
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kliniğimize getirilen brahiosefalik kedi ve köpek ırklarında karşılaşılan oküler problemlerin tanısı
YÜKSEK LİSANS TEZİ KLİNİĞİMİZE GETİRİLEN BRAHİOSEFALİK KEDİ VE KÖPEK IRKLARINDA KARŞILAŞILAN OKÜLER PROBLEMLERİN TANISI Edanur DEMİRKOLLU Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Veteriner Cerrahisi Anabilim Dalı DANIŞMAN Doç. Dr. Deva Başak BOZTOK ÖZGERMEN ÖZET Brahiosefalik ırklar farklı kafatası şekilleri ve yüz anatomileri sebebiyle çeşitli oküler hastalıklara diğer ırklara nazaran daha yatkındırlar. Bu çalışmada; Aralık 2022- Mayıs 2024 tarihleri arasında Aksaray Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniği'ne getirilen farklı yaş ve cinsiyette brahiosefalik ırk kedi ve köpeklerde görülen oküler problemlerin tanısının konulması ve prevalansının hesaplanması amaçlanmıştır. Bu çalışmanın materyalini brahiosefalik ırk 30 kedi ve 10 köpek oluşturdu. Tüm olgularda fiziksel muayene, oftalmolojik muayene, Schirmer gözyaşı testi, gözyaşı kırılma zamanı ölçümü ve korneal floresein boyama yapıldı. Köpeklerde en sık karşılaşılan oküler hastalıklar sırasıyla; Keratokonjunktivitis sikka (n=5), korneal ülser (n=5), bakteriyel konjunktivitis (n=3), trikiyazis (n=2), proptozis (n=2), alerjik konjunktivitis (n=1) ve entropiyondu (n=1). Kedilerde en sık karşılaşılan oküler hastalıklar ise sırasıyla; bakteriyel konjunktivitis (n=19), korneal ülser (n=10), korneal sekester (n=8), üveitis (n=5), entropiyon (n=3), alerjik konjunktivitis (n=1), trikiyazis (n=1), distikiyazis (n=1), korneal laserasyon (n=1), glokom (n=1) ve lens luksasyonuydu (n=1). Elde edilen veriler neticesinde köpeklerde yaş ile Schirmer ölçümleri arasında negatif yönlü, orta derecede kuvvetli ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki varken, kedilerde bu iki parametre arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Köpeklerde floresein kırılma zamanı ile Schirmer ölçümleri arasında pozitif yönlü oldukça kuvvetli ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kedilerde bu iki parametre arasındaki ilişki pozitif yönlü, orta düzeyde kuvvetli ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak brahiosefalik kedi ve köpek ırklarının sahip oldukları anatomik özellikler nedeniyle oküler hastalıklara diğer ırklara nazaran daha fazla yatkın olduğu; bu nedenle periyodik olarak oftalmolojik muayeneye tabii tutulmalarının meydana gelebilecek bir hastalığın erken teşhisi ve etkili sağaltımına katkı sağlayacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Brahiosefalik, kedi, köpek, göz, oküler hastalık Haziran, 2024; 77 sayfa
Kliniğimize getirilen köpeklerde kalbin radyografik muayenesinde vertebral kalp skalası ve vertebral sol atriyal boyutun kullanılması
Bu çalışmamızda sağlıklı köpeklerden elde edilen toraks radyografilerinde Vertabral sol atriyal boyut (VLAS) ve Vertabral Kalp Skalası (VHS) değerleri için bir referans aralığı belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Aksaray Üniversitesi Hayvan Hastanesine çeşitli şikayetlerle getirilen farklı ırk, cinsiyet ve yaştaki 40 adet sağlıklı köpek dahil edildi. Olguların sırasıyla detaylı anamnezleri alındı, kardiyovasküler sistemin klinik, radyografik, ekokardiyografik değerlendirmeleri yapıldı. Bu muayeneler sırasında herhangi bir kardiyovasküler hastalık tespit edilen hayvanlar araştırmaya dahil edilmedi. Radyografik muayenede sağ lateral ve ventrodorsal ya da dorsoventral en az iki yönlü toraks radyografileri alındı. Elde edilen radyografilerde Vertebral Kalp Skalası (VHS) ve Vertebral Sol Atriyal Boyut (VLAS) ölçümleri yapıldı. Ekokardiyografik muayenede sol atriyum (LA), Aort (Ao) ölçümleri ve LA/Ao oranı ölçümleri yapılarak kayıt altına alındı. Olguların VHS ortalaması 9,86 ±0,78; VLAS ortalaması 1,32± 0,15; LA/Ao ortalaması ise 1,17± 0,11 olarak bulundu. VHS, VLAS ve LA/Ao oranı istatiksel açıdan değerlendirildiğinde köpeklerin yaş, cinsiyeti ve vücut ağırlığı değişkenleri arasında önemli bir farklılık bulunmadı ayrıca VHS ve VLAS araında yapılan istatistiksel analizlerde anlamlı bir fark bulunmadı.
Travmatize ve nontravmatize kedilerde abdominal odaklı ultrasonografik (AFAST) ve radyografik teşhis metodlarının karşılaştırılması
Radyografi ve ultrasonografi cihazları günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada da yüksekten düşme, motorlu taşıt kazaları, künt ve penetran yaralanmalar gibi travmatik durumlarda ve tümör, sepsis, anafilaktik reaksiyonlar, akut abdomen ile sebebi bilinmeyen ateş gibi abdomen bölgesinin normal fonksiyonunun dışındaki travmatik olmayan durumlarda abdominal odaklı ultrasonografi (AFAST) ve radyografik görüntüleme teknikleri karşılaştırılarak bu iki yöntemin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajlarının kıyaslanması amaçlandı. Sunulan bu çalışmada 10 adet çeşitli yaş, ırk ve cinsiyette travmatize ve nontravmatize başvuran kedinin ultrasonografik ve radyolojik görüntülemeleri yapılarak kayıt altına alındı ve sonuçları karşılaştırıldı. İki görüntüleme tekniği içinde hastalar kısmen stabil olana kadar beklendi. Hasta AFAST taraması için hazırlanıp sağ veya sol lateral, sternal ya da ayakta pozisyonda 5 ayrı belirli AFAST noktasından genellikle tıraş etmeden ve anestezisiz şekilde ultrasonografik olarak görüntülenerek kayıt altına alındı. Sonrasında aynı hayvanın abdominal lateral ve V/D radyografik görüntüleri alındı. Abdominal boşluğunda oluşan anormallikler, sıvı bulunup bulunmadığı, varsa sıvının skoru, abdomen organlarında herhangi bir hasar olup olmadığı, hava birikimi varlığı, herhangi bir kitle varlığı, diyafram bütünlüğü, safra kesesi ve idrar kesesi bütünlüğü, dalak- böbrek- karaciğer gibi organların kapsulası, bütünlüğü, ruptur olup olmadığı, sınırları, üretra, damarların akışı ve bütünlüğü, idrar oluşum takibi ve mide barsak gibi sindirim organlarının perforasyonu ile enfeksiyöz hastalıklar yönünden her iki görüntüleme yöntemi tanı koyma, klinik soruları yanıtlama ve hasta bakımında bir sonraki adıma rehberlik etme yeteneği açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirildi.
Travmatize ve nontravmatize kedilerde torasik odaklı ultrasonografik (TFAST) ve radyografik teşhis metodlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada travmatik ve travmatik olmayan durumlarda bir teşhis yöntemi olarak kullanılan ultrasonografi (TFAST) ve radyografinin karşılaştırılarak avantaj ve dezavantajlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmada 10 adet farklı yaş ve cinsiyetteki kediler kullanılmıştır. Genellikle dispne gibi solunum problemli kedilerin ultrasonografi ile beş farklı noktadan hızlı şekilde muayenesi yapılmıştır. Radyografide de yine hayvanları mümkün olduğunca strese sokmadan sağ lateral (RL), dorsoventral (DV), ventrodorsal (VD) gibi en az iki farklı pozisyonda hızlıca radyografileri alınıp incelenmiştir. Bu görüntüleme yöntemleriyle göğüs kafesinde oluşan anormallikler, plevral efüzyon, pnömotoraks, pulmoner ödem, diyafram bütünlüğü ve kardiyovasküler problemler gibi sorunlar ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu yöntemler hayati riski olan hastaları hızlı bir şekilde muayene edip doğru teşhis koyma, klinik sorulara gerekli yanıtları verebilme gibi yönlerden karşılaştırılarak değerlendirildi. Operatör deneyimine bağlı olsada TFAST taramalarının vakalarda daha güzel görüntü elde etme ve tanıya gidilmesinde üstünlüğü görüldü. Fakat radyografik bulgularla beraber çalışıldığı zaman çok daha efektif sonuçlar alındığı görüldü. Bu nedenle iki görüntüleme tekniğinin birarada kullanılması önerilir.
Genel anestezi altındaki kedilerde rektal ozon uygulamalarının anestezi sonrasındaki kan gaz parametreleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, anesteziden kaynaklanan olası kan gazı değişimleri üzerine rektal ozon uygulamasının etkilerinin ortaya konması amaçlandı. Çalışma materyalini, 1-6 yaş aralığında, toplam 16 adet sahipli kedi oluşturdu. Çalışmayı oluşturan kediler uygulama grubu (U; n=8) ve kontrol grubu (K; n=8) olmak üzere iki ayrı grupta değerlendirildi. Orşiektomi ve ovariohisterektomi öncesinde hastaların biyokimyasal ve hemogram muayeneleri gerçekleştirildi. Genel anestezi almadan önceki 3 gün K kedilerine genel muayeneleri yapıldıktan sonra rektal propla girilip (3 mL/kg) hava insuflasyonu gerçekleştirildi. U hayvanlarına ise genel anestezi almadan önceki 3 gün boyunca 50 µg /mL, 3mL/kg dozda ozonun rektal yolla insuflasyonu gerçekleştirildi. Hemogram, biyokimya ve kan gazı test sonuçlarına göre, rektal ozon uygulamaları sonrasında operasyon öncesi ve sonrasındaki ölçüm sonuçlarının referans sınırlarda kaldığı, istatistiki olarak önemli bir fark elde edilmediği belirlendi. Bununla birlikte, "t testi" ve "Receiver operating characteristic analizi" (ROC) sonuçlarında hesaplanmış ve normal PCO2 değerlerinin referans sınırlarda kaldığı ancak anlamlı sonuçlar verdiği görüldü. U'da özellikle operasyon öncesi, rektal ozon uygulaması sonrasındaki üçüncü güne göre PCO2 düzeylerinin önemli düzeyde arttığı gözlendi (p<0.05). Diğer taraftan bu parametrelerle ilgili olarak operasyon öncesindeki değerlendirilen Calc. PCO2 ve PCO2 değerlerine ilişkin AUC değerlerinin sırasıyla 0,836, 0,813 olduğu belirlendi (p<005). Sonuç olarak sunulan çalışmada, kan gazı parametreleri üzerinde rektal ozon uygulamalarının, olumsuz herhangi bir etkisinin olmadığı belirlendi. Bununla birlikte, operasyon öncesinde PCO2 basıncı değerleri, referans sınırlarında kalmakla beraber K'da U'ya kıyasla daha yüksek olarak saptandı. Takip eden ölçümlerde eritrosit belirteçlerindeki düşüşle beraber, PCO2 basıncının U'da, K'ya göre yüksek olarak saptandı. Sunulan çalışmada, bu yükselişin sınırlı kalması, rektal ozon uygulamasının hiperkapniyi sınırlandırması açısından faydalı olabileceğini düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Kan gazı, Kedi, Ozon, Rektal
Köpeklerde farklı dozlarda kullanılan ketamin-propofol kombinasyonlarının kardiyorespiratorik sistem ve göz içi basıncı üzerine etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışma, köpeklerde farklı dozlarda kullanılan Ketamin ve Propofol kombinasyonlarının kardiyorespiratorik sistem ve göz içi basıncı üzerine etkilerinin araştırılmasını amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Sağlıklı 28 melez erkek köpek rastgele 4 gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonu için; birinci gruba sadece Propofol, ikinci gruba 1:1 oranında Ketofol, üçüncü gruba 1:2 oranında Ketofol, dördüncü gruba 1:3 oranında Ketofol kombine edilerek Total İntravenöz Anestezi (TİVA) yöntemiyle verildi. Anestezinin idamesi için ilk gruba 0.6 mg/kg/dk Propofol, diğer gruplara ise indüksiyon için hazırlanan karışımlar 0.3 mg/kg/dk dozda verildi ve köpekler entübe edildi. Köpeklerin İntraoküler Basınç (İOB), Nabız, Solunum Sayısı, Rektal Sıcaklık, Ortalama Arteriyel Kan Basıncı (MAP), Periferal Oksijen Saturasyonu (SpO2), End Tidal Karbondioksit Volümü (EtCO2) parametreleri ölçüldü. TİVA 60. dakikada sonlandırıldıktan sonra kullanılan toplam ilaç miktarı, uyanma süresi, uyanma skoru ve uyanma kalitesi kaydedildi. Bulgular: Propofol ve Ketofol kombinasyonlarının İOB'yi artırdığı saptandı. Propofol, nabız ve MAP değerlerini azaltırken, Ketamin, nabız ve MAP değerlerini artırdı. Tüm anestezik maddeler vücut sıcaklığında düşürdü. Solunum depresyonunun Ketofol 1:2 ve 1:3 gruplarında en düşük düzeyde olduğu belirlendi. Grupların tamamında SpO2 düzeyi azalırken, EtCO2 düzeyinin arttığı görüldü. Ketamin miktarı yükseldikçe anesteziden uyanma süresi uzadı. Ketofol 1:3 kombinasyonu ile yapılan anestezinin idamesinde pedal refleksin mevcut olduğu belirlendi. Sonuç: Merkezi sinir sistemini yeterli düzeyde deprese etmediği için Ketofol 1:3 kombinasyonunun cerrahi girişimlerde uygun bir tercih olmadığı sonucuna varıldı. Pedal ve palpebral reflekslerin görülmediği Ketofol 1:1, Ketofol 1:2 ve Propofol anestezi grupları karşılaştırıldığında; İOB'ı en düşük düzeyde artırması, nabızda en az farklılık oluşturması, solunum sistemini daha az deprese etmesi, daha az hipotermiye neden olması, MAP'nda daha az değişikliğe neden olması, SpO2'nu daha düşük oranda azaltması nedeniyle köpeklerde en az kontrendikasyona sahip, en ideal kombinasyonun Ketofol 1:2 olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: EtCO2, Ketamin, Ketofol, köpeklerde intraoküler basınç, MAP, NIBP, Propofol, SpO2, TİVA
Köpeklerde vida-PMMA ve pedikül vida-ROD sistemlerinin in-vitro biyomekanik olarak karşılaştırılması
Veteriner spinal cerrahide; travmalar, vertebral patolojiler veya cerrahi girişimler sebebiyle vertebralarda instabilite şekillenebilmektedir. Vertebral instabilite, ciddi spinal kord hasarı ve bunun sonucunda nörolojik bozuklukların oluştuğu, sonuçta da hastanın yaşam kalitesini oldukça düşüren bir durumdur. Bu sebeple, beşerî ve veteriner hekimlikte vertebra stabilizasyonu için implantlar devamlı araştırılıp, geliştirilmektedir. Bu tez çalışmasında, beşerî hekimlikte altın standart halini alan pedikül vida-rod sistemi ile veteriner hekimlikte sıkça kullanılan vida-Polimetil Metakrilat (PMMA) sistemlerini köpeklerin torako-lumbar bölgesinde biyomekanik olarak karşılaştırmak amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasının materyalini doğal yollardan veya ötanazi sonucu hayatını kaybetmiş, vertebral patolojisi bulunmayan 20 kg ve üzeri toplam 18 köpek oluşturdu. Köpeklerin T10-L3 segment aralığı önemli ligament yapıları sağlam bırakılacak şekilde yumuşak dokulardan ayrıldı ve tüm çalışma boyunca -20°C'de muhafaza edildi. Gruplar, rastgele seçilen ve altı numuneden oluşan, kontrol, vida-PMMA ve vida-rod grubu şeklinde üçe ayrıldı. Gruplara cerrahi uygulamalardan önce ve sonra bilgisayarlı tomografi çekilip anatomik ve patolojik bulgular değerlendirildi. Kontrol grubuna sadece laminektomi, stabilizasyon gruplarına ise laminektomi ardından implant uygulandı. Numuneler test günü çözdürülüp, rijit poliüretan ile kalıplama yapıldı. Daha sonra numunelere; 3 Hz. frekansta 50,000 çevrim boyunca sinüzoidal dalga formunda dinamik fleksiyon–ekstensiyon momenti uygulandı. Ön dinamik yükleme sonrasında bütün numunelere, azami yük değeri elde edilip kırılana kadar 5 mm/dk statik eğme momenti uygulandı. Elde edilen verilerden rijitlik ve hareket açıklığı (ROM) değerleri hesaplandı. En rijit gruplar sırasıyla vida-rod, kontrol ve PMMA grubu olmuştur. En az hareket açıklığına sahip gruplar sırasıyla PMMA, vida-rod ve kontrol grubu olmuştur. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, dört vida ile yapılan fiksasyonun özellikle büyük ırk köpeklerde yetersiz kaldığı, vida sayısının altıya, ideal olarak da sekize çıkartılması ile rijit bir fiksasyon sistemi elde edilebileceği kanaatine varıldı. Anahtar Sözcükler: Biyomekanik karşılaştırma, Hareket açıklığı, Pedikül vida, PMMA
Köpeklerde torakolumbal vertebralarda optimal güvenli implant koridorlarının bilgisayarlı tomografi eşliğinde değerlendirilmesi
Veteriner hekimlikte, vertebranın destabilizasyonuna ve patolojilerine sıklıkla rastlanılmaktadır. Vertebra instabilitesinde, çoğunlukla operatif tedavi uygulanmaktadır. Köpeklerde, vertebra kırık ve luksasyon olgularının büyük çoğunluğu, kolumna vertebralisin anatomik ve biyomekanik yapısı nedeniyle, torakolumbal bölgede meydana gelir. Görüntüleme ve implant teknolojilerinin ilerlemesi ile birlikte, stabilizasyon teknikleri de gelişme göstermiştir. Operasyonda, implantın stabil ve güvenli bir şekilde uygulanabilmesi için, preoperatif dönemde belirlenecek güvenli implant koridorları büyük önem taşımaktadır. Veteriner nöroşirurjide türler, hatta ırklar arasında bile anatomik farklılıkların bulunması, güvenli implant koridorlarının belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Bu tez çalışmasında, 25 kg ve üzeri köpeklerde, torakolumbal vertebralarda, optimal güvenli implant koridorlarının bilgisayarlı tomografi eşliğinde değerlendirildi. Torakal ve lumbal vertebraların güvenli giriş noktaları, implantasyon koridorları ve uzunlukları değerlendirilerek, olgular arasında bireysel fark bulunup bulunmadığı ve bu değerlerin tutarlı olup olmadığını belirlemek amaçlandı. İmplantasyon koridorları oluşturulurken, önemli anatomik yapılar ve visseral dokular dikkate alındı. İmplantın uygulandığı yüzey ile orta sagittal düzlem arasındaki minumum ve maksimum güvenli açılar, maksimum implant uzunluğu ve implant giriş noktasının arasındaki uzunluklar değerlendirildi. Verilerin, normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için, Shapiro Wilk analiz testi kullanıldı. İstatistiksel analizler sonucunda, minimum güvenli açı değeri T6, T8, T12, T13 vertebralarında ve maksimum güvenli açı değeri T6, T9, T13 vertebralarında birbiriyle uyumlu bulunmuştur. (p<0.05) Çalışmada, her vertebra için Pearson Korelasyon testi ile minimum-maksimum açı arasında ve minimum-maksimum uzaklık değerleri arasında pozitif korelasyon görüldü. Veteriner hekimlikte, ırk varyasyonunun fazla olması ve bireysel anatomik farklılıklar nedeniyle standart bir güvenli implant koridoru oluşturmak zordur. Çalışmamızın sonuçları, birbirine yakın ağırlıktaki bazı köpeklerde bile güvenli koridorların tutarlı olmadığını göstermektedir. Ancak, güvenli koridor çalışmalarının aynı ırk, yaş ve ağırlıktaki olgularla yapılması, elde edilen güvenli implantasyon bölgelerinin daha kapsamlı ve tutarlı olarak belirlenmesini sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Vertebra, Güvenli implant koridoru, Köpek, Stabilizasyon ABSTRACT
Kedilerle os ilium kırıklarının sağaltımında mini titanyum kilitli plak uygulamasının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi
Kedi ortopedisinde pelvis travmaları yaygındır ve os ilium kırıkları en sık karşılaşılan pelvis bölgesidir. Os ilium kırıklarının cerrahi satabilizasyonunda en çok plak osteosentezi uygulanır.Bu tez çalışmasının amacı, travma sonrası os ilium kırığı meydana gelen kedilerde mini-titanyum kilitli plak uygulamasının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesidir. Trafik kazası veya yüksekten düşme sonucu os ilium kırığı meydana gelen 30 kedi bu tez çalışmasının materyalini oluşturdu. Piermattei'nin Köpek ve Kedi Cerrahi Yaklaşım Atlası referans alınarak os ilium kırıklarına mini-titanyum kilitli plak uygulandı. Operasyondan sonra 1., 10., 30., 60. ve 180. günlerde klinik ve radyografik değerlendirmeler yapıldı. Klinik değerlendirmede, topallık skoru ve ağrı skoru ölçüldü. Operasyondan önce ve sonra pelvik kanal daralma skorlaması ölçüldü. Yapılan skorlamalar ve ölçümler istatistiksel olarak değerlendirildi. Kırıkların dağılmı, 15 sağ, 14, sol ve 1 bilateral ilium kırığı şeklindeydi. Operasyondan sonra 10. gün olguların %66,6'sında 1 ve 2 topallık skoru görülürken, 30., 60., ve 180. günlerde olguların çoğunda topallık skorunun 1 olduğu görüldü (P<0.01). Ağrı skorlamasında 1. günde olguların %60'ının 1 skoru, 10. günde %63,3'ünün 0 skoru, 30.günde %96,7'sinin 0 skoru aldığı belirlendi (P<0.01). Operasyon öncesi pelvik kanal daralma ölçümünde olguların %60'ının 2 skoru, operasyon sonrası olguların %96,7 sinin 1 skoru aldığı belirlendi (P<0.01). Farklı zamanlarda ölçülen topallık ve ağrı skorları arasında pozitif bir korelasyon belirlendi. Sonuç olarak mini-titanyum kilitli plakların kedilerin os ilium kırıklarında kolaylıkla kullanlabileceği ve hastalarda fonksiyonel iyileşmenin elde edildiği görüldü.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Veteriner Fakültesi Eğitim-Uygulama ve araştırma hastanesi'ne 2017-2023 yılları arasında, yabancı cisim yutma şikayetiyle getirilen kedi ve köpeklerin retrospektif değerlendirilmesi
Sindirim sistemindeki yabancı cisimlerle, evcil hayvan pratiğinde sıklıkla karşılaşılmaktadır ve tıkanıklığın yeri, derecesi ve süresine bağlı olarak iştahsızlık, dehidrasyon, kusma ve ishal gibi klinik belirtiler görülmektedir. Tıkanıklığın derecesine bağlı olarak (tam veya kısmi) görülen bu semptomlar değişkenlik göstermektedir. Bu yabancı cisimlere genellikle 0-24 aylık dönemde rastlanmaktadır ve vücutta bulunduğu yere göre tedavi seçenekleri farklılık göstermektedir. Yabancı cismin türü ve şekli, teşhis sonrası oluşabilecek sindirim sistemi hastalıkları adına bilgiler verebilmektedir. 2017-2023 yılları arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Veteriner Fakültesi Eğitim-Uygulama ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Ana Bilim Dalı'na getirilen kedi ve köpeklerin sindirim sistemi yabancı cisimlerinin görülme sıklığı ve mortalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen olgulara ait bilgiler Cerrahi Ana Bilim Dalı'na ait hasta kayıt defterleri ve radyoloji ünitesindeki verilerden elde edilerek belirtilen kriterlerin yüzdesel dağılımı ve grafik değerlendirmeleri yapıldı. Yedi yıllık süre içerisinde Cerrahi Ana Bilim Dalı'na getirilen tüm hayvanların 108 (%0,6) tanesinde sindirim sistemi yabancı cismi ile karşılaşıldı. Yaptığımız bu çalışma ile kedi ve köpeklerde bulunan yabancı cisimlerin hayvan türü spesifik değerlendirilmesi, ırk, yaş, cinsiyet gibi birtakım özelliklerin değerlendirilmesi, yabancı cismin lokasyonunun belirlenmesi adına 2017-2023 yılları arasında hastanemize gelen 20.104 hasta kaydı incelenmiştir. Elde edilen veriler sonucu kedi ve köpeklerde bulunan yabancı cisim türlerinin; lokasyonları, cinsiyete bağlı yabancı cisim bulunma durumu, yaşa ve ırka bağlı sindirim sistemi yabancı cismi görülme durumu gibi birtakım veriler derlenmiştir.