
483
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Martin Heidegger düşüncesinde ölüm
Martin Heidegger, kuşkusuz düşünce tarihinin son dönemlerinde görüş ve düşünceleriyle adından sıkça söz ettiren bir düşünürdür. Heidegger'in temel sorunu varlık ile var olan arasındaki ilişki üzerine yoğunlaşmaktır. Heidegger, felsefeye yeni bir soruyla başlangıç yapacaktır. Bu bağlamda felsefesini varlığa ilişkin soru ya da varlığın anlamına ilişkin soru çerçevesinde oluşturmaktadır. Varlığın anlamını sorgulayacak tek varlığın da Dasein olduğunu ifade ederek; kaygı, korku ve ölüm kavramlarıyla Dasein'ın hergünkülük yaşam durumlarındaki halini ele alır ve bu şekilde varlığı anlamaya çalışır. Heidegger, Dasein'ın varoluşunu belirleyen ve yaşama anlam veren bir olanak olarak ölüm fenomenini konumlandırmıştır. Öyle ki Dasein, ölüme yönelik kavrayışıyla kendi varoluşsal olanaklarını ele geçirir ve varoluşun gerçek anlamına ilişkin otantik bir yoruma ulaşmış olur. Otantik bir yaşamın çözümü ise insanın ölümlü olduğunun bilincinde olmasında yatmaktadır. Heidegger yaşamın bütünlüğünü ve anlamını sağlayacak olan ölüm fenomenini zaman kavramlarıyla ilişkilendirerek, sonlu ve sınırlı bir var olan üzerinden varlığın anlamına yönelik soruşturmayı gerçekleştirir. Heidegger ölüm ile zaman arasında kurmuş olduğu ilişki ile Dasein'ın varlık yapısına ve varlığın ne anlama geldiğiyle ilgili birtakım düşünceler geliştirmiş ve Dasein'ın temelinde daima var olan bir eksiklikten söz etmiştir. Bu eksiklik ise ona göre ancak ölüm fenomeniyle yüzleşmeyle giderilecektir. Ölümle yüzleşme ise ölüme doğru varlığın kendiyle karşı karşıya gelmesi sayesinde gerçekleşecektir. Böylece Heidegger'e göre kendi varlığının anlamını kavrama konusunda hep eksik kalan Dasein, kendi yaşamının bütünselliğini sorgulama ve otantik varoluş tarzını açığa çıkarma olanağına sahip olacaktır. Aynı zamanda Dasein'ın ölümlü bir var olan oluşu onun zamansal oluşuna da işaret etmektedir. Bu bakımdan zaman kavramı, Dasein'ın otantik olma yönünü belirleyecek olan ve onun ölüme doğru varlık olmasını kavrama noktasında büyük önem taşıyacaktır.
Köpek spermasının dondurulmasında farklı selenyum formlarının kriyoprotektif etkilerinin araştırılması: Nanopartikül selenyum ve sodyum selenit karşılaştırması
Sunulan tez çalışmasında, spermanın dondurulma işlemi sırasında oluşan oksidatif stresin engellenmesi üzerine nanopartikül selenyum (SeNP) ve sodyum selenitin (SS) protektif etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada toplam 6 köpek kullanıldı. Köpeklerden masaj yöntemi ile farklı zaman aralıklarında 3'er kez ejakülat toplandı. Toplam 18 ejekülatın her birinden 5 farklı çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grupları, Tris sulandırıcısına herhangi bir antioksidan ilave edilmeyen kontrol, 1 µg/ml (SeNP1), 2 µg/ml (SeNP2) nanopartikül selenyum ve 1 µg/ml (SS1), 2 µg/ml (SS2) sodyum selenit ilave edilerek oluşturuldu. Sulandırılmış spermalar 4°C'de 1 saat ekilibrasyonu takiben sıvı azot buharında dondurularak, sıvı azotta (~-196°C) saklandı. Spermalar çözüm sonrası CASA motilite ve hareketlilik parametreleri, spermatozoa plazma membran bütünlüğü ve canlılığı (HE Test), spermatozoa morfolojisi (SpermBlue), DNA fragmentasyonu (GoldCyto) ve antioksidan profili yönünden değerlendirildi. Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildiğinde progresif motilite, VCL ve VAP kinematik parametreleri SeNP1 grubunda kontrol grubuna göre önemli derecede yüksek bulundu (P<0,05). Çözüm sonrası plazma membran bütünlüğü ve canlı spermatozoa oranına en yüksek SeNP1 grubunda ulaşılmasına rağmen gruplar arasında istatistiksel fark bulunmadı (P>0,05). Toplam morfolojik bozukluk oranı farklı selenyum formlarının eklendiği tüm gruplarda kontrol grubuna göre daha düşük bulunsa da istatistiksel fark bulunmadı. Kuyruk morfoloji bozukluğu ise SeNP1 grubunda kontrol grubu ve SS2 grubuna göre önemli derecede düşük bulundu (P<0,05). Çözüm sonrası fragmente DNA oranı en düşük SeNP1 grubunda bulunsa da gruplar arasında istatistiksel fark önemli bulunmadı (P>0,05). Spermatozoa antioksidan profilin değerlendirilmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak fark olmamasına rağmen en yüksek GPX, SOD ve CAT değeri ve en düşük lipid peroksidasyon değeri SeNP1 grubunda elde edildi. Sonuç olarak, köpek spermasında tris bazlı sulandırıcıya 1 μg/ml dozda SeNP ilave edildiğinde, spermatolojik parametrelerde genel bir iyileşme gözlendiği ve köpek spermasının dondurulması işlemlerinde nanoteknoloji ürünü olan nanopartikül selenyumun önemli katkı sağladığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar Sözcükler: Kriyoprezervasyon, Köpek, Nanopartikül Selenyum, Sodyum Selenit, Sperma
Tiroid kanseri patogenezinde insan LINE-1 retrotranspozonlarının mutajenik rollerinin araştırılması
Tiroid kanseri dünya çapında en yaygın endokrin malignite olup yeni görülen tüm kanser vakaları arasında 9. sırada yer almaktadır. Son 30 yılda papiller tiroid karsinomu insidansında önemli bir artış görülmektedir. TC-PTK (Tall Cell alt tip Papiller Tiroid Karsinomu)'nda gözlemlenen insidans artışı ise klasik PTK (K-PTK)'den daha yüksektir. Bu nedenle, K-PTK ve TC-PTK genomlarını etkileyen hücre içi mutajenik faktörlerin açığa çıkarılması önem arz etmektedir. Literatürde, insana özgü LINE-1 (L1HS) retrotranspozonlarının birçok farklı kanser tipinin patogenezinde rol oynadığı bildirilmiş; ancak tiroid kanseri patogenezindeki rolü henüz tartışılmamıştır. Histopatolojik olarak sınıflandırılmış klasik ve TC-PTK hastalarına ait tümör ve kontrol FFPE (Formalinle Fikse edilmiş Parafine Gömülmüş) doku örneklerinden izole edilen DNA'larda, en genç / aktif L1 retrotrotranspozonları olan L1HS alt ailesinin insersiyon profilleri, TE-NGS (Transpoze olabilen Element Yeni Nesil Dizileme) yöntemi kullanılarak karşılaştırılmıştır. K-PTK ve TC-PTK örneklerinin hem tümör hem de kontrol dokularında tespit edilen L1HS insersiyonlarının sıklıkla intronik bölgelerde lokalize olduğu görülmüştür. K-PTK ve TC-PTK gruplarında, kanserlerde yanlış uç birleştirme mutasyonları raporlanmış birçok gende L1HS insersiyonları tespit edilmiştir. Tümör doku örneklerinde saptanan L1HS'lerin kanser-ilişkili sinyal yolaklarındaki dağılımları, her iki grupta da benzer bulunmuştur. Bununla birlikte L1HS'lerin K-PTK kontrol dokularında RTK-RAS sinyal yolağı proto-onkogenlerinde birikim gösterdiği, TC-PTK'de ise Hippo sinyal yolağının tümör baskılayıcı genlerinde zenginleştiği saptanmıştır. Doku tipinden bağımsız olarak gruplarda aynı sinyal yolaklarının proto-onkogenlerinde görülen L1HS insersiyonlarının K-PTK grubunda sıklıkla intronik bölgelerde, TC-PTK grubunda ise sonucunda hedef proto-onkogenlerin upregülasyonuna neden olabilecek 5'Komşu gen bölgelerinde lokalize olduğu görülmüştür. Sonuçlar, L1HS retrotranspozonlarının klasik ve tall cell alt tip PTK'nin hem kontrol hem de tümör dokusu genomlarında aktif olduğunu ve neoplastik transformasyon için gerekli arka plan genetik kararsızlığına katkı sağladığını göstermektedir. Ayrıca, K-PTK ve TC-PTK gruplarının sahip olduğu farklı L1HS insersiyon profillerinin özgün histopatolojik ve klinik sonuçların oluşmasında rol oynayabilecek nitelikte olduğu görülmektedir. Buradaki bulgular, L1HS retrotranspozonlarının tiroid kanserinde potansiyel bir terapötik hedef olarak önemini ortaya koymaktadır.
Bazı bitki ekstraktları ve inert tozların trogoderma granarium everts (Col.:dermestidae) ve plodia interpunctella hübner (Lep.:pyralidae) üzerine etkilerinin belirlenmesi
Buğdayın en önemli ana zararlılarından biri olan Khapra böceği [Trogoderma granarium Everts (Col.:Dermestidae)]; dünya genelinde 100 önemli istilacı tür listesine dahil edilerek hasat sonrasında karantinaya tabi tutulan primer bir zararlı olup doğrudan tanede zarar oluşturmaktadır. Bunun yanında depolanan kuru meyvelerde Kuru meyve güvesi (Plodia interpunctella Hübner; Pyralidae: Lepidoptera) önemli zararlılar olarak bilinmektedir. Depolanan tahıl, baklagil, yağlı tohumlar ve bunlardan yapılan gıda maddelerinde, depolama döneminde meydana gelen kayıp oranı dünya genelinde %10 arasında kabul edilmektedir. Bu kaybın %5'i ise böceklerden meydana geldiği belirtilmektedir. Kimyasal mücadelenin bilinen sakıncaları nedeniyle depolanmış ürün zararlılarının mücadelesinde son zamanlarda inert tozlara ve bitkisel ekstraktların kullanımına ağırlık verilmiştir. Yapılan çalışmada, Türkiye'nin farklı illerinden toplanılan 10 farklı bitkinin (Rosmarinus officinalis L., Nigella sativa L., Laurus nobilis L., Anethum graveolens L., Origanum onites L., Lavandula angustifolia Mill., Foeniculum vulgare Mill., Hypericum perforatum L., Mentha piperita L. ve Nicotiana tabacum L.) 3'er farklı çözücüde (metanol, sıcak su ve soğuk su) oluşturulan ekstraktlarının ve üç farklı inert tozun (kaolin, diatom ve zeolit) sulu ve toz şeklindeki 2 farklı şeklinin P. interpunctella ve T. granarium'un 3. dönem larvalarına karşı insektisidal ve davranışsal etkinlikleri belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarına bakıldığında bitki ekstraktlarının insektisidal ve davranışsal etkilerin zararlı türüne, bitki çeşidine, ekstrakt hazırlanırken kullanılan çözücü çeşitlerine, uygulama konsantrasyonuna ve uygulama süresine bağlı olarak değiştiği görülmüştür. P. interpunctella üzerindeki insektisidal etkinliklerin T. granarium'a kıyasla çok daha yüksek olduğu gözlemlenirken; davranışsal etki sonuçlarında ise tam tersi bir durum tespit edilmiştir. Farklı ekstrakt çeşitlerinin zararlılar üzerindeki etkinlikleri incelendiğinde N. tabacum metanol ve N. tabacum sıcak su ekstraktlarının diğer ekstraktlardan daha etkili olduğu belirlenmiştir. İnert tozların insektisidal etkilerindeki farklılıkların zararlı türüne, inert toz çeşidine, inert tozların kullanım metotlarına, uygulama dozuna ve uygulama süresine bağlı olduğu tespit edilmiştir. Tüm inert tozların P. interpunctella üzerinde T. granarium'a kıyasla daha yüksek insektisidal etki gösterdiği ve ayrıca inert tozun toz şeklinde kullanımının her iki zararlı türünün larvalarının üzerinde inert tozun sulu şeklinde kullanımına kıyasla daha yüksek insektisidal etki gösterdiği tespit edilmiştir. Bunun yanında döl verimini en aza indiren inert tozun diatom toprağı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yapılan çalışmada, yeni nesil döl verimini engellemede inert tozların P. interpunctella'da T. granarium'a kıyasla daha başarılı olduğu gözlemlenmiştir. Bitki ekstraktları ile inert tozlarının kombinasyon etki deneme sonuçları incelendiğinde; N. tabacum bitkisi zararlılar üzerinde sinerjistik etki gösterdiği gözlemlenirken; L. angustifolia, N. sativa, O. onites ve F. vulgare bitkilerinin ise zararlılar üzerinde antagonistik etki oluşturduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda A. graveolens, N. tabacum ve N. sativa bitkilerine ait ekstraktların ve diatom toprağının zararlılar üzerinde yüksek insektisidal etki gösterdikleri belirlenmiş ve bu doğal ürünlerin depolanmış ürün zararlıların mücadelesinde oldukça umut verici bir görünümde olduğu tespit edilmiştir.
Bazı ayva klon anaçlarının muşmulada büyüme, meyve verim ve kalitesi üzerine etkileri
Bu araştırma bazı ayva klon anaçlarının [Quince BA29 (Ba29), Quince A (QA), Quince MC (MC)] üzerlerine aşılı 'İstanbul' ve 'Akçakoca77' muşmula çeşitlerinin büyüme, meyve verim ve kalitesine etkilerini belirlemek amacıyla Bafra/Samsun ekolojik koşullarında 2021-2022 yıllarında yürütülmüştür. Araştırmada fenolojik, pomolojik ve morfolojik incelemeler yapılmıştır. İncelenen fenolojik özelliklerden ilk çiçeklenme, tam çiçeklenme ve hasadın anaçlar bakımından MC anacında, çeşitler bakımından 'İstanbul' çeşidinde diğerlerinden daha erken olduğu saptanmıştır. Morfolojik özellikler üzerine anaç ve çeşitlerin etkisinin önemli olduğu saptanmıştır. Anaç ortalamaları bakımından gövde kesit alanının 11.05-31.78 cm2; taç hacminin 0.71-0.96 m3, yaprak alanının 39.65-45.67 cm2 ve yıllık sürgün uzunluğunun 25.89-38.63 cm, çeşitler bakımından gövde kesit alanının 20.43-28.58 cm2; taç hacminin 0.80-095 m3, yaprak alanının 32.47-51.92 cm2 ve yıllık sürgün uzunluğunun 21.40-44.27 cm arasında değiştiği belirlenmiştir. Meyve verim ve kalite özellikleri üzerine genellikle anaçların ve çeşitlerin etkisin önemli olduğu belirlenmiştir. Araştırmada en yüksek meyve ağırlığı anaçlar bakımından BA29 anacında (53.02 g), çeşitler bakımından 'Akçakoca77' çeşidinde (62.18 g) belirlenmiştir. Araştırmada ostiol derinliği ve genişliği anaçlar bakımından 9.31-10.93 mm ve 27.24-30.33 mm; çeşitler bakımından 9.83-10.15 mm ve 21.89-32.92 mm arasında değişmiştir. Meyve hacmi üzerine anaç ve çeşitlerin etkisi önemli olmuştur. En yüksek meyve hacmi anaçlar bakımından BA29 anacında (56.85 mL), çeşitler bakımından 'Akçakoca77' çeşidinde (63.90 mL) belirlenmiştir. Meyve eti oranı ve kuru madde anaçlar bakımından %97.54-97-95 ve %25.37-27.24, çeşitler bakımından %97.60-97.95 ve %25.44-26.72 arasında belirlenmiştir. Suda çözünür kuru madde miktarı (SÇKM), titre edilebilir asitlik (TA), pH üzerine anaçlar yalnızca SÇKM; çeşitler ise asitlik üzerine etki etmiştir. Verim özellikleri üzerine anaç ve çeşitlerin önemli etkisi olmuştur. Bitki başına meyve sayısı, bitki başına verim, gövde kesit alanına verim, taç hacmine verim ve dekara verimin anaç ortalamaları bakımından sırasıyla 17.50-123.65 adet, 0.80-5.23 kg, 0.09-0.18 kg/cm2, 1.23-5.35 kg/m3, 151.06-533.66 kg; çeşit ortalamaları bakımından sırasıyla 43.11-129.17 adet, 2.86-4.51 kg, 0.14 kg/cm2, 2.44-5.40 kg/m3, 208.12-587.50 kg arasında olduğu belirlenmiştir. Verim özelliklerinin, MC anacında diğer anaçlardan; 'Akçakoca77' çeşidinde 'İstanbul' çeşidinden daha düşük olduğu belirlenmiştir.
Ahsenü'l-Haber min-Kelâmi Seyyidi'l-Beşer (Şa'bân-zâde Abdullâh Vâsıf Efendi) [inceleme-metin-sözlük]
Kırk hadisler edebî, içtimaî ve dinî birçok özelliği bünyesinde barındırdığından dolayı zamanla Türk-İslâm edebiyatının temel taşlarından biri hâline gelmiştir. Her geçen yüzyıl daha olgun örnekler vererek gelişme gösteren bu tür, altın çağını 16, 17 ve 18. yüzyılda yaşamıştır. III. Ahmed devri (M. 1703-1730) başta olmak üzere 18. yüzyılın ilk yarısı, kırk hadis tercümeleri bakımından oldukça zengin bir dönem olmuş ve III. Ahmed'e ithafen birçok kırk hadis tercümesi kaleme alınmıştır. Şa'bân-zâde Abdullâh Vâsıf Efendi tarafından yazılıp III. Ahmed'e tahta çıkışı esnasında (H. 1115 / M. 1703) sunulan Ahsenü'l-Haber min-Kelâmi Seyyidi'l-Beşer adlı mensur kırk hadis tercümesi de bu edebî mahsullerdendir. Çalışmanın içeriğini; kırk hadis tercüme geleneği, Şa'bân-zâde Abdullâh Vâsıf Efendi'nin hayatı ve edebî kişiliği, Ahsenü'l-Haber min-Kelâmi Seyyidi'l-Beşer adlı eserin nüshaları ve ulaşılan üç nüshasının tavsîfi, nüshalara ait soyağacı, mevcut üç nüsha ile yapılan tenkitli metin neşrinin transkripsiyonlu yazımı, eserin muhteva ve imlâ hususiyetleri bakımından incelenmesi ve esere ait sözlük çalışması oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı ise tenkitli metin neşri yoluyla okuyucuya -mümkün olduğu kadar- müellifin kaleminden çıkmış metnin aynısı olan bir metin vermek (Ateş, 1942: 255) ve Osmanlı Türkçesi ile yazılan bu eseri Latin asıllı Türk alfabesine aktararak eserin okunmasını kolaylaştırmak ve eseri bilim dünyasının istifadesine sunmaktır. Dört bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde kırk hadis tercüme geleneği, Şa'bân-zâde Abdullâh Vâsıf Efendi'nin hayatı ve edebî kişiliği, Ahsenü'l-Haber min-Kelâmi Seyyidi'l-Beşer'in nüshaları, eserin mevcut üç nüshasının tavsîfi ve nüshalara ait soyağacı yer almaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünü eserin incelemesi ve imlâ hususiyetleri açısından değerlendirmesi oluşturmaktadır. Üçüncü bölümde eserin mevcut üç nüshası ile yapılan tenkitli metin neşrinin transkripsiyonlu hâli; dördüncü bölümde ise esere ait sözlük çalışması bulunmaktadır. Ahsenü'l-Haber min-Kelâmi Seyyidi'l-Beşer üzerinde yapılan çalışmalar neticesinde eserin bir kırk hadis tercümesi olmasının yanı sıra hadis râvîlerinin hayat hikâyelerine ayrılan geniş kısımlardan ötürü bir biyografi hüviyeti de taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Mehmed Es'ad Ağa Dîvânı (İnceleme-çeviri yazılı metin-sözlük)
Mehmed Esʽad Ağa, 18. yüzyılın sonuyla 19. yüzyılın başlarında yaşamış, Enderun'da yetişmiş ve devlet adamı kimliğinin yanı sıra üç dilde şiir yazacak kadar başarılı bir dîvân şairidir. Anadolu ve Rumeli'nin birçok yerinde görev almış ve birçok defa sürgüne gönderilmiş olan şair, çalkantılı bir hayat sürmüştür. Mehmed Esʽad Ağa hakkında kaynaklarda sınırlı bilgiler yer almaktadır. Hazîne-i Hümayûn şairleri arasında değerlendirilen Mehmed Esʽad Ağa'nın velûd bir şair olduğundan bahsedilse de dîvânı hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Mehmed Esʽad Ağa'nın hayatını ve dîvânını tetkik etmektir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde dîvânın farklı bir müellif ismine kayıtlı olması meselesi açıklığa kavuşturulup Mehmed Esʽad Ağa'nın hayatı ve edebî şahsiyeti gibi bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölüm; dîvânın tür, şekil, vezin, kafiye, atasözleri, edebî sanatlar ve poetika gibi farklı açılardan bölümlere ayrılarak tahlil edildiği bölümdür. Yine bu bölümde dîvânın muhteva özellikleri, dinî ve tasavvufî muhteva, şahıslar, ülke ve şehirler, hayvanlar ve efsanevî varlıklar, kozmik âlem ve tabiat başlıkları bölümler hâlinde müstakil olarak incelenmiş ve tamamı alt başlıklara ayrılarak detaylandırılmıştır. Üçüncü bölüm nüsha tavsîfi kısmıdır. Bu bölümde imlâ özellikleri incelenmiş, metnin kuruluşunda takip edilen yöntem verilmiştir. Dördüncü bölümde çeviri yazılı metin verilmiş, beşinci bölüm olan sonuç başlığı altında çalışma genel hatlarıyla değerlendirilip öneriler sunulmuştur. Son olarak kaynakça kısmı eklenmiş, ekler bölümünde nüshanın vikâye sayfalarında bulunan ve farklı şairlerden alıntılanmış 26 müfred ile şairin farklı eserlerde yer alan şiirlerine yer verilmiştir. Sözlük bölümü eklenerek çalışma tamamlanmıştır. Her edebî metin, kurmaca bir yapı arz eder ve her okunduğunda yeniden kurulup yapılandırılır. Bu noktada yukarıda yer alan başlıklarla sınırlandırılan Es‛ad Dîvânı, birçok açıdan daha araştırmaya ve tetkik edilmeye muhtaçtır. Bu çalışmanın nihai amacı, bundan sonra eser üzerinde yapılacak olan çalışmalara zemin hazırlamak ve Esʽad Dîvânı'nın edebî değerinin anlaşılıp Türk edebiyatındaki yerini almasına katkı sağlamaktır. Anahtar Sözcükler: Dîvân, Dîvân şiiri, Enderun, Hazîne-i Hümayûn, Esʽad Ağa
Hemşirelerin düşmelerin önlenmesine yönelik tutumları: Bir ölçek geliştirme çalışması
Amaç: Metodolojik ve tanımlayıcı olarak planlanan bu araştırmanın amacı "Hemşirelerin Düşmelerin Önlenmesine Yönelik Tutumları Ölçeği"ni geliştirmek ve hemşirelerin düşmelerin önlenmesine yönelik tutumlarını etkileyen faktörleri belirlemektir. Materyal ve Metod: Araştırma 27/11/2020-28/02/2023 tarihleri arasında Tokat Devlet Hastanesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi'nde yürütüldü. Araştırmada, nitel ve nicel araştırma tasarımının birlikte kullanıldığı iç içe karma desenden yararlanıldı. Nitel araştırma tasarımının kullanıldığı birinci aşamada 24 hemşire ile fenomenolojik görüşmeler yapıldı. Hemşirelerle yapılan görüşmeler ve bu konudaki literatür taranarak ölçek madde havuzu oluşturuldu. Nicel araştırma tasarımının kullanıldığı ikinci aşamada ölçek geliştirme adımları doğrultusunda 630 hemşireye "Hemşirelerin Düşmelerin Önlenmesine Yönelik Tutumları Ölçeği Taslağı"nın geçerlik ve güvenirlik analizleri uygulandı. Nicel verilerin analizinde SPSS 28 ve IBM SPSS Amos 21.0 programlarından, nitel verilerin analizinde MAXQDA 22 programından yararlanıldı. Bulgular: Hemşirelerin Düşmelerin Önlenmesine Yönelik Tutumları Ölçeği'nin uzman görüşü sonrasında Kapsam Geçerlik İndeksi 0,94 olarak belirlendi. Hemşirelerin Düşmelerin Önlenmesine Yönelik Tutumları Ölçeği, doğrulayıcı faktör analizi sonrasında 19 madde ve 5 alt boyuttan (koruyucu önlemler, risk değerlendirme, olay bildirimi ve raporlama, düşmelerin önlenmesi ve bakımı planlama) oluşan son halini aldı. Doğrulayıcı faktör analizinde ölçeğin uyum iyiliği değerleri χ²/sd: 2,360; GFI: 0,948; AGFI: 0,931; IFI:0,966; TLI:0,958; CFI: 0,965; RMSEA:0,046; SRMR:0,043 olarak belirlendi. Ölçeğin zamana karşı güvenirliği test-tekrar test yöntemiyle değerlendirilerek yanıtlar arası uyumun çok iyi olduğu saptandı (ICC: 0,822; p<0,001). Ölçeğin Cronbach Alfa güvenirlik katsayısının 0,843 olduğu ve ölçek alt boyutlarının Cronbach Alfa güvenirlik katsayısının 0,700 ile 0,912 arasında değiştiği belirlendi. Nitel veri analizi sonucunda 6 tema ile 27 alt tema elde edildi. Bu araştırmada temalar; düşmelerin en sık görüldüğü gruplar, düşmeyi etkileyen faktörler, düşmelerin birey üzerine etkileri, düşmelerin önlenmesi için alınan önlemler, düşme sonrası yapılan girişimler ve düşme sonrası hemşirelerin hissettikleri duygular olarak belirlendi. Sonuç: Bu araştırmada Hemşirelerin Düşmelerin Önlenmesine Yönelik Tutumları Ölçeği'nin (HDÖYTÖ) geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi.
Meme kanseri hastalarında içselleştirilmiş stigmatizasyon ve ayrımcılık algısının belirlenmesi: Bir ölçek geliştirme çalışması
Amaç: Metodolojik ve tanımlayıcı olarak planlanan bu araştırmanın amacı "Meme Kanseri Hastalarında İçselleştirilmiş Stigmatizasyon ve Ayrımcılık Algısı Ölçeği"ni geliştirmektir. Materyal ve Metod: Araştırma 01/06/2022-15/06/2023 tarihleri arasında bir devlet hastanesi ve üniversite hastanesinin onkoloji klinikleri ile radyoterapi ve kemoterapi ünitesinde yürütüldü. Araştırmada, nitel ve nicel araştırma tasarımının birlikte kullanıldığı iç içe karma desenden yararlanıldı. Nitel araştırma tasarımının kullanıldığı birinci aşamada 27 meme kanseri hastası ile fenomenolojik görüşmeler yapıldı. Meme kanseri hastaları ile yapılan görüşmeler ve bu konudaki literatür taranarak ölçek madde havuzu oluşturuldu. Nicel araştırma tasarımının kullanıldığı ikinci aşamada ölçek geliştirme adımları doğrultusunda 402 meme kanseri hastasına "Meme Kanseri Hastalarında İçselleştirilmiş Stigmatizasyon ve Ayrımcılık Algısı Ölçeği Taslağı"nın geçerlik ve güvenirlik analizleri uygulandı. Nicel verilerin analizinde SPSS 28.0 ve IBM SPSS Amos 21.0 programlarından, nitel verilerin analizinde MAXQDA 22 programından yararlanıldı. Bulgular: Meme Kanseri Hastalarında İçselleştirilmiş Stigmatizasyon ve Ayrımcılık Algısı Ölçeği'nin uzman görüşü sonrası Kapsam Geçerlik İndeksi 0,94 olarak belirlendi. Doğrulayıcı faktör analizi sonrasında Meme Kanseri Hastalarında İçselleştirilmiş Stigmatizasyon ve Ayrımcılık Algısı Ölçeği 26 madde ve 6 alt boyuttan (sosyal izolasyon, ayrımcılık ve dışlanma, yetersizlik hissi, beden imajı, ön yargı ve olumsuz tutum) oluşan son halini aldı. Ölçeğin uyum iyiliği değerleri χ²/sd: 2,906; GFI: 0,868; AGFI: 0,856; CFI: 0,906; RMSEA:0,069; SRMR:0,065 olarak belirlendi. Ölçeğin zamana karşı güvenirliği test-tekrar test yöntemiyle değerlendirildi ve yanıtlar arası uyumun çok iyi olduğu saptandı (ICC: 0,945; p<0,001). Ölçeğin Cronbach Alfa güvenirlik katsayısının 0,892 olduğu ve ölçek alt boyutlarının Cronbach Alfa güvenirlik katsayısının 0,697 ile 0,823 arasında değiştiği belirlendi. Nitel veri analizi sonucunda 2 tema ile 9 alt tema belirlendi. Sonuç: Bu araştırmada Meme Kanseri Hastalarında İçselleştirilmiş Stigmatizasyon ve Ayrımcılık Algısı Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlendi. Anahtar Sözcükler: Ayrımcılık, İçselleştirilmiş stigmatizasyon, Meme kanseri
Hemşirelerde damgalama ve ayrımcılık eğilimi ölçeğinin geliştirilmesi
Purpose: The purpose of this methodological descriptive study was to develop "Stigmatization and Discrimination Tendency in Nurses Scale" Materials ve Methods: The study was conducted in Ondokuz Mayıs University Healthcare Practice and Research Center between 11/03/2020 and 15/06/2023. In the study, a mixed design research method using qualitative and quantitative methods together was utilized. During the first stage of the study, phenomenological interviews were carried out with 21 nurses. In line with the data acquired from the literature review and interviews with the nurses, an item pool for the scale was created. During the second stage of the study, validity and reliability analyses of the "Stigmatization and Discrimination Tendency in Nurses Scale Draft" was applied to 400 nurses according to scale development steps. In analysis of the quantitative data, the SPSS 28 and IBM SPSS Amos 21.0 programs were utilized. In analysis of the qualitative data, the MAXQDA program was utilized. Findings: According to the expert opinions, Content Validity Index of the Stigmatization and Discrimination Tendency in Nurses Scale was found to be 0.97. As a result of the confirmatory factor analysis, the scale was finalized as 17 items and four subscales (perception and awareness, contagious disease, obesity, mental illness). Goodnes of fit values of the Stigmatization and Discrimination Tendency in Nurses Scale were found to be χ²/sd: 2.879, GFI: 0.918, AGFI: 0.887, CFI: 0.922, RMSEA: 0.069, SRMR: 0.061). As a result of the test-retest which determined the reliability of the scale against time, the fit between the answers was found to be very good (ICC: 0.960, p<0.001). It was determined that the total Cronbach's Alpha reliability coefficient of the scale was 0.777 and the Cronbach's Alpha reliability coefficients of the subscales ranged from 0.675 to 0.862. As a result of the qualitative data analysis, four themes and 27 subthemes were obtained. Main themes in the study were specified as reasons of stigmatization and discrimination, groups subjected to stigmatization and discrimination, outcomes of stigmatization and discrimination and recommendations for preventing stigmatization and discrimination. Conclusion: In the present study, it was determined that the Stigmatization and Discrimination Tendency in Nurses Scale (SDTNS) was a valid and reliable scale. Keywords: Discrimination, Stigmatization, Tendency, Nurse