
17
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Akıllı kart verileri kullanılarak toplu ulaşım yolculuk talebinin belirlenmesi ve sefer çizelgeleme optimizasyonu
Ekonomik kaynakları sınırlı olan ülkelerde ilk yatırım maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle toplu ulaşımın büyük bir oranı raylı sistemler yerine lastik tekerlekli toplu ulaşım araçlarıyla sağlanması yoluna başvurulmaktadır. Fakat lastik tekerlekli toplu ulaşım sistemleri, hat planlaması, işletmesi ve revizyonunda büyük esneklikler sağlamasına rağmen, çoğunlukla diğer taşıt trafiğinin içinde işletildiklerinden, performansları mevcut trafik koşullarından doğrudan etkilenmektedir. Trafik koşullarına bağlı olarak gecikmeler özellikle zirve saatlerde artmakta ve sistemin hizmet seviyesi giderek azalmaktadır.Akıllı kartla ücret toplama sistemleri toplu ulaşım işletmecileri tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. İşletmecilerin ana amacı hâsılatı toplamak olarak algılansa da akıllı kart bilgileri binişlerle ilgili çok sayıda ve ayrıntılı veri sağlamaktadır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesiyle kısa ve uzun vadeli stratejiler geliştirmek için oldukça kullanışlı sonuçlar elde edilmektedir.Tez çalışmasının ilk aşamasında, İzmir kent merkezindeki toplu ulaşım olanakları ve yolculuk eğilimleri incelenmiştir. 2012 yılı itibariyle İzmir Büyükşehir sınırları içerisinde hafif raylı sistem, banliyö sistemi, körfez içi vapur hatları, belediye otobüsleri ve minibüsler ile toplu ulaşım hizmeti gerçekleştirilmektedir. Minibüsler dışındaki tüm türler İzmir Büyük Şehir Belediyesi tarafından işletilmektedir.Akıllı kart sistemi verileri incelendiğinde günlük toplam binişlerin %80 inin otobüslerce karşılandığı görülmektedir. Bu verilerin ışığında karayoluna dayalı toplu ulaşım sisteminin ne kadar yaygın olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Akıllı kart sisteminden alınan bilgilerin oluşturulan algoritmalar yardımıyla değerlendirilip kişi-hat-durak-saat bazında yapılan analizler incelenmiştir. Bu sonuçlara göre yüksek yoğunluklu konut alanları ile kent merkezi arasındaki yolculuk talebini karşılayan hatların, diğer toplu ulaşım türleri ile aktarma olanağına sahip olan hatların ve üniversite alanlarına bağlantıyı sağlayan hatların yolcu yoğunluklarının fazla olduğu görülmüştür. Yolcu yoğunluğu olan durakların çoğunda fiziki alan yetersizliği olduğu belirlenmiştir. Özellikle banliyö sistemi ve vapur hatları ile otobüs sistemi arasında bağlantıyı sağlayan aktarma noktalarındaki yolculuk sayısının düşük çıkması da türler arasında entegresyonun yeterince sağlanamadığını göstermektedir.Tez çalışmasının üzerinde durduğu temel problemlerden biri de, gün içerisinde değişen yolcu talebini dikkate alan optimum sefer sıklığının belirlenmesidir. Yapılan çalışmada, İzmir güney-batı bölgesi ile Konak-Halkapınar arasında hizmet veren otobüs hatları örneği üzerinde durulmuştur. Sabah zirve saati içerisinde kent merkezine gidiş yönündeki talebe cevap verecek en uygun otobüs sefer sıklıkları, hafta ortası bir güne ait yolculuk verileri kullanılarak Doğrusal Hedef Programlama (DHP) yöntemi ve ampirik bağıntılar yardımıyla hesaplanmış ve elde edilen sefer sayıları işletmenin yaptığı sefer sayılarıyla karşılaştırılmıştır.
Farklı kaplama türlerinin yüzey doku özelliklerinin incelenmesi
Üstyapılar, esnek ve rijit üstyapılar olmak üzere iki çeşittir. Deney uygulanacak numuneler; rijit kaplamalar için farklı pürüzlendirme yöntemleriyle hazırlanmış, esnek kaplamalar için farklı gradasyonlar ile hazırlanmıştır. Bir yolun en önemli özelliklerinden biri güvenlik ölçütüdür. Yüzey doku özelliklerini ve bu güvenlik ölçütünü belirlemek için makrodoku ve mikrodoku özellikleri incelenmelidir. Bu özellikleri incelemek amacıyla, numuneler üzerinde kum yama, dinamik sürtünme ölçer ve lazerli tarama yöntemi deneyleri uygulanmıştır. Bu deneyler sonucunda ?ortalama profil derinliği?, ?ortalama doku derinliği? ve ?kayma sürtünme katsayıları? bulunup, yüzey özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Bu çalışma kapsamında, 2. bölümde esnek ve rijit üstyapıların özellikleri, imalatı sırasında kullanılan malzemelerin özellikleri ve esnek ve rijit üstyapıların çeşitleri açıklanmıştır.3. Bölümde esnek ve rijit üstyapılarda oluşan bozulma türleri açıklanmış, oluşma nedenleri ve gerekçeleri incelenmiştir.4. Bölümde, deneysel çalışmaların ana teması olan sürtünme kuvveti açıklanmış, kaplamaların yüzey özellikleri ve yüzey pürüzlendirme teknikleri anlatılmıştır.5. Bölümde ise, deneysel çalışmalar için hazırlanan esnek ve rijit kaplama temsili numunelerin üretiminde kullanılan malzemelerin özellikleri, imalat sırasında kullanılan aletler tanıtılmıştır. Ayrıca, yüzey doku özelliklerinin belirlenmesinde kullanılan deney yöntemleri olan, Kum Yama, Dinamik Sürtünme Ölçer (DFT) ve Lazerli Tarama Sistemi uygulama şartları ile açıklanmış ve deney sonuçları verilmiştir.6.Bölümde ise deney sonuçları değerlendirilerek, sonuç ve önerilerde bulunulmuştur.
Otobüslerin sinyalize kavşakların kapasitesine etkilerinin modellenmesi
Trafik akımına ağır araçların da katılmasıyla, akım içerisindeki araçlar arasındaki olumsuz etkileşimler kavşaklarda kapasitenin ve hizmet düzeyinin düşmesi gibi sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle şehir içi trafiğin bir parçası olan otobüslerin diğer araçlar ile olan etkileşimleri bir yana, trafik akımı içerisinde yolcu bindirme ve indirme amacı ile durmaları akım karakteristiklerinin değişmesine sebep olmaktadır. Kavşakların trafik koşullarına uygun şekilde düzenlenmesi ve/veya sinyalizasyon sistemlerinin etkin olarak saptanabilmesi için ağır araç hareketlerinin ve etkilerinin incelenmesi gereği ortaya çıkmaktadır.Bu çalışmada şehir içi sinyalize kavşaklarda ağır araç olarak tanımlanan otobüslerin sinyalize kavşaklar üzerindeki etkisi, eşdeğer otomobil birimi (PCE) ve sinyalize kavşaklara yakın duraklarda otobüsün durması sebebiyle oluşturdukları etki açısından aralık oranı yöntemi (HR) yönünden incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda ağır araç düzeltme faktörü için yeni bir model oluşturulmuş ve aynı zamanda otobüs durak etkisi de iki açıdan değerlendirilmiştir. Bunlar sırası ile HCM yer alan otobüs engelleme düzeltme faktörü ve onun parametresi olan otobüs engelleme süresi olmaktadır. Elde edilen sonuçlar yolcu talebi, durak ve yol genişliğinin de engelleme süresi içersine dahil edilmelerinin gerektiğini göstermiştir.
Ülkemizdeki havalimanlarının yolcu Ve uçak taleplerinin çok yönlü değerlendirilmesi
İlerleyen teknolojik gelişmeler, nüfus artışı, uluslararası anlaşmalar, devlet düzenlemeleri ve küreselleşme, havacılık sektörünün hızlı bir şekilde önem kazanmasını sağlamaktadır. Havacılık sektörünün en güvenli, en hızlı ve en konforlu ulaşım aracı olması nedeniyle, diğer ulaşım türlerinden yolcu çekmektedir. Ayrıca, kıtalararası ulaşım gibi uzun seyahat mesafeleri, hava yoluyla taşınan yolcu sayısı ve yük miktarını hızla arttırmaktadır. Artan yolcu ve yük talebini karşılamak için, havaalanı tesisleri doğru bir şekilde tasarlanmalıdır. Terminal binasını/binalarını, pistleri ve apronları içeren havaalanı tesislerinin tasarımı, hava trafik talebiyle doğrudan ilişkilidir. Bu talep, tahminlerin üretilmesiyle elde edilmektedir. Hava trafik tahmini belirlendiğinde, havaalanı kapasitesiyle karşılaştırılır. Bu şekilde, ek veya yeni tesis inşasına karar verilmektedir.Bu çalışmada, 2001-2010 yıllarına ilişkin Türkiye'deki İzmir Adnan Menderes, Antalya ve Esenboğa Havalimanlarının iç hat yolcu verilerine zaman serisi analizi uygulanmıştır. Analizlerden sonra, gelecek 5 yıl için iç hat yolcu tahminleri yapılmıştır. Sonrasında, yolcu ve uçak verileri, ithalat, ihracat, dış ticaret hacmi, araç sahipliği ve internet abone sayısı gibi sosyoekonomik verilerle karşılaştırılmıştır.
Çok şeritli yollarda sürücü şerit seçim davranışının modellenmesi
Yol yüzey bozuklukları (deformasyonlar) Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde sıkça görülen bir durumdur. Özellikle şehir içi ve şehirlerarası yollar, alt ve üst yapı tasarımındaki eksiklikler ve aşırı ağır araç yüklerinden dolayı çeşitli yol yüzey bozuklukları oluşmaktadır. Bu tür yüzey bozuklukları Türkiye'deki yüksek trafik kaza oluşumunun ana nedenlerinden birisidir. Diğer taraftan deformasyonlar, planlanan işletme takviminden önce yeniden inşaat ya da bakım gerektirmektedir. Sonuç olarakta işletme maliyetinde artışa sebep olmaktadır.Bu çalışma kapsamında, deformasyonlu yollarda araçların şeritler üzerinde yanal yöndeki konumları ve boyuna yönde içinde bulunduğu mevcut trafik akımı içerisindeki hareketi incelenmiştir. Ayrıca çalışmada yol yüzey bozukluklarının sürücülerin, şerit seçim eğilimi ve mevcut akımın hareketi üzerindeki etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Yol bozukluklarının olduğu kesimlerde geriye doğru şok dalgası oluşumunu belirleyebilmek amacıyla kritik hız değerinin hesaplanmasına yönelik yeni bir model önerilmiştir. Elde edilen sonuçlardan deformasyonların büyüklüğünün ve sürücü karakteristiklerinin, araçların deformasyonlu yollardaki hareketini etkileyen en önemli parametreler olduğu görülmüştür. Ayrıca yol bozukluklarının derinlik veya yüksekliğine göre deformasyonlu yolların kapasite değerlerinde dalgalanmalar olduğu ve deformasyon olan kesimlerde kapasitenin önemli miktarda azaldığı saptanmıştır.
Sinyalizasyon sistemlerinden ayrılan araçların takip aralığı dağılımının incelenmesi
Şehiriçi trafiğinde en önemli problem, farklı doğrultudaki yol ağlarının kesişmesi ile oluşan kavşak noktaları ve bu noktalarda trafik akımında oluşan değişikliklerdir. Şehiriçi kavşak noktalarının denetiminde genellikle sinyalizasyon sistemlerinden yararlanılmaktadır. Sinyalizasyon sistemleri hem yaya ve taşıt güvenliğini sağlamak hem de kavşak kapasitesini arttırmak amacıyla oluşturulmaktadır.Tez çalışması kapsamında, sinyalize arterlerde hareket etmekte olan araçlar arasındaki takip aralığı değerlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Takip aralığı değerleri araçların arter üzerindeki konumlarına bağlı olarak farklı noktalar da incelenmiştir. İncelemeler araçlar sinyal-dur çizgisinden ayrıldıktan sonra, sinyal-dur çizgisine varmadan önce ve tam sinyal dur-çizgisinde yapılmıştır. İncelemeler kapsamında araçların arter üzerindeki takip aralığı değerlerinin modellenmesi, serbest ve grup halinde hareket eden araç oranlarının belirlenmesi hedeflenmiştir. İncelemeler sonucunda sinyal noktasına yakın mesafede yerleşik bir denetimsiz kavşak / yanyol bağlantısı olması durumunda kavşak noktasının kapasitesi belirlenebilecektir. Ayrıca çalışma sırasında incelenen kavşaklardan yola çıkarak sinyalizasyon sistemlerinin analizinde kullanılabilecek doygun akım değeri için bir hesap yöntemi ve incelenen kavşakları temsil edebilecek bir doygun akım değerinin hesaplanması hedeflenmiştir.
İzmir (Alsancak) limanı gelecek talep tahmini için bir yöntem önerisi
Dünya ve Türkiye ticari faaliyetlerinde yüklerin denizyolu ile taşınması karayolu ve havayoluna göre güvenli ve ekonomik olduğundan daha çok tercih edilmektedir. Denizyolu taşımacılığının vazgeçilmez unsuru olan limanların planlama ve yapım aşamalarının çok maliyetli olması ve uzun zaman almasından dolayı liman yatırımlarının fizibilitelerinin çok doğru ve gerçekçi metotlarla yapılması gerekmektedir. Yapılacak olan bir yatırıma gelecek yıllarda doğacak taleplerin kestirimleri ise fizibilite raporlarının en önemli kısmıdır. Bu çalışmada Çandarlı Limanı hakkında DLH İnşaatı Genel Müdürlüğünce hazırlatılmış olan üç adet fizibilite raporu özetlenmiş, İzmir(Alsancak) Limanında konteyner ve karışık yük trafik verileri kullanılarak zaman serisi yöntemiyle İzmir (Alsancak) Limanının 2016 yılına kadar gelecek yük trafiği tahmin edilmiştir. Zaman serisi analizinde ise Box-Jenkins tarafından geliştirilen ARIMA yöntemi kullanılmıştır.
Sinyalize kavşaklarda yaya hareketliliğinin ve güvenliğinin irdelenmesi
Bu çalışma, saha çalışmalarında gözlenen yaya davranışları karakteristikleri ile ilgili verileri içerir. Yaya hızları ve yaya gecikmeleri trafik mühendisliği için önemli parametrelerdir. Doğru bir şekilde öngörülen bu parametrelerle daha güvenli ulaştırma planları yapılabilir. Bu nedenle güvenli bir ulaşım sistemi oluşturabilmek için İzmir'deki yaya geçiş hızlarının ve yaya gecikme sürelerinin seçilen sahalarda gözlenmesi gerekmektedir.. İzmir'deki yaya davranışları karakteristikleri ile ilgili bilgi sahibi olmak amacıyla trafik yükünün yoğun olduğu dört şeritli altı adet sinyalize yaya geçidinde gözlemler yapılmıştır. Bu gözlemlerden değişik yaya gruplarına ait yaya geçiş hızları verileri toplanmıştır. Toplanan verilerle ayrıca literatürdeki formüller kullanılarak her bir yaya geçidi için gecikme süreleri de hesaplanmıştır.
Determination of moisture susceptibility characteristics of polymer modified hot-mixed asphalt
By the increase in traffic volume, tire pressure, axle load and changes in environmental conditions cause serious premature failures in pavements such as rutting, fatigue and low temperature cracking as well as moisture induced damage. One of the major causes of premature pavement failure is also the moisture induced damage of asphalt concrete layer. Many variables affect the amount of water damage in asphalt concrete layer such as the type of aggregate, bitumen, mixture design and construction, level of traffic, environment and the additive properties that are introduced to the bitumen, aggregate or bitumen-aggregate mixture.This study is the aimed to determine the effect of additives such as elastomeric (SBS) and plastomeric (EVA) polymer modified bitumen (PMB) on the stripping potential and moisture susceptibility characteristics of hot mix asphalt (HMA) containing different types of aggregate (basalt-limestone aggregate mixture and limestone aggregate). The stripping properties and moisture susceptibility characteristics of the samples have been evaluated by means of captured images and Nicholson Stripping Test (ASTM D 1664) as well as Modified Lottman Test (AASHTO T 283) respectively.The results indicated that both elastomeric (SBS) and plastomeric (EVA) polymer modification increased the resistance of asphalt mixtures to the detrimental effects of water. Moreover, it was found out that samples prepared with EVA PMB exhibits more moisture susceptibility compared to samples prepared with SBS PMB.
İzmir'de otobüs duraklarının etkin kullanımları üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı, sinyalden önce bulunan durakların trafik akımı üzerinde meydana getirdiği etkileri incelemek ve İzmir İli'nin belli güzergahları üzerinde bulunan durakların mevcut durumlarının arazi çalışmaları ile incelenerek çözüm önerileri getirmeye çalışmaktır.Bu nedenle çalışma kapsamında, sinyalden önce bulunan durakların trafik akımı üzerinde meydana getirdiği etkiler irdelenmeye çalışılmıştır. Bunun için Bornova İlçesi Sakarya Caddesi üzerinde yer alan seçilen dört kavşaktan önce yer alan duraklarda kamera ile birer saatlik çekimler yapılmış ve bu çekimler yardımıyla yapılan hesaplamalarla bazı sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Öncelikli olarak Negatif Üssel ve Cowan M3 dağılımının gözlem verilerine uygunluğu irdelenmiştir.Ayrıca, İzmir İli'ndeki otobüs duraklarının etkin ve verimli kullanılabilmesi amacıyla, yurt dışındaki ve ülkemizdeki örnekler incelenmiş, durakların durumlarını tespit etmek amacıyla İzmir'de arazi çalışmaları yapılmıştır. Durakların yerleşimleri, fiziki durumları, ve konumlandırıldığı yerler yapılan arazi çalışmalarında yerinde tespit edilmiş ve fotoğraflarla desteklenmiştir. Yapılan bu çalışmalarda Bornova- Konak güzergahında 7 hat incelenmiştir. Bunlar 62- 63- 165- 168- 114- 214 ve 249 numaralı hatlardır. Bu hatlardaki durakların mevcut durumları irdelenerek, olumlu-olumsuz yönleri ele alınarak, sorunlara çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
Polimer modifiye asfaltların reolojik ve mekanik özelliklerinin belirlenmesinde fluoresan mikroskobi yönteminin kullanımı
Trafik hacmindeki ve dingil yüklerindeki artışlar, yollardan beklenen performansı ve hizmet ömrünü düşürmekte, tekerlek izi oluşumu (kalıcı deformasyon), yorulma ve düşük sıcaklık çatlakları gibi bozulmalar ile suya karşı duyarlılığa sebep olmaktadır. Kaplamanın, öngörülen servis ve konfor düzeyinin sağlanması da, büyük ölçüde sıcak karışımlarda kullanılan bitümlü bağlayıcının özelliklerine bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında, kaplamayı oluşturan malzemelerden biri olan bitümün modifiye edilmesi, yolun performansını arttırmada en sık kullanılan yöntemlerden biri haline gelmiştir.Bu tez çalışması kapsamında bitümün polimer katkılar ile modifikasyonu incelenmiştir. Bu amaçla, elastomer ve plastomer grubuna ait farklı tip polimer katkılar, değişik oranlarda kullanılarak modifiye bitüm örnekleri hazırlanmıştır. Örnekler üzerinde geleneksel bitüm deneyleri uygulanmıştır. Ayrıca, polimer katkıların bitümlü sıcak karışım içindeki performans ve mekanik özelliklerini değerlendirmek amacı ile Marshall Stabilite deneyleri uygulanmıştır.Farklı tip polimer modifiye bitüm katkılarının saf (katkısız) bitümlü bağlayıcı içindeki dağılımı ve kalitesi, trinoküler flüoresan (optik) mikroskop yardımı ile elde edilen görüntüler üzerinden belirlenmiştir. Bitümün modifikasyonu için kullanılan polimer katkı maddelerinin, bitüm içerisindeki davranışının tam olarak bilinmemesi ve bu katkı maddelerinin birçoğunu içeren ortak bir çalışma bulunmaması nedeniyle çalışmada bulunan değerlerin, idarelerin ve yüklenici firmaların kendi ihtiyaçlarına göre hangi polimerin daha yararlı olacağını belirlemelerinde de faydalı olacağı düşünülmektedir.
Yakın mesafeli sinyalize kavşaklarla kontrolsüz kavşak etkileşimleri
Uzun yıllar boyunca trafik mühendisleri, trafik akımlarının karakteristiklerini modellemenin yollarını aramılardır. Bu amaçla kullanılan yöntemlerden birisi, istatistiksel metotlarla, elde edilen verilerin deerlendirilmesidir. Ancak burada karılaılan en önemli sorun, verileri tanımlayan ve kolay uygulanabilir bir daılımın kullanılmasıdır. Cowan M3 daılımı, bu özellikleri büyük oranda karılaması nedeniyle dünyada trafik akımlarının modellenmesinde kullanılmaktadır. Çalımada, Cowan (1975) tarafından gelitirilen ve trafik akımındaki araçlar arasındaki zaman cinsinden aralıkların tanımlanmasında kullanılan Cowan M3 daılımı tanıtılmı ve üç adet sinyalize kavak üzerinde yapılan çalımalar ile uygulanabilirlii incelenmitir. Ayrıca çalıma kapsamında sinyalize kavakların trafik akımı ve yakın mesafede bulunan kontrolsüz kavak kapasitesi üzerindeki etkileri belirlenmeye çalıılmıtır.
İzmir Çevre Yolu'nun Altınyol trafiği üzerindeki etkisinin belirlenmesi
İzmir ulaşımında Karşıyaka ile Konak' ın tek bağlantısı Altınyol' un yadsınamaz etkisi, burada oluşan problemlerin en etkin biçimde çözülmesi gereğini ortaya çıkarmıştır. İzmir Çevre Yolu' nun uygulanma amaçlarından biri de Altınyol üzerindeki yoğun trafiği rahatlatmaktır. Bu çalışmada, 1999, 2004 yılları ve 2007 yılı gözlem verilerinden yola çıkılarak trafik akımının temel karakteristikleri elde edilmiş, Altınyol' daki trafiğin değişimi ve yeni açılan çevre yolunun Altınyol trafiği üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, İzmir Çevre Yolu, sabah ve akşam pik saatlerde trafiği rahatlatmak adına yapılan şerit çalma durumunu ortadan kaldırmış, böylece araçların kendi istikametlerinde, karşıdan gelen herhangi bir araçla etkileşimleri olmadan hareket etmelerini sağlamıştır. Bu bilgi, hız-akım-yoğunluk eğrilerinden elde edilen serbest hız değerlerine dayanmaktadır. Diğer bir taraftan, şerit kullanımında zamanla herhangi bir değişme olmamasına rağmen, çalınmış şeridin taşıdığı fazlalık hacim ortadan kaybolmuştur. Anahtar Kelimeler: İzmir Çevre Yolu, Altınyol, şerit çalma, hız, akım, yoğunluk, şerit kullanımı, fazlalık hacim.
Tekrarlı yükleme altındaki katkılı asfalt betonunun sünme özelliklerinin belirlenmesi
Son 30 yilda,artan trafik yoğunluğu, dingil yükleri ve lastik basınçlarının yanı sıra yetersiz derecede bakam sonucu, klasik asfalt betonuyk inşa edilen yollarda beklenenden daha hızlı bozulmalar görülmektedir. Yollardaki bozulma işaretleri tekerlek izi oluşumu, çatlaklar, yüzeyde malzeme kaybı ve cflalanmachr. Tekrarlı yükleme altındaki bitümlü karışımların kalıcı deformasyonu nedeni ile oluşan tekerlek izi, esnek üstyapıların hizmet ömürlerinin öngörülenden kısa olmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle esnek üstyapı dizaynı sırasında bitümlü karışımların sünme davranışının gözönüne alınması büyük önem taşımaktadır. Tekerlek izi derinliğinin tahmini için, bitümlü karışımların sünme davranışım etkileyen faktörlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin daha iyi anlaşılması gerekmektedir. Tekerlek izi oluşumunun ve çatlakların önlenmesi ya da geciktirilmesi için bağlayıcı olarak modifrye bitüm ya da katkı kullanımı gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu çalışmada karışımın modifikasyonu için kullanılan plastomerlerin katkı oranlarındaki değişimin asfalt betonunun sünme davranışına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bunun için standart bir aşınma tabakası karışımı seçilmiş ve UMATTA Test Ekipmanı kullanılarak bu karışımın tekrarlı yük altında sünme davranışı mcelenmiştir. Bu çalışma kapsamında 75 darbede sıkıştırılmış toplam 30 Marshall numunesi kullanılmış ve bunların 15 'i stabilite ve akma testlerinde, 15 'i de sünme deneylerinde kullanılmıştır. Sünme deneyinde laboratuvarda hazırlanan Marshall numuneleri sabit sıcaklıkta (50 °C) ve sabit yük altında (500 kPa) test edilmiştir.in Katkı oranlan değişen numunelere sabit yük altında, sabit yükleme ve dinlenme zamanlan uyguknmıştır.Agrega ağırlığınca %0.4, %0.5, %0.6 ve %0.7 termoplastik katkı oranlarında, her oran için 3 numune hazırlanmıştır. Aynca hazırlanan 3 katkısız numune ile de elde edilen sonuçların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Katkı oranlarındaki değişimin asfalt betonunun sünme davranışına etkisi, sûnme grafikleri üzerinde yapılan incelemelerle değerlendirilmiştir. 3 'ü katkısız olan 15 numune için de stabüite ve akma deneyleri yapılmış, katkı oranlarındaki değişimin stabüite ve akma değerlerine etkisi incelenmiştir. Çalışma boyunca tek tip katkı kullanılmış, tüm katkılı numuneler plastomer tipi granule polyolefin kullanılarak hazırlanmıştır. Deney sonuçlarının değerlendirilmesinden, katkı kullanımının kalıcı deformasyonlan ortalama %25 azalttığı görülmüştür. Ancak katkı kullanımının esneklik modülü(resilient modulus)'ne olan etkisi hakkında anlamlı bir sonuca varılamamıştır. Polyolefin katkılı asfalt beton numunelerin stabilitesi katkısız numunelere oranla ortalama % 20 daha fazla çıkmıştır.Maksimum stabüite değerlerine %0.6 katkı oranında ulaşılmıştır.
Travel time reliability analysis of three different routes in baghdad city
Transportation is an important aspect of the daily life allowing people to participate in human activities and to obtain basic needs. The rise in population has resulted in an escalation in transportation requirements, leading to an augmented volume of traffic on the roads. Consequently, mobility-related predicaments, such as congestion, have become more prevalent, particularly in city centers where human activities are concentrated. With that sense, transportation networks are to be planned properly to control urban traffic to mitigate mobility problems related to transportation travel time. Travel time reliability refers to the level of assurance and consistency with which travel times can be predicted on a given transportation system. A reliable transportation system offers a certain level of guarantee that one can reach their intended destination within a reasonable timeframe. A transportation system that lacks reliability is susceptible to unforeseen delays, resulting in higher expenses for its users. Travel time reliability is a metric that evaluates the consistency of time taken to traverse a particular link or segment of a road during various hours of the day, quantified in terms of additional time (buffer) that drivers must allocate to compensate for unexpected delays. Travel time reliability is a crucial measure not only for transportation providers but also for passengers who rely on the system for their daily commuting needs. In this study data collection process began when the test vehicle was equipped with GPS (moving vehicle technology) to collect data on specified paths. The Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) program was utilized to analyze GPS field data collected from 50 running trials conducted in both the South and North directions during morning and evening hours. The aim was to assess the impact of increased traffic volume on flow behavior of the vehicles and reliability in three selected routes. In the first case, the average travel time for all links in three paths was obtained from the real time GPS vehicle data. After that traffic volumes on each path were estimated using the BPR equation. Following, a simulation was conducted using the PTV Vissim program to increase traffic volumes by 10% for each iteration up to 10 times, and the average travel times for all increments were calculated. The purpose was to compare the simulation results with the initial and realistic case to determine the traffic structure and reliability after the proposed changes. The results of the buffer time index for three routes (real case), Route1, Route2, and Route3, were obtained as 22%, 12%, and 14%, respectively. In the simulation case, the results for Route1, Route2, and Route3 were obtained as 7%, 8%, and 9%, respectively. These results showed that the reliability got better for Route1 during the peak period, and the best values in real case was for Route2, and in simulation case for Route1. Extra delay in the real case over the free flow travel time was observed on Route1, Route2, and Route3 in terms of the 95th percentile travel time for the real case, which were 52%, 38%, and 41%, respectively. While in the simulation case, the delays increased to 67%, 42%, and 50% for Route1, Route2, and Route3 after the last iteration, respectively.
The properties of reclaimed asphalt used in road construction by rejuvenating agents
Recycling is the inevitable part of many industries. Reserving and effective use of natural resources is a must for today's human being. Recycling in the asphalt industry is one of the most concerned areas and Reclaimed Asphalt Pavement (RAP) is amongst the most recycled materials in the world. Utilization of RAP in new asphalt pavements may lead to severe quality problems mostly due to asphalt aging phenomenon. Within the scope of this study, the use of rejuvenators to improve the properties of RAP has been investigated. Two different kinds of waste oils together with a commercial rejuvenator were used. The rejuvenated bitumen samples were investigated from rheological, morphological and chemical aspects. In addition, mixture testing was also performed to study the effectiveness of used rejuvenators. Experimental studies on bitumen samples mainly included conventional and Dynamic Shear Rheometer (DSR) testing for rheological studies, Atomic Force Microscopy (AFM) imaging for morphological studies and Fourier Transform Infrared Spectroscopy (FTIR) spectra analysis for chemical studies. Mixture testing consisted of Marshall and Indirect Tensile Test (IDT) investigation. The results unveiled that the utilization of rejuvenators can significantly improve the quality of recycled asphalt. Binder and mixture testing showed high consistency and conformity with each other. The results proved that many oily based materials including waste oils can be used as rejuvenating agents. Rejuvenators can significantly restore the properties of aged RAP bitumen and increase the amount of RAP in bituminous mixtures.
Investigation of the moisture susceptibility characteristic of Mugla marble within hot mix asphalt
Due to the increment in commercial developments, new highway networks are being constructed each day. The effect of the raise in axle loads due to developments in technology and the variation in climate conditions caused by global warming, cause the reduction of performance in existing roads, service life, and the deformations in flexible pavement. Nowadays, researchers are making research on alternative sources because of the limited resources used in road construction. In this study, the Marshall Mix Design method for Hot Mix Asphalt mixtures was used to determine the optimum bitumen contents for all mixtures. The resistance against water-induced damage of bituminous mixtures prepared with three different types of aggregates (Limestone, Calcite based marble waste and Peridotite) has been evaluated with the utilization of two different types of bituminous binders (B50/70, B100/150). In this sense, traditional bitumen tests have been applied on B 50/70, and B 100/150 classified virgin (unmodified) binder and aggregate tests have been performed to determine the properties of aggregates (Limestone, Calcite based marble waste and Peridotite). The water-induced damage characteristics of hot mix asphalt (HMA) containing different aggregate types (Limestone, Calcite based marble waste and Peridotite) have also been investigated in this study. For this purpose, the addition of hydrated lime as an anti-stripping agent to the samples prepared with limestone, calcite and peridotite aggregate has been added to evaluate the performance of mixtures on water-induced damage. Stripping and water-induced damage properties of samples were evaluated by Nicholson Stripping Test (ASTM D 1664) and Modified Lottman Test (AASHTO T 283), respectively. Results indicated that the mechanical properties, tensile strength ratio and Marshall parameters of calcite-based marble waste and peridotite aggregate remain within the specification limits. Addition anti-stripping additives significantly increased the indirect tensile strength values and tensile strength ratio of all asphalt mixtures. The utilization of 1.5% hydrated lime in the wet addition method has shown a significant improvement in terms of moisture susceptibility. Calcite based marble waste prepared using hydrated lime additive showed less effect due to aggregate type than bituminous mixtures prepared without using the hydrated lime additive. By taking into consideration all the results, it is thought that waste aggregates can be used as an alternative to limestone aggregate and that waste aggregates will be recycled to the economy.