Necmettin Erbakan University
Anabilim Dalı

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı

Necmettin Erbakan University

1.336

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ultrasonografi ile ölçülen arteriyal kan akımının radiyal arterkateterizasyonuna etkisi

Amaç: Çalışmada, genel ve lokal anestezi sonrası invaziv arteriyal monitörizasyon planlanan hastalarda, USG ile radiyal arter akım ölçümleri yapılarak arteriyal kataterizasyonun ilk geçiş başarısına, kataterizasyon süresine ve cilt perforasyon sayısına olan etkisi araştırıldı. Yöntem: Çalışma; anestezisti tarafında invaziv arteriyal monitörizasyonu uygun görülmüş ve kataterizasyonu USG eşliğinde yapılmış hastalar dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar, lokal anestezi sonrası arter kanülasyon grubu (Grup L), indüksiyon sonrası arter kanülasyonu grubu (Grup G) olarak ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri, vital bulguları ve kateteriasyon öncesi radyal arter akım ve çapları kaydedilip bu hastalarda radial artere ilk geçiş başarısı, kullanılan katater sayısı, cilt perforasyon sayısı, başarılı kanülasyona ulaşma süresi (saniye) değerlendirildi. Bulgular: Grup L'nin kanülasyon sırasındaki sistolik kan basınçları, diyasyolik kan basınçları, ortalama arter basınçları ve SPO2 değerleri Grup G'den yüksek bulundu (p<0,001). İki grup arasında arter çapları arasında anlamlı fark görülmedi (p:0,872; p:0,239). Grup L'de akım parametleri daha yüksek olarak bulundu (p<0,001; p:0,003). İki grup arasında kateterizasyon başarısı açısından fark görülmedi (p:0,152; p:0,152; p:0,152; p:0,212). Ancak diyabetes mellitus (OR: 2,043, P: 0,027, CI %95: 1,26-46,9), hipertansiyon (OR:1,603, P:0,042, CI %95: 1,05- 23,29) ve end diyastolik akım düşüklüğü (OR: 0,221, P:0,023, CI %95: 0,662-0,970) kateterizasyon başarızlığında risk faktörü olarak belirlendi. Sonuç: Radial arter akımlarına bakıldığında; lokal anestezi ile kanülasyon sırasında ölçülen Pik Sistolik ve End-Diyastolik arter akımlarının genel anestezi sonrası ölçülen akımlardan yüksek görüldü. Genel anestezi ile meydana gelen MAP düşüşü arter kan akışı yanıtının ana belirteçlerinden olabilir. Çalışmada lokal anestezi ile genel anestezi gruplarının kataterizasyon başarılarına bakıldığında anlamlı fark bulunmadı. Diyabetes mellitus, hipertansiyon, end diyastolik arter akımı ilk geçiş başarısızlığına etki eden risk faktörleri olarak bulundu. Pik sistolik radiyal arter akımı için cut off değer 33.6 cm/s; end diyastolik radiyal arter akımı için cut-off 7.6 cm/sn olarak bulundu. Anahtar kelimeler:invaziv arteriyal kateterizasyon, akım, USG

AnesteziKateterizasyonKateterler+1
Feyza Kolsuz Erdem
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik ağrı nedeniyle başvuran hastaların sosyodemografik özellikleri ve uygulanan girişimsel ağrı tedavisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda kronik ağrı ile kliniğimize başvuran hastaların sosyodemografik özelliklerini, uygulanan medikal ve invaziv tedavilerinin ve tedaviye yanıtlarının değerlendirilmesini amaçladık. Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Algoloji Kliniğine Ocak 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında kronik ağrı nedeniyle başvuran hastalar retrospektif olarak tarandı. Tekrarlanan başvurular tek başvuru olarak kaydedildi. Hastaların sosyodemografik özellikleri, ağrı tipi, başvuru öncesi ve uygulanan tedavi sonrası ilk başvuruda VAS skorları, önceden aldığı tedaviler, uygulanan medikal ve girişimsel işlemler kaydedildi. Ağrı tipi; kanser ve kanser dışı olarak; kanser dışı ağrılarda kendi içinde ağrının oluştuğu vücut bölgesine göre ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya 2707 hasta dahil edildi. Hastaların 1697'si (%62.7) kadın, 1010'u (%37.3) erkekti. Yaşları 18 ila 95 arasında değişmekte ve yaş ortalaması 55.7±15.7 idi. 1954'ü (%72.2) evli, 326'sı (%12) dul, 427'si (%15.8) bekar; 261'i (%9.6) düşük, 1972'si (%72.8) orta, 474'ü (%17.5) yüksek seviye gelirli idi. Kanser dışı en sık başvuru nedenleri; bel ağrısı (%37), nöropatik ağrı (%14.2) ve eklem ağrısı (%10.1) idi. Kanser, bel, baş ve nöropatik ağrıyla başvuran hastaların tedavi öncesi ağrı şiddetleri ile tedavi sonrası ağrı şiddetleri karşılaştırıldığında tedavi sonrası ağrı şiddetlerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı idi. Hastaların %45.7' (n:1236)sine medikal tedaviyle birlikte invaziv işlem uygulanırken, en sık uygulanan girişimsel işlem epidural steroid işlemi oldu. Başvuran tüm hastalarda invaziv işlem yapılan grupta ağrı şiddetlerinin azalması istatistiksel olarak anlamlıydı. iii Sonuç: Bu çalışma ile Algoloji polikliniğimize başvuran kronik ağrılı hastaların sıklıkla erişkin yaş grubunda ve kanser dışı ağrılarının olduğu, başvuru öncesi tedavide NSAİİ başta olmak üzere öncelikle zayıf opioidlerin tercih edildiği tespit edildi. Ağrı düzeylerinin hem medikal hem de medikal/invaziv uygulamalar ile kabul edilebilir sınırlara gerilediği görüldü. Anahtar Kelimeler: Girişimsel Tedavi, Kronik Ağrı, VAS

AğrıAğrı yönetimiKronik ağrı+1
Tuğçe Gonca Albeni Ünal
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomi operasyonlarında pnömoperitonyum öncesi ve sonrası uygulanan recmanevrasının postoperatif atelektaziye etkisinin akciğer ultrasonografisi ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmada laparoskopik kolesistektomi operasyonlarının farklı zamanlarda uygulanan recruıtment manevrasının postoperatif dönemde atelektaziye etkisinin akciğer USG vasıtasıyla değerlendirildi. Yöntem: Çalışmaya 18-65 yaş aralığında ASA fiziksel statüsü I-Ⅱ olan elektif laparoskopik kolesistektomi operasyonu geçiren 105 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar rastlantısal olarak 3 grupta değerlendirildi: Grup 1 kontrol grubu olarak alındı. Diğer 2 grupta alınan hastalara Recruitment manevrası (RM) uygulandı. İkinci grupta (Grup 2) alınan hastalara RM pnömoperitoneum öncesi, üçüncü grupta (Grup 3) alınan hastalara RM pnömoperitoneum sonrası uygulandı. Böylelikle Grup 1 (KONTROL), Grup 2 (PPÖNCESİ), Grup 3 (PPSONRASI) olarak değerlendirildi. Recruitment manevrası % 30 FiO2, 30 cmH2O basınçla, 30 sn süreyle mekanik ventilatörde otomatik olarak uygulandı. Hastaların demografik özellikleri, vital bulguları, dinamik akciğer kompliyans değerleri ve akciğer USG skorları kaydedilip uygulanan recruitment manevrasının bu veriler üzerinde etkisi değerlendirildi. Bulgular: Hastaların demografik verileri ve vital değerleri arasında anlamlı fark görülmedi(p>0,05). Dinamik akciğer kompliansının giriş, intraoperatif, ekstübasyon öncesi dönemde bakılan değerlerinde gruplar arasında anlamlı fark görülmedi(p>0,05). Grup içi değerlendirilme zamanı Grup 1 (KONTROL) azalma olarak ve Grup 3 (PPSONRASI) de yer alan hastaların giriş ve ekstübasyon öncesi dinamik komplians değerleri arasında artma olarak anlamlı fark bulundu (p=0,001/p<0,001). Hastaların postoperatif dönemde bakılan akciğer ultrasonografi skorları değerlendirildiğinde gruplar arası karşılaştırma zamanı istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Grup 1'de yer alan hastalarda atelektaziyi destekler yönde akciğer USG skorlarında yükselme görüldü. Bununla beraber bu grupta yer alan hastaların dinamik komplians değerleri de azaldı. İkinci grupta yer alan hastalarda postoperatif akciğer USG skorlarında azalma, doku havalanması yönünden iyileşme tespit edildi, dinamik komplians değerleri giriş değerlerine eşitlendi. Üçüncü grupta yer alan hastalarda postoperatif akciğer USG skorlarında atelektazinin gerilemesi sonucu azalma görüldü, dinamik komplians değerleri giriş değerlerine göre yüksek görüldü. Anahtar kelimeler: laparoskopik kolesistektomi, Recruitment manevrası, USG

KolesistektomiLaparoskopiRekruitment manevrası+1
Aysel Ahmadova
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Konvansiyonel hemodiyaliz hastalarında volüm durumunun ve akciğer sıvısının akciğer ultrasonografisi ile değerlendirilmesi

Amaç: Son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) ve anürisi olan hastalarda konvansiyonel hemodiyaliz (HD) ve ultrafiltrasyon (UF) en sık uygulanan tedavilerden biridir. Bu çalışmada HD ve UF uygulanan hastalarda akciğer ultrasonografisi (LUS) ve inferior vena kava (İVK) ölçümlerinin UF ile ilişkisinin ve hastaların sıvı durumu değerlendirilmesinde kullanılabilirliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya NEÜ MTF Hastanesi, İç Hastalıkları AD, Nefroloji Bilim Dalı, Diyaliz Ünitesinde SDBY tanılı, en az 6 aylık süre boyunca haftada 3 kez 4 saatlik HD uygulanan anürik, ultrafiltrasyon yapılan 40 hasta dahil edildi. Katılımcılar çalışma öncesinde, çalışma ile ilgili tüm detaylar hakkında bilgilendirildikten sonra yazılı aydınlatılmış onamları alındı. Ultrasonografik değerlendirme, hem LUS hem de İVK ölçümleri için supin pozisyonda HD'den hemen önce ve sonrasında yapıldı. LUS her hasta için her iki hemitoraks anterior, lateral ve posterior bölgede toplamda 12 alan taranarak gerçekleştirildi. Her bir alanda B çizgi algoritmaya göre puanlandı; 0: normal akciğer havalanması olacak şekilde 0'dan 3'e kadar tüm akciğer segmentlerine ayrı ayrı puan verilerek total B çizgi sayısı hesaplandı. Her hasta için HD öncesi ve sonrası B çizgileri sayısındaki değişim delta B çizgisi olarak kaydedildi. İVK incelemesi subkostal yaklaşımla gerçekleştirildi. Ekspiryum (İVK maks) ve inspiryum (İVK min) sonrasında görüntü dondurularak çapları ölçüldü. Kollapsibilite indeksi (İVK-Kİ) = (İVK maks-İVK min)/İVK maks x 100 formülüne göre hesaplandı. Bulgular: Diyaliz öncesi B çizgi sayısı, diyaliz sonrası B çizgi sayısından anlamlı olarak daha yüksekti (p <0,001). Diyaliz öncesi ve sonrası bakılan anterolateral B çizgi ve anterior B çizgi sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p <0,001). UF miktarı ile diyaliz öncesi ve sonrası hesaplanan B çizgi sayısı değişimi arasında düşük orta derecede korelasyon vardı (p = 0,014; r = +0,387). HD öncesi ve sonrası B çizgi sayısındaki değişim ile hastaların kilo değişimi arasında düşük orta düzeyde bir korelasyon vardı (p = 0,013, r = +0,389). Hastaların diyaliz öncesi İVK min ve İVK maks ortalamaları diyaliz sonrası İVK min ve İVK maks ortalamalarına göre anlamlı daha yüksekti (p < 0,001). HD öncesi İVK maks ölçümü ile HD öncesi B çizgi sayısı arasında mükemmel derecede korelasyon saptandı (r=0,998, p<0,001). Diyaliz öncesi ve sonrası ölçülen İVK kollapsibilite indeksi ortalama değerlerinde anlamlı fark yoktu (p değeri=0,421). Sonuç: Bu çalışmada LUS ile belirlenen B çizgi sayıları ve İVK çap ölçümlerinin hemodiyaliz öncesi değerlere göre hemodiyaliz sonrasında azaldığı belirlenmiştir. Bu parametrelerin hastanın fazla sıvı yükünün belirlenmesinde faydalı olabileceğini ve birlikte kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Akciğer ultrasonografisi, B çizgi sayısı, vena cava kollapsibilite indeksi, hemodiyaliz, ultrafiltrasyon.

Akciğer hastalıklarıBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+4
Hacer Eseroğlu
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kardiyak cerrahide ketaminin antiinflamatuar etkisinin araştırılması

Amaç: Ketamin antiinflamatuar etkisi bilinen bir anestezik ajandır. Çalışmamızda kardiyak cerrahi hasta popülasyonunda intraoperatif ketamin infüzyonu ile bu özelliğin rutin immün-inflamatuar laboratuvar veri analizleri ile doğrulanıp doğrulanamayacağı test edildi. İntraoperatif parametreler, postoperatif ağrı skorları, analjezi gereksinimi ve hasta sonuçları üzerine etkileri araştırıldı. Yöntem: Toplam 160 hasta kontrol grubu (n=80) ve ketamin grubu (n=80) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Ketamin grubunda indüksiyonda (1 mg/kg bolus) ve operasyon boyunca (idamede) (2,4 mg/kg/saat infüzyon) ketamin verildi. Operasyon odasına alındıktan sonra sedoanaljezi yapıldı. Standart noninvaziv (elektrokardiyogram, periferik oksijen satürasyonu) ve lokal anestezi altında invaziv arteriyel kan basınç monitörizasyonları uygulandı. Düzeltilmiş vücut ağırlığına göre intravenöz anestezik ajanlar midazolam (0,1 mg/kg), fentanil (3 µg/kg), rokuronyum (0,6 mg/kg) indüksiyon ve remifentanil (0,1-0,3 µg/kg/dk) ve sevoflurane (0,5-1 minimal alveolar konsantrasyonda) idamede kullanıldı. Hemodinamik takipler bazal değerlerin %20 altında ya da üstünde olmasına göre yapıldı. Postoperatif analjezi için operasyonun sonunda morfin (0,1 mg/kg) ve yoğun bakımda sedoanaljezi için ekstübasyona kadar remifentanil (0,05-0,1 µg/kg/dk) ve deksmedetomidin (0,5-1 µg/kg/saat) infüzyonu uygulandı. Yoğun bakımda parasetamol (3x1 g) ve kurtarma (ek) analjezisi olarak tramadol (1 mg/kg) verildi. İntraoperatif hemodinamikleri değerlendirmek için vazoaktif inotropik skor (VIS) hesaplandı. Preoperatif ve postoperatif 1. gün rutin kan tetkikleri değerlendirilerek immün-inflamatuar parametreler [lökosit, nötrofil, lenfosit ve trombosit sayıları, C reaktif protein (CRP)] ve bunlardan hesaplanan parametreler [(nötrofil/lenfosit oranı (NLR), NLR-indeksi, delta-NLR, trombosit/lenfosit oranı (PLR), PRL-indeksi, delta-PLR, SIRI (sistemik inflamasyon yanıt indeksi) ve SII (sistemik immün-inflamasyon indeksi)] kaydedildi. Postoperatif ekstübasyondan sonra ilk 24 saatte ağrı şiddeti [nümerik rating skala (NRS) ve Prince Henry Hospital Ağrı Skoru (PHHS)], analjezi gereksinimi, ekstübasyon zamanı, yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri ve ilk 28 günlük mortalite oranları değerlendirildi. Bulgular: Preoperatif immün-inflamatuar parametreler, gruplar arasında benzerdi. Postoperatif CRP, nötrofil, NLR, NLR-indeksi, delta-NLR, PLR, delta-PLR, PLR-indeksi, SIRI ve SII ketamin grubunda anlamlı derecede daha düşüktü (p<0,05). Postoperatif lenfosit, ketamin grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Bununla birlikte lökosit, trombosit, delta-CRP ve CRP-indeksi gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Ketamin grubunda yoğun bakım ve hastane kalış süreleri anlamlı derecede daha kısa bulunmuş ve 28 günlük mortalite görülmemiştir (p<0,05). Postoperatif ağrı şiddeti ketamin grubunda daha düşük olmasına rağmen (p<0,05) ek analjezi ihtiyacı gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Ketamin grubunda entübasyondan sonra ilk 5 dakikada ölçülen sistolik ve ortalama arter basınçları kontrol grubuna göre daha yüksekti (p>0,05). Bununla birlikte intraoperatif VIS gruplar arasında benzer bulundu (p>0,05). Sonuç: Kardiyak cerrahide ketaminin antiinflamatuar etkinliği NLR ve PLR hesaplamaları ile de gösterildi. Bu hasta hastalarda operasyon boyunca ketamin infüzyonu inflamatuar yanıtı azaltmakta etkin bulundu. Ayrıca ketamin postoperatif akut ağrı, yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri ve mortalite üzerine olumlu etkilere sahip gibi gözükmektedir. Anahtar kelimeler: immün-inflamatuar biyobelirteçler, kardiyak cerrahi, ketamin, nötrofil lenfosit oranı, perioperatif inflamasyon, trombosit lenfosit oranı

Antiinflamatuar ajanlarBiyobelirteçlerCerrahi+6
Turgay Atay
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kalça kırığı cerrahisinde perikapsüler sinir grup bloğu ve quadratus lumborum bloğu yöntemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Kalça cerrahisi için optimal postoperatif analjezik tekniği hala tartışmalıdır. Bu çalışmada total kalça protezi (TKP) cerrahisi geçiren hastalarda quadratus lumbroum bloğu (QLB) ile perikapsüler sinir grup (PENG) ve lateral femoral kutanöz sinir (LFKS) bloğunun analjezik etkinlik, kuadriceps motor koruma ve yan etkiler açısından karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Bu prospektif çift kör çalışmada, yerel etik kuruldan onay alındıktan sonra TKP cerrahisi geçiren 80 hastaya (ASA I –III), 30 ml %0.25 bupivakain kullanılarak QLB (n=40) ve 30 ml % 0.25 bupivakain kullanılarak PENG (25 ml) ile LFKS (5 ml) bloğu (n=40) uygulandı. Spinal anestezi sonrası postoperatif multimodal analjezi rejimi uygulanan hastalarda birincil sonuç ölçütü grupların postoperatif morfin tüketimi olarak belirlendi. İkincil sonuçlar ağrı skorlarını (statik ve dinamik), kuadriceps kas gücünü, hasta memnuniyetini ve postoperatif komplikasyonların insidansını içermektedir. Bulgular: İlk 12 saatteki morfin tüketimi ve ağrı skorları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). PENG ve LFKS bloğu birlikte uygulanan hastalar QL bloğuna kıyasla 6.saatte daha yüksek kuadriceps kas gücüne ve 24.saatte daha az morfin tüketimi ve daha düşük statik ağrı skorlarına sahipti (p<0,05). Hasta memnuniyeti, dinamik ağrı skorları ve bloğa bağlı komplikasyonlar gruplar arasında benzerdi (p >0.05). Sonuç: PENG ve LFKS bloğu, TKP'den sonra daha uzun analjezi ve kuadriseps gücünün daha iyi korunmasını sağlar. Bununla birlikte, bu farklılıkların klinik olarak anlamlı olup olmadığını belirlemek için daha büyük örneklem boyutlarıyla daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Kalça kırığı, lateral femoral kutanöz sinir bloğu, perikapsüler sinir grubu bloğu, quadratus lumborum bloğu, kuadriseps kas gücü

AnesteziCerrahiKalça+3
Mustafa Aslan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut herpes zoster geçiren diabetes mellitus'lu hastalarda immünolojik belirteç seviyelerinin postherpetik nevralji gelişimindeki etkisi

Amaç: Nöropatik ağrı somatosensöriyel sistemin bir lezyonu veya hastalığından kaynaklanan bir ağrıdır ve patogenezi halen net olarak ortaya konulamamıştır. Tüm dünyada yapılan son çalışmalar immünolojik mekanizmaların etkin rol oynadığını düşündürmektedir. Bu çalışmada Akut Herpes Zoster (AHZ) geçirmekte olan hastalarda, bir nöropatik ağrı sebebi olan Postherpetik Nevralji (PHN)' ye ilerlemesinde immün mekanizmaların rolü ve Diyabetes Mellitus' un immün belirteçler üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yöntem: Akut Herpes Zoster sonrası nöropatik ağrısı olan 20 hasta çalışmaya alındı. Diyabetes mellitusu olan 10 hasta grup I ve diyabetes mellitusu olmayan 10 hasta grup II olarak iki gruba ayrıldı. İlk başvuru anında hemogram, C- Reaktif Protein (CRP), sedimentasyon (ESR), hemoglobin A1c, kan glukozu ölçümleri çalışıldı. Aynı kan örneklerinden, immünolojik belirteç seviyeleri çalışıldı. Hastalar düzenli aralıklarla kontrollere çağırılarak 3. aydaki kontrol muayenesinde alınan kan örneklerinde kontrol kan değerleri ve immünolojik belirteç seviyeleri çalışıldı.Hastaların ağrı şiddetini ölçmek için nümerik derecelendirme skalası (NRS), ağrının uykuya etkisini ölçmek için uyku interferans skorlaması (SIS) ve nöropatik ağrının değerlendirilmesinde DN4 ağrı skorlaması kullanıldı. Çalışmamızda nöropatik ağrının oluşumunda ve kronikleşmesinde immünolojik mekanizmaların rolünü değerlendirmek amacıyla literatüre uygun olarak, CD3+, CD4+, CD8+, T regülatuar (Foxp3), NK (defektif, sitotoksik ve regulatuar subünitleri) NK CD56 (bright ve dim subünitleri) ve NK CD57 hücre düzeyleri çalışıldı. Bulgular: Çalışmamıza alınan grup I ve II deki hastaların demografik özellikleri benzerdi. Rutin laboratuvar tetkikleri arasında grup II' deki hastaların tedaviyle crp ve sedimentasyon (ESR) değerleri anlamlı olarak azalırken; diyabetik grupta anlamlı değişim olmadı. İmmünolojik belirteçlere bakıldığında ise grup I ve II' deki hastaların değerleri kıyaslandığında NK defektif subset başlangıç anında ve tedavi sonunda çalışılan değerler istatistiksel olarak farklıydı. Grup içinde başlangıç ve 3.aydaki immün belirteç değişimlerine bakıldığında ise; diyabetik grupta CD3+, CD4+, CD8+ değerleri tedaviyle anlamlı olarak azalırken, diyabetik olmayan grupta NK hücre alt grupları olan defektif subset ve regülatuar subset değerleri anlamlı olarak azaldı. Bunun dışındaki grup I ve II deki diğer immünolojik marker seviyelerin değişimi istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: Çalışmamızda diyabetes mellitus varlığının, zona ağrısının kronikleşerek postherpetik nevraljiye dönüşmesinde ve sitokinler üzerinde etkisinin gösterilmesi hedeflenmiştir. Diyabetes mellitus varlığından bağımsız olarak hastalığın erken döneminde uygun tedavi başlanan hastalarda ağrının kronikleşmesinin önüne geçilebilir. Postherpetik Nevralji gelişen hastalarda diyabetes melltiusun immün belirteçler üzerindeki etkisinin araştırılması için daha geniş çaplı randomize prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca AHZ' ye bağlı nöropatik ağrı semptomlarının kontrol altına alınmasında kullanılan gabapentinoid türü adjuvan ajanların sitokin düzeyleri üzerine inhibisyon yapma olasılığı da göz önünde bulundurulmalı ve sağlıklı kontrol grubunu da içeren geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Postherpetik Nevralji, Nöropatik ağrı, sitokinler, diyabetes mellitus

AğrıBiyobelirteçlerDiabetes mellitus+4
Numan Demiralp
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Total abdominal histerektomi yapılan hastalarda intraoperatif ketamin infüzyonu ve deksketoprofen uygulamalarının akut postoperatif ağrı ve kronikleşen ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma ile total abdominal histerektomi cerrahisi geçiren hastalarda intraoperatif kullanılan ketamin ve dekstketoprofen ile; oluşacak akut ağrıyı azaltmayı, intraoperatif opioid kullanımını azaltarak hiperaljezi ve nöropatik ağrı gelişme insidansını azaltmayı, iki ajanın akut ve kronikleşen ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Etik Kurul onayı alındıktan sonra ASA 1-2 grubunda yer alan, VKİ<30 olan, 18-65 yaş aralığında toplam 96 hasta; deksketoprofen (D), ketamin (K) ve ketamin-deksketoprofen (K-D) olmak üzere randomizasyon yöntemi ile 3 gruba ayrıldı. Kontrol grubu yoktu. Rutin genel anestezi monitörizasyonu yapıldı giriş değerleri kaydedildi ve tüm hastalara rutin genel anestezi yöntemi uygulandı. 0,5-1 MAC sevofluran inhalasyonu ve 0,1-0,25 µg/kg/dk remifentanil infüzyonu ile idame sağlandı. Tüm hastalara postoperatif analjezi için 1 mg/kg tramadol uygulandı ve antiemetik uygulandı.1.Grup (ketamin)'a rutin anestezi uygulamalarına ek olarak indüksiyon aşamasında 0,25 mg/kg ketaminbolus yapıldı, cerrahi kesiden önce 5mcg/kg/dk ketamin infüzyonu açıldı. 2.Grup (deksketoprofen)'a indüksiyon aşamasında 0,25mg/kg ketamin ve 50 mg=2ml deksketoprofen bolus yapıldı, cerrahi kesiden önce 5mcg/kg/dk ketamin infüzyonu açıldı. 3.Grup (ketamin-deksketoprofen)'a indüksiyon aşamasında 2 ml serum fizyolojik, 50 mg deksketoprofen bolus yapıldı, serum fizyolojik infüzyonu açıldı. Cerrahi sonunda cilt kapatmaya geçilirken ketamin infüzyonu sonlandırıldı. Hastaların intraoperatif 1-5-30-60.dakikadaki tansiyon, nabız, satürayon değerleri, toplam remifentanil - sevofluran tüketim miktarları kaydedildi. Postoperatif tüm hastalara tramadol ile hazırlanmış hasta kontrollü analjezi cihazı takıldı. Postoperatif ilk 24 saat VAS (Visual Analog Scale ) değerleri ve ilaçlara bağlı gelişen yan etkiler kaydedildi. Hastalarla telefon görüşmesi yapılarak tüm hastaların postoperatif 1-2-3.ay ağrısı DN4 (Doluer Neuropathique 4 Questions) kriterlerine göre sorgulandı. Bulgular: Hastaların demografik verileri gruplar arası karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. (p>0,05) Postoperatif VAS skorları gruplar arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. (p<0,05) Postoperatif 1 gün boyunca yapılan takipte 1-4-8-12-24. saatlerde grup 3 (deksketoprofen) hastalarında ketamin infüzyonu yapılan grup 1-2 ye göre genelde VAS skoru yüksek bulundu. Grup 2 (ketamin-deksketoprofen) 'de ise VAS skoru grup 1-3 e göre anlamlı daha düşük seyretti. ( p<0,05) Toplam cerrahi süresi ve toplam anestezi süresi gruplar arasında karşılaştırıldığında anlamlı fark yoktu. (p>0,05) Toplam remifentanil, sevofluran, ketamin miktarı grup 1-2-3 arasında karşılaştırıldığında elde edilen sonuçlar istatiksel olarak anlamlı bulundu. (p>0,05) Postoperatif 1. ayda nöropatik ağrı açısından gruplar karşılaştırıldığında DN4 skoru ketamin grubunda (grup 1) anlamlı en düşük bulundu. Grup 1 (ketamin) ve grup 3 (deksketoprofen) 1.aydaki DN4 skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. (p<0,05) Tüm gruplarda postoperatif 1.ay ve 3.aydaki DN4 skoru karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. (p<0,05) Sonuç: İntraoperatif subanestetik dozda ketamin postoperatif akut (VAS) ve kronik ağrı (DN4) skorlarını düşürerek ağrı gelişme insidansını azalttı; deksketoprofen ile birlikte kullanıldığında bu etki daha güçlüydü. Aynı zamanda intraoperatif uygulanan ketamin, remifentanil ve sevofluran ihtiyacını azalttı. Kronik ağrı takibi için 3 ay ve sonrası takip gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Akut Ağrı, Kronik Ağrı, İntraoperatif Ketamin İnfüzyonu, İntraoperatif Deksketoprofen Uygulamaları

Akut ağrıAğrıAğrı-postoperatif+5
Hatice Betül Karakaya
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kardiyak cerrahi yapılan hastalarda arteriyel stiffness değerinin hemodinamik parametrelerle ilişkisi

Amaç: Genel anestezi indüksiyonu ile cerrahi başlangıcı arasındaki sürede daha çok görülen hipotansiyon hem kardiyak hem de kardiyak dışı cerrahi yapılan hastalarda olumsuz sonuçlarla ilişkilidir. Çalışmamızın amacı doppler ultrasonografi (USG) ile karotis/femoral nabız dalga hızı ölçümlerinden elde edilen arteriyel stiffness (sertlik) değerinin kardiyak cerrahi yapılan hastalarda başlıca hipotansiyon olmak üzere hemodinamik parametreler, hastanede ve yoğun bakım ünitesinde kalış zamanı ve mortalite ile ilişkilerinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya kardiyak cerrahi yapılacak 121 hasta dahil edildi. Hastalara rutin monitörizasyona ek olarak USG'nin 3 lead elektrokardiyogram (EKG) kabloları da bağlandı. Ölçüm öncesi tüm hastalara sedasyon uygulandı. Supin pozisyonda sağ ana karotis arter ve femoral arterden doppler akım ölçümleri ile karotis/femoral nabız dalga hızı elde edildi. USG M modu ile sağ ana karotis arter ve internal juguler ven (İJV) maksimum ve minimum çap ölçümleri yapıldı. Parametreler arteriyel sertlik, sertlik indeksi, İJV kollapsibilite indeksi ve İJV/karotis indeksi olarak belirlendi. Nabız dalga hızı ölçümleri için hem ana karotis arter hem de femoral arterde doppler dalgasının başlangıç noktası ile EKG'de R dalgası arasındaki gecikme süresi belirlendi. Daha sonra görüntülemenin yapıldığı ana karotis arter ve femoral arter arası mesafe ölçüldü. İki nokta arasındaki mesafe gecikme süresi ile oranlandı. Üç ardışık dalga üzerinde ölçümler yapılarak ortalaması alındı. Elde edilen sonuçlar nabız dalga hızı metre/saniye olarak nitelendirildi. Bu değer arteriyel sertlik derecesi olarak kabul edildi. USG M mod ile ana karotis arter ve internal juguler ven maksimum ve minimum çaplarından sertlik indeksi, İJV kollapsibilite indeksi ve İJV/karotis indeksi hesaplandı. Tüm hastalara standart anestezi indüksiyonu sağlandı. Hipotansiyonu tanımlamak için çeşitli sistolik arter basıncı ve ortalama arter basıncının mutlak ve bazal eşik değerlerinde azalma kullanıldı. Operasyon boyunca hemodinamik yanıt analizleri vazoaktif inotropik skor (VİS) ile yapıldı. Postoperatif hastanede, yoğun bakım ünitesinde kalış süreleri ve mortalite oranları da kaydedildi. Bulgular: Arteriyel sertlik ile yaş ve minimum karotis çapı arasında ve sertlik indeksi ile bazal sistolik arter basıncı ve minimum karotis çapı arasında zayıf korelasyon görülmüştür (p˂0,05). Arteriyel sertlik, sertlik indeksi ve İJV/karotis indeksi parametrelerinin mortalite üzerindeki etki düzeyleri incelenmiş ve anlamlı bir etki profili veya anlamlı bir prediktif özellik tespit edilmemiştir (p>0,05). Arteriyel sertlik değerinin hipotansiyon üzerindeki etki düzeyleri ve hipotansiyona yönelik prediktif kabiliyetleri analiz edilmiş, parametrelerin her biri için ayrı ayrı olarak lojistik regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Hipotansiyon için belirlenmiş sınırlar baz alınarak yapılan incelemelerde parametrelerde anlamlı bir etki düzeyi ve/veya prediktif özellik görülmemiştir (p>0,05). Eksitus olan hastalarda toplam vazoaktif inotropik skor (p=0,012) ve yoğun bakım ünitesinde kalış süreleri (p=0,019) daha yüksek olarak görülmüş ve anlamlılık teşkil etmiştir. Sonuç: Kardiyak cerrahi hastalarında yapılan bu çalışmada USG ile değerlendirilen arteriyel sertlik, sertlik indeksi, İJV/karotis indeksi ve İJV kollapsibilite indeksi ile hipotansiyon, yoğun bakım ünitesinde ve hastanede kalış süreleri ve mortalite arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Arteriyel sertlik ölçümünde USG kullanımı ve arteriyel sertlik değerinin hemodinamik bir indeks göstergesi olarak kullanılabilmesi için daha geniş kapsamlı, prospektif, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Arteriyel sertlik, doppler ultrasonografi, hemodinami, kardiyak cerrahi, nabız dalga hızı, sertlik indeksi

ArterlerArteryel oklüzif hastalıklarAteroskleroz+5
Mustafa Aydemir
Necmettin Erbakan University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Torakoskopik cerrahide ultrasonografi kılavuzluğunda erektör spina ve yüzeyel serratus anterior plan bloklarının hasta kontrollü analjezi yöntemi ile karşılaştırılması

Video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) sonrası analjezi yönetiminde kullanılan rejyonel tekniklerden erektör spina plan bloğu (ESPB) ile serratus anterior plan bloğu (SAPB); paravertebral blok (PVB) ve torakal epidural analjeziye (TEA) kıyasla komplikasyon oranı düşük, uygulaması basit, ultrasonografi (USG) eşliğinde yapılan interfasyal plan bloklarıdır. ESPB ilk olarak Forero ve ark. tarafından 2016 yılında tanımlanmıştır. Torakal bölgede analjezi sağlamak için T5 vertebra seviyesinden uygulanmaktadır. SAPB ilk olarak Blanco ve ark. tarafından 2013 yılında tanımlanmıştır. Beşinci kosta seviyesinden uygulanan bu blok esas olarak lateral göğüs duvarının üst ve orta torasik dermatomlarını bloke eder. Bu çalışmanın amacı, VATS sonrası analjezi yönetiminde ESPB ve SAPB'nin analjezik etkinliklerini karşılaştırmaktır. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurul onayı (08.02.2022 tarihli 3 karar no.lu) ve hasta onamları alındıktan sonra genel anestezi altında elektif VATS cerrahisi planlanan 50 hasta (18-70 yaş arası) çalışmaya dahil edildi. Hastalar bilgisayar randomizasyon programı yardımıyla Grup ESPB (n=25) ve Grup SAPB (n=25) olmak üzere iki gruba ayrıldı. ESPB grubundaki hastalara indüksiyon sonrası cerrahi öncesi T5 seviyesinden kateter yerleştirilerek 30 ml % 0.25 bupivakain verildi. SAPB grubundaki hastalara indüksiyon sonrası cerrahi öncesi beşinci kosta seviyesinden serratus kasının yüzeyel fasyasına kateter yerleştirilerek 30 ml % 0.25 bupivakain verildi. Her iki gruptaki hastalara, postoperatif dönemde NRS skoru ≥3 olduğunda, ESPB ve SAPB kateterlerinden hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazı ile %0,125'lik bupivakain infüzyonu başlandı. İntraoperatif fentanil kullanımı, postoperatif ilk 24 saatte her iki grubun NRS skorları, kurtarma analjezisi olarak morfin kullanımı, HKA cihazına bağlanma zamanı ve komplikasyonlar kaydedildi. ESPB grubunda intraoperatif fentanil tüketimi anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). İki grup HKA cihazına bağlanma zamanı açısından karşılaştırıldığında arada istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Her iki grupta da istirahat ve öksürükle postoperatif NRS skorları zamanla azalmıştır (p<0.05). Postoperatif NRS skorları ve kurtarma analjezisi kullanımında iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Her iki grupta işlem sırasında herhangi bir komplikasyon görülmedi. Sonuç olarak; yaptığımız çalışma ESPB uygulamasının intraoperatif analjezi yönetiminde SAPB'den daha etkin olduğunu, postoperatif analjezi yönetiminde her iki bloğun benzer etkinlikte analjezi sağladığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: postoperatif analjezi yönetimi; hasta kontrollü erektör spina plan bloğu; hasta kontrollü yüzeyel serratus anterior plan bloğu; video yardımlı torakoskopik cerrahi

AnaljeziAnaljezi-hasta kontrollüCerrahi+6
Barış Demirci
Pamukkale University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

ARDS hastalarının mekanik ventilasyonunda farklı "PEEP" düzeyleri ile soluk sonu akciğer hacmi ve pulmoner mekaniklerin değerlendirilmesi

Akut respiratuvar distres sendromunun (ARDS) tedavi yönetim stratejileri oldukça karmaşık, mortalitesi yüksektir. Akciğerlerde gaz değişimini desteklemek ve solunum işini azaltmak için mekanik ventilatör desteği gerekir. Mekanik ventilasyonda soluk sonu pozitif basınç (PEEP) titrasyonunun önemi büyüktür. Ancak PEEP titrasyonuna optimal yaklaşım net olarak belirlenememiştir. Güncel uygulamalarda kişiselleştirilmiş PEEP uygulaması vurgulanmaktadır. Çalışmamızda basınç-volüm eğrisi üzerinden farklı PEEP seviyelerinde volüm kazancı (gain), modifiye çoklu azot yıkama tekniği ile ölçülen soluk sonu akciğer hacmi (EELV) değişimi ve kompliyansın solunum mekanikleri ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Etik Kurul onayı alındıktan sonra yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan ve invaziv mekanik ventilasyon uygulanan 14 yetişkin ARDS hastası çalışmaya alındı. Berlin Kriterlerine göre; 2 hafif, 7 orta, 5 ağır ARDS hastasıydı. Azalan PEEP titrasyon prosedürü (5 cmH2O) ile fonksiyonel rezidüel kapasite (FRK) ve EELV, çoklu azot yıkama tekniği ile ölçüldü. İntratrakeal basınç sensörü ile oluşturulan dinamik basınç-volüm eğrileri üzerinden kazanç ve kompliyans ölçüldü. Her PEEP düzeyinde arteriyel kan gazı ile oksijenasyon değerlendirildi. En yüksek kompliyans, kazanç, EELV değerlerine ve en düşük sürücü basınç değerlerine 10 cmH2O PEEP düzeyinde ulaşıldı. Oksijenasyon göstergesi olan PaO2'nin en yüksek değerleri 15 cmH2O PEEP düzeyinde ölçüldü. Kazancın; kompliyans, elastans, sürücü basıncı, statik strain ile anlamlı olarak değişmediği ve akciğer distansiyonuna duyarlı olmadığı görüldü. Sonuç olarak; PEEP titrasyonunda alveol distansiyonunu, EELV veya kazanç parametreleri göstermez. Klinik pratikte tek başına kullanılabilmesi için yeterli ve güçlü kanıtlar elde edilememiştir. Bunun için daha fazla çalışmaya gerek vardır. Anahtar kelimeler: Fonksiyonel rezidüel kapasite, kazanç, PEEP, EELV, pulmoner mekanikler

AkciğerBiyomekanikPEEP+4
Selvinaz Yüksel Tanrıverdi
Pamukkale University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Postpartum kanama riski yüksek gebelerin sezaryen ameliyatında transamin'in etkisi

Postpartum kanama sezaryen ameliyatlarında yaşamı tehdit eden bir komplikasyon olmaya devam etmektedir. Traneksamik asit kullanımı postpartum kanama tedavisinde rutin olarak önerilmekle birlikte profilaktik kullanımına dair net bir kanıt yoktur. Bu çalışmada postpartum kanama açısından riskli olan hastalarda transaminin tahmini kan kaybı, postpartum kanama insidansı ve transfüzyon ihtiyacına olan etkisini gözlemlemeyi hedefledik. Etik Kurul onayı ve hasta onamı alındıktan sonra elektif sezaryen planlanmış olan 20-41 yaş arasında ve ASA II fiziksel durumundaki postpartum kanama riski yüksek (çoğul gebelik, geçirilmiş sezaryen öyküsü, gebeliğe bağlı hipertansiyon, makrozomi, PPK öyküsü, doğum sırasında sezaryen, anemi, plasenta previa, plasenta invazyon anomalileri) 83 hasta dahil edildi. Hem genel anestezi hem de spinal anestezideki traneksamik asit etkisini incelemek için kontrollerle birlikte dört grup oluşturuldu. Çalışma gruplarına kord klemplendikten sonra intravenöz 1 gram traneksamik asit uygulandı ve tahmini kan kaybı bir formül ile hesaplandı. Ayrıca hastanın transfüzyon ihtiyacı, postpartum kanama insidansı, hemoglobin ve hemotokrit değişiklikleri, traneksamik asit yan etkileri ve uterotonik kullanımı kaydedildi. Çalışmamızda tahmini kan kaybı traneksamik asit gruplarından Grup 1'de 511 ml, Grup 3'te 579 ml; kontrol gruplarından Grup 2'de 590 ml, Grup 4'te 617 ml olarak hesaplandı. Tahmini kan kaybı, kan transfüzyon ihtiyacı ve postpartum kanama insidansı bakımından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). İkincil sonuçlar incelendiğinde; postoperatif hemoglobin-hematokrit değişiklikleri, yan etkiler ve uterotonik kullanımı açısından gruplar arasında fark saptanmadı (p>0,05). Traneksamik asit uygulanan hastaların hiçbirinde tromboembolik olay izlenmedi. Sonuç olarak; profilaktik traneksamik asit kullanımının hem genel anestezi hem de spinal altındaki sezaryen operasyonlarında kan kaybı ve kan tranfüzyonunda etkili olmadığı sonucuna varıldı.

GebelikGebelik-yüksek riskliHemorajiler+5
Burçin Öztürk
Pamukkale University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sezeryanda spinal anesteziye bağlı hipotansiyonu önlemek için profilaktik norepinefrin bolus ve infüzyon uygulamalarının karşılaştırılması

Spinal anestezi, elektif sezeryan ameliyatı geçirecek gebelerde yaygın kullanılan hızla uygulanabilen ve basit nöroaksiyal anestezi yöntemi olup duysal ve motor blok ile birlikte hipotansiyon nedeni olabilecek sempatik blok da meydana gelir. Gebelerde spinal anestezi sonrası hipotansiyona bağlı bulantı, kusma, plasental ve umblikal kan akımında azalma ile fetal asidozis gibi komplikasyonlar gelişebilir ve insidansı %60-80 oranında değişmektedir. Sezeryan ameliyatlarında aortakaval basıya bağlı hipotansiyonu önlemek amacıyla sol uterin pozisyon ayrıca sempatik blok kaynaklı hipotansiyonu önlemek amacıyla düşük doz spinal anestezi ve yeterli sıvı desteğinin yanında uygun profilaktik vazopressör kullanımı önerilmektedir. Norepinefrin (NE), spinal anestezi sonrası gelişen hipotansiyonu önlemede hipotansiyon gelişince veya profilaktik olarak yapılır. Bu çalışmamızda spinal anestezi ile elektif sezeryan ameliyatı planlanan 18 - 40 yaş arası, ASA II, term (37-42 gestasyon haftaları arasında), tekil gebelik olan ve sistolik kan basıncı (SAB) değeri 100-140 mmHg arasında olan, rasgele seçilmiş 40'ar olguluk iki grup toplamda 80 gebeye profilaktik NE bolus veya infüzyon uygulamalarının hipotansiyon insidansı, maternal ve fetal hemodinamik yan etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Spinal anestezi sonrası bolus grubuna 6 µg profilaktik NE uygulandıktan sonra SAB %90 altına düşmesi durumunda 4 µg, %80 altına düşmesi durumunda 6 µg uygulandı. İnfüzyon grubuna ise 0 ile 5 µg /dk hızında ve hipotansiyonun derecesine göre titre edilerek profilaktik NE uyguladık. Bolus grubunda; SAB bazal değerin %90-80 arası insidansı %92,5, %80-60 arası değer %57,5, infüzyon grubunda SAB bazal değerin %90-80 arası insidansı %62,5 ve%80-60 arası insidansı %32,5 saptanmıştır. Bolus grunda infüzyon grubuna göre hipotansiyon insidansı istatiksel anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur(p0,05). Bolus grupta SAB bazal değerin %90-80 ve %80'nin altı hipotansiyon epizotları infüzyon gruba göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p0,05). Toplam kullanılan norepinefrin miktarı bolus grubunda ortalama 25 µg iken infüzyon grubunda 45 µg olarak infüzyon grubunda anlamlı olarak daha fazla bulundu (p0,05). Her iki grup da hipertansiyon, taşikardi, bradikardi ile maternal bulantı, kusma insidansı benzerdi. Bolus grubunda 1. dakika APGAR skoru infüzyon grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Her iki grup arasında 5. dakika APGAR ve umblikal kan gazı pH, PO2 ve PCO2 değerleri benzerdi. İnfüzyon grubu baz fazlalığı (BE) değeri, bolus gruba göre daha yüksek negativite ile istatiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. 1. dk APGAR skorları ve baz fazlalığı istatistiksel olarak farklılık bulunmakla birlikte klinik farklılık önemsizdi. Sonuç olarak hipotansiyonu önlemede infüzyon grubu hemodinamik olarak daha etkili stabilite sağladı ve her iki grupta da klinisyen müdahalesi yüksekti. Anahtar kelimeler: elektif sezaryen, spinal anestezi, norepinefrin

AnesteziAnestezi-spinalDoğum+4
Pembe Seda Gürol
Pamukkale University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endobronşiyal ultrason kılavuzluğunda transbronşiyal iğne aspirasyonu yapılan hastaların sedasyonunda deksmedetomidin ve propofol'un karşılaştırılması

Endobronşiyal ultrason kılavuzluğunda transbronşiyal iğne aspirasyonu (EBUS-TBİA) farklı merkezlerde minimal sedasyon, orta sedasyon, derin sedasyon ve genel anestezi altında yapılabilmektedir. EBUS-TBİA'ya özgü Amerikan Göğüs Hekimleri Koleji (ACCP) kılavuzlarına göre işlem sırasında lokal anesteziye ek olarak orta veya derin sedasyon kullanımı önerilmektedir. Çalışmamızda orta sedasyon eşliğinde EBUS-TBİA yapılan hastalarda işlem sırasındaki desatürasyonu, hemodinamik değerleri, öksürük skorlarını, vokal kordlara sıkılan lidokain miktarını, kurtarma manevrası (çene itme, ambu-maske, mekanik ventilasyon) kullanımını, hasta ve hekim memnuniyetini, hastanın derlenme ünitesinden ayrılma zamanını, postoperatif bulantı kusma ve postoperatif ağrı skorlarını karşılaştırmayı amaçladık. Etik kurul onayı alındıktan sonra 100 hasta deksmedetomidin-fentanil (grup DF) ve propofol-fentanil (grup PF) olmak üzere iki gruba randomize edildi. DF grubundaki hastalara 1 mcg/kg deksmedetomidin 10 dk içinde uygulandı, 0,2-0,7 mcg/kg/saatlik infüzyon hızıyla devam edildi. DF grubundaki hastalara 0,7 ug/kg fentanil 3-5 dk içinde verildi. PF grubundaki hastalara 1 ug/kg fentanil 3-5 dk içinde verildi. Propofol 0,1-0,5 mg/kg yükleme dozu 3-5 dk içinde verilip sonrasında 1,5-4.5 mg/kg/saat dozunda devam edildi. Tüm hastalara Kantitatif Sedasyon Skoru 3-4 ve BİS 60-80 olacak şekilde ilaçlar uygulandı. Çalışmamızın sonucunda desatürasyon açısından gruplar arasında fark yoktu. Bradikardi ve hipotansiyon DF grubunda fazlayken, taşikardi PF grubunda daha fazlaydı. Ek kullanılan lidokain ve ek kullanılan fentanil miktarı PF grubunda daha fazlaydı. Hasta memnuniyeti her iki grupta aynıyken, hekim memnuniyeti DF grubunda daha fazlaydı. Prosedür sırasında kurtarma manevrası kullanımı, postoperatif bulantı kusma ve postoperatif ağrı skorları arasında fark bulunmamıştır. Postoperatif derlenme ünitesinde kalma süresi DF grubunda daha fazladır. Sonuç olarak Ebus-Tbia yapılacak hastalarda hem deskmedetomidin hem propofol infüzyonları hastaların özelliklerine göre kullanılabilir.

AnesteziAspirasyonBilinçli sedasyon+4
Ümmühan Soysal
Pamukkale University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Zor hava yolunu öngörmede ultrasonografi kullanımı

Genel anestezi sırasında hava yolu güvenliği için en önemli uygulama endotrakeal entübasyondur. Beklenmedik zor hava yolu, morbidite ve mortaliteye neden olabileceğinden anesteziyologlar için büyük bir endişe sebebidir. Günümüzde zor laringoskopi ve zor entübasyon oranının %1,5-13, zor maske ventilasyon oranının yaklaşık %1,4 seviyesinde olduğu görülmektedir. Ultrasonografi; güvenli, hızlı, tekrarlanabilir, taşınabilir olması ve gerçek zamanlı dinamik görüntüler sağlaması nedeniyle hava yolu değerlendirmesi için umut verici bir araçtır. Biz çalışmamızda ultrasonografi ölçümlerinin tek başına veya rutin tarama testleri ile birlikte kullanımının zor hava yolu öngörüsünde anlamlı olup olmadığını bulmayı amaçladık. Etik kurul onayı alındıktan sonra genel anestezi altında elektif ameliyat planlanan 18 yaş üstü erişkin, ASA I-IV fiziksel durumunda 66 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların rutin hava yolu muayenesi yapıldı takiben ultrasonografi ile epiglot-cilt arası mesafe, hyoid kemik-cilt arası mesafe, nötral pozisyonda hyomental mesafe, dil taban kalınlığı ölçümleri yapıldı. Havayolu tarama testleri ve ultrasonografi ölçümleri sonrası maske ventilasyonu, endotrakeal entübasyon yapılıp Cormack-Lehane Skoru ve Maske Ventilasyon Skoru kaydedildi. Ultrasonografi ölçümlerinden epiglot-cilt arası mesafe, hyoid kemit-cilt arası mesafe ve dil taban kalınlığı zor hava yolu öngörüsünde istatistiksel olarak anlamlıdır. Rutin tarama testleri ve ultrasonografik ölçümler arasında korelasyonun istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; rutin tarama testleri zor hava yolu öngörüsünde yeterli değildir. Ultrasonografik ölçümler zor hava yolu öngörüsünde yararlıdır. Rutin tarama testleri ile ultrasonografik ölçümlerin birlikte kullanımı bu testlerin güvenilirliğini arttırmaktadır. Anahtar kelimeler; zor hava yolu, ultrasonografi, zor laringoskopi, zor maske

AnesteziLaringoskopiMaskeler+3
Açelya Özdemir Üge
Pamukkale University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Neostigmin ve sugammadeks'in kalça kırığı cerrahisine giden geriatrik hastalardaki postoperatif erken dönem kognitif fonksiyonlar üzerindeki etkilerinin kırılganlık durumuna göre karşılaştırılması

Genel anestezi uygulanan hastalarda kullanılan kas gevşetici ajanların etkisini tersine çevirmek için kolinesteraz inhibitörü olan neostigmin veya sugammadeks kullanılmaktadır. Sugammadeksin bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi net değildir. Artan yaşlı nüfusu ile kırılganlık geriatrik bir sorun olarak daha sık karşımıza çıkmaktadır. Klinik olarak sugammadeks ile sağlanan daha iyi ve hızlı derlenmenin; sugammadeksin cerrahi ile bozulan KBB'inden geçerek SSS'inde gösterdiği düşünülen etkinin yanısıra, ACh kullanım artışı ile sağladığı nöronal iletimden olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca siklodekstrinlerin inflamatuar molekül oluşumunu inhibe ederek nöral koruma sağlayabileceği, kas iğciklerinin gerilim reseptörlerinin kortikal alanlarda etki eden sonlanmalar olabileceği ve sağlamış olduğu kas aktivasyonu ile uyanıklık merkezlerinde serebral stimülasyon yapabileceği varsayılan etki mekanizmaları arasındadır. Tüm bu varsayımlardan yola çıkarak kurmuş olduğumuz hipotezimiz sugammadeksin kalça kırığı cerrahisine giden geriyatrik hastalarda postoperatif erken dönem kognitif fonksiyonlar üzerinde olumlu bir etkisi olabileceği ve bu etkide kırılganlığın rolü olabileceği yönündeydi. Çalışmamızda literatürde ilk olarak neostigmin ile sugammadeksin kalça kırığı cerrahisine giden 65 yaş üzeri hastalarda postoperatif erken dönem bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkilerini kırılganlık durumuna göre karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmaya 65 yaş üzeri genel anestezi altında kalça kırığı cerrahisi geçirecek hastalar dahil edilmiştir. Her hasta operasyondan önce yerinde ziyaret edilerek klinik kırılganlık skoru saptandı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı ve eğitim durumuna göre standartize veya eğitimsizler için mini mental testi yapıldı. MMT sonuçları 17 puan altında olanlar ve 23 puan altında olup yapılan CAM testi pozitif çıkanlar çalışmaya dahil edilmedi. Hastaların; adı-soyadı, protokol numarası, yaş, cinsiyet, boy, kilo, BKİ, ek hastalık, ASA skoru, uygulanacak anestezik ilaçlar ve ek analjezik ihtiyacı araştırma takip formuna kaydedildi. Operasyon sonunda TOF eşliğinde hastalara reversal olarak neostigmin ya da sugammadeks uygulandı. Sonrasında ise postoperatif 1., 6., 12., 24., ve 48. saatlerde mini mental testler tekrarlandı ve tüm vakalara CAM uygulandı. Bulguları değerlendirdiğimizde; her iki grupta da postoperatif 1., 6. ve 12. saatlerde bilişsel fonksiyonlarda anlamlı bir azalma saptanmış ancak postoperatif 24. ve 48. saatlerdeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. CAM pozitif olup POD tanısı konulan hastalar arasında da her iki grup arasında fark saptanmamıştır. Kırılganlığı olan hastaların tüm vakitlerdeki bilişsel fonksiyonlarında anlamlı bir azalma varken kırılgan olmayanlarda bu azalma sadece postoperatif 1. saatte anlamlı bulunmuştur. Sugammadeks ile kırılgan hastalarda neostigmine göre daha iyi bir bilişsel fonksiyon gösterilememiştir. Anahtar Sözcükler: Bilişsel Fonksiyon, Kırılganlık, Neostigmin, Sugammadeks

BilişBilişsel işlevlerGeriatri+6
Işık Ellibeşoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Total kalça protezi ameliyatlarında traneksamik asit uygulamasının kanama ve kan transfüzyonu üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada; total kalça protezi ameliyatı planlanan hastalarda insizyondan önce uygulanacak olan traneksamik asitin (TA) kanama, kan transfüzyonu, fibrin yıkım ürünleri ve böbrek fonksiyonları üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, total kalça protezi ameliyatı geçirecek olan ASA I-III, 18-75 yaş arası 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma randomize ve çift kör olacak şekilde yürütüldü. Operasyon öncesi hastalardan hemoglobin (Hgb), hematokrit (Hct), trombosit sayısı (Plt), INR, aktive edilmiş parsiyel tromboplastin zaman (aPTT), fibrinojen, D-dimer, kan üre azotu (BUN), kreatinin çalışıldı. Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) ve spinal anestezi uygulandı. Cerrahi başlamadan önce Grup 1'e 30 mg/kg (max 2,5 g) TA verilirken Grup 2'ye 15 mg/kg (max 1,2 g) dozunda verildi. İntraoperatif ve postoperatif kanama miktarı kaydedildi. İntraoperatif ve postoperatif verilen kan ürünleri kaydedildi. Postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerde hastalardan tekrar kan örnekleri alındı. Bulgular: Demografik veriler, intraoperatif ve postoperatif kan transfüzyonu, Hgb, Hct, Plt, fibrinojen, D-dimer, kreatinin, BUN bakımından gruplar arasında fark yoktu. Grup 2'deki INR sonucu diğer gruba göre daha yüksek iken Grup 1 hastalarında aPTT 6. saatte daha yüksek bulundu. Grupiçi istatistiklere göre, her iki grupta da postoperatif 6. saatteki Hgb, Hct ve Plt değerleri preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak daha düşük tespit edildi. Grup 1'in postoperatif 6. saateki; INR ve aPTT değerleri preoperatif değerlere göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Grup 2'nin postoperatif 6. saateki; INR değeri preoperatife göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Sonuç: Kalça protezi cerrahisinde kanama kontrolü sağlamada etkin olan TA'nın preoperatif 15 mg/kg ve 30 mg/kg dozlarında kullanımı postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerdeki takiplerde kanama ve kan transfüzyonu miktarını her iki grupta benzer şekilde azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalça protezi, traneksamik asit, kanama, kan transfüzyonu

HemorajilerKalçaKalça eklemi+4
Filiz Şaşmaz
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyat olan hastalarda postoperatif analjezi için ultrason eşliğinde yapılan erektör spina plan bloğu ile yara yerine uygulanan lokal infiltrasyon analjezi yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada; lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyatı planlanan hastalarda preemptif olarak uygulayacağımız LİA ya da ESP blok yöntemlerinin; hastalarımızın intraoperatif remifentanil tüketimine etkisini gözlemlemek ve postoperatif sayısal değerlendirme skalası (NRS), morfin talep ve tüketimleri ile ağrı derecelerini karşılaştırmaktır. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyatı planlanan ASA I-III, 18-75 yaş arası 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma prospektif, randomize kontrollü, çift kör olarak yürütüldü. Standart anestezi indüksiyonundan sonra preemptif olarak; 30 hastaya LİA, 30 hastaya ise ESP blok uygulandı. İntraoperatif dönemde tüketilen remifentanil dozu ile hemodinamik parametreler her 5 dakikada ölçüldü. Postoperatif HKA ile morfin bolus tedavisi ve parasetamol ile kurtarma analjezisi planlandı. Postoperatif morfin ve ek analjezi tüketimi, NRS skorları, hemodinamik parametreler ve komplikasyonlar 48 saat süreyle kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. İntraoperatif ESPB grubu remifentanil tüketimi ortalaması 455±165,23 mcg, LİA grubu ise 296,67±110,59 mcg olarak ölçülerek istatistiksel fark gözlendi (p=0,001). Postoperatif takiplerde ise ESPB grubu ilaç tüketimi ve NRS skor ortalamalarıda tüm zamanlarda anlamlı olarak düşük çıktı (p=0,01) (PCA-morfin 41,93±14,47 mg karşılık 57,23±15,5 mg, Ek analjezik-parasetamol 2,1±1,06 gr karşılık 4,27±1,14 gr). Grupların ilk kurtarma ek analjezik alım zamanları ortalamaları LİA grubunda 10,6±8,1 ESPB grubunda 19,33±8,87 olarak anlamlı çıktı. Hasta memnuniyet anketide ESPB lehine anlamlıydı (p=0,05). Sonuç: Flank insizyon ile gerçekleştirilen operasyonlarda oluşan ağrının kontrolünde intraoperatif LİA yönteminin remifentanil tüketimi açısından daha etkin olduğu ancak postoperatif takiplerde ESPB yönteminin daha uzun ve etkin ağrı kontolü sağladığı gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Flank (lumbotomi) insizyon, erektör spina plan blok, lokal infiltrasyon analjezisi,

AnaljeziAğrıAğrı ölçümü+6
Taner Özdemir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Supraklaviküler brakiyal pleksus bloğu uygulanan hastalarda intravenöz deksmedetomidin ve perinöral deksametazonun blok süresine etkisi

Amaç: Bu çalışmada supraklaviküler blok yapılan hastalarda intravenöz deksmedetomidin ile perinöral deksametazonun kombine kullanımının blok süresine, blok başlangıcına, hasta memnuniyetine, postoperatif bulantı-kusmaya ve opioid tüketimine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayından sonra, supraklaviküler blok planlanan ASA I-III, 18-75 yaş arası 120 hasta çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak gerçekleştirildi. Grup 1'e, iv deksmedetomidin infüzyonu, Grup 2'ye iv deksmedetomidin + perinöral deksametazon, Grup 3'e perinöral deksametazon verildi. Dördüncü grup kontrol grubuydu. Postoperatif 48 saat boyunca vital bulgular, komplikasyonlar, morfin tüketimi, hasta memnuniyeti, motor ve sensoriyel blok süreleri kaydedildi. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Bulgular: Sensoriyel blok süreleri Grup 1 (726,83 ± 50,93 dk), Grup 2 (1126,33 ± 127,32 dk) , Grup 3 (1104,83 ± 120,71 dk), Kontrol (368,67 ± 41,73 dk) gruplarında değerlendirildi. Motor blok süreleri Grup 1 (726,83 ± 50,93 dk), Grup 2 (1126,33 ± 127,32 dk), Grup 3 (1104,83 ± 120,71 dk), Kontrol (368,67 ± 41,73 dk) gruplarında değerlendirildi. Hem motor hem de sensoriyel blok süreleri açısından Grup 2 ve Grup 3 benzer bulundu (p>0,05). Grup 2 ve Grup 3, Grup 1 ve Kontrol gruplarından daha uzun blok sürelerine sahipti (p<0,05). Grup 1 ise Kontrol grubundan daha uzun blok sürelerine sahipti (p<0,05). Sonuç: Hem perinöral deksametazon hem de intravenöz deksmedetomidin tek başlarına kullanıldıklarında blok süresini uzatır. Perinöral deksametazon, iv deksmedetomidinden daha etkin olup, bu iki ajanın kombine kullanımı ile perinöral deksametazonun tek başına kullanımı arasında fark bulunmamıştır. Deksmedetomidin rejyonel anestezide etkin bir sedatif olsa da hipotansiyon ve bradikardiye neden olabileceği unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: supraklaviküler blok, iv deksmedetomidin, perinöral deksametazon

AnesteziBrakiyal pleksusBulantı+5
Eren Polat
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Total diz artroplastisi sonrası postoperatif analjezi için intravenöz düşük doz ketamin infüzyonunun kullanımı: Morfin tüketimini azaltan en uygun doz hangisi?

Amaç: Bu çalışmada TDA planlanan hastalara postoperatif analjezi amacı ile iki gün farklı dozlarda sürekli i.v. ketamin infüzyonu yapılması sonucu morfin tüketimini azaltan optimal dozun bulunması ve bununla beraber yan etkiler, taburculuk süresi, hasta memnuniyeti ve derlenmenin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, TDA planlanan ASA I-III, 18 yaş üzeri 75 kadın çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör yürütüldü. Spinal anestezi sonra Grup I, Grup II ve Grup III'teki 25'er hastaya sırasıyla 2 μg, 4 μg, 6 μ/kg/dk i.v. başlanan ketaminin cerrahi bitiminde yarıya düşürülerek postoperatif 48. saate kadar uygulandı. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Uygulama boyunca vitaller, komplikasyonlar, morfin tüketimi, VAS, taburculuk süresi, aktif diz fleksiyonunun 90° olduğu günle hasta memnuniyeti kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. Bu çalışmada Grup III (38,96 ± 6,08 mg), Grup II (45,52 ± 8,23mg) ve Grup I'in (53,92 ± 5,49 mg) 48 saatlik kümülatif morfin tüketimleri arasındaki farklılık anlamlıydı (p=0,001). Grup III; Grup II ve Grup I'e kıyasla %27; Grup II, Grup I'e göre %15 daha az morfin kullandı. Postoperatif takip süreçlerinde grupların hareketsiz VAS<40mm. Hareketli VAS 12. saatteki ve taburculuk süresi Grup II'de Grup I'e göre daha etkili ve anlamlı bulunurken, postoperatif 6, 12, 24, 48. sa. ve 6.haftada hareketsiz VAS, 6 ve 12. saatte hareketli VAS, taburculuk süresi ve aktif diz fleksiyonu sadece Grup III dozunda Grup I'e göre daha etkindi (p≤0,05). Sonuç: Bu çalışmada TDA'nın postoperatif yönetiminde yan etki görülmeden optimal analjezi ve rehabilitasyon sağlayacak morfin tüketimini azaltan optimal ketamin dozunun Grup III olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, ketamin, morfin, postoperatif analjezi

AnaljeziArtroplastiDiz+4
Sibel Tuğçe Polat
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik kalça ağrısında femoral ve obturatuar sinir artiküler dallarına konvensiyonel radyofrekans termokoagülasyon uygulanmasının eklem içi steroid enjeksiyonu ve perikapsüler sinir grubuna (PENG) blok ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Kronik kalça ağrısı olan hastalarda ağrı tedavisinde femoral, obturator sinirin artiküler dallarına radyofrekans termokoagülasyon (RFT) işlemi, eklem içi steroid enjeksiyonu (IAI) ve PENG blok uygulamasının ağrı ve fonksiyonel kapasite üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Prospektif randomize kontrollü çalışmaya 57 hasta alındı. Etik onay ve hasta onamından sonra randomizasyon femoral, obturatuar sinirlerin artiküler dallarına uygulanan konvansiyonel RFT (Grup1), IAI (Grup2) ve PENG bloğu (Grup3) şeklinde yapıldı. Ağrı şiddeti işlem öncesi ve işlemden 2 saat, 1 ve 3 ay sonra Sayısal Derecelendirme Skalası (NRS) veya Sözel Ağrı Skalası (SAS) ile, fonksiyonel kapasite işlem öncesi, işlemden 1 ve 3 ay sonra Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index (WOMAC) skalasıyla değerlendirildi. Bulgular: NRS/SAS skoru 2.saat 3 grupta da işlem öncesine göre anlamlı düşüktü. 3 grupta gruplar arası anlamlı fark yoktu. 1. ay NRS/SAS ve WOMAC skoru grup 1 ve grup 2 de benzer olup işlem öncesine göre anlamlı düşüktü. Grup 3 de ise NRS/SAS ve WOMAC skoru diğer iki gruptan anlamlı yüksekti ve işlem öncesine göre anlamlı farklılık yoktu. 3. ay NRS/SAS ve WOMAC skoru grup 1 de diğer iki gruptan ve işlem öncesine göre anlamlı düşüktü. Grup 2 ve grup 3 de 3.ay NRS/SAS skoru işlem öncesine göre farklı değildi. 3. ay WOMAC skoru grup 2 de işlem öncesine göre anlamlı düşük iken grup 3 de anlamlı farklılık saptanmadı. İşlemlere bağlı komplikasyon görülmedi. Sonuç: Çalışmamızda kronik kalça ağrılı hastalarda PENG Blok, RFT ve IAI uygulamaları akut ağrı üzerine etkiliydi. Kronik ağrı üzerinde 1. aya kadar IAI ve RFT, 3. ay takibinde yalnızca RFT etkiliydi. Peng bloğun kronik takiplerinde etkinliği görülmedi. ANAHTAR KELİMELER: Femoral ve Obturator Sinir, Kronik Kalça Ağrısı, Radyofrekans Termokoagülasyon, İntraartiküler Steroid Enjeksiyonu, Perikapsüler Sinir Grup (PENG) Blok

Bilgenur Ergün Demiröz
Aydın Adnan Menderes University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik histerektomilerde trendelenburg pozisyon süresinin kafa içi basıncına etkisinin ultrasonografik optik sinir kılıf çapı ölçümü ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada total laparoskopik histerektomi yapılan hastalarda intraoperatif trendelenburg pozisyon süresinin intrakranial basınç artısşı üzerine etkisini optik sinir kılıf çapı ölçümü ile değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmaya ASA fiziksel sınıflaması I-III olan,18 yaş üzeri kadın hastalar dahil edildi.bilinen kronik akciğer hastalığı,pulmoner ht,glokom,daha önce göz cerrahisi geçiren diyabetik retinopati,intrakranial kitle/hidrosefali,intrakranial operasyon,ASA IV,optik nörit,daha önce serebral operasyon geçmişi olan hastalar dışlandı.Genel anestezi ile elektif cerrahi planı olan hastalarda indüksiyon öncesi uyanıkken,indüksiyon sonrası,trendelenburg pozisyonundan sonraki 30.dk,60.dk,75.dk,90.dk ve vaka sonunda supine alındıktan 5 dk sonra her iki göz için ayrı ayrı aksiyal ve sagittal planda toplam 4 ölçüm alındı ve aritmetik ortalaması OSKÇ ortalama olarak kayıt edildi. Trendelenburg pozisyon süresi ile OSKÇ de anlamlı artış olduğu bulundu. Sonuç olarak total laparoskopik histerektomi yapılan hastalarda intraoperatif uygulanan trendelenburg pozisyon süresinin intrakranial basınca etkisi noninvaziv bir yöntem olan ultrasonografik optik sinir kılıf çapı ölçümü yapılarak takip edilebilir.

HisterektomiLaparoskopiOptik sinir kılıf çapı+4
Hülya Güloğlu
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sevoflurane anestezisi alan yaşlı ratlarda Berberine'nin hafıza ve öğrenme üzerine etkisinin araştırılması

Çalışmamızda yaşlı ratlarda Sevoflurane kaynaklı nörotoksisitede miR-138, miR-138, miR-138, miR-138, mi-138 ve BDNF (beyin kaynaklı nörotrofik faktör) işlevini belirlemeyi, berberine'in nöroprotektif etkilerini incelemeyi amaçladık. 20-24 haftalık 56 adet, Sprague-Dawley türü, erkek sıçanlar her grupta 14 adet olacak şekilde Kontrol, Berberine, Sevoflurane-Berberine ve Sevoflurane 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubu %50 O2 ve %50 havaya 2lt/dk 6 saat maruz bırakıldı. Sevoflurane grubu %3 Sevoflurane ile %50 O2 ve %50 hava 2lt/dk gaz akışı ile 6 saat boyunca inhalasyon anestezisi uygulandı. Sevoflurane anestezisinden 1 hafta önce başlanarak her gün, günde 1 50mg/kg dozunda intraperitoneal olarak berberine uygulandı. Sonrasında Morris Su Tankı testi, yükseltilmiş artı labirent testi ve nesne tanıma testi yapıldı. Sıçanlar ketamin-ksilazin anestezisi altında servikal disloke edildi ve dekapite edildi. Dekapitayon öncesi tüm sıçanlardan kan alındı. Kraniotomi yapılıp her gruptan random seçilen 7 rattan hipokampüs ve frontal lob bölgelerinin diseksiyonu yapıldı. Kalan 7 rattan alınan beyin dokuları da TUNEL boyama yapılmak üzere ayrıldı. Frontal Lob, Hipokampüs ve Plazma örneklerinde Real-Time qPCR Uygulaması yapılarak miR-138, miR-138, miR-138, miR-138, miR-138 ve BDNF seviyeleri belirlendi. ELİSA analizi ile BDNF seviyeleri ölçüldü. Berberine grubunda Sevoflurane grubuna göre plazma, frontal ve hipokampüs miR 9, 124, 132 ve BDNF in anlamlı olarak yüksek olduğu, TUNEL boyamada istatistiksel olarak daha az apopitotik cisim görüldüğü tespit edildi, Gruplar arasında morris su tankı testinde, yükseltilmiş artı labirent testinde farklılık görülmedi. Yeni nesne tanıma testinde berberine grubu Sevoflurane grubuna kıyasla anlamlı olarak daha iyi yeni nesne seçme oranına sahipti.Bu bulgular geriatrik popülasyonda berberinin moleküler bazda hafıza ve öğrenmeyi olumlu etkilediği fakat bu durumun kliniğe yansımadığını gösterdi.

BellekBerberinMikro RNA+3
Tuğba Özyurt
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Weaning sürecinin deliryum ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Çalışmamızda ekstübasyon kararı verilen hastalarda, ekstübasyon öncesi ve ekstübasyondan sonraki 48 saatlik dönemde CAM-ICU ile deliryum taraması yapıldı; deliryum tipi, sedasyon ve başarısız ekstübasyon ile ilişkisi, olası tetikleyici ve risk faktörleri araştırıldı. Çalışmamıza en az 24 saattir mekanik ventilatörde takip edilen, 18 yaş üstü, RASS +4 ile -3 puan arasında olan 38 hasta dahil edildi. Hastalara, ekstübasyon yapılmadan önce CAM-ICU ile deliryum taraması yapıldı, daha sonra hastalar mekanik ventilatörden ayrıldı. Ekstübasyon öncesi CAM-ICU negatif ve pozitif hastalar arasında; yaş, cinsiyet, APACHE-II, SOFA ve CCI puanı, yatış ve entübasyon süresi karşılaştırıldı, sedasyon türü ile ilişkisine bakıldı. Ekstübasyon öncesi CAM-ICU pozitif hastalarda; yaş daha genç ve erkek cinsiyet ön plandaydı. APACHE-II, SOFA ve CCI puanları karşılaştırdığında iki hasta grubu arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Ayrıca Ekstübasyon öncesi CAM-ICU pozitif hastalarda yatış ve entübasyon süresi, istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha fazla bulundu. Deksmedetomidin ile sedasyon alan hastalarda CAM-ICU pozitiflik oranı, sedasyon almayan hastalara göre daha düşük saptandı. Ekstübasyon sonrası hastalar 48 saat boyunca gözlemlendi, CAM-ICU ile deliryum tarandı. Ekstübasyon öncesi CAM-ICU negatif olup, ekstübasyon sonrası pozitif saptanan hastaların arteriyel kan gazı analizindeki PaO2 değeri ile PaO2/FiO2 oranı belirlendi, en yüksek PCO2 ve laktat düzeyleri karşılaştırıldı. Hastaların PaO2/FiO2 oranının düşmesiyle deliryum arasında anlamlı ilişki saptandı. PaO2/FiO2<200 olan hastaların %69,23'ünde; PaO2/FiO2<150 olan hastaların biri hariç hepsinde (%87,5) deliryum görüldü. PCO2 ve laktat düzeyleri arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Tüm hastalar arasında sadece 3 hastada başarısız ekstübasyon gözlemledik. Deliryum ile başarısız ekstübasyon ilişkisi için daha fazla sayıda çalışmaya gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Deliryum, CAM-ICU, Ekstübasyon, PaO2/FiO2

DeliryumEkstübasyonSütten kesme+1
İlker Uğurlu
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pediatrik hastalarda zor laringoskopinin ultrasonografi iledeğerlendirilmesi

Bu çalışmamızda pediatrik hastalarda havayolu yapılarını preoperatif ultrason ile değerlendirerek zor laringoskopiyi önceden tespit etmeyi amaçladık. Etik kurul izninin alınmasını takiben prospektif olarak yapılmasını planladığımız çalışmamıza supin ve nötral baş pozisyonda Amerikan Anesteziyoloji Derneği (ASA) sınıflaması I-II, 2-8 yaş arası 121 hasta dahil edildi. Premedikasyon uygulanan hastalar ameliyathanede preoperatif hazırlık odasına alınarak monitörize edildikten sonra ultrasonografi ile hyoid kemik-cilt mesafesi (DSHB), epiglot-cilt mesafesi (DSE), anterior komissür-cilt mesafesi (DSAC) ve DSAC/DSE oranı ölçüleri kaydedildi. Ameliyathane odasında standart monitörize edildikten sonra anestezi indüksiyonu yapılan hastalar roküronyum uygulaması sonrası ultrasonografi ölçüm değerlerini bilmeyen deneyimli bir anestezist tarafından direk laringoskopi yapıldı. Laringoskopi esnasında glottik görünüm Modifiye Cormack-Lehane (CM) skorlamasına göre değerlendirildi. CM skalası 1, 2a ve 2b ise kolay laringoskopi grubu, CM skalası 3-4 ise zor laringoskopi grubu olarak değerlendirildi. Bulgularda demografik veriler arasında fark olmayan gruplarda modifiye mallampati değerleri açısından anlamlı farklılık bulundu. Ultrason ölçümleri (DSAC,DSHB,DSE) ve DSAC/DSE oranı açısından zor-kolay laringoskopi grupları arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Sonuç olarak, pediatrik popülasyonda boyun anterior doku ultrasonografik ölçümleri (DSAC, DSHB, DSE) ve DSAC/DSE oranı ile zor entübasyon önceden tahmin edilemeyebilir.

Osman Kaya
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ülkemizde Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzman doktorlarının premedikasyon uygulama tutumunun değerlendirilmesi: Anket çalışması

Çalışma prospektif gözlemsel nitelikte olup anket formatında toplam 45 sorudan oluşmaktadır. İlk 9 soru demografik verileri içermekte, kalan 36 soru ise preoperatif premedikasyon uygulanmasına yönelik anestezi hekimlerinin tutum ve davranışları ile ilgilidir. Çalışmaya Anesteziyoloji ve Reanimasyon kliniklerinde aktif çalışmakta olan hekimler dahil edilmiştir. Anket sorularının web online üzerinden doldurulması sağlanarak veriler elde edilmiştir. Bu çalışmada Anestezi hekimlerinin preoperatif premedikasyon uygulamasında tutum ve davranışlarını araştırmayı aynı zamanda konu ile ilgili farkındalık yaratmayı amaçladık. Sonuç olarak, bu ankete katılan hekimlerin preoperatif premedikasyon uygulama tutumları ile ilgili farkındalık sağlama oranı %74,3 olarak bulunmuştur.

Anti anksiyetik ajanlarEnhanced Recovery After SurgeryPreanestetik ilaç
Damla Nur Tekkök
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ekstübasyon sırasında PEEP ve basınç destekli ventilasyonun solunum sistemi komplikasyonları üzerine etkilerinin araştırılması

Cerrahi sonrası entübasyon tüpünün çıkarılıp hastanın mekanik ventilatörden ayırarak yapılan ekstübasyon işlemi sırasında anestezistler çeşitli komplikasyonlarla karşılaşmaktadır. Daha önce ekstübasyon sırasında basınç destekli ventilasyonun postoperatif atelektaziyi azalttığı gösterilmiş olup biz de yaptığımız çalışmada ekstübasyon sırasında basınç destekli ventilasyon ve PEEP model- lemesinin diğer solunum sistemi komplikasyonlarına etkisini gözlemlemeyi amaçladık. Çalışmamıza laparoskopik kolesistektomi geçirecek ASA skoru 1-3 olan hastalar dahil edildi. Başlangıç modu olarak mekanik ventilatörde PCV modu seçilen hasta grubunda emergence (ayılma) sırasında senkronizasyon açılıp P-SIMV moduna geçildi ve hastanın ayılma ve ekstübasyon süreci bu modla tamamlandı. Kas gücü yerine gelen ve sözel komutlara uyan hastalar uyanık olarak ekstübe edildi ve ortaya çıkan komplikasyonlar kayıt altına alındı. Çalışmaya dahil edilen 199 hastanın %18,59' unda en az bir solunum sistemi komplikasyonu görüldü. Literatürde yapılan farklı çalışmalarda bu oran %11-48 arasında değişmekte olup bu rakamlar çalışmamızın sonuçlarıyla benzer olarak değerlendirildi. Ayrıca çalışmamızda hiç laringospazm görülmedi. Persitan öksürük ve emergence ajitasyon insidansı literatürdeki diğer çalışmalara göre daha az sıklıkta görüldü. Hastaların hiçbirinde majör komplikasyonlardan sayılan re-entübasyon, yoğun bakım yatışı vb. görülmedi. Çalışmamız tek merkezli prospektif bir çalışma olup daha fazla randomize kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ekstübasyon, Basınç Destekli Ventilasyon, PEEP, Emergence

Ali Rıza Ata
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ratlarda karaciğer iskemi reperfüzyon hasarına deksmedetomidinin etkisi

Amaç: Karaciğer İR hasarı hepatik doku ve hücrelerde bir seri hasara sebep olabilir. Bu da hastaların prognozunu, operasyonun başarısını etkileyen temel faktörlerden biridir. Karaciğer nakli sonrası kötü fonksiyon gören greftin yaygın görülen bir sebebidir. İskemi-reperfüzyon hasarının mekanizması tam olarak açıklanamamıştır ancak kanıtlar hasarda anahtar rolün serbest oksijen radikalleri olduğuna işaret etmektedir.Deksmedetomidin çok güçlü ve ileri derecede selektif bir ?2 reseptör agonistidir. Artan klinik kullanımına karşın karaciğer iskemi reperfüzyon hasarına karşı deksmedetomidinin etkileri bilinmemektedir.Çalışmamızda ratlarda, karaciğer İR ile oluşturulan oksidatif hasara karşı deksmedetomidinin koruyucu etkisi olup olmadığını inceledik.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 40 adet ağırlıkları 250-350 g arasında değişen Sprague-Dawley genç, erkek rat randomize olarak 10'arlı 4 gruba ayrıldı.Grup 1: Batın açıldı ancak oklüzyon uygulanmadı.Grup 2: Batın açıldıktan sonra segmental hepatik iskemi modeli ile 60 dakika iskemi ve 60 dakika reperfüzyon uygulandı.Grup 3: İskemiden 30 dakika önce deksmedetomidin 10 µg/kg periton içine (ip) uygulandı.Grup 4: İskemiden 30 dakika önce deksmedetomidin 100 µg/kg i.p uygulandı.Deney tamamlandıktan sonra ratlar kalpten kanatılarak sakrifiye edildi. Çıkarılan karaciğer dokuları alüminyum folyoya sarılarak biyokimyasal analizler yapılıncaya kadar -80°C'de derin dondurucuda saklandı.Bulgular: Doku MDA düzeyi Grup 1'e göre Grup 2'de anlamlı yüksek idi (p<0.05). Grup 2'ye göre Grup 3 ve 4'te MDA düzeylerinde ki düşüş anlamlı idi (p<0.05).Doku SOD ve KAT düzeyleri Grup 1'e göre Grup 2'de anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Grup 2'ye göre Grup 4'de anlamlı artış olduğu görüldü (p<0.05).Karaciğer dokusundaki GSH düzeyi Grup 1'e göre Grup 2'de anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Grup 2'ye göre Grup 3 ve 4'de GSH düzeylerinde anlamlı artış saptandı (p<0.05).Doku GSH-Px düzeyi Grup 1'e göre Grup 2 ve Grup 3'de anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Grup 3 ve 4 arasında da GSH-Px aktivitesi açısından anlamlı fark vardı (p<0.05).Sonuç: Ratlarda yapılan deneysel karaciğer İR modelinde deksmedetomidinin doza bağlı olarak karaciğer oksidatif hasarını azalttığı görülmüştür. Araştırmamızın sonuçları, deksmedetomidinin karaciğer iskemi-reperfüzyon hasarındaki muhtemel koruyucu rolünün daha geniş deneysel ve klinik çalışmalarla desteklenmesi gerektiği kanaatini doğurmuştur.

DeksmedetomidinKaraciğerReperfüzyon lezyonu+2
Taylan Şahin
İnönü University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağ hepatektomi cerrahisi uygulanan karaciğer nakli vericilerinde propofol ile izofluranın antioksidan etkinliğinin karşılaştırılması

Giriş ve AmaçÜlkemizde son yıllarda kadavradan organ bağışının azlığı, artan hasta popülasyonuna bağlı olarak organ ihtiyacının gün geçtikçe artması nedeniyle canlı vericili karaciğer transplantasyonunda artış olmuştur. Hem cerrahi stres nedeniyle, hem de donör hepatektomi operasyonu sırasında uygulanan pringle manevrası ile karaciğerde oluşabilecek iskemi genellikle oksidatif stresi indükleyebilir. Bu nedenle donör hepatektomi cerrahilerinde anestezik ajanların antioksidatif etkileri klinik olarak önemli olabilir.Bu çalışmada donör hepatektomi operasyonlarında izofluran ve propofolün oksidan ve antioksidan sistem üzerine olan etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır.YöntemSağ hepatektomi cerrahisi uygulanacak karaciğer nakli vericisi ASA I-II, 18-65 yaş arasındaki toplam 70 olgu çalışmaya dahil edildi. Olgular propofol grubu (n=35) ve izofluran grubu (n=35) olarak ikiye ayrıldı. Propofol grubundaki olgulara; propofol, remifentanil, O2/hava, izofluran grubundaki olgulara ise izofluran, remifentanil, O2/hava kullanılarak anestezi uygulandı. Operasyon boyunca olguların KAH, sistolik kan basınçları, diyastolik kan basınçları, ortalama arter basınçları, SpO2, ETCO2, TOF ve BİS değerleri 30 dakikada bir kaydedildi. Operasyon bitiminde hastaların ekstübasyon, göz açma ve derlenme süreleri dakika olarak kaydedildi. Operasyon sırasında gözlenilen komplikasyonlar yazıldı. Tüm hastalardan preoperatif, intraoperatif 1. saatte ve postoperatif 1. saatte kan örnekleri alındı. Antioksidan etkinin değerlendirilmesi amacı ile plazma süperoksit dismutaz (SOD), malondialdehit (MDA), total oksidatif durum (TOS), total antioksidan kapasite (TAK) düzeyleri çalışıldı. Oksidatif stres indeksi (OSİ) hesaplandı.BulgularGruplar arasında demografik özellikler, anestezi, cerrahi süreleri ile greft ağırlığı, idrar çıkışları, tahmini kan kaybı ve verilen sıvı açısından istatistiksel bir fark bulunmadı.Propofol ve izofluran grupları arasında göz açma ve ekstübasyon süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark (p < 0.05) olup bu fark propofol grubunda daha düşük olarak bulundu.Her iki grupta da intraoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azaldı. Propofol grubunda postoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azalırken, izofluran grubunda artış görüldü. Bu değişim miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05).Her iki grupta da OSİ düzeyi preoperatife göre intraoperatif artmış görüldü. Propofol grubunda postoperatif OSİ değerleri izofluran grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0.05).Gruplar arasında intraoperatif dönemdeki MDA düzeyleri karşılaştırıldığında izofloran grubunda anlamlı artış bulundu (p<0.05). Postoperatif MDA düzeylerinde preoperatif döneme göre propofol grubunda azalma, izofluran grubunda ise artma görüldü. Bu değişim miktarları istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).SonuçDonör hepatektomi operasyonlarında iki farklı anestezi tekniğinin oksidatif stres üzerine etkilerini incelediğimiz çalışmamızda propofolün lipid peroksidasyonunun bir göstergesi olan MDA'yı anlamlı bir şekilde düşürdüğü görülmüştür. Ancak toplam antioksidan aktiviteyi gösteren TAK düzeyi propofol anestezisinde azalmıştır. Propofolün in vivo ve in vitro deneysel çalışmalarda antioksidan etkinliği gösterilmesine rağmen klinik kullanımdaki kan konsansantrasyonlarının etkinliğinin daha fazla araştırılması gerektiği düşüncesindeyiz.

AnestetiklerAntioksidanlarDoku ve organ tedariği+4
Muharrem Uçar
İnönü University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koroner arter hastalarında propofol ile propofol/ketamin indüksiyonunun hemodinami ve EKG değişiklikleri üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: KABG cerrahisi uygulanacak olguların anestezi indüksiyonunda kardiyovasküler stabilitenin sağlanması için anestezik ajanın seçimi önemlidir. KAH'ı olan olguların perioperatif dönemde aritmiye eğilimleri vardır. KAH'da ketamin ve propofolün arteriyel basınç ve KH üzerindeki zıt etkileri yerleşmiş bir kardiyak stabilite sağladığından ayrı ayrı kullanımından ziyade bir arada kullanımları üstün olabilir. Çalışmamızın amacı KAH'ı olan olgularda ketamin-propofol kombinasyonunun hemodinamik yanıta ve EKG değişikliklerine etkisini araştırmaktır.Yöntem: Hastalar propofol (Grup P, n=32) ve ketamin-propofol (Grup KP n=31) olarak iki gruba ayrıldı. Grup P'de propofol 20 mL'lik enjektörde 10 mg/mL, Grup KP'de ise ketamin ve propofol kombinasyonu ( konsantrasyonları 10 mg/mL ketamin, propofol 10 mg/mL) hazırlandı. Her iki gruba da ilaçlar iv 2 mg/kg yapıldı. Ardından 3-5 mcg/kg iv fentanil ve 0,1 mg/kg iv vekuronyum bromür yapıldı. Hastanın akciğerleri hastanın tam kas gevşemesi sağlanana kadar %100 O2'le maskelenerek manuel olarak havalandırıldı.EKG kayıtları anestezi indüksiyonundan önce (Bazal,T0), propofol veya ketamin-propofol injeksiyon başlangıcından 2 dk sonra (T1), entübasyondan önce (T2), entübasyondan 30 sn (T3), 1 dk (T4) ve 5 dk(T5) sonra kaydedildi.Bulgular: Olgular yaş, kilo, boy, cinsiyet yönünden benzerdi. Gruplar arası değerlendirmede KH, SAB, DAB, OAB QTc intervali ve Tp intervali değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05).Grup içi değerlendirmede her iki grubun SAB, DAB, OAB değerleri giriş değerine göre anlamlı olarak azalmıştı (p<0.05). KH ise; T2 döneminden itibaren anlamlı olarak azalmıştı (p<0.05).Grup içi değerlendirmede Grup P'de QTc intervali indüksiyon sonrası anlamlı olarak azalmışken, Grup KP'de fark yoktu (p>0.05). Her iki grupta entübasyon sonrası tüm dönemlerde QTc intervali anlamlı olarak artmıştı (p<0.05). Tp intervali yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik yoktu (p>0.05).Sonuç: Ketaminin-propofolle kombinasyonu QTc intervalini indüksiyondan sonra değiştirmezken, entübasyondan sonra propofole benzer olarak uzatmıştır. Ancak tüm dönemlerde Tp intervalinde değişiklik olmaması ve entübasyona hemodinamik yanıtın baskılanması nedeniyle anestezi indüksiyonunda bu kombinasyonun güvenle kullanılabileceğini düşünüyoruz.

Cerrahi-kardiyovaskülerCerrahi-kardiyovaskülerKetamin+5
Erdinç Koca
İnönü University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Spinal anestezi yapılan yaşlı hastalarda propofol ve propofol - ketamin kombinasyonu ile sedasyonun postoperatif kognitif fonksiyon üzerine etkileri

Amaç: Günümüzde yaşlı hastalar sıklıkla cerrahiye ihtiyaç duymakta ve bunedenle anestezi almaktadırlar. POKD cerrahiden kısa bir süre sonra meydana gelmeeğiliminde olan, aylarca sürebilen, bazen kalıcı olabilen ve hastanın yaşam kalitesinidüşüren, hastanede kalma süresini artıran istenmeyen bir durumdur. Bu çalışmada,ürolojik cerrahi geçirecek yaşlı olgularda spinal anestezi sırasında propofol veyapropofol-ketamin karışımıyla uygulanan sedasyonun hemodinami ve kognitiffonksiyonlar üzerine etkisini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan yazılı onamalındıktan sonra, elektif ürolojik cerrahi geçirecek ASA I ? III 65 yaş üstü 60 hastadagerçekleştirildi. Operasyon öncesi hastalara grupları bilmeyen bir araştırmacı tarafındansMMT uygulandı. Olgular, propofol (Grup P, n=30) ve ketofol (Grup K, n=30) olmaküzere rasgele iki gruba ayrıldı. Operasyon odasına alındıktan sonra hastalara EKG,NİKB, SpO2 ve BİS monitorizasyonu yapıldı. Spinal anestezi sonrası Grup P'yepropofol 0.5 mg/kg iv puşe yapıldıktan sonra 1.5 mg/kg/saat hızında infüzyon verildi.Grup K'da propofol 0,4 mg/kg ve ketamin 0,1 mg/kg iv puşe verildikten sonra propofol1.2 mg/kg/saat ve ketamin 0.3 mg/kg/saat infüzyon uygulandı. Çalışma boyuncahemodinamik, solunumsal veriler kaydedildi. Sedasyon düzeyi BİS ve RAMSAYsedasyon skoru ile takip edildi. Sedasyonun kesilmesinden sonra olguların takibipostoperatif bakım ünitesinde Modifiye Aldrete Skoru 9 oluncaya kadar yapıldı ve busüre kaydedildi. Postoperatif ilk 24 saat içerisinde ve postoperatif 3. günde ilk testiyapan araştırmacı tarafından sMMT tekrarlandı.Bulgular: Kalp hızı, sistolik kan basıncı, ortalama arteryel kan basıncında heriki grupta bazale göre azalma vardı. Gruplar arasında preoperatif, postoperatif 1 ve 3.40günlerde sMMT değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Grupiçi karşılaştırmalarda her iki grupta da preoperatif sMMT değeri ile postoperatif 1. günsMMT değeri arasında ve postoperatif 1. gün ile postoperatif 3. gün sMMT değerleriarasında önemli derecede fark bulundu (p< 0.001), preoperatif sMMT değeri ilepostoperatif 3. gün arasında fark yoktu (p < 0.25). Grup P'de istatistiksel olarak anlamlıolarak daha fazla enjeksiyon ağrısı saptandı (p<0.05).Sonuç: Ürolojik cerrahi geçirecek SA yapılan yaşlı hastalarda sedasyon içinpropofol ile propofol-ketamin kombinasyonunu karşılaştırdığımız bu çalışmadapropofol-ketamin kombinasyonundan sonra hastaların derlenme zamanının daha uzunve BİS değerlerinin daha yüksek olduğunu ancak hemodinami ve kognitif fonksiyonlaraçısından fark olmadığını saptadık.Anahtar Kelimeler: yaşlı, spinal anestezi, propofol, ketamin, kognitif fonksiyonbozukluğu.

Anestezi-spinalBilişsel işlevlerKetamin+2
Yusuf Ziya Çolak
İnönü University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Siyatik sinir bloğunda adjuvan rasemik ketaminin etkinlik ve nörotoksisite açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ratlarda oluşturulan siyatik sinir bloğu modelindelokal anesteziğe eklenen iki farklı dozda ketaminin, proprioseptif, motor ve duysal blokbaşlama ve sonlanma sürelerine etkilerini ve sinir hasarı oluşturup oluşturmadıklarınıtespit etmektir.Gereç ve Yöntem: Toplam 64 adet, Sprague-Dawley türü dişi rat kullanıldı.Eter anestezisi sonrası posterior yaklaşımla ve lateral insizyon ile siyatik sinir eksploreedilerek epinöryum ve perinöryum bütünlüğüne zarar vermeden siniri çevreleyen fasyaaltına test dozu enjekte edildi. Uygulanan test dozlarına göre gruplar şöyle idi: Shamgrubu (n=8), Salin grubu (n=8); 0.2 mL salin, Bup grubu (n=8); 0.1 mL %0.5bupivakain+0.1 mL salin, Ket0.5 grubu (n=8); 0.1 mL ketamin 0.5 mg/kg+0.1 mL salin,Ket1 grubu (n=8); 0.1 mL ketamin 1 mg/kg+ 0.1 mL salin, BupKet0.5 grubu (n=8); 0.1mL %0.5 bupivakain+ 0.1 mL ketamin 0.5 mg/kg, BupKet1 grubu (n=8); 0.1 mL %0.5bupivakain ve 0.1 mL ketamin 1 mg/kg. Daha sonra gruplardan habersiz araştırmacıtarafından proprioseptif, duyusal ve motor blok süreleri değerlendirildi. Değerlendirmesonrası, siyatik sinirler perinöral inflamasyon veya sinir hasarı açısından incelenmeküzere 24.saatte veya 8. Günde eksize edildi.Bulgular: Bupivakaine eklenen 0,5mg/kg ketamin ile bupivakain kombinasyonuproprioseptif, motor ve nosiseptif blok sonlanma sürelerinde sırasıyla %41, % 23, %33oranlarında uzamaya neden olmuştur. 1 mg/kg ketamin ile bupivakain kombinasyonu,proprioseptif, motor ve nosiseptif blok sonlanma sürelerinde sırasıyla %45, % 37, %31oranlarında uzamaya neden olmuştur. Siyatik sinire sadece ketamin enjeksiyonu motor44blok oluşturmazken, diğer gruplardan daha kısa süreli proprioseptif blok ve benzersürelerde duysal blok sağlamıştır. Blok sürelerindeki değişikliğin doz bağımlı olmadığıgörülmüştür. Nörotoksisite açısından gruplar arasında fark bulunamamıştır.Sonuç: Ketaminin periferik sinir blokları açısından iyi bir adjuvan olabileceği,rasemik formunun periferik sinirlerde güvenle kullanılabileceği kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Siyatik sinir bloğu, Rasemik ketamin, Bupivakain,Nörotoksisiste.

Anestezi-kondüksiyonAnestezi-lokalKetamin+3
Abdulvahap Aslan
İnönü University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karaciğer transplantasyonunda intraoperatif sıvı yanıtının iki farklı monitörizasyon yöntemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, karaciğer transplantasyonun (KT)'da, Masimo® SET Rainbow sistemi ile elde edilen pletismografik değişkenlik indeksi (PVI)'nin sıvıya yanıtı öngörmedeki yeterliliğini test etmek ve PICCO2 monitörü ile ölçülen ön yük ve sıvı yanıtını değerlendirme parametreleri ile karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya son dönem kronik karaciğer yetmezliği nedeniyle ortotopik KT planlanan, 18 yaş üstü, 25 hasta çalışmaya dahil edildi. Standart anestezi indüksiyonu sonrası hastalar PVI yazılımına sahip Masimo monitörüne bağlanarak, PVI ve perfüzyon indeksi ölçüldü. Santral venöz basınç ve PICCO2 monitörizasyonları yapılarak transpulmoner termodilüsyon yöntemi ile kardiyak indeks (CI), stroke volüm indeks (SVI), stroke volüm değişimi (SVV), puls basınç değişimi (PPV), global end-diastolik indeks (GEDI) ve intratorasik kan volümü (ITBV) ölçüldü. Her iki monitörden belirlenen zamanlarda elde edilen parametreler eş zamanlı olarak kaydedildi. Ayrıca, diseksiyon fazında asit boşaltılması sonrası ve anhepatik fazda vena kava klempajı sonrası 10 mL/kg % 6 hidroksietil nişasta ile sıvı yüklemesi yapıldı. Sıvı infüzyonu sonrası hastalar, CI'de %15 ve üzerinde değişim olanlar (yanıt veren) veya altında değişim olanlar (yanıt vermeyen) olarak ikiye ayrıldı.Bulgular: Diseksiyon fazında sıvı yüklemesine yanıt veren/vermeyen hasta oranı 14/11 iken anhepatik fazda 18/6 idi. Yanıt veren ve vermeyen hastalar arasında sıvı yüklemesi öncesi PVI değerleri açısından fark bulunmadı. Her iki fazda da sadece SVV değeri yanıt veren hastalarda vermeyenden anlamlı olarak daha yüksekti. Diseksiyon fazında PVI ?7 değeri için eğri altında kalan alan (AUC) değeri 0.56 (sensitivite %35 ve spesifite 90, p=0.58). Anhepatik fazda PVI > 16 için AUC değeri 0.55 (sensitivite %55 ve spesifite % 66, p=0.72) idi. Tüm parametreler arasında en yüksek AUC değeri SVV'ye aitti. Sıvı yüklemesi öncesi PVI, SVB, PPV, GEDI ve ITBV değerleri ile ?CI arasında korelasyon saptanmaz iken SVV değeri ile ?CI arasında anlamlı pozitif korelasyon bulundu (diseksiyon r=0.60, p=0.001; anhepatik r=0.44, p=0.02). ?PVI ile ?SVV ve ?PPV arasında korelasyon saptanmadı.Sonuç: PVI değişkeninin, KT gibi periferik perfüzyonun oldukça değişken ve vazokonstriktör kullanımının fazla olduğu cerrahilerde, sıvı yanıtını belirlemek için yeterince güvenilir olmadığı, buna karşı, PICCO2 sistemi ile ölçülen SVV değişkenin iyi bir gösterge olduğu kanaatindeyiz.

HemodinamiKaraciğer nakliPletismografi+1
Hüseyin Konur
İnönü University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koroner arter hastalarında sevofluran ile anestezi indüksiyonunda oluşan qt intervali değişikliklerine magnezyumun etkisi

Giriş ve Amaç: Koroner arter bypas cerrahisi için anestezi; dolaşım fizyolojisi, farmakolojisi ve patofizyolojisi hakkında doğru ve yeterli bilgi ile birlikte, kardiyopulmoner bypass, miyokardın korunması ve cerrahi teknikler hakkında eksiksiz bir bilgi gerektirir. Koroner arter hastalığı olan olguların perioperatif dönemde aritmiye eğilimleri vardır. QT aralığının 440 ms uzun olması Uzun QT Sendromu olarak adlandırılır. İskemik kalp hastalığı olanlarda mortalitenin 2-5 kat artmasına neden olan oldukça mortal seyreden nadir görülen bir hastalıktır. Uzun QT Sendromu idiyopatik, iyatrojenik veya doğumsal (akkiz) olabilir. Çalışmamızda koroner arter hastalığında rutin olarak kullandığımız sevofluranla anestezi indüksiyonunda Mg+2?un potansiyel antiaritmik etkinliği (Elektrokardiyografi değişikliklerine; QT uzaması) ve hemodinamiye etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu?nun onayı alınarak Turgut Özal Tıp Merkezi hastanesinde elektif koroner arter bypas cerrahisi yapılması planlanan koroner arter hastalıklı 40-70 yaşlar arasında, ASAII-III, 89 olguda gerçekleştirildi. Olgular Sevofluran grubu (Grup S, n=41) ve Sevofluran-Mg+2 grubu (Grup SM, n=48) olarak ikiye ayrıldı. Grup S?de olgular 8 L/dk oksijen/medikal hava karışımı ile FiO2:0.3 olacak şekilde sevofluran ile havalandırılmaya başlandı. Grup SM?de end tidal sevofluran %2.5 olunca 50 mg/kg olacak ve 20 dk sürecek şekilde Mg+2 başlandı. Olgularda T1 (Giriş): hasta operasyon odasına alındıktan hemen sonra, T2: Sevoflurane-Mg+2 sülfat infüzyonu sonlandığında, T3: entübasyondan hemen önce, T4: entübasyonun 30. sn sonra, T5: entübasyonun 1. dakikası ve T6: entübasyonun 5. dakikası olarak 6 farklı zamanda kalp atım hızı, kan basınçı, satürasyon ve elektrokardiyografi değişiklikleri kaydedildi. Bulgular: Olgular yaş, kilo, boy ve cinsiyet yönünden benzerdi (Tablo;1). Grup içi değerlendirmede her iki grupta QTc intervali, bazal değere göre tüm dönemlerde anlamlı olarak arttı ancak gruplar arası değerlendirmede anlamlı fark yoktu. Grup S?de QTc intervali T3 dönemine göre T5 ve T6? da Grup SM?de ise T4, T5 ve T6?da anlamlı olarak arttı yine gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta Tp-e intervali değerleri ise hem grup içi, hem de gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta ortalama arter basıncı; giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM?de daha fazla idi. Her iki grupta ortalama arter basıncı; T3 dönemine göre T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış Grup S?de daha fazla idi. Kalp atım hızı her iki grupta giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM için T3, T4 ve T5 döneminde daha fazla idi. T3 dönemine göre Grup S?de kalp atım hızı; T4 ve T5?de, Grup SM?de T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış T4 dönemi için Grup S? de daha fazla idi. Sonuç: Koroner arter hastalığı olan olguların sevofluranla yapılan anestezi indüksiyonunda bolus 50 mg/kg Mg+2 kullanımı sevoflurana bağlı QTc intervali uzamasına ve Tp-e intervaline etki etmedi. Her iki ilaç güvenle kullanılabilir. Ve Mg+2 entübasyona hemodinamik yanıtı daha fazla baskıladığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Koroner Arter Hastalığı, Sevofluran, Magnezyum, QT İntervali

AnestetiklerElektrokardiyografiHemodinami+3
Hasan Ergin
İnönü University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İntravenöz anesteziklerin ratlarda manyetik rezonans spektroskopi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Günümüzde noninvazif tanı metodları giderek artmaktadır. Nonivazif tanı metodlarından biri olan manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında sonucun doğru olması için hastanın hareketsiz durması esastır. Fakat bazı psikiyatrik hastalıklarda ve çocuklarda bunu sağlamak için genel anesteziye ihtiyaç duyulur. Bu amaçla sıklıkla intravenöz anesteziklerden; propofol, tiyopental, midazolam, ketamin tek başlarına ya da kombinasyonlar şeklinde tercih edilir. Bütün anesteziklerde olduğu gibi intravenöz anestezik ajanlar da beyin metabolizmasını değişen derecelerde etkilemektedir. Bizim amacımız ideal bir manyetik rezonans spektroskopi çekiminde hastanın hareketsiz olmasını sağlayacak ve aynı zamanda beyin metabolizmasını en az ya da hiç etkilemeyecek bir genel anestezik ajanı belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada; İnönü Üniversitesi deney hayvanları etik kuruldan onay alındıktan sonra Wistar Albino grubu 35 erkek rat kullanıldı. Manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında beyindeki metabolik değişimleri saptayabilmek için ratlar rastgele beş gruba (yedişerli) ayrıldı. Gruplar; grup M (midazolam 50 mg/kg-1,n=7), grup K (ketamin 40 mg/kg-1, n=7), grup T (tiyopental sodyum 40 mg/kg-1, n=7), grup P (propofol 26 mg/kg-1, n=7), ve grup S intraperitoneal izotonik ile %1 izofluran maske anestezisi olmak üzere belirlendi. Anestezik ilaçlar ve izotonik intraperitoneal olarak 3,5 mL volüm halinde verildi. İntraperitoneal propofol uygulanması sonrası sedasyon sağlanamaması ile grup P çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Manyetik rezonans spektroskopide ölçülen beyin metabolitleri (N-asetil aspartat, kolin ve kreatin seviyeleri) açısından gruplar arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır. Her bir gruptaki ratlar arasında da, kolin/kreatin, N-asetil aspartat/kolin ve kolin/ N-asetil aspartat oranları açısından fark olmadığı gösterilmiştir. Sonuç: Sedasyon amacıyla, tek doz midazolam, ketamin ve tiyopental verilmesinin manyetik rezonans spektroskopi sonuçlarını etkilemediği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Manyetik Rezonans Spektroskopi, Sedasyon, Midazolam, Ketamin, Tiyopental sodyum, İzofuloran.

AnestetiklerAnestetiklerAnestezi+7
Hamza Nakır
İnönü University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koroner arter cerrahisi planlanan tip 2 diyabetes mellitus olgularında esmolol ve magnezyumun kan şekeri regülasyonu ve hemodinami üzerine etkileri

7. ÖZETKoroner Arter Cerrahisi Planlanan Tip 2 Diyabetes Mellitus Olgularında Esmololve Magnezyumun Kan Şekeri Regülasyonu ve Hemodinami Üzerine EtkileriAmaç: Bu çalışmada tip 2 DM'li olguların kardiyak cerrahisinde GİK'le birlikteesmolol veya magnezyum sülfat kullanımının; kan şekeri regülasyonuna vehemodinamik parametrelere etkilerinin araştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: KABG cerrahisi yapılacak, tip II DM'li 45 olgu çalışmayaalındı. da gerçekleştirildi. Olgular, randomize olarak kontrol (Grup I, n=15), esmolol(Brevibloc, Baxter) (Grup II, n=15) ve magnezyum (Magnezyum Sülfat %15, Biosel)(Grup III, n=15) gruplarına ayrıldı. Olgular operasyon odasına alındıktan hemen sonragiriş kan şekeri düzeyleri tespit edildi ve anestezi indüksiyonundan hemen önce 30mL/saat hızında GİK infüzyonu başlandı. Çalışma süresince kan şekeri düzeyleribelirlenen aralıklarla (t0, giriş; t1, kanülasyondan hemen önce; t2, KPB'de 5.dk; t3,KPB sonu; t4, KPB çıkışı-protamin sonrası; t5,operasyon sonu; t6, postoperatif 6. saat;t7, postoperatif 12. saat; t8, postoperatif 18. saat) takip edilerek protokole göre GİKinfüzyonu ayarlandı. Tüm olgularda; anestezi indüksiyonuna başlamadan önce; EKG vepulsoksimetre monitörizasyonunu (Drager PM 8040-CATO Lübeck, Almanya) takiben16 G kataterle her iki koldan ven kanülasyonu sağlandı, %1'lik lidokain ile lokalanestezi yapılarak sol radial arterden 20 G kateterle arteriyel kanülasyon ve sağ internaljuguler venden pulmoner arter kateterizasyonu (Termodilusyonlu 7.5 F, 4 lümenli, 110cm'lik Abbott lab., Zwolle, Hollanda) yapıldı ve monitörizasyon gerçekleştirildi. KH,OAB, SVB, OPAB, PKKB, Kİ, SVRİ, PVRİ, değerleri çalışma ilaçlarını başlamadanhemen önce (giriş, t0), indüksiyon sonu (t1), entübasyondan 30 sn sonra (t2), insizyonsonrası (t3), sternotomi sonrası (t4), KPB çıkışı (t5), operasyon sonu (t6), postoperatif 6.saat (t7), postoperatif 12. saat (t8) ve postoperatif 18.saat (t9) dönemlerinde kaydedildiBulgular: Demografik özellikler ve ekokardiyografi bulguları açısından gruplararasında farklılık saptanmadı. Hemodinamik değişiklikler açısından KH, OAB veOPAB'da ki azalmalar esmolol kullanımında daha belirgin olmakla birlikte her üçgrupta da azaldı. İntraoperatif ve toplam tüketilen GİK miktarlarında esmolol vemagnezyum grubunda azalma saptandı. Bu azalmaların esmolol kullanımında dahabelirgin olduğu gözlendi. Aynı zamanda intraoperatif idamede kullanılan fentanil vemidazolam miktarlarında esmolol ve magnezyum grubunda azalma saptandı.36Sonuç: Sonuç olarak; tip 2 DM'li olguların koroner arter cerrahisinde esmololve magnezyum kullanımı kan şekeri regülasyonu için kullanılan GİK miktarını,hemodinamik stabilitenin ve anestezi ihtiyacının karşılanması amacıyla kullanılanfentanil ve midazolam miktarını azaltmıştır. Özellikle esmolol kullanımında buazalmalar daha belirgin saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, KABG, Esmolol, Magnezyum

Mustafa Engin Yapıcı
İnönü University
2006
10
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşlı olgularda vekuronyum, sisatrakuryum ve rokuronyumun entübasyon, ekstübasyon ve derlenme süreleri üzerine etkileri

7. ÖZETYaşlı olgularda vekuronyum, sisatrakuryum, ve rokuronyumun entübasyon, ekstübasyonve derlenme süreleri üzerine etkileriAmaç: Nondepolarizan kas gevşeticilerle yaşlı olgularda sinir-kas blok ve derlenme süresininuzadığı bildirilmektedir. Çalışmamızda, yaşlı olgularda abdominal ameliyat sonrası rokuronyumvekuronyum,ve sisatrakuryum'un entübasyon, ekstübasyon ve derlenme süreleri üzerineetkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra elektif intraabdominal ameliyat planlananASA II-III, 65 yaş üzerindeki 60 olgu çalışmaya alındı. Olgular, Grup V (n=20), Grup S (n=20),Grup R (n=20) olmak üzere rastgele üç eşit gruba ayrıldı. Olgulara EKG, kan basıncı, periferikO satürasyonu, vücut ısısı'na ilave olarak dörtlü uyarı (TOF) ile sinir-kas kavşak2monitörizasyonu yapıldı. Standart anestezi indüksiyonunu takiben kas gevşetici olarak Grup V'devekuronyum, Grup S'de sisatrakuryum, ve Grup R'de rokuronyum kullanıldı.Operasyonun sonunda, TOF'a 4 yanıt alındığında ekstübe edilerek derlenme odasına alındı.Ortalama kan basıncı, kalp atım hızı, SpO , TOF oranı ameliyat sırası ve derlenme odasında,2Modifiye Aldrete skoru (MAS) ve klinik değerlendirme testleri ise derlenme odasında 10 dkarayla değerlendirilerek kaydedildi. Ayrıca, entübasyon, ekstübasyon, derlenme odasında kalışsüreleri ile ortaya çıkan komplikasyonlar kaydedildi.Bulgular: Entübasyon süresi, Grup R'de Grup V ve S'ye göre, Grup S'de ise Grup V'ye göreanlamlı olarak daha kısaydı. Klinik değerlendirme testlerinin ayrı ayrı ve hepsinin pozitif olduğu,MAS=8 ve TOF oranının 0.9 olma zamanları, ektübasyon ve derlenme odasında kalış sürelerigruplar arasında farklı değildi. Ameliyat sırasında ve derlenme odasında önemli birkomplikasyona rastlanmadı.Sonuç: Yaşlı olgularda abdominal ameliyat sonrası derlenmenin değerlendirilmesinde dörtlüuyarı oranı ve klinik testler birlikte kullanılmalı. Ayrıca entübasyon süresi rokuronyum ile dahahızlı iken ektübasyon ve derlenme sürelerinin vekuronyum, sisatrakuryum ve rokuronyumlafarklı olmadığı kanaatine varıldı.Anahtar Kelimeler: Yaşlı hasta, ameliyat sonrası derlenme, dörtlü uyarı oranı, klinikdeğerlendirme testleri, vekuronyum, sisatrakuryum, rokuronyum

Funda Yücesoy Noyan
İnönü University
2006
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laringeal maske uygulamalarında minimal akımlı anestezide manuel ve hedef kontrollü yöntemlerin karşılaştırılması

Amaç: Düşük ve minimal akımlı anestezide taze gaz akımı ve anestezik ajan dağıtımı, anestezist tarafından manuel olarak veya hedef kontrollü yöntem ile otomatik ayarlamalar yapılarak sürdürülebilmektedir. Hedef kontrollü yöntem; cihaz üzerinde istenen inhalasyon ajanı ve oksijen değerlerinin anestezist tarafından belirlendiği ve hedeflenen seviyelere ulaşmak için ek manuel ayarlamalara gerek kalmadan; taze gaz, inhalasyon ajanı ve oksijen dağıtımının sistem tarafından otomatik ayarlandığı bir gaz sevki modudur. Çalışmamızın amacı; laringeal maske eşliğinde minimal akımlı anestezi uygulamasında hedef kontrollü ve manuel kontrollü yöntemleri güvenilirlik ve kolay uygulanabilirlik açısından karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza elektif şartlarda inguinal herni cerrahisi için laringeal maske ile genel anestezi uyguladığımız 82 hasta dahil edildi. Minimal akımlı anestezide hedef ve manuel kontrollü yöntemler, hedeflenen değere ulaşma süreleri, inhalasyon ajan stabilitesi ve gaz tüketimi açısından kıyaslandı. Ayrıca hedef kontrollü anestezi yönteminin, benzer anestezik derinliği sağlamak ve hipoksiyi önlemek için yapılan müdahalelerin sayısını azaltıp azaltmadığı da değerlendirildi. Bulgular: Hedef kontrollü grupta manuel kontrole kıyasla ekspiryum sevofluran konsantrasyonu daha az değişkenlik gösterdi. Manuel kontrollü grupta hedeflenen minimal alveoler konsantrasyona ulaşma süresi hedef kontrollü gruba oranla anlamlı derecede kısa bulundu (77 sn'ye karşı 120 sn). Manuel kontrollü grupta hedeflenen oksijen ve anestezik ajan konsantrasyonlarını sürdürmek için cihaza daha fazla sayıda müdahale gerekti (8'e karşı 2, P < 0,001). Oksijen ve hava tüketimi manuel kontrollü grupta istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. Sevofluran tüketimi ve uyanma zamanı açısından ise anlamlı farklılık yoktu. Sonuçlar: Çalışmamız sonucunda laringeal maske uygulamalarında hedef kontrollü yöntemin minimal akımlı anestezi ile güvenli bir şekilde kullanılabileceğini gösterdik. Hedef kontrollü yöntem sevofluran ve oksijen konsantrasyonunu istenilen aralıklarda sürdürmek için cihaza daha az sayıda müdahale gerektirerek minimal akımlı anestezi yönetimini büyük ölçüde basitleştirdi ve anestezi sürecine olumlu katkı sağladı. Anahtar kelimeler: Hedef kontrol, Manuel Kontrol, Minimal Akım, Laringeal Maske

Akım denetimiAnesteziLaringeal maskeler
Elif Aşıcı
Hitit University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pron pozisyonda düşük ve yüksek akımlı anestezinin solunum mekanikleri üzerine olan etkileri

Amaç: Çalışmamızda pron pozisyonda yapılan cerrahi işlemlerde düşük akımlı anestezinin solunum mekanikleri üzerine olan etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Elektif şartlarda genel anestezi altında pron pozisyonda lomber vertebra cerrahisi uygulanacak 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar düşük akımlı anestezi ve yüksek akımlı anestezi grubu olarak ikiye ayrıldı. Hastaların demografik verileri, hemodinamik parametreleri değerlendirildi. Her iki grubun pron pozisyondaki havayolu tepe basıncı, havayolu plato basıncı ve kompliyans parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların demografik verileri, hemodinamik parametreleri açısından iki grup arasında fark tespit edilmedi. Düşük akım grubunda havayolu tepe basıncı ile havayolu plato basıncı artışı yüksek akım grubundan daha az artış gösterdi, kompliyans değerindeki azalma ise düşük akımlı grupta yüksek akımlı gruptan daha az azalma gösterdi. Sonuç: Pron pozisyonda gerçekleştirilen düşük akımlı anestezi uygulamaları, tepe ve ortalama hava yolu basınçlarında meydana gelen yükselmeyi ve kompliyansta meydana gelen düşmeyi anlamlı şekilde azaltmaktadır.

AnesteziKompliansProne pozisyonu+4
Sefa Özaydın
Hitit University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik ayak operasyonlarında tek enjeksiyon ve devamlı infüzyon popliteal sinir bloğunun ağrı ve hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda kontrolsüz diyabetten dolayı, nöroaksiyal veya genel anesteziye bağlı komplikasyonlar görülebilir. Bunları engelleyebilmek için rejyonel anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Bu çalışmada, diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda, sürekli infüzyon ve tek enjeksiyon yöntemi ile popliteal sinir bloğu uygulamasının hemodinamik etkiler ve ağrı açısından sonuçları karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onamını takiben, diyabetik ayak cerrahisi için anestezi yöntemi olarak popliteal sinir bloğu yapılacak ASA II-IV risk grubunda 63 olgu, iki gruba randomize edildi. Grup 1 (n:32) hastalara popliteal sinir etrafına ultrasonografi ve sinir stimülatörü eşliğinde 30 mL lokal anestezik verildi. Grup 2'de (n:31) yer alan hastalara ise ek olarak kateter iğne ucunun 4-5 cm ötesinde olacak şekilde yerleştirildi. 2 mL/sa hızla %0,25 bupivakain infüzyonu için elastomerik pompa hazırlandı. Blok öncesi ve sonrası hemodinamik parametreler kaydedildi. Blok başlangıç ve sonlanım zamanları kaydedildi. Postoperatif ağrı skorları, hemodinamik parametreler, analjezik ihtiyacı zamanı, hasta memnuniyeti ve taburculuk süresi takip edildi. Bulgular: Grup 1'de postoperatif 12. saatten sonra, Grup 2'de 60. saatten sonra ağrı skorları yüksek seyretmiştir (sırasıyla P=0,006, P < 0,01). Grup 2'de postoperatif 60. saate kadar Grup 1'e göre daha düşük, sonrasında anlamlı olarak daha yüksek seyretmiştir. Blok süresi Grup 1'de ortalama 631,56 ± 218,72 dakika, Grup 2'de ortalama 733,26 ± 435,83 dakika idi. İlk analjezik ihtiyacına kadar geçen süre Grup 1'de ortalama 804,64 ± 1020,8 dakika, Grup 2'de ortalama 2012,78 ± 1424 dakika idi ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P=0,072). Blok işleminden önce ve başarılı blokaj sonrasında ölçülen sistolik, diyastolik, ortalama arteryal kan basıncı ve kalp hızı gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (P > 0,5). Sonuçlar: Sürekli infüzyon yöntemi ile popliteal sinir bloğunun daha uzun ağrısız dönem sağladığı ortaya çıkmıştır. Her iki yöntemde de benzer hemodinamik veriler ve düşük ağrı skorları olduğu görülmüştür. Sürekli infüzyon yönteminin daha iyi analjezi sağladığı görülse de, işlem maliyeti, teknik zorluklar ve hasta konforuna olumsuz etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Popliteal Sinir Bloğu, Diyabetik Ayak, Ağrı, Tek Enjeksiyon, Sürekli.İnfüzyon

AğrıAğrı yönetimiDiabetes mellitus+4
Sibel Önen Özdemir
Hitit University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut karbonmonoksit intoksikasyonunda Deksmedetomidin'in nöroprotektif etkileri

Amaç: Antioksidan, antiapopitotik, antiinflamatuar özellikleri olan Deksmedetomidin'in (DEX) akut karbonmonoksit (CO) toksikasyonunda nöroprotektif etkilerinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 28 adet Wistar-Albino dişi sıçan kontrol, CO zehirlenme, CO zehirlenme + DEX ve sadece DEX olmak üzere rastgele dört gruba ayrıldı. Çalışma gruplarındaki sıçanlar 3000 ppm konsantrasyonda CO'e 30 dakika boyunca maruz bırakıldı. DEX CO maruziyetinden yarım saat sonra uygulandı. Deney bitiminde sakrifiye edilen sıçanlardan kan ve doku örnekleri alındı. Prefrontal ve hipokampal alanlardan alınan doku örneklerinde Bcl-2 İmmunopositif hücre değerleri immunohistokimyasal yöntem ile elde edilen Bcl-2 antikorların immune ekspresyonlarının ışık mikroskobu altında incelenmesi ile skorlandı. Alınan kan ve sağ hemisfer beyin doku örneklerinden biyokimyasal yöntemlerle MDA, NO, ADMA düzeyleri ile SOD ve CAT aktivite değerleri ölçüldü. Bulgular: Deney grupları arasında CAT, SOD, MDA, ADMA ve NO değerleri istatistiksel olarak farklı idi (p<0,001). Post-hoc ikişerli karşılaştırma test sonuçlarına göre yalnız DEX grubu ve kontrol grubu arasında hiç bir parametrede istatistiksel fark yoktu (p>0,05). CO grubunda CAT, SOD ve NO ve Bcl-2 immünsüpresif hücre düzeyleri kontrol grubuna göre azaldı (tamamında p<0,001) ve ADMA ve MDA düzeyleri arttı (tamamında p<0,001). CO + DEX grubunda CO grubuna göre CAT, SOD ve NO düzeylerini istatistiksel olarak daha yüksekti (sırasıyla p:0,007; p:0,028; p:0,017). Sonuç: CO zehirlenmesinden yarım saat sonra uygulanan DEX CAT, SOD ve NO gibi antioksidan yapıları arttırır. Buna bağlı olarak DEX'in CO zehirlenmesi için nöroprotektif bir etkisi olabilir. Anahtar Kelimeler: Deksmedetomidin, Karbonmonoksit, Nöroprotektif etki

DeksmedetomidinKarbonmonoksitKarbonmonoksit zehirlenmesi+2
Hüseyin Büyükkeskin
Hitit University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Spinal anestezi altında total diz artroplastisi yapılan hastalara USG eşliğinde yapılan adduktor kanal bloğu, IPACK blok ve geniküler sinir bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Total diz artroplastisi (TDA) sonrası hastalarda şiddetli postoperatif ağrı olmaktadır. Bu durum hasta memnuniyetini azaltmakta, mobiliteyi geciktirmekte ve hastanede kalış süresini uzatmaktadır. Günümüzde postoperatif ağrı yönetiminde multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada adduktor kanal bloğu (AKB), popliteal arter ve diz kapsülü arası infiltrasyon bloğu (IPACK) ve geniküler sinir bloğunun (GSB); postoperatif VAS skoru, opioid tüketimi ve mobilite üzerine etkileri araştırıldı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Spinal anestezi altında primer TDA planan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar üç gruba (n=30) ayrıldı. Hastalara AKB (grup A), IPACK blok (grup I) ve GSB (grup G) uygulandı. Periferik sinir blokları 15 mL %0,375 bupivakain ile spinal anestezi uygulamasından önce gerçekleştirildi. Hastaların postoperatif dönemde VAS skoru, opioid tüketim miktarı ve mobilizasyon testleri karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar ASA skorları ve demografik özellikler açısından benzerdi. VAS skorları 4., 6. ve 12. saatte grup G'de diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (sırasıyla; P=0,006, P=0,040, P=0,041). Postoperatif ilk 12 saatte VAS skorları grup G'de grup A ve grup I'ya göre daha düşük bulundu. Ameliyat sonrası ilk 24 saatte tüketilen toplam opioid miktarı grup G'de diğer iki gruba göre istatiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşüktü (P=0,014). Hastaların üç metre yürüme testini tamamlama süresi GSB uygulanan grupta AKB ve IPACK blok uygulanan gruplara göre daha kısaydı ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuçlar: Geniküler sinir bloğu TDA'da postoperatif VAS skorlarında belirgin düşme sağladığı ve opiod tüketimini azalttığı için postoperatif analjezide AKB ve IPACK blok yerine tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, adduktor kanal bloğu, IPACK blok, geniküler sinir bloğu

AnaljeziklerAnesteziAnestezi-spinal+5
Gökçe Çiçek Dal
Hitit University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomi yapılan hastalara ultrasonografi eşliğinde uygulanan perikondriyal yaklaşım yoluyla modifiye torakoabdominal sinir bloğu ile serratus interkostal plan bloğu ve rektus kılıf bloğu kombinasyonunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Laparoskopik kolesistektomi sonrası hastalarda şiddetli postoperatif ağrı görülmektedir. Günümüzde postoperatif ağrı yönetiminde multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada modifiye torakoabdominal sinir bloğu (M-TAPA) ile rektus kılıf bloğu (RKB) ve serratus interkostal plan bloğunun (SIPB); postoperatif NRS skoru, tramadol tüketimi üzerine etkileri araştırıldı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, kör olarak planlandı. Laparoskopik kolesistektomi planlanan 72 hasta çalışmaya dahil edildi. Bir gruba bilateral M-TAPA (grup 1 n=35) bloğu, diğer gruba bilateral RKB ile sağ SIPB'nin kombinasyonu (grup 2 n=37) uygulandı. Periferik sinir bloklarından RKB tek tarafa 10 mL %0,25 bupivakain, M-TAPA tek tarafa 20 mL %0,25 bupivakain ve SIPB ise sağ tarafta olacak şekilde 20 mL %0,25 bupivakain ile cerrahi bittikten sonra genel anestezi sonlandırılmadan önce gerçekleştirildi. Hastaların postoperatif dönemde NRS skoru, tramadol tüketim miktarı karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında 0., 1. ve 6.saatte ölçülen statik NRS skorları istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (Sırasıyla P=0,001, P=0,017, P=0,016). Gruplar arasında 0., 12. ve 18.saatte değerlendirilen dinamik NRS skorları istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (Sırasıyla P=0,007, P=0,032, P=0,042). Grup 2'de 12-24 saatleri arasında tüketilen tramadol miktarları grup 1'e göre istatistiksel olarak anlamlı daha yüksekti (P=0,030). Grup 2'nin kurtarıcı analjezik ihtiyacı olan hasta sayısı grup 1'e göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksekti (P=0,034). Sonuçlar: LK operasyonlarında M-TAPA ve RKB ile SIPB kombinasyonunun postoperatif ağrı yönetiminde etkilidir. Ancak, M-TAPA bloğu grubunda daha düşük NRS skorları ve daha az opioid kullanımı tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik kolesistektomi, Postoperatif ağrı, Modifiye torakoabdominal sinir bloğu, Serratus interkostal plan bloğu, Rektus kılıf bloğu

Meryem Ecem Bebek
Hitit University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Rinoplasti ve septoplasti cerrahisi sırasında uygulanan kontrollü hipotansiyon düzeyinin postoperatif kognitif disfonksiyon ve deliryum insidansı ile bağlantısının değerlendirilmesi

Amaç: Kontrollü hipotansiyon uygulaması, cerrahi işlemler sırasında kanama miktarının azaltılması ve olası komplikasyonların azaltılması amacıyla sıklıkla tercih edilen bir anestezi uygulamasıdır. Daha önce yapılan çalışmalarda bilişsel bozukluklar açısından yakın dönem etkilere odaklanılmış olup uzun dönemdeki etkilerle ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Kontrollü hipotansiyon uygulamasının özellikle beyin kan akımını nasıl etkilediğini ve operasyon sonrası dönemde kısa/orta/uzun vadeli bilişsel bozukluk veya deliryum gelişimi üzerine olası etkileri araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Rinoplasti veya septoplasti cerrahisi planlanan 70 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar eşit sayıda iki gruba(n=35) ayrıldı. A grubunda ortalama arter basıncının 50-57 mmHg aralığında, B grubunda ise ortalama arter basıncının 58-65 mmHg aralığında tutulması hedeflendi. Peroperatif dönemde kan basıncı, kalp atım hızı, oksijen satürasyonu, rSO2 değeri, entropi değeri ve kan laktat seviyesi takip edildi. Hastaların preoperatif ve postoperatif dönemde MMT skoru ve DRS-R-98 skoru karşılaştırıldı. Bulgular: Postoperatif deliryum değerlendirmesinde, A grubundaki hastaların her iki ölçüm zamanında daha yüksek DRS-R-98 skorlarına sahip olduğu saptandı. Deliryum tanısı alan hasta sayısının derlenme ünitesinde A grubunda, B grubundan fazla olduğu saptandı. Operasyon süresi ile deliryum arasında korelasyon saptandı. Postoperatif kognitif disfonksiyon gelişimi açısından gruplar arasında anlamlı fark izlenmedi. Sonuç: 50 mmHg'ya kadar düşük ortalama arter basıncının deliryum ve POKD açısından uzun dönem etkiler yönünden risk teşkil etmediği öngörülmektedir. Derlenme ünitesinde A grubunda daha yüksek deliryum insidansı saptanması, daha düşük ortalama arter basıncına maruz bırakılan hastalarda erken dönemde daha dikkatli olunması gerektiğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Kontrollü hipotansiyon, Postoperatif kognitif disfonksiyon, Deliryum, Rinoplasti, Septoplasti.

Murat Kaykaç
Hitit University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalara ultrasonografi eşliğinde yapılan subkostal transversus abdominis plan bloğu ile rekto-interkostal fasiyal plan bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Laparoskopik kolesistektomi sonrası hastalarda şiddetli postoperatif ağrı görülmektedir. Günümüzde postoperatif ağrı yönetiminde multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada subkostal transversus abdominis plan bloğu (STAP) ile rekto-interkostal fasiyal plan bloğunun (RIFPB); postoperatif NRS skoru, tramadol tüketimi üzerine etkileri araştırıldı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Laparoskopik kolesistektomi planlanan 70 hasta çalışmaya dahil edildi. Bir gruba bilateral STAP (grup S n=35) bloğu, diğer gruba bilateral RIFPB (grup R n=35) uygulandı. Periferik sinir bloklarından STAP tek tarafa 20 mL %0,25 bupivakain, RIFPB tek tarafa 20 mL %0,25 bupivakain ile cerrahi bittikten sonra genel anestezi sonlandırılmadan önce gerçekleştirildi. Hastaların postoperatif dönemde dermatom tutulumları, NRS skoru, tramadol tüketim miktarı, mobilizasyon zamanı, bulantı ve kusma skoru karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar, ASA skorları ve demografik özellikler açısından benzerdi. Gruplar arasında postoperetif 2. saatte midklavikular hatta T5 ve T10 dermatomlarında tutulum oranları istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (Sırasıyla P=0,01, P=0,044). Gruplar arasında postoperetif 2. ve 24. saatte midaksiller hatta T6-T9 dermatomlarında tutulum oranları istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (P<.001). Gruplar arasında mobilizasyon zamanı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (P=0,005). Gruplar arasında postoperatif 0. saat bulantı ve kusma skoru açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (P=0,046). Sonuçlar: Laparaskopik kolesistektomi operasyonlarında STAP blok ve RIFPB postoperatif ağrı yönetiminde etkilidir. RIFPB, STAP bloğa ek olarak abdominal sinirlerin lateral kutanöz sinir dallarını da innerve ederek daha etkili analjezi sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik kolesistektomi, Postoperatif ağrı, Subkostal Transversus abdominis sinir bloğu, Rekto-interkostal fasiyal sinir bloğu

İbrahim Kitaplı
Hitit University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon hekimlerinin kırılganlık ve kırılganlık testleri hakkında bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Kırılganlık; önemi global olarak artan geriatrik bir sendromdur; fiziksel yetmezliklerden oluşan bir fenotipe sosyal, işlevsel ve bilişsel eksikliklerin ilave olması ile oluşur. Sağlık hizmeti alan yaşlı sayısının artışı sonucu, Anesteziyoloji ve Reanimasyon hekimlerinin kırılgan hastalar ile daha fazla karşılaşması söz konusudur. Amacımız; anestezi hekimlerinin kırılganlık ve kırılganlık testleri bilgileri ve tutumlarının değerlendirilmesi, Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin geliştirilmesidir. Temmuz 2021-Kasım 2021 tarihleri arasında, Anesteziyoloji ve Reanimasyon hekimleri ile bu branşın yan dallarında görev yapmakta olan yan dal araştırma görevlileri ve uzman hekimlerinden oluşan 284 gönüllüye ulaşılmıştır. Hekimlere kırılganlığa dair bilgilerinin ve uygulama pratiklerinin sorgulandığı, tanımlayıcı sorularla birlikte güvenilirlik ve geçerlilik kanıtlarını sunduğumuz anketimiz uygulanmış, kırılganlık ve tarama ölçekleri hakkında bilgi ve tutumlarına ilişkin veriler değerlendirilmiştir. Katılımcıların %75,4'ü (n=212), 24-34 yaş aralığındaydı ve %60,12'si (n=169) araştırma görevlisi idi. Hekimlerin %49,8'u (n=140) kırılganlığı bilmediğini, %95,7'si (n=269) kliniklerinde kullanılan rutin bir tarama testi olmadığını ve yalnızca %12,5'i (n=35) daha önce kırılganlık tarama ölçeklerini kullandığını ifade etmiştir. Katılımcıların tarama testlerini kullanma oranlarının düşük olduğu görülmektedir. Araştırmamızda oluşturduğumuz kırılganlık tutum ölçeği puanları sunulmuştur. Cronbach alfa değeri 0,792 hesaplanan Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin "güvenilir" ve "kapsam", "yüzey", ve "yapı" geçerliği analizleri sonuçlarına göre geçerli bir ölçek olduğu kabul edilmiştir. Ölçek verileri değerlendirildiğinde hekimlerin engel(2,64±0,52) ve öz yeterlilik(2,43±0,52) puan ortalamalarının düşük olduğu görülmüştür. Araştırma görevlileri, uzman hekimler ve öğretim görevlileri ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p> 0,05). Hekimlerin bu antiteye karşı tutumlarının değerlendirilmesi, sağlık profesyonellerinin görüşlerinin karşılaştırılması ve optimal bakımın önündeki engelleri belirleyebilmek adına Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin kullanılmasının yarar sağlayabileceğini düşünmekteyiz.

AnesteziDoktorlarKırılganlık+3
Ceren Yurttaş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lobektomi uygulanan akciğer kanserli hastalarda preoperatif nütrisyonel değerlendirmenin peroperatif ve postoperatif sürece etkisi

Çalışmamızda, lobektomi planlanan akciğer kanserli hastalarda preoperatif dönemdeki nütrisyonel durumun, hastane yatış süresi, intraoperatif ve postoperatif komplikasyonlar ile postoperatif oral alım üzerine etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan alınan sözlü ve yazılı onam sonrası, akciğer kanseri tanısı ile lobektomi uygulanacak, 18 yaş üzeri, ASA sınıflaması I-II-III olan 63 hastada gerçekleştirildi. Preoperatif dönemde antropometrik ölçümler (kavrama gücü, orta kol çevresi), vücut kitle indeksi (VKİ), laboratuvar testleri albümin, prealbümin, kreatinin, lenfosit sayısı, C-reaktif protein (CRP)], nütrisyonel risk taraması 2002 (NRS-2002), mini nütrisyonel değerlendirme (MNA) tarama testi, nütrisyonel risk indeksi (NRI), Glasgow prognostik skoru (GPS), prognostik nütrisyonel indeks (PNI) ve neoadjuvan kemoterapi alıp almadığı değerlendirilerek kayıt altına alındı. İntraoperatif dönemdeki hemodinamik değişiklikler ve komplikasyonlar, postoperatif yoğun bakım ve hastane yatış süreleri, oral alıma başlama ve hedef kaloriye ulaşma süreleri ile erken dönem komplikasyonlar kaydedildi. Postoperatif komplikasyon gelişen olgularda preoperatif NRI değerinin bağımsız bir risk faktörü olduğu saptandı. Bu olgularda hastane yatış süreleri de anlamlı olarak uzundu. Orta kol çevresi, CRP değeri ve postoperatif uzamış hava kaçağı komplikasyonunun olması hastane yatış süresi için bağımsız risk faktörleriydi. VKİ, orta kol çevresi ve prealbümin değerleri ile hastane yatış süresi arasında negatif yönde, CRP değeri ile ise pozitif yönde korelasyon bulunduğu tespit edildi. Sonuç olarak, akciğer kanserli hastalarda preoperatif dönemde yapılacak olan nütrisyonel değerlendirme ile gelişebilecek komplikasyonlar ve hastane yatış süresi hakkında önemli bilgiler elde edilebileceği, uygun nütrisyonel destek planı ile olası risklerin azaltılabileceği kanaatindeyiz.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıCerrahi-akciğer+5
Seda Eğilmez
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Rektus kılıf bloğu ile transversus abdominis düzlem bloğu'nun intraoperatif ve postoperatif etkinliklerinin prospektif karşılaştırılması

Çalışmamızda göbek altı median (GAM) ve göbek üstü median (GÜM) kesi uygulanacak genel cerrahi hastalarında, transversus abdominis düzlem bloğu (TADB) ve rektus kılıf bloğu (RKB)'nun intraoperatif ve postoperatif analjezik etkinliklerini prospektif ve randomize kontrollü olarak karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastaların yazılı onamı sonrası, GAM-GÜM kesi uygulanacak, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) sınıflaması 1-3 olan, 18-75 yaş aralığında 80 hastada gerçekleştirildi. Hastalar demografik verileri kaydedilerek rutin monitorizasyon ve genel anestezi indüksiyonu sonrası, grup TADB ve grup RKB olarak ikiye ayrıldı. Hastaların hemodinamik verileri indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası 1. dakika ve intraoperatif 30 dakikalık periyotlarda kaydedildi. Bütün hastalara morfin ile hazırlanmış hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulandı. Hastaların intraoperatif hemodinamik verileri ve uygulanan opioid miktarları, postoperatif istirahat ve öksürmekle görsel analog skalaları, ilk HKA dozuna gereksinim zamanı, postoperatif opioid tüketimleri, kurtarıcı analjezik gereksinimi, ilk mobilizasyona kadar geçen süreleri, opioid yan etkileri, hasta ve cerrah memnuniyeti değerlendirildi. İntraoperatif hemodinamik veriler, uygulanan opioid miktarı ve postoperatif ağrı skorları iki grupta benzer bulundu. TADB grubunda postoperatif morfin tüketimi 2. Saatte anlamlı düzeyde yüksek (p=0,041) bulundu. Takiplerinde gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. İstirahat ve öksürmekle postoperatif ağrı skorları ve ilk HKA dozuna gereksinim zamanı diğer çalışmalar göz önüne alındığında düşük ancak iki grup arasında benzer iii olarak bulundu. Ek analjezik ihtiyacı iki grupta benzerdi (p=0,633). İlk mobilizasyona kadar geçen süre TADB ve RKB grupları arasında benzer olduğu (p=0,798) ve opioide bağlı yan etkilerin de benzer olduğu (p=0,239) bulundu. Hasta memnuniyeti iki grupta benzerdi (p=0,415). Cerrah memnuniyeti iki grupta benzerdi (p=1,0). Sonuç olarak GAM-GÜM kesi uygulanan hastalarda TADB'nin ve RKB'nin etklinliğinin benzer olduğu kanısına varıldı. Anahtar kelimeler: Transversus abdominis düzlem bloğu, rektus kılıf bloğu, ağrı yönetimi, median laparotomi.

AnesteziAğrıAğrı yönetimi+4
Ozan Ülker
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tuffier hattının yerinin yaş ve cinsiyet gruplarına göre ultrasonla değerlendirilmesi

Amaç: Yaş ve cinsiyetteki değişimlerin Tuffier hattının geçtiği vertebral seviyeye etkisi ve doğru vertebral seviyeyi belirlemede palpasyon tekniği ile Ultrason tekniğini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya 180 hasta dahil edildi. Hastalar kadın (n=90) ve erkek (n=90) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her grup da kendi içinde genç (18-40 yaş), orta (40 -65 yaş) ve yaşlı (65-80 yaş) olmak üzere sınıflandırıldı. Tüm hastalara palpasyonla tespit edilen Tuffier hattı seviyesini doğrulamak amacıyla oturur pozisyonda lomber ultrason yapıldı. Hastaların demografik özellikleri, palpasyon ve Ultrasonla tespit edilen Tuffier hattı vertebra seviyeleri kaydedildi. Bulgular: Palpasyon yöntemi ile tespit edilen Tuffier hattının, Ultrasonla hastaların %56.6'sında aynı seviyede olduğu doğrulandı. Hiçbir hastada Ultrason ile tespit edilen seviye palpasyonla belirlenen Tuffier hattından daha alt seviyeyi tanımlamadı. Cinsiyete göre Ultrasonla tespit edilen Tuffier hattı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Tuffier hattı vertebral seviyesi yaş, VKİ ve kilo ile istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyona sahipti (p=0.001). Tuffier hattını ilerleyen yaş ile daha yukarı seviyelerde belirledik. Ultrasonla belirlediğimiz Tuffier hattı yaşlılarda, orta yaş grubuna ve orta yaş grubunda da, genç yaş grubuna göre daha yukarıdan geçmekteydi. L3 ve üzerinde tespit edilen 33 (%18.3) hastanın nöraksiyel blok uygulama sırasında spinal kord hasarı açısından riskli olabileceği tespit edildi. Kadınlar ve erkeklerde spinal kord hasarlanma riski benzer bulundu. Spinal kord hasarı gelişme riskinin orta yaş grubunda genç yaş grubuna göre 6 kat (OR [95% GA]= 5,8 [1,21-27,73]) (p=0,028), yaşlı grupta ise genç yaş grubuna göre 15 kat daha fazla olduğu (OR [95% GA]= 15,62 [3,46-70,41]) (p=0,000); ilerleyen yaş ve artan VKİ ile spinal kord hasarı gelişme riskinin daha fazla olduğu tespit edildi (p<0,05). Tartışma ve Sonuç: Oturur pozisyonda Ultrasonla Tuffier hattının vertebral seviyesinin ilerleyen yaş ile daha yukarı seviyelerden geçtiği, bu durumun VKİ ve kilo ile ilişkili olduğu, cinsiyet ile ilişkili olmadığı tespit edildi. Özellikle yaşlı hastalarda ponksiyon seviyesinin beklenenden daha yüksek bir seviyede olabileceği göz önünde bulundurmalıdır. Mümkünse bu blokajların USG ile yapılması önerilebilir.

CinsiyetLomber vertebraTuffier çizgisi+2
Erman Kırmızı
Gaziantep University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakeal entübasyon gerektiren erişkin hastalarda videolaringoskopa karşı macintosh laringoskopun karşılaştırılması

Amaç: Elektif cerrahi olması planlanan erişkin hastalarda genel anestezide videolaringoskopinin Macintosh laringoskopiye göre entübasyonu kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının, komplikasyonları azaltıp azaltmadığının prospektif olarak gözlemlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Genel anestezi uygulanacak erişkin 200 hastanın; 100'ü videolaringoskop, 100'ü Macintosh laringoskopla entübe edildi. Hastaların hangi laringoskopla entübe edilmiş olduğu, yaşı, cinsiyeti, ASA skoru, boyu, kilosu, vücut kitle indeksi, sigara ve alkol kullanım durumu, ek hastalık, boyun çevresi, takma, protez veya kayıp diş durumu kaydedildi. Hastaların ayrıca ağız açıklığı, tiromental mesafe, Mallampati skoru, boyun hareket durumu, prognat yeteneği, vücut ağırlığı, zor entübasyon öyküsü parametrelerinden oluşan El Ganzouri Risk İndeks skoru hesaplanarak kaydedildi. Entübasyon süreleri kaydedildi. Entübasyon sonrasında girişim sayısına, zor entübasyon olup olmadığına, Cormack-Lehane skoruna, travma ve komplikasyon durumuna bakıldı. Bulgular: Entübasyon süresinde, videolaringoskop kullanılan grupta ortalama süresi Macintosh laringoskop kullanılan gruba göre anlamlı olarak daha düşük ölçüldü. Glottisin görüntüsünü değerlendirmek için baktığımız Cormack-Lehane skoru zor entübasyon hasta sayısı fazla olmasına rağmen videolaringoskop kullanılan grupta Macintosh laringoskop kullanılan grubuna göre daha düşük cıktı. Entübasyona bağlı komplikasyonda videolaringoskop kullanılan grupta Macintosh laringoskop kullanılan grubuna göre daha az görüldü. Sonuç: Genel anestezi için endotrakeal entübasyon uygulanacak hastalarda videolaringoskopun glottik görünümü arttırması, entübasyon sürelerini kısaltması ve entübasyonu daha kolay hale getirmesi nedeniyle daha az travmaya neden olması Macintosh laringoskopa üstün olduğu sonucuna varıldı.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealLaringoskopi+1
Haydar Bektaş
Gaziantep University
2021
00