
8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Stratonıkeıa/Eskihisar Mehmet Arslan evi belgeleme ve koruma-onarım önerisi
Mehmet Arslan Evi, Stratonikeia'da yer alan sivil mimari örneklerinden biridir. Konumu itibariyle I. Derece Arkeolojik Sit Alanı içerisinde yer almaktadır. Osmanlı dönemine tarihlendirilmektedir. Mehmet Arslan Evi, yığma duvar tekniğinde yapılmış iki katlı olarak inşa edilmiştir. Yapı avlu içerisinde kuzeydoğu köşede konumlandırılmıştır. Yapının fiziksel, kimyasal ve biyolojik bozulmalara maruz kaldığı gözlenmektedir. Bu bozulmalar sonucunda tahribata açık hale gelmiş ve yıkılıp yok olma tehlikesi bulunmaktadır. Yapıdaki belgeleme çalışmaları geleneksel ve ileri belgeleme olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilmiştir. Mehmet Arslan Evi'ne, öncelikli olarak koruma prensibiyle yaklaşılmaktadır. Yapının restorasyon önerisi restitüsyon kararları dikkate alınarak hazırlanmıştır. Yürütülen çalışmalar neticesinde yapının rölövesi çizilmiş malzeme kullanımı ile birlikte gözlemlenerek hasar tespiti yapılmıştır. Sözlü kaynaklar kullanılarak ve yapının çevresindeki benzer dönem tarihi evlerden yola çıkılarak analojisi yöntemi kullanılarak restitüsyon önerisi yapılmıştır. Bu bağlamda yapının geçmiş dönemlerde uğradığı müdahaleler ele alınmıştır. Onarım sürecine geçildiğinde en az müdahale ve en iyi sonucu alma ile ulusal ve uluslararası koruma ilkelerine uygun olarak müdahale kararları belirlenmiştir. Genel olarak özgünlüğü bozulmadan günümüze gelmiş olması ile birlikte geri döndürülebilir olmasını mümkün kılmaktadır.
Gökçeada Uğurlu-Zeytinlik yerleşmesindeki bir grup Erken Kalkolitik seramik örneğinin arkeometrik yöntemlerle incelenmesi
Arkeolojik eserlerin araştırılması, kültürel mirasın korunması açısından önemlidir. Uğurlu Zeytinlik yerleşmesi Çanakkale ili Gökçeada ilçesinin güneybatısında yer almaktadır. Çalışmada, Uğurlu-Zeytinlik (Gökçeada) yerleşmesindeki 2022 kazı çalışmalarında farklı mekanlardan ele geçirilen Erken Kalkolitik Döneme ait 10 adet çanak çömlek parçalarının arkeometrik yöntemlerle analizleri yapılmıştır. Bu araştırmanın amacı, arkeolojik kazılardan ele geçirilen amorf seramik parçalarının üretiminde kullanılan hammaddenin özellikleri, mineralojik bileşimi, pişirme dereceleri, kimyasal bileşenleri ve üretim teknolojisini tespit etmektir. Renk analizi sonucunda iç renkleri kahverengiden çok koyu grimsi kahverengiye, dış renkleri kırmızımsı kahverengiden çok koyu grimsi kahverengiye, kesit renkleri ise kahverengiden çok koyu grimsi kahverengi olarak belirlenmiştir. Petrografik analiz sonucunda kuvars, plajiyoklaz, amfibol volkanik kayaç parçası, opak mineral ve biyotit mineral içerikleri belirlenmiştir. XRPD grafiklerinde kuvars, feldispat, plajiyoklaz, kalsit, hematit minerallerine ait pikler belirlenmiştir. Kil piklerinin ve yüksek sıcaklık minerallerinin görülmemesi nedeniyle pişirim sıcaklığı 800-850°C olduğu düşünülmektedir. Kimyasal analiz sonucunda CaO oranı % 6'dan düşük olması nedeniyle tüm örneklerde kalkersiz kil kullanıldığı belirlenmiştir. K2O, Fe2O3, CaO, MgO ve TiO2 oranlarının % 9'dan az olması nedeniyle kilin sıcaklığa dayanıklı olduğunu göstermektedir. Uğurlu-Zeytinlik (Gökçeada) yerleşmesi ve yakınındaki bölgedeki formasyonlarda bulunan minerallerin analiz sonucundaki tespit edilen minerallerle uyumlu olduğu görülmektedir. Bu sebeple incelenen örneklerin bölgedeki kil kaynaklarından yerel olarak üretildiği sonucuna varılmıştır.
Aizanoi tiyatro-stadion yapı kompleksi dijital arkeoloji çalışmaları
Dijital Arkeoloji, kendi yöntemlerine ve değişen derecelerde arkeolojinin doğasını şekillendiren, sürekli değişen teknolojik, metodolojik, yazılım, donanım, malzeme ve cihazlara dayanmaktadır. Bu teknolojiler her geçen gün hızla gelişmekte ve değişmektedir. Arkeolojinin dijitalleşmesine bağlı olarak klasik arkeolojinin desteklenmesi, saha çalışmalarında kolaylaştırıcı teknolojilerin uygulanması ve elde edilecek sonuçların gelecek nesillere aktarılmasında istifade şekilleri önemli derecede gelişme kaydetmiştir. Kültürel mirasın aslına zarar verilmeden korunması yanında, buluntunun aranması aşamasından, ulaşılan bilgilerin paylaşılmasına kadar olan süreçte, teknolojik gelişmelerden istifade edilmesinin kaçınılmaz olduğu tüm dünya tarafından kabul edilmektedir. Bu çalışmada dijital teknolojik gelişmelerin arkeolojide kullanım alanları ve şekilleri incelenmiştir. Arkeolojik alanda bilgisayar programları, dijital teçhizat ve cihazların doğru bilgiye kısa zamanda ulaşmada vazgeçilmez hale geldiği anlaşılmıştır. Arkeolojide dijital sistemlerin kullanılması, zamanın verimli kullanılmasını sağlaması yanında eserlere zarar vermeden çalışma imkânı, saha araştırmasına imkân vermeyen bölgelerde de araştırma yapılmasını ve elde edilen bilgilerin gelecek nesillere aktarılmasında alternatifler sağlaması bakımından faydalı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Teknolojide meydana gelen gelişmelerin arkeoloji disiplininde kullanılması "dijital cihaz ve teçhizatı kullanabilen arkeologlara" ihtiyaç göstermektedir. Arkeolojide teknolojiden istifade edilmesinin sadece bir ihtiyaç değil aynı zamanda zorunluluk haline geldiği söylenebilir. Dijital teknolojinin arkeolojiye yeni bir bakış açısı kazandırdığı düşünülebilir. Sonuç olarak, her geçen gün gelişen bilişim sistemleri ve dijital yöntemlerin hayatın her alanında olduğu gibi akademik disiplinlere de girdiği gerçeği genel olarak kabul gördüğü, önemli olanın arkeolojinin bilimsel temellerine zarar vermeden dijital teknolojilerden en iyi şekilde yararlanmaya çalışmak olduğu söylenebilir. Bununla birlikte teknolojik gelişmelerin arkeologlar tarafından da takip edilerek kendi alanlarında nasıl kullanılabileceğinin sürekli olarak araştırılmasının önemli olduğu düşünülmektedir.
Laodıkeıa Kiliseli Perıstylli Ev örneği üzerinden Geç Antik Çağ harç ve sıvaların karakterizasyonu
Harç ve sıvalar, çağdaş yapı mühendisliğinde olduğu gibi, tarihi yapıların strüktürel bütünlüğünün sağlanması ve estetik karakterlerinin korunmasında vazgeçilmez unsurlardır. Bu malzemeler, yapıların inşa süreçlerinden sonraki kullanım ömürleri boyunca gösterdikleri işlevsellikle, kültürel mirasın ayakta kalmasında kilit bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla, tarihi yapıların restorasyon ve konservasyon uygulamaları, mevcut yapının özgünlüğüne saygı duyan ve uzun vadeli sürdürülebilirliği hedefleyen son derece titiz ve bilimsel bir yaklaşım gerektirmektedir. Restorasyon projelerinde, geçmiş deneyimler göstermiştir ki, uygunsuz oranlarda veya yapıların orijinal malzemeleriyle uyumsuz seçilen harç ve sıvaların kullanımı, antik strüktürler üzerinde geri dönüşü olmayan fiziksel ve kimyasal bozunmalara yol açabilmektedir. Bu olumsuz sonuçları bertaraf etmek ve tarihi dokuyla bütünleşen, uzun ömürlü harç ve sıva çözümleri geliştirebilmek için, orijinal bağlayıcı ve kaplama malzemelerinin kimyasal kompozisyonlarının ve fiziksel özelliklerinin detaylı bir şekilde karakterize edilmesi mutlak bir zorunluluktur. Bu bağlamda elinizdeki çalışma, Laodikeia Antik Kenti'nde yer alan Kiliseli Peristylli Ev yapısından alınan harç ve sıva örnekleri üzerinde gerçekleştirilen kapsamlı analizlerle, bu malzemelerin özelliklerini aydınlatmayı amaçlamıştır. Yürütülen gelişmiş laboratuvar analizleri X-ışını floresansı (XRF) ile elementel kompozisyon analizi, petrografik analizler ile agrega ve bağlayıcı morfolojisinin tespiti, termal analizler (TGA/DTA) ile karbonatlaşma derecesi ve bağlayıcı tipinin belirlenmesi, nokta yükleme deneyi ile mekanik dayanıklılık tespiti, asit kaybı analizi ile karbonat içeriğinin ve bağlayıcı-agrega oranının tahmini, kalsinasyon analizi ile uçucu madde ve karbonat kaybı, spot testler ile belirli iyonların varlığı, iletkenlik ölçümleri ile çözünür tuz içeriği, puzolanik aktivite deneyi ile bağlayıcının hidrolik özellikleri ve porozite analizleri ile malzemenin gözeneklilik yapısı sayesinde elde edilen veriler bilimsel bir çerçevede değerlendirilmiştir. Bu derinlemesine analizlerin çıktıları doğrultusunda, Kiliseli Peristylli Ev'in mimari karakteristikleriyle ve çevresel koşullarıyla tamamen uyumlu, hassas ve özgün harç reçeteleri formüle edilmiştir. Bu metodolojik yaklaşım, gelecekteki konservasyon ve restorasyon müdahaleleri için sağlam, bilimsel temelli bir rehber niteliği taşımakta ve tarihi yapıların gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir adım teşkil etmektedir.
Pompeiopolis Antik Kenti'ndeki villa yapısında bulunan zemin mozaiği'nin koruma ve sergileme çalışmaları
Pompeiopolis Antik Kenti'ndeki Villa yapısında bulunan zemin mozaiği, 2018 yılı kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılmıştır. Mozaik üzerindeki koruma ve onarım çalışmaları ise 2024 yılında gerçekleştirilmiştir. Bu geçen süre içerisinde mozaik, gerekli önlemlerin alınmamasından kaynaklı çok fazla tahribata uğramıştır. Yağışlar ve ani sıcaklık değişimleri bu tahribatların ana nedenlerindendir. Oluşan tahribatlar yapısal ve yüzeysel bozulmalar şeklinde ikiye sınıflandırılmıştır. Özellikle meydana gelmiş olan yapısal bozulmalar sonucunda zemin mozaiğinin korunmasının sağlanabilmesi için kaldırılarak yeni taşıyıcı zemin üzerine aktarılması ve in situ halde korunması gündeme gelmiştir. Kaldırma yöntemi olarak mozaiğin geometrik bezemeye sahip olduğu da göz önünde bulundurularak parçalı halde kaldırma yöntemi seçilmiştir. 33 parçaya ayrılan zemin mozaiği kazının deposuna taşınarak burada gerekli onarım çalışmaları gerçekleştirilmiş, ardından yeni taşıyıcı zemin üzerine aktarılarak in situ konumlarına yerleştirilmiştir. Onarım çalışmalarında her aşama detaylı bir şekilde belgelenmiştir. Yapılan çalışmaların devamlılığının sağlanabilmesi için de mozaik için yapılması önerilen sergileme ve bakım çalışmaları belirtilmiştir.
Somut ve somut olmayan kültürel mirasın tespiti ve turizm açısından değerlendirilmesi: İzmir Çiğli ilçesi örneği
İzmir Körfezi'nin kuzeyinde, Gediz nehrinin oluşturduğu ovada kurulan Çiğli, kuzeyinde Menemen, doğusunda Karşıyaka ilçeleri ile komşudur. Çiğli geniş bir kıyı ovasına ve önemli sulak alanlara sahiptir. Bu durum sanayi faaliyetlerinin bu bölgede yoğunlaşmasına ve Çiğli'nin İzmir'in önemli ilçelerinden biri olmasına olanak sağlamıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru Balkan ülkelerinden dış göç almaya başlayan bölgeye, 1966 yılında Muş Varto ve Erzurum Hınıs depremlerinde zarar gören insanlar yerleştirilmiştir. Yıllar içerisinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayanların bölgeye göçü ilçenin demografik yapısını şekillendirmiş ve kültürel çeşitliliği ortaya çıkarmıştır. 1992 yılında Karşıyaka'dan ayrılarak ilçe durumuna gelen Çiğli'de, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 8 adet kültürel varlık tescillenmiştir. Ayrıca ilçe sınırları içerisinde yer alan ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmeler ile koruma altında olan doğal sit ve arkeolojik sit alanları mevcuttur. Tezin ana konusunu oluşturan tüm kültürel ve doğal miras unsurları ile ilçe için önem arz eden diğer ögeler kategorize edilmiş ve ayrıntılandırılmıştır. Somut olmayan kültürel mirasa konu değerler ise, UNESCO'nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'nde yer alan unsurların ilçedeki yansımaları üzerinden ele alınmıştır. Çalışmada incelenen tüm kültürel, doğal, somut ve somut olmayan kültürel miras bileşenlerinin, kültürel miras bağlamında kültür turizmi ve ekoturizm açısından potansiyeli değerlendirilmiş bu potansiyeli devam ettirmek ve geliştirmek için Çiğli'nin önemli doğal ve kültürel miras içeriklerine sahip olduğu saptanmış ve bunların Çiğli'de sürdürülebilir kültürel turizmin gelişimine katkı sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Hierapolis Arkeoloji Müzesi envanterinde bulunan Herakles heykelinin koruma ve onarım bağlamında değerlendirilmesi
Herakles, Yunan mitolojisi ile hayat bulmuş önemli bir karakter olmasına rağmen, sonraki dönemlerde de ayrı bir önem verilmiş ve hayat mücadelesi birçok farklı betimlemelerle ölümsüzleştirilmiş mitolojik bir kahramandır. Figürlü seramiklerde, mezar kabartmalarında, stellerde, mimariye ait kabartmalarda ya da bağımsız heykeltıraşlıkta özellikle Helenistik Dönemden itibaren, Herakles ve mitoslarının betimlemeleri çoğunlukla kullanılmıştır. Denizli Müze Müdürlüğü'ne bağlı Hierapolis Arkeoloji Müzesi envanterine kayıtlı olan Herakles heykeli de bu betimlemelerden biridir. Heykelin betimleme ve duruş özellikleri açısından ünik olması nedeniyle, bu araştırma, heykelin arkeolojik açıdan değerlendirilmesini, Herakles heykelleri betimlemelerinden hangisine uyduğunun belirlenmesini ve restorasyon ile konservasyonun ilk adımı olan belgeleme çalışmalarına ön veri sağlanmasını kapsamaktadır. Bu amaçla heykelin fotoğraf ve videolarla kayıt altına alınması, korozyon çizimlerinin yapılarak korozyon konumlarının kayıt altına alınması, korozyonların mikroskop görüntüleri ile detaylandırılması ve p-XRF analizi ile metal içeriğinin ortaya konması gibi çalışmaları yapılarak eserin koruma onarım açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Tüm bu veriler ışığında Herakles heykelinin restorasyon ve konservasyon çalışmaları için, uluslararası çerçevede kabul gören öneriler sunulmuştur.
Diyarbakır Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Kütüphanesi koleksiyonuna ait el yazmasının kodikolojik incelemesi ve konservasyonu
Süryaniler, Anadolu coğrafyasında yayılım göstererek kültürel çeşitliliğe değerleri ile katkı sağlayan topluluklardandır. Süryani el yazmaları, özgün yapım teknikleri ve üretim yöntemleri itibariyle bu çeşitliliğin somut örneklerinden biridir. 5. yüzyılın başlarından 20. yüzyıla kadar uzanan geniş zaman diliminde Süryani el yazmalarının üretim gelenekleri aktarılarak korunmuştur. Bu aktarımın geniş bir perspektifte incelenmesine olanak sağlayan el yazmalarının kodikolojik incelemesi; kullanılan malzeme ve araçlar, yazı gereçleri, kitap formları, yapım teknikleri, kâğıt özellikleri, metin yapısı, ketebe kaydı, kopyalanma süreci ve tarihlendirme sistemleri olmak üzere pek çok açıdan değerlendirilmeyi gerektirmektedir. Kodikolojik inceleme esnasında elde edilen veriler, konservasyon uygulamaları için de referans niteliği taşımaktadır. Bu tez çalışmasında Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi Koleksiyonu'na ait 2 envanter numaralı el yazması çalışılmıştır. El yazması, Süryanice yazılmış bir Fenqitho kitabıdır. Ketebe kaydına göre istinsah tarihi Aralık 1520 Yunan yılı, Miladi 1209'dur. El yazması, ahşap kapaklı ve 47,6 x 30,4 cm ölçülerindedir. Yapım teknikleri, kâğıt özellikleri, mürekkep türü, süsleme ve yazım özellikleri itibariyle özgün özellikler gösteren el yazmasının kodikolojik incelemesi yapılmıştır. Yapılan literatür taraması XRF ve Raman gibi analiz yöntemlerinden elde edilen veriler ile desteklenmiştir. Uluslararası çerçevede kabul gören yöntemler kullanılarak konservasyonu gerçekleştirilmiştir.