Muş Alparslan University
Discipline

Department of Social Services

Muş Alparslan University

35

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

35 Theses
Master'sOpen AccessTR

18-29 Yaş arası fiziksel engellilerin yaşadığı psiko-sosyal sorunlar

Engellilik kişinin doğuştan, doğum zamanı yada sonradan kazandığı özürlerden biri veya birkaçıdır. İnsanlar hayatlarının bir döneminde engellilikle karşılaşabilirler. Bu engelli bireyin kendisi veya yakını olabilmektedir. Engellilik fiziksel ve zihinsel olarak ikiye ayrılmaktadır. Fiziksel engellilik çeşitli sebepler sonucunda bedensel işlevselliğinin tamamını yada bir kısmını kullanamayan ve bu nedenle toplumsal hayata uyum sağlamakta sorun yaşayan bireylere denmektedir. Engelli bireyler ister ailede, isterse de toplum içinde bazı psiko-sosyal sorunlar yaşamaktadırlar. Bu sorunlar onların psikolojik sağlık düzeyini ve sosyal hayatını derinden etkilemektedir. Bu nedenlerden dolayı engelli bireylerde içe kapanıklık, iletişim bozukluğu ve kişilerarası ilişki düzeylerinde problemlerin ortaya çıktığını görebiliriz. Engelli bireylerin engellilik durumu her zaman sağlıkla ilişkili değildir. Bireyin bir veya birkaç uzvunun olmaması yani kalıcı engellilik durumunun engelli bireye ve ailesine kabullendirilmesi, bireyin sosyal çevresinin bu durumu kabullenmesi ve uygun davranışlar sergilemesi, toplum tarafından engelli bireyin kabul görmesi ve iletişim esnasında bazı psiko-sosyal sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu amaçla çalışma kapsamında fiziksel engeli bulunan yetişkin bireylerle derinlemesine görüşmeler yapılmış ve psiko-sosyal sorunları detaylı biçimde ele alınmıştır. Çalışma esnasında sosyal hizmet biliminin temel referanslarından yararlanılarak çevresi içinde birey anlayışıyla analiz ve yorumlara yer verilmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve 15 fiziksel engelli bireyle tek seferlik oturumlar oluşturulmuş. Bu oturumlarda yarı yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. Oturumlar ortalama 40-45 dakika sürmüştür. Yapılan araştırma sonucunda fiziksel engelli gençlerin sosyal, psikolojik, ekonomik, erişebilirlik-hizmet, eğitim hayatı, ikili ilişkiler alanında kalıcı sorunlar yaşadığı bulunmuştur. Sonda engelliler, politikacılar, bu alanda çalışanlar için öneriler sunulmuştur.

Bedensel engellilerEngelli kişilerEngellilik+4
Elvin Abdullayev
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Muhtarların sosyal yardım algısının sosyo demografik değişkenler bağlamında incelenmesi

Köylerin ve mahallelerin yönetimsel anlamda sorumlusu olan muhtarlar bulundukları mahalde ikamet edenlerin oylarının çoğunluğunu alarak seçilen, herhangi bir siyasi partinin temsilcisi olmayan ve köy tüzel kişiliğini temsil eden yöneticilerdir. Özellikle mahalli idarelerin ve geleneksel yaşam biçimlerinin devam ettiği kültürlerde muhtarlar görev alanının içerisinde yer alan coğrafyalar için önemli bir yönetim pozisyonudur. Bu sebeple ilgili sosyal alanlarda yapılacak her eylemden direkt olarak sorumlulardır. Muhtarların görev ve sorumluluk alanlarında biri de sosyal yardımlardır. Sosyal yardımlar temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olan kişilere verilen hizmetlerin genel adıdır ve mahalli idareler söz konusu olduğunda sosyal yardımları bireylerle buluşturacak kaynak mekanizmaların en önemli unsuru muhtarlardır. Bu çalışmanın temelinde Sakarya ilinde görev yapmakta olan muhtarlar bulunmakta olup, onların sosyal yardım algısı ölçülerek sosyal yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında muhtarların oynayabileceği rol ortaya konmaya çalışılmıştır. Anket aracılığıyla katılımcılardan konuyla ilgili verilerin toplandığı nicel bir araştırma olan bu çalışma sosyal yardım alanların ve bizzat sosyal yardımların muhtarlar tarafından nasıl değerlendirildiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Yapılan çalışmada muhtarların ekseriyetle Sosyal yardımların kayıt dışı çalışmayı artırdığı, yardım alan kişileri çalışma hayatından uzaklaştırmadığı, yardımların çok çeşitli olmasının da kayıt dışı çalışmaya sevk etmediği, yoksulluğun bir sonraki nesle aktarılmasında sosyal yardım sisteminin de etkisinin olduğu kanaatleri değerlendirilerek sosyal yardım sisteminin planlanması da dâhil her aşamasında paydaşlar belirlenirken mutlaka muhtarlık müessesinin sisteme dâhil edilmesi gerekliliği sonucuna varılmıştır.

Grup odaklı sosyal hizmetHalk-yönetim ilişkileriSosyal hizmet eğitimi+4
Ahmet Öksüzoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Afetlerde krize müdahale: Kahramanmaraş Depremi'nde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının çalışmaları

Bu çalışma 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremde etkilenen 11 il arasında yer alan Kahramanmaraş ilinde deprem sonrası Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın (ASHB) sunduğu hizmetlerin afetlerde krize müdahale kapsamında kapsamlı bir değerlendirmesini sunmaktadır. Araştırma, depremzedeler ve ASHB çalışanları ile yapılan görüşmeler üzerinden elde edilen bulguları içermektedir. Depremzedelerin yaşadıkları ve hizmetlere erişimdeki zorluklar, ASHB çalışanlarının karşılaştığı sorunlar ve öneriler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışma sonucunda, ASHB'nin depremzedelere yönelik sağladığı hizmetlerde barınma, beslenme ve psikososyal destek gibi temel ihtiyaçların öncelikli olduğu belirlenmiştir. Ancak, depremzedelerin birçoğu bu hizmetlerden yeterince faydalanamadığını, bilgilendirme ve erişim konusunda sorunlar yaşadığını ifade etmiştir. Özellikle psikososyal destek hizmetlerine duyulan ihtiyaç vurgulanırken, bu hizmetlere erişimin kolaylaştırılması gerektiği üzerinde durulmuştur. ASHB çalışanları, afet müdahalesi sırasında koordinasyon eksikliği ve personel eğitimindeki yetersizlikler gibi zorluklarla karşılaştıklarını belirtmiştir. Gelecekteki doğal afetlere daha iyi hazırlanmak için personel eğitiminin güçlendirilmesi, psikososyal destek hizmetlerinin genişletilmesi ve kurumlar arası işbirliğinin artırılması önerilmiştir.

Murat Şahin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin flört şiddetine yönelik tutumları: Sakarya Üniversitesi örneği

Şiddet olgusu hem bireylere hem topluma çok ciddi zararlar verebilmekte ve insan hayatını tehdit etmektedir. Her yıl çok sayıda insan şiddet sebebiyle hayatını kaybetmekte, çok ciddi yaralanmalar yaşamakta, psikolojik ve fiziksel olarak hayatını olumsuz yönde değiştiren etkilere maruz kalmaktadır. Şiddet kavramı çok boyutlu ve karmaşık bir kavram olup tanımlanmasıyla ilgili bir takım güçlükler bulunmaktadır. Ayrıca şiddetin pek çok çeşidi bulunmakta ve insan hayatının neredeyse her alanında ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmanın odak noktasını şiddet çeşitlerinden biri olan flört şiddeti oluşturmaktadır. Flört şiddeti kısaca duygusal ilişkilerde partnerlerin birbirlerine uyguladıkları şiddet olup aile içi şiddetten farklı olarak genelde ergenlerde ve üniversite öğrencilerinde sıklıkla görülmektedir. Kimliğin oluşum aşamasında görülmesi sebebiyle insanların yaşamlarını ciddi anlamda etkileyebilmekte ve değiştirebilmektedir. Bu noktada bireylerin şiddete yönelik tutumları son derece önemlidir. Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kalma ve uygulama durumları ile flört şiddetine yönelik tutumlarını tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın evrenini 2017-2018 eğitim öğretim döneminde Sakarya Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Örnekleme 400 öğrenci dâhil edilmiş ve anket uygulaması yapılmıştır. Sonuç olarak flört şiddeti uygulama ve flört şiddetine yönelik tutumların yaşa, cinsiyete ve anne ile babanın eğitim durumlarında göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Flört Şiddeti, Duygusal Şiddet, Fiziksel Şiddet.

Duygusal ilişkiFlörtSakarya+2
Asilay Burcu Ayyıldız
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin siber zorbalık / mağduriyet düzeyleri ve sanal sosyal destek ağları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Dijitalleşmenin hızla şekillendirdiği çağdaş toplumsal yapılar, bireyler arası ilişkileri dönüştürmekte; bu dönüşüm, çevrim içi ortamlarda ortaya çıkan yeni sosyal sorunların, özellikle de siber zorbalık ve siber mağduriyetin, genç yetişkinler arasında daha görünür ve etkili hale gelmesine neden olmaktadır. Bu çalışma, dijitalleşmenin toplumsal yapı üzerindeki etkileri çerçevesinde üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet deneyimleri ile bu süreçte etkili olan sanal sosyal destek ağları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı dönüşüm, çevrim içi ortamları sosyal etkileşim ve güç ilişkilerinin yeni biçimlerinin ortaya çıktığı mecralar hâline getirmiştir. Bu gelişmeler, geleneksel zorbalık olgusunun dijital ortamlarda farklı biçimlerde yeniden üretildiği bir süreci beraberinde getirmiştir. Siber zorbalık, bireyler arası dijital şiddetin sistematik ve tekrarlayan biçimlerini içermekte; bireylerin psikososyal iyi oluşlarını tehdit eden önemli bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma kapsamında siber zorbalık ve mağduriyet, bireylerin çevrim içi ortamlarda maruz kaldıkları düşmanca davranışların sıklığı ve etkileri açısından değerlendirilmiş; bu bağlamda bireylerin sosyal destek algıları ile yaşadıkları mağduriyet düzeyleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Araştırmanın kuramsal temeli Bronfenbrenner'in Ekolojik Sistem Kuramı'na dayandırılmış; bu çerçevede, bireylerin maruz kaldıkları zorbalık ve sağladıkları ya da eksikliğini yaşadıkları destek sistemleri mikrodan makroya uzanan sosyal katmanlarda incelenmiştir. Nicel desende yürütülen bu çalışmada, Antalya ilindeki farklı fakültelerde öğrenim gören 571 üniversite öğrencisinden elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Bulgular, siber zorbalık ve mağduriyetin cinsiyet, internet kullanım süresi ve sosyal medya platformlarının kullanım biçimi gibi değişkenlerle anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yüksek sanal sosyal destek algısının siber mağduriyetin olumsuz etkilerini azalttığı, ancak destek yapılarının işlevsizliği durumunda zorbalık eğilimlerinin güçlenebileceği belirlenmiştir. Bu bağlamda çalışma, siber zorbalık, mağduriyet ve sosyal destek dinamiklerinin çok katmanlı yapısını anlamaya yönelik özgün bir katkı sunmakta; dijital şiddetle mücadelede sosyal hizmet temelli müdahale yaklaşımlarına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Siber Zorbalık, Siber Mağduriyet, Sanal Sosyal Destek, Ekolojik Sistem Kuramı

Damla Gürsoy
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Mevsimlik işçilerde sosyal dışlanmışlık: Adıyaman ili örneği

Sosyal sorun olgusu insanlık tarihinden bu yana sosyal hayatı fazlaca baskı altında tutmuştur. Sosyal sorunlarla birlikte ortaya çıkan sosyal dışlanma durumu, bu kavramın üzerinde hassasiyetle durulmasını zorunlu kılmaktadır. Genel olarak sosyal dışlanma kavramı, toplumun bir parçası olma ve topluma uyum sağlama anlamına gelen sosyal bütünleşmenin tam tersi olarak kullanılmaktadır. Sosyal dışlanma sosyal hayata katılımı engellemekle birlikte, bireylerin toplum tarafından alışılagelmiş üretim metotlarının dışına itilme nedenini de ortaya çıkarmaktadır. Toplumsal hayata uyum sağlayamama ve var olan üretim süreçleri içerisinde yer alamama ise toplumun huzur içeresinde yaşamasını engelleyici ve bir arada yaşama kültürünü zayıflatıcı faktörleri bünyesinde barındırmaktadır. Sosyal dışlanma toplumdaki birçok kesim gibi mevsimlik tarım işçilerinin de günlük yaşamlarında karşılaştığı bir durumdur. Geçici veya mevsimlik tarım işçileri tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu dönemlerde istihdam edilen işgücü grubudur. Özellikle ekim ve hasat zamanlarında Çukurova, Ege, İç Anadolu, Karadeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'nun bazı şehirleri ciddi sayıda mevsimlik işgücü talep eden bölgeler olmuşlardır. Sosyolojinin önemli kavramlarından biri haline gelen ve yaşamın her evresinde ve alanında yaşanabilme olasılığı olan "sosyal dışlanma" bu çalışmanın temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın genel amacı mevsimlik işçilerin sosyal dışlanmışlık durumunun ve buna etki eden faktörlerin Adıyaman ili örnekleminde ele alınıp tanımlanması ve mevsimlik işçilerin demografik/sosyal faktörleri ile sosyal dışlanma arasındaki ilişkinin yönünün ve derecesinin ortaya konulmasıdır. Araştırmada kurulan hipotezlerin sınanması için gereken veriler yapılandırılmış anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Anket formu sosyal dışlanma ölçeği ve mevsimlik işçilere yönelik sosyal/demografik kriterler olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Araştırmanın evrenini Adıyaman ilindeki mevsimlik tarım işçileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise ankete katılan ve yaşları 18-65 arasında olan 548 mevsimlik tarım işçisi meydana getirmektedir. Verilerin analizi sırasında SPSS 23.0 ve AMOS 23.0 paket programlarından yararlanılmıştır. Bu çerçevede öncelikle veri setine Keşfedici Faktör Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi uygulanmıştır. Daha sonra Sosyal/Demografik Değişkenler ile Sosyal Dışlanma Ölçeği'nin alt boyutları arasında anlamlı farklılık olup olmadığını tespit etmek amacıyla kurulan hipotezleri test etmek için parametrik analiz yöntemlerinden Independent t Testi, One Way Anova Testi kullanılmıştır. Ayrıca örnekleme ilişkin frekans analizleri (yüzde, ortalama, standart sapma, vb.) yapılmıştır. Yapılan analizler neticesinde; mekânsal ve ana dil bağlamlarında Sosyal Dışlanma Ölçeği'nin bazı alt boyutlarında istatistiki açıdan anlamlı farklılıklar tespit edilmiş, bulunan sonuçlar istatistiki olarak yorumlanıp sosyal hizmet literatürü ve uygulamaları ile ilişkilendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Mevsimlik Tarım İşçiliği, Sosyal Dışlanma, İşsizlik, Yoksulluk, Sosyal Çalışma

AdıyamanMevsimlik işçilerSosyal dışlanma+2
Malik Atış
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği ile bütünleşme süresince sosyal devlet anlayışının sosyal hizmetler bağlamında karşılaştırılması: Türkiye, Almanya ve İngiltere örneği

İnsanlık tarihinin neredeyse tamamında adı geçen yoksulluk kavramı, insanın günlük temel ihtiyaçlarının tamamı veya önemli bir bölümünü karşılayacak seviyede bir gelir düzeyine sahip olamama durumudur. Özellikle, gıda, barınma, giyim, ısınma gibi temel ihtiyaçlara ulaşmada zorluk yaşamak veya ulaşamamak, yoksulluk durumunu oluşturmaktadır. Yoksulluk sorunu bireyleri ve toplumları sosyo-ekonomik olarak olumsuz yönde etkileyen önemli sorunlardan biridir. Bu kapsamda günümüz anlayışında devlet, sosyal sorun haline gelmiş bu konuyu çözmede öncelikli otorite olup, vatandaşın karşısındaki en önemli muhataptır. Bu nedenle sosyal bir nitelik alan devlet için yardıma muhtaç vatandaşların korunması ve onlara gereken yardımın yapılması artık bir lütuf değil, zorunluluktur. 21. yy. devletlerinin en önemli niteliklerinden olan sosyal devlet, sosyal yaşamın sağlıklı işlemesi için sosyal adaletsizlik, eşitsizlik, yoksulluk, muhtaçlık, işsizlik vb. her türlü sosyal sorunu önlemeye dair kurum ve politikalar geliştiren ve bunları uygulayan devlet türüdür. Sosyal devletin en önemli tezahür etme şekli ise sosyal politikalar ve sosyal hizmetlerdir. Sosyal politikalar, sosyal devletin pratiğe dökülme aracıdır. Sosyal devlet kapsamında incelenen sosyal hizmetler, yardıma muhtaç birey veya gruplara devlet tarafından yapılan nakdi yardımları, malzeme yardımlarını ve her türlü hizmetleri kapsar. Sosyal refahın artırılmasını ve yoksullukla mücadeleyi hedefleyen sosyal hizmetler, değişen koşullara uygun olarak şekillendirilmeli ve ihtiyaç sahiplerini sosyal dışlanmaya yönelik olarak koruyucu tedbirler alarak, onları sosyal yaşama dâhil etmelidir. Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde Türkiye'de sosyal hizmet uygulamalarının Almanya ve İngiltere ile karşılaştırıldığı bu araştırmanın amacı, Türkiye'de sosyal devlet anlayışı, sosyal hizmet uygulamalarının tarihsel gelişimi ve bugünkü uygulamaları ile AB'nin gelişmiş iki ülkesi olan Almanya ve İngiltere'nin sosyal devlet anlayışları, sosyal hizmet uygulamalarının tarihsel gelişimi ve bugünkü uygulamalarını karşılaştırmak, sosyal hizmet bağlamında Türkiye'nin iki ülke arasındaki yerinin analiz edilmesi ve sonuçlarının ortaya konulmasıdır.

AlmanyaAvrupa BirliğiBütünleşme+4
Kadir Aydın
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk izlem merkezlerinde çalışan adli görüşmecilerin iş doyumu ve mesleki tükenmişlik düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı Türkiye'de Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde adli görüşmeci olarak çalışan meslek elemanlarının iş doyumu ve mesleki tükenmişlik düzeylerini incelemek ve bu alanda çalışan meslek elemanlarının tükenmişliğe karşı korunabilmeleri için onların psikososyal yönden iyilik hallerini artırabilmek amacıyla çözüm önerilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Araştırmanın çalışma grubunu; 2022 yılı Aralık ayında Türkiye'nin çeşitli illerinde aktif olarak çalışan 156 adli görüşmeci oluşturmaktadır. Bu çalışma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde tasarlanmış kesitsel bir çalışmadır. Araştırmada demografik bilgileri toplamak amacıyla "Kişisel ve Mesleki Bilgi Formu", iş doyumu düzeylerini belirlemek amacıyla Akkamış (2010) tarafından Türkçeye uyarlanan "Minnesota İş Tatmini Ölçeği", mesleki tükenmişlik düzeylerini ölçmek amacıyla Ergin (1992) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçek puanlarının ve alt boyut puanlarının karşılaştırılmasında, iki grup karşılaştırması için bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Ölçek puanlarının birbirleri ile ilişkisi ise Pearson Korelasyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların iş doyumu ve tükenmişlik düzeyleri arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu, iş tatmini artarken tükenmişlik düzeylerinin azaldığı ya da iş tatmini azalırken tükenmişlik düzeylerinin arttığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cinsel istismar, adli görüşmeci, tükenmişlik, iş doyumu, Çocuk İzlem Merkezi.

Adli görüşmecilerTükenmişlikTükenmişlik düzeyi+3
Cüneyt Özgenel
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet perspektifinden ebeveynlerin yeme içme davranışlarının çocukların obezite olması üzerine etkisi, Yalova ili örneği

Bu araştırmada sosyal hizmet perspektifinden ebeveynlerin yeme içme davranışlarının çocuğun obezite olması üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, tarama türünden betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi Yalova İlinde yaşayan 150 adet 4-15 yaş arası çocuk ve ebeveynlerinden oluşmaktadır.Çocuk ve ebeveynlerin, ebeveynlerin yeme içme davranışlarına ilişkin görüşleri kullanılan anket ile belirlenmiştir. Araştırmanın amacına uygun kullanılan anket iki bölümden oluşturulmuştur. Anketin birinci bölümünde ankete katılan çocukların ve bu çocukların ebeveynlerinin demografik özelliklerine ilişkin sorular yer alırken; anketin ikinci bölümünde ise ebeveynlerin yeme içme davranışlarına ilişkin sorular bulunmaktadır.Araştırmada verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada öncelikle çocukların BKİ değerleri hesaplanmış ve bu BKİ değerlerinin hem çocuk hem ebeveynlerin demografik özelliklerine göre ne şekilde değişiklik gösterdiği yapılan ki-kare(x2) analizi ile belirlenmiştir. ayrıca çocukların BKİ değerlerinin ebeveynlerin yeme içme davranışları ile ilişkisi ki-kare(x2) analizi yapılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre, çocukların obez olma durumu ile cinsiyetleri, baba yaş faktörü, yemek yeme tipi, sabah kahvaltısı yeme durumu, öğle yemeği yeme durumu, akşam yemeği yeme durumu, sabah kahvaltısı yeme saati, akşam yemeği yeme saati, yemek ayırt etme durumu, sebze tüketim sıklığı, meyve tüketim sıklığı, kurubaklagil tüketim sıklığı, kuruyemiş tüketim sıklığı, kırmızı et tüketim sıklığı, beyaz et tüketim sıklığı, süt ürünleri tüketim sıklığı ve lahmacun ve kebap türleri tüketim sıklığı faktörleri arasında anlamlı farklılık olmadığı saptanmıştır. Çocukların obez olma durumları ile çocuğun yaşı, ailedeki birey sayısı, ailenin aylık gelir durumu, anne yaş ve eğitim durumu, baba eğitim durumu, yaşadıkları konut tipi, evde obez birey varlığı durumu, evde sağlık problemlerine göre yemek yapma durumu,günlük öğün adedi, öğün saatlerinin düzensizlik nedeni, öğün arası besin tüketimi, en sık atlanan öğün, öğle yemeği yeme saati, evde en çok tüketilen ve en az tüketilen besin, ekmek/hububat tüketim sıklığı, tatlı tüketim sıklığı, fast-food tüketim sıklığı, hamur işi tüketim sıklığı ve kola tüketim sıklığı faktörleri arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma ile çocukların obez olmalarına ailenin hangi yeme ve içme davranışlarının ne şekilde etkisi olduğu öğrenilip aktarılmaya çalışılmıştır.

AileBeslenme davranışıBeslenme ve yeme bozuklukları+4
Elif Türkmenli
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kentle ilişkileri bağlamında romanlar ve sosyal yardım: Kandıra örneği

Sosyal yardımın tarihi, yoksulluğun tarihi kadar eskidir. Zengin olanın yoksul olana yardım etmesi yeni bir olgu değildir. Sosyal yardım, kavram olarak tek bir referans üzerinde değerlendirilemez. Yardımın metodu ve türü bakımından birçok farklı boyutu bulunmaktadır. Sosyal yardım uygulamalarının günümüzdeki şekli ile ilk örneği, sanayi devriminden sonra 1600'ün başında şekillenmiştir. Türkiye'de ise tek partili dönemden itibaren sosyal yardım uygulamaları görülmektedir. Bu çalışma, üç yıl boyunca katılımcı gözlem metodu ile Kocaeli ili, Kandıra ilçesi, Akdurak mahallesinde yaşayan romanlarla yapılan saha çalışmasından edinilen bilgilerin, yapılan literatür taraması ile harmanlanarak değerlendirmesi şeklinde yapılmıştır. Çalışmada, sosyal yardım alan romanların kentle olan bağları; sosyal dışlanma, yoksulluk kültür, sınıfaltı olma-marjinalleşme, umutsuzluk, bağımlılık, kriminalleşme ve izolasyon kavramları üzerinden irdelenmiştir. Araştırmada yapılan sosyal yardımların, Romanlar üzerinde yardım bağımlılığına yol açtığı hipotezi test edilerek, araştırmacının saha gözlemlerinde ulaştığı sonuçlarla doğrulanmıştır.

Kocaeli-KandıraSosyal hizmetlerSosyal yardım+2
Büşra Aydın
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Okul sosyal hizmeti bağlamında üstün yetenekli öğrencilerin kariyer gelişimlerinde rehberlik hizmetleri (Yalova ili örneği)

Kariyer gelişimi yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Kariyer gelişim kuramları incelendiğinde kariyerin erken çocukluk dönemi deneyimlerinden etkilendiği ve zaman içerisinde şekillenmeye başladığı ifade edilmektedir. Geleceğine yön verme noktasında bu süreçte tüm öğrencilerin desteğe ihtiyaçları vardır. Üstün yetenekli bireyler belli alanlarda ilgi ve yeteneğe sahip olan ve toplumun küçük bir yüzdesini oluşturan bir gruptur. Potansiyellerini geliştirip, değerlendirerek toplumsal hayatın şekillenmesinde, ülkenin gelişimi ve kalkınmasında etkilerinin büyük olabileceği düşünülmektedir. Üstün yetenekli bireylerin gelişim dönemi problemleri, aile ve çevreleri olan ilişkileri, ilgi ve yeteneklerinin farkında olmaları, kendilerini tanımaları, karar verme becerilerinin gelişmesi, meslek seçimi vb. pek çok konuda onlara destek sunacak profesyonel bir hizmete ihtiyaçları bulunmaktadır. Okullarda bu görevi aldıkları eğitim itibari ile gerçekleştirebilecek olanlar rehber öğretmenler olarak görülmektedir. Araştırmada genel tarama modeli kullanılarak Yalova'da resmi ve özel kurumlarda çalışan 84 rehber öğretmene kişisel bilgilerini ve üstün yetenekli öğrencilerle ilgili durumlarını anlamaya yönelik evet-hayır cevabı verilmesi gerekli kapalı uçlu soruların bulunduğu form ve 40 maddelik "Rehber Öğretmen Özel Eğitim Özyeterlik Ölçeği" uygulanmıştır. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde; rehber öğretmenlerin üstün yetenekli öğrencilere verilen eğitimi ve kariyer gelişimi ile ilgili desteği yeterli bulmadıkları, bu alandaki çalışmaların yetersiz olduğunu düşündükleri görülmüştür. Öz yeterlik ölçeği ile ilgili verilerde ise rehber öğretmenlerin genel olarak özyeterlik algıları yüksek olsa da üstün yetenekli öğrencilere sunulacak bireysel bazlı yardımlarla ilgili maddelerde çoğunlukla kararsız kalmaları ya da katılmamaları dikkat çekicidir. Ayrıca rehber öğretmenlerin üstün yetenekli öğrencilerinin olmaması ve konu ile ilgili eğitim almamış olmamaları da bir diğer bulgudur. Araştırmada okul sosyal hizmeti kavramı, okul sosyal hizmet uzmanlarının görevleri, rehber öğretmen ve okul sosyal hizmet uzmanlarının işbirliği, rehber öğretmenlerin görev alanları, iş yükleri üzerinde durulmuş; üstün yetenekli bireylerin özellikleri, eğitimleri, ihtiyaçları ile ilgili bilgilere yer verilmiş; kariyer gelişiminin öneminden söz edilmiştir. Günümüzde okullardaki tüm problemlerle ilgilenmeye çalışan, yıllık planları doğrultusunda faaliyetler yürüten, çevresel ve bireysel krizlere müdahale etmeye çalışan rehber öğretmenlerin iş yüklerinin fazlalığı ve okul içinde işbirliği yapabilecekleri başka bir meslek grubu bulunmamasının onların asıl görevleri içinde yer alan bireysel danışmanlık hizmetleri noktasında yetersizlik yaşamalarına sebep olduğu ifade edilmiş, üstün yeteneklilerin kariyer gelişimlerinde okul sosyal hizmet uzmanlarının etkili olabileceği ifade edilerek, okul sosyal hizmet ihtiyacının gerekliliği ortaya konulmuştur.

KariyerKariyer geliştirmeSosyal hizmet eğitimi+4
Nükhet Ünlü Baştuğ
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Peygamber dönemi sosyal hizmet anlayışı ve uygulamaları

İnsanoğlunun toplumsal yaşamı bir hayat biçimi olarak kabul ettiği ilk günden bugüne maddi-manevi yardım ve muhtaçlık kavramları hep varola gelmiştir. Bu kavramlarla alakalı sosyal faaliyetler kimi zaman iktidarlar eliyle, kimi zamanda bireysel çaba ve gayretler şeklinde gerçekleşmiştir. Tezimizde ele aldığımız Hz. Muhammed, bugün itibariyle 1.5 milyarın üstünde bir insan kitlesinin bağlısı olduğu son ve en ekmel din olan İslâm'ın yeryüzündeki birincil temsilcisi ve önderi, ayı zamanda da şahsiyet ve kişilik bazında örneğidir. Peygamber Efendimiz, altmış üç yıllık ömrünün son on yılını Medine'de geçirmiştir. Medine Site Devleti'ni kurduktan sonraki süreçte toplumda mağduriyet içinde bulunan ve pozitif ayrımcılığa ihtiyacı olan insanlara yönelik birçok faaliyetler gerçekleştirmiştir. Hz. Peygamber, günümüzde sosyal hizmet, manevi sosyal hizmet ve manevi destek kavramlarıyla anlamlandırılmaya çalışılan maddi-manevi her türden desteği o günün şartlarında gerçekleştirmiş, Medine Site Devleti'nde birlikte yaşadığı toplumu örnekliğiyle bu türden yardım faaliyetleri için teşvik etmiştir. Ayrıca kurduğu devletin sahip olduğu bütün maddi imkanları da bir yönetici olarak yardım ve desteğe ihtiyacı olan sınıflara kanalize etmiştir. Tezimizin amacı, Hz. Peygamber döneminde maddi-manevi muhtaçlık içinde bulunan toplumun çeşitli sosyal katmanlarına, Kur'ân-ı Kerîm ve Peygamberimizin örnekliğinde yardım ve destek amaçlı ne türden politikalar gerçekleştirildiğini ortaya koymaktır. Çalışmanın sonucunda ise, Hz. Peygamber'in kurduğu Medine Site Devleti özelinde dünden bugüne gelen, bugünden de yarına devam edecek olan süreçte hem müslümanlara hem de insanlığa sosyal hizmet sahasında örnek bir birey ve devlet yapısı nasıl olmalının, bireysel ve toplumsal bazda sosyal hizmet, yardım ve desteğe ihtiyaç hisseden insanların bu yardımlara ne şekilde ulaşacağının ve konuyla alakalı olarak neler yapılabileceğinin ortaya konulmasına çalışılarak o devir özelinde bir "prototip yapı ve örneklik" ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Hz. MuhammedHz. Muhammed DönemiMüslümanlar+2
Emine Yürük
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Psikososyal yaklaşımla özel eğitime gereksinimi olan çocukların annelerine yönelik bir araştırma

Bu araştırmada, özel eğitime gereksinimi olan çocukların ailelerinin ve özellikle annelerinin yaşadığı sorunların psikososyal açıdan değerlendirilmesi ve Türkiye'de özel eğitim alanında uygulanabilir çözüm modelinin sunulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, araştırmada, özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip annelerin psikolojik dayanıklılık, algıladıkları sosyal destek düzeyleri, gereksinimleri ile annelerin psikolojik iyi olma, sosyal iyi olma ve yaşam doyum düzeyleri karşılaştırılmıştır; annelerinin gereksinim, algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin psikolojik iyi olma ve sosyal iyi olma düzeyleri ile yaşam doyumlarına etkisi incelenmiştir. Araştırma, İstanbul Valiliği'nin izni ile 2016-2017 eğitim ve öğretim yılı bahar döneminde İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı resmi ve özel özel eğitim okul ve kurumlarında gerçekleştirilmiştir. Özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip toplam 402 anne çalışmaya katılmıştır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları; Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı (AGBA), Aile Destek Ölçeği (ADÖ), Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Psikolojik İyi Olma Ölçekleri (PİOÖ-42), Sosyal İyi Olma Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği ile özel eğitime gereksinimi olan çocukların, annelerinin ve ailelerinin sosyo-demografik özellikleri hakkında bilgi edinmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Aile Bilgi Formu'dur. Verilerin analizleri SPSS 24.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan Yaşam Doyumu, Psikolojik İyi Olma, Sosyal İyi Olma, Psikolojik Dayanıklılık, Aile Desteği ve Aile Gereksinimleri Ölçeklerinden elde edilen puanların normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla Kolmogorov-Smirnov testi yapılmıştır; ölçeklerden elde edilen puanların dağılımı normal dağılım göstermediği için istatistik değerlendirme yapmak için nonparametrik testler kullanılmıştır. İki grup arasındaki fark Mann Whitney U testi ile incelenmiştir. İkiden fazla grup durumunda gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal Wallis H testi ile analiz yapılmıştır. Kruskal Wallis H testinde istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edildiğinde bu bulgular arasındaki farkı saptamak için Mann Whitney U testi uygulanmıştır. Yaşam Doyumu, Psikolojik İyi Olma, Sosyal İyi Olma, Psikolojik Dayanıklılık, Aile Desteği ve Aile Gereksinimleri Ölçekleri arasındaki ilişkiler Spearman Korelasyon analizi yapılarak incelenmiştir. Yordamalarla ilgili analizler ise doğrusal regresyon analizi ile incelenmiştir. Ayrıca, tanımlayıcı istatistiksel metotlar ile veriler değerlendirilmiştir; bu kapsamda, verilerin sayı ve yüzde dağılımları incelenmiştir. Bütün bu istatistiksel işlemler Psikolojik İyi Olma Ölçekleri (PİOÖ-42), Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Aile Destek Ölçeği (ADÖ) ve Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı (AGBA) Ölçeklerinin alt ölçeklerinin incelenmesinde de uygulanmıştır. Yürütülen bu araştırmada, psikolojik iyi olma düzeyleri, sosyal iyi olma düzeyleri, psikolojik dayanıklılık düzeyleri, algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek ve aile gereksinim düzeyleri daha düşük olan annelerin yaşam doyum düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal iyi olma düzeyleri, psikolojik dayanıklılık düzeyleri, algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek ve aile gereksinim düzeyleri daha düşük olan annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, psikolojik dayanıklılık düzeyleri, algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek ve aile gereksinim düzeyleri daha düşük olan annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek ve aile gereksinim düzeyleri daha düşük olan annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin daha yüksek olduğu ve algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek olan annelerin aile gereksinim düzeylerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucu, annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %14'ünü ve annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %13'ünü açıkladığı; psikolojik iyi olma düzeylerinin ve sosyal iyi olma düzeylerinin birlikte annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %18'ini açıkladığı belirlenmiştir. Ayrıca, annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %17'sini, annelerin algılanan sosyal destek düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %26'sını ve ailenin gereksinim düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %14'ünü açıkladığı; annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, algılanan sosyal destek düzeylerinin ve aile gereksinim düzeylerinin birlikte annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %31'ini açıkladığı saptanmıştır. Ayrıca, annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin %30'unu, annelerin algılanan sosyal destek düzeylerinin annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin %18'ini ve ailenin gereksinim düzeylerinin annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin %13'ünü açıkladığı; annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, algılanan sosyal destek düzeylerinin ve aile gereksinim düzeylerinin birlikte annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin %35'ini açıkladığı belirlenmiştir. Ayrıca, annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin %18'ini, annelerin algılanan sosyal destek düzeylerinin annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin %19'unu ve ailenin gereksinim düzeylerinin annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin %9'unu açıkladığı; annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, algılanan sosyal destek düzeylerinin ve aile gereksinim düzeylerinin birlikte annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin %35'ini açıkladığı saptanmıştır. Ayrıca, araştırmacı tarafından hazırlanan özel eğitime gereksinimi olan çocukların, annelerinin ve ailelerinin sosyo-demografik özellikleri hakkında bilgi edinmeyi amaçlayan Aile Bilgi Formu analiz edilmiştir. Aile Bilgi Formu'ndan elde edilen bilgilerle annelerin yaşam doyumu, psikolojik iyi olma ve sosyal iyi olma düzeyleri, psikolojik dayanıklılık, algılanan sosyal destek, gereksinim düzeyleri ile Psikolojik İyi Olma, Psikolojik Dayanıklılık, Aile Destek Ölçeği, Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı Alt Ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup olmadığı incelenmiştir. Bu kapsamda, annelerin yaşları, anneler ile eşlerinin eğitim düzeyleri, annelerin çalışıp çalışmadığı, evlilik süreleri, çocuk sayıları, aile gelir düzeyleri, ailenin birlikte yaşadığı babaanne, dede gibi diğer kişilerin olup olmadığı, özel eğitime gereksinimi olan çocuğa bakımda yardımcı birinin olup olmadığı, özel eğitime gereksinimi olan çocuğun doğum yılı, cinsiyeti, tanının konulduğu yaş, çocuğun engel derecesi analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucu, anneler ile eşlerinin eğitim düzeylerinin, aile gelir düzeylerinin, özel eğitime gereksinimi olan çocuğa bakımda yardımcı birinin olup olmamasının öne çıkan özellikler olduğu ve araştırma kapsamında ele alınan ölçeklerle istatistiksel olarak anlamlı ilişkili oldukları görülmüştür. Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı (AGBA) Ölçeğinde annelerin belirttiği önem sırasına göre aile olarak en önemli 5 gereksinimleri analiz edilmiştir; anneler aile olarak 1. gereksinimlerini en çok %14,9 ile "çok daha iyi ve daha fazla eğitim", %13,4 ile "konuşma - dil terapisi eğitiminin verilmesi" ve %9,2 ile "Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde verilen eğitim saatlerinin daha çok olması" şeklinde belirtmişlerdir. Yapılan analizde görülmüştür ki, anneler aile olarak en önemli gereksinimlerinin özel eğitime gereksinimi olan çocuklarının eğitim, sağlık, sosyal, kültürel, sportif ve benzeri ihtiyaçları olarak değerlendirmektedirler. Bununla birlikte anneler kendilerinin ve ailelerinin psikolojik, sosyal, ekonomik gereksinimlerini de belirtmişlerdir. Özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip olmak psikolojik, sosyal, ekonomik ve benzeri çok yönlü ele alınması gereken bir konudur; bu bağlamda hem teorik ve bilimsel alanda hem uygulama alanında multidisipliner ve interdisipliner yaklaşımla konunun biyopsikososyal açıdan bütüncül olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmada Türkiye'de özel eğitime gereksinimi olan çocuklara, ailelerine ve özellikle annelerine yönelik multidisipliner, interdisipliner yaklaşımla ve biyopsikososyal açıdan konuyu bütüncül olarak ele alan öneriler sunulmuştur; bu psikososyal yaklaşım ile güçlendirme yaklaşımı bağlamında özel eğitime gereksinimi olan çocuğu, anneyi, babayı, kardeşleri, ailedeki tüm bireyleri, geniş aile üyelerini ve bir bütün olarak aile sistemini fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik ve benzeri pek çok açıdan ele alarak çok yönlü ve bir bütün olarak değerlendirmek ve desteklemek mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Özel Eğitime Gereksinimi Olan Çocuk ve Anneleri, Yaşam Doyumu, Psikolojik İyi Olma, Sosyal İyi Olma, Psikolojik Dayanıklılık, Aile Desteği, Sosyal Destek, Aile Gereksinimi

Anne davranışıAnnelerPsikososyal değişkenler+5
Sündüs Sema Sancakoğlu
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an kurslarında yetişkinlere yönelik manevi destek hizmetleri

Dini doğru bir şekilde öğrenip yaşama, hayatı anlamlandırma ve manevi değerlerin kazanımına yönelik dinin özüne uygun eğitim öğretimiyle Kur'an kursları yetişkin kadınların doğru ve sağlam bilgi ihtiyacını gideren, öğrencilerin verimlilik ve performanslarını artırabilecekleri düşünce ve davranışlar kazanmalarını sağlayan yaygın bir din eğitimi kurumudur. Bu minvalde Kur'an kurslarının manevi destek hizmetlerinde üstlendiği rollerin neler olduğu konusunun araştırıldığı bu çalışmada; Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kamu kuruluşu olan, Diyanet İşleri Başkanlığı yönetimi altında faaliyet gösteren Kur'an kurslarının yetişkin kadınların bireysel, aile ve toplumsal hayatını kapsayacak din eğitim ve öğretimi manevi destek hizmetleri bağlamında izah edilmeye çalışıldı. İstanbul ili Kayışdağı Merkez Camii Kur'an Kursu, Mimar Sinan Camii Kur'an Kursunu içerecek şekilde yetişkin kadınlarla yapılan mülakat araştırmasında yetişkin kadın öğrencilerin Kur'an kursu aracılığıyla manevi ihtiyaçlarını karşılayabildikleri sonucuna varılmıştır. Kur'an kurslarının yetişkin kadın öğrencilere sağladığı eğitim-öğretim ve mekansal birliktelik sayesinde onların dini, psikolojik ve sosyal problemlerinin çözümünde anlamlı katkılar sunabileceği Kur'an kursu öğreticileri ve yetişkin kadın öğrencilerle yapılan mülakatın sonucunda görülmüştür. Bu anlamda Kur'an kursları daha fonksiyonel hale getirilerek doğasında barındırdığı manevi destek hizmetlerine de ciddi katkılar sağlanacaktır.

DinDin eğitimiDin eğitimi kurumları+6
Fatma Gülden Özden
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hayatı anlamlandırmada kuşaklararası analiz: (Atilla Uras Anadolu Lisesi örneği)

İnsanın doğumuyla başlayan ve bir ömür boyu süren anlam arayışı, öznel bir karaktere sahip olduğundan her insan, diğerlerinden farklı olarak olay, olgu ve nesneleri anlamlandırmaktadır ve yaşam amaçlarını belirlemektedir. Bu bağlamda yapılan çalışma, "hayatın anlam ve amacı nedir?", "hayat nimet midir, zahmet midir?", "hayatı anlamlandırma ve yaşam amaçlarını belirlemede etkili kişi ve kurumlar nelerdir?" vb. sorulara cevap aramaktadır. Hayatı anlamlandırmak ile hayatın içinde var olan anlamı aramak arasındaki farkı da dikkate alarak "Hayatın anlamı, kuşaklararası toplumsal dönüşüm neticesinde değişime uğramaktadır" hipotezini test etmektedir. Araştırma, İstanbul İli Maltepe İlçesi Atilla Uras Anadolu Lisesi örnekleminde değişen yaşam şartlarının etkisiyle çocuklar (527 öğrenci), onların orta kuşak ebeveynleri (258 kişi) ve büyükanne ile dedelerden (79 kişi) oluşan kuşakların hayatı anlamı konusundaki düşüncelerinin tespit ederek karşılıklı analiz etmeyi amaçlamaktadır. Toplam 864 kişiye anket uygulanmış; cinsiyet, öğrencilerin sınıfları, öğrenim durumu, meslek, aylık gelir düzeyi, ikamet yeri bağımsız değişikenleri üzerinden analizler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, genç kuşakların önceki kuşaklara göre daha bireysel bir bakış açısına sahip olduklarını gösterirken yaşlı kuşaklara doğru toplumsal ve dini değerlerin yaşamı daha fazla anlamlandırdığı ve sosyal sorunlara yönelik bir ilginin varlığını orta koymaktadır. Kuşaklar hayatın bir anlamı olduğuna ama bu anlamın insanın kendisi tarafından bulunması gereğine inanmaktadırlar. Kuşakların hayatını anlamlandıran en önemli sosyal kurum ise aile ve yakın çevredir. Onu anne/babalar ve öğrencilerde eğitim ve kültür; dede/ninelerde ise din izlemektedir. Ekonomi, bilim ve teknoloji ise en fazla genç kuşakların hayatını anlamlandırmaktadır. Kuşakların hayatını anlamlandırmada anne/babalar ve öğretmenler toplumsal sorunlar, erdemli davranışlar, dini ve kültürel değerler, zorluklarla mücadele konusunda; akran grupları ise özgürlük, şöhretli bir hayat, bireysellik, maddi beklentiler, ümitsizlik ve karamsarlık gibi duyguların oluşmasında etkilidirler. Zorluklar karşısında aile ve dini değerler en önemli destek mekanizmasını oluştururken; kurumsal destek alma konusunda kadınlar erkelere göre daha isteklidirler. Yaşam amaçlarına ulaşılmasını engelleyen en önemli faktörler ise eğitimin tamamlanamamış olması ve maddi imkansızlıklardır. Anne, baba ve kardeşleriyle sevgi bağının koparılmaması ise kuşakların gelecekle ilgili en önemli beklentisini oluşturmaktadır. Çocuklar/torunlar, orta ve yaşlı kuşakların yaşama sevincini artırırken; soyun devam etmesi, yaşlılık güvencesi olması ve dini gerekçeler yaşlı kuşaklar için çocuk sahibi olma sebebidir. Anne/babalar, topluma yararlı ve erdemli insanlar yetiştirmeyi hedeflerken; genç kuşaklar ise gelecekte aileyi eğlendirmesi, neşelendirmesi ve sevgi vermesi için çocuk sahibi olmak istemektedirler. Dolayısıyla toplumsal yaşam koşullarında meydana gelen değişim ve dönüşümler yaşlı kuşaklardan genç kuşaklara doğru insanların hayata bakışı, yaşam amaç ve hedefleri, zorluklara ve sıkıntılara karşı davranış biçimleri, diğer insanlarla ilişkileri ve gelecekle ilgili beklentileri üzerinde etkili olmaktadır. Bu kapsamda, bulgular hipotezi doğrularken, genç kuşakların yaşamı anlamlandırma ve yaşam amaçlarını belirleme konusunda önceki kuşaklara göre daha bireysel ve kararsız bir yapıda olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla bu durum, sosyal hizmetlere olan ihtiyacı artırmaktadır.

AnlamlandırmaHayatın değeriKuşaklar+4
Sadık Emecen
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal belediyecilik çerçevesinde engelli bireylere sunulan hizmetler: Tepebaşı belediyesi örneği

Bu çalışma, Tepebaşı Belediyesinde yaşayan engelliler ve engelli ailelerine yönelik tanımlayıcı bir çalışmadır. Belediyelerin engelliler için gerçekleştirmekte olduğu uygulamaları kendisine konu alan bu çalışmada, engellilik kavramı, tarihten günümüze değin engelliliğe atfedilen anlam ve değer ile sosyal belediyecilik konularını ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Tepebaşı Belediyesi örneğinde; bir yönüyle engelli bireylere ve engelli bireye sahip ailelere yönelik belediyeler tarafından (ulaşım, sosyal, kültürel, sportif, meslek edinme ve eğitim vb. alanlarda) gerçekleştirilen faaliyetleri incelemek, diğer yönüyle hem vatandaşları hem de engelli bireyleri bilgilendirmektir. Araştırmanın temel problemi, engelli bireyler ile ailelerinin Tepebaşı belediyesi tarafından kendilerine sunulan hizmetlerden ve haklarından yeterince bilgilerinin var olup olmadığıdır. Araştırmada nitel araştırma tekniği kullanılmıştır. Gönüllülük esası ile Tepebaşı Belediyesi sınırları içerisinde yaşayan 35 kişi ile görüşülmüş ve toplamda 20 engelli ve engelli ailesine Tepebaşı Belediyesinin engellilere yönelik sunduğu hizmetlere yönelik dört adet soru yöneltilmiştir. Yapılan görüşmeler sonrasında engelli bireylerin ve ailelerinin, Tepebaşı Belediyesinin engellilere yönelik verdiği hizmetlerden, istihdam olanaklarından haberdar oldukları ve bu hizmetlerden memnun oldukları görülmüştür. Bununla birlikte katılımcıların Tepebaşı Belediyesi tarafından verilen sağlık, spor, kültürel hizmetlerinin sayısının artırılması, ulaşımda yaşadıkları sorunların azaltılması ve hayatı engellilerle paylaşan diğer bireylerin engellilere yönelik farkındalığını artırmaya yönelik çalışmaların yapılmasına yönelik beklentilerin olduğu da anlaşılmıştır.

Toplumcu belediyecilik
Tuğba Yavuz Karagöz
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Belediye meclisi ve il genel meclisi üyelerinin sosyal hizmeti algılama biçimi: Yalova ili örneği

Bu çalışmada "Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi Üyelerinin Sosyal Hizmeti Algılama Biçimi: Yalova İli Örneği" konusu ele alınmış, bu çerçevede sosyal yardım, sosyal hizmet, çocuk, engelli, kadın ve yaşlılara yönelik sosyal hizmetler hakkındaki meclis üyelerinin algısı ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Araştırma yapılırken literatür, konuyla ilgisi olduğuna inanılan ve bu konunun araştırılmasında ve geliştirilmesinde katkı sağlayacağı düşünülen kaynaklar ışığında incelenmiştir. Yapılan bu çalışma da yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiş ve derinlemesine mülakat uygulaması gerçekleştirilmiştir. Çalışma nitel bir araştırmadır. Yüksek lisans düzeyinde yerel yönetimler ve sosyal hizmetle ilgili ilk nitel çalışmalardan birisidir. Çocuk, engelli, kadın, yaşlılar ve diğer risk gruplarına yönelik sosyal hizmet uygulamaları merkezi yönetim tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak bazı sosyal hizmet uygulama alanlarının yerel yönetimlere devri zaman zaman gündeme gelmektedir. Sosyal hizmet çalışmalarının yerel yönetimlere devri halinde yerel yöneticiler ve meclis üyelerinin bu faaliyetlerle ilgili yetkili karar organlarında yer alması kaçınılmazdır. Bu durumda sosyal hizmetlerden yararlanan müracaatçıların (birey-grup ve topluluk düzeyinde) alacakları hizmet süreci bu idari mekanizmadan etkilenecektir. Bu etkinin pozitif veya negatif yönlü gelişmesinin ise yerel yöneticilerin sosyal hizmeti "ne ve nasıl" gördüğüne bağlı olarak etkileneceği düşünülmektedir. Bu araştırmada yerel yöneticilerin ve yerel meclis üyelerinin (İl genel meclisi üyeleri ve Belediye meclisi üyeleri) sosyal hizmet konusu ile ilgili nasıl bir algıya sahip oldukları ortaya konmuş ve meclis üyelerinin sosyal hizmete bakış açıları ortaya çıkartılmıştır. Sosyal hizmet kurumları, diğer kurumlarda olduğu gibi, bir idari yönetim mekanizmasına sahiptir. Bu kuruluşlar sadece bütçe, personel, gelir-gider vb. faaliyetler ile yürütülmez. Sosyal hizmet kuruluşları, öznesi insan olan incinebilir müracaatçı gruplarına hizmet sunmaktadır. Yapılan çalışma sonrası meclis üyelerinin sosyal hizmet kavramı hakkındaki düşüncelerini yardım etme eylemi ile ilişkilendirdikleri ortaya çıkmıştır. Yardım etme/alma eyleminde, yardım alacak birey ve grupların hizmetlerden yararlanmaları / yararlandırılmaları sırasında siyasal faktörlerin sosyal hizmet uygulamalarına etki edebileceği ve klientalizm öngörüsünde bulundukları görülmüştür. Ülke genelindeki hizmet standardının bütünlüğü ile ilgili kaygı taşıdıkları görülmüştür. Meclis üyelerinin bazılarının sosyal hizmetlerin yerel yönetimlere devri halinde faaliyetlerin aynı şekilde devam edebileceğini öngördükleri görülmüştür. Ancak bu devrin yalnızca işletme mantığı çerçevesinde tutumlarını şekillendirdiği anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar üzerinden öneriler sunularak araştırma sonlandırılmıştır.

Belediye meclisiBelediyelerEngellilik+7
Mahmut Sami Köktaş
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

ASDEP görevlilerinin aile sosyal destek programının uygulama sürecine ilişkin değerlendirmeleri ve iş tatminlerinin ölçülmesi

Araştırmanın amacı, Aile ve Sosyal Destek Programı'nda (ASDEP) görevli personelin görev alanı deneyimlerini, ASDEP modeline yönelik yaklaşımlarını incelemek ve iş tatminlerini ölçmektir. Nicel araştırma yöntemi ve genel tarama modeli ile tasarlanan çalışmanın evrenini, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bağlı 81 ilde bulunan Sosyal Hizmet Merkezleri'ndeki 2700 ASDEP personeli oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak görüşme formu ve Minnesota İş Tatmin Ölçeği kullanılmıştır. Veriler google forms aracılığıyla toplanmış ve Türkiye genelinde toplam 687 kişiye ulaşılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 23 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgularda; ASDEP personelinin sahada mesleki sağlık ve güvenlik sorunları yaşadıkları, neredeyse tamamına yakınının kendi görev tanımları dışında görevlendirildikleri, mesleki unvanların dağılımında ciddi farklılıkların olduğu ve bu durumun saha çalışmalarına olumsuz şekilde yansıdığı, hizmet içi eğitim ve süpervizörlük ihtiyaçlarının bulunduğu, fiziki anlamda uygun çalışma ortamlarının bulunmadığı ve bu durumun iş verimlerini düşürdüğü, iş yükü fazlalığı ve çeşitliliği nedeniyle iş tatminlerinin düştüğü ve neredeyse katılımcıların tamamına yakınının yönetimsel sorunlar yaşadıkları, ayrıca ilgili Bakanlıkça kullanılan anket sorularının katılımcılar tarafından yetersiz bulunduğu ve tüm sonuçların modele ilişkin iş tatminini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda; ASDEP kapsamında verilen hizmetler ve uygulanan yöntemler, meslek elemanlarının çalışma koşulları, uygulamaya ilişkin görüşlerinin dikkate alınması ve iş tatminlerinin ölçülmesinin hizmet sağlayıcılarına, politika yapıcılarına, alanda çalışan ya da çalışmayı düşünen meslek elemanlarına öngörü sunması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Devlet bütçesi ile gerçekleştirilen sosyal politikaya dair modellerin ara değerlendirmelerinin yapılması, aksayan yönlerin belirlenmesi, ihtiyaç halinde revizyonlara gidilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının son dönemde önemli bir hizmet aracı haline gelen koruyucu, önleyici ve aynı zamanda sorun çözücü olan ASDEP modelinin yeni teknolojik gelişmeler, personelin görüşleri ve kurumsal bilgi açısından gözden geçirilmesi ve güncellemeler yapılmasının amaç ve hedeflere ulaşmada etkinlik sağlayacağı düşünülmektedir.

AileAile Sosyal Destek ProgramıAile desteği+7
Arif Laçin
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevi çalışanlarının yaşlılara yönelik tutumlarının sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi: İstanbul örneği

Bu araştırma, huzurevi çalışanlarının yaşlılara yönelik tutumlarını sosyo-demografik değişkenler açısından incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma evrenini, Göztepe Semiha Şakir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Maltepe Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve Prof. Dr. Fahrettin Kerim-Nilüfer Gökay Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde çeşitli unvanlarda görev yapan çalışanlar oluşturmuştur (N:348). Araştırmada, örneklem seçimine gidilmeyerek belirtilen huzurevi yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde araştırmanın yapıldığı sürede fiilen görev yapan tüm personele ulaşmak hedeflenmiştir. Araştırmaya, toplam 322 çalışan katılmıştır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak anket formu ve Kogan Yaşlılara Karşı Tutum Ölçeği'nin Türkçe Formu kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan verilerin analizi, SPSS (Statistical Package For Social Science) 23.0 paket programı ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik oran, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, ortalama, cronbach alfa katsayısı, mann-whitney U testi, kruskal-wallis H testi ve One-Sample Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmıştır. Huzurevi çalışanlarının, Kogan Yaşlılara Karşı Tutum Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamasının 97,60; YKTÖ'nden alınan minimum puanın "60", maksimum puanın ise "128" olduğu belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen bu sonuç, huzurevi çalışanlarının yaşlılara karşı olumlu tutuma sahip olduklarını işaret etmektedir. Yaş, yaşlılık kavramının yaptığı çağrışım (şefkat, depresyon, bilgelik, zihinsel azalma ve işe yaramazlık), huzurevinde yaşlılarla çalışmaktan memnuniyet durumu, yaşlı bireyle çalışırken en sık yaşanan sorun (yaşlının fazla beklentileri), görev yapılan unvan, huzurevinde görev yapılan birim, çalışanların kurumdan hizmet alan yaşlılara yönelik davranışını etkileyen etmen (dini faktörler), gelecekte de yaşlılara hizmet veren bir kuruluşta çalışmayı isteme ve evde yaşlı bireyin bakılmasını isteme durumu, ailedeki yaşlı bireyle yüz yüze görüşme sıklığı, ailede bulunan yaşlı birey/bireylerle telefonda görüşme sıklığı ve yaşlıyla sosyal ilişkilerden doyum alma durumu değişkenlerinin, huzurevi çalışanlarının yaşlılara karşı tutumu üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.

HuzurevleriSosyodemografik değişkenlerYaşlı bakım hizmetleri+6
Yücel Tuncer
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal belediyecilik faaliyetleri: Çiftlikköy Belediyesi örneği

Küreselleşme, neoliberal politikaların etkinliği ve kentlerin yükselişine paralel olarak ön plana çıkan yerinden yönetim anlayışı, belediyelere sosyal politika rolleri yüklemektedir. Buna bağlı olarak günümüzde belediyeler temel kentsel hizmetlerin yanında sundukları sosyal yardım ve sosyal hizmetlerle sosyal adaletin sağlanması ve refahın yeniden dağıtımında aktif rol almaktadır. Belediyelerin üstlendiği bu yeni rol "sosyal belediyecilik" olarak adlandırılmaktadır. Türkiye'de 1970'li yıllarda tartışılmaya başlayan "sosyal belediyecilik" kavramı 2000'li yıllardan sonra çıkarılan yasalarla birlikte belediyelerin temel sorumluluk alanına dahil olmuştur. Ancak belediyelerin "sosyal belediyecilik" rolleri, kentin dinamikleri, yöneticilerin tutumu, halkın talepleri ve belediye olanaklarına bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışmada yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik uygulamaları Çiftlikköy Belediyesi örneğinden hareketle ortaya konulmuştur. Çalışma Giriş ve Sonuç ve Öneriler başlıkları hariç üç bölüm içermektedir. Çalışmanın "Giriş" kısmında çalışmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve hipotezleri ele alınmıştır. Çalışmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi oluşturulduğu ilk bölümde, yerel yönetim, sosyal politika, sosyal belediyecilik, sosyal yardım ve sosyal hizmet kavramları tartışılmış; yerel yönetimlerin sosyal politikadaki yeri incelenmiştir. İkinci bölümde Türkiye'de sosyal belediyeciliğin durumu tartışılmıştır. Bu başlıkta Türkiye'de yerel yönetimin tarihsel gelişim süreci ve sosyal belediyeciliğin yasal çerçevesi tartışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise araştırmanın bulgu ve yorumlarına yer verilmiştir. Çalışmada Belge incelemesi ve var olan istatistiklerden yararlanma metoduna başvurulmuştur. Araştırma kapsamında belediyenin resmî sitesi, faaliyet raporları, proje raporları ve dergileri incelenmiştir. Araştırmada şu bulgulara ulaşılmıştır: Çiftlikköy Belediyesi'nin sosyal yardım uygulamaları ayni yardımlarla sınırlıdır. Sosyal hizmet uygulamaları, halkın tamamına hitap eden, sosyal, kültürel ve sanatsal faaliyetlere yoğunlaşmaktadır. Dezavantajlı grupların korunmasına yönelik sosyal hizmet uygulamaları ise yetersizdir.

Belediye hizmetleriBelediyelerSosyal yardım+2
İsmail Duran
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hükümlü ve tutukluların cezaevi psiko-sosyal servisine bakışı: Eski hükümlü ve tutuklular üzerine bir anket çalışması

Özgürlüğü kısıtlama biçimlerinden olan hapis sistemi, varoluşu sorgulanmamış, ancak şekli, yöntemi ve infaz süresi bakımından yüzyıllar boyunca pek çok değişim geçirmiştir. İlk uygarlıklardan günümüze kadar uygulanmış ancak 16.yy'a kadar temel ceza olması fikri güdülmemiştir. Hapsetmek yerine bedene eziyet veren veya mal ile alınan kefaretler, yerini 16.yy'da hapsetmenin temel ceza olması fikrine bırakmıştır. Hapis cezasının ölüm ve işkence yerine kişiye yaşam hakkı veren bir yöntem olması ve aynı zamanda varlığının savunulması, Aydınlanma Çağı düşünürlerinin ve reformistlerin çabalarıyla belli bir düzeye gelmiştir. Bu dönemde kişinin yaşam hakkı gibi akıl, ruh ve beden sağlığının da muhafaza edilmesi en temel haklardan sayılarak, ilk cezaevi sistemlerinde eksik bırakılan ıslah kavramı öne çıkmıştır. Cezaevleri, suçlu bireyi toplumdan tecrit ederek toplumu korumayı, aynı zamanda bireyi içeride ıslah ve rehabilite ederek suçu önlemeyi hedef almalıdır. Söz konusu rehabilite günümüzde Cezaevi Psiko-sosyal Birimi ve Eğitim Birimine düşen bir görevdir. Bu çalışmada Cezaevi Psiko-sosyal Birim faaliyetlerine eğilinilmiş ve mahkûmun cezaevi şartlarında ihtiyaç duyduğu sosyal desteği ne ölçüde karşıladığı, cezaevlerinde bu servisin ne derece faal ve görünür olduğu araştırılmıştır. Yapılan alan araştırması sonucunda bireylerin cezaevi psiko-sosyal servis birimi ile etkileşimlerinin kısıtlı bir boyutta olduğu ve bu birim ile yapılan görüşmeleri faydalı bulmadıkları anlaşılmıştır.

Ceza infaz kurumlarıHükümlülerPsikososyal destek+3
Zeynep Şüheda Gülerce
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cezaevinde annesiyle kalan çocukların gelişim sürecine cezaevi koşullarının etkisi ve sosyal hizmet yaklaşımları

İnsanlık tarihinden bugüne kadar toplumda birçok dezavantajlı grup oluşmuş; bunlar içinde zayıf halka çocuklar olmuştur. Çocuklar, bakıma ve korunmaya muhtaç olduklarından istismara en açık grup olma özelliğindedir. Bu çalışmamız, cezaevlerinde anneleriyle beraber kalmak zorunda olan ve annelerinden fazla mağduriyet yaşayan çocukları ele almaktadır. Cezaevi koşullarının çocukların gelişim dönemine etkileri üzerinde araştırma yapılmıştır. Çocuk gelişiminde ilk 6 yaş çok önemlidir. Bazı uzmanlara göre ise 3 yaşına kadar çocuklar annelerinden ayrı kalmamalıdır. Bu durumda; cezaevine giren bir çocuk, annesinden ayrı kalmamakta; ancak gelişimin en önemli yıllarını da cezaevinin kötü koşullarında geçirmektedir. Araştırmada değişik suçlardan cezaevinde bir süre kalmış 25 anne ve 5 hamile toplam 30 katılımcı bulunmaktadır. Cezaevinde çocukları ile kalan annelere cezaevi koşulları ve bu koşulların çocukları etkileme durumlarını tespit etmek amacıyla anket uygulanmıştır. Annelerin verdikleri cevaplar Excel programında tablo ve grafik haline getirilip betimsel analizlerle yorumlanmıştır. Ayrıca araştırmacı, 18 ay boyunca kurumda bu durumu doğal gözlem yoluyla da incelemiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara bakıldığında, cezaevinde anneleri ile kalan çocukların gelişim unsurlarından birçoğu eksik kalmaktadır. Kurumların fiziksel şartlarından dolayı çocuklar ciddi zorluklar çekmektedir. Örneğin; orda büyümek zorunda olan çocuklar, yerlerde halının yasak olmasından dolayı, yerde emekleyemedikleri için yürümeye geç başlamaktadır. Diğer yandan, bu çocuklar bilişsel olarak erken olgunlaşmaktadır. Bunun nedeni, erken yaşta çok fazla uyaranla ve çevreyle etkileşimde olmaları gösterilebilir. Özellikle erkek çocuklarının konuşmaya dışarıdaki yaşıtlarına oranla daha hızlı başlaması yaşadıkları ortamda sürekli diyalog halinde olmalarının etkili olabileceğini düşündürmektedir. Araştırmaya katılan annelerin, çocuklarının yaşıtları gibi anne ve babaları ile parka gidememesi, oyun oynayamaması, kardeşleri ile vakit geçirememesi en çok özlem duyduğu konular arasında olmuştur. Ayrıca, anneler için çocukları bir moral kaynağı olmakla beraber, çocuklarını bu ortamda büyütmek zorunda olmaları da ayrıca vicdan azabı duymalarına ve suçluluk hissetmelerine neden olmuştur. Bu bulgulardan hareketle, cezaevlerinin günümüzdeki ıslah ve rehabilite edici fonksiyonları, anneler için daha önemli bir hal almaktadır. Cezaevinde anneleri ile kalan çocukların dezavantajlı oldukları konular avantajlı olduğu konulardan çok daha fazladır. Kanun koruyucular çocukların yüksek yararını gözetecek yasalarla çocukların korunmasına yönelik çalışmalar yapmalıdır. İnfazın ertelenmesi ya da çocuklu olan mahkûmların tutulduğu farklı bir cezaevi modeli inşa edilmelidir. Cezaevindeki sosyal servis elemanlarının sosyal hizmetin mesleki rol ve kimliğini kullanarak özellikle güçlendirme yaklaşımını kullanarak bu süreci anne ve çocukların en az hasarla atlatması için çalışmalar yapılmalıdır.

Ceza infaz kurumlarıHükümlülerSosyal hizmetler+5
Süreyya Mavi
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kültüre duyarlı sosyal hizmet bağlamında Türkiye'de koruyucu aile modeli: İstanbul ve Bingöl örneği

Bu çalışmada Türkiye'de koruyucu aile sayısının azlığında kültürel nedenler ön planda bulunabilmektedir. Bu araştırma koruyucu ailelerin koruyucu aile olma ve bunu devam ettirme süreçlerinde kültürün etkisini keşfetme ve betimleme amacı gütmektedir. Kültür bir toplumun nesil boyu devam eden maddi ve manevi değerler bütünüdür. Yani kültür, insanların bireysel ailevi ve toplumsal hayatları üzerinde doğrudan etkilidir. Çalışmamızda bu durumu göz önünde bulundurarak ailelerin kültüre duyarlı sosyal hizmet bağlamında Türkiye'de koruyucu aile modeli üzerinde durulmuştur. Bu modelin ortaya çıkmasında tarihsel ve küresel bazı olaya ve olgular neden olmuştur ve olmaktadır. Bu tarihsel ve küresel olay ve olgularla birlikte dezavantajlı gruplardan olan korunma ihtiyacı çocuklar ön plana çıkmıştır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar daha çok savaşlar, göçler ve sanayi devrimi sonrası kentleşmeden ortaya çıkmıştır. Bu sorunlara karşı devletler kurumsallaşmaya gidilmiştir. Ancak kurumların bazı dezavantajları eleştiri konusu olmuştur. Bundan dolay düşünürler özellikle 20. yüzyıl düşünürleri modernite kurumsallık, etiketleme konuları üzerinde çalışmalar yapmış ve bu konuyla ilgili eleştirel bakış açıları geliştirmiştir. Kurum bakımında kalan/kalmış çocukların topluma bakış ve beklentileri, gelişimleri, eğitim ilgileri ve kendine yetebilmeleri konusunda bazı koruyucu ve önleyici modeller geliştirilmiştir. Son yıllarda Türkiye'de devlet korunma ihtiyacı olan çocukları koruyucu ve önleyici sorumluluğu konusunda Batı'da olduğu gibi koruyucu aile ve evlatlık modelleri yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Bu çalışma, koruyucu ve önleyici hizmet modellerinden olan alile odaklı modelinin gerekliliği ve kültür boyutunu ele alarak bu alandaki eksikliğin giderilmesi hedeflenmiştir. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'deki koruyucu aile uygulaması hala istenilen seviyede gelişmemiştir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülen kampanyalara rağmen koruyucu ailelere duyulan ihtiyaç devam ettiği görülmüştür. Bu konuyla ilgili çok boyutlu araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu tespit edilmiştir. Koruyucu aile sayısının azlığında kültürel nedenler ön planda olduğu görülmüştür. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizde koruyucu aile uygulaması hala istenilen seviyede gelişmemesine neden olduğu; inanç, gelenek-görenekler, değerler, toplumsal bilinçsizlik ve duyarsızlık, tutucu bir kültürümüzün olması, reklam ve tanıtım eksikliği, koruyucu ailelerin biyolojik aileleri çocukla görüşmeme isteği ve çocuğun geri alma korkusu üzerinde durulmuştur. Araştırmanın teorik kısmında kültür kavramının tanımı, kültürün işlevleri ve unsurlarına değinilmiştir. Sosyal hizmet tanımı ve amaçlarına yer verilmiştir. Kültüre duyarlılık ve sosyal hizmet ilişkisi ele alınmıştır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar ve koruyucu modeli üzerinde durulmuştur. Bu bölümde korunma ihtiyacı olan çocuk kavramı, Türkiye'de korunma ihtiyacı olan çocuklara sunulan hizmetler, evlat edinme, koruyucu aile koruyucu ailenin tanımı ve amacı, dünyada koruyucu aile modeli, Osmanlı'da koruyucu aile modeli Türkiye'de koruyucu aile hizmeti uygulamasının tarihçesi, günümüzde Türkiye'de uygulanan koruyucu aile hizmeti uygulaması üzerinde literatür taraması yapılmıştır. Çalışma alanı, koruyucu aile yönetmeliğe göre koruyucu aile olan kişilerden oluşmaktadır. Araştırmada bilgi elde etmek için, nitel yöntem ile mülakat, gözlem teknikleri kullanılmıştır. Bu amaçla koruyucu ailelerle sınırlı kalmış 15 kişi ve araştırmacının deneyim ve gözlemleri ile yaşadıkları sorunların nedenleri üzerine bölgesel ve kültürel şartlar göz önünde bulundurarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Koruyucu ailelerin koruyucu aile modelini SHM, koruyucu aile birimi, kurum ve kuruluşlardan arkadaş/çevre, tanıtım programları, STK'lar, medya, internet ve televizyondan öğrendikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Koruyucu aileler koruyucu aileliği seçmenin kaynağını daha önceden yuvadan kalma, biyolojik çocuğa sahip olamama, sosyal sorumluluk bilinci ve evlat edinmek için başvurdukları tespit edilmiştir. Yine başka bir sonuç ailelerle çocuk eşleşmesinde sahip olduğu dini değerler ve gelenek-göreneklerin etkili olduğu görülmüştür. Koruyucu ailelerin tamamına yakını yakın çevresi ve çocukları koruyucu aile olma kararlarına olumlu tepkiler verdikleri sonucuna varılmıştır. Ailelerin çocukların yaşı ve cinsiyet tercih etme durumu konusunda, büyük bir çoğunluğu 0-6 yaş grubu ve kız çocukları tercih ettikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Koruyucu ailelerin çoğu psikolojik ve psoko-sosyal desteğe ihtiyaç duydukları ve bu desteğin sağlanmasında yetersiz kalındığı görülmüştür.

BingölKorunmaya muhtaç çocuklarKoruyucu aile+6
Kadri Kınık
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Evsizlere yönelik sosyal hizmet ihtiyacının ekosistem yaklaşımı bağlamında incelenmesi: İstanbul örneği

Günümüz toplumlarında evsizlik, toplumların gelişmişlik düzeyi dikkate alınmaksızın her toplumda ortaya çıkan sosyal bir mesele haline gelmiştir. Evsizlik olgusu içerik değiştirerek literatürde yeni evsizlik olgusu olarak tanımlanabilecek bir biçime dönüşmüştür. Yeni evsizlik olgusunda vurgu toplumda bulunan bütün kesimlerin evsizlik riskiyle karşı karşıya kalabilme ihtimalinin olmasıdır. Küresel ölçekte meydana gelen ekonomik krizler, sosyal politikalar düzeyinde ortaya çıkan yeni gelişmeler yeni evsizlik olgusunu desteklemektedir. Özellikle gelişmekte olan veya az gelişmiş bölgelerden gelişmiş bölgelere doğru yapılan göçler de bu evsizlik olgusu içine dâhil edilebilir. Yapılan çalışmalarda evsizlik sorununa sebep olan etmenlerin aile içi ilişkiler, ekonomik, faktörler ve işsizlik olduğunu ortaya koymaktadır. Evsizlik olgusunun farklı sebeplerle ortaya çıkması ve evsizlik sürecinin farklı düzeylerde deneyimlenmesi, evsizlik sorununun çözümlenmesinde bütüncül sosyo politik, mesleki ve sivil toplum düzeyinde yapılacak uygulamaların gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir toplum içindeki sosyal meselelerin çözümlenmesinde multidisipliner doğası ve mesleki yönü ile öne çıkan sosyal hizmet bilimi ve mesleği, sosyal politika, mesleki gelişim ve toplumsal örgütlenme düzeyinde önemli etkiye sahiptir. Sosyal Hizmet mesleği belirtilen bağlamda müdahalelerini sosyal sorun yaşayan bireylerin esenliğini sağlamada, çevresi içinde birey anlayışıyla uygulamaya koymaktadır. Bu düzeyde mesleğin temel bilimsel ve mesleki kuramı ekosistem kuramıdır. Ekosistemin temel argümanları, bir toplulukta sosyal hizmet mesleği içinde, sosyal sorunların çözümlenmesi düzeyinde, yasal süreçler, hizmetlerin erişilebilirliği ve çeşitliliği, meslek elemanlarının sorun çözme kapasiteleri, sosyal politikalar, kurumsal yapılanmalar, kültürel bakış olarak ortaya çıkmaktadır. Araştırma, fenomenoloji temelinde nitel bir desene sahiptir. Araştırma kapsamında İstanbul'da yaşayan evsiz bireyler ile yine İstanbul'da bulunan sosyal destek kurumlarının yetkilileri ve kurumlarda görevli meslek elemanları ile yarı yapılandırılmış soru formu ile mülakat yapılmıştır. Mülakatlarda, evsizlik olgusunun anlamlandırılması düzeyinde ekosistem kuramının temel argümanları olan adaptasyon, kaynak döngüsü, bağlılık, başarı ve kültürel bakış ilkelerini içeren sorular sorulmuştur. Araştırma sonucunda evsizliğin sebeplerinin aile içi sorunlar ve ekonomik yetersizlik düzeyinde ortaya çıktığı görülmektedir. Evsiz bireylere yapılan sosyal desteklerin sosyal hizmet temelinde örgütlenmediği, evsizlik hizmetleri kapsamında sunulan hizmetlerin bireylerin bütüncül ihtiyaçlarını karşılamadığı, cüzi nakit yardımları, gıda ve giysi vb. temel ihtiyaçlara odaklanıldığı görülmüştür. Bireylerin hayatında değişim meydana getirecek rehabilitasyon temelinde istihdam, psikolojik destek ve mesleki eğitimlerin bulunmadığı, bunun yanı sıra kamu kurumlarına ait barınma hizmetinin olmadığı, barınma düzeyinde kurumsal örgütlenmelerin STK'lar tarafından sağlandığı ve sınırlı olduğu, yasaların evsiz bireylerin ihtiyacını hak temelinde karşılamadığı elde edilen sonuçlar arasındadır. Meslek elemanlarının, mesleki müdahalelerini kurumsal işleyişle özdeşleştirdiği, yardımların sosyal yardım düzeyinde, sorunların ötelenmesine sebep olduğu, evsizlik alanında toplumsal farkındalığı artırıcı çalışmaların bulunmadığı, kurumlararası diyalogun eksik olduğu görülmektedir. Toplumda yaşayan diğer bireyler tarafından evsizler, güvenlik gereksinimleri gerekçe gösterilerek dışlanmaktadır. Evsizlere yönelik kurumsal bir politika bulunmamaktadır. Mevcut hizmetler evsiz bireylerle toplum arasında bağ kurmada yetersizdir. Bu durum evsiz bireylerin topluma uyum sağlamasını zorlaştırmaktadır. Kaynaklar yetersizdir ve etkin kullanılmamaktadır. Başta yasal düzenlemeler olmak üzere, sosyal hizmet temelli evsizlik hizmetlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Araştırma İstanbul'da evsizlik ekosisteminin oluşturulamadığını ortaya koymaktadır. Geleneksel yardım örgütlenmelerinden ziyade yeni evsizlik sorununun çözümlenebilmesi için farklı örgütsel yapılanmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

EkosistemEvsiz insanlarEvsizlik+2
Yasin Akyıldız
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Düzensiz göç hareketleri içerisinde yer alan orta yaş ve üstü kadın göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları: Silivri geri gönderme merkezi örneği

Bu çalışmanın amacı düzensiz göç olgusu ile orta yaş ve üstü kadın göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmanın bir diğer amacı orta yaş ve üstü düzensiz göçmenlerin sosyo-demografik göstergeleri ile rol ve kimlik kayıpları arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını tespit etmektir. Araştırma ayrıca düzensiz göç hareketlerine yönelik güncel verilerden hareketle çıkarımlarda bulunmayı ve kadın göçmenlerin düzensiz göç hareketleri içerisindeki görünürlüğünü artırmayı amaçlamaktadır. Araştırma evrenini Türkiye'ye düzensiz göçmen statüsünde bulunan orta yaş ve üstü kadın göçmenler, araştırmanın örneklemini ise İstanbul İl Göç İdaresi Silivri Geri Gönderme Merkezi'nde idari gözetim altında bulunan orta yaş ve üstü kadın göçmenler oluşturmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve veri toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış mülakat tekniğinden faydalanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre göçmenler, düzensiz göçmen statüsünde bulunmaları nedeniyle eğitim, sağlık ve iş imkanlarına erişmekte zorluklar yaşamakta, bu durum da bireysel ve sosyal rollerini yerine getirmelerini engellemektedir. Kişiler sosyalleşmelerini tamamladıkları bağlam içerisinde, bireysel kimlikleri ile iç içe geçmiş halde bir sosyal kimlik de geliştirmekte ve kendilerini ifade etmede bu sosyal kimliklerden de faydalanmaktadırlar. Göçmenlerin göç algılarını şekillendiren bir diğer etmen sosyo-demografik göstergelerdir. Göçmenlerin yaşları, uyrukları ve eğitim durumları göç algılarını etkilemektedir. Bu sebeplerle göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları üzerinde düzensiz göç olgusunun, sosyal kimlik kayıplarının ve sosyo-demografik göstergelerin belirleyici bir etkiye sahip olduğu ön görülmüş ve bu hipotezler doğrulanmıştır.

Düzensiz göçGeri göndermeGöçler+7
Merve Dursun Akıncı
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli çocukların işçilik hayatına ilişkin aile tutumları: Kilis örneği

Ortadoğu'da rejim karşıtı isyanlar sonucunda ortaya çıkan iç savaşlar 2011 yılında da Suriye'de de patlak vermiştir. Bu oluşan kriz durumu insanların zorunlu olarak göç etmelerine neden olmuştur. 1980'li yıllardan beri göç alan ülke konumuna gelen Türkiye, Suriye'den gelen kitlesel zorunlu göç dalgasının hedef ülkesi olmuştur. Zorunlu göç hareketliliği ile birlikte sosyo-ekonomik ve kültürel dinamiklerde değişimler başlamıştır. Böylelikle hayatta kalma mücadelesi veren Suriyeli sığınmacılar kayıt dışı sektörlerde görünür olmuştur. Bu sığınmacılar içinde Suriyeli çocuk işçiler en savunmasız grubu oluşturmaktadırlar. Türkiye'de sosyal bir sorun olan çocuk işçiliği Suriye Krizi ile beraber daha da gündem olmuştur. Zorunlu göç, yoksulluk, eğitime erişememe, ucuz işgücü kaynağı olarak kötü koşullarda çalışma durumu Suriyeli çalışan çocukların birçok alanda keşisimsel dezavantajları yaşamasına sebebiyet vermektedir. Bu çalışma, çocukları eğitim hayatına katılmayıp çalışma hayatına atılan Suriyeli ailelerin sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik durumlarının çocukların çalışma hayatına atılmasında nasıl bir belirleyicilik oluşturduğunu, ailelerin çocuklarının çalışmasına yönelik bakış açısının neliğini, çocukların çalışma öykülerini, ailelerin çalışan çocuklarına yönelik gelecek beklentilerinin neler olduğuna dair düşüncelerini aile perspektifinden değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda yapılan çalışmada Suriyelilere ev sahipliği yapan en önemli illerden biri olan Kilis'te Suriyeli çocuk işçiler sorunsalı aile perspektifinden değerlendirilip görünür kılınmış, görüşmeler neticesinde soruna yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir. Araştırma nitel yönteme dayalı bir alan araştırmasıdır. Araştırma çerçevesinde 15 Suriyeli ebeveynle derinlemesine mülakat yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular neticesinde, Suriyeli ailelerin sosyo-ekonomik düzeylerinin düşük olması ve hanede yaşayan kişi sayısının fazla olması çocukların çalışmasında belirleyici etken olduğu, ekonomik durumu kötü Suriyeli ailelerde çocukların haneye gelir getirici bir kaynak olarak görüldüğü ve çocuklarının çalışmasının kısa vadede daha yararlı olduğunu görüşünde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak Sosyal hizmet uygulayıcıları tüm dünya çocuklarını kapsayan çocuk hakları sözleşmesinin çalışan Suriyeli çocuklar için de etkin kılınması yönünde hak temelli anlayışla hareket etmeli ve bu doğrultuda uygulamalar geliştirilmelidir. Suriyeli sığınmacı çocukların eğitime erişilebilmeleri önündeki bariyerleri kaldırıcı politikalar geliştirilmeli ve çok kültürlü eğitim programları yapılmalıdır. Aynı zamanda eğitimde eşit fırsat ve koşullar Suriyeli çocuklar için görünür kılınmalı ve bu noktada yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

Aile tutumuKilisSuriyeliler+3
Elif Karakaya
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortopedik engelli eşlerin evlilik doyumu: Yalova örneği

Engelli refahı alanında, engelli bireylerin evlilik yaşamları hakkında yürütülen çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Bununla birlikte sosyal medya ve yazılı basında engelli bireylerin evlilikleri ya da evlendikten sonra hastalık veya kaza gibi nedenlerle engelli olan bireylerin evliliklerine dair haberler de giderek artmaktadır. Bu haberler içerisinde ortopedik engelli bireylerin evliliklerine dair haberlere daha sık rastlanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, ortopedik engelli bireylerin evlilik yaşam deneyimlerini, evliliğe yönelik tutumlarını, aile ve sosyal çevre ilişkilerini, evlilikten sağladıkları doyumu nasıl ifade ettiklerini, bu süreçte profesyonel desteğe ihtiyaç duyup duymadıklarını belirlemek, toplumun ortopedik engelli bireylerin evlilik yaşamlarına dair gerçekçi bilgilere ulaşmasını sağlamak ve bu bağlamda çeşitli öneriler geliştirmektir. Bu amaca ulaşmak için araştırmada sosyal ya da beşerî bir probleme bireylerin veya grupların atfettiği anlamları keşfetme, deneyimleri ortaya çıkarma ve anlamaya yönelik bir yaklaşımı benimseyen nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Yalova il sınırları içerisinde ikamet eden ortopedik engelli evli bireyler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi, amaçlı örnekleme yöntemleri arasında en yaygın olarak kullanılan kartopu tekniği ile belirlenmiştir. Araştırma örneklemini 19 ortopedik engelli çift oluşturmaktadır. Araştırma verileri 01 Haziran 2021-31 Aralık 2021 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yüz yüze görüşmelerle elde edilmiştir. Metodolojik olarak verilerin analizinde tümevarımsal kodlama yolu takip edilmiştir. Veriler Max Qualitative Data Analysis (MAXQDA2022) programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda; ortopedik engelli bireylerin, evlilik yaşamları ve evlilikten duydukları doyumu olumlu olarak açıkladıkları anlaşılmıştır. Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri özellikle evlilik öncesinde engel durumuna sahip katılımcıların, engelli biri ile evlenmek istediklerinde kök aile üyelerince reddedici tutumlarla karşılaşmalarıdır. Gerek evlilik öncesi gerekse evlilik sonrasında engel durumu yaşayan katılımcılar, evlilik yaşamları ve evlilik doyumları ile ilgili konularda duygusallıktan ziyade yaşadıkları koşulların gerçekliğini kabul ederek doyum aramaktadırlar. Araştırmanın bir diğer sonucu da katılımcıların çoğunluğunun evlilik ve aile danışmanlarının engellilere özgü konularda kendilerine yeterince destek veremediklerini belirtmeleridir. Bu bağlamda evlilik ve aile danışmanlığı programlarının engellilere özgü konuları içerecek şekilde geliştirilmesi talep edilmektedir. Elde edilen bir diğer sonuç da toplumun, engellilerin evliliğine yönelik olumsuz tutumlarının eksik ya da yetersiz bilgiden kaynaklandığıdır. Sosyal hizmet uygulama ve eğitimlerinde koruyucu-önleyici, geliştirici-destekleyici programların geliştirilmesinde yarar görülmektedir. Anahtar kelimeler: Sosyal hizmet, Ortopedik engellilik, Aile, Evlilik, Evlilik danışmanlığı

Aile danışmanlığıBedensel engellilerEngelli kişiler+7
Metin Öksüz
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Gençlerin güçlendirilmesinde sosyal girişimlerin rolü üzerine nitel bir araştırma

Bu çalışmada, gençlerin güçlendirilmesi olgusu sosyal hizmet disiplini ve sosyal girişimcilik bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmanın temel amacı, gençlerin güçlendirilmesinde bir imkân olarak sosyal girişimlerin rolünü anlamaya çalışmaktır. Araştırmanın amacına uygun olarak nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş, araştırma verileri derinlemesine mülakatlar yoluyla elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, gençler için ürün ve hizmet üreten ve merkezleri İstanbul'da bulunan sosyal girişimlerin kurucu ve ekip üyelerinden oluşmaktadır. Saha araştırmasında on bir sosyal girişimi temsilen toplam on beş katılımcı ile görüşülmüştür. Araştırmada, sosyal girişimlerin eğitim, istihdam, finansal destek, yayın ve içerik üretimi, gönüllülük, kültür-sanat etkinlikleri tasarımı, sosyalleşme ve deneyim kazanma konusunda, gençler için yeni nesil ürün ve hizmetler sunduğu, aynı zamanda tüm iş yapış süreçlerinde değer merkezli hareket etmeyi önceledikleri, sosyal fayda misyonu ile hareket ettikleri, dayanışma ve iş birliğini ön plana çıkardıkları görülmüştür. Tüm bu özelliklerin, gençlerin faydalanıcı, gönüllü, topluluk ve ekip üyesi olarak katılımını ve aidiyetini kolaylaştırdığı görülmüştür. Gençlerin sosyal girişimlerin sunduğu ürün, hizmet ve ortamların katkısıyla kendilerini fark ettikleri, özgüven gelişimi ve değerlilik hissi yaşadıkları, yetki ve sorumluluk alarak deneyim kazandıkları, son olarak toplumsal sorumluluk bilinci ve farkındalığı kazandıkları katılımcılar tarafından ifade edilmiştir. Araştırma sonunda, sosyal girişimlerin gençlerin güçlendirilmesinde önemli bir model olabileceği görülmüştür. Araştırmanın, gençlik çalışmaları alanına katkı sunacağı umulmaktadır.

Ekonomik güçlendirmeGençlerGüçlendirme+3
Abdullah Sabit Tuna
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada çalışan kadın sorunlarının yansıması ve sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesi

Filmler; sanatsal açıdan insanlığın sunumudur, bireysel ve kolektif görüşün aktarımında rol oynamaktadırlar. Bu aktarım çalışma hayatında kadınların yaşadığı sorunların gözlenmesine de olanak kılmaktadır. Sanayi devrimi sonrası kadınların aktif olarak kamusal alanda çalışan olarak yer almaları başta kültürel olmak üzere pek çok boyutta sorun teşkil etmektedir. Sosyal Yaşam dinamikler içinde erkek ve kadın cinsiyeti arasında toplumsal yaşama katılma düzeyi açısından farklılıklar her iki cinsin toplumsal alanda temsiliyetleriyle de farklılaşmaktadır. Bu temsiliyet özellikle eril bakışın hakimiyetinin daha net şekilde gözlenebildiği sinemada kendisini gösterebilmektedir. Türk sinemasında film çekiminin ilk yıllarından itibaren kadın olgusu, farklı temsiller içinde sunulmuştur. 1960'lı yılların melodramlarında cefa çeken, eşine ve yuvasına bağlı kadınlar resmedilirken; 1970'li yıllarda gecekondularda hayat mücadelesi veren ya da göçle birlikte yeni bir yaşama ayak uydurmak zorunda kalan kadınların sorunları ve çalışma hayatlarını konu alan toplumcu gerçekçi filmler bulunmaktadır. Gerçekçi anlatımlar eşliğinde üretilmiş bu tür filmlerde, kadının çalışma yaşamı, düşük ücreti, çocuklarının bakımını üstlenmesi, geleneksel zihniyetle olan mücadelesine de yer verilmiştir. Kadın her ne kadar çalışsa da yine evlilik kurumunun kutsallığı göz önünde bulundurularak evlendirilmiş ve toplum içinde bir erkeğe bağlı kalması sağlanmıştır. 1980'lerde çekilen filmler ise diğer dönem filmlerine göre farklılık göstermiş, kadının çalışma yaşamı daha ayrıntılı işlenmiş, sinemada hak ve özgürlüklerinden haberdar olan kadın temsilleri gösterilmiştir. Sinemada bu değişen algı zamanla çalışma ortamındaki kadınların yaşamış olduğu sorunları gözlemeye de yardımcı olmuştur. Dönemsel olarak çalışma yaşamındaki değişimin yanında filmlerde göze çarpan en önemli nokta işçi kadın sorunlarının kadının işçi olması sebebiyle değil aslında kadın olması sebebiyle yaşamasıdır. Sunulan filmlerde kadınlar çalıştıkları iş yerinde patronları, vardiya amirleri ya da şefleri tarafından cinsel istismara maruz kalmakta, yaşadıkları bu durumu söyledikleri zaman ise kendilerine inanılmamakta ve işlerinden olmaktadır. Ancak araştırmanın hedef aldığı nokta kadın işçilerin sorunlarına kesişimse bir bakış sunmanın yanında çalıştıkları iş sebebiyle yaşadıkları sorunları tespit etmek olduğu için seçilen filmlerde kadının çalışma hayatında işçi rolünün ağırlıklı olduğu filmler olması tercih edilmiştir. Çalışmanın amacı olan Türk filmleri üzerinden kadın çalışanların sorunlarının sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesidir. Alana dair çalışmalarda iş yerinde sosyal çalışmanın eksikliği ve endüstriyel sosyal hizmet alanına dair uygulama eksikliği ve sosyal politikalarda kadın çalışanlara yönelik çalışmanın eksikliği sosyal hizmetin bu çalışmada dâhiliyesini gerekli kılmaktadır. Çalışma nitel bir çalışma olarak kurgulanmış yöntemi ise içerik analizidir. Analiz sonucu bulgular; Filmlerde Kadına Toplumsal Bakış ve İstihdam, Filmlerde Kadının Kariyer Planı ve İlerleme, Filmlerde Cinsiyete Bağlı Kazanç Farkının Temsili, Filmlerde Kadınların Diğer Rolleri Gereği Bakım Sorumluluğunun Ele Alınışı ve Temsili, Filmlerde Görünmez Emek, Filmlerde Kadınların Örgütlenme ve Hak Arama Eksikliği Sorununun Temsili başlıkları altında incelenmiştir.

Bircan Karasu
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yalova'da yaşayan göçmenlerin göç mevzuatına ilişkin görüşlerinin sosyal hizmet bağlamında incelenmesi

Bu araştırma, uluslararası göç mevzuatını sosyal hizmet bağlamında inceleyerek yabancıların uluslararası ve Türkiye'nin ulusal göç mevzuatına göre verilen statüler kapsamında hukuki ve sosyal haklara ne düzeyde vakıf oldukları, bu haklardan ne düzeyde faydalandıkları konularında gözlem, görüş ve deneyimlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca sosyal hizmet haklarından faydalanma durumları ve gözlem kapsamında çevresel, ailevi, toplumsal, ekonomik ve psikososyal durumlar göz önüne alınarak çok sayıda etken incelenmiştir. Nitel yöntemle gerçekleştirilen araştırmada betimleyici araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Yalova'da ikamet eden sekiz kadın, sekiz erkek sığınmacıdan oluşan farklı uyruktaki kişiler ile iki sivil toplum örgütü (STÖ) temsilcisi ve iki göç uzmanıyla toplamda yirmi katılımcı ile görüşme sağlanmıştır. Araştırmanın verilerine yarı yapılandırılmış görüşme formu vasıtasıyla ulaşılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler arasında anlamlı ve tutarlı ilişkiler kurmak amacıyla MAXQDA programı kullanılmış ve temalara ayrılarak yorumlanmıştır. Analiz sonucunda ana tema, üç tema, on beş alt tema ve on altı kod elde edilmiştir. "Yabancıların Uluslararası Hakları ve Bu Hakların Bilinirliği" ana tema başlığı altında "Uluslararası Resmî Statüleri Hakkında Bilgi Düzeyleri", "Hizmet Haklarına Erişimleri" ve "Uyum ve Destek Mekanizmalarından Faydalanma" olmak üzere üç temadan oluşmaktadır. Araştırma sonucunda Türkiye'de farklı statülerde (geçici koruma, uluslararası koruma başvuru sahibi, şartlı mülteci, insani ikamet, oturma izni, çalışma izni vb.) yaşayan yabancıların yasal olarak birtakım haklarının bulunduğu ancak bu hakların ne olduğu ve nasıl kullanılacağı konusunda yabancıların büyük çoğunluğunun yeterli bilgisi olmadığı belirlenmiştir. Yabancıların sadece temel ihtiyaçlarını karşılamaya odaklandıkları, yasal haklarını araştırma ve öğrenme konusunda istekli olmadıkları anlaşılmıştır. Eğitim seviyesi yüksek olanlar ile dernek ve kurumlarda aktif olanlar haklarını daha iyi bildikleri, bunun yanı sıra genel olarak yabancıların büyük bölümünün statü haklarından haberdar olmadığı ve bu hakları yeterince kullanamadığı tespit edilmiştir. Yalova'da yaşayan yabancıların da durumu benzerdir. Göç İdaresi tarafından bilgilendirme yapılmasına rağmen, sunulan haklar ve hizmetler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları, dolayısıyla bu haklardan yeterince faydalanmadıkları bulgular arasındadır. Özellikle çalışma hakkı, sosyal hizmetler ve sağlık hizmetleri konularında ciddi bilgi eksiklikleri ve uygulama sorunları yaşandığı belirlenmiştir. Bu bulgulardan yola çıkılarak Göç İdaresi ve dernekler aracılığıyla yapılan bilgilendirme çalışmalarının faydalı olduğu, ancak daha kapsamlı ve sürekli eğitimlerin verilmesinin gerekli olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, Uluslararası Göç, Statü, Hukuksal Haklar, Sosyal Haklar.

Şirin Kılıçdoğan
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yatılı bakım hizmetleri: Acil yerleştirme uygulamasının incelenmesi

Türkiye'de engelli ve yaşlı alanındaki sosyal politikaların yaklaşımına bakıldığında kişilerin bakıma muhtaçlık durumlarına farklı uygulamalarla müdahale edildiği görülmektedir. Engelli ve yaşlı bireyler için yatılı kurum bakımı ihtiyacı geçmişten bugüne artarak devam etmektedir. Bireylerin yatılı bakım hizmetinden faydalanmaları için mevzuatta yer alan zorunlu işlemlerin tamamlanması ve belirli şartların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Uygulanmakta olan Acil Yerleştirme İşlemleri Genelgesi ile bu süreç tamamlanmaksızın bakıma muhtaç olduğu tespit edilen bireyler, işlemleri tamamlanıncaya kadar engelli bakım merkezlerine yatılı bakım hizmeti alınması amacıyla yerleştirilmektedirler. Bu çalışmada Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürürlüğe konulan, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri tarafından uygulanan genelgenin, engelli bakım merkezlerinde uygulanma şekli, bu kapsamda yerleştirilen bireylerin sosyodemografik özelliklerinin ve durumlarının değerlendirilmesi, uygulamanın engelli bakım merkezlerinde yaratmış olduğu etkilerin incelenmesi ve işlevselliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi ve fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın yapıldığı engelli bakım merkezlerinde genelge kapsamında hizmet alan bireylerin dosyaları analiz edilmiş ve kurum çalışanları ile derinlemesine görüşme yapılarak bulgular elde edilmiştir. Çalışmanın verilerine bakıldığında bakım ihtiyacı olduğu düşünülen bireylerin yerleştirilmesi yapılırken engel durumu olmayan sağlıklı bireylerin, yaşlıların, farklı engel grubuna sahip kişilerin engelli bakım merkezine yerleştirildikleri, farklı dezavantajlı grupların sosyal hizmet modeli belirleninceye kadar bir arada bakım hizmeti almalarının birçok açıdan sorunlara neden olduğu, uygulamanın geçici bir çözüm sunduğu ve aynı zamanda müracaatçıların durumuna uygun hizmetlerle karşılık vermediği sonucuna ulaşılmıştır.

Kurum bakımı
Edanur Akbuğa
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bakım hizmeti alan yaşlıların yaşlılık ve yaşlı hizmetleri algılarının belirlenmesi: Yalova örneği

Bu araştırma, Yalova ilinde bakım hizmeti alan yaşlı bireylerin yaşlılık ve yaşlı hizmetleri algılarını belirlemeyi ve mevcut yaşlı bakım hizmetlerinin durumunu değerlendirerek yaşlıların ihtiyaç ve beklentilerini analiz etmeyi hedefleyen bir çalışmadır. Araştırma, Yalova Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı profesyonel bakım hizmeti alan 65 yaş ve üstü yaşlı bireyler arasında, amaçlı örnekleme tekniği kullanılarak seçilen 20 katılımcıyı (11 erkek ve 9 kadın) içermektedir. Veri toplama süreci, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'ndan alınan izinle gerçekleştirilmiş ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşme formu iki bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde yaşlıların demografik bilgileri toplanarak yaşlılık algılarına ilişkin temel bilgiler elde edilmiştir. İkinci bölümde ise yaşlılık kavramları ve sunulan yaşlılık hizmetlerinin algılanması üzerine açık uçlu sorular yer almıştır. Toplanan veriler, MAXQDA yazılımı kullanılarak betimsel analiz yöntemiyle incelenmiş ve temalar belirlenmiştir. Araştırma bulguları, bakım hizmeti alan yaşlıların yaşlılık ve yaşlı hizmetleri algılarını kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktadır. Analizler, bakım hizmeti veren kuruluşların yetersiz olduğunu, resmi ve özel merkezlerde yaşlı bakım hizmetlerinin farklı uygulandığını ve hizmetlerde aksaklıklar bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca, yaşlı politikalarının belirlenmesinde yaşlı bireylerle yeterli iş birliğinin yapılmadığı tespit edilmiştir. Gelecek beklentilerine yönelik olarak, insan onuruna yaraşır bir yaşlılık dönemi sağlamak için daha kapsamlı ve bütünsel yaklaşımların benimsenmesi gerekmektedir. Aktif yaşlanmayı ve sosyal hayata katılımı teşvik eden, yaşlı refahına katkıda bulunan sosyal hizmet uygulamaları ön plana çıkmalıdır.

Hakan Yetiş
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şiddet mağduru kadınların çocuğa yönelik şiddete dair duyarlılıklarının belirlenmesi: İstanbul kadın konukevi örneği

Kadına yönelik şiddet, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden küresel bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Aile içi şiddet mağduru kadınların çocuğa yönelik şiddete dair duyarlılıklarını incelemek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışma, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı 10. Kadın Konukevi'nde yürütülmüştür. Araştırma kapsamında, aile içinde gördüğü şiddet sebebiyle barınma desteği talep eden kadınlarla görüşmeler gerçekleştirilmiş ve kadınların çocuğa yönelik şiddete karşı tutumları değerlendirilmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemi benimsenmiş olup veri toplama aracı olarak "Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği" ve "Çocuğa Yönelik Şiddete Duyarlılık Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla korelasyon analizleri yapılmış, ayrıca katılımcıların demografik özellikleri ile şiddete duyarlılıkları arasındaki bağlantılar incelenmiştir. Veriler, SPSS programı ile analiz edilerek betimleyici istatistikler ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, aile içi şiddet mağduru kadınların büyük çoğunluğunun, çocuklarına yönelik şiddeti kabul edilemez bulduğu, ancak bazı kadınların yaşadıkları şiddet deneyimi sebebiyle şiddeti normalleştirme eğiliminde olduğu tespit edilmiştir. Kadınların eğitim düzeyi, yaşadıkları şiddetin süresi ve şiddet türü ile çocuğa yönelik şiddete dair duyarlılıkları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Özellikle fiziksel ve psikolojik şiddete uzun süre maruz kalan kadınların, çocuklarına yönelik şiddeti daha fazla içselleştirdiği gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, kadınların sosyal destek mekanizmalarına erişiminin, çocuğa yönelik şiddete dair farkındalıklarını artırdığı saptanmıştır. Kadına yönelik şiddetin bireysel ve toplumsal boyutları göz önüne alındığında, şiddetin nesiller arası aktarımını önlemek için kadınların psikososyal destek mekanizmalarına erişiminin artırılması büyük önem taşımaktadır. Kadın konukevlerinde sunulan hizmetlerin kapsamının genişletilmesi, annelerin çocuklarına yönelik şiddeti önleme noktasında bilinçlendirilmesi ve rehabilitasyon süreçlerinin güçlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda, sosyal hizmet politikalarının güçlendirilmesi, farkındalık artırıcı eğitimlerin yaygınlaştırılması ve kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarına yönelik destek mekanizmalarının artırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadına Yönelik Şiddet, Aile İçi Şiddet, Çocuğa Yönelik Şiddet, Sosyal Destek Mekanizmaları, Psikososyal Destek

Aile içi şiddetBireysel şiddetCinsel şiddet+7
Peray Koç
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim düzeyindeki eğitimcilerin çocuk istismarı ve ihmaline yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerinin ölçülmesi ile tutumlarının karşılaştırılması: Akçaabat ilçesi örneği

Bütün çocukların sahip olduğu en temel hak mutlu ve huzurlu toplumlarda güven ve sevgi içerisinde geçirecekleri çocukluk dönemleridir ancak çocuklar yakınları tarafından veya tanımadıkları kişiler tarafından bazen olumsuz davranışlara maruz bırakılmaktadır. Bu da karşımıza çocuğa yönelik ihmal ve istismar davranışlarını çıkarmaktadır. Bu doğrultuda yapılan araştırmada ilköğretim düzeyindeki eğitimcilerin çocuk istismarı ve ihmaline yönelik bilgi ve farkındalık düzeyleri ile demografik veriler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma, Trabzon ili Akçaabat ilçesinde ilköğretim okullarında görev yapmakta olan 244 öğretmenin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, araştırmacı tarafından hazırlanan 11 soruluk sosyodemografik özellikler ve bilgi formu ile Uysal (1998) tarafından geliştirilen 67 maddeden oluşan "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek" formu kullanılmıştır. Ölçek; istismarın çocuk üzerindeki fiziksel belirtileri, çocuk istismarına ilişkin çocuktaki davranışsal belirtiler, ihmalin çocuk üzerindeki belirtileri, istismar ve ihmale yatkın ebeveyn özellikleri, istismar ve ihmale yatkın çocukların özellikleri, çocuk istismarı ve ihmalinde ailesel özellikler olmak üzere altı alt boyuttan oluşmaktadır. Eğitimcilerin çocuk ihmali ve istismarı konusundaki farkındalık düzeyleri incelendiğinde, cinsiyet değişkeni ile çocuk istismarına ilişkin çocuktaki davranışsal belirtiler alt boyutu arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Yaş değişkenine ile çocuklara yönelik istismar ve ihmal konusunda farkındalık düzeyleri arasında anlamlı bir farkın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Eğitim durumu değişkenine göre, istismar ve ihmale yatkın çocukların özellikleri, istismarın çocuk üzerindeki fiziksel belirtileri, çocuk istismarı ve ihmalinde ailesel özellikler, istismar ve ihmale yatkın ebeveyn özellikleri ve çocuk istismarına ilişkin çocuktaki davranışsal belirtiler alt boyutları ile öğretmenlerin eğitim durumları arasında anlamlı düzeyde farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocuk durumu değişkeni ile çocuk istismarına ilişkin çocuktaki davranışsal belirtiler konusunda farklılığın bulunduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, İhmal, İstismar, Sosyal Hizmet.

Duygusal istismarEkonomik istismarFiziksel istismar+7
Zehra Nur Kara
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde madde bağımlılığı ve aile: Ebeveynlerin yaşadığı güçlüklerin ekolojik sistem yaklaşımıyla değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, madde bağımlısı olan ergenlerin ebeveynlerinin yaşadığı deneyimleri ekolojik sistem yaklaşımı perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. Ebeveynlerin çocuklarının madde kullanımını nasıl öğrendikleri, verdikleri tepkiler, yaşadıkları psikolojik etkiler, başa çıkma stratejileri ve sosyal destek kaynaklarından nasıl faydalandıkları ele alınmıştır. Ayrıca, bu sürecin aile dinamikleri ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Yöntem: Bu çalışma, 12-17 yaş arası madde bağımlısı ergenlerin ebeveynlerinin yaşantılarını fenomenolojik yaklaşımla incelemiştir. Amaçlı örnekleme ile seçilen 10 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Braun ve Clarke'ın tematik analiz süreci temel alınarak MaxQDA yazılımı kullanılmıştır. Çalışma küçük örneklemi ve tek merkezli oluşuyla sınırlıdır. Bu durum bulguların genellenebilirliğini kısıtlamaktadır ancak çalışma konuya dair derinlemesine ve özgün bilgiler sunmaktadır. Bulgular: Madde kullanan ergenlerin sosyodemografik özellikleri, aile yapısı, çevre faktörleri ve yaşadıkları mahallelerin risk düzeyi madde bağımlılığı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Ergenlerin okul terkleri yaygındır; uyku ve yeme düzenlerinde bozulmalar gözlemlenmiştir. Aileler çocuklarının arkadaş çevresini olumsuz ve riskli olarak tanımlarken, yaşanılan mahallelerde maddeye kolay erişim ve düşük güvenlik vurgulanmıştır. Aileler çocuklarının madde kullanımını genellikle davranışsal ve fiziksel belirtilerle fark etmiş; bu süreçte öfke, inkâr, korku ve tükenmişlik gibi yoğun duygular yaşamışlardır. Çocuklarının tedavisi için hastaneye başvurma, ortam değiştirme ve araştırma yapma gibi adımlar atmışlardır. Madde bağımlılığı ailelerin ruhsal sağlığını, iş yaşamını, ekonomik durumlarını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemiş; ebeveyn-çocuk ilişkilerinde hem bağ güçlenmesi hem de iletişim sorunları gözlemlenmiştir. Çevresel riskler ve aile içi sorunlar temel nedenler arasında öne çıkmaktadır. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, madde bağımlısı ergenlerin ebeveynleri çok katmanlı, yoğun ve zorlu bir süreç yaşamaktadır. Ekolojik sistem yaklaşımı çerçevesinde değerlendirildiğinde, bireysel, ailevi ve çevresel düzeyde birçok faktörün madde kullanımına katkı sağladığı ve bağımlılık sürecinin yalnızca bireyi değil, tüm aile sistemini etkilediği görülmektedir. Ebeveynler, çocuklarının madde kullanımını çoğunlukla geç fark etmekte, bu fark ediş ise genellikle yoğun psikolojik tepkilerle karşılanmaktadır. Süreç boyunca aileler hem içsel başa çıkma stratejileri (sabır, kabullenme, araştırma yapma) hem de dışsal kaynaklara (sağlık hizmetleri, sosyal destek) yönelmişlerdir. Madde bağımlılığı sadece bireysel bir sağlık sorunu değil; aynı zamanda aileyi, sosyal çevreyi ve toplumu etkileyen çok boyutlu bir sorundur. Bu nedenle müdahalelerin çok yönlü ve sistemik bir bakış açısıyla ele alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sevilay Şimşir Büber
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00