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, Scamper tekniği temelli yaşam becerileri eğitim programının 60-72 aylar arası çocukların davranışlarına ve yaşam becerilerine etkisinin incelenmesidir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden öntest-sontest kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim öğretim yılında Konya il merkezinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi bağımsız anaokulları ile resmi anasınıflarına devam eden 60-72 aylar arası ve basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile belirlenen 20 deney grubu 20 kontrol grubu çocuk oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen demografik bilgilerin yer aldığı soruları içeren "Kişisel Bilgiler formu", çocukların yaşam becerileri düzeylerini belirlemek amacıyla "Okul Öncesi Dönem Yaşam Becerileri Ölçeği", çocukların davranışlarını değerlendirmek amacıyla "Çocuk Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırma kapsamında yaşam becerileri ve scamper tekniği ile ilgili literatür incelenerek 60-72 aylar arası çocuklar için kazanımı ve uygulanması uygun olan yaşam becerileri ve scamper tekniği uygulamaları belirlenmiştir. Belirlenen yaşam becerileri, Milli Eğitim Bakanlığı 2013 Okul Öncesi Eğitimi Programı'nda yer alan kazanım ve göstergeler temel alınıp, scamper tekniği ile bütünleştirilerek Scamper Tekniği Temelli Yaşam Becerileri Eğitim Programı hazırlanmıştır. Hazırlanan eğitim programı uzman görüşüne sunulmuş ve uzmanların dönütleri doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılmıştır. Çocukların yaşam becerilerini geliştirmeyi amaçlayan Scamper Tekniği Temelli Yaşam Becerileri Eğitim Programı 24 etkinlikten oluşmaktadır. Araştırmacı tarafından uygulanan etkinliklerin tamamı sınıf içerisinde gerçekleştirilmiş ve haftada 2 gün birer etkinlik saati olacak şekilde 12 hafta boyunca uygulanmıştır. Uygulanacak etkinliğe göre araştırmacı tarafından sınıf ortamı düzenlenmiş ve hazırlıklar yapılmıştır. Etkinliklerin ardından çocukların istekleri doğrultusunda bazı etkinlikler tekrarlanmış ve çocukların etkinlikler ile ilgili duygu ve düşüncelerini belirtmeleri için gereken zaman verilmiştir. Çalışma sonucunda, deney ve kontrol grubuna uygulanan ön test sonuçları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığını göstermiştir. Scamper tekniği temelli yaşam becerileri eğitim programı uygulanan deneme grubunun Okul Öncesi Dönem Yaşam Becerileri Ölçeği alt boyutları sosyal yaşam, sorumluluk, cinsiyet farkındalığı, karar verme, hayatta kalma, öz bakım son test puanları ön test puanlarına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğuna ulaşılmıştır. Okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 60-72 aylar arası kontrol grubunun yaşam becerileri ve davranış düzeylerini belirlemek amacıyla uygulanan Okul Öncesi Dönem Yaşam Becerileri Ölçeği alt boyutları sosyal yaşam, cinsiyet farkındalığı, karar verme alt boyutları son test puanları ön test puanlarına göre anlamlı düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir. Okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 60-72 aylar arasındaki çocukların yaşam becerilerini ölçek amacıyla uygulanan Okul Öncesi Dönem Yaşam Becerileri Ölçek alt boyutları puanlarına göre sosyal yaşam, sorumluluk, öz farkındalık, cinsiyet farkındalığı, karar verme, hayatta kalma ve öz bakım izleme puanları son test puanlarına göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: scamper, yaşam becerileri, çocuk, okul öncesi eğitim.
Okul öncesi akran zorbalığı eğitim programının çocukların sosyal durumları algılamalarına ve iletişim becerilerine etkisi
Araştırmanın amacı, 60-72 aylar arasındaki çocuklara verilen akran zorbalığı eğitim programının çocukların sosyal durumları algılamalarına ve iletişim becerilerine etkisini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2022-2023 eğitim öğretim yılında Konya ilinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı anasınıflarına devam eden 60-72 aylar arasında bulunan ve basit tesadüfî örnekleme yöntemiyle seçilen 52 çocuk oluşturmuştur. Çalışma grubunu oluşturan çocukların 26'sı deney grubu, 26'sı kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Çalışmada çocuklar ve ebeveynlerine ilişkin demografik bilgileri belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu", çocukların iletişim becerilerini değerlendirmek amacıyla "5-6 Yaş Çocukları İçin İletişim Becerileri Ölçeği" (Önder, Dağal ve Şallı, 2015), sosyal bilgiyi işleme süreçlerini değerlendirmek amacıyla, "Okul Öncesi Dönem Çocukları İçin Sosyal Bilgi İşleme Süreci Testi" (Şenol ve Metin, 2019) kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından uygulanan "Okul Öncesi Akran Zorbalığı Eğitim Programı"ndaki etkinliklerin tamamı sınıf içerisinde gerçekleştirilmiştir. Program çocuklara 12 hafta süresince, haftada 2 gün ve toplam 24 oturum şeklinde uygulanmıştır. Çalışma sonucunda, çocukların sosyal bilgi işleme alt boyutları ön test puanlarında yüz ifadelerini tanıma, sosyal ipuçlarını kodlama, tepkilerin çeşitlendirilmesi ve yapılandırılması alt boyutlarında anlamlı düzeyde farklılaşmanın olduğu görülmüştür. Sosyal ipuçlarını yorumlama, tepki kararı ve değerlendirme alt boyutlarında anlamlı düzeyde farklılaşma görülmemiştir. Çalışmada çocukların iletişim becerilerinde deney ve kontrol grubu ön test puanlarında iletişimde kurallara uyma ve karşısındakine olumlu tepki gösterme puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir. Aktif iletişimde bulunma ve iletişim değerlerini dikkate alma puanları arasında anlamlı düzeyde farklılaşma elde edilmemiştir. Çalışmada deney ve kontrol grubundaki çocukların sosyal bilgi işleme alt boyut son test puanlarında yüz ifadelerini tanıma, sosyal ipuçlarını kodlama, tepki kararı ve değerlendirme alt boyutlarında anlamlı düzeyde farklılaşma belirlenmiştir. Sosyal ipuçlarını yorumlama, tepkilerin çeşitlendirilmesi ve yapılandırılması alt boyutu puanları arasında anlamlı düzeyde farklılaşma elde edilmemiştir. Çalışmada deney ve kontrol grubundaki çocukların iletişim becerileri alt boyutları son test puanlarında aktif iletişimde bulunma ve iletişim değerlerini dikkate alma alt boyut puanlarında anlamlı düzeyde farklılaşma görülmüştür. İletişim kurallarına uyma ve karşısındakine olumlu tepki gösterme alt boyut puanları arasında anlamlı düzeyde farklılaşma elde edilmemiştir. Çocukların sosyal bilgi işleme düzeyi alt boyutları puanları deney grubunda; yüz ifadelerini tanıma, sosyal ipuçlarını kodlama, sosyal ipuçlarını yorumlama, tepkilerin çeşitlendirilmesi ve yapılandırılması, tepki kararı ve değerlendirme alt boyutlarının son test puanları ön-test puanlarına göre anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Çocukların iletişim becerileri puanlarına göre deney grubunda; aktif iletişimde bulunma, iletişim değerlerini dikkate alma, iletişimde kurallara uyma ve karşısındakine olumlu tepki gösterme alt boyutlarının son test puanlarında, ön test puanlarına göre anlamlı düzeyde farklılaşma olduğu görülmüştür. Çalışmada deney grubundaki çocukların iletişim becerileri alt boyut puanlarında, aktif iletişimde bulunma alt boyutu izleme puanlarının son test puanlarına göre anlamlı düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir. Yüz ifadelerini tanıma, sosyal ipuçlarını yorumlama, tepkilerin çeşitlendirilmesi ve yapılandırılması alt boyutlarının izleme puanları son test puanlarına göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür. Çalışmada sosyal bilgi işleme alt boyut puanları deney grubunda; aktif iletişimde bulunma alt boyutu izleme puanları son test puanlarına göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Sosyal ipuçlarını kullanma, tepki kararı ve değerlendirme alt boyutlarının izleme puanlarının son test puanlarına göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür.
Sınıf öğretmenlerinin kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim uygulamalarına yönelik öz yeterlik algıları ile mesleki öz yeterlik algılarının incelenmesi
Bu araştırma; sınıf öğretmenlerinin kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim uygulamalarına yönelik öz-yeterlik algıları ile mesleki öz-yeterlik algılarını incelemek amacıyla yürütülmüş olup sınıf öğretmenlerinin kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim uygulamalarına ve öğretmenlik mesleğine yönelik öz-yeterlik algı düzeylerinin belirlenmesi ve çeşitli değişkenler bakımından algılarında bir farklılık olup olmadığı saptanmaya çalışılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri 2022-2023 eğitim öğretim yılında İzmir ili Bornova, Buca ve Karşıyaka ilçelerindeki resmi ve özel ilkokullarda görev yapan 543 sınıf öğretmeninin katılımı ile toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu ile Kaynaştırma/bütünleştirme Yoluyla Eğitim Uygulamalarına Yönelik Öz-yeterlik Algı Ölçeği ve Tschannen-Moran ve Woolfolk-Hoy (2001) tarafından geliştirilip Çapa, Sarıkaya ve Çakıroğlu (2005) tarafından Türkçe' ye uyarlanmış olan Öğretmen Öz-yeterlik Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular neticesinde araştırma kapsamında sınıf öğretmenlerinin kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim uygulamalarına yönelik öz-yeterlik algıları ile öğretmenlik öz-yeterlik algıları arasında ise pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuş olup yaş ve kıdem değişkenlerinin sınıf öğretmenlerinin kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim uygulamalarına yönelik öz-yeterlik algısı üzerine etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Özel Eğitim, Kaynaştırma/bütünleştirme, Öz-yeterlik, Sınıf Öğretmeni
Okul öncesi eğitiminde e-portfolyo platformu geliştirme ve öğretmenlerin e-portfolyo kullanımına yönelik bilgi, beceri ve tutumlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, çocukların gelişimsel değerlendirilmesi amacıyla kullanılacak okul öncesi eğitim öğretmenlerinin geliştirme ve uygulama sürecine dahil edildiği bir e-portfolyo platformunun geliştirilmesini ve öğretmenlerin erken çocukluk eğitiminde değerlendirme süreçlerine yönelik bilgi ve becerileri ile teknolojik araç-gereç kullanımına ilişkin tutumlarının, e-portfolyo öğretim sürecindeki etkilerini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu Mili Eğitim Bakanlığı'na bağlı anaokulu veya sınıflarında görev yapan 17 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden işbirlikçi eylem araştırması ile gerçekleştirilmiştir. E-portfolyo eylem planı öğretim sürecinin katılımcı öğretmenlerin teknolojik araç-gereç kullanım tutumlarını ve çocukları değerlendirme bilgi düzeylerine olan etkilerini tespit edebilmek için nicel ölçümler yapılmıştır. Nitel kısmında ise öğretmenlerle yarı yapılandırılmış ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Katılımcı öğretmenlere araştırmacı tarafından geliştirilen e-portfolyo platformunun öğretim süreci eylem planı haftada iki kez olmak üzere sekiz hafta gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen çevrimiçi oturumlar araştırmacı tarafından kayıt altına alınarak günlükler oluşturulmuştur. Öğretmenlere, e-portfolyo eylem planı öğretim sürecinden önce Okul Öncesi Eğitimde Teknolojik Araç-Gereç Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği ve Çocuk Tanıma ve Değerlendirme Bilgi Testi (ÇTDBT) ön test olarak uygulanmış ve sekiz haftalık eylem planı sürecinin ardından aynı testler son test olarak tekrar uygulanmıştır. Nitel verilerin analizi için içerik analizi yöntemi kullanılırken, nicel verilerin analizinde Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları, katılımcı okul öncesi eğitimi öğretmenleriyle işbirliği yapılalarak etkin olarak kullanabilecekleri bir e-portfolyo platformu geliştirilmiştir. E-portfolyo platformunun kağıt/kalem temelli portfolyolara kıyasla saklama alanı, zaman yönetimi, objektif değerlendirme gibi konularda öğretmenlerin karşılaştıkları zorlukları ortadan kaldırdığı ve öğretmenlerin görüşleri doğrultusunda kullanıcı dostu, kapsamlı değerlendirme araçları sunan, işlevsel katkılar sağladığı tespit edilmiştir. Nicel analiz sonuçları, e-portfolyo eylem planının uygulanmasının, katılımcı öğretmenlerin teknolojik araç-gereç kullanımına yönelik tutumları ve çocukları tanıma ve değerlendirme bilgi düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlara yol açtığını göstermektedir. Bu sonuçlar ışığında, kullanıcı dostu, kapsamlı değerlendirme araçları sunan ve işlevsel e-portfolyo platformlarının geliştirilmesi ve kullanımının yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Bibliyoterapi temelli eğitim programının 5-6 yaş çocukların psikolojik iyi oluş düzeyi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, bibliyoterapi temelli eğitim programının 5-6 yaş çocukların psikolojik iyi oluş düzeyine etkisini incelemektir. Karma yöntem kapsamında yakınsayan paralel desenin kullanıldığı araştırmanın örneklemini; Aydın İli Efeler ilçesinde resmi bir anaokulunda öğrenim görmekte olan 5-6 yaş grubunda yer alan ve deney grubunda 14, kontrol grubunda 14 olmak üzere toplam 28 çocuk oluşturmuştur. Araştırmanın verileri 5-6 Yaş Çocukları İçin Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Çocuklar İçin Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın alt problemlerinin çözümlenmesinde Mann-Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi testlerinden ve betimsel analizinden yararlanılmıştır. Araştırmanın nicel bulgularına bakıldığında; Bibliyoterapi Temelli Eğitim Programının uygulandığı deney gurubu ön ve son test puanları arasında "Fiziksel Sağlık", "Düşük İçselleştirme", "Düşük Dışsallaştırma", "Öz düzenleme", "Sosyal Yetkinlik-Girişkenlik", "Bilişsel Yetkinlik", "Değer Davranışları", "Psikolojik Dayanıklılık", "Yaşam Doyumu" alt boyutları ve toplam ölçek puanı için anlamlı bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak "Fiziksel Sağlık", "Düşük İçselleştirme", "Düşük Dışsallaştırma", "Öz düzenleme", "Sosyal Yetkinlik- Girişkenlik", "Değer Davranışları", "Psikolojik Dayanıklılık" ve toplam psikolojik iyi oluş ortalama puanlarında anlamlı şekilde yükseliş olduğu saptanmıştır. Nitel bulgulara bakıldığında ise; deney grubu çocukların duygusal farkındalıklarını artırmaya, duygularını tanıma ve ifade etmeye, istenmeyen eğilimleri kontrol altına almaya yönelik beceriler geliştirdiklerini söylemek mümkündür. Bazı çocukların yardımlaşma, dayanışma ve iş birliğinin önemini fark ettiği; arkadaşına yardım etme konusunda daha olumlu bir tutum sergilediği görülmüştür. Aynı zamanda bu sonuçlar; bibliyoterapinin çocukların sosyal becerilerini ve değer davranışlarını geliştirmede etkili bir yöntem olabileceğini göstermektedir.
Matematik temalı hikaye okuma müdahalelerinin 4-6 yaş çocukların dil ve erken matematik becerilerine etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, farklı teknikler ile okunan matematik temalı hikaye kitaplarının 4-6 yaş arası çocukların dil ve erken matematik becerilerine etkilerinin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu Denizli ilinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bağımsız bir anaokuluna devam eden dört farklı sınıftan 4-6 yaş arası 88 çocuk ve 22 ebeveyn oluşturmaktadır. Dört sınıftan random olarak bir sınıf deney 1 grubu (DDO Öğretmen-22 çocuk), bir sınıf deney 2 grubu (DDO Ebeveyn-22 çocuk), bir sınıf deney 3 grubu (GO Öğretmen-22 çocuk) ve bir sınıf kontrol grubu (22 çocuk) olarak belirlenmiştir. Araştırma, nicel ve nitel yöntemlerin birlikte kullanıldığı karma yöntem araştırmalarından iç içe desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nicel boyutunda eşleştirilmiş ön test-son test kontrol gruplu desen, nitel boyutunda ise temel nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma kapsamında, birinci deney grubunda bulunan öğretmen ve ikinci deney grubunda bulunan ebeveynlere çevrimiçi olarak üç oturum diyaloğa dayalı okuma eğitimi verilmiştir. Birinci deney grubunda öğretmen, ikinci deney grubunda ise ebeveynler 8 hafta boyunca haftada 3 kez matematik temalı hikaye kitaplarını diyaloğa dayalı okuma tekniği ile üçüncü deney grubunda bulunan öğretmen ise geleneksel okuma tekniği ile okumuştur. Deney grupları ve kontrol grubunda yer alan çocukların tamamına uygulamaya başlamadan önce Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL-3), Erken Matematik Yeteneği Testi-3 (TEMA-3) uygulanmış, çocuklardan doğal dil örnekleri alınarak ortalama sözce uzunlukları (OSU) ve matematik kavramlarını kullanım sıklıkları Matematik Kavramları Kullanımı Sıklık Kayıt Formu (MKK) aracılığıyla belirlenmiştir. Sekiz haftalık uygulamanın bitiminde, aynı testler tekrar uygulanmış ve çocuklardan doğal dil örnekleri alınmıştır. Nicel veriler TEMA-3 ve OSU değerleri için ANOVA testleri ve ilişkili örneklem t-testi, MKK için t-testi ile TEDİL-3 verileri için Kruskal Wallis, Mann Whitney U testleri ve Wilcoxon işaretli sıralar testi ile analiz edilmiştir. Nitel veriler ise içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, diyaloğa dayalı okuma yapılan gruplarda yer alan çocukların alıcı dil, ifade edici dil ve toplam dil gelişimi puanlarında istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu belirlenmiştir. Ayrıca hem diyaloğa dayalı okuma yapılan (DDO Öğretmen-DDO Ebeveyn) hem de geleneksel okuma yapılan (GO Öğretmen) gruplarda yer alan çocukların erken matematik becerileri puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu belirlenmiştir. Geleneksel okuma yapılan ve kontrol grubunda yer alan çocukların ise ifade edici dil puanları ve ortalama sözce uzunluklarında artış olduğu saptanmıştır. Nitel veriler, diyaloğa dayalı okuma grubunda yer alan öğretmen ve ebeveynlerin, programın çocukların dil ve erken matematik becerilerinin desteklenmesi bağlamında farkındalık yarattığı, ebeveyn-çocuk etkileşimini artırdığına ilişkin olumlu görüşlere sahip olduklarını göstermektedir. Çocukların ise diyaloğa dayalı okuma sürecine severek katıldıkları, diyaloğa dayalı okumayı eğlenceli ve öğretici buldukları saptanmıştır. Bu sonuçlar, diyaloğa dayalı okuma tekniğinin çocukların dil becerilerini artırmada etkili olduğunu ve matematik temalı hikaye kitapları okumanın çocukların erken matematik becerilerini desteklediğini göstermektedir.
Okul öncesi öğretmenlerinin bilişsel esneklikleri ve dijital yeterlilikleri ile resimli kitaplarla ilgili (dijital-basılı) uygulamaları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı okul öncesi öğretmenlerinin bilişsel esneklikleri ve dijital yeterlikleri ile sınıf ortamlarındaki resimli kitaplarla ilgili (basılı/ dijital) uygulamaları arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde desenlenen bu araştırmanın örneklemini 2021-2022 eğitim öğretim yılında Uşak ili merkezi ve ilçelerinde anaokulu ve anasınıflarında görev yapmakta olan 155 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu"; "Bilişsel Esneklik Envanteri" ve "Eğitimciler İçin Dijital Yeterlilik Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel analizler ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre okul öncesi öğretmenlerinin bilişsel esneklikleri yüksek düzeydedir. Öğretmenlerin dijital yeterliliklerinin mesleki kullanım, dijital kaynaklar öğretim ve öğrenim, ölçme, öğrenenleri güçlendirme ve çocukların dijital yeterliklerini destekleme alt boyutlarında kaşif (dijital teknolojilerin potansiyelinin farkında, pedagojik ve profesyonel pratiği geliştirmek için bunları araştırmakla ilgilenen ve bazı alanlarda dijital teknolojileri kullanmaya başlayan) ya da başlangıç (dijital teknolojiyle becerileri geliştirmeye başlayabilme) düzeyinde olduklarını göstermektedir. Korelasyon analizleri sonucunda öğretmenlerin bilişsel esneklik algıları ile sınıf içi uygulamalarında resimli kitaplarla ilgili basılı uygulamaları tercih etmeleri arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerin dijital yeterlik algıları ile sınıf içi uygulamalarında resimli kitaplarla ilgili dijital uygulamaları tercih etmeleri arasında pozitif yönlü orta düzeyli anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmektedir.
Yaratıcılık Öğretmenin 'Doğa'sında Mesleki Gelişim Programının okul öncesi öğretmenlerinin yaratıcılığa karşı duyarlılıklarına ve eğitsel uygulamalarına etkisi
Yaratıcılık sürekli gelişebilen, desteklenebilen bir özelliktir. Aynı zamanda çağdaş eğitimin önemli bileşenlerinden biridir. Bu nedenle yaratıcılık, bireyin potansiyelini/kendini gerçekleştirme yolculuğunda desteklenmesi gereken bir beceridir. Yaratıcılık; zengin uyarıcılarla etkileşim kurarak, aynı zamanda mücadele gerektiren durumlarla karşılaşarak, riskler alarak gelişir. Bu olanakları sağlayan ortamlarda araştırmalar yapmak, keşiflerde bulunmak, merakı daha da cezbeden ve derinleştiren deneyimlerle karşılaşarak beslenmesi gerekir. Doğa, bu olanakları sağlayabilecek önemli bir kaynaktır. Ayrıca doğanın da sürdürülebilirliği için yaratıcı bireylere ihtiyaç vardır. Çalışmada bu karşılıklı ilişkiyi temel alan, doğa deneyimine dayalı uygulamalarda içeren bir mesleki gelişim programı ile öğretmenlerin yaratıcılığa karşı duyarlılıklarının desteklenmesi ve böylece bu duyarlılığı eğitim uygulamalarına yansıtmalarının teşvik edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada Denizli il merkezinde bulunan dört farklı resmi anaokulunda görev yapan on okul öncesi öğretmenine bu mesleki gelişim programı uygulanarak, öğretmenlerin yaratıcılığa karşı duyarlılıklarına ve eğitsel uygulamalarına etkisi incelenmiştir. Bu araştırma karma araştırma yöntemlerinden biri olan eş zamanlı dönüşümsel araştırma türüne uygun olacak şekilde tasarlanmıştır. Ayrıca araştırmada ön-test son-test kontrol grupsuz yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen ve on üç oturumdan oluşan Yaratıcılık Öğretmenin 'Doğa'sında Mesleki Gelişim Programı (YADO) haftada en az iki kez olmak üzere altı hafta boyunca uygulanmıştır. Araştırmacı tarafından Türkçeye uyarlanan ve geçerlik-güvenirlik çalışması tamamlanmış olan Yaratıcılığa Karşı Duyarlılık ve Öz-Değerlendirme Ölçeği-Okul Öncesi Öğretmeni Formu (YDÖÖ-O) ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Ayrıca çalışmada, genel bilgi formu ve genel değerlendirme formunun ilk iki bölümü ile nicel veriler; YDÖÖ-O açık uçlu sorular, genel değerlendirme formu bölüm üçte yer alan mesleki gelişim programlarına dair görüşler, yansıtıcı günlük, oturum değerlendirme formu ve dokümanlar ile nitel veriler toplanmıştır. Nicel veriler Wilcoxon İşaret testi ve betimleyici istatistikler ile analiz edilirken, nitel verilerde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin yaratıcılığa karşı duyarlılıklılarının arttığı, doğa deneyimleriyle birlikte öğretmenlik becerilerinin geliştiği ve bunu eğitsel uygulamalarına yansıtmaları sonucunda okullarında doğa temelli uygulamalar yaptıkları görülmüştür. Öğretmenlerin yaratıcılığa karşı duyarlılıklarının artmasının yanı sıra bireysel yaratıcılıkları da desteklenmiştir. Öğretmenlerin kişisel gelişimlerini öğretmenlik becerilerine yansıtmaları sonucunda (iletişim dilini etkin kullanabilme, ortam düzenleme, doğaya temasta artış) okul ve aile iklimi pozitif etkilenmiş, iş birliği kapasitesi, öz güven, motivasyon ve iş tatminleri artmıştır. Bu sonuçlar YDÖÖ-O ve nitel değerlendirme sonuçları ile tespit edilmiştir. Öğretmenlerin doğa gözlem formları ve oturum sonu yansıtıcı günlükleri incelendiğinde, sınıf içi eğitim ortamlarını doğa temelli eğitime taşıyabildikleri ve doğal materyalleri kullanarak çocukların yaratıcılık becerilerini destekleyebildikleri görülmüştür. Bu çalışmanın katılımcılarını öğretmenler oluştursa da öğretmenler desteklenen yaratıcılık becerilerini sınıflarındaki eğitsel uygulamalarına yansıttığından, çocukların yaratıcılık becerilerinin de geliştiği gözlenmiştir. Özetle doğa temelli deneyimler içeren Yaratıcılık Öğretmenin 'Doğa'sında mesleki gelişim programı okul öncesi öğretmenlerinin yaratıcılığa karşı duyarlılıklarını arttırmıştır ve öğretmenler edindikleri bilgi ve deneyimleri eğitsel uygulamalarına yansıtmışlardır. Anahtar Kelimeler: Okul öncesi eğitim, okul öncesi öğretmeni, yaratıcılığa karşı duyarlılık, öğretmen mesleki gelişim programı, yaratıcılık eğitimi, doğa eğitimi.
4-6 yaş grubu çocukların dış mekanda ve iç mekanda oynadıkları oyunlar sırasında ürettikleri mizahın incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, 4-6 yaş arasındaki çocukların iç mekanda ve dış mekanda ürettikleri mizahı inceleyip, Türkiye'de bulunan çocukların mizah durumlarını anlamak için geniş bir perspektif elde etmektir. Bu amaçla, Paul E McGhee'nin mizah gelişim kuramına ve Martin ve diğerlerinin mizah tarzları kuramına göre inceleme yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 4-6 yaş arasındaki 8 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, genel bilgi formu, video kayıt yöntemi ve araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış mizah gözlem formları aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmada nitel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın verileri çocukların serbest oyun saatinde ürettikleri mizahi tepkilerden oluşmaktadır. Araştırmanın bulguları toplanırken, video kayıt yöntemi ile birlikte mizah gözlem formları doldurulmuş, video kayıtlar araştırmacı tarafından alındığı gün izlenmiş bu sayede araştırmada oluşabilecek hataların önüne geçmek amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın Paul E McGhee'nin mizah gelişim kuramına göre bulguları, dış mekanda ikinci ve üçüncü evrede daha yüksek mizah üretimi görülürken, dördüncü evrede iç mekanda dış mekana göre daha yüksek mizah üretimi olmuştur. Ayrıca, en yüksek mizah üretimi ikinci evrede olurken, daha sonra dördüncü evrede en az mizah üretimi ise, üçüncü evrede olmuştur. Araştırmanın Martin ve diğerlerinin mizah tarzları kuramına göre bulguları ise, çocuklar dış mekanda iç mekana göre olumlu ve olumsuz mizah tarzlarını daha çok kullanmışlardır. İç mekanda ve dış mekanda çocuklar en çok olumlu mizah tarzlarından katılımcı mizahı tercih ederken, daha az kendini geliştirici mizahı tercih etmişlerdir. Çocuklar, iç mekanda ve dış mekanda olumsuz mizah tarzlarından en çok saldırgan mizahı tercih ederken daha az kendini yıkıcı mizah tarzını tercih etmişlerdir. Ayrıca araştırmanın bulgularına göre, çocuklar saldırgan mizahı sadece başkalarına zarar vermek için kullanmamışlar aynı zamanda oyun kurmak için de kullanmışlardır. Bu aşamada araştırmada erken çocukluk döneminde saldırgan mizah tarzı için yeni bir tarz önerebileceğimiz sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: mizah, mizah tarzları, erken çocukluk döneminde mizah, uyumsuzluklık teorisi, erken çocukluk eğitimi
4.sınıf öğrencilerinin kesirlere ilişkin sayı duyularının gelişimi: Bir eylem araştırması
Bu çalışmanın amacı, 4. Sınıf öğrencilerinin kesriler konusuna yönelik sayı duyularının geliştirilmesini sağlamaktır. Eylem araştırması desenine dayalı yürütülen araştırmanın çalışma grubunu, Denizli il merkezinde öğrenim görmekte olan ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiş üç öğrenci oluşturmaktadır. Öğrenciler araştırmacı tarafından geliştirilen sayı duyusu testinden aldıkları puanlara göre belirlenmiştir. Öğrencilerin kesriler konusuna yönelik sayı duyularının gelişimini sağlamak amacıyla eylem planları oluşturulmuş ve uygulanmıştır. Uygulama sürecinde öğrencilerin gelişimleri takip edilerek gerekli görülen konularda yeniden düzenlemeler yapılmıştır. Uygulaman sonra sayı duyusu tekrar uygulanmış öğrencilerdeki sayı duyusu gelişimi incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, öğrencilerin kesirler konusuna yönelik sayı duyularının, kesirlerin anlam ve büyüklüğünü anlama, denk gösterim, referans noktası kullanımı ve tahmin bileşenleri doğrultusunda gelişim gösterdikleri gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sayı duyusu, ilkokul matematiği, kesirler
Eğitsel oyun, matematik merkezinde oyun ve dijital oyunun çocukların matematik ve öz-düzenlemeli öğrenme becerilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı dijital oyun, eğitsel oyun ve matematik merkezinde oyunun çocukların matematik ve öz düzenlemeli öğrenme becerilerine etkisini araştırmaktır. Araştırma ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel araştırma desenine göre tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Burdur ili Mili Eğitim Bakanlığına bağlı alt ve orta sosyo ekonomik bölgede yer alan 4 farklı anaokuluna devam eden 60-72 aylık 147 çocuktan oluşmaktadır. Araştırma 10 hafta boyunca haftada 3 gün olmak üzere rastgele seçilen ve deney ve kontrol gruplarında yürütülmüştür. Mevcut müfredata ek olarak Deney gurubu 1'de Eğitsel Matematik Oyunları Programı, Deney gurubu 2'de Matematik Merkezinde Oyun Programı, Deney gurubu 3'te Dijital Matematik Oyun Programı uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak TEMA3 testi ve Bağımsız Öğrenme Davranışları Ölçeği 3-5 kullanılmış ve ön test ve son test olarak tüm guruplara uygulanmıştır. Veriler ilişkili örneklemler t testi ve karma ANOVA ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar tüm guruplarda matematik ve öz düzenlemeli öğrenme ön test ve son test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğunu göstermektedir. Ayrıca Eğitsel Matematik Oyunları ve Matematik Merkezinde Oyun Programına katılan çocukların matematik son test puanları, Dijital Matematik Oyunları programına ve kontrol gurubunda bulunan çocukların son test puanları arasında Eğitsel Matematik Oyunları ve Matematik Merkezinde Oyun Programına katılan çocukların lehine istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmektedir. Benzer şekilde Eğitsel Matematik oyunları ve Matematik Merkezinde Oyun Programına katılan çocukların öz düzenlemeli öğrenme son test puanları ile Dijital Matematik Oyunları ve kontrol gurubundaki çocukların son test puanları arasında Eğitsel Matematik Oyunları ve Matematik Merkezinde Oyun Programına katılan çocukların lehine istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmektedir. Sonuçlar ilgili literatür ve öğretmenin oyundaki rolü ve çocukların matematik ve öz düzenlemeli öğrenme becerisi çerçevesinde tartışılmıştır.
İlk okuma yazma öğretiminde karşılaşılan sorunların değerlendirilmesi
Sınıf öğretmenlerinin ilk okuma yazmada karşılaştıkları sorunların araştırıldığı bu çalışmada Denizli ilinde 2022-2023 eğitim yılında 1. sınıf okutan sınıf öğretmenlerinin görüşleri araştırılmıştır. Araştırma betimsel tarama modelinde karma yöntem ve zenginleştirilmiş desendedir. Nicel verilerin toplanmasında Ülkeroğlu (2022) tarafından geliştirilen "Öğretmenlerin İlk Okuma Yazma Öğretiminde Yaşadığı Sorunlara İlişkin Algıları Ölçeği (İYS)" kullanılırken nitel veriler araştırmacı tarafından uzman görüş alınarak oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Araştırmada nicel veriler 163 öğretmenden toplanırken nitel veriler 13 sınıf öğretmeninden toplanmıştır. Alt boyutlar ve genel olarak ölçek verilerinin Cronbach's Alpha değerlerinin ,809 ile ,899 arasında olduğu ve verilerin güvenirlik düzeyinin yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırmada öğretmenlerin ilk okuma ve yazmada yaşadıkları sorunların başında "Öğrencinin teknolojik araç gereçlere ilgisinin yüksek olmasının dikkat dağınıklığına neden olması" sorununu yaşadıklarını belirttikleri görülmüştür. Bunu "Öğrencinin çabuk sıkılması" izlerken en az yaşadıkları sorun ise "Ailelerin gerekli malzemeleri temin etmemeleri" olmuştur. Öğretmenlerin ilk okuma ve yazmada yaşadıkları sorunların alt boyutlar ve genel olarak en yüksek sorunun aile boyutunda yaşandığı görülmüştür. Bunu öğrenme boyutu ve öğretmen süreci boyutları izlemiştir. Genel ortalamanın ise katılıyorum düzeyinde olduğu görülmektedir. Öğretmenlerin ilk okuma yazmada karşılaştıkları sorunların görev yaptıkları okulun sosyo-ekonomik düzeyi, cinsiyet ve mezuniyet düzeyi değişkenlerine göre farklılık göstermediği görülürken yaş, kıdem ve sınıfında sığınmacı öğrenci olma değişkenlerine göre farklılık göstermiştir. Sınıf öğretmenlerinin ilk okuma yazmada karşılaştıkları sorunların aile boyutunda yaşa göre 41 yaş ve üzerindeki öğretmenler ailelerle daha yüksek düzeyde sorun yaşamaktadır. Öğretmenlerin ilk okuma yazmada karşılaştıkları sorunların öğretmenlerin kıdemlerine göre aile boyutunda kıdemi 1-10 yıl olan öğretmenlerle kıdemi 16 yıl ve üstünde olanlar öğretmenler arasında 16 yıl ve üzerindeki öğretmenler lehine yüksek olarak anlamlı farklılık görülmüştür. Öğretmenlerin ilk okuma yazmada öğretmenlerin sınıflarında sığınmacı öğrenci bulunup bulunmaması durumuna göre öğrenme ve genel olarak ise okuma yazmada sınıflarında sığınmacı öğrenci bulunan öğretmenlerin sığınmacı öğrenci olmayanlara göre daha fazla sorun yaşadıkları görülmektedir. İlk okuma yazmada hazırlık aşamasında yaşanan sorunların başında okulöncesi eğitim alamama ön plana çıkmıştır. Bunu psiko-motor yetersizlikler izlerken en az ise öğrenci ilgisizliği sorunudur. Öğrenciden kaynaklanan sorunlardan en fazla görüleni öğrenci ilgisizliği ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite olarak ön plana çıkmıştır. Bunu hazırbulunuşluğu kazanmama izlerken en az ise uyum sorunları olmuştur. Ebeveynden kaynaklı sorunların başında yanlış tutum ve davranışlar ön plana çıkmıştır. Bunu veli ilgisizliği ve gereksiz müdahale sorunları izlemiştir. Öğretim ortamından kaynaklanan sorunların başında materyal eksikliği olarak ön plana çıkarken sınıfların kalabalık olması, yabancı öğrenciler ve uygun olmayan ortam sorunları bunu izlemiştir. Sığınmacı öğrencilerle ilgili sorunların başında dil-iletişim sorunu en çok vurgulanan sorun iken ilgisizlik ve devamsızlık sorunları bunu izlemiştir. COVID-19 etkilerine ilişkin olumlu ve olumsuz yargılar birbirine yakın olmakla birlikte etkisinin olmadığı yönünde görüş bildiren sayısı daha fazladır. İlk okuma yazmada karşılaşılan başka sorunlar; veli işbirliğinin yetersizliği, teknolojiyi fazla kullanmanın zararları, ders kitaplarının içeriklerinin yetersizliği ve yabancı öğrenci sorunu olarak ifade edilmektedir. İlk okuma yazmada karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik önerilerin başında veli-öğretmen işbirliğinin sağlanması gelmektedir. Önerilere ilişkin katılım sayıları birbirine çok yakın olmakla birlikte bunu okulöncesi eğitimin zorunlu olması, hazırbulunuşluk düzeylerinin arttırılması ve velilerin bilinçlendirilmesi önerileri bunu izlemektedir. Nicel verilerin bulgularıyla nitel verilerin bulgularının büyük oranda benzer olduğu ve ilk okuma yazmada yaşanan sorunların benzer olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Öğretmen, ilk okuma yazma, sığınmacı, öğrenci, ebeveyn
Riskli oyunun Türkiye ve Almanya'daki doğa temelli anaokullarında karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Almanya'da bulunan doğa temelli anaokullarında riskli oyunun karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Bu kapsamda farklı kültürel geçmişlerden gelen katılımcıların yaklaşımlarını karşılaştırmak, uygulamalardaki benzerlikleri ve farklılıkları belirlemek ve böylece riskli oyunu daha iyi anlamak hedeflenmiştir. Kültürlerarası bir çalışma olarak planlanan bu araştırma nitel araştırma desenlerinden biri olan çoklu durum çalışması olarak yürütülmüştür. Bunun için, amaçlı örnekleme yöntemi ile Türkiye'den ve Almanya'dan birer doğa temelli anaokulu belirlenmiştir. Çalışmaya Türkiye'den 14 ebeveyn, 4 eğitimci ve 38 çocuk; Almanya'dan 11 ebeveyn, 3 eğitimci ve 20 çocuk katılmıştır. Veriler görüşme, katılımcı ve doğrudan gözlem, belgeler ve görsel materyaller ile toplanmıştır. Veriler, Türkiye ve Almanya'da sonbahar ve kış mevsimlerinde 20'şer günlük zaman aralıkları içinde toplanmış ve böylece 40 günde tamamlanmıştır. Verilerin analizi sürecinde MAXQDA Analytics Pro 2022 programı ile öncelikle durum içi analizler, ardından çapraz durum analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda oyun ortamı, çocukların riskli oyunları, eğitimcilerin yaklaşımları ve ebeveynlerin yaklaşımları olmak üzere dört temaya ulaşılmıştır. Almanya'nın oyun ortamlarında riskli oyun olanağına daha çok sahip olduğu bulgulanmıştır. Sayıca daha fazla alanın ziyaret edilmesinin ve alanlarda çeşitli düzenlemeler yapılmasının ortamlarda oyun olanağını artırdığı görülmüştür. Ayrıca Alman çocukların daha sık ve daha çeşitli riskli oyunlar oynadığı bulgulanmıştır. Yüksek hızda oyun ve büyük yüksekliklerde oyun türlerinin her iki ülkede de en sık oynanan riskli oyunlar olduğu ortaya çıkmıştır. Çocukların riskli oyunlarının ortamın olanaklarından, yetişkinlerin tutumundan ve serbest oyuna ayrılan süreden etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. vii Eğitimcilerin riskli oyuna yaklaşımı ile ilgili olarak ise, öncelikle oyunu etkileyen bireysel ve çevresel etmenler belirlenmiştir. Çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, hazırbulunuşluğu, cinsiyeti, önceki deneyimleri ve kişiliği bireysel etmenler olarak ortaya çıkarken; ortam, yetişkin tutumu ve kültür ise çevresel etmenler kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca bu araştırma ile eğitimcilerin oyun öncesi, oyun sırası ve oyun sonrası rolleri ortaya çıkarılmıştır. Alman eğitimcilerin sık başvurdukları roller ortamı düzenleme ve gözlem yapma iken, Türk eğitimcilerin sıklıkla çocuklara materyal sağladıkları ve oyun sırasında uyarıda bulundukları bulgulanmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda, ebeveyn yaklaşımlarının riskli oyuna yönelik bazı engeller oluşturabildiği saptanmıştır. Yetişkinlerin endişeleri, denetimleri, aşırı korumacı tutumları ile alan ve zaman yetersizliğinin riskli oyunu engelleyen etmenler olduğu belirlenmiştir. Ayrıca ebeveynlerin duygusal tepkileri ve riskli oyundaki rolleri de riskli oyuna etkileri bakımından incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre, ebeveynlerin riskli oyun sırasında en sık yaşadığı duygu endişedir. Ebeveynlerin rolleri ile ilgili bulgular incelendiğinde ise Alman ebeveynlerin sıklıkla oyunu durdurdukları veya sonlandırdıkları ve açıklama yaptıkları görülürken Türk ebeveynlerin sıklıkla çocukları uyarma ve izin vermeme rolünü tercih ettikleri bulgulanmıştır. Elde edilen bu bulgular alanyazın temel alınarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Okul öncesi öğretmenlerinin sürdürülebilir gelişime yönelik tutumları ile sorun çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin sürdürülebilir gelişime yönelik tutumları ile sorun çözme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapmakta olan 199 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Verilerin toplanması için ''Okul Öncesi Öğretmenlerinin Sürdürülebilir Gelişime Yönelik Tutum Ölçeği'', ''Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Sosyal Sorun Çözme Envanteri Kısa Formu (SSÇE-KF)'' ölçme araçları kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi için betimleyici analizler, korelasyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre okul öncesi öğretmenlerinin sürdürülebilir gelişime yönelik tutumları ile sorun çözme becerileri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte ''Okul Öncesi Öğretmenlerinin Sürdürülebilir Gelişime Yönelik Tutum Ölçeği'' puanlarına göre okul öncesi öğretmenlerinin sürdürülebilir gelişime yönelik tutumlarının yükseğe yakın olduğu belirlenmiştir. Ayrıca ''Sosyal Sorun Çözme Envanteri Kısa Formu''na göre okul öncesi öğretmenlerinin sorun çözme becerilerinin yüksek olduğu ortaya konulmuştur. Ayrıca araştırmada incelenen okul öncesi öğretmenlerinin sürdürülebilir gelişime yönelik tutumları ve sorun çözme becerileri katılımcıların görev yaptığı kurum türüne göre incelendiğinde bağımsız anaokulunda görev yapan okul öncesi öğretmenlerinin sosyal sorun çözme, olumlu sorun yönelimi ve akılcı sorun çözme puanı, ilköğretim anasınıfında çalışanların puanından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bir diğer bulguya göre okul öncesi öğretmenlerinin sürdürülebilir gelişime yönelik tutumu ve sorun çözme becerisine ilişkin medyayı takip etme ve seminere katılım durumuna göre sürdürülebilir gelişime yönelik tutum ve sosyal sorun çözme becerisi açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bunun yanında katılımcıların öğrenim durumu arasında sürdürülebilir gelişime yönelik tutum puanı açısından anlamlı farklılık tespit edilmiş olup bu farklılık yüksek lisans-lisans grupları arasında bulunmaktadır. Katılımcıların sürdürülebilir gelişime yönelik tutumları ve sosyal sorun çözme becerilerinin deneyim yılı ile ilişkisi incelendiğinde okul öncesi öğretmenlerinin deneyim yılı ile sürdürülebilir gelişime yönelik tutumları ve sosyal sorun çözme becerileri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Basit doğrusal regresyon analizine göre ise sosyal sorun çözme becerisinin sürdürülebilir gelişime yönelik tutumun anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: okul öncesi öğretmeni, sürdürülebilir gelişim, sürdürülebilir gelişime yönelik tutum, sorun çözme becerisi.
Okula Başlangıç Öğretmen Eğitim Programı'nın okul öncesi eğitime başlayan çocukların sosyal duygusal uyumlarına ve okula hazır oluş düzeylerine etkisi
Bu araştırma, Okula Başlangıç Öğretmen Eğitim Programı'nın (OBEP) anaokuluna başlayan çocukların dönem başında ve sonunda sosyal-duygusal uyumlarını ve dönem ortasında okula hazır oluşları üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desende nitel destekli nicel araştırma deseninde iç içe karma model olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grupları, seçkisiz olmayan amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bir il ve ilçelerinde resmi anaokulları ve anasınıflarında en az 2 yıl mesleki deneyime sahip 19 okul öncesi öğretmeni ve sınıfında bulunan 48-72 aylık 152 çocuk oluşturmaktadır. Deney grubundaki çocukların öğretmenlerine Eylül ayında okul başlamadan 5 ay önce Mart-Nisan ayında dört haftalık, haftada üç gün olmak üzere 12 oturumdan oluşan Okula Başlangıç Öğretmen Eğitim Programı uygulanmıştır. Okul açılmadan önce ağustos ayında 3 oturumluk OBEP Hatırlatma Eğitimi verilmiştir. Kontrol grubundaki çocukların öğretmenlerine herhangi bir destekleyici eğitim programı uygulanmamıştır. Araştırmada "Genel Bilgi Formu", "Yansıtıcı Günlükler", "Genel Değerlendirme Formu", Xie ve Li (2019) tarafından geliştirilen ve araştırmacı tarafından geçerlik güvenirlik çalışması yapılarak Türkçe'ye uyarlanan "Okula Hazır Oluş Ölçeği" çocuklar adına öğretmen tarafından ve LaFreniere ve Dumas (1995) tarafından geliştirilen, Çorapçı ve diğ., (2010) geçerlik güvenirlik çalışması yapılan "Okul Öncesi Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği" çocuklar adına aileler tarafından doldurularak veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda deney grubundaki çocukların, kontrol grubundaki çocuklara göre; sosyal-duygusal uyumları odağında sosyal yetkinlik düzeyleri, kızgınlık-saldırganlık düzeyleri ve anksiyete-içe dönüklük düzeyleri ve okula hazır oluşları odağında sosyal yeterlilik ve öğrenme eğilimleri, bilişsel ve iletişim becerileri ve sınıf kurallarına uyma düzeyleri puan ortalamalarında anlamlı düzeyde farklılık olduğu belirlenmiştir. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında, OBEP'e katılan öğretmenlerin sınıfındaki çocukların sosyal-duygusal uyum ve okula hazır oluş düzeylerinde kontrol grubundaki çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık bulunmaktadır. Buradan yola çıkarak OBEP'in okula başlangıç sürecinde çocukların sosyal-duygusal gelişimleri ve okula hazır oluş düzeyleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.
Sınıf öğretmeni adaylarının bilimin doğası anlayışları ve çevresel tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sınıf Öğretmeni Adaylarının Bilimin Doğası Anlayışları ve Çevresel Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi GENÇ, Özcan Yüksek Lisans TEZİ, Temel Eğitim ABD, Sınıf Eğitimi Bilim Dalı Tez Danışmanı: Dr. Gülözge TÜRKÖZ Kasım 2025, 72 sayfa Bu araştırmanın temel amacı, sınıf öğretmeni adaylarının bilimin doğası anlayışları ile çevresel tutumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modeline göre yürütülen araştırmanın örneklemini, 2023–2024 akademik yılında Pamukkale Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği programında öğrenim gören 96 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veriler, Özgelen (2013) tarafından geliştirilen "Bilimin Doğası Ölçeği" ve Fernandez-Manzanal, Rodriguez-Barreiro ve Carrasquer (2007) tarafından geliştirilen, Yurt, Çelik ve Kalburan (2010) tarafından Türkçeye uyarlanan "Çevresel Tutum Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, öğretmen adaylarının bilimin doğasına ilişkin anlayışlarının orta düzeyde olduğunu, çevresel tutumlarının ise yüksek düzeyde ve olumlu yönde olduğunu ortaya koymuştur. Cinsiyet değişkeni açısından, kadın öğretmen adaylarının çevresel tutumları erkek adaylara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken, bilimin doğası anlayışlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Araştırmanın temel bulgusu olarak, bilimin doğası anlayışının genel düzeyi ile çevresel tutumun genel düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Ancak, bilimin doğasının alt boyutlarından "Bilimde Öznellik ve Teknoloji" ve "Sosyo Kültürel Yapı alt boyutlarının çevresel tutum alt boyutlarından "Çevre Eğitiminde Alan Gezilerinin Önemi" alt boyutu ile, "Bilimde Teorilerin Yeri" anlayışı ile "Çevresel Problemler İçin Eğitim Gereksinimi" ve "Çevresel Kirlilik ve Koruma" alt boyutları arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar, öğretmen adaylarının çevreye yönelik tutumlarının, bilime dair genel bir epistemolojik anlayıştan ziyade, bilimsel teorilerin rolü ve işlevi gibi daha spesifik bilişsel unsurlarla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bilimin doğası, çevresel tutum, sınıf öğretmeni adayları
60-72 aylık okul öncesı̇ dönem çocuklarının geometrı̇k tasarım oluşturma süreçlerı̇nı̇n ı̇ncelenmesı̇
Bu araştırmanın amacı, 60-72 aylık okul öncesi dönem çocuklarının geometrik tasarım oluşturma süreçlerinin betimlenmesi ve akıl yürütmeye ilişkin söylemlerinin belirlenerek incelenmesidir. Araştırmanın deseni, nitel araştırma yaklaşımlarından biri olan durum çalışması olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamında araştırmacı tarafından hazırlanan geometrik tasarım oluşturma etkinlikleri, okul öncesi eğitime devam eden 60-72 aylık on üç çocukla on hafta boyunca gerçekleştirilmiştir. Etkinlik uygulamaları sonrasında bireysel olarak gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla veriler toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında iki alt amaç belirlenmiştir: Birinci alt amaç "Araştırmaya katılan çocuklar geometrik tasarım oluşturma sürecini nasıl açıklamaktadırlar?" , ikinci alt amaç ise "Araştırmaya katılan çocukların geometrik tasarım oluşturma sürecinde kullandıkları akıl yürütme ifadeleri nelerdir?" şeklindedir. Araştırmanın birinci alt amacına yönelik yapılan analizler sonucunda, çocukların geometrik şekil ve cisimleri öğrenirken öncelikli olarak görsel tanıma becerilerini kullandıkları ve bazı geometrik kavramlara ilişkin bilgi eksikliklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Çocukların, tasarım geliştirme ve yapılandırma sürecinde, uzamsal düşünme becerilerini etkin bir şekilde kullanabildikleri ve bu süreç içerisinde açıklama stratejilerinin çeşitlendiği gözlemlenmiştir. Araştırmanın ikinci alt amacına yönelik yapılan analizler sonucunda, çocukların geometrik tasarım oluşturma sürecindeki söylemlerinde tümdengelim, tümevarım, ilişkisel, nedensel, orantısal, olasılıksal, kusurlu, görsel uzamsal ve matematiksel akıl yürütme ifadelerine yer verdikleri belirlenmiştir. Çocukların akıl yürütme ifadeleri incelendiğinde bireysel olarak birbirlerinden farklılaştıkları tespit edilmiştir. Çalışma grubundaki bazı çocukların söylemlerinde, araştırma kapsamında gerçekleştirilen analizler sonucunda elde edilen tüm akıl yürütme türlerine yer verdikleri gözlemlenirken bazı çocukların ise belirli akıl yürütme becerilerine (tümdengelim, ilişkisel, nedensel, kusurlu vb.) ilişkin ifadelerinin bulunduğu görülmüştür.
Senaryo tabanlı öğrenme yaklaşımının ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin akademik başarı ve motivasyon düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın amacı "uzamsal ilişkiler, uzunluk ve çevre ölçme" alt öğrenme alanlarının öğretiminde oluşturulan senaryo tabanlı öğrenme yaklaşımının ilkokul üçüncü sınıf öğrencilerinin matematik dersine yönelik başarı ve matematik dersine yönelik motivasyon düzeylerine etkisini belirlemektir. Araştırma nicel araştırma metodolojisi çerçevesinde ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmaya seçkisiz örnekleme yöntemlerinden basit seçkisiz örnekleme alma metodu kullanılarak, 25'i deney, 25'i ise kontrol grubu olmak üzere üçüncü sınıf düzeyinde öğrenim gören 50 öğrenci dâhil edilmiştir. Beş haftalık süre boyunca "uzamsal ilişkiler, uzunluk ölçme ve çevre ölçme" konularına ilişkin kazanımları içerir uygulama süreci deney grubunda senaryo tabanlı öğrenme yaklaşımı kullanılarak, kontrol grubunda ise odağında senaryo tabanlı öğrenme yaklaşımı olmadan mevcut programla yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak araştırma kapsamında geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılan Öksüz ve Sabancı (2022) tarafından yapılan "Uzamsal İlişkiler, Uzunluk ve Çevre Ölçme Başarı Testi" ve Ersoy ve Öksüz (2015) tarafından geliştirilen "İlkokul Matematik Motivasyon Ölçeği" kullanılmıştır. Veri toplama araçları deney ve kontrol gruplarına uygulama öncesinde ve sonrasında uygulanmış, elde edilen veriler istatistiksel analize tabi tutulmuştur. Grupların matematik başarıları arasındaki farkın istatistiksel anlamlılığını belirlemek amacıyla yapılan tekrarlı ölçümler için tek yönlü kovaryans analizi (ANCOVA) sonucunda, ön test puanlarına göre düzeltilmiş son test puan ortalamaları arasında (XDeney=27,33; (XKontrol=15,46) istatistiksel olarak deney grubu lehine anlamlı bir fark bulunmuştur [F(1,47)= 59,729; p=.000; d=0,8]. Grupların matematik dersine yönelik motivasyon düzeyleri arasındaki farkın istatistiksel anlamlılığını belirlemek amacıyla yapılan tekrarlı ölçümler için tek yönlü kovaryans analizi (ANCOVA) sonucunda, ön test puanlarına göre düzeltilmiş son test puan ortalamaları arasında (XDeney=91,19; (XKontrol=53,65) istatistiksel olarak yine deney grubu lehine anlamlı bir fark bulunmuştur [F(1,47)= 34,859; p= .000; d=0,8]. Her bir farkın etki büyüklüğü yüksek düzeydedir. Bulgular senaryo tabanlı öğrenme yaklaşımının matematik dersine yönelik eğitim süreçlerinde kullanılmasının öğrencilerin matematik dersine yönelik başarılarını ve motivasyonlarını arttırdığını ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler: Senaryo tabanlı öğrenme, Matematik, Başarı, Motivasyon
Ders dışı STEM etkinlikleri sürecinde dezavantajlı öğrencilerin iletişim ve iş birliği becerileri ile STEM kimlik gelişimlerinin incelenmesi
Günümüz eğitiminde ülkelerin küresel düzeyde rekabet edebilmesi açısından öğrencinin düşünen, sorgulayan, araştıran ve çözüm üreten bir rolü vardır. Çağın getirdiği bu ihtiyaçlara uygun yeni bir yaklaşım olarak STEM temelli öğrenme ortaya çıkmıştır. Dört disiplini bütünleşik olarak içinde barındıran STEM eğitimi, bireylerin 21. Yüzyıl becerilerini arttırmayı ve STEM disiplin alanlarına ilişkin kariyer ilgilerinin oluşmasını hedeflemektedir. Eğitimin fırsat eşitliği ilkesi düşünüldüğünde STEM temelli öğretimin de toplumun her kesimi için ulaşılabilir durumda olması bir gerekliliktir. Bu çalışmada ders dışı STEM etkinlikleri sürecinde dezavantajlı öğrencilerin iş birliği ve iletişim becerileri ile STEM kimliklerinin nasıl geliştiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın katılımcılarını 2023-2024 eğitim öğretim yılında Manisa ili Turgutlu ilçesinde bir ilkokulda 4.sınıfta öğrenim gören dezavantaja sahip 10 öğrenci ve öğretmenleri oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması ile desenlenen bu çalışmada hem nitel hem nicel veriler toplanmıştır. Nitel verileri toplamak amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu ve alan notları kullanılmıştır. İş birliği ve iletişim becerilerini değerlendirmek amacıyla nicel veri toplama aracı olarak'21.Yüzyıl Öğrenme ve Yenilenme Becerileri Ölçeği'; STEM kimlik gelişimlerini incelemeye yardımcı olmak amacıyla 'STEM Mesleklerine Yönelik İlgi Ölçeği' kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde parametrik ve non-parametrik testler; nitel verilerin analizinde ise tematik analizi yöntemi kullanılmıştır. Mühendislik Tasarım Süreci temele alınarak uygulanan STEM etkinliklerinin uygulama süreci 6 hafta sürmüştür. Araştırmanın hem nicel hem nitel verilerinin analizi sonucu dezavantaja sahip öğrencilerin ders dışı STEM etkinlikleri ile iş birliği ve iletişim becerilerinin arttığını göstermiştir. Öğrencilerin STEM kimlik gelişimleri ise öğrencinin STEM'e olan ilgisi, etkinliklerde mühendislik tasarım süreci basamaklarını ne kadar kullandığı, akranları, öğretmeni ve araştırmacı tarafından STEM kişisi olarak tanınıp tanınmaması ve kişinin kendini STEM kişisi olarak tanımlaması çerçevelerinde ortaya çıkan STEM kimliği gelişmiş, STEM kimliği orta düzeyde gelişmiş ve STEM kimliği sınırlı gelişmiş olarak üç kategori halinde incelenmiştir.
Türkiye'deki Suriyeli öğrencilerin konuşma ve dinleme becerilerine ilişkin sınıf öğretmenlerinin yaklaşımları
Bu araştırmanın amacı Suriyeli öğrencilerin konuşma ve dinleme becerilerine ilişkin sınıf öğretmenlerinin yaklaşımlarını belirlemektir. Olgubilim modelinde tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu Hatay ili Altınözü ilçesinde görev yapan ve sınıfında Suriyeli öğrenci bulunan 30 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Söz konusu formda 18 açık uçlu soru yer almaktadır. Elde edilen veriler betimsel analiz tekniği ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda sınıf öğretmenlerinin Suriyeli öğrencilerin Türkçe konuşma ve dinleme becerilerini yeterli seviyede görmedikleri, 2018 Türkçe Öğretim Programının Suriyeli öğrencilere yönelik yetersiz buldukları ve programın güncellenmesi gerektiğini düşündükleri belirlenmiştir. Aynı zamanda öğretmenler, Suriyeli öğrencilerin Türkçe konuşma ve dinleme becerilerine yönelik ilgilerinin yeterli olmadığını, ders kitaplarının yetersiz kaldığını, öğretmenlerin daha fazla etkinlik ve materyal kullanmaları gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca öğretmenlerin Suriyeli öğrencilerin Türkçe konuşma ve dinleme becerilerini geliştirmeye yönelik çözüm önerileri belirlenmiştir.
Öğretmen adaylarının demokratik vatandaşlık tutumlarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Halkın egemenliğine dayalı yönetim şekli olarak tanımlanan demokrasi, halkın istek ve arzuları doğrultusunda yönetime yön verdiği, çoğunluğun olduğu kadar azınlığın da söz hakkına sahip olduğu, insanların haklarını ve özgürlüklerini kullanmalarına olanak tanıyan bir yönetimi ifade eder. Ancak sadece anayasal olarak güvence altına alınan ve korunan bir hak ve özgürlükler toplamının çok daha ötesinde demokrasi bir felsefe ve yaşam biçimidir. Eğitim programlarının çıkış noktasında yer alan ne tür bir vatandaş sorusu bu çerçevede demokratik yaşam biçimini ve demokratik değerleri benimsemiş bireyler olarak cevaplanmaktadır. Çünkü eğitimin en temel işlevlerinden biri sahip olunan toplumsal mirasın gelecek kuşaklara doğru bir şekilde aktarılmasıdır. Bu aktarım eğitim sistemi içinde öğretmen üzerinden gerçekleşmektedir. Gelecek nesilleri temsil eden öğrenciler için öğretmenlerinin olumlu ve olumsuz davranışları örnek olacaktır. Özellikle sosyal bilgiler dersinin hedef ve amaçları bağlamında diğer öğretmenlik alanlarından ve derslerden daha fazla etkiye sahiptir. Bu nedenle sosyal bilgiler öğretmenlerinin model olma etkisi daha yüksek olacaktır ve aynı oranda öğretmenlerin yetkinlik, sorumluluk ve örnek teşkil edecek tutum ve davranışlara sahip olması gerekmektedir. Bu araştırma, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören sosyal bilgiler, temel eğitim ve özel eğitim öğretmen adaylarının demokratik vatandaşlık tutumlarının belirlenmesini amacıyla gerçekleştirilmiştir. Öğretmen adaylarına ilişkin veri toplama aracı olarak Demokratik Vatandaşlık Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Üç farklı alanda eğitim gören toplam 233 öğretmen adayında veri toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS-25 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde karşılaştırma yapılan grup sayısına bağlı olarak t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Sürekli değişkenlerin analizinde ise korelasyon matrisleri incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre öğretmen adaylarının demokratik vatandaşlık tutumlarında sosyal bilgiler dersi alma durumu ve öğrenim görülen anabilim dalına göre anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet, anne-baba eğitim ve çalışma durumu ve sınıf düzeyi bağlamında yapılan karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ayrıca öğretmen adaylarının demokratik vatandaşlık tutumları ile okudukları kitap sayısı arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER Sosyal Bilgiler Öğretimi, Demokrasi, Demokratik Değerler, Demokrasi Eğitimi, Demokratik Vatandaşlık
Araştırmacı yazma yaklaşımının ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin yaratıcı ve akıcı hikâye yazma becerisine etkisi
Bu çalışmanın amacı araştırmacı yazma yaklaşımının ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin yaratıcı ve akıcı hikâye yazma becerilerine etkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, ön-test son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Muğla ili Marmaris ilçesinde bulunan özel bir ilkokulda 2018-2019 eğitim öğretim yılı güz döneminde öğrenim görmekte olan 28 üçüncü sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Bu öğrencilerden 15'i deney grubunu 13'ü de kontrol grubunu oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı bağlamında uygulama başlamadan önce deney ve kontrol gruplarına "uzay" konulu hikâyeler yazdırılmıştır. İki ve yedinci haftalar arasında hem deney grubuna hem de kontrol grubuna salkımlama teknikleri tanıtılmış ve yaratıcı yazı yazma hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca deney ve kontrol gruplarına yazım ve noktalama kurallarıyla ilgili bilgi verilmiş, paragrafın bölümleri tanıtılmıştır. Yedinci haftada öğrencilere salkımlama tekniği kullanılarak "Anıtkabir" konulu hikâyeler yazdırılmıştır. Yazılan bu hikâyeler deney grubu için aynı zamandan salkımlama tekniğinin kullanılmasıyla ilgili son testi oluşturmuştur. Yedinci haftanın ikinci ders saatinde ise araştırmacı yazma yaklaşımı için araştırmacı tarafından hazırlanan çalışma yaprağı deney grubuna tanıtılmıştır. Sekiz hafta boyunca deney grubunda araştırmacı yazma yaklaşımı uygulanırken kontrol grubunda ise salkımlama tekniği uygulanmaya devam edilmiştir. Araştırma toplamda 15 hafta ikişer ders saati olarak yürütülmüştür. Deney grubuna sekiz hafta boyunca hikâyelerin yazım gününden bir gün önce konular verilmiş, araştırmacı yazma yaklaşımı çalışma yaprağına göre ön bilgi kısımları araştırmacı eşliğinde öğrencilerin doldurmaları istenmiş ve araştırmacının kontrolünde ön bilgileri saptanmıştır. Daha sonra ise deney grubundaki öğrencilerin araştırmacı yazma yaklaşımına göre hazırlanan çalışma kağıtlarını eve götürüp o hafta verilen konuyla ilgili bilgi toplamaları istenmiştir. Ertesi gün deney grubunda topladıkları bilgiler ve ön bilgiler doğrultusunda araştırmacı yazma yaklaşımına uygun olarak hikâyelerini yazmaları istenmiş, yazılan hikâyeler ders bitiminde araştırmacıya teslim edilmiştir. Kontrol grubunda ise ilgili ders saatlerinde yazılacak konular sözlü olarak söylenmiş ve grubun 15 hafta süresince salkımlama tekniğini kullanarak hikâyelerini yazmaları istenmiştir. Uygulamanın son haftasında ise deney ve kontrol gruplarına "tersiyer" hayvanıyla ilgili hikâyeler yazdırılmıştır. Araştırmanın 1-7 ve 14. haftalarında yazdırılan hikâyeler araştırmacı tarafından geliştirilen üç dereceli puanlama anahtarları olan Akıcı Hikâye Yazma Rubriği'ne, Yaratıcı Hikâye Yazma Rubriği'ne ve Araştırmacı Yazma Rubriği'ne göre değerlendirilmiştir. Deney ve kontrol grubundaki öğrenciler Akıcı Hikâye Yazma Rubriği'nden ve Yaratıcı Hikâye Yazma Rubriği'nden en düşük sıfır puan alabilirken en yüksek ise 26 puan alabilmektedir. Araştırmacı Yazma Değerlendirme Rubriği'nden ise en düşük sıfır puan alırken en yüksek 14 puan alabilmektedir. Araştırmanın veri analizinde rubriklere göre değerlendirilen hikâyeler her bir öğrencinin aldığı puan istatistik paket programına girilmiş ve değerlendirilmesi bireysel olarak yapılmıştır. Rubrikler için düzeyler belirlenmiş ve grupların betimsel istatistikleri yapılmıştır. Ayrıca grupların puanları yorumlanırken bağımlı gruplar t testi ve bağımsız gruplar t testi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda deney ve kontrol gruplarının 1. haftalarında gruplar arasında anlamlı fark bulunmamışken grupların 1-7. haftalarında ise hem akıcı yazma hem de yaratıcı yazma becerileri açısından anlamı farklılık elde edilmiştir. Grupların 7-14. haftalarında ise deney grubu lehine hem akıcı hem de yaratıcı yazma becerilerinde anlamlı farklılık elde edilmiştir. Deney ve kontrol gruplarının 14. hafta sonuçları incelendiğinde ise deney ve kontrol grupları arasında deney grubu lehine akıcı ve yaratıcı yazma becerisi açısından anlamlı farklılık elde edilmiştir. Araştırmacı yazma yaklaşımı uygulanan deney grubunun 7-14. haftalarında ise anlamlı farklılık elde edilmiş ve bu anlamlı farklılık 14. haftada deney grubu lehine olarak bulunmuştur. Bu sonuçlardan hareketle araştırmacı yazma yaklaşımının akıcı ve yaratıcı hikâye yazma ortalamalarını yükselttiği, akıcı ve yaratıcı yazma becerilerini geliştirdiği ve haftalar arasında anlamlı farklılık oluşturduğu elde edilen sonuçlar arasındadır. Yapılan bu çalışma doğrultusunda aynı öğretim kademesinin farklı sınıf düzeylerinde benzer bir çalışma yapılabileceği bundan sonraki yapılacak çalışmalara öneri olarak sunulabilir.