
831
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Aile sağlığı merkezine başvuran Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet öz yönetimleri ile diyabet komplikasyonlarına ilişkin risk algılarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, Aile Sağlığı Merkezine başvuran Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet öz yönetim uygulamaları ile diyabet komplikasyonlarına yönelik risk algıları arasındaki ilişkiyi incelemeyi ve bu davranışları etkileyen belirleyicileri ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, Ekim-Aralık 2023 tarihleri arasında Siirt Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 200 Tip 2 diyabet hastası ile yürütülmüştür. Veriler, sosyo-demografik bilgileri, Diyabet Öz Yönetim Skalası (DÖYS) ve Risk Algı Ölçeği – Diabetes Mellitus (RPS-DM) içeren anket formuyla yüz yüze toplanmıştır. Veri analizinde korelasyon, parametrik ve nonparametrik testler kullanılmış, anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların DÖYS toplam puan ortalaması 5.63±1.52 (orta düzey) ve RPS-DM toplam puan ortalaması 4.17±1.34 olarak bulunmuştur. Yaş, tedavi tipi ve ailede diyabet öyküsü gibi faktörler öz yönetim puanları üzerinde; cinsiyet, eğitim durumu ve komplikasyon varlığı ise risk algısı puanları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yaratmıştır (p<0.05). DÖYS ve RPS-DM toplam puanları arasında pozitif yönde zayıf ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bulgular, özellikle diyet ve fiziksel aktivite alanlarında öz yönetim eksiklikleri olduğunu göstermiştir. Sonuç: Tip 2 diyabetli bireylerin öz yönetim ve risk algıları sosyodemografik ve hastalığa özgü faktörlerle ilişkilidir. Ailede diyabet öyküsü olan bireylerin hem öz yönetimde daha başarılı hem de risk algılarının daha yüksek olması, aile desteğinin kritik rolünü vurgulamaktadır. Komplikasyon yaşamış bireylerde dahi risk algısının yetersiz kalması, farkındalık eksikliğine işaret etmektedir. Bu bulgular ışığında, bireye özel, aile desteğini teşvik eden ve risk algısını güçlendirecek şekilde tasarlanmış etkin diyabet eğitim ve takip programlarına acil ihtiyaç duyulmaktadır.
Okul öncesi çocuğu olan ebeveynlerde mikrobiyota okuryazarlığının arttırılmasına yönelik eğitim programı etkinliğinin değerlendirilmesi
Öznur Muz, F.N. Okul Öncesi Çocuğu Olan Ebeveynlerde Mikrobiyota Okuryazarlığının Arttırılmasına Yönelik Eğitim Programı Etkinliğinin Değerlendirilmesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Eskişehir, 2024. Çalışmanın amacı, okul öncesi çocuğu olan ebeveynlerde mikrobiyota okuryazarlığının arttırılmasına yönelik eğitim programı oluşturmak ve bu programın etkinliğini değerlendirmektir. Çalışma Nisan 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında yapılan yarı deneysel bir müdahale araştırmasıdır. Literatürde eğitim programının etkinliğini değerlendirmek için kullanılabilecek bir ölçek bulunmadığından, öncelikle Mikrobiyota Okuryazarlığı Ölçeği (MOÖ)'nin geliştirilmesi gerekmiştir. Çalışmanın metodolojik araştırma kısmı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nden 254 çalışanda gerçekleştirildi. Yapılan analizlerle MOÖ'nün geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu bulundu. Çalışmanın müdahale aşamasında, müdahale (n=48) ve kontrol grubunda (n=45) toplam 93 ebeveyn çalışma grubunu oluşturdu. Müdahale grubunu oluşturan ebeveynlere "Mikrobiyota İçerikli Beslenme Eğitimi" programı uygulandı. Eğitim programında içeriği araştırmacı tarafından kurgulanmış ve ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte izleyebilecekleri mikrobiyota içerikli beslenmeyi konu alan ve 2 modülden oluşan video animasyon yer almaktaydı. Kontrol grubuna ise "Sıfır Atık Eğitim Projesi" kapsamında "Plastik her yerde!" isimli video animasyon izletildi. Çalışmada müdahale grubu ebeveynlerinde müdahale sonrasında öncesine göre MOÖ'den alınan puanlarda artış saptandı. Takip sonrasında sağlıklı besin tüketiminde, beslenme okuryazarlığında (genel beslenme bilgisi, okuduğunu anlama, besin grupları ve porsiyon miktarı bilgisi) ve mikrobiyota okuryazarlığında (kavramsal bilgi, işlevsel bilgi ve özyeterlilik) olumlu yönde değişim bulunmaktaydı. Müdahale grubunda, kontrol grubuna göre müdahale öncesi ve takip sonrası MOÖ puan değişimi daha fazlaydı. Hazırlanan eğitim programının dijital yöntemlere dayandırılması, bilgi ve tutumları olumlu yönde geliştirmesi ve ebeveynlerden pozitif geri bildirimler alınması, programın öncelikle yetişkin beslenme eğitimlerinde kullanılmak üzere örnek olabileceği, ilerde geliştirilerek kreş, anaokulu ve ilkokul çocuklarının eğitim programlarına da eklenebileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: mikrobiyota, beslenme, eğitim programları, okul öncesi çocuğu olan ebeveynler, yarı deneysel çalışma
Stres üriner inkontinanslı hastalarda abdominal-kegel egzersizleri ve yaşam tarzı değişikliklerine uyumda teletıp uygulamalarının etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Çalışmanın amacı,davranış değiştirme model teorisine dayalı olarak hazırlanmış ve Teletıp uygulamalarını içeren "Mutlu Mesane" isimli eğitim programının geleneksel yönteme göre etkinliğinin değerlendirilmesidir. Çalışma Mart 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında, Eskişehir Şehir Hastanesi Üroloji polikliniğine başvuran ve stres üriner inkontinans (SÜİ) tanısı alıp çalışmaya katılmayı kabul eden 20-65 yaş arası kadınlarda gerçekleştirilen randomize kontrollü, paralel kollu, tek kör bir araştırmadır. Katılımcılar yaşa göre tabakalama ve blok randomizasyonla müdahale (n=50) ve kontrol (n=50) gruplarına kör olarak ayrıldı. Araştırmacı tarafından SÜİ, abdominal-Kegel egzersizleri, yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili "Mutlu mesane için…" isimli broşür ve "Mutlu Mesane" isimli web sitesi hazırlandı. Müdahale öncesi (MÖ)'nde Üİ tanı anketi, risk belirleme anketi, inkontinans kısa testi (IQ), Üİ'nin yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu (ICIQ-SF) ve e-sağlık okuryazarlık ölçeği uygulandı. Müdahale uygulamasında kontrol grubuna broşür verildi, müdahale grubuna ise broşür verildi ve hazırlanan web sitesi tanıtıldı, erişim linki iletildi, eğitim videoları gösterildi. Müdahale sonrası (MS1)'nda IQ uygulandı. Üç aylık takip süresi boyunca müdahale grubuna eğitim programı doğrultusunda hazırlanmış günlük kısa mesajlar gönderildi. Üç aylık takip sonrası (MS2)'de aynı testler uygulandı. Müdahale grubunda kontrolden farklı olarak MS2'de ICIQ-SF'den alınan puan anlamlı düzeyde düşüş (p<0,001), MÖ ile karşılaştırıldığında MS1 ve MS2'de IQ puanında anlamlı bir artış saptandı (p<0,001Çalışmada teletıp uygulamalarının hastaların yaşam kalitesinde, Üİ ile ilgili bilgilerinde artışa, yaşam tarzlarında olumlu değişikliklere neden olduğu bulundu.
60-72 aylık çocuklarda çevresel sürdürülebilir davranışların ve iklim değişikliği sağlık etkileri farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada ebeveynlerin küresel iklim değişikliği farkındalık düzeyi ve 60-72 aylık çocuklarda çevreye yönelik sürdürülebilir davranışlarının, iklim değişikliği sağlık etkileri farkındalığının çocuklara uygulanacak olan eğitim programı sonrasında etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Ocak 2024-Nisan 2024 tarihleri arasında Eskişehir Odunpazarı Belediyesi Gündüz Bakımevi ve Kreşlerinde öğrenim gören 60- 72 aylık çocuklarda yapılan bir müdahale araştırmasıdır. Çalışmada müdahale grubunda en az 36 kişi olması gerektiği hesaplandı ve 41 çocuk araştırmaya dahil edildi. ''Küresel İklim Değişikliği Farkındalık Ölçeği'' ebeveynlerin iklim değişikliği farkındalığını ve ''60-72 Aylık Çocuklar için Çevresel Sürdürülebilirlik Ölçeği'' çocukların çevresel sürdürülebilir davranışlarını değerlendirmek için kullandı. Ayrıca ebeveynlerin ve çocukların küresel iklim değişikliği sağlık etkileri bilgilerini ölçmek amacıyla iki ayrı ''Küresel İklim Değişikliği Sağlık Etkileri'' ile ilgili önermeler hazırlandı. Araştırmanın müdahale aşamasında için bir eğitim etkinliği oluşturuldu. Çocuklardan 68-72 aylık , okul öncesi eğitime başlama zamanı 60 ay ve altında, anne öğrenim durumu üniversite ve üzerinde olanların, iklim değişikliği kavramını daha önce duyanların, doğada vakit geçirmeyi seven ve çevreyi koruyanların sürdürülebilirlik ölçeği puanları daha yüksek saptandı. Ebeveynlerin küresel iklim değişikliği farkındalığı ile çocukların sürdürülebilirlik bilinç ve farkındalığı arasında pozitif yönde ilişki olduğu bulundu (p<0,001). Çocukların 60-72 Aylık Çocuklar için Çevresel Sürdürülebilirlik Ölçeğinden aldıkları puan Müdahale sonrası (MS) 1 ve MS2 de MÖ (müdahale öncesi)'ne göre yüksek bulundu (p<0,001). Uygulanan eğitim etkinliğinin çocuklarda sürdürülebilirlik, iklim değişikliği sağlık etkileri bilincini ve farkındalığını artırdığını sonucuna ulaşıldı.
Okul öncesi eğitim almakta olan 48-72 ay grubu çocuklarda problemli teknoloji kullanımı ile sosyal yetkinlik ve davranış düzeylerinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; okul öncesi eğitim almakta olan 48-72 ay grubu çocuklarda problemli teknoloji kullanım düzeyinin belirlenmesi, ilişkili olduğu düşünülen bazı değişkenlerin incelenmesi ve sosyal yetkinlik ve davranış düzeyleri ile problemli teknoloji kullanımı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışma, 01.01.2023–01.04.2024 tarihleri arasında Eskişehir ve Bolu'da hizmet veren anaokullarında öğrenim görmekte olan çocukların ebeveynleri ve öğretmenleri üzerinde gerçekleştirilen bir karma yöntem araştırmasıdır. Çalışma grubu 883 ebeveyn ve 66 öğretmenden oluşmuştur. Nicel verilerin toplanmasında hazırlanan anket formlar kullanıldı. Çocukların problemli teknoloji kullanımları ÇPTKÖ, sosyal yetkinlik ve davranış düzeyleri ise SYDD-30 Ölçeği ile değerlendirildi. Nitel verilerin toplanmasında ise yarı yapılandırılmış bir görüşme formu kullanıldı. Elde edilen nicel veriler Mann Whitney U testi, Kuruskal Wallis testi, Spearman korelasyon analizi ve çok değişkenli lineer regresyon analizi ile değerlendirildi. Nitel veriler ise betimsel ve sistematik olarak analiz edilerek yorumlandı. Bu çalışmada çocukların ÇPTKÖ'den aldıkları puan ortalaması 55.1±14.9 olup, problemli teknoloji kullanımı düzeylerinin orta seviyede olduğu söylenebilir. İkamet edilen şehir, ebeveyn yaşı ve medeni durumu, çocuğun evde teknolojik aletlerle geçirdiği süre, kullandığı içeriği ebeveynin kontrol etmesi, okula uyum ve teknolojik bir alete sahip olma durumlar problemli teknoloji kullanımı ile ilişkili faktörler olarak saptandı. Çocukların problemli teknoloji kullanımı düzeyleri ile sosyal yetkinlik ve davranış düzeyleri arasında negatif yönde zayıf bir ilişki olduğu gözlendi. Ebeveynlere ve çocuklara problemli teknoloji kullanmanın olumsuz sonuçları ve bundan kaçınmak için eğitim etkinliklerinin düzenlenmesi ve çocukların aktif katılımlarının sağlanması faydalı olabilir. Çocukların sosyal yetkinlik ve davranışlarının daha olumlu olabilmesi için eğitimler yapılabilir.
Bir üniversite hastanesi endokrinoloji polikliniğinde takip edilen tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların maliyet analizi
Çalışmanın amacı; ayaktan takip edilen tip 2 DM hastalarında toplam hastalık maliyetinin ortaya konarak, komorbidite ve komplikasyonların maliyet üzerine etkilerinin değerlendirilmesi. Çalışma grubu, 01.08-30.10.2023 tarihleri arasında endokrinoloji polikliniğine ayaktan başvuran ve dahil etme kriterlerini karşılayan tip 2 DM hastalarından oluşmaktadır. Çalışmada hastaların komorbiditeleri ACCI, komplikasyonları ise DCSI kullanılarak ICD-10 tanı kodları üzerinden değerlendirildi. Çalışmada tip 2 DM doğrudan tıbbi olmayan ve dolaylı maliyeti hasta perspektifi, doğrudan tıbbi maliyeti ise SGK perspektifi dikkate alınarak hastalık maliyeti toplumsal perspektiften tahmin edilmeye çalışıldı. Çalışma grubunun %55.6'sı kadın, yaş ortalaması 63.83 ± 8.93 yıl, hastalık süresi ortalaması 14.86 ± 7,99 yıl idi. Hastaların %48.1'inde ≥5 adet komorbiditesi bulunmakta olup %62.2'sinin ACCI skorları ≥5 idi. En yaygın DM uç organ hasarı nöropati (%35.9) olup bunu kardiyovasküler hastalık (%30.6) ve retinopati (%29.4) takip etmekte idi. Hastaların DCSI'den skor ortalamaları 2.52±2.04 olup, %40.3'ünün skoru 1-2 arasında iken DCSI'ye göre metabolik komplikasyon sıklığı %57.2 idi. Tip 2 DM yıllık toplam maliyeti 279,756.46 USD olarak saptanırken, yıllık ortalama kişi başı maliyet 847.24±637.17 USD idi. Yıllık toplam hastalık maliyetinin %81.1'ini doğrudan tıbbi, %4.5'ini doğrudan tıbbi olmayan, %14.4'ünü dolaylı maliyet oluştururken hastaların katlandıkları cepten ödemelerin payı %12.6 idi. Çok Değişkenli Lineer modelde; yaş, öğrenim durumu, sigara/tütün ürünü kullanımı, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, hipertansiyon ve hiperlipidemi nedeniyle ilaç kullanımı ve komplikasyonların hastalık maliyeti üzerinde etkili olduğu saptandı. Çalışmada tip 2 DM hastalığı yönetiminin toplum üzerinde önemli bir ekonomik yüke neden olabileceği, bu maliyete en fazla katkı sağlayan kalemin kullanılan tedavi rejimindeki ilaçlar ve komplikasyonlar olduğu düşünüldüğünde DM yönetiminin önemi ortaya çıkmaktadır.
Sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik iyi oluş, iş-yaşam dengesi ile etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, sağlık çalışanlarının algılanan stres, psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesi düzeylerini ve bu değişkenleri etkileyen faktörleri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu çalışma Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde yürütülmüştür. Evreni hastanede görev yapan yaklaşık 3800 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Güç analizi sonucunda minimum 349 kişilik örneklem hesaplanmış, çalışmaya 413 sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik bilgi formu, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve İş-Yaşam Dengesi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis varyans analizi ve Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Psikolojik iyi oluş ile iş-yaşam dengesi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, algılanan stres ile hem psikolojik iyi oluş hem de iş-yaşam dengesi arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler görülüştür (p<0.05). Haftalık çalışma saatlerinin artması psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesi puanlarında düşüş ve stres düzeyinde artış ile ilişkili bulunmuştur. Meslek grupları arasında psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesi açısından anlamlı farklılıklar görülmüş; hemşirelerde işin özel yaşama olumsuz etkisinin daha yüksek olduğu, asistan hekimlerde ise psikolojik iyi oluş düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet, gelir durumu, eğitim düzeyi ve çalışma birimine göre bazı ölçek puanlarında anlamlı farklılıklar çıkarken, sigara ve alkol kullanımına göre psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesi toplam puanları açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Sağlık çalışanlarında algılanan stresin artması psikolojik iyi oluş ve iş-yaşam dengesinin azalması ile ilişkili bulunmuştur. Çalışma saatleri ve bazı sosyodemografik özellikler bu değişkenler üzerinde etkili görünmektedir. Bu bulgular sağlık çalışanlarının psikososyal iyilik halinin desteklenmesine yönelik düzenlemelerin önemini göstermektedir.
Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran TİP 11 diabetli hastaların HBA1C düzeyleri ve ilişkili faktörler
Tip II diyabet giderek yaygınlaşan bir hastalıktır. Hastalığın kanda HbA1c düzeyinin kontrol edilmesi ile izlenmesi çok önemlidir. Bu araştırma, Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran II diyabetli hastaların sosyodemografik, metabolik ve fiziksel aktivite özellikleri ile HbA1c düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır.2011 Yılı Şubat ?Mayıs Ayları boyunca 4 ay süreyle hastane polikliniğine başvuran ve ayaktan tedavi gören yetişkin tip II diyabetli tüm hastalar araştırma kapsamına alınmıştır. Bu süre içerisinde polikliniğe başvuran 500 hastaya anket uygulanmış ve metabolik kontrol düzeylerini değerlendirmek için açlık kan şekeri, HbA1c, HDL kolesterol, kan basıncı değerleri ve beden kitle indeksi(BKİ),bel çevresi, kalça çevresi ölçümleri alınmıştır.Çalışmaya katılan hastaların %58'i (290 kişi) kadın, % 42'si (210 kişi) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 54,78±12,07 yıldır. Katılımcıların % 40.0'ı ilkokulu bitirmemiş veya okur-yazar değildir. Erkeklerin beden kitle indeksi ortalaması 27,83±4,58 kg/m2, kadınların beden kitle indeksi ortalaması 31,35±6,40 kg/m2 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların açlık kan şekeri ortalaması 204,23±95,16, bu ortalama erkeklerde 201,67±91,85, kadınlarda 206,08 ±97,59 mg/dl' olarak elde edilmiştir. HDL kolesterol düzeyi erkeklerde 42,61 ± 11,56 mg/dl, kadınlarda ise 47,31±12,07 mg/dl olarak bulunmuştur. Hastaların %65.4'ü anti-diyabetik ilaç, %34.6'si ise insülin kullanmaktadır. Hastaların % 59'u 1-3 ay arasında kan HbA1c düzeylerini kontrol ettirdiklerini ifade etmişlerdir.Araştırmaya katılan erkeklerin HbA1c ortalaması 9,09±2,36, kadınların HbA1c ortalaması 9,12±2,57 mg/dl'dir. Erkeklerin % 23,8'i, kadınların ise % 23,4'ü HbA1c hedef sınır olan 6,5-7 mg/dl değere ulaşabilmişlerdir. Bu çalışmada insülin kullananların HbA1c ortalaması 10,2±2,5, antidiyabetik ilaç kullananların ise 8,5 ±2,3 olarak farklı bulunmuştur. Fiziksel aktivite yönünden inaktiflerde HbA1c ortalaması 9,4±2,5, orta düzeyde aktivite bulunanlarda 8,4±2,3, yüksek düzeyde aktivitede bulunanlarda ise 8,8±2,5 olarak anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. BKİ 29,9 kg/m2 olanların HbA1c ortalaması 9,5±2,5 BMI 30 ve üzeri olanların HbA1c ortalaması 8,6±2,3 mg/dl olarak elde edilmiş ve BKİ ile HbA1c arasında anlamlı ters bir ilişki bulunmuştur. Aynı ters ilişki bel çevresi ile HbA1c düzeyleri arasında da bulunmuştur. Bel çevresi ?88 ve altı olanların HbA1c ortalaması 9,8 ±2,7, 89-101 arasında olanların 9,2±2,3 ve bel çevresi ?102 ve üzerine olanların ise HbA1c ortalaması 8,7±2,5 mg/dl olarak elde edilmiştir.Sonuç olarak hastaların kan HbA1c düzeyleri ideal düzeyde değildir. Araştırma bulguları ışığında hastaların besin alımı ve fiziksel aktivite ile ağırlık kontrolünün sağlanması, düzenli aralıklarla HbA1c düzeyi ve diğer bulguları takip etmeleri konusunda eğitimlerinin sürekli yapılması gerektiği önerilebilir.
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanların, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumu
AMAÇ: Bu araştırmada İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde ihtisas yapan asistanların sağlığın geliştirilmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ruhsal sağlık durumlarının belirlenmesi, bunların sosyodemografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi, sağlıklı yaşam biçimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve asistanlara sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda öneriler sunmak amaçlanmıştır.METOD: Kesitsel tipte olan araştırmada evreni, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ihtisas yapan asistanlar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 96'sı kadın, 139'u erkek olmak üzere toplam 235 asistan yer aldı. Mayıs-Ağustos 2010 aylarında yapılan çalışmada sosyodemografik bilgi anketi, GSA (Genel Sağlık Anketi), SYBDÖ (Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği) kullanılmıştır. Verileri değerlendirmede SPSS 16.0 İstatistik paket programı, analizlerde Ki-kare, ANOVA ve Bağımsız İki Grup Arasındaki T Testi, Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır.BULGULAR: Araştırma kapsamına giren asistanların %40.9'u kadın, %59.1'i erkek, %59.1'i evli, %47.7'si 30 yaşın altında ve yaş ortalaması 30.36±3.79'dur. Yüzde 50.6'sının dahili, %41.3'ünün cerrahi, %8.1'inin temel tıp bilim dallarında görev yaptığı, %55.7'sinin ekonomik durumunu orta olarak belirttiği, %53.0'ının çalıştıkları bölümden memnun, %29.1'inin kısmen memnun olduklarını, %62.0'ının ise sigara kullanmadıklarını ifade ettikleri saptanmıştır. Araştırmaya katılan asistanların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanı 116.31±17.80 olarak bulunmuştur. En yüksek puan ortalamasının kişilerarası ilişkiler, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite boyutuna ait olduğu belirlenmiştir. Evli olanlarda sağlık sorumluluğu puanı, temel tıp bilim dalında görev yapanlarda SYBD toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Çalıştıkları bölümden memnun olanların kendini gerçekleştirme, kişilerarası ilişkiler ve stres yönetimi puanları; yöneticiler ile ilişkisi iyi olan asistanların kendini gerçekleştirme, beslenme ve SYBD toplam puanları; yıllık asistan eğitimi programına katılan asistanların ve mesai arkadaşlarıyla ilişkileri iyi olanların SYBD puanlarının hemen hepsi yüksek bulunmuştur. Genel sağlık durumu iyi olanların %41.1'inin, kötü olanların %91.7'sinin genel ruhsal sağlığı da kötüdür. Genel sağlık durumu ile genel ruhsal sağlık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). GSA toplam puanı ile SYBD toplam puanı arasında korelasyon yapılmış ve negatif bir ilişki bulunmuştur (r= -0.25 p= 0.001).SONUÇLAR: Çalıştıkları bölümden memnun olma, mesai arkadaşlarıyla iyi ilişkilerin olması, yıllık asistan eğitim programı almaları SYBD'larının çoğunu olumlu etkilemektedir. Genel sağlık durumu iyi olanların fiziksel aktivite, beslenme, stres yönetimi ve SYBD toplam puanı daha yüksek bulunmuştur. Asistanların SYBD'dan en az aldıkları puan fiziksel aktivitedir. Fiziksel aktivite yapmalarına uygun aktiviteler düzenlenmesi sağlanabilir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları olumlu hale geldikçe genel ruhsal sağlık durumu da daha iyi olmaktadır. Sağlık çalışanları, kendi yaşam biçimlerini düzeltmelidirler. Mesleki sorumlulukları ve sosyal rolleri gereği sürdürdükleri yaşam biçimleri ile rol modeli olma ve sağlık hizmeti verdikleri grubu etkileme özelliğine sahiptirler.Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Genel Ruhsal Sağlık Durumu.
Malatya merkez sağlık ocaklarında çalışan hekim, hemşire ve ebelerin şiddet deneyimleri ve kadına yönelik şiddetle ilgili tutum ve davranış düzeyleri
Kadına yönelik şiddet dünyada ve Türkiye'de gün geçtikçe artan bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma sağlık ocaklarında çalışan personelin şiddete maruz kalma durumlarını ve sağlık personelinin kadına yönelik şiddet konusunda bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır.Çalışmanın evrenini; Malatya il merkezinde bulunan 28 merkez sağlık ocağında çalışan hekim, hemşire ve ebeler oluşturmuştur. Araştırma evrenindeki 541 kişiden 512`si araştırmaya katılmıştır. Verilerin toplanmasında; Tanıtıcı bilgi formu, ?Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımalarına İlişkin Ölçek Formu? ve hemşire, ebe ve hekimlerin kadına yönelik şiddetle ilgili olarak tutum ve davranış düzeylerini belirlemek için Tutum formu kullanılmıştır.Katılımcıların; yaş ortalaması 33,6±6,4`tür. Çalışmaya katılanların; %81,8'i kadın, %18.2'si erkektir, Araştırmaya katılan kadınların %51,1'i, erkeklerin %54,8'i yaşamı boyunca en az bir kere şiddete maruz kalmıştır. Erkeklerin babaları tarafından daha fazla şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir. (P<0.05) Araştırma kapsamındaki hemşirelerin %58,7'si, ebelerin %53,1'i ve hekimlerin %49,5'i iş yaşamı boyunca hasta, yasta yakını ve kendi çalışma arkadaşı tarafından en az bir kere şiddet görmüştür. Çalışanların %77,1'i mezuniyet öncesinde kadına yönelik şiddet eğitimi almamıştır. Mezuniyet sonrasında ise personelin %31,6'sinin kadına yönelik şiddet eğitimi almadığı belirlenmiştir. Ebelerin %79,5`i, hemşirelerin %57,5`i ve hekimlerin %69,9'u mezuniyet sonrası kadına yönelik şiddet eğitimi almıştır. Hekimlerin %74,3`ü, hemşirelerin %73,2`si ve ebelerin %67,5`i kadına yönelik şiddet olayı ile karşılaşmış, %81,8'i bildirim yapacağını ifade etmiştir. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımlarına ilişkin toplam ölçek puanı 18,6±3,7 olarak bulunmuştur. Katılımcıların ortalama14,7±3,2 tutum puanı aldığı saptanmıştır.Sonuç olarak; sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımlamada yetersiz kaldıkları belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Şiddet, kadın, tutum, hemşire, ebe
Cep telefonu problemli kullanım (PU) ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, Cep Telefonu Problemli Kullanımı Ölçeği (PU)'nin Türk toplumu için geçerlik ve güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla yapılmış metodolojik türde bir araştırmadır. Araştırma, 2011-2012 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Döneminde, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan 387 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ölçeğin yanı sıra öğrencilerin tanımlayıcı özelliklerini belirlemeye yönelik soru formu kullanılmıştır. Test-tekrar test güvenilirliğini değerlendirmek için, ilk uygulama yapıldıktan 3 hafta sonra, 118 kişiye ikinci uygulama yapılmıştır. Orjinali Almanca olan ölçek, grup çevirisi ve geri çeviri teknikleri kullanılarak Türkçe'ye çevrilmiştir. Ölçeğin Türkçe formu kapsam (içerik) geçerliğini saptamak üzere 10 uzman tarafından değerlendirilmiştir. Uzman önerileri doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılmış ve ölçeğin kapsam (içerik) geçerlik indeksi (KGİ) değeri 0.89 bulunmuştur. Alınan uzman görüşleri ve yapılan düzeltmelerden sonra, örneklem grubuyla benzer özellik gösteren 20 öğrenciye pilot uygulama yapılmıştır. Önerilen değişiklikler sonunda ölçek son durumuna ulaşmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliğini test etmek için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmış ve tüm ölçek varyansının % 45'ini açıklayan üç faktörlü yapı elde edilmiştir. Ölçeğin güvenilirlik analizleri için hesaplanan Cronbach Alfa değeri 0.854, ölçeğin toplam puan için test-tekrar test korelasyon katsayısı 0.86 bulunmuştur. Ayrıca ölçeğin ön-test ile tekrar?test toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (t =1.02, p = 0.30). Elde edilen bu değerler sonucunda PU ölçeği Türkçe formu geçerli ve güvenilir kabul edilmiş olup; ölçeğin daha geniş ve farklı örneklemlerde kullanılması önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde hemoglobin A1c taraması ve olası yeme bozukluğu sıklığı
Türkiye'de obezite ve diyabet en önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Bu sorunların temelinde erişkin öncesi dönemlerin rolü büyüktür. Bu sebeple çocuklarda ve gençlerde kanda hemoglobin A1c (HbA1c) değerlerinin ve olası yeme bozukluğu sıklığının saptanması önemlidir. Bu çalışma üniversite öğrencilerinin kanda HbA1c değerleri ile vücut analiz ölçütleri ve yeme tutumları ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tipte analitik bir araştırmadır. 2013 yılı Mayıs-Temmuz aylarında Gaziantep Üniversitesinde öğrenim gören 428 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. HbA1c değeri parmak ucu kanda NycoCard-Reader II cihazı ile ölçülmüştür. Yeme Tutum Testi (YTT-40) ile olası yeme bozukluğu sıklığı saptanmıştır. Tanita BF350 ile vücut analizleri yapılmıştır. Yaş ortalaması 21,87±2,02 yıl olan öğrencilerin %50,5'i erkek, %49,5'i kadındır. Öğrencilerin %72,4'ü öğün atlamakta, %8,4'ü diyet yapmaktadır. Öğrencilerin %72'sinin vücut kütle indeksi (VKİ) değeri normal (?18,5 - <25,0) aralıktadır. Boy uzunluğu ortalaması 171,0±8,9 cm, vücut ağırlığı ortalaması 65,9±13,1 kg idi. VKİ ortalaması erkeklerde (23,5±3,3) ve kadınlarda (21,3±2,8) anlamlı farklılık gösterdi, aynı zamanda vücut yağ oranı ortalaması da erkeklerde (%14,8±5,5) ve kadınlarda (%23,0±6,8) anlamlı farklılık gösterdi (p<0,001). HbA1c ortalaması erkekler (%5,26±0,55) ve kadınlarda (%5,20±0,47) benzerlik gösterdi (p=0,189). Öğrencilerin %6,8'inin HbA1c değeri ?%6,0 idi. %9,1'inin YTT puanı ?30 idi. YTT puanları ile HbA1c değerleri arasında düşük ama anlamlı bir korelasyon vardı (r=0,096; p=0,047). VKİ ile HbA1c değerleri arasında pozitif yönde düşük ama anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,226; p=0,001). Bu araştırmada, diyabet gelişme riski taşıyanlar %6,8'dir. Olası yeme bozukluğu sıklığı %9,1'dir. Erken tanıda değerli olması sebebiyle üniversite sağlık servislerinin bu takipleri yapmaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, HbA1c, Tarama, Yeme Tutum Testi
Malatya il merkezi hastanelerinde çalışmakta olan hemşirelerde kesici-delici yaralanma durumu ve uykululuk düzenleriyle ilişkisinin incelenmesi
ÖZET Amaç: Malatya il merkezindeki hastanelerde çalışan hemşirelerde kesici-delici yaralanma durumları ve uykululuk düzeyleri ile ilişkisinin olup olmadığım saptamak. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel özelliktedir. Malatya il merkezinde bulunan SSK, Devlet Hastanesi, Turgut Özal Tıp Merkezi ve Askeri Hastanelerinde halen çalışmakta olan hemşireler, çalışmanın kapsamım oluşturmaktadır. İl merkezindeki hastanelerde çalışan yaklaşık 1100 hemşire evreninden örnekleme yapılmadan tümü çalışma kapsamına alınması planlandı, ancak 860 hemşireye ulaşıldı. Bulgular: Araştırma kapsamına alman hemşirelerin %62.7 'si son üç ay içerisinde en az bir kez kesici-delici yaralanma geçirdikleri bulundu. Yaralanma geçirme durumları ile yaş, medeni durum, çalışılan birim, çalışılan vardiya, çalışılan kurum arasında anlamlı fark olduğu saptandı. Koruyucu önlemlerin yeterince ve düzenli bir şekilde kullanılmadığı, en fazla sürekli eldiven kullananlar 422 hemşire (%49.1) olup, ancak koruyucu önlemleri bulananların sayısının yandan az olduğu saptandı.Gece vardiyasında çalışanların Epworth Uykululuk Ölçeği puanlan toplamı gündüz vardiyasında çalışanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Kesici-delici yaralanma sıklığı ile Epworth Uykululuk Ölçeği Puanlan pozitif korelasyon içerisinde artış göstermekteydi. Sonuç: Malatya ili merkezinde çalışan hemşirelerin mesleki risk olarak kesici-delici yaralanma oranlan yüksek bulunmuştur. Koruyucu önlem kullanma oranlan düşük olup Hepatit B aşılanma oranlan istenen düzeyde değildir. Uykululuk durumunun kesici- delici yaralanmaların meydana gelmesinde risk faktörü olduğu söylenebilir. Kesici- delici yaralanmaların önlenmesi için gerekli hizmet içi eğitimleri yapılmalı, uygun ergonomik araçlar kullamlmalıdır. Kesici-delici yaralanmaların nedensel faktörleri ile ilgili araştırmalar yapılmalıdır. Sağlık çalışanlanmn sağlığım takip edecek ve mesleki kazaların ve risklerin meydana geldiği durumda rapor edilebileceği ve sonrasında yönlendirilebilecekleri birimlerin kurulmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: - Kesici-Delici yaralanmalar, Hemşireler, Uykululuk, Malatya 42
Malatya merkez ilçede yaşayan 0-5 yaş arası çocuklarda aşılanma oranları ve etkileyen faktörler
BÖLÜM VIIMALATYA MERKEZ LÇEDE YAŞAYAN 0-5 YAŞ ARASIÇOCUKLARDA AŞI ORANLARIVEETK LEYEN FAKTÖRLERÖZETAmaç: Malatya merkez ilçede yaşayan 0-5 yaş arası çocuklarda aşı oranlarını,annelerin aşı ve aşılama hizmetleri hakkındaki bilgi ve tutumlarını ve ilişkili faktörlerisaptamaktır.Materyal ve Metod: Bu araştırma kesitsel tipte bir araştırmadır. Otuz kümeörnekleme yöntemi ile Malatya merkez ilçedeki sağlık ocaklarına bağlı otuz sağlık evi bölgesisistematik örneklemeyle seçilmiş ve her bir kümeden 20 çocuk alınarak araştırmaya 600çocuk dahil edilmiştir. Veriler annelere yüz yüze anket uygulanarak toplanmış ve analizleriiçin SPSS 9.0 programı kullanılmıştır. Analizlerde, ki-kare, Kruskall-Wallis, Mann-WhitneyU ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Bulgular: Araştırma kapsamına giren çocukların %46.0'ı kız, %54.0'ı erkektir.Çocukların %90'ını kentsel alanda yaşamaktadır. Çocukların yaş ortalaması 1.76±0.05 yıldır.Annelerin %15.3' ü ilkokulu bitirmemiş, %32.2'si Türkçe haricinde bir dil konuşmaktadır.Türkçe haricinde dil bilen anneler daha az olmak üzere annelerin %8.8'inin hemen her güngazete okudukları gözlenmiştir (P<0.05). Annelerin %71.8'i sağlık personelinden aşılarhakkında bilgi almıştır. Sağlık personelinden bilgi alan annelerin daha çok kentsel alandayaşayan, eğitim düzeyi yüksek, Türkçe haricinde dil konuşmayan anneler olduğu saptanmıştır(P<0.05). Annelerin %90.0'ı aşıların gerekli olduğuna inanmaktadır ve kentsel alandayaşayan, eğitim düzeyi yüksek olan, sağlık personelinden aşılar hakkında bilgi alan annelerinaşıların gerekliliğine daha çok inandıkları saptanmıştır (P<0.05). Annelerin eğitim düzeyiarttıkça aşı bilgi düzeyleri de artmaktadır (P<0.05). Aşı bilgi puan ortalaması yerleşim yeri,başka dil konuşabilme, gelir getiren bir işte çalışma ve gazete okuma sıklığı ile ilişkilibulunmuştur (P<0.05). Lojistik regresyon analizinde aşı bilgi puan ortalamalarının annenineğitim düzeyinin ortaokul ve üzerinde olması (OR=5.05), annenin her gün gazete okuması(OR=2.48) ve annenin halen gelir getiren bir işte çalışması (OR=3.87) ile primer olarakilişkili olduğu saptanmıştır.12-23 aylık çocukların, %67.7'sinin aşı kartı olduğu ve %94.9'unun tam aşılıolduğu belirlenmiştir. DBT, polio, hepatit B aşılarının tam yapıldığı BCG ve kızamıkaşılarında eksiklik olduğu görülmüştür. Anneler, BCG aşısının yapılmama nedenini ?Aşıyerinin uzak olması? olarak bildirmişlerdir. Çocukların tam aşılı olma durumları tek yönlüanalizlerde annenin eğitim düzeyi yerleşim yeri, sağlık personelinden bilgi alma durumu, bilgipuanı ve dil bilme durumları ile ilişkili bulunmuştur (P<0.05). 24-71 yaş grubunda tam aşılıçocuk oranı %90.8 olarak saptanmıştır. Bu yaş grubundaki eksik aşılama nedeni olarak BCGiçin ?aşı yerinin uzak olması?, diğer aşılar için ?aşının gerekliliğinden habersiz olma?bildirilmiştir. Bu yaş grubunda, tek yönlü analizlerde yerleşim yeri, eğitim durumu, sağlıkpersonelinden bilgi almış olma, bilgi düzeyinin yüksek olması tam aşılı olmayla ilişkilifaktörler olarak saptanmıştır (P<0.05). Lojistik regresyon analizi sonucunda yine kentselalanda yaşamak (OR=7.7) ve aşılarla ilgili sağlık personelinden bilgi almış olmak (OR=2.6)tam aşılı olmada primer etkili değişkenler olarak saptanmıştır.Sonuç: Malatya merkez ilçede yaşayan 0-5 yaş grubu çocuklarda aşı oranlarıTürkiye genelinden yüksek bulunmuştur. Öte yandan annelerin aşıyla ilgili bilgi düzeylerinindüşük olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Aşılama oranları, Genişletilmiş Bağışıklama Programı,çocuklar, annenin bilgi düzeyi
Malatya il merkezi hastanelerinde çalışmakta olan hemşirelerde kesici delici yaralanma durumu ve uykululuk düzeyleriyle ilişkisinin belirlenmesi
ZET Amaç: Malatya il merkezindeki hastanelerde çalışan hemşirelerde kesici-delici yaralanma durumları ve uykululuk düzeyleri ile ilişkisinin olup olmadığım saptamak. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel özelliktedir. Malatya il merkezinde bulunan SSK, Devlet Hastanesi, Turgut Özal Tıp Merkezi ve Askeri Hastanelerinde halen çalışmakta olan hemşireler, çalışmanın kapsamım oluşturmaktadır. İl merkezindeki hastanelerde çalışan yaklaşık 1100 hemşire evreninden örnekleme yapılmadan tümü çalışma kapsamına alınması planlandı, ancak 860 hemşireye ulaşıldı. Bulgular: Araştırma kapsamına alman hemşirelerin %62.7 'si son üç ay içerisinde en az bir kez kesici-delici yaralanma geçirdikleri bulundu. Yaralanma geçirme durumları ile yaş, medeni durum, çalışılan birim, çalışılan vardiya, çalışılan kurum arasında anlamlı fark olduğu saptandı. Koruyucu önlemlerin yeterince ve düzenli bir şekilde kullanılmadığı, en fazla sürekli eldiven kullananlar 422 hemşire (%49.1) olup, ancak koruyucu önlemleri bulananların sayısının yandan az olduğu saptandı.Gece vardiyasında çalışanların Epworth Uykululuk Ölçeği puanlan toplamı gündüz vardiyasında çalışanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Kesici-delici yaralanma sıklığı ile Epworth Uykululuk Ölçeği Puanlan pozitif korelasyon içerisinde artış göstermekteydi. Sonuç: Malatya ili merkezinde çalışan hemşirelerin mesleki risk olarak kesici-delici yaralanma oranlan yüksek bulunmuştur. Koruyucu önlem kullanma oranlan düşük olup Hepatit B aşılanma oranlan istenen düzeyde değildir. Uykululuk durumunun kesici- delici yaralanmaların meydana gelmesinde risk faktörü olduğu söylenebilir. Kesici- delici yaralanmaların önlenmesi için gerekli hizmet içi eğitimleri yapılmalı, uygun ergonomik araçlar kullamlmalıdır. Kesici-delici yaralanmaların nedensel faktörleri ile ilgili araştırmalar yapılmalıdır. Sağlık çalışanlanmn sağlığım takip edecek ve mesleki kazaların ve risklerin meydana geldiği durumda rapor edilebileceği ve sonrasında yönlendirilebilecekleri birimlerin kurulmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: - Kesici-Delici yaralanmalar, Hemşireler, Uykululuk, Malatya 42
Çalışan sağlığı ve güvenliği bağlamında COVID-19 pandemi yönetimi: Bir iş yerinde retrospektif bir çalışma
COVID-19 Pandemisinin yarattığı sağlık ve toplumsal sorunlar ile ekonomik kayıplar çalışan sağlığını, çalışma ortamı ve koşullarını, çalışma ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Bu çalışma olumsuz etkilerin iş yerinde en aza indirilebilmesi için alınan önlemleri ve bu önlemlerin çalışan sağlığı üzerine sonuçlarını inceleyen tanımlayıcı bir araştırmadır. 11 Mart 2020 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Bursa'da bir otomobil fabrikasında çalışan 6437 kişi oluşturmaktadır. Çalışan sağlığı ve güvenliği bağlamında alınan salgın önlemleri; çalışma ortamı, çalışma koşulları ve çalışma ilişkileri olarak ayrıntılı değerlendirilmiştir. İş yerinde tespit edilen doğrulanmış olgu, teması olan çalışan ve şüpheli olguların sosyodemografik özellikleri üzerinden çalışan sağlığına pandeminin etkisi değerlendirilmiştir. İşyerinde çalışma süresince toplam olarak 1876 doğrulanmış olgu, 2026 temaslı ve 1160 şüpheli olgu tespit edilmiştir. Bildirimlerin çoğunluğu 2020 yılında yapılmış olup, zamana göre dağılımları Bursa ve Türkiye vaka dağılımı ile koreledir. İş yerinde çalışma süresince COVID-19 kaynaklı ölüm yaşanmamıştır. Teması olan çalışanların %10,8'i ile şüpheli olguların %28,0'i yapılan RT-PCR testlerinde doğrulanmış olguya dönmüştür. COVID-19 doğrulanmış olgu ile temas edenlerin %12,5'i iş yeri temaslı iken %61,6'sı kurum dışı temaslıdır. Kurum dışı bulaş en çok hane içi aile üyelerinden (%52,1) kaynaklanmıştır. İşyerinde ikincil bulaş saptanmamıştır. Şüpheli olgularda en sık şikâyet nedenleri halsizlik, öksürük ve boğaz ağrısı olmuştur. Şüpheli olgular RT-PCR testi ile değerlendirilmeleri için en çok Bursa Şehir Hastanesine (%79,1) sevk edilmiştir. Medeni durumu evli olanların temaslı olma durumunu 1,3 kat, 40 yaş altında olmanın şüpheli olgu olma durumunu 1,8 kat arttırdığı bulunmuştur. İzolasyon ve karantina nedeni ile 51.525 iş günü kaybı yaşanmış olup çalışma süresince toplam işgünün %1,8'i kaybedilmiştir. Araştırma süresince çalışanların %99,0'una iş yerinde yürütülen aşı kampanyaları ile en az iki doz COVID-19 aşısı yapılmıştır. Solunum yolu ile hızla bulaşan biyolojik etken kaynaklı bir salgında iş yerlerinde alınacak hızlı ve kapsamlı önlemler, çalışan sağlığının korunmasında ve ekonominin insan hayatı riske atılmadan sürdürülmesinde çok önemlidir.
Kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet algısı ve depresyon ile ilişkisi
Kadın sağlık çalışanlarında depresyon yaygın görülen bir ruhsal hastalıktır ve toplumsal cinsiyet algısının depresyon gelişiminde etkili olabileceği düşünülmektedir. Amaç; kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet algısı ve depresyon ilişkisinin ve ilgili etmenlerin belirlenmesidir. Tanımlayıcı kesitsel tipte olan araştırma, Kasım 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini kurumda çalışan tüm kadın sağlık çalışanları (2116) oluşturmaktadır ve çalışmaya 1502 kişi (%70,9) katılmıştır. Veri toplama aracı olarak, genel bilgi formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Epidemiyolojik Araştırmalar Merkezi Depresyon Ölçeği (CES-D) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, Kruskal-Wallis, Man-Whitney U, Student-t, Anova testleri ve lojistik regresyon kullanılmıştır. Analizler SPSS 23.0 programı kullanılarak yapılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 37,19'dur, %74,6'sı lisans ve üzeri öğrenim düzeyine sahiptir ve %65,5'i evlidir. TCAÖ puan ortalaması 101,34'dir (%95 G.A: 100,62-102,06). Öğrenim düzeyi, baba öğrenim düzeyi, eş öğrenim düzeyi, toplumsal cinsiyet kavramı hakkındaki bilgisi ve yaşanılan toplumda toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu düşünme toplumsal cinsiyet algısının yordayıcılarıdır. Katılımcıların CES-D puan ortalaması 20,05'tir (%95 G.A: 19,52- 20,57) ve konut mülkiyeti, haftalık çalışma saati, geçmiş depresyon tanısı, ailede psikiyatrik hastalık tanısı, sağlık algısı, ilgisiz ebeveyn özellikleri, büyüdüğü ve yaşadığı ailede toplumsal cinsiyet eşitsizliği depresyon için yordayıcı değişkenlerdir. TCA-Ö VE CES-D puanları arasında negatif yönlü ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik atılan her adımın, kadın ruh sağlığında koruyucu ve iyileştirici etki sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: toplumsal cinsiyet, depresyon, kadın sağlık çalışanı, toplumsal cinsiyet eşitliği
Türkiye'de illerin sağlık endeksine göre sıralaması ve sağlık eşitsizlikleri
Bu çalışmanın amacı; sağlık çıktıları ile beraber eğitim, gelir, istihdam, demografi, hava kalitesi, fiziksel çevre, konut-altyapı, sağlık altyapısı ve sağlık iş gücü gibi sağlık belirleyicilerini de göz önünde bulundurarak geliştirilecek bileşik sağlık endeksi ile Türkiye'de illerin sağlık durumuna göre sıralanması ve iller arası mevcut sağlık eşitsizliklerinin ortaya konmasıdır. Çalışma kapsamında veri kaynağı olarak çeşitli kurumların yayınladığı rapor ve kamuya açık veri tabanları ile çeşitli araştırma raporları taranmıştır. Tarama sonrası endekse dâhil edilecek değişkenler ölçülebilirlik, geçerlilik, zamanlılık, tekrarlanabilirlik, sürdürülebilirlik, uygunluk ve önem kriterlerine göre değerlendirilmiş ve belirlenen 29 değişken hiyerarşik bir düzende alt boyut, boyut, alt endeks ve en sonunda bileşik sağlık endeksi olarak yapılandırılmıştır. Teorik çerçevenin belirlenmesi ve değişkenlerin yapılandırılmasından sonra bileşik endeksin geliştirilmesinde sırasıyla normalleştirme, ağırlıklandırma ve birleştirme işlemleri uygulanmıştır. Geliştirilen bileşik sağlık endeksinin istatistiksel tutarlılığı çapraz korelasyon analizleri ile değerlendirilmiş ve bileşik endeksin sağlamlığı, belirsizlik ve duyarlılık analizleri ile incelenmiştir. Bileşik sağlık endeksinde en yüksek puana sahip ilk beş il sırasıyla Bolu, Karabük, Ankara, Trabzon ve İstanbul iken en düşük puana sahip son beş il sırasıyla Hakkâri, Şanlıurfa, Muş, Ağrı ve Şırnak'tır. Bununla birlikte bileşik sağlık endeksinin büyük ölçüde kavramsal çerçeve ile örtüştüğü ve illerin sıralamalarına dair belirsizliğin sınırlı sayıda il haricinde düşük olduğu görülmüştür. İllerin bileşik sağlık endeksi puanına göre sınıflandırıldığı durumda en avantajlı ve dezavantajlı sınıflar arasında mutlak olarak 44 puanlık, göreli olarak 2,17 katlık fark bulunmuştur. Bileşik sağlık endeksi yaklaşımı ile illerin sıralanması, toplumun sağlık durumunu saptamada ve kanıta dayalı politikalar üretmede önemli bir araç olarak değerlendirilmeli ve ülkemizde bu alanda çalışmaların artırılması gerekmektedir.
Bir üniversite hastanesinin hastane hizmetlilerinde kas iskelet rahatsızlıkları ve ilişkili etmenler; Bursa
Kesitsel tipteki bu araştırmanın amacı bir üniversite hastanesinde çalışan hastane hizmetlilerinde kas iskelet rahatsızlıklarının sıklığını, şiddetini ve iş yapmaya engel olma durumunu ve bu rahatsızlıklarla ilişkili olabilecek etmenleri belirlemektir. Araştırmaya Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesi'nde çalışmakta olan 273 hastane hizmetlisi dahil edilmiştir. Örneklem seçilmemiştir. 50 soru ve Türkçe Cornell Kas İskelet Rahatsızlık Anketi'nden oluşan anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Araştırmaya 247 kişi katılmıştır (%90,5). Katılımcıların %78,1'i (n=193) erkektir. Katılımcıların %76,9'u (n=190) T-CMDQ' da geçtiğimiz hafta çalışılan süre boyunca herhangi bir bölgede ağrı, sızı, rahatsızlık şikayeti yaşadığını belirtmiştir. En sık etkilenmiş olan vücut bölgeleri bel (%47,4 n=117), sağ ayak (%45,7 n=113) ve sol ayaktır (%49,0 n=121). Çalışma ortamında daha fazla (sıklıkla, her zaman) stres altında hissedenlerde bel, sağ ve sol ayak şikayetleri anlamlı olarak daha sıktır. Ayrıca bu katılımcılar daha yüksek toplam ağırlıklı puan (TAP) ortalamasına sahiptir. Hastane hizmetlilerinden sağlığını çok kötü, kötü olarak algılayanlarda bel, sağ ve sol ayak şikayetleri anlamlı olarak daha sıktır ve TAP ortalaması ise daha yüksek saptanmıştır. Hastane hizmetlilerinden şikayetlerinin işle ilişkisi olduğunu düşünenlerde hem bel şikayetlerinin sıklığı anlamlı olarak daha yüksek saptanmış, hem de TAP ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Bel şikayetleri için çalışma ortamında stres altında hissetme, ameliyat ve travma/kaza öyküsü; sağ ayak şikayetleri için cinsiyet, gelir durumu ve çalışma ortamında stres altında hissetme; sol ayak şikayetleri için cinsiyet, gelir durumu, kronik hastalık varlığı, VKİ ve hastane hizmetlisi olarak çalışma süresi; bağımsız risk faktörleri olarak saptanmıştır.
Investigating the factors affecting the available tuberculosis prevention and control in kampala, uganda
This study's main aim is to pinpoint the variables influencing tuberculosis preventive and control initiatives now in effect in Kampala, Uganda. The theoretical foundation for this cross-sectional study design was Wilber's integral theory. Data was put together using a structured questionnaire filled out by health workers at five Tuberculosis dispensaries in Kampala City Council Authority hospitals around Kampala district. A total of 413 respondents—151 women and 262 men—were questioned. Each respondent provided informed consent before the data was collected. Data analysis was done using SPSS. In order to understand how dependent and independent variables are related, the chi-square association test was used at a significance level of 0.05. 74.33% of the respondents had a treatment supporter while taking their TB medicine, yet 63.44% never disclosed their TB illness to anyone with whom they shared a home. Whereas 59.6% of the patients were HIV positive, 53.8% had low literacy about tuberculosis therapy. As 64.3% of people were taking other medications besides TB medicines, 64.2% were more likely to cease their Tuberculosis treatment due to feeling better in less than two months. These and other factors were pinpointed to be affecting the available Tuberculosis control and prevention programs in Kampala. In conclusion, the functioning of the existing TB prevention and control programs in the Kampala district of Uganda was figured to be aided by patients having a treatment supporter (DOT), TB dispensaries being close by or less than $3 in transportation costs away, the supply of TB drugs at the TB dispensaries, staff attitudes, convenient working hours, and short waiting times at the TB facilities.
Gaziantep ilinde çalışan aile hekimlerinin yenidoğan tarama programları hakkında bilgi düzeyleri ve uygulamaları
Tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bu çalışmada; aile hekimlerinin yenidoğan taramaları ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamalarının saptanması amaçlandı. Aile hekimlerine ait demografik özelliklerin, yenidoğan tarama programı kapsamında muayene yapma durumunun ve yapılan muayenelerin, aile hekimlerine ve ailelere eğitim verilme ihtiyacının sorgulandığı anket formu 01 Kasım 2020 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Şahinbey, Şehitkamil ve Oğuzeli ilçesinde çalışan 462 aile hekimine (evrene ulaşım oranı %87) uygulandı, Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerle beraber Ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayenesi yapma oranı %77,1, gelişimsel kalça displazisi değerlendirme oranı %67,1 olarak saptandı. Aile hekimlerinin görme değerlendirme muayenesi yapma (%45) ve işitme değerlendirme muayenesi yapma oranları (%32,3) düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayene sayısı ortalaması 2,13 olarak saptandı. Kontrol muayenesi yapmama nedeni olarak en sık nedenler; pediatrist tarafından ilgili muayene yapıldığı için başvuru olmaması(%61,3), gelişimsel kalça displazisi değerlendirme için ilgili muayenenin ortopedist/radyoloji uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%70,3), görme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin göz hastalıkları uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%71,4), işitme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%64) olarak saptandı. Genel olarak tüm muayenelerde aile hekimlerinin bilgi düzeyleri düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin %89,4'ü ailelere tarama programı hakkında eğitim verilmesi gerektiğini belirtti. Sonuç olarak aile hekimleri tarafından yenidoğan tarama programı kapsamında yapılması gereken muayeneler yeterli oranda yapılmayıp, uzman hekim muayeneleri tercih edilmektedir. Tarama programı hakkında bilgi eksikliğinden dolayı aile hekimlerine eğitim verilmesi gerekmektedir.
Kadınlarda sağlık okuryazarlığının beslenme bilgi düzeyine etkisi
Bu çalışma Aile Sağlığı Merkezine başvuran kadınlarda sağlık okuryazarlığının beslenme bilgi düzeyine etkisini belirlemek için 01.06.2021-30.09.2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak tasarlandı ve verilerin toplanmasında Aile Sağlığı Merkezine başvuran kadınlara "Tanımlayıcı Anket Formu", Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği–32 (TSOY-32)" ve "Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi (YETBİD) Ölçeği" uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS programı kullanıldı. Araştırmaya katılanların TSOY-32 ölçek ortalaması 36.9 ± 7.55 değerinde bulundu. Eğitim seviyesi düşük, sosyal güvencesi bulunmayan, fiziksel aktivite yapmayan, sağlık durumunun iyi olmadığını belirten kadınlarda TSOY-32 ölçek puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Kadınların temel besin bilgisi puan ortalaması 50.77 ± 9.57 olarak bulundu. Eğitim seviyesi ilkokul, gelir seviyesi düşük olduğunu ifade eden kadınlarda temel besin bilgisi ölçek puan ortalaması anlamlı bulundu p<0.05). Katılımcıların Besin Tercihi alt ölçek ortalaması 30.43 ± 5.79 değerinde bulundu. Yaşı ilerleyenlerin, eğitim seviyesi yüksek olanların, sağlık seviyelerinin iyi olduğunu ifade edenlerin, evli olanların, besin tercihi puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, beslenme bilgi düzeyi, kadın, hemşirelik.
Knowlwdge and attitude towards hepatitis b virus infection among adults in tamale in the northern region of ghana-a descriptive study
The study aims is to investigate knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. A descriptive study was conducted using self-administered structured questionnaire to assess participants' level of knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. Data was collected from people who agreed to participate in the study. The study sample was 281 participants. Simple random sampling was used to recruit participants. Data was analysed using SPSS version 24 and study findings presented using text and tables. The study revealed that about half of the respondents had good knowledge on hepatitis B infection. There were even some knowledge gaps among the respondents who had good knowledge on the infection. The study also revealed that 64% of the respondents had good attitude towards hepatitis B vaccination. Those who did not vaccinate against hepatitis B indicated the cost and other reasons as the barrier for not vaccinating. Almost all the respondents indicated they will visit health facility for treatment in case they realise they are infected with hepatitis B. The study shows knowledge and attitude towards hepatitis B is not adequate. There is therefore the need to put in more measures to educate the public on hepatitis B in order to improve the public's knowledge and attitude towards hepatitis B infection.
Su ayak izi davranış ölçeğinin geliştirilmesi, geçerlilik ve güvenilirlik çalışması; araştırma görevlisi hekim örneklemi
Su ayak izi kavramı son yıllarda önemi oldukça artan ve giderek hayatımıza yerleşen bir kavramdır. Metodolojik tipteki bu çalışmayla bireylerin su ayak izini azaltmaya yönelik davranışlarını değerlendiren bir ölçek geliştirilmesi amaçlandı. Araştırmanın evrenini oluşturan 28.768 araştırma görevlisinden 425'iyle çalışma gerçekleştirildi. Veri toplama formu sosyodemografik bilgileri içeren 12 sorudan ve 32 maddelik aday ölçekten oluşmaktadır. Veri analizi SPSS paket programı ile yapıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. 35 maddelik hazırlanan ilk ölçekte maddelerin kapsam geçerliği konusunda uzman görüşlerine başvurularak madde sayısı 32'ye düşürüldü. Maddelerin Kapsam Geçerlilik Oranı≥0,62, Kapsam Geçerlilik İndeksi≥0,67 olduğundan ölçek sahada uygulanabilir bulundu (p<0,05). Madde toplam puan korelasyon katsayısı 0,20'den küçük olan beş madde ölçekten çıkarıldı. Ölçeğin Kaiser Mayer Olkin değeri 0,728 olarak hesaplandı ve "iyi" olarak değerlendirildi. Barlett'in küresellik testi sonucu anlamlı bulundu (p<0,001). Yapı geçerliliği için yapılan açıklayıcı faktör analizi sonucunda tek boyutlu 27 maddelik bir ölçek elde edildi. Ölçeğin özdeğeri 4,05, açıklanan varyans değeri %55,25 ve yeterli idi. Güvenilirlik analizinde öncelikle 108 kişi üzerinde tekrar test uygulandı ve katılımcıların ilk teste ve tekrar teste verdikleri yanıtlar arasında pozitif yönde yüksek düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı (p<0,001; r=0,746). Ölçeğin son halinin Cronbach's Alpha değeri 0,744 olarak hesaplandı. Katılımcıların ölçekten aldığı puan ortalaması 96,56±10,16 idi. Ölçekten alınabilecek en düşük puan 27, en yüksek puan ise 135'tir. Ölçekten alınan puanlar 27'ye yaklaştıkça Su Ayak İzi Davranış Ölçeği için olumsuz davranışları, 135'e yaklaştıkça ise Su Ayak İzi Davranış Ölçeği için olumlu davranışları göstermektedir. Çalışma sonucunda beşli Likert tipinde, tek boyutlu, 27 maddelik "Su Ayak İzi Davranış Ölçeği" geliştirilmiştir. Sonuçlar ölçeğin geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarının yapılarak, toplumda uygulanabilir olduğunu ve bilimsel yargıların oluşturulmasında güvenle kullanılabileceğini göstermektedir.
Gaziantep il merkezindeki ilkokulların ve ortaokulların içme suyu parametrelerinin değerlendirilmesi
Kesitsel nitelikte olan bu çalışmada, Gaziantep il merkezindeki ilkokulların ve ortaokulların içme suyu parametrelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Okulların genel bilgilerini ve içme suyu ile ilgili bilgilerini içeren bir anket formu, okul yöneticileri ile yüz yüze uygulanmıştır. İçme suyu parametrelerini değerlendirmek amacıyla 60 okuldan içme suyu numunesi alınmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare, T testi, Mann-Whitney U, Kruskall Wallis testleri ve SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Okulların %16,7'sinde içme suyu analiz sonucu, ulusal mevzuata uygunsuz olarak bulunmuştur. İçme suyu analiz sonucu uygunsuz olarak değerlendirilen okulların %90'ında, mikrobiyolojik parametreler sınır değerlerin üstünde bulunmuştur. 1 okulda ise pH parametresi uygunsuz olarak belirlenmiştir(%10). Okul bölgesi, okul tipi, okul ilçesine göre analiz sonuçları açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Okulların %91,7'sinde içme suyu ana kaynağı şebeke suyu olarak belirlenmiştir. Kırsal bölgedeki okullarda bu oran, kentsel bölgedeki okullardan daha düşüktür(%85-%95). Okulların %41,7'sinde kantin ve ambalajı su satışı yoktur. Sonuç olarak, okullarda şebeke suyuna erişim istenilen seviyede değildir. Okul içme sularındaki mikrobiyolojik bulaşın sebepleri araştırılmalı ve içme suyunu geliştirmeye yönelik kısa-orta-uzun vadeli planlar yapılmalıdır
Erişkinlerin demir eksikliği anemisi bilgi düzeyi ve demir takviyesine yönelik tutumları, nicel bir araştırma
DEA (demir eksikliği anemisi) prevalansı yüksek olmasına rağmen iştah açması ve kilo aldırma gibi sebeplerden dolayı bireylerin demir takviyelerini kullanmama durumu tedavide etkileyicidir. Tanımlayıcı bu araştırmada amaç DEA hakkında erişkinlerin bilgi düzeyleri ve demir takviyelerine karşı tutumlarının belirlenmesidir. Veri toplama aracı olarak kullanılan anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyodemografik sorular, ikinci bölümde DEA bilgi düzey soruları ve üçüncü bölümde demir takviyelerine karşı tutum soruları yer almaktadır. Kadınların erkeklerden, sağlık personellerinin diğer meslek gruplarından daha fazla bilgiye sahip olduğu; yaĢ ile bilgi düzeyinin pozitif ilişkili olduğu görülmüştür. Toplamda %41.1‟i DEA teşhisi alan katılımcıların %38‟inin çok az, %39.7‟sinin hiç demir ilacı kullanmadığı tespit edilmiştir. Kişilerin %21.9‟u demir takviyesi ile asla kilo verilemediği, %34‟ü bu takviyelerin biraz iştah açtığı ve %9.4‟ü çok fazla iştah açtığı düşüncesinde olduklarını belirtmiştir. Bireylerde demir takviyelerinin kilo vermede engel olmadığı ve kaybedilen iştahın demir alımı ile normale döndüğü bilinmektedir. Sonuç olarak yetişkinlerin anemi hakkında bilgi düzeylerinin ve düzenli takviye kullanımının artırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anemi, demir eksiliği anemisi, demir takviyesi, iştah, kilo verme, obezite.
Bir üniversite hastanesine başvuran hastaların aile sağlığı merkezlerini atlama sebepleri ve bunu etkileyen faktörler
Amaç: Aile hekimliği sisteminin ülke genelinde oturtulmasından bu yana 7 yıl geçmesine rağmen sevk sistemi uygulanamamıştır ve hastaların ilk başvuruda Aile Sağlığı Merkezleri'ni (ASM) tercih etme oranları düşüktür. Bu çalışmada amaç, bir üniversite hastanesine başvuran hastaların ASM'leri neden atladıklarını ve buna etki eden faktörleri belirlemektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma kapsamında nitel veriler de toplanmıştır. Çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'nde, 2017 Temmuz ve Ağustos aylarında yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğüne ulaşmada poliklinik hasta sayısına göre ağırlıklandırma yapılmış, belirlenen sayıya ulaşana kadar hastalarla peşpeşe görüşülmüştür. Seçilen sekiz farklı poliklinikten 522 kişiye anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Sonuçlar sayı (n), yüzde (%), ortalama ve standart sapma kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların 304'ü(%58,2) kadın ve 218'i(%41,7) erkektir. Toplam yaş ortalaması 39,7±14,7 (min:18 yaş, max:86 yaş) bulunmuştur. Katılımcıların %72,5'i kendisi için başvurmuştur, %27,4'ü çocuk hastaya refakat etmektedir. Katılımcıların genel olarak ilk tercih ettikleri sağlık kurumu %49,4 ile eğitim araştırma hastaneleri ve üniversitelerdir, ilk başvuruda ASM'lerin tercih edilme oranı %18,0'dir. Katılımcılar son bir yılda ASM'ye ortalama 3,70±1,74 kez başvurmuştur. İlk başvuru tercihi ASM ve diğer sağlık kurumları olan katılımcıların cinsiyet, katılımcının yaşı, eğitim durumu ve genel sağlık durumu gibi demografik özelliklerinin dağılım-ları benzer bulunmuştur. ASM'ye başvuranların %56,3'ü, diğer sağlık kurumlarına başvuranla-rın %31,5'i aile hekiminin genel sağlık durumunu bildiğini ve takip ettiğini belirtmiştir. Uzman hekimin uyguladığı tetkik ve tedavilerden aile hekiminin haberdar olması ASM'ye başvuran-larda %31,9, diğer sağlık kurumlarına başvuranlarda %16,9'dur. ASM'ye başvuranların %56,3'ü, diğer sağlık kurumlarına başvuranların %34,1'i, aile hekiminin verdiği tedaviden fayda gördü-ğünü belirtmiştir. Katılımcıların üçte ikisi ASM teknik imkânlarını yetersiz bulmaktadır. İlk baş-vuru tercihi ASM olanların %42,5'i zorunlu sevk sisteminin getirilmesine olumlu bakarken, diğer sağlık kurumlarını tercih edenlerin ise %24,8'i olumlu bakmaktadır. Katılımcıların ASM'leri atlama sebepleri sorgulandığında, aile hekimleri ile ilgili sorunlar, ASM'lerde tahlil imkânlarının kısıtlı olması, hizmete ulaşmayı aksatan durumların varlığı, hasta-nelerdeki yüksek standartlı hizmet tercihi ve daha önce başvurmamış kişilerin ASM'lere olumsuz bakış açısı belirtilmiştir. Sonuçlar: İlk başvuru kurumu seçiminde ASM'leri atlayarak bir üniversite hastanesini tercih etmenin birçok faktörle ilişkili olabileceği tespit edilmiştir. Kurulacak bir sevk sisteminin başarıyla yürütülmesi için bu faktörlerin dikkate alınması ve neden sonuç ilişkisi açısından araştırılması uygun olacaktır.
Bir mahallede yaşayan roman kadınlar ile roman olmayan kadınların gebelik, doğum öncesi bakım, doğum sonrası bakım alma özellikleri ve etkileyen etmenler
Giriş ve Amaç: Roman kadınlar üreme sağlığının önemli bileşenlerinden biri olan anne sağlığı düzeyi ve sağlık hizmetlerine erişim bakımından dezavantajlı bir konumdadır. Bu araştırmanın amacı, bir mahallede yaşayan Roman ve Roman olmayan kadınların, gebelik öncesi, gebelik, doğum ve doğum sonrası sağlık hizmetlerinden yararlanma durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma kesitsel tipte bir saha araştırmasıdır. Bir mahallede araştırma tarihinden önceki 2 yıl içinde canlı doğum yapmış olan Roman ve Roman olmayan kadınlar araştırma evrenini oluşturmaktadır. Örneklem seçilmeyip tüm evrene ulaşım hedeflenmiştir. Mahallede bulunan tüm hanelere temas edilip araştırmaya dâhil edilmeye uygun kişiler tespit edilerek yüz yüze görüşme metoduyla anket yapılmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler ile analiz edilerek sunulmuştur. Bulgular: Araştırmaya katılan 80 kadının 36'sı Roman (%45), 44'ü (%55) Roman olmayan kadından oluşmaktadır. Roman kadınların %80,6'sı ilkokul ve altı eğitim düzeyindeyken, Roman olmayan kadınlarda bu oran %36,4'tür. Roman kadınların sahip olduğu çocuk sayısı, Roman olmayan kadınlar ile benzer olup tüm kadınlarda eğitim düzeyinin artışı ile çocuk sayısı azalmaktadır. Doğurganlığın daha erken yaşlarda başladığı Roman kadınlarda eğitim düzeyi artışının ilk gebelik yaşına etkisi bulunamamışken, Roman olmayan kadınlarda eğitim düzeyi artışı ile ilk gebelik yaşı yükselmektedir. Araştırma tarihinden önceki son iki gebelik arası süre, Roman ve Roman olmayan kadınlar arasında benzer olup daha kısa aralıklarla gebelik yaşayan Roman olmayan kadınların eğitim düzeyi daha yüksektir. Kadınların %74'ü gebelik öncesinde sağlık kontrolüne gitmemiştir. Planlı gebelik yaşayan kadınlar, gebelik öncesi sağlık kontrollerini yaptırma ve destek vitamin kullanımı açısından daha iyi durumdadır. Kadınların tümü gebelikleri boyunca en az bir kez, bir sağlık personelinden DÖB hizmeti almıştır. Roman kadınlar, erken gebelik haftalarında gebeliği tespit edilmesine rağmen daha geç ve daha az sayıda DÖB almışlardır. Doğumların sonlanma şekli benzer olmakla birlikte, Roman kadınlarda sezaryan doğum oranı daha azdır. Normal doğumun hekim yardımı ile gerçekleşme ihtimali Roman kadınlarda daha düşüktür. Kadınların %70'i hastaneden taburcu olduktan sonra bir sağlık kurumunda DSB hizmeti almıştır. Meydana gelen doğumların %75'i Devlet Hastanesinde gerçekleşmekle birlikte DSB için Roman kadınlar Devlet Hastanelerini daha fazla tercih etmektedir. Sonuç: Roman kadınlar DÖB hizmetlerini Roman olmayanlardan daha geç ve az sayıda almışlardır. Eğitim ve sosyoekonomik düzeylerindeki düşüklüğe rağmen Roman kadınlar, anne sağlığı hizmetlerinden önerilen düzeyde yararlanma bakımından Roman olmayan kadınlar ile benzer durumdadır. Roman kadınların bulunduğu toplumda, anne sağlığı hizmetlerinin niteliğini de değerlendiren temsil gücü yüksek araştırmaların yapılması faydalı olacaktır.
Bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan yaşlılara bakım verenlerin bakım yükü ve bakım yükünü etkileyen faktörler
Bu araştırma, bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan yaşlılara bakım verenlerin bakım yükü ve bakım yükünü etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Şubat 2020 – Kasım 2020 tarihleri arasında İstanbul'da Avrupa Yakasında bir Vakıf Üniversitesi Hastanesi Dahiliye, Endokrinoloji, Nefroloji, Gastroenteroloji, Onkoloji, Hematoloji ve Kardiyoloji Servislerinde yapıldı. Araştırmada örneklemin belirlenmesi için evreni bilinmeyen örneklem hesabı formülü kullanılarak yapılan hesaplama sonucunda örneklemin 65 yaş ve üzeri minimum 138 kişi olması gerektiği belirlendi. Bu araştırma 65 yaş ve üzeri 140 kişi ve bakım vericileri ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri yaşlı hastalara bakım veren bireylerden ve yaşlı hastalardan yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Bakım vericilerden veri toplarken; Bakım Veren Bilgi Formu, Bakım Verme Yükü (BVY) Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Genel Sağlık Anketi-12 kullanıldı. Hastalardan veri toplanırken; Hasta Bilgi Formu ve KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, frekans), Student-t testi, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Bakım veren bireylerin yaş ortalaması 49,20±10,75 olup, %72,9'u kadın, %30,7'si lise mezunu, %75'i evli, %47,1'inin geliri giderinden az ve %39,3'ü ev hanımıdır. Yaşlı bireylerin yaş ortalaması 73,50±6,47 olup, %68,6'sı kadın, %38,6'sının eğitim durumu okur yazardır. Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalaması 30,65±9,31, GSA-12 Ölçeği puan ortalaması 4,02 ±2,43, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puan ortalaması 52,61±14,00 bulundu. Araştırmaya katılan hastaların KATZ GYA Ölçeği puan ortalaması 13,65±3,15 olup, %5,7'sinin günlük yaşam aktivitelerinin bağımsız, %26,4'ünün yarı bağımlı, %67,9'unun bağımlıdır. Kadınların, 29-45 yaş grubunda olanların, ortaokul mezunlarının, çalışmayanların, bakım vermek için işini bırakanların, kendisine ait geliri olmayanların ve geliri giderinden az olanların BVY Ölçeği puan ortalaması yüksek bulundu. Sağlığını kötü değerlendirenlerin, düzenli olarak sağlık kontrolü yaptırmayanların, kendi sağlığıyla ilgilenmeyenlerin, bakım verdiği hastanın kendisine ait odası olmayanların BVY Ölçeği puan ortalaması yüksek bulundu. Kadın hastalara bakım verenlerin, ilkokul ve ortaokul mezunu yaşlı hastalara bakım verenlerin, geliri giderinden az olan yaşlılara bakım verenlerin BVY Ölçeği puan ortalaması diğerlerine göre yüksek bulundu. Kanser hastalarına bakım verenlerin BVY Ölçeği puan ortalaması kalp hastalarına bakım verenlere göre yüksek bulundu. Yarı bağımlı olan yaşlı hastalara bakım verenlerin BVY Ölçeği puan ortalaması, bağımlı hastalara bakım verenlere göre yüksek bulundu. BVY Ölçeği ile hastalık süresi arasında pozitif yönde çok zayıf ilişki bulundu. BVY Ölçeği ile Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği arasında negatif yönde zayıf ilişki, GSA-12 ile pozitif yönde zayıf ilişki, KATZ GYA Ölçeği ile negatif yönde zayıf ilişki bulundu. Bakım verme yükü ile sırasıyla KATZ GYA Ölçeği, hastanın yaşı, bakım verenin cinsiyeti, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, bakım verenin düzenli sağlık kontrolüne gitme durumu ve GSA-12 Ölçeği arasında anlamlı ilişki bulundu. Bu değişkenler Bakım Verme Yükü için toplam varyansın %56,3'ünü açıklamaktadır. Bakım verenin kadın olması, ruh sağlığının kötü olması, bakım yükünü olumsuz olarak etkilemektedir. Bakım verenin düzenli sağlık kontrolüne gitmesi, sosyal desteğinin yüksek olması, bakım verdiği hastanın yaşının ve bağımlılık durumunun artması bakım yükünü azaltmaktadır. Bu doğrultuda bakım veren bireylerin hem kendi sağlığını geliştirmeye yönelik hem de bakım yükünü azaltmak için eğitim programları düzenlenip bilgi eksiklikleri giderilerek bakım yükünün azaltılması sağlanabilir. Bakım veren bireye hissedilen bakım yükünü hafifletmeye yönelik kişisel veya sosyal alan oluşturabilecek kaynaklar edinebilmesi, sosyal destek alabileceği aile, arkadaş ve diğer sosyal destekleri değerlendirerek, kendileri için uygun sosyal destek sağlamaları için desteklenebilir. Ayrıca bakım veren bireylerin ruh sağlığını iyileştirmek için erken tanı çalışmaları yapılarak ruhsal sorunlarının erken dönemde belirlenerek ilgili kuruluşlara sevk edilmesi sağlanabilir. Uzun vadede bakım süreci devam eden yaşlı hastalara için birinci ve ikinci basamak düzeyinde evde bakım hizmetleri arttırılarak, bakım verenlerin desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Bakım Vermek, Bakım Yükü, Bakım Yükünü Etkileyen Faktörler,
Doğankent Sağlık Eğitim Araştırma Bölgesindeki 15-49 yaş kadınların ruh sağlığı ve aile içi şiddete maruz kalma açısından değerlendirmesi üzerine bir çalışma
ÖZET Kadınlarda ruhsal sorunlar bir toplum sağlığı sorunudur. Ayrıca kadına yönelik aile içi şiddet de kadın için fiziksel ve ruhsal sağlık sonuçlan doğurabilmektedir. Bu araştırma, kadınlardaki ruhsal sorunların birinci basamakta Prime MD testi ile tanımlanması ve bu tanı ile kadına yönelik aile içi şiddetin ilişkisini araştırmak üzere planlanmış kesitsel analitik bir araştırmadır. Çalışma Doğankent Sağlık Eğitim Araştırma Bölgesi'nde sosyokültürel yapıya göre tabakalanmış sağlık ocakları merkezinde, sistematik seçilmiş 15-49 yaş evlenmiş 395 kadında yapıldı. Yaşı ortalaması 32.31±8.14 olan araştırma grubunun %41.3'ünde en az bir ruhsal bozukluk saptandı. Tek veya başka tanılarla birlikte duygudurum bozukluğu %22.8, anksiyete bozukluğu %24.8 ve somotoform bozukluk %16.9 idi. Aüe içi şiddet puanlan on üzerinden en düşük 0.33, en yüksek 7.94 olmak üzere ortalama 2.98±1.32 olarak bulundu. Evliliklerinde kadının ya da ailesinin onayı yoksa, nikahı yoksa, geliri kötüyse, kadın çalışmıyorsa ve kocasından korkuyorsa aile içi şiddet puanlan daha yüksekti (p<0.05). Kadınların sosyodemografik özellikleri ve aile içi şiddetle ruhsal durumlan arasındaki ilişki logistîk regresyonla değerlendirildiğinde; eğitimliler ve evlilik süresi 5 yıldan uzun olanlar daha fâzla ruhsal bozukluk tanısı aldı (p<0.05). Kadınların aile içi şiddet puanı her bir puan artışında ruhsal bozukluk tanısı da 1.565 kez artmaktaydı (pO.001). Yaşla birlikte şiddetin içseUeştirilmesinin sonucu olarak 15-29 ve 30-39 yaş grubunda ruhsal bozukluğu olan kadınların aile içi şiddet puanlan ruhsal bozukluğu olmayanlardan anlamlı derecede yüksek iken 40-49 yaş grubunda tanısı olanlarla olmayanların arasında puanlarda anlamlı bir fark saptanmadı. Komorboid tanısı olan kadınların aile içi şiddet puan ortalamalan tek tanısı olan kadınlardan daha yüksek bulundu (pO.001). Ayn ayn tanılar değerlendirildiğindeyse; aile içi şiddetin kadında duygudurum ve somatizasyon bozukluklarının ağır formlarına, anksiyetenin hemen her formunda saptandı (p<0.01-p<0.001). Sonuç olarak birinci basamakta Prime MD'den yararlanılarak kadınlarda aüe içi şiddetin fark edilmesi beklenilmektedir. Anahtar kelimeler : Kadın, Prime MD, aile içi şiddet, birinci basamak IX
Adana Sporcu Sağlık Merkezine başvuran amatör futbolcularda elde edilen bulgular ve değerlendirilmesi
ÖZET İnsanlar ilk çağlardan itibaren beslenme ve ulaşım başta olmak üzere pek çok işi yerine getirebilmek için kas gücünü kullanmışlardır. Bu dönemde enfeksiyon hastalıkları ve savaşlara bağlı olarak insanlar daha genç yaşlarda, yaşlanmadan ölmekteydi. Ancak sanayi devrimi sonrası üretimde makinelerin, ulaşımda motorlu taşıtların kullanılması ile bir yönden kas gücü gereksinimi azalırken, diğer yandan enfeksiyon hastalıklarındaki başarılar ve sosyal koşullardaki iyileşmelere bağlı olarak ortalama yaşam süresi uzamıştır. Bu durum ise hareketsizliğe bağlı modern çağ hastalıkları dediğimiz bazı sağlık sorunlarının da artmasına yol açmıştır. Bugünlerde çocuklarımız oyunlarını sanal alemde oynamakta, yakındaki okula bile servis aracı ile gitmekte, yani yeterince fiziksel aktivite yapamamaktadırlar. Bu durum ise yakın dönemde obezite, uzak dönemde ise obezite ile ilişkili kronik hastalıkların görülme sıklığının artmasına neden olabilecektir. Hareketsizliğe bağlı rahatsızlıkların incelenmesi amacıyla ilk çalışmalar, 1950 yılından itibaren yapılmaya başlanmış olup, hala devam etmektedir. Bu çalışmaların sonucunda fiziksel aktivitenin organizmanın yaşam kalitesini artırdığı ve bazı hastalıkların oluşumunu engellediği kanıtlanmıştır. Örneklem grubunu 500 amatör sporcunun oluşturduğu tanımlayıcı tipdeki bu çalışma Adana sporcu sağlık merkezinde yapılmıştır. Bu çalışmada sporcuların yaş, eğitim durumu, medeni durumu, mesleği, alkol-sigara alışkanlığı, sakatlanma durumu, anne-baba mesleği ve spor durumları gibi demografik özellikleri yanında fizik muayene ve Laboratuvar bulguları yardımıyla spor eğitimi vermek ve varsa hastalıklarının erken tespiti amaçlanmıştır, ömeklem grubunun yaş ortalaması 18.0±3.9 (min:14 max:41), sporcuların ailesinde ortalama çocuk sayısı 3.8±1.8 olarak bulundu. Çocukların spora yönelmesinde babanın spor yapmasının önemli olduğu, sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklarını sporcularda daha düşük olduğu bulunmuştur. Sporcuların %33.4'ünde sinüs bradikardisi, %7.8'inde inkomplet sağ dal bloğu ve %0.4'ünde birinci derece A-V blok saptanmıştır. Sporcuların %8.4'ünde patolojik idrar bulguları ve %18.0'ında fungal enfeksiyonlara rastlanmıştır. Sporcuların Hb ortalaması 14.5+1.0 gr/dl olup %11.6'sında anemi bulunmuştur. Sporcuların hiçbirinde obeziteye rastlanmamış olup, kolesterol ortalaması 138.4±41.4 mg/dl, trigliserid ortalaması ise 111.4±41.8 mg/dl IXolarak bulunmuştur. Sigara içenlerin trigliserid ve kolesterol ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Beden kitle indeksi değerleri zayıf ve normal grupta olanların trigliserid- kolesterol ortalamaları kilolu grupta olanlara göre daha düşük bulunmuştur. Bu bulgular literatür bilgileri ile uyumlu olup, fiziksel aktivitenin kişilerin sağlık kapasitelerim artırdığı ve bazı kronik hastalıkların oluşumunu engellediği ya da daha az görülmesini sağladığı yönündedir. Anahtar Kelimden Amatör Sporcu, Bulgular, Sağlık Merkezi,
Adana, Doğankent Beldesi'nde 0-59 ay arasındaki sağlıklı çocuklarda H. influenzae tip B'ye karşı doğal bağışıklığın araştırılması
ÖZET Haemophilus influenzae tip b (Hib) çocukluk çağı sistemik hastahklann önde gelen nedenidir. Sistemik Hib hastalıkları S yaş altında, aklıkla 3 ay ile 3 yaş arasında görülür. Sistemik Hib hastalıklarının 5 yaş aranda görülmesinin nedeni bu dönemde çocukların bu hastalığa karşı bağışık yanıtının yetersiz olması ile açıklanmaktadır. Menenjit, seüülit, epiglottic eklem iltihabı ve zahire en sık görülen klinik tablolardır. Beş yaş altında sistemik Hib hastalıklarının görülme sıklığı 2-450/100 000 arasında değişmektedir. İnsidanstaki bu değişiklik bölge ve ülkeler arasındaki sosyoekonomik ve coğrafik farklılıklara bağlanmaktadır. Ülkemizde Hib hastalıkları ile ilgili epidemiyolojik çalışmalar yetersiz olduğundan, bu çalışma ile beş yaş altındaki sağlıklı çocuklarda Hib'e bağlı doğal bağışıklık seviyesi ve bunu etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla Doğankent Beldesi sağlık ocağına kayıtlı 5 yaş alandaki 1309 çocuktan 400'ü (%30,5) yaşa göre tabakalı örnekleme metodu seçilerek çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grubuna atman çocukların 380'inden (%95,0) serum örneği toplandı. Çalışma sonunda çocukların %53,4'ünün Hib'e karşı doğal bağışık olduğu, doğal bağışıklığın 6-11 ay arasında en düşük (%41,3), 48-59 ay arasında en yüksek (%64,9) seviyeye çıktığı, Hib şüpheli enfeksiyon geçirenlerde doğal bağışıklığın daha yüksek olduğu (%61,3) ve seronegatif olanların son 6 ayda daha fâzla ateşli hastalık atağı geçirdiği, cinsiyet, kardeş sayısı, evde yaşayan sayısı, anne-babanın eğitim ve kötü alışkanlıkları ve ailenin aylık geliri ile doğal bağışıklık arasında bir ilişki olmadığı bulundu. Beş yaş altındaki çocukların yarısına yakını sistemik Hib hastalıkları ve komplikasyonlanna karşı duyarh olması önemli bir halk sağlığı sorunudur. Amerika, Kanada, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde rutin aşılama programına dahil edilen konjuge Hib aşılarının ülkemizde de aşılama programına daha edilmesi ve bu hastalıkla ilgili epidemiyolojik çalışmalara ağırlık verilmesi sağlanmalıdır. Anahtar KeümerHib, doğal Hib bağışıklığı. VI
Mide ve kolorektal kanser nedeniyle opere olmuş hastaların yakınlarında kanser taramalarına yönelik bilgi tutum ve algının değerlendirilmesi
AMAÇ: Türkiye'de 2022 yılında her iki cinsiyette kanser nedenli 129 672 ölüm tespit edilmiş olup mortalite sıklıkları akciğer 38505 (29.7%); kolorektal 11698 (9.0%), mide 10457 (8.1%) olarak sıralanmaktadır. Mide kanseri ve kolorektal kanser Türkiye'de önemli mortalite sebepleridir. Çalışmamızda mide kanseri ve kolorektal kanser nedeniyle ameliyat olmuş hastaların çevresel ve genetik risk faktörleri açısından normal popülasyondan daha yüksek riskli olabileceği tahmin edilen birinci derece yakınlarında kanser taramalarına yönelik bilgi, tutum ve algılarının değerlendirilmesini amaçlanmıştır. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmamız tanımlayıcı kesitsel tipte bir araştırmadır. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Hastanesine 2020-2024 yıllarında mide kanseri veya kolorektal kanser tanısı nedeniyle opere olmuş hastalar retrospektif olarak taranmış ve iletişim bilgilerine hastane sisteminden ulaşılmıştır. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 50'si mide kanserinden 120'si kolorektal kanserden olmak üzere toplam 170 hasta yakını çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik bilgilerin ve kanser taramalarına yönelik bilginin sorgulandığı veri formu, Yıldırım Öztürk EN ve arkadaşları tarafından hazırlanmış "Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği" ve Mahmood ve ark. tarafından (2016) geliştirilmiş; Yılmaz M ve Bozkurt A tarafından (2024) Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış "Kanser Taraması Algı Ölçeği"nden oluşan toplam 100 soruluk anket formu telefonla veya Genel Cerrahi Polikliniğine kontrole gelen hasta yakınlarına yüz yüze uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel analize tabi tutulmuştur, p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmamızdaki katılımcıların %29,4(n=50)'u mide kanseri, %29,4(n=120)'si kolorektal kanser nedeniyle opere olmuş hastaların birinci derece yakınlarıdır. Katılımcıların hastalar ile yakınlık düzeyi %37(n=63) oğlu, %32(n=56) kızı, %17,6(n=30) eşidir. Çalışmamızdaki katılımcıların yaş ortalaması 46.6 ± 10.6 olup %50,6(n=86)'si erkek, %75,9(n=129)'u evli, %37,6(n=64)'sı üniversite mezunudur. Kadınların Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamına yönelik bilgileri birçok alanda erkeklerden daha yüksek bulunmuştur. Kadınlar KETEM' i daha önceden duyma(p=0.022); kanser taramaları hakkında bilgi sahibi olduklarını düşünme (p<0.001); taranan kanserlerde meme kanseri ve serviks kanseri olduğunu bilme(p<0.001; p<0.001); meme kanseri, serviks kanseri ve kolorektal kanserin hangi yaş aralığında tarandığını yapıldığını bilme(p<0.001; p<0.001; p=0.04); mamografi ve smear testlerini bilme (p<0.001; p<0.001); meme kanseri ve serviks kanserinin taranma sıklığını bilme (p<0.001; p<0.001) durumları açısından erkeklerden daha bilgili bulunmuştur. Çalışmadaki tüm katılımcılar Kanser Taramaları Algı Ölçeği ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum ölçeği puanları açısından değerlendirilmiştir. Kadınlarda kanser taramalarına dair algılanan fayda değeri ve tutum ölçeği puanı medyan değeri erkeklerden daha yüksektir (p=0.023; p=0.007). Evli olanların harekete geçme ip uçları değeri bekar olanlara göre (p=0.045); eğitim durumu ilk-orta öğretim olanların algılanan duyarlılık, algılanan engeller, harekete geçme ip uçları değerleri lisans ve üzeri olanlara göre (p<0.001; 0.003; 0.031); Lisans ve üzeri eğitim durumunda olanların Kanser taramasına yönelik tutum ölçeği medyan değeri ilk-orta öğretim olanlara göre (p=0.002); Serbest meslek mensuplarının algılanan engeller puanı medyan değeri, beyaz yakalılara göre (p=0.042); beyaz yakalı meslek grubunun tutum ölçeği puanı serbest meslek mensuplarına göre (p=0.009); hane geliri asgari ve altı olan kişilerin algılanan engeller puanı medyan değeri asgari üzeri kazancı olanlara göre(p=0.016) göre daha yüksek bulunmuştur. Opere edilen hastalarının bakımını üstlenmeyen hasta yakınlarının algılanan ciddiyet puanı medyan değeri; bakımı kısmen ve tamamen üstlenen bireylerden daha düşük bulunmuştur (p<0.001). Mide ve kolorektal kanserden opere olan hastanın yakınları arasında algı ve tutum ölçeği puanları kıyaslandığında, kolorektal kanser grubundaki algılanan fayda puanı medyan değeri ve Kanser taramalarına yönelik tutum ölçeği medyan değeri mide kanseri grubundan yüksektir. (p=0.028; p<0.001). Algılanan ciddiyet, duyarlılık, algılanan engeller, harekete geçme ipuçları açısından mide ve kolorektal kanser grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p=0.792; p=0.055; p=0.234; p=0.200). Çalışmamızdaki katılımcıların %84'ü kanser taramaları hakkında bilgi sahibi olmadığını ifade etmiş olup %51,2'si daha öncesinde bir kanser taraması yaptırmıştır. Kolorektal tanısıyla opere olan hasta yakınlarının sadece %36,7'si kolorektal kanser için tarama yaptırmıştır. Taramaya katılma oranları mide kanseri hasta yakınları ve kolorektal kanser hasta yakınları kıyaslandığında meme ve kolorektal (p=0.637; p=0.063) taramaları açısından anlamlı bir fark bulunamamakla beraber kolorektal kanser grubunda serviks kanseri taramasına katılma oranı daha yüksek bulunmuştur (p=0.002). SONUÇ: Ulusal Kanser Tarama Programındaki meme ve serviks kanserinin kadınlarda ve daha erken yaşta uygulanmasının etkilemiş olabileceği şekilde kadın hasta yakınlarda kanser taramalarına yönelik bilgi, algılanan fayda ve tutum düzeyleri erkeklere kıyasla oldukça yüksek bulunmuştur. Evli olmak, eğitim ve gelir seviyesinin yüksek olması, kanser hastasının bakımını üstlenmek bireylerin taramalara yönelik algı ve tutumunu olumlu etkileyen durumlardır. Kolorektal kanser tanısıyla opere olan hastaların yakınlarında taramalara yönelik algılanan fayda ve tutumları mide kanseri grubundan daha olumludur. Meme, kolorektal ve serviks taramasına katılım açısından incelendiğinde kolorektal kanser grubunda sadece serviks kanseri taraması yaptırma durumunda anlamlı bir yükseklik mevcuttur. Kolorektal kanser tanılı hasta yakınlarında serviks kanser taramasının yüksek çıkması bu grubun taramalar hakkında mide kanseri tanılı hasta yakınlarından daha fazla bilgi sahibi olduğunu gösterebilir. Ailesinde kolorektal kanser tanısı olanların bile kanser taramasına yeterli katılım sağlamaması kanser taramalarına yönelik farkındalık ve bilgi düzeyinin artırılması amacıyla daha hedefli ve etkin müdahale stratejilerine ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Mide Kanseri, Kolorektal Kanser, Birinci Derece Akraba, Kanser Tarama, Algı, Tutum
Adana ili merkezinde gürültü kirliliğinin değerlendirilmesi
Gürültü, insanlarda işitme duyusu ve algılamayı olumsuz etkileyen, fizyolojik ve psikolojik dengeyi bozabilen, iş performansım azaltan, çevrenin huzur ve sakinliğini yok ederek niteliğini değiştiren önemli bir çevre kirliliği türüdür. İnsan sağlığını etkileyen boyutu göz önünde bulundurarak, Adana ilimizin çevre sorunlarından biri olan gürültünün, düzeyini ve kaynaklarını saptayıp, kentin gürültü haritasını oluşturmak, insanların toplumsal etkilenme düzeyini ve halkın duyarlılığını tespit ederek, bu konuda onları bilinçlendirmek, gürültü önleyici veya azaltıcı önlemleri belirlemek amacı ile çalışmamızı planladık. Adana ili merkez ilçeleri olan Seyhan ve Yüreğir'de yaptığımız gürültü ölçümleri sonucunda, karayolu trafik gürültüsünün en önemli gürültü kaynağı olduğu, kenti ikiye bölen E-5 karayolundaki 72.3-82.7 dB(A) ile E-5 karayolunun güneyinde kalan Eski Kent Merkezi olarak bilinen bölgede 74.3-81.8 dB(A) arasında değişen gürültü düzeyleri, en yüksek trafik gürültüsünün tespit edildiği noktalardı. İlimizin diğer önemli gürültü kaynaklan durumunda olan havayolu, demiryolu, endüstri gürültü düzeyleri Fleq değerli ölçümlerde sırasıyla 74.6- 98.3 dB(A), 84.9-94.6 dB(A), 65.4-77.4 dB(A) seviyelerinde saptanmış olup bu değerlerin, insan sağlığı için Gürültü Kontrol Yönetmeliği 'nde verilen sınır değerlerin üzerinde olduğu saptanmıştır. Toplumun gürültü bilgisi ve duyarlılığının saptanması amacıyla 837 kişinin katıldığı araştırmanın sonuçlan değerlendirildiğinde; araştırmaya katılanların %65.2'sinin erkek, %34.8'inin kadın, yaş ortalamasının 30.9±0.9 olduğu belirlendi. Araştırmaya katılanların ev halkı sayısı ortalaması 4.26±1.9, çocuk sayısı ortalaması 1.96±0.6 ve çalışan kişi sayısı ortalaması 1.4±0.8 olarak tespit edildi. Araştırmaya katılanların evlerinde gürültüden en fazla (%38.9) hafta sonu etkilendiği, evlerde en önemli gürültü kaynağının (%18.9) oranla elektrik süpürgesi, ev çevresinde (%25.2) oranla trafikteki araçların korna sesleri ve işyerlerinde ise (%28.7) oranla dışarıdan gelen seslerin en fazla gürültü nedeni olduğu saptandı. Araştırmaya katılanların %22.7'sinin uyku problemlerinin olduğu, müstakil evlerde oturanlarda (%24.2), gürültüsüz ortamlarda çalışanlar ve işsiz olanlarla birlikte (%31.3), bir yıldan az (%36.4) süredir çalışanlarda uyku probleminin daha sık görüldüğü saptandı. Araştırmaya katılanların %3 1.7 'sinin aşın ve ani gürültülerden etkilenmediği, aşın ve ani gürültülerden en fazla gürültülü ortamlarda çalışanların (%69.3) etkilendiği, etkilenmenin %28.0 oranla en sık vücudun gerilmesi-kasılması şeklinde olduğu tespit edildi. Sürekli olan gürültülerden etkilenmenin ise en fazla sinirlenme (%39.4) şeklinde olduğu saptandı. Araştırmamızda %57.1 ile en fazla şehir merkezinde gürültüden rahatsızlık duyulduğu ve şehir merkezinde en önemli gürültü kaynağının %90.6 oranla karayolu trafik gürültüsü olduğu belirlendi. İlimizde çarpık kentleşmenin sonucu olarak giderek artan çevre gürültülerinin, düzey ve etkisini azaltmak için; öncelikle çalışmamızda belirtilen yerler olmak üzere potansiyel tüm yerleşim yerlerinde, ilgili tüm birimlerin koordineli bir şekilde çalışması ve basın-yayın kurumlan da kullanılarak toplumun gürültü konusunda bilinçlendirilmesi, gerekli korunma ve önleme yöntemlerinin uygulanması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Çevre, Gürültü, İnsan Sağlığı, Toplum Sağlığı. VI
Doğankent S.E.A. bölgesinde 15 yaş üzeri evli kadınlarda jinekolojik bulguların değerlendirilmesi
Doğankent sağlık eğitim araştırma bölgesinde kuyu sularının fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik incelenmesi
103 8-0 Z E T Doğankent Sağlık Eğitim Araştırma Bölgesindeki 3 köyde, toplam 69 kuyudan suların fiziksel, bakteriyolojik ve kimyasal incelenmesi planlandı ve uygulandı. Araştırmaya alınan kuyuların derinliklerinin ortalaması 32 (±5.48) metre olarak hesaplandı. Araştırma kapsamındaki kuyuların 51'inin (%73.9) 1 hane, 14' ünün (%20.3) 2 hane, 2'sinin (%2.9) 3 hane, 2'sinin (%2.9) 4 ve daha fazla hane tarafından kullanıldığı saptandı. Bir kuyuyu kullanan ortalama hane sayısı: 1.38 (±0.82) olarak saptandı. Araştırmamızda, kuyulardan yararlanan ortalama birey sayısı 8.46 (±5.23) olarak saptandı. Kuyulardan yararlanan birey sayısı arttıkça, ishal hızıda artmaktadadır (p=0.051). Kuyuların bulunduğu 69 haneden %76.4'sinde kuyular tuvalet çukurlarına 15 metreden daha yakındı. Tuvalet çukurlarının, kuyulara uzak ya da yakın olmasının, bakteriyolojik kirlilik bakımından farklılık bulunamadı. Kuyulardan yararlanan bireylerde ortalama günlük svı tüketimi: 34.4 (±9.6) litre olarak saptandı. Su tüketimi azaldıkça ishal görülme hızı arttığı görüldü (p<0.01). Fiziksel açıdan kuyu suları normal olarak değerlendirildi. Rutin kimyasal ölçümlerde; 65 (%94.2) kuyu suyunda nitrit olmadığı, 3 (%4,3) kuyu suyunda eser olduğu, 1 (%1.5) kuyu suyunda pozitif olduğu saptandı. PH, klorür, sertlik açısından kuyu suları normal sınırlarda bulundu. Bakteriyolojik açıdan; 10 (%14.5) kuyu temiz, 59 (%85.5) kuyu kirli olarak bulundu. 69 kuyudan 33 'ünde (%47.8) fekal Eschericia Coli saptandı. Bir yıl içinde, 69 kuyudan alınan 414 bakteriyolojik örneğin; 178'i (X43.0) temiz, 236'sı (%57.0) kirli olarak saptandı. Bu 414 örneğin 54 'ünde (%13.0) bakteri cinsi fekal Eschericia Coli olarak saptandı. 31 (%44.9) kuyudan yararlanan bireyler arasında ishal vakası saptandı. Bunlardan yalnızca biri (%3.2) bakteriyolojik açıdan temizdi. 38 (%55.1) kuyudan yararlanan bireyler arasında ishal saptanmadı. Bu kuyuların ise 9'u (%23.7) bakteriyolojik açıdan temizdi. Son 10 günde olan yağışların, kuyu sularında koliform kirlilik açısından farklılık oluşturmadığı bulundu (p>0.05). Mevsimler arasında koliform kirlilik bakımından farklılık yoktu (p>0.05). Fekal kontaminasyon açısından ise mevsimler arasında fark görüldü (p<0.05). Kirlilik en fazla sonbahar mevsiminde olduğu saptandı.
3-6 yaş çocuklarına uygulanan disiplin yöntemleri
Bu araştırına Adana II Merkezinde yasayan iki farklı sosyo kültürel düzeydeki ailelerin 3-6 yas çocuklarının eğitiminde uyguladıkları disiplin yöntemlerini tanımak ve bu yöntemlerin uygulanmasını etkileyebilecek ailesel, ekonomik, kültürel etmenler araştırmak amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Araştırmaya Sağlık Ocağına başvuran ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına göndermeyen 100 ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına gönderen 100 olmak üzere toplam 200 ebeveyn ile görüşülmüştür. Genel olarak olumsuz disiplin yöntemlerini anneler babalardan daha fazla kullanmaktadır; Dayak atan annelerin yüzdesi $36.3 iken. babaların yüzdesi %25'tir. Yine annelerin %12.5'i, babaların ise %5'i çocuklarını sözle hor görmektedir. Annelerin %21.9'u çocuklarını korkuturken, babaların £75 'i çocuklarını korkutmaktadır. Annelerin çocuklarını küçümseme oranı SKL1.3 iken, babaların %5'tir. Annelerin %11.3'ü çocuklarına beddua ederken, babaların yalnızca %5'i beddua etmektedir. Annelerin %22.5'i çocuklarına küsmeyi bir disiplin yöntemi olarak uygularken, babalarda bu oran %5'tir. Annelerin %13.8'ine karşılık babaların £75" i çocuklarına aldırmaz şekilde davranmakta, tek basına odaya bırakma oranı ise annelerde %13.8. babalarda %7.5'tir. Sözel disiplin yöntemlerinden azarlama, küsüp konuşmama, sevdiği şeyden mahrum etme. konuşarak hatasını kabul ettirme, tek basına odaya bırakma ve gözardı etme genellikle çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına gönderen, eğitim düzeyi yüksek, az çocuklu çocuklar, planlanmış olan, anlaşarak evlenen, kendilerini orta ve üstü ekonomik grupta hisseden aileler tarafından daha çok uygul anmaktadır. Dayak, sevgiyi esirgeme, beddua etme, korkutma yöntemleri de. Sağlık Ocağına başvuran ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına göndermeyen, eğitim düzeyi düşük, çok çocuklu, görücü usulüyle evlenen, çocukları planlanmayan, fakir aileler tarafından daha fazla kullanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocuk. Çocuk Gelişimi, Çocuk istismarı. Çocuk Eğitimi. Disiplin.
Doğankent Solaklı ve Yüzbaşı sağlık ocakları bölgesine gelen mevsimlik tarım işçilerinin 1-6 yaş çocuklarında malnütrisyon prevalansı ve etkileyen faktörler
ÖZET Doğankent, Solaklı ve Yüzbaşı Sağlık ocakları bölgesine gelen mevsimlik tarım işçilerinin, 1-6 yaş arası 204 çocuğu araştırma kapsamına alındı. Ailelerin sosyo-demografik ve ana-çocuk sağlığı durumunu belirlemek amacı ile bir 6orukağıdı uygulandı ve fizik muayene yapıldı. Mevsimlik tarım işçilerinin büyük çoğunluğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinden gelmekte idi. Mevsimlik Tarım İşçilerinin sosyo- demografik durumları Türkiye düzeyine göre çok düşük idi. Annelerin %92 'sinin, babaların % 36 'sının okur-yazarlığı yoktu. Babaların % 4'ü, annelerin % 34'ü Türkçe bilmiyordu. Akraba evliliği yapanların hızı % 44 idi. On yaşından küçük çocukların % 9.3 'ü çalışmaktaydı. Bu çocuklar çalışmak için eğitimlerini yarıda kesmişlerdi. Ailelerden % 43.1'i en az bir çocuğuna okulunu bıraktırarak yanlarında getirmişti. Son iki doğum arasındaki sürenin 12 aydan kısa olduğu gebelikler % 15.7, 24 aydan kısa olanlar % 73.8 olarak elde edildi. Doğumların % 60. 8 'i evde kendi kendine, % 19.6'sı bir sağlık kurumunda yapılmış idi. Ortalama canlı doğum sayısı 6.1, yüz kadında toplam düşük hızı % 71.9 bulundu. Çocuk ölümlerinin %60.3'ü ilk 12 ay içinde olmuştu. Çocuk ölümü nedenleri arasında enfeksiyon hastalıkları ilk sırada yer almakta idi. Anne sütü verme süresi oldukça değişiklik gösteriyordu. % 19.1 sıklığında anne 25 ay ve daha uzun 6üre çocuğunu emziriyordu. Ek besine 7.aydan önce başlayanların sıklığı % 33.4, 12. aydan sonra başlayanların sıklığı ise 28.9 idi. Çocuklarda en sık görülen hastalıklar sorusu ise akut solunum yolu hastalıkları, ishal, kızamık şeklinde yanıtlandı. Fizik muayene sonuçlarına göre ilk on sırada yer alan hastalıklar; 1-insekt bite, 2-piyodermi, 3-rinit, 4- güneş yanığı, 5-isilik, 6-buşon, 7-konj iktivit, 8-otitis media, 9-ishal, 10- tonsillit şeklindedir. Tam aşılı çocuk sıklığı % 44.1, eksik aşılı çocuk sıklığı % 35.3, hiç aşı yapılmamış çocuk sıklığı 16.7 bulundu. Yaşa göre ağırlık bakımından erkek çocukların % 42.7'si, kız çocuklarının % 47.9'u geri, yaşa göre boy bakımından erkeklerin % 39.1'i kız çocukların % 43.6 'sı geri bulundu. Ü6t kol çevresi ölçümlerine göre çocukların % 43.2 'si malnütrisyonlu olarak değerlendirildi. înspeksiyonda çocukların yanlızca % 7.8'i kaşektik görünümde idi. 87
Adana Merkez Çıraklık Eğitimi merkezinde eğitim gören ergenlerin kimliğini oluştururken karşılaştıkları psiko-sosyal sorunların belirlenmesi
öz Araştırma, sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerle çalışmak zorunda kalan çırakların iş ve iş koşullarının çıraklar üzerindeki etkilerini araştırmak üzere yapıldı. Bu araştırmaya Adana Merkez Çıraklık Eğitim Merkezinde (A.M.Ç.E.M.) eğitim gören 1620 çıraktan 615 çırak katıldı (557 erkek, 58 kız çırak). Çırakların psiko-sosyal ve ekonomik durumlarını tesbit etmek amacıyla hazırlanan anket uygulandı. Anket ve Umutsuzluk ölçeğinden elde edilen verilerin yüzdeleri alındı ve tabloları hazırlandı. Araştırmada, erkek çırakların %79.0'u, kız çırakların %87.9'unun aileleri gibi yalnız ilkokulu bitirdikleri görüldü. Çırakların ekonomik durumlarını düzeltmek ve bir meslek edinmek amacıyla çalışmaya başladıkları saptandı. Çırakların genellikle 10-14 yaşları arasında çalışmaya başladıkları çalışmaya başladıkları ve çoğunluğunun son 2 yıldır aynı işyerinde çalıştıkları ve çırakların çoğunluğunun cumartesi günleride çalışmalarına rağmen, asgari ücretin altında, haftalık 400. 000-800. 000T1. ücret aldıkları saptandı. Ayrıca işyerlerinde yemek verilmediği saptandı. Bunun yanısıra çıraklar A.M.Ç.E.M. 'de eğitimleri sonucu ustalık diploması alacakları için mutlular. Ayrıca çıraklar çıraklık eğitiminin yanısıra örgün eğitime devam etmek istemektedirler. Anahtar Sözcükler: Ergen, iş, sağlık, sosyal, ekonomi XI
Adana doğumevi hastanesinde menstrüel regülatör (mr) uygulanan kadınların tanımlayıcı özellikleri
Bu Araştırma Adana Doğumevinde kürtaj olan kadınların kişisel tanımlayıcı doğurganlık özelliklerinden yola çıkarak, aile planlaması konusundaki tutum ve davranışlarını tanımlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma için kürtaj olan toplam 300 kadınla yüz yüze anket tekniği ile görüşüldü. Genel olarak kadınların kürtaj öncesinde etkili bir aile planlaması yöntemiyle korunmadıkları saptandı. Kadınlardan 224 kişi (%74.7) gebe kaldıkları sırada etkin bir aile planlaması yöntemiyle korunmamı s t ir.300 kadının 22'si (%7.3) hiç bir yöntem kullanmazken, 202 'si (%67.3) coitus interraptus ile korunmuşlardır. Etkili yöntemlerden RÎA kullanan 19 kişi (%6.3), kondom kullanan 20 kişi (%6.7), hap kullanan 37 kişi (SSİ2.3) gebe kalmıştır. Kadınların kürtajdan sonra daha etkili aile planlaması yöntemlerini tercih ettikleri saptanmıştır. Kürtajdan önce etkisiz yöntemle korunan 224 kişiden (%74.7) 145 ' i (%64.7) RIA'ya yönelmiştir, özellikle coitus interraptus ile korunan 202 kişiden 134 kişi (%66.3) RIA'yı, 27 kişi (%13.4) tüpligasyonu. 20 kişi '(%9.9) hapı tercih etmektedir. Gebe kaldığı sırada hiç bir yöntemle korunmayan toplam 22 (9o7.3) kadından yalnız 2 kişi (%9.1) bundan sonra yine korunmamayı düşünürken, 3 kişi (%13.6) coitus interraptusa, düğerleri ise etkili yöntemlere geçiş yapacağını belirtmektedir. Anahtar Kelimeler: Düşük, İstemli Düşük, Aile Planlaması, Doğum Kontrolü, Doğurganlık Mensturasyonun Düzenlenmesi (MR)
Barriers to physical activity among pregnant women who attend primary health care centers in babylon governorate, iraq
Background: Primary health care is a term that refers the fundamental structural and operational component of public health care in poor nations. Physical activity is safe for both mother and fetus and is associated with the prevention of excess weight gain and its related conditions. Women are often more receptive to behavioral changes during pregnancy if they believe those changes will positively impact on the growing fetus. Physical activity is vital for improving and maintaining health throughout life, including during pregnancy and It's crucial to understand the perceived barriers to leisure-time physical activity during pregnancy in order to build successful health promotion and prevention prenatal programs. Objective: (1) To identify barriers to physical activity during pregnancy, (2) To identify the association between women's age, the family's socioeconomic status, gestational age, gravidity, parity, abortion, and their barriers to physical activity during pregnancy, and (3) To investigate the differences in women's barriers to physical activity during pregnancy between the groups of the level of education, residency, and pregnancy risk category. Methods: It was a descriptive cross-sectional study. Data was collected from pregnant women who visit the primary health care centers in Babylon Governorate, Iraq. The total sample size was 390. The data was collected over three months beginning on March 1, 2022, and ending on June 1, 2022. After obtaining approval from the Babylonian Health Directorate in the hospitals affiliated with the Babylonian Governorate of Iraq, the samples are taken randomly and through a questionnaire that the pregnant woman answered. the study instrument includes two parts the first part women's sociodemographic sheet and the second part consists of the barriers to physical activity during pregnancy scale (BPAPS) by (Amiri-Farahani et al., 2021) Results: When pregnant women grouped according to level of education, there was significant difference among groups (p<0.05), When pregnant women grouped according to residence, there was not statistical significance (p>0.05) among groups. When pregnant women grouped according to body mass index before pregnancy there was significant difference among groups (p<0.05). When pregnant women grouped according to pregnancy trimesters, there was not statistical significance (p>0.05) among groups. Conclusion : The following conclusions were made based on the study's findings: 1. The Barriers to Physical Activity during the Pregnancy Scale (BPAPS) showed that the Interpersonal Barriers had a higher mean of score. 2. The study results presented no association between the Overall Evaluation of Barriers to Physical Activity during the Pregnancy Scale (BPAPS) and Demographic data (gestational age) 3. The study results showed an association between the Overall Evaluation of Barriers to Physical Activity During Pregnancy Scale (BPAPS) (women's age, Family's socioeconomic status, gravidity, and abortion) Recommendations: Based on the list of conclusions, the study recommends that: 1. A holistic assessment of the barriers to physical activity is required in women during pregnancy. 2. It would be advantageous for future research to evaluate the usefulness of the BPAPS in pregnant women in the overall primary health care centers. 3. Provide an educational package or brochure movie to each patient to increase pregnant women's knowledge of the barriers to physical activity during pregnancy.
Doğankent sağlık ocağı beldesinde yaşayan 0-59 aylık çocuklarda kızamıkçık ve kabakulak seroprevalansı
ÖZET ve ANAHTAR KELİMELERDoğankent Sağlık Ocağı Beldesinde Yaşayan 0-59 Aylık Çocuklarda Kızamıkçıkve Kabakulak SeroprevalansıKızamıkçık ve kabakulak başlıca çocukluk çağı enfeksiyonları olup her ikisininde prognozu çocuklarda iyidir. Kızamıkçığın gebeliğin erken döneminde geçirildiğindekonjenital kızamıkçık sendromuna yol açabilme özelliği hastalığı önemli halegetirirken, kabakulak puberteden sonra geçirildiğinde çeşitli komplikasyonlara nedenolmaktadır.Bu çalışmanın amacı sosyoekonomik düzeyi düşük bireylerin yaşadığıDoğankent Sağlık Ocağı Beldesindeki kızamıkçık ve kabakulak aşıları ile aşılanmamış0-59 aylık çocuklarda kızamıkçık ve kabakulak seroprevalansını belirlemektir. Çalışmakesitsel tipte olup 0-59 aylık 331 çocukta yapılmıştır. Serumlar ELISA ile çalışılmış,verilerin analizinde SPSS ver 10.0, Epi-Info 3.5 paket programları kullanılmıştır.Kızamıkçık seropozitifliği %17.5, kabakulak seropozitifliği %35.3 idi.Kızamıkçık seropozitifliği 48-59 aylık çocuklarda, okul eğitimi almamış ebeveynçocuklarında, hanesinde okula giden kişi olan çocuklarda anlamlı olarak yüksekti(p<0.05). Kabakulak seropozitifliği ise yaş ve cinsiyet dağılımına göre sadece23-35 aylık erkek çocuklarda, babaları sürekli işve/veya gelir sahibi olmayançocuklarda anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Cinsiyet, çocuğun ya da hanedeyaşayanların kızamıkçık ya da kabakulak geçirme öyküsü durumu, hanede yaşayantoplam kişi sayısı, hanede yaşayan 0-6 yaş kişi sayısı, hanede 7-14 yaş kişi olupolmaması ve â¥15 yaş kişi sayısı, çocuğun boy ve kilosu ile kızamıkçık ya da kabakulakseropozitifliği arasında fark yoktu (p>0.05). Asemptomatik enfeksiyon oranı kızamıkçıkiçin %98.3, kabakulak için %83.8 idi.Sonuç olarak, Sağlık Bakanlığı kızamıkçık ve kabakulak aşılarını henüz 2006yılında ulusal aşılama programına sokmuştur. Bu programa göre 1 ve 7 yaşındakiçocuklar kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşısı ile aşılanacaktır. Bizim çalışmamızda0-59 aylık çocuklarda kızamıkçık ve kabakulak seropozitifliği düşük orandadır. 2005yılından önce doğan çocuklar iki doz aşı ile aşılanmalı ve yeni program bu çocuklar içinplanlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Çocuk, kabakulak, kızamıkçık, seroprevalansXI
Solaklı sağlık ocağı bölgesinde evli erkeklerin üreme sağlığı konusundaki bilgi düzeyleri rolleri ve gereksinimlerinin araştırılması
ÖZETSolaklı Sağlık Ocağı Bölgesinde Evli Erkeklerin Üreme Sağlığı KonusundakiBilgi Düzeyleri, Rolleri ve Gereksinimlerinin AraştırılmasıTürkiye'de Üreme Sağlığı (ÜS) ile ilgili konularda ilerleme sağlanabilmesi içinailenin bir bütün olarak ele alınması, ÜS hizmetlerine erkeklerin de katılmasıgerekmektedir. Hizmetlerin planlanması için toplumun tüm kesimlerinden erkeklerinÜS ile ilgili bilgilerine ihtiyaç vardır. Bu araştırma Türkiye'nin kırsal kesimindeki evlierkeklerin ÜS konularındaki, rolleri bilgi ve tutumları ile ilgili ayrıntılı bilgiler eldeetmek amacıyla planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 2006 yılında Adanaili Solaklı beldesindeki sistematik örnekleme ile seçilen 212 evli erkekle yüz yüzegörüşülerek elde edildi.Araştırmadaki erkeklerin, yaş ortalaması, 39.8±12.4 olup, %74.2'si 20-49 yaşgrubundadır. Erkeklerin % 13.2'si öğretim almamıştır, % 42.9'u ilkokul mezunudur.Yüzde %25'i hiç gazete okumamaktadır. Erkeklerin %25.3'ü, eşlerinin ise %51.4'ü ondokuz yaşın altında evlenmiştir. İlk evlilik yaşı ortalaması 21.0 ± 3.9'dur. İlk cinselilişki yaşı ortalaması 18.5± 2.8'dir. Erkeklerin %45.8'i ilk cinsel ilişkisini bir hayatkadını ile yaşamıştır. Yüzde 53.7'si Aile planlaması (AP) yöntemi kullanmakta, %5.7'si ailesinde yöntem kullanıp kullanılmadığını bilmemektedir. Araştırma sırasında enfazla kullanılan yöntemler RIA (%42.1) ve geri çekme (%35.5) yöntemidir. APyöntemi kullanmayanların %16.1'i kullanıma karşı olduğu için, %19.4'ü ise bilgieksikliği nedeniyle AP yöntemi kullanmamıştır. %25.0'i AP'nın günah olduğugörüşündedir. Erkeklerin % 60.8'i AIDS'in sağlıklı insanlarda görülebileceğinibilmektedir. Erkeklerin % 27.8'i cinsel yaşamlarından çok memnunken, %0.5'i hiçmemnun değildir.Araştırma grubunun doğurganlığı yüksek, yanlış ve yetersiz bilgilenmektenkaynaklanan sağlıksız davranışları yaygın, aile planlaması ile ilgili bilgileri yetersiz,doğru bilgilerin tutumları etkilemediği bulundu. Erkeklerde cinsel mitler yaygındır:?sevişme ancak her iki tarafın birlikte orgazm olmasıyla güzeldir?(%94.3), ?Sertleşmişbüyük bir penis iyi sevişmenin anahtarıdır? (%70.2), sık kabul gören mitlerdir.Erkeklerin %85.9'u Cinsel Sağlık Değerlendirme Formundan 21 puanın altında aldı.Araştırma gurubundan elde edilen bulgulara dayanarak, ülkemizde ÜShizmetlerinin toplum sağlığı yönünden ilerleme göstermesine karşın, Solaklı gibi kırsalalanda yüksek doğurganlık ve ÜS konularında bilgi eksikliği varlığını sürdürmektedir.Bu nedenle üreme sağlığı hizmetlerinin, içerik, kapsayıcılık ve ulaşılabilirliğininarttırılması gerekmektedir. Üreme sağlığı içinde AP ve cinsel sağlık dahil olmak üzeremodern bilgilerin verilmesine ve yöntemlerin tanıtılmasına ağırlık verilmelidir.Anahtar sözcükler: Erkek, üreme sağlığı, cinsel mitler, aile planlaması, AIDSIX
Adana ili Solaklı ve karataş Merkez Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 20-64 yaş arası kadınlarda obezite ve ilişkili risk faktörlerinin incelenmesi
Giriş ve AmaçObezite; vücutta biriken yağ dokusunun, kişinin boyu, ağırlığı, cinsiyeti ve ırkı yönünden sağlığına zararlı sonuçlar çıkaracak derecede fazla olmasıdır. Obezite; prevalansı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla artan kronik bir hastalıktır ve ülke ekonomilerine büyük bir mali yük getirmektedir. Bu çalışmanın amacı; Solaklı ve Karataş merkez sağlık ocağı bölgesinde erişkin yaş grubu kadınlarda obezitenin düzeyi ve obeziteye neden olan veya obezitenin neden olduğu risk faktörlerini araştırmak ve obez olarak değerlendirdiğimiz hastalara önerilerde bulunarak insan ve toplum sağlığına katkıda bulunmaktır.Gereç ve YöntemBu araştırma, Karataş ve Solaklı bölgesindeki 20-64 yaş arası gebe olmayan kadınlarda yapılan kesitsel analitik bir çalışmadır. Araştırmamıza dahil olan 20-64 yaş arası kadın nüfusu Solaklı'da 1283, Karataş'ta 3390'dır. Türkiye'de obezite ile ilgili yapılan prevalans çalışmaları dikkate alınarak % 95 güvenilirlik ve % 5 hata payı ile örnekleme 477 kadının alınacağı hesaplandı. Örneklem ev halkı tespit fişlerinden tabakalı rasgele yöntemle seçildi. Obeziteyi değerlendirmek için Beden Kitle İndeksi (BKİ) hesaplandı. Kadınların obezite ile ilişkili olarak, hipertansiyon, diyabet ve hiperlipidemi gibi risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kan glukoz ve lipid düzeyleri ile tansiyonları ölçüldü. Verilerin analizi için SPSS 10.0 ve Epi-Info programları kullanıldı. Ki-kare, t-testi, korelasyon testi ve lojistik regresyon analizi yapıldı.BulgularYaş ortalaması Solaklı'da 36,5±11,6 yıl, Karataş'ta 37,0±11,7 yıl. Yaş ortalaması yönünden her iki grup arasında anlamlı bir fark yoktu (t=0,504, sd=475, p>0,05). Solaklı'daki kadınların % 28,0'ı obez olarak değerlendirilirken, Karataş'ta bu oran % 28,6 olarak bulundu. Toplamda ise bu oran % 28,3 olarak bulundu. Solaklı ve Karataş'ta yaşayan kadınların BKİ ortalamasını istatistiksel olarak karşılaştırdığımızda anlamlı bir fark bulunamadı. (t=0,288, sd=475, p>0,05). Araştırmaya katılan kadınların yaşları ile BKİ arasında olumlu, orta düzeyde çok anlamlı bir ilişki vardı (r=0,369, p=0,000). Evlilik süresi ile BKİ arasında olumlu, orta düzeyde, anlamlı bir korelasyon bulundu. (r=0,486, p=0,000). Gebelik sayısı ile BKİ arasında olumlu, orta düzeyde, anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,360, p=0,000). Beslenme alışkanlıkları ile obeziteyi değerlendirdiğimizde; yoğurt, peynir, kırmızı et, yumurta, makarna, bitkisel ve hayvansal katı yağ, bal-pekmez-reçel, hamur işi-kek-börek tüketimi ile BKİ arasında olumlu, zayıf düzeyde, anlamlı bir korelasyon vardı. Kebap tüketimi ile BKİ arasında olumlu, orta düzeyde, anlamlı bir korelasyon vardı. Ekmek tüketimi ile BKİ arasında olumlu, güçlü düzeyde, anlamlı bir korelasyon vardı. Araştırmaya katılan kadınların % 4,6'sı (22) DM hastası iken, % 0,8'i (4) kadında glukoz intoleransı bulundu. DM olanlarda obezitenin daha fazla görüldüğünü tespit ettik (?2 =18,635, sd=1, p=0,000). Araştırmaya katılan kadınların % 19,7'sinin (94) HT hastası oldukları tespit edildi. Obezite ile HT arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde; HT hastalığı olanlarda obezite görülme sıklığı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. (?2 =52,649, sd=1, p=0,000). Kan lipidleri ile obezite arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde Total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserid arasında aynı yönde anlamlı bir ilişki mevcut iken HDL kolesterol arasında ters yönde anlamlı bir ilişki bulundu.SonuçAraştırmamızda yaş ve gebelik sayısı artıkça obezitenin daha sık görüldüğü, evlilikte geçirilen süre ile obezite arasında anlamlı bir ilişki olduğu, ayrıca diyette ; yoğurt, peynir, kırmızı et, yumurta, makarna, bitkisel ve hayvansal katı yağ, bal-pekmez-reçel, hamur işi-kek-börek kebap, ekmek tüketimi arttıkça obezitenin arttığı bulundu. DM ve HT olanlarda obezitenin daha sık görüldüğü ve obezite ile kan lipid değerlerinin yüksekliği arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. Bu tez çalışmasında da görüldüğü gibi obezite çok önemli bir halk sağlığı sorunudur ve bu sorunu önlemek için koruyucu sağlık politikalarının üretilmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Beden Kitle İndeksi (BKİ), Kadın, Obezite
Adana ili toplumsal destek merkezi kayıt tabanlı 7-15 yaş grubu çalışan çocukların sağlık ve sosyal durumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Çocuk işçiliği, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmada, çocuk işçiliği üzerine etkili olan faktörlerin saptanması, ayrıca çocuk işçilerin sağlık durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Örneklem; 71'i (% 20,0) Adana Toplumsal Destek merkezine kayıtlı çocuklardan, 279'u (% 80,0) bu çocukların arkadaşları, akrabaları ve iş arkadaşlarından olmak üzere 7-15 yaş arası toplam 350 çocuktan oluşmuştur. Çalışmanın veri toplaması Eylül 2007-Aralık 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak çocuk işçiliği, bağımsız değişkenleri olarak; ailenin ve çocuğun sosyodemografik özellikleri, çocukların çalışma hayatlarıyla ilgili özellikler, sosyal aktiviteleri, eğitim süreçleri, fiziksel gelişim ve sağlıkla ilgili özellikleri alınmıştır. Anlamlılık p<0,05 `tir. Analiz için SPSS 11.5 ve Epi-Info programı kullanılmıştır,Bulgular: Çalışmamıza katılan çocukların % 28,6'sı tarım, % 28,6'sı mobilya, % 42,8'i sokak sektöründe çalışmaktadır. % 76,9'u erkek, % 23,1'i kız çocuğudur. Çocukların ailelerin % 37,7'sinin sosyal güvencesi yoktur. Babaların, annelere göre eğitim düzeyi daha yüksektir. Ailelerin % 54,2'sinin göç etme nedeni iş aramaktır. İlk işe başlama yaşı erkek çocuklarda ?5?, kız çocuklarda ?6? yaştır. Çocukların % 61,4'ü ailesine katkı sağlamak amacıyla işe başlamıştır. Çocukların % 48,3'ü istismara uğramıştır. Çocukların %49'4'ü gelirinin hepsini ailesine vermektedir. Çocukların % 61,4'ünün Vücut Kitle İndeksi zayıf grubundadır. Çocukların % 92,6'ünde hastalık saptanmıştır. En sık saptanan hastalıklar; diş çürüğü, cilt hastalıkları, üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır.Sonuç: Çocuk işçiliği alınan önlemlere, uzun süredir verilen mücadeleye rağmen saptanan özellikleriyle aynen devam etmektedir. Çocuk işçiliği ile mücadele etmek konusunda günümüzde de hükümetlere, işçi ve işveren sendikalarına, sivil toplum örgütlerine, işverenlere ve toplumun her kesimine büyük görevler düşmekte, hatta giderek artmaktadır. Çocuk işçiliği konusunda daha radikal çözünler aranmalı ve sektörler arası işbirliği oluşturularak ortak bir duruş ve politik kararlılık sergilenmelidir.Anahtar sözcükler: Çocuk işçiliği, çocuk istismarı, çocuk sağlığıAmaç: Çocuk işçiliği, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmada, çocuk işçiliği üzerine etkili olan faktörlerin saptanması, ayrıca çocuk işçilerin sağlık durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Örneklem; 71'i (% 20,0) Adana Toplumsal Destek merkezine kayıtlı çocuklardan, 279'u (% 80,0) bu çocukların arkadaşları, akrabaları ve iş arkadaşlarından olmak üzere 7-15 yaş arası toplam 350 çocuktan oluşmuştur. Çalışmanın veri toplaması Eylül 2007-Aralık 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak çocuk işçiliği, bağımsız değişkenleri olarak; ailenin ve çocuğun sosyodemografik özellikleri, çocukların çalışma hayatlarıyla ilgili özellikler, sosyal aktiviteleri, eğitim süreçleri, fiziksel gelişim ve sağlıkla ilgili özellikleri alınmıştır. Anlamlılık p<0,05 `tir. Analiz için SPSS 11.5 ve Epi-Info programı kullanılmıştır,Bulgular: Çalışmamıza katılan çocukların % 28,6'sı tarım, % 28,6'sı mobilya, % 42,8'i sokak sektöründe çalışmaktadır. % 76,9'u erkek, % 23,1'i kız çocuğudur. Çocukların ailelerin % 37,7'sinin sosyal güvencesi yoktur. Babaların, annelere göre eğitim düzeyi daha yüksektir. Ailelerin % 54,2'sinin göç etme nedeni iş aramaktır. İlk işe başlama yaşı erkek çocuklarda ?5?, kız çocuklarda ?6? yaştır. Çocukların % 61,4'ü ailesine katkı sağlamak amacıyla işe başlamıştır. Çocukların % 48,3'ü istismara uğramıştır. Çocukların %49'4'ü gelirinin hepsini ailesine vermektedir. Çocukların % 61,4'ünün Vücut Kitle İndeksi zayıf grubundadır. Çocukların % 92,6'ünde hastalık saptanmıştır. En sık saptanan hastalıklar; diş çürüğü, cilt hastalıkları, üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır.Sonuç: Çocuk işçiliği alınan önlemlere, uzun süredir verilen mücadeleye rağmen saptanan özellikleriyle aynen devam etmektedir. Çocuk işçiliği ile mücadele etmek konusunda günümüzde de hükümetlere, işçi ve işveren sendikalarına, sivil toplum örgütlerine, işverenlere ve toplumun her kesimine büyük görevler düşmekte, hatta giderek artmaktadır. Çocuk işçiliği konusunda daha radikal çözünler aranmalı ve sektörler arası işbirliği oluşturularak ortak bir duruş ve politik kararlılık sergilenmelidir.Anahtar sözcükler: Çocuk işçiliği, çocuk istismarı, çocuk sağlığı
Adana ili Yüreğir ilçesi Solaklı Beldesi'nde yaşayanların sağlık, bilgi, tutum ve davranışlarına göçün etkisinin araştırılması
Giriş, AmaçGöç: İnsanların bir ülkeden diğerine ya da bir coğrafi alandan diğerine geçişi, ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işidir ve çağımızın en önemli toplumsal olgulardan biridir. Çalışmamızda; Adana İli Yüreğir İlçesi Solaklı Beldesinde yaşayan insanların sağlık ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarının saptanması, göç etme durumları ve zamanlarına göre sağlık ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarına göçün etkisi olup olmadığının incelemesi ile şu andaki durumun saptanması ve daha sonra yapılacak projelere ışık tutması amaçlanmıştır.Gereç, YöntemBu araştırma Adana İl'i Solaklı Beldesi'nde ve köylerinde yaşayan kişilerde yapılan kesitsel, tanımlayıcı bir çalışmadır. Solaklı beldesi ve köylerinde toplam 1137 hane olduğu saptanmıştır. %95 güven aralığında, %5 hata payı ile örneklem büyüklüğü 287 hane olarak hesaplanmıştır. Anketler 355 hanede yaşayan hane halkı reisi olan erkek/kadın ve/veya onun evli olduğu kişiyle, toplam 684 birey ile yapılmıştır. İstatistiksel analiz Epi- info 6 ve SPSS 11.5 programı kullanılarak yapılmıştır.BulgularAraştırmamıza katılan erkeklerin ortanca yaşı 38, kadınların 34 olduğu görülmektedir. Göç eden erkeklerin evlenme yaş ortalaması 22,5±5,5, kadınlarda 18,1±3,8 olduğu saptanmıştır. Göç eden kadınların %30,3'ünün eşi ile akraba olduğu görülmektedir. Göç etmeyen kadınların evlerinde 4,8 kişinin yaşamakta olduğu görülmektedir. Göç eden kadınlarda okuryazar olmayanların oranı % 54,3, göç eden erkeklerde ilkokul mezunu oranı % 54,4olarak bulunmuştur.Araştırmamıza katılan % 76,6 erkeğin, % 89,3 kadının Solaklıya göç ederek geldikleri saptanmıştır. Erkeklerin en sık (% 44,8) göç etme nedeninin ekonomik nedenler, kadınların ise en sık (% 53,6) göç etme nedeni ailevi nedenlerle gerçekleştirdiği saptanmıştır. Erkeklerin ve kadınların en çok göç ettikleri yerlerin Adıyaman, Diyarbakır, Adana ve Şanlıurfa olduğu öğrenilmiştir.Araştırmamızda kadın başına düşen çocuk sayısı ortalama 4,01±2,5 olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan hamile olmayan kadınların % 58,3'ünün aile planlaması yöntemi kullandığı öğrenilmiştir. Doğum yapmış kadınların % 66,1'inin doğum öncesi bakım aldığı ve en sık sağlık personeline başvuruda bulunduğu öğrenilmiştir. Evde doğum yapanların % 99,1'i göç etmiştirAraştırmaya katılan evlerde 65 yaş ve üstü 69 kişi bulunmaktadır. Bu kişilerin yaş ortalaması 71,3±6,3'dür. Bu yaşlıların %82,7'si kişisel ihtiyaçlarını kendisi karşılamaktadır. % 53,6 yaşlıda en az bir kronik hastalık bulunduğu öğrenilmiştir. % 85,5 yaşlının herhangi bir yere bağımlı olmadan yaşadığı öğrenilmiştir.SonuçSağlığın iyileştirilmesi için yöneticilere, sağlık personeline ve beldede yaşayanlara büyük işler düşmektedir, sektörler arasında ve halk ile işbirliği yapılmalı, sorunları önlemek ve azaltmak için koruyucu sağlık politikaları oluşturulmalıdır.Anahtar Kelimeler: Göç, Sağlık, Koruyucu Hekimlik
Adana ili Yüreğir ilçesi Havutlu beldesindeki özürlülük epidemiyolojisi
Giriş, AmaçÖzürlülük:?Kişinin fizyolojik, psikolojik, anatomik yapı ya da işlevlerindeki geçici yada kalıcı herhangi bir eksiklik yada anormalliktir. Özürlülüklerin bazılarından korunmak ve rehabilitasyon aldıkları taktirde bağımlı olmaları engellenebildiğinden özürlüler üzerine eğilinilmesi önem kazanmaktadır. Ülkemizde özürlü sayısı, özürlülük türü ve nedenleri konusunda yeterli bilimsel veriler mevcut değildir. Özürlülere yardım için alınacak önlemler ve uygulanacak tedavilerde öncelikleri saptamak amacıyla bu tür bilgilere gereksinim vardır. Çalışmamızda Havutlu'daki özürlü kişi sayısını bulmak, bu özürlerin nedenlerini belirlemek, özürlerin doğuştan mı kazanılmış mı olduğunu tespit etmek, özürlülerin rehabilitasyon alıp almadıklarını saptamak ve daha sonra özürlülerle ilgili yapılacak projelere ışık tutması amaçlanmıştır.Gereç, YöntemBu çalışma Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesi içinde özürlülük sıklığını, türlerini ve epidemiyolojik özelliklerini belirlemeyi amaçlayan kesitsel tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesinde yaşayan kişiler oluşturmaktadır. 2008 Haziran Ev Halkı Tespit Fişi (ETF) kayıtlarına göre bölge nüfusu 3926 kişidir. Örnek büyüklüğü % 95 güvenilirlik ve % 2 standart hata payı ile 708 kişi olarak hesaplandı. Bu 708 kişi basit rastgele yöntemle ETF'lerinden seçildi. Araştırma verileri bilgisayar ortamında SPSS 11.5 paket programı kullanılarak değerlendirildi.BulgularAraştırmaya katılanların % 54,5'ini kadınlar, % 45,5'ini erkekler oluşturmaktadır. Araştırılan topluluğun % 23,3'ünün özürlü olduğu saptandı. Araştırmamızda okur yazar olmayan grupta özürlülük sıklığı diğer gruplara göre anlamlı olarak fazla görüldü (x2=116,4, SD=5, p<0,0001). En sık görülen özür türleri sırayla; İç organ (visseral) bozuklukları (% 51,6), iskelet sistemi bozuklukları (% 16,9), psikolojik bozukluklar (% 8,7), göz ve görme ile ilgili bozukluklar (% 7,9), işitme bozuklukları (% 5,1), lisan ve konuşma bozuklukları (% 4,7), entelektüel bozukluklar (% 3,1), şekil görünüm bozuklukları(%2) idi. İç organ (visseral) bozukluklardan ise sırasıyla hipertansiyon (% 42,7), diyabet (%29), kardiyovasküler sistem hastalıkları (% 19,1) ilk üç sırayı oluşturmaktadır. Ebeveynleri arasında akrabalık olanlarda özürlülük, akrabalık olmayanlara göre anlamlı olarak fazlaydı (x2=46,3, SD=1, p<0,0001). Araştırmada saptanan özürlülerin % 13,9'unda özürlerinin doğuştan olduğu,% 86,1'inde sonradan kazanılmış olduğu tespit edildi. Özürlülerin % 87,3'ü özrü ile ilgili rehabilitasyon aldığı, % 12,7'sinin rehabilitasyon almadığı saptandı.SonuçDüşük eğitimli grupta özürlü sıklığının fazla olduğu, bölgede kronik hastalıkların sık görüldüğü ve yine bölgenin önemli bir sorununun da akraba evlilikleri olduğu tespit edildi. Bu çalışma havutlu bölgesinde özürlülere eğitim verilmesine, bütün özürlülerin rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasına, bölge halkının kronik hastalıklar ve akraba evlilikleri konusunda bilinçlendirilmesine gereken önemi işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Özürlülük, Prevelans, Havutlu
Adana ili havutlu bölgesinde 15-49 yaş kadınlardaki depresif belirtilerin sıklığı ve etkileyen faktörler
Amaç: Çalışmamızın amacı Adana ili Havutlu bölgesinde yaşayan 15-49 yaş kadınlarda depresif belirti sıklıklarını, kadınların depresif semptom görülme durumları ile sosyodemografik, sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikleri arasındaki ilişkileri belirlemektir.Gereç Yöntem: Bu çalışma Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesi içinde 15-49 yaş kadınlarda depresif belirti sıklığı ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmış kesitsel tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışma, basit rastgele yöntemi ile 01.06.2010- 30.12.2010 tarihleri arasında ETF'lerden seçilen 403 kadına araştırmacı tarafından yüz yüze, sosyodemografik, sosyoekonomik ve yaşam olaylarını içeren anket formu ve Beck depresyon ölçeği ile uygulandı.Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların %30,3'ü anlamlı depresif belirtiler gösteriyordu. Bu çalışmanın sonuçlarına göre depresif belirtilerin görülmesi ile sosyodemografik, sosyoekonomik, sosyokültürel özellikler ve depresyona ait risk faktörleri arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Depresif belirti göstermede kikare analizinde anlamlı ilişki bulunan değişkenler lojistik regresyon modeli ile incelendiğinde; fiziksel şiddete maruziyet, anne baba baskısı görme, anne baba ilgisizliği, bakmak zorunda olduğu kronik hasta varlığı, medeni durumun dul ve boşanmış olması, eşiyle cinsellik dışı ilişkisinin kötü olması depresif belirti düzeyini arttıran anlamlı bağımsız değişkenler olduğu belirlenmiştir.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre eğitim düzeyinin ve sosyoekonomik düzeyin düşük olması, sosyo kültürel etkinliklere katılımın az olması, aile ve evlilik ilişkilerinin sorunlu olması, kadınlarda depresif belirtilerin artmasına neden olmaktadır.Anahtar Kelimeler: 15-49 yaş kadın, depresif belirtiler, etkili faktörler
Oğuzeli Merkez Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 2014 yılında canlı doğum yapmış annelerin doğum öncesi bakım hizmeti alma durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Oğuzeli ilçe merkezinde ikamet etmekte olan ve 2014 yılında canlı doğum yapmış annelerin; sosyoekonomik özelliklerini, doğum öncesi bakım alıp almadıklarını, aldılarsa aldıkları doğum öncesi bakımın kalitesini ve aldıkları doğum öncesi bakım hizmetinden memnun kalıp kalmadıklarını ortaya koyabilmek ve bunları etkileyen faktörleri belirleyebilmek amaçlandı. Araştırma, Oğuzeli Merkez ASM'ye kayıtlı ve 2014 yılında canlı doğum yapmış olan 260 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan soru kağıdı aracılığıyla toplanan verilerin analizinde ki kare testi ve evren oranı önemlilik testi kullanılmış, p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan 260 annenin hepsi en az bir kez DÖB hizmeti almıştır. 4 ve üstü DÖB hizmeti alan anne sayısı 256 (%98,4)'tür. En çok DÖB hizmeti alınan sağlık kuruluşu 242 (%93,0) ile ASM'dir, bunu 193 (%74,2) ile Özel Hastane takip etmektedir (n=260). Ortalama alınan DÖB hizmeti sayısı 9,04±0,194'tür. Araştırmaya katılan 260 annenin 239'u (%91.9'u) son gebelikleri sırasında en az bir kez Aile Sağlığı Merkezi dışında bir sağlık kurumuna sağlık kontrolü amacıyla başvurduğunu belirtmiştir. En çok belirtilen tercih sebebi "Uzman doktora muayene olma isteği" iken (%52,3) ikinci sırada "Daha iyi ilgilenilmesi" (%26,7) ve üçüncü sırada "Her kontrolde USG yapılması" (%26,3) bulunmaktadır (n=239). Araştırmaya katılan 260 anne arasında DÖB hizmeti alımı sırasında, sırasıyla özel ve kamu kuruluşlarında, kilosu ölçülmeyenlerin oranı %22,3 ve %4,9; tansiyonu ölçülmeyenlerin oranı %15,7 ve %2,4; tam kan sayımı yapılmayanların oranı %17,3 ve %5,3 ve idrar tahlili yapılmayanların oranı %16,2 ve %7,3'tür. Araştırmamızda verilen DÖB hizmetinin sayıca yeterli olmasına rağmen, nitelik açısından eksiklerinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Doğum Öncesi Bakım, Aile Sağlığı Merkezi, Üreme Sağlığı
Gaziantep Çocuk Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran 0-17 yaş grubu zehirlenme vakalarının nedenleri ve etkileyebilecek faktörler yönünden zehirlenme dışı olgularla karşılaştırılması
Çocukluk çağındaki zehirlenmeler dünyada ve ülkemizde sık karşılaşılan, sakatlık ya da ölümle sonuçlanabilen, acil servis ve hastane yatışlarında önemli iş yükü oluşturan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Bu araştırmada çocukluk çağının (0-17 yaş) sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan zehirlenme olaylarının ailenin sosyo-demografik özellikleri ile ilişkisinin ortaya konması ve en sık görülen zehirlenme tiplerinin belirlenmesi, ayrıca zehirlenme dışı nedenlerle acile başvuran kontrol grubuna uygulanan aile değerlendirme ölçeği puanlarının zehirlenme ve zehirlenme dışı kontrol grubunda farklı olup olmadığının ortaya konması amaçlandı. Çalışmaya alınacak kişi sayısı her bir grup için 226 olarak belirlendi. Örneğe ulaşım hızı %95.6 olarak gerçekleşti. Zehirlenme olaylarının %79,6' sının evde meydana geldiği, %52,7' sinin hiçbir şey yapmadan sağlık kuruluşuna başvurduğu, en sık 1-4 saat arasında sağlık kuruluşuna başvurulduğu ( %75), en sık başvurulan sağlık kuruluşunun özel ya da devlet hastanesi olduğu (%90,7), %92,1' inin tek bir madde ile zehirlendiği, bunların büyük çoğunluğunun tedavi amacıyla evde bulunan ilaçlarla olduğu ( %53,7), en sık ağızdan alındığı (%79,2) belirlendi. Kontrol grubu ile kıyaslandığında zehirlenme grubu çocukların anneleri daha az eğitimli (p=0,000), daha çok ev hanımı (p=0,000), babaları daha az eğitimli (p=0,000), toplam kardeş sayısı daha fazla (p=0,000), gelirlerinin daha düşük olduğu tespit edildi (p=0,000). Zehirlenme ve kontrol grubundaki çocukların ailelerinin çocukla ilgileri ölçek yardımı ile incelendiğinde; zehirlenme grubunun ortalama ölçek toplam puanı 2,50 iken kontrol grubunda 2,18 idi (p=0,000). (ortalama puanın 4'e yaklaşması ilgisizlik göstergesidir) Temel çözüm eğitim ve gelir düzeyini artırmak olsa da, kısa vadede bebek-çocuk izlemlerinde sağlık personelince annelerin uyarılması yararlı olacaktır. Anahtar sözcükler: zehirlenme, çocuk, aile, aile ilgi ölçeği