
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity
638
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
4
Enstitü
0%
DOI Oranı
Son Eklenen Tezler
Tümünü GörGörüntü işleme yöntemleri kullanılarak medikal abdominal görüntülerde böbrek yeri ve böbrek taşlarının tespiti ve analizi
Yapılan çalışmada Toplu Kanal Özellikleri (ACF; Aggregate Channel Features), eşikleme ve morfoloji yöntemleri birleştirilerek kullanıcı müdahalesi gerekmeksizin abdominal BT (Bilgisayarlı Tomografi) görüntülerinde otomatik böbrek ve böbrek taşı tespiti gerçekleştiren bir yöntem önerilmiştir. ACF yöntemi daha az etiketli veri ile eğitim yaparak otomatik böbrek tespiti gerçekleştirir. Buna ek olarak, ACF herhangi bir ön işlemeye, görüntü iyileştirmeye ihtiyaç duymaz. ACF ile tespit edilen böbrek bölgelerine eşikleme ve morfolojik işlemler uygulanarak sadece böbrek bölgelerinde taş tespiti gerçekleştirilir. Bu sayede abdominal BT görüntülerinde, böbrek sınırı dışında kalan taşa benzer nesneler değerlendirmeye alınmamıştır. ACF yöntemi 150 adet abdominal BT görüntüsünden oluşan veri setine uygulanmıştır. Yöntemin performansı karışıklık matrisi ile değerlendirilmiştir. Deneysel sonuçlar ACF, eşikleme ve morfoloji yöntemlerinin abdominal BT görüntülerinde böbrekleri ve böbrek taşlarını başarılı bir şekilde tespit ettiğini göstermiştir.
Katı oksit yakıt pili elektrotlarının mikroyapısal optimizasyonu
Bu tez kapsamında katı oksit yakıt pili (KOYP) anot destek tabakası (ADT) mikroyapısal özelliklerinin hücre performansı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Elektrokimyasal reaksiyonların meydana geldiği anot fonksiyonel tabaka (AFT) ile birlikte iki katmandan oluşan KOYP anot mikroyapıları açık kaynak bir yazılım yardımı ile sentetik olarak üretilmiştir. Sadece ADT mikroyapı parametrelerinin etkisinin incelenmesi için farklı partikül boyutu, hacimsel oran ve gözenekliliğe sahip ADT tabakaları aynı özelliklere sahip bir AFT ile birleştirilmiştir. Performans belirleyici parametre olarak seçilen üçlü faz sınırı (ÜFS) yoğunluğu her bir tabaka ve toplam anot için sayısal olarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar ADT mikroyapısının reaktant gazın beslenmesi ve üretilen akımın toplanması durumlarını etkilediği için hücre performansı üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu ve bu nedenle dikkatli bir şekilde tasarlanması gerektiğini göstermiştir.
Molecular characterization of tomato spotted wilt virus (Orthotospovirus tomatomaculae) and development of resistant tomato (Solanum lycopersicum L.) lines using RNAi technology
Tomato spotted wilt virus (Orthotospovirus tomatomaculae, TSWV) poses a devastating threat to Solanaceous crops specially tomato and pepper. The development of resistant cultivars is one of the important management tools for incapacitating viral diseases. However, due to the widespread utilization of resistance cultivars, the resistant breaking virus isolates have emerged. In this study, symptomatic tomato and pepper samples were collected from diverse locations of Türkiye in 2020-2021, and incidence of virus was tested by both DAS-ELISA and RT-PCR. The sequence-characterized amplified region (SCAR) and cleaved amplified polymorphic sequence (CAPS) markers were used to screen viral resistance genes in tomato and pepper plants. Some of the cultivars were found to carry resistance genes even though they displayed severe viral infections. The extracted TSWV isolates from these plants were partially sequenced for the detection of reported mutations in the silencing suppressor gene (NSs) and movement protein (NSm) genes to test whether they were resistance-breaking (RB) isolates. Sequence comparisons and phylogenetic analyses revealed that the NSs and NSm genomic regions of virus did not show reported mutations and they were distributed in the same genetic pool while Turkish isolates of N gene were clustered in a separate clade. Moreover, in this study the prospective use of plant-mediated RNAi approach by targeting the NSs gene for the conferring resistance to orthotospoviruses was investigated. Transgenic tomato (Solanum lycopersicum cv. Rio Grande) lines expressing a 320 bp conserved inverted region of the integral 35S promoter region were developed. The molecular cloning was done for the construction of expression vectors in a hairpin structure by the Orthotospovirus NSs gene which contains both sense and antisense orientation in plant expression vector pFGC5941. For the transformation studies, 3 different types of explants (hypocotyls, cotyledonary nodes, and cotyledons) were used in tissue culture experiments. Co-infection was done by using Agrobacterium strain EHA-105 having viral constructs (TSWV-NSs_full (pFGC5941+sense+antisense), TSWV-NSs_sense). To confirm the transgenic plants, molecular analysis was performed using TSWV gene-specific primers. Based on the EHA105 Agrobacterium strain and the pFGC5941 vector carrying NSs and nptII genes in the T-DNA region, the results validate the insertion of kanamycin resistance into the regenerated transgenic plants. Moreover, for the confirmation, transgenic plants were inoculated with TSWV and quantitative real-time polymerase chain reaction (qRT-PCR) assays were performed which demonstrates a significant down-regulation in the gene expression levels of pathogenicity-related genes (PR-1) and NSs genes in transgenic plants harboring the TSWV-NSs_full constructs compared to control groups (non-transgenic wild type control, empty vector and the TSWV-NSs_sense constructs). For the validation of RNAi effectiveness, tobacco plants were also inoculated with viral constructs and they displayed severe symptoms of TSWV in plants containing the TSWV-NSs_sense constructs, empty vector, and in wild-type tomato plants while no any symptoms were observed with TSWV-NSs_full constructs that confirmed the hypothesis of this study by showing the efficacy of RNAi. This research demonstrates the RNA interference effectiveness by targeting NSs gene as a reliable technique for achieving long lasting antiviral protection in tomatoes. The findings have practical significance and the potential to be a tool for controlling or mitigating the losses in tomato crops caused by TSWV around the world.
Genom boyu ilişkilendirme haritalaması aracılığıyla makarnalık buğdayda su kullanım etkinliği ve kalite özellikleriyle bağlantılı DNA markörlerinin belirlenmesi
Makarnalık buğdayda birden çok genle idare edilen özelliklerin ıslahında geleneksel yöntemler ile moleküler yöntemlerin birlikte kullanılması elzem hale gelmiştir. Bu amaçla geliştirilen son metotlardan olan genom boyu ilişkili haritalama çalışmalarında (GWAS) yüksek genetik çeşitliliğe sahip popülasyon bir kere genotiplenir ve birden fazla özellik için fenotiplenir. Bu çalışmada da 14.255 SilicoDArTve SNP markörüyle genotiplenen 123 makarnalık buğdaydan oluşan popülasyon, 6 farklı çevre koşulunda 3 yıl boyunca arazi denemeleri yürütülerek fenolojik (başaklanma süresi), morfolojik (bitki boyu, bayrak yaprak alanı), fizyolojik, (klorofil indeksi, kanopi sıcaklığı, su kullanım etkinliği, kuraklık hassasiyet indeksi, kuraklık tolerans indeksi), agronomik (bindane ağırlığı) ve kalite (protein oranı, nişasta oranı, yaş gluten oranı, hektolitre ağırlığı, kül içeriği, un rengi, sedimentasyon hacmi) özellikleri için fenotiplenmiştir. GWAS, R'da GAPIT paketinin BLINK modeline göre gerçekleştirilmiştir. Yapılan GWAS sonucunda incelenen özelliklerle ilişkili farklı kromozom bölgelerinde 65 QTL bölgesi belirlenmiştir. Bunlara ilave olarak, kalite odaklı ıslah programları için ebeveyn olabilecek aday makarnalık buğday genotipleri de tanımlanmıştır.
Sosyal medyanın kamusal alan bağlamında siyasal istikrara etkisi: Twitter örneği
Siyasal istikrar kavramı; uzun bir süre değişmeden aynı kalabilen, kararlı bir şekilde varlığını devam ettiren anlamlarına gelmektedir. Siyasal iktidarın varlığı beraberinde yönetme, idare etme olgusunu yansıtmaktadır. Siyasal iktidar, işlevini yerine getirirken demokratik kurallara uyarak istikrarlı davranmak durumundadır. Siyasal istikrar kavramını daha iyi ifade edebilmek adına siyasal istikrarsızlık unsurlarına da yer verilmiştir. Siyasal istikrar kavramı, unsurları ve siyasal istikrarsızlık boyutunda politik, ekonomik ve sosyal nedenlerine yer verilmiştir. Sosyal medyanın oluşumu ve kavramı incelenerek sosyal medya uygulamalarından Twitter'a yer verilmiştir. Teknolojinin gelişimi ile birlikte sosyal medyanın kullanım alanlarının genişlediği görülmektedir. Sosyal medyada oluşturulan içeriklerin karşılıklı etkileşim yaratması ve çift yönlü iletişime olanak sunması sosyal medyayı değerli kılmaktadır. Sosyal medyada içerik üreticilerinin fikir, düşünce ve görüşlerini paylaşması kamusal alanın varlığını oluşturmaktadır. Bu açılardan değerlendirdiğimizde sosyal medyanın kamusal alan bağlamında siyasal istikrara etkisini Twitter gibi uygulamalar ile yapmaktadır. Eskiden kahvehaneler gibi ortamlarda bireylerin fikir ve düşüncelerini paylaşarak oluşturduğu kamusal alanı günümüzde bireyler enformasyon çağının gereklilikleri doğrultusunda sosyal medyayı bir araç olarak kullanarak kamusal alanı oluşturmaktadır. Her birey anayasal hakları kapsamında ifade özgürlüğü çerçevesinde kendi fikir, görüş ve düşüncelerini paylaşmakta özgürdür. Araştırmamızı da etkileyen bu konu sosyal medya gibi uygulamalarla paylaşılan fikirler ve düşüncelerin bir kamusal alan yarattığı, ülkede bir gündem oluşturduğu ve siyasal istikrara etkisidir.
Tüketicilerin kaçınma davranışlarının COVID-19 salgınından kaçınma davranışlarına olan aracılık etkisinin online ve offline alışverişlerinde analizi
Kaçınma davranışı ile ilgili çalışmalar literatürde ilk olarak psikoloji alanında görülmektedir. Konu ile ilgili psikoloji alanında yoğunlaşan çalışmaların varlığı dikkat çekmekle birlikte, sosyal bilimler alanında konunun yeterince araştırılmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı tüketicilerin sergiledikleri kaçınma davranışlarının Covid-19 salgınından kaçınma davranışlarına etkisi ve kaçınma davranışlarının online/offline alışveriş kanalı seçimlerinde Covid-19 salgınından kaçınma davranışlarına olan aracılık etkisinin belirlenmesidir. Bu amaca ulaşabilmek için kavramsal bir model geliştirilmiş ve modele ilişkin geliştirilen hipotezler Yapısal Eşitlik Analizi ile test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; bilişsel kaçınma Covid-19 salgınından kaçınmayı etkilemezken, davranışsal kaçınma Covid-19 salgınından kaçınmayı etkilemektedir. Modelin açıklama oranı 0,14'dür ve davranışsal kaçınma 1 birim arttıkça Covid-19 salgınından kaçınma 0,116 düzeyinde artmaktadır. Tüketicilerin kaçınma davranışları online alışverişlerini etkilemekte ve offline alışverişlerini azaltmakta ve yine aynı şekilde Covid-19 salgınından kaçınma davranışları da online alışverişlerini etkilemekte ve offline alışverişlerini azaltmaktadır. Tüketicilerin kaçınma davranışlarında "davranışsal" kaçınma boyutunun offline alışverişlerinin azalmasında Covid-19 salgınının aracılık etkisi ve online alışverişlerinde Covid-19 Salgınının aracılık etkisi bulunmaktadır. Salgınların artan sıklığı nedeniyle işletmelerin online ve offline alışverişlerine yönelik pazarlama stratejilerinde tüketici davranışlarını etkileyen faktörler içerisine, tüketicilerin kaçınma davranışlarını etkileyecek unsurları da eklemeleri gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kaçınma Davranışı, Bilişsel ve Davranışsal Kaçınma Ölçeği (CBAS), Pandemiden Kaçınma ve Endişe Ölçeği (PACS), Online-Offline Alışveriş.