Sakarya University
Discipline

Physical Medicine and Rehabilitation

Sakarya University

121

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenapozal osteoporoz tedavisinde egzersizin etkinliği

Bu çalışma egzersizin osteoporoz tedavisindeki etkinliğini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Bu amaçla, klinik muayene ve DEXA (Dual foton X absorpsiometri) yöntemiyle postmenapozal osteoporoz tanısı konulan hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı. Egzersiz grubunda yeralan 20 hastaya medikal tedaviye ilave olarak, haftada 2 gün birer saat süre ile sırt extansion ve postür egzersizleri ile, haftada 3 gün birer saatlik hızlı yürüme egzersiz programı uygulandı. Kontrol grubundaki 40 hastaya ise sadece medikal tedavi verildi. Medikal tedavide her iki gruba 2 hafta etidronat disodyum 400mg/gün; takiben 10 hafta 0.5μg/gün kalsitriol ve elementer kalsiyum 1000mg/gün verildi. Tedavi 6 ay sürdürüldü. Tedavi öncesi ve sonrası DEXA yöntemi ile L1-L4 vertebralarda trabeküler kemik yoğunluğu ölçüldü. 24 saatlik idrarda hidroksiprolin düzeylerine bakıldı. HAQ (Health Assesment Questionare) yöntemi ile günlük yaşam aktiviteleri (GYA) ile değerlendirildi. Tedavi sonunda, egzersiz grubunda kemik dansitesinde %4.3, kontrol grubunda yaklaşık %1,0'lık artış görüldü. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Yine egzersiz grubunda 24 saatlik üriner hidroksiprolin düzeylerinde anlamlı azalma görüldü (p<0.01). Egzersiz grubunda daha fazla olmak üzere, her iki grupta GYA'lerinde anlamlı düzelmeler görüldü (p<0.001).

Bilge Belenoğlu
Karadeniz Technical University
1995
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel olarak oluşturulmuş osteoartrit modelinde oral K2 vitamini kullanımının diz osteoartrit progresyonu üzerine etkisi

GİRİŞ ve AMAÇ: K vitamini, yağda çözünen bir grup vitamine verilen isimdir. Literatürde K vitamini eksikliği ile osteoartrit oluşumu üzerine birçok çalışma yürütülmüştür. Fakat osteoartrit üzerine olan etkinin hangi K vitamini çeşidi üzerinden olduğu henüz açıklığa kavuşmamıştır. Çalışmamızda bu etkinin K2 vitamini ile ilişkili olabileceği öngörülerek diz osteoartrit progresyonuna etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: 24 adet Sprague Dawley cinsi erkek ratlar çalışmaya alındı. Ratlar sham grubu, kontrol (osteoartrit) grubu ve tedavi grubu olarak 3 eşit gruba ayrıldı. Sham grubunun sağ dizine steril salin, kontrol ve tedavi grubunun sağ dizine osteoartrit modeli oluşturmak için Monosodyum Iodoasetat (MIA) molekülü intraartiküler uygulandı. Standart diyete ek olarak tedavi grubundakilere 8 mikrogram (µg) / gün K2 vitamini oral olarak verildi. 28 gün takip sonucunda ratlar sakrifiye edildi. Uygun metodlarla alınan sağ diz eklem kıkırdağı histolojik olarak Hematoksilen - Eozin ve Safranin O ile, immunhistokimyasal olarak tip II kollajen alfa 1 ve Matriks Metalloproteinaz - 13 (MMP – 13) ile incelendi. Histolojik skorlama sistemi olarak Mankin, immunhistokimyasal verilerin değerlendirilmesi için H - Score skorlama sistemi kullanıldı. BULGULAR: Histolojik incelemeler sonucunda, tedavi grubunda kontrol grubuna göre kıkırdağın daha düzenli olduğu ve kıkırdak kalınlığının daha fazla olduğu ve sinovyal doku artıklarının bulunmadığı gözlenmiştir. Mankin skoru verileri sonucunda tedavi grubunda (4,25 ± 0,83), kontrol grubuna (11,10 ± 0,83) göre anlamlı düzeyde düşük sonuçlar saptanmıştır. İmmunhistokimyasal incelemeler sonucunda tedavi grubunda kontrol grubuna göre daha yoğun tip II kollajen boyanması, daha az MMP – 13 boyanması gözlenmiştir. H – Score verilerine göre tip II kollajen düzeyi tedavi grubunda (35,00 ± 7,60), kontrol grubuna göre (6,30 ± 2,31) anlamlı miktarda yüksek bulunurken, MMP – 13 düzeyi ise tedavi grubunda (28,80 ± 8,30), kontrol grubuna göre (71,30 ± 2,31) düşük saptanmıştır. SONUÇ: Ratlarda MIA ile oluşan OA modelinde oral K2 vitamini kullanımı ile OA progresyonunun yavaşlatılabileceği saptanmıştır. Bu çalışma K2 vitaminin OA progresyonu üzerinde etkinliğinin yapıldığı ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: K2 vitamini, osteoartrit, rat.

OsteoartritOsteoartrit-diz
Emre Uzun
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailesel akdeniz ateşi hastalarında tiroid otoantikorları ve tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA), periton, plevra, sinovyum ve perikardı tutan, sıklıkla ateşin eşlik ettiği serozit ataklarıyla karakterize otoinflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı, AAA hastalarında tiroid fonksiyon testlerini ve tiroid otoantikorlarını değerlendirerek tiroid otoimmünitesi ile hastalık arasındaki olası ilişkiyi aydınlatmaktır. YÖNTEM: Bu çalışmaya Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve Romatoloji polikliniklerinde Tel Hashomer tanı kriterlerine göre AAA tanısı ile takip edilen 60 hasta retrospektif olarak dahil edildi. Tiroid fonksiyonlarını etkileyebilecek herhangi bir kronik hastalığı olmayan 60 kişi kontrol grubu olarak seçildi. Tiroid stimüle edici hormon (TSH), fT3, fT4, tiroid peroksidaz (anti-TPO) ve tiroglobulin antikor düzeyleri hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırıldı. Hasta ve kontrol gruplarının eğer yapılmışsa tiroid ultrasonografi (USG) sonuçları kaydedildi. BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 39,6 ± 12,3 yıl, kontrol grubunun ise 37,4 ± 13,7 yıldı (p>0.05). Kadın/erkek oranı AAA grubunda 1.8/1, kontrol grubunda 1.7/1 idi (p>0.05). Tiroid USG sonuçlarına göre AAA grubunun %26,7'sinde tiroidit ve %18,3'ünde nodül saptandı. Bu oranlar kontrol grubunda sırasıyla %7.1 ve %3.6 idi (p=0.034). fT3 (p=0.003) ve fT4 (p=0.007) düzeyleri AAA ve kontrol grubu arasında anlamlı derecede farklıydı. Anti-TPO (p<0.001) ve anti-tiroglobulin (p<0.001) düzeyleri AAA grubunda kontrol grubuna göre daha yüksekti. AAA hastalarında tiroid otoimmünitesi kontrol grubuna göre daha yaygındı (p=0.001). SONUÇ: AAA tiroid fonksiyon testlerini etkilemektedir ve tiroid otoimmünitesi ile ilişkilidir. AAA olgularının tiroid otoimmünitesi açısından taranması tiroid hastalıklarının erken tanı ve tedavisini sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Ailesel akdeniz ateşi, tiroid otoimmünitesi, tiroid fonksiyonları

Nargız Shıralıyeva
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik boyun ağrısında fizik tedavi ile epidural steroid enjeksiyonunun karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Boyun ağrısı genellikle iyi seyirli olsa da kronikleşme ve tekrar etme oranları yüksektir. Hastaların %30'unda ağrı kronikleşirken, %14'ünde 6 aydan uzun sürer. Bu durum, boyun ağrısının doğru değerlendirilmesini ve etkili yönetim stratejilerinin önemini vurgular. Erken tedavi kronikleşmeyi engelleyebilir ve tedavi maliyetlerini düşürebilir. Fizik tedavi modaliteleri ile epidural steroid enjeksiyonu (ESE) karşılaştırılarak ağrı, fonksiyon ve özürlülük endeksleri açısından retrospektif değerlendirilmesi amaçlandı. YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon ile Algoloji polikliniğine, kronik (3 aydan uzun süreli) boyun ağrısı ile başvuran ve konvansiyonel grafi ve MR ile servikal spondiloz tanısı almış 66 hasta, rutinde uygulanan tedavilerle değerlendirilmiştir. Bu hastalar, fizik tedavi (FT) (sıcak paket, TENS ve US) ile servikal stabilizasyon egzersizleri veya servikal ESE ile servikal stabilizasyon egzersizleri alarak 6 ay süreyle (tedavi öncesi, 1. ay, 3. ay ve 6. ay) NRS, SF-12 ve boyun özürlülük endeksi ile takip edilmiştir. BULGULAR: FT ve ESE gruplarında NRS, NDI, PCS ve MCS değerlerinde tedavi sonrası ölçümlerde anlamlı iyileşmeler gözlenmiştir. Epidural steroid enjeksiyonu grubunda tedavi etkisi ilk ayda (t1) daha güçlü iken, fizik tedavi grubu iyilik halini uzun dönemde (t1-t3) daha uzun süre korumuştur. Demografik özellikler (cinsiyet, komorbidite) ise bazı ölçümlerde tedaviye yanıt üzerinde farklılık oluşturmuştur. SONUÇ: Kronik boyun ağrısında fizik tedavi ve algolojik tedavi yöntemlerinin karşılaştırılmasıyla kişiselleştirilmiş tedavi programlarının önemini ortaya koymaktadır. Sonuçlar, ESE uygulanan grupta erken dönemde hızlı iyileşme görülürken, FT verilen grupta sağlanan iyilik halinin daha uzun vadede sürdürülebildiğini göstermiştir. Bu durum, tedaviye uyumu artıracak ve gerçekçi hedefler sunacak yaklaşımların geliştirilmesi için önemli bir temel oluşturmaktadır.

Fadime Döndü Akyüz
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plantar fasiitli hastaların tedavisinde ekstrakorporeal şok dalga tedavisi ile lokal ozon enjeksiyonu etkinliklerinin karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Plantar fasiit (PF), topuk ağrısının en sık görülen nedenlerinden biri olup, bireylerin günlük yaşam aktivitelerini ve genel yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla konservatif yöntemlerle tedavi edilse de bazı hastalarda semptomlar kronikleşmekte ve ileri tedavi yaklaşımlarını gerektirmektedir. Bu çalışmada, ESWT ve lokal ozon enjeksiyonunun kronik plantar fasiit tedavisindeki etkinliğini karşılaştırmak; ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerindeki etkilerini retrospektif değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon ile Algoloji polikliniğine, kronik (3 aydan uzun süreli) topuk ağrısı ile başvuran klinik ve radyografik olarak ayırıcı tanısı yapılmış, öykü ve fizik muayene ile plantar fasiit tanısı alan hastalardan rutinde uygulanan ESWT veya lokal ozon enjeksiyonu tedavisi almış 60 hasta değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan hastalar, egzersiz ve ESWT ya da egzersiz ve lokal ozon enjeksiyonu uygulanarak tedavi öncesi, 1. ay ve 3. ay NRS, SF-12 ve Ayak Fonksiyon İndeksi (AFİ) ile takip edilmiştir. BULGULAR: Hem ESWT hem de lokal ozon enjeksiyonu tedavileri ağrı ve fonksiyonel iyileşme açısından etkili bulunmuştur. Tedavi süreci boyunca her iki grup için NRS skorlarında anlamlı azalmalar gözlemlenmiş olup ESWT grubunda bu değişiklikler daha hızlıdır. AFİ değerlerinde her iki grup da tedavi sonrası anlamlı iyileşmeler göstermiştir. AFİ-A ve AFİ-Total parametreleri 2. dönemde NRS ağrı skoru ile paralellik gösterecek şekilde ESWT grubunda daha belirgin iyileşme saptanmıştır. Tedavi öncesi, 1. ayda ve 3.ayda her iki grup PCS ve MCS skorlarında benzer derecelerde iyileşme göstermiştir takip dönemlerinde ancak iki grup arasında fark saptanmamıştır. SONUÇ: Bu çalışma, kronik plantar fasiitte ESWT ve lokal ozon enjeksiyonunun ağrı ve fonksiyonel sonuçlar açısından etkili tedavi yöntemleri olduğunu göstermektedir. Her iki yöntemde kısa vadede iyilik hali sağlarken ESWT uygulamasında bu iyileşme daha hızlı saptanmıştır. Orta vadede ağrı skorlarında ESWT lehine iken fonksiyonellik benzerdir. Sonuçlar, PF tedavisinde kişiselleştirilmiş yaklaşımların önemini vurgulamaktadır.

ESWTPlantar fasiit
Hasan Oğuzkağan Karadeniz
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritli hastalarda fizik tedavi uygulamasına eklenen su içi egzersizin ağrı, kas gücü ve denge üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada diz osteoartriti olan hastalarda fizik tedavi uygulamalarına eklenen su içi egzersiz tedavisinin ağrı, denge ve kas gücü üzerine olan etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya diz OA tanısı konan toplam 73 hasta dahil edildi ve randomize olarak su içi egzersiz (n=35) ve kara egzersiz grubu (n=38) olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Her iki gruba da haftada 5 gün toplam 15 seans semptomatik dizlerine yönelik sıcak paket, TENS, KDD içerikli fizik tedavi programı 3 hafta boyunca uygulandı. Su içi egzersiz grubuna fizik tedavi programıyla kombine olarak egzersiz havuzunda fizyoterapist eşliğinde haftada 5 gün, toplam 15 seans ve 30'ar dakika ( ısınma, su içi yürüme, EHA egzersizleri, kuadriseps güçlendirme egzersizleri, denge, alt ekstremite kaslarına germe egzersizleri ve soğuma) egzersiz programı uygulandı. Kara egzersizi grubuna ise fizik tedavi programıyla kombine olarak fizyoterapist eşliğinde haftada 5 gün, toplam 15 seans ve 30'ar dakika ( ısınma, yürüme, eha egzersizleri, kuadriseps güçlendirme egzersizleri, denge, alt ekstremite kaslarına germe egzersizleri ve soğuma) egzersiz programı uygulandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrasında EHA, VAS, WOMAC, 6DYT, kinestetik denge cihazı ile statik ve dinamik değerlendirmesi, izokinetik dinamometre ile 90 ve 150 derece/saniye açısal hızlarda diz fleksor ve diz ekstensör pik tork değerleri kaydedildi. İstatistiksel analiz Windows için geliştirilmiş SPSS 18 ile yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde gruplar arası ortalama karşılaştırılırken test seçimini yapmak için normal dağılım Shapiro-Wilk testi ile, tanımlayıcı istatistikler ve gruplar arası ortanca farkının önemliliği test edilirken Mann-Whitney U testi, aynı grubun tekrarlayan ölçümlerini değerlendirmede Wilcoxon testi, iki kategorik verinin değerlendirilmesinde Ki kare testi kullanılmıştır. P <0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Tedavi öncesi grupların demografik özellikleri, radyolojik evreleri benzerdi. Klinik değerlendirme parametrelerinden hareketle ilişkili VAS, WOMAC fonksiyon ve WOMAC total skoru su içi egzersizde daha düşük, 90 derece/ sn açısal hızda ölçülen diz ekstansör pik tork değeri su içi egzersiz grubunda daha yüksek olup, bunların dışındaki tüm parametreler (EHA, VAS-İ,VAS-G,WOMAC ağrı, WOMAC tutukluk, 6DYT, SBİ ve DBİ ve dieğr izokinetik ölçümleri) birbiriyle benzerdi. Tedavi sonrasında her iki grupta VAS ve WOMAC skorlarında anlamlı olarak azalma, 6DYT, SBİ ve DBİ' de iyileşmeler ve tüm açısal hızlarda izokinetik değerlerde anlamlı olarak olarak artış, sadece kara egzersizi grubunda EHA'da artma mevcuttu. Her iki grubun tedavi sonrası değerlerinin karşılaştırılmasında VAS-H, WOMAC ağrı, WOMAC fonksiyon, WOMAC total, SBİ, 90 derece/sn açısal hızda diz ekstansör pik tork değeri ve 150 derece/ sn açısal hızda diz fleksör pik tork değerlerinde su içi egzersiz grubu lehine anlamlı ilerlemeler mevcuttu. Sonuç: Fizik tedavi uygulamalarına eklenen su iç egzersiz programı ağrıyı azaltmada, statik dengeyi ve kas gücünü iyileştirmede kara egzersiziyle uygulanan fizik tedavi programına kıyasla erken dönemde daha etkili olabilir.

Başak Elif Dal
Afyonkarahisar Health Sciences University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subakromiyal sıkışma sendromu tanısı olan hastalarda; hılt tedavisinin plaseboya karşı, kısa ve uzun dönem etkinliğinin gösterilmesi

Amaç: Kas iskelet sistemi ağrıları içerisinde çok sık karşılaşılan, hastada ağrı ve hareket kısıtlılığı ile hastanın günlük yaşamını etkileyen subakromiyal sıkışma sendromunun tedavisinde, HILT‟ in plaseboya karşı erken ve geç dönem ağrı, yaşam kalitesi,omuz fonksiyonu ve izokinetik değerlendirme ile kas gücü üzerindeki etkinliğini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, subakromiyal sıkışma sendromu tanısı olan, yaşları 30-75 yas aralığında olan 32 hasta HILT+egzersiz grubu (HG) ve 31 hasta sham HILT+egzersiz grubu (kontrol grubu-KG) olmak üzere 63 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. HILT grubuna haftada 5 gün 55 dakika olacak şekilde (25 dakika HILT ve 30 dakika egzersiz programı) 3 hafta boyunca HILT ve egzersiz programı (coldman sarkaç egzersizleri, eklem hareket açıklığı, germe ve güçlendirme egzersizleri); 2. gruba ise haftada 5 gün 55 dakika olacak Ģekilde (25 dakika sham hılt ve 30 dakika egzersiz programı) 3 hafta boyunca sham HILT ve egzersiz programı (coldman sarkaç egzersizleri, eklem hareket açıklığı, germe ve güçlendirme egzersizleri) aynı fizyoterapist tarafından uygulandı. Hastaların demografik özellikleri kaydedildi. Ölçümler, tedavi öncesi (başlangıç: T0), tedavi sonrası (T1,3.Hafta) ve çalışma sonu (tedavi sonrası 3. ay kontrol: T3) değerlendirmesi ile yapıldı. Değerlendirmeler; eklem hareket açıklıkları pasif ve aktif ölçümü, Visuel Analog Skalası (VAS), Constant Murley Skoru, SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Anketi, izokinetik omuz iç ve dış rotasyon 120,180 ve 210 derecelerde pik tork düzeyi ölçümlerini içermekteydi. Bulgular: Tedavi sonrası (T1) ve tedavi sonrası 3. ay kontrollerinde (T3) yapılan değerlendirmelerde hem HILT hem de kontrol grubunda anlamlı iyileşmeler saptandı. Grupların tedaviden hemen sonra ve tedaviden sonraki 3. aydaki değerlerinin karşılaştırılmasında ise omuzun aktif fleksiyon, iç rotasyon ve dış rotasyon EHA ölçümlerinde; VAS istirahat, VAS hareket ve VAS gece skorlarında ; Constant Murley günlük yaşam aktivitesi, eklem hareket açıklığı, kuvvet ve toplam skorlarında; SF-36‟nın tüm alt parametrelerinde (fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, emosyonel rol kısıtlılığı, vitalite, mental sağlık, sosyal fonksiyon, ağrı ve genel sağlık); izokinetik ölçümlerin iç rotasyon 120, 180,210 ve dış rotasyon 120,180 derece/saniye pik tork değerlerinde HILT grubu plaseboya göre istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gösterdi. Sonuç: SSS‟li hastalarda, HILT tedavisi plasebo ile karşılaştırıldığında; kısa ve uzun dönemde ağrıyı azaltmada, eklem hareket açıklığı, fonksiyonelliği, yaşam kalitesini ve izokinetik ile değerlendirilen kas kuvvetini arttırmada etkilidir.

Fizik tedaviFiziksel tıpLazer tedavisi+6
Muhammed Yılmaz
Afyonkarahisar Health Sciences University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitli hastalarda kaplıca tedavisi, su içi egzersizi ve kara egzersizinin hastalık aktivitesi, semptomları, uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve serum sklerostin seviyesi üzerine olan etkileri

Amaç: Bu çalışmada, ankilozan spondilitli hastalarda su içi egzersiz, kaplıca tedavisi ve kara egzersizinin hastalık aktivitesi, semptomları, uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve serum sklerostin seviyesi üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza; Modifiye Newyork tanı kriterlerine göre AS tanısı alan 60 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele su içi egzersizi (20 hasta), kaplıca tedavisi (20 hasta) veya kara egzersizi (20 hasta) grubuna alındı. Su içi egzersizi grubuna; 32-33 °C sıcaklıktaki yüzme havuzunda, fizyoterapist eşliğinde toplam 60 dakika tedavi verildi. Kaplıca grubuna; 38-40 °C derece kaplıca havuzunda, tüm vücut banyosu şeklinde toplam 20 dakika tedavi verildi. Kara egzersizi grubuna; fizyoterapist eşliğinde toplam 60 dakika tedavi verildi. Tüm hastalar 4 hafta süresince, haftada 5 gün, toplam 20 seans ve 5-6 kişilik grup fizyoterapisi şeklinde tedavi aldı. Hastalar tedavi başlangıcında, tedavi bitiminde ve 12.haftada değerlendirildi. Hastaların demografik veriler (yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (BMI), eğitim düzeyi, sigara ve alkol kullanımı, hastalık süresi ve kullandığı ilaçlar) kaydedildi. Hastalık aktivitesi BASDAİ ve ASDAS-CRP ile fonksiyonel durum BASFİ ile, entezit MASES ile, spinal mobilite BASMİ ile, yaşam kalitesini ASQoL ile, uyku kalitesi PUKİ ile, yorgunluk düzeyleri FSS ile değerlendirildi. Tedavi başlangıcında, tedavi bitiminde ve 12. haftalarda serum sklerostin düzeyi ölçümü (SunRed marka Human Sklerostin Elisa kiti ile) yapıldı ve sonuçlar ng/dl olarak kaydedildi. İstatistiksel analiz IBM SPSS Version 22 ile yapıldı. P <0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında başlangıçta yaş, cinsiyet, hastalık süresi, eğitim düzeyi, sigara ve alkol kullanımı, kullandıkları ilaçlar, BMİ, BASDAİ, BASFİ, ASDAS-CRP, MASES, BASMİ, göğüs ekspansiyonu, ASQoL, FSS, toplam PUKİ skoru ve PUKİ alt bileşenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark mevcut değildi. Tüm gruplarda tedavi sonrası ve 12.hafta kontrollerinde; BASDAİ, BASFİ, MASES, BASMİ, ASQoL ve toplam PUKİ skorlarında istatistiksel olarak anlamlı ve benzer iyileşme sağlandı (p <0.05). ASDAS-CRP ve FSS'de üç tedavi grubunda da tedavi sonrası ve 12. haftada istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Kara egzersizi grubunda, tedavi sonrası ASDAS-CRP'de istatistiksel olarak daha fazla iyileşme saptandı. ASDAS-CRP'de 12.hafta kontrolünde görülen iyileşme; kaplıca ve kara egzersizi gruplarında, su içi egzersizi grubuna göre istatistiksel olarak daha fazlaydı. Kara egzersizi grubunda, tedavi sonrası FSS'de istatistiksel olarak daha fazla iyileşme saptandı. 12.haftada FSS'deki iyileşme açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Su içi egzersiz grubunda; tedavi sonrası ve 12. haftada göğüs ekspansiyonunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Kaplıca ve kara egzersizi gruplarında göğüs ekspansiyonunda tedavi sonrası ve 12.hafta kontrollerinde başlangıca göre artış görüldü, ancak bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildi. Kaplıca ve su içi egzersizi gruplarında uyku latansı; kara egzersizi grubunda ise uyku süresinde daha iyi sonuçlar elde edildi. Uykunun diğer bileşenleri ve toplam PUKİ skoru üzerine üç grupta benzer etkinlik gösterdi. Tedavi sonrası ve 12.haftada serum sklerostin düzeyinde görülen değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı değildi. Serum sklerostin düzeyi ile göğüs ekspansiyonu arasında pozitif yönde hafif korelasyon; yaş, BMİ ve ESH arasında ise negatif yönde hafif korelasyon saptandı. Serum sklerostin düzeyi ile hastalık süresi, BASDAİ, ASDAS-CRP, BASFİ, MASES, BASMİ, ASQoL, PUKİ, FSS ve CRP arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Su içi egzersiz, kaplıca tedavisi ve kara egzersizi ile AS'li hastalarda; hastalık aktivitesi, spinal mobilite, entezit, uyku kalitesi, yorgunluk, fonksiyon ve yaşam kalitesinde tedavi sonrası 12.haftaya kadar devam eden istatistiksel olarak anlamlı iyileşme sağlandı. Su içi egzersiz göğüs ekspansiyonu geliştirmede daha etkili bulundu. Bu çalışma; AS'li hastalarda serum sklerostin düzeyi ve non-farmakolojik tedavi yaklaşımları (kara egzersizi, su içi egzersiz ve kaplıca tedavisi) arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Üç grupta da, 12. haftada serum sklerostin düzeyinde başlangıca göre benzer bir artış izlendi (bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildi). Serum sklerostin düzeyi ile göğüs ekspansiyonu arasında pozitif yönde hafif korelasyon; yaş, BMI ve ESH arasında ise negatif yönde hafif korelasyon saptandı.

Belirti ve semptomlarEgzersizEgzersiz tedavisi+6
Ersin Beştaş
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulse elektromanyetik alan tedavisinin lomber disk bozukluğu olan hastalarda ağrı, yaşam kalitesi, uyku kalitesi, depresyon, disabilite ve inflamatuar belirteçler üzerine etkisi

Amaç: Pulse elektromanyetik alan tedavisi (PEMT)'nin lomber disk bozukluğu olan hastalarda ağrı, yaşam kalitesi, uyku kalitesi, depresyon, disabilite ve inflamatuar belirteçler üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya en az 3 aydır mekanik tarzda bel ağrısı olan yaşları 18-55 arasında değişen ve dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 50 hasta dahil edildi. Hastalar, randomize olarak iki farklı tedavi grubuna ayrıldı (1.grup; egzersiz programı+ PEMT ve 2.grup; egzersiz programı+ Sham PEMT). Her iki gruba da fizyoterapist eşliğinde, dört hafta süresince, haftada beş gün, toplam 20 seans tedavi verildi. Egzersiz+ PEMT grubuna, egzersiz programı ve elektromanyetik alan cihazıyla 50 hz, 85 Gauss ( 0,0085 Tesla) 20 dk/gün lomber bölgeye manyetik alan tedavisi uygulandı. Egzersiz+sham PEMT grubuna ise egzersiz ve manyetik alan cihazı kapalı bir şekilde, 20 dk lomber bölgeye uygulama yapıldı. Hastalar cihazın açık veya kapalı olduğu hakkında bilgi sahibi olmadılar. Hastalar tedavi başlangıcında, tedavi bitiminde (4.hafta) ve 12. haftada olmak üzere toplam üç kez aynı hekim tarafından değerlendirildi. Hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, VKİ), hastalık süresi ve ilaç kullanımı kaydedildi. Ağrı düzeyleri VAS ve McGill-Melzack Ağrı Anketi (MMAA) ile, depresyon BDÖ ile, disabilite ODI ile, yaşam kalitesi SF-36 ile, uyku kalitesi PUKİ ile değerlendirildi. Biyobelirteç olarak; IL-1, IL-6, IL-17, IL-23, TNF-a, RANTES, NPY düzeyleri bakıldı ve sonuçlar ng/dl olarak kaydedildi. Sağlıklı erişkin grubundan ise sadece bir defaya mahsus kan numunesi alınarak demografik ve klinik parametreler sorgulandı. İstatistiksel analiz Windows için geliştirilmiş SPSS 26 ile yapıldı. p <0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Kronik bel ağrısı olan hastalarda, sağlıklı kişilere kıyasla ağrı, disabilite ve depresyonun arttığı, uyku kalitesi ve eklem hareket kabiliyetinde belirgin azaldığı saptandı. Hem PEMT grubunda hem de sham PEMT grubunda tedavi sonrası ve 12. hafta kontrollerinde VAS, SF-36, BDÖ, ODI, PUKI skorlarında grup içi anlamlı iyileşmeler tespit edildi. PEMT grubunda tedavi sonrası sham PEMT grubuna kıyasla VAS- hareket, ODI ve SF-36'nın vitalite alt parametresinde belirgin iyileşme sağlandı (p<0,05). Tedavi öncesi PEMT ve sham PEMT grubunda, sağlıklı gruba kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olmasa da IL-6, IL-23, RANTES seviyelerinde yükseklik tespit edildi. Diğer belirteçlerde belirgin bir fark yoktu. PEMT grubuyla sham PEMT gruplarının tedavi öncesi IL-1 düzeyleri farklı olduğundan dolayı yüzdelik değişim hesaplandı. Sham PEMT grubunda PEMT grubuna kıyasla tedavi öncesi ve 12. hafta ölçümleri arasında belirgin artışın olduğu saptandı. PEMT, tedavi boyunca IL-1, IL-6 ve IL-17 seviyelerinde yükselmeyi engellemiştir. Fakat tedavi kesildikten sonra 12. hafta kontrollerinde inflamatuar belirteçler üzerine belirgin etki oluşturamadığı ve bu belirteçlerin tekrar yükseldiği görülmüştür. PEMT, tedavi boyunca ve sonraki süreçte TNF-alfa, IL-23, NPY ve RANTES seviyelerinde düşüşe neden olmamıştır. PEMT grubunda tedavi sonrası grup içi değerlendirmede lomber fleksiyon, ekstansiyon ve rotasyonda artışın ve Parmak Zemin Mesafesi (PZM)'deki azalışın 12. haftada anlamlı bir şekilde devam ettiği görülmüştür. Gruplar arasında ise PZM azalışı, PEMT grubu lehine belirgin anlamlı bulundu. Tüm biyobelirteçler, IL-17 hariç birbiriyle pozitif yönde korelasyon göstermiştir. Biyobelirteçler ile yaş, VKİ, BDÖ, ODI, PUKI arasında korelasyon saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda, kronik bel ağrısında egzersiz programına ilaveten PEMT'in klinik ve fonksiyonel iyileşmede erken dönemde daha belirgin etkili ve güvenilir olduğu bulundu. Uzun dönemde ise bu etkinliğini koruyamadığını düşündürmektedir. Öte yandan biyobelirteçler üzerine etkisi inflamatuar süreçteki farklı yolaklardan dolayı net olmamakla birlikte, kısa dönemde antiinflamatuar etki gösterdiğini düşündürmektedir. Bu etkilerinin net değerlendirilmesi için hasta sayısının daha fazla olduğu, inflamatuar süreçlere spesifik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: kronik bel ağrısı, lomber diskopati, pulse elektromanyetik alan tedavisi, inflamatuar biyobelirteç

AğrıBel ağrısıBiyobelirteçler+7
Fatih Çakıroğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritli hastalarda lipödem ve venöz yetmezlik

Amaç: Bu çalışmada orta-ileri diz osteoartriti tanısı konulan hastalarda, lipödem veya venöz yetmezlik birlikteliğinin; osteoartrit semptomlarına ve hastaların yaşam kalitesine etkilerinin değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KL evrelemesine göre evre 3 ve 4 diz osteoartriti saptanan 96 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar yapılan tetkiklere göre osteoartrit (n=35), venöz yetmezlik ve osteoartrit (n=35), lipödem ve osteoartrit (n=26) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Her üç grubunda diz ağrı süreleri, KL evreleri, alt ekstremite çevre ölçümü, EHA, VAS, WOMAC, SF 36, IPAQ SF, 6 DYT, vücut kompozisyon analizi, bilateral alt ekstremite venöz RDUS sonuçları kaydedildi. İstatistiksel analizde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Demografik verilerde gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Venöz yetmezlik grubunda evre 4 diz osteoartriti olan hasta sayısı ve WOMAC tutukluk skoru anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Lipödem grubunda diz ağrı süresi ve alt ekstremite çevre ölçüm değerleri anlamlı olarak daha fazla bulundu. Klinik değerlendirme parametrelerinden EHA ölçümünde gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Ağrı değerlendirmesinde kullanılan parameterlerden VAS istirahat ve WOMAC ağrı skorları lipödem ve venöz yetmezlik grubunda osteoartrit grubuna göre anlamlı olarak yüksek iken VAS haraket ve VAS gece skorlarında gruplar arasında anlamlı fark yoktu. WOMAC fonksiyon ve total WOMAC skorları lipödem ve venöz yetmezlik grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu. Fiziksel aktivite düzeyi değerlendirmesinde kullanılan 6 DYT sonuçlarında gruplar arasında anlamlı fark yok iken IPAQ SF sonuçlarına göre lipödem grubunda anlamlı olarak daha fazla fiziksel inaktif hasta saptandı. Yaşam kalitesi değerlendirmesinde kullanılan SF 36 alt parametrelerinde ise fiziksel rol kısıtlılığı lipödem ve venöz yetmezlik grubunda anlamlı olarak düşük saptandı. Sosyal fonksiyon alt parametresi ise venöz yetmezlik grubunda anlamlı olarak düşük saptandı. Vücut kompozisyon analizinde BMI, yağ yüzdesi, alt ve üst ekstremite için segmantal yağ yüzdeleri, alt ekstremite empedans değerleri ve hücre dışı sıvı miktarı lipödem grubunda anlamlı olarak yüksek saptandı. Gövde yağ yüzdesi değerlerinde ise gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Bazal metabolizma hızı/kilo oranı lipödem grubunda OA ve venöz yetmezlik grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu. Sonuç: Diz osteoartritine eşlik eden venöz yetmezlik ve lipödem; hastaları ağrı, yaşam kalitesi ve fiziksel fonksiyon bakımında olumsuz yönde etkileyerek osteoartrite bağlı mevcut disabiliteyi arttırmaktadır.

DizDiz eklemiLipödem+3
Hilmi Ekti
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal osteopenik ve osteoporotik kadınlarda sarkopeninin denge ve düşme üzerine etkisi

Amaç: Osteoporoz, osteopeni ve sarkopeni yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen, ortak etyolojileri paylaşan hastalıklardır. Bu çalışmada postmenopozal osteopenik ve osteoporotik kadınlarda eşlik eden sarkopenin denge parametreleri üzerine etkisi ve düşme riskindeki etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamız kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmış olup Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran 55-75 yaş arası postmenopozal osteopenik ve osteoporotik 150 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni hali, vücut kitle indeksi (VKİ), sigara ve alkol kullanımı, osteoporoz takip süresi, menopoz süresi ve kullandığı ilaçlar) kaydedildi. Hastaların kemik mineral yoğunluğu dual enerji x-ray absorbsiyometri (DXA) ile, kas gücü Jamar el dinamometrisi ve alt ekstremite izokinetik test ile, kas kütlesi biyoelektrik impedans analizi ile, fiziksel performans Kısa fiziksel performans testi, "Time Up Go" testi ile, denge Berg denge ölçeği, Tinetti denge ve yürüme testi, fonksiyonel uzanma testi ile, düşme riski FROP-COM anketi ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 150 hasta osteoporoz, osteopeni ve sarkopeni açısından değerlendirildi. Osteosarkopenik hastalar ile izole osteporoz ve izole osteopenisi olan hastaların verileri karşılaştırıldığında osteosarkopenik hastalarda 6 dakika yürüme mesafesi, Tinetti denge-yürüme-toplam skorları, Berg denge testi, Kısa Fiziksel Performans Testi, izokinetik testte 60 derece açısal hızda fleksiyon ve ekstansiyon maksimum tork değerleri, 180 derece açısal hızda ekstansiyon maksimum tork değerleri anlamlı şekilde düşük saptandı. FROP-COM anketi sonuçları ve "Time Up Go" testi süreleri ise osteosarkopenik hastalarda anlamlı şekilde yüksek saptandı. Sonuç: Osteopenik ve osteoporotik hastalarda düşme kırık riskinde artışa, mortalite ve morbiditeye, yaşam kalitesinde azalmaya yol açar. Osteoporotik, osteopenik ve sarkopenik hastalar fiziksel performans, kas gücü, denge ve düşme riski açısından değerlendirildi. Sarkopenik hastalarda fiziksel performansın ve kas gücünün düşük olduğu ve bunlara bağlı denge kaybının ve düşme riskinin artmış olduğu tespit edildi.

DengeDüşme kazalarıKas distrofileri+5
Ahmet Muhammed Kılınç
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aerobik egzersizin romatoid artrit hastalarında uyku kalitesi, yorgunluk, yaşam kalitesi, depresyon, serum bdnf ve irisin düzeyleri üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada, aerobik egzersizin RA hastalarında uyku kalitesi, yorgunluk, yaşam kalitesi, depresyon, serum BDNF ve irisin düzeyleri üzerine etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2010 ACR/EULAR tanı kriterlerine göre romatoid artrit tanısı konulmuş 20-60 yaş arasında, DAS28 (Disease Activity Score) ≤3.2 (düşük hastalık aktivitesi veya remisyon) olan stabil 73 hasta ve yaş- cinsiyet uyumlu 78 sağlıklı erişkin dahil edildi. Hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı. 40 hasta içeren 1.gruba, EHA egzersizleri ve büyük kas gruplarına yönelik güçlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. 33 hasta içeren 2.gruba ise ev egzersiz programına ek olarak 4 hafta süresince, haftada 5 gün, toplam 20 seans boyunca Opticare yazılımındaki bisiklet ergometrisi cihazında aerobik egzersiz programı uygulandı. Hastaların egzersiz şiddeti, orta yoğunlukta olup maksimum kalp hızı (220-yaş) ve istirahat kalp hızına göre hesaplanan Karvonen formülü ile belirlendi. Program öncesi 6 DYT kullanılarak verilebilecek maksimum yük hesaplandı. Egzersiz boyunca hesaplanan Wmax' ın % 60-80'i arasında güç uygulandı. Hastalar tedavi başlangıcında ve tedavi bitiminde (4.hafta) olmak üzere 2 kez aynı hekim tarafından değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, hastalık süresi, medikal tedavisi ve otoantikor düzeyi (anti-CCP, RF) kaydedildi. Hastalık aktivitesi DAS 28 ile, uyku kalitesi PUKİ ile, yorgunluk düzeyi YŞÖ ile, depresyon BDÖ ile, yaşam kalitesi SF-36 ile, egzersiz kapasitesi 6DYT ile değerlendirildi. Biyobelirteç olarak; serum İrisin ve BDNF düzeyleri ELİSA kiti ile bakıldı ve sonuçlar ng/dl olarak kaydedildi. Sağlıklı erişkin grubundan ise sadece bir defaya mahsus kan numunesi alınarak demografik ve klinik parametreler sorgulandı. İstatistisel analiz Windows için geliştirilmiş SPSS 25 kullanılarak yapıldı. p<0.05 olması, istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: İlk değerlendirmede RA hastalarında sağlıklı kişilere kıyasla uyku kalitesi ve yaşam kalitesinin belirgin düşük olduğu, yorgunluk ve depresyonun ise daha fazla görüldüğü saptandı. Egzersiz tedavisi sonrası her iki RA grubunda da depresyon skorlarında belirgin azalma olmasına rağmen gruplar arası anlamlı fark yoktu. Aerobik egzersiz alan grupta ek olarak DAS 28 skorlarında azalma, PUKİ total ve öznel uyku kalitesi, uyku latansı, uyku bozukluğu parametrelerinde azalma, Yorgunluk şiddet ölçeği puanlarında azalma, SF-36'da fiziksel fonksiyon, vitalite, mental sağlık, ağrı, genel sağlık alt parametrelerinde iyileşme ve 6 dakika yürüme testi mesafesinde anlamlı artış tespit edildi (p<0.05). Tedavi öncesi ve sonrası serum irisin ve BDNF düzeylerinin yüzdelik değişim oranları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatististiksel olarak anlamlılık gözlenmedi (p>0.05). BDNF ve irisin düzeyleri birbirleriyle pozitif korelasyon gösterdi (r>0.50). Ek olarak İrisin düzeyi yaş, hastalık aktivitesi, hastalık süresi ile zayıf düzeyde pozitif korelasyon gösterdi (r<0.50). Sonuç: Aerobik egzersiz, RA hastalarında hastalık alevlenmesini geciktirmede, yorgunluk ve depresyonu azaltmada, yaşam kalitesi, egzersiz kapasitesi ve uyku kalitesini artırmada oldukça etkili ve medikal tedaviyi destekleyici bir tedavi olarak görünmektedir. RA hastalarında fiziksel aktivite ve egzersiz rutin tedavinin bir parçası olmalıdır. Öte yandan gelecekte biyobelirteçlerin egzersiz ve uykuyla ilişkisini daha net değerlendirebilmek için hasta sayısının daha fazla olduğu, daha uzun takip süresi olan çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışma; RA hastalarında aerobik egzersizin uyku kalitesi, yorgunluk, yaşam kalitesi, depresyon, serum BDNF ve irisin düzeyleri üzerine etkisini inceleyen ilk çalışmadır. Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, Uyku kalitesi, Aerobik egzersiz, İrisin, BDNF

AdalimumabAerobik güçArtrit-romatoid+7
Hatice Kudret Miroğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nonspesifik kronik boyun ağrılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin (PEMT) etkinliği: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmada kronik nonspesifik boyun ağrılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin (PEMT) ağrı, dizabilite, basınç ağrı eşiği ve yaşam kalitesi üzerindeki etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-55 yaş aralığında, kronik nonspesifik boyun ağrısı tanısı alan 75 hasta dahil edildi. Hastalar PEMT, sham PEMT ve sadece NSE olmak üzere üç gruba randomize edildi. PEMT grubuna boyun bölgesine 3 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 15 seans PEMT (25 hz frekans, %35 yoğunlukta, 30 Gauss, 25 dk) ve sonrasında 60 dakikalık NSE uygulandı. Sham PEMT grubuna cihaz kapalı bir şekilde 3 hafta boyunca haftada 5 gün her seans 25 dk olmak üzere toplam 15 seans sham PEMT ve 60 dakikalık NSE uygulandı. NSE grubuna ise her seans 60 dakika olacak şekilde 3 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 15 seans sadece NSE programı verildi. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Değerlendirme parametreleri; semptom süreleri, servikal eklem hareket açıklıkları (EHA), istirahat-hareket-gece Visuel Analog Skala (VAS) değerleri, boyun ağrı ve özürlülük ölçeği (NDI), hasta ve hekim global değerlendirmeleri, algometre ile basınç ağrı eşiği ölçümü ve kısa form-36 (SF-36) yaşam kalitesi değerlendirme anketinden oluşmaktaydı. Değerlendirmeler; tedavi öncesi (T0), tedavi sonrası/3. haftada (T1) ve 6. haftada (T2) yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 25.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda her üç grupta da, tedavi sonrası ve 6. haftada yapılan değerlendirmelerde başlangıca göre, çoğu parametrede iyileşme saptadık. T1 kontrolünde PEMT ve sham PEMT grupları arasında VAS hareket düzeylerinde PEMT lehine anlamlı fark vardı. Gruplar arası analizde T1 kontrolünde PEMT grubu NSE grubuna göre NDI düzeylerinde daha fazla iyileşme gösterdi. 6. hafta kontrolünde ise NDI düzeylerinde PEMT grubunda, sham ve NSE grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha fazla iyileşme mevcuttu. Sonuç: Kronik nonspesifik boyun ağrılı hastalarda NSE'ye eklenen PEMT'in ağrı, dizabilite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olmaktadır. PEMT istirahat, hareket ve gece ağrısını azaltmada egzersize üstün; harekette ağrıyı azaltmada ise plaseboya üstün olup, dizabiliteyi iyileştirmede kısa vadede egzersizden, uzun vadede hem egzersiz hem de plasebodan daha etkili bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Boyun ağrısı, Egzersiz, Kronik nonspesifik boyun ağrısı, Pulse manyetik alan tedavisi

AğrıBoyunBoyun ağrısı+2
Nur Doğanlar
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal kord yaralanmalı hastalarda robot yardımlı el terapisinin el fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Spinal kord yaralanmalı hastalarda el fonksiyonlarının iyileştirilmesi günlük yaşam aktivitelerinin kolaylaştırılması açısından önemlidir. Robot yardımlı terapi bir bilgisayar programı ve mekanik bir cihaz yardımıyla uygulanan egzersizlerden oluşan tedavi yöntemidir. Robot yardımlı terapi yüksek yoğunluklu, sık tekrarlı ve fonksiyonel tedavi imkanı sunmaktadır. Bu çalışmada spinal kord yaralanmalı hastalarda robot yardımlı el terapisinin el fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerindeki etkinliğini değerlendirmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 15.11.2021-15.05.2023 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniğine rehabilitasyon amacıyla başvuran 18-65 yaş arası, spinal kord yaralanması sonrası tetrapleji gelişen 41 hasta değerlendirildi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 38 hastadan çalışmayı tamamlayan 30 hastanın verileri incelendi. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Hastalar robot yardımlı terapi grubu ve konvansiyonel terapi grubu olmak üzere randomize olarak iki gruba ayrıldı. Konvansiyonel terapi grubuna her iki el için 30'ar dakika pasif ve aktif asistif eklem hareket açıklığı egzersizleri, güçlendirme egzersizleri ve görev odaklı egzersizlerden oluşan egzersiz programı uygulandı. Robot yardımlı terapi grubu bu tedaviye ek olarak haftada 5 gün her iki ele 30'ar dakika olacak şekilde el-parmak robotu ile robot yardımlı tedavi aldı. Robotik rehabilitasyonda devamlı pasif eklem hareket açıklığı, aktif assistif egzersiz ve oyun terapisi programları kullanıldı. Her iki gruba haftada 5 gün olacak şekilde 6 hafta boyunca toplam 30 seans tedavi verildi. Değerlendirme parametreleri; el becerisi için Sollerman El Fonksiyon Testi ve Kutu Blok testi; el kavrama gücü ve parmak sıkıştırma gücü için dinamometre; aktivite kısıtlılığı için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ve Omurilik Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği III; sosyal katılım için SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Değerlendirmeler, tedavi öncesi (T0) ve tedavi sonrası (T1) yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 25.0 programı kullanıldı. p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 30 hastanın; robot yardımlı terapi grubunda 2'si kadın (%13,3) ve 13'ü erkek (%86,7), konvansiyonel terapi grubunda 1'i kadın (% 6,7 ) ve 14'ü erkekti (%93,3) (p= 0,543). Her iki grupta grup içi tedavi sonrası (T1) değerlendirmelerde tedavi öncesine (T0) göre Üst Ekstremite Motor Skor, Sollerman El Fonksiyon Testi, sol el için Kutu Blok Testi, Omurilik Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği kendine bakım, hareketlilik ve total skoru, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği kendine bakım ve total skoru parametrelerinde anlamlı iyileşme saptandı. Robot yardımlı terapi grubunda ek olarak sağ el için kutu blok testi, sol el için kavrama gücü, sol el için parmak ucu, lateral ve palmar sıkıştırma gücü, sağ el için parmak ucu sıkıştırma gücü, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği transfer alt parametresi ve SF-36 emosyonel rol kısıtlılığı alt parametresinde tedavi öncesine göre anlamlı iyileşma saptandı. El fonksiyonlarının Sollerman El fonksiyon Testi ve Kutu Blok Testi ile değerlendirmesinde tedavi öncesinde gruplar başlangıçta benzerken tedavi sonrasında robot yardımlı terapi grubunda daha yüksek saptandı (p<0,05). Aktivite kısıtlılığının Omurilik Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği III ile değerlendirmesinde gruplar başlangıçta benzerken tedavi sonrasında kendine bakım alt parametresinde robot yardımlı terapi grubunda daha yüksek saptandı (p<0,05). Sonuç: Spinal kord yaralanmalı tetraplejik hastalarda konvansiyonel terapiye eklenen robot yardımlı el terapisi, konvansiyonel terapiye kıyasla el fonksiyonları ve yaşam kalitesini iyileştirmektedir. Anahtar kelimler: Omurilik yaralanmaları, tetrapleji, el rehabilitasyonu, robotik rehabilitasyon, el fonksiyonları, yaşam kalitesi

Melek Rukiye Taşgın
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lateral epikondilitli hastalarda ekstrakorporeal şok dalga tedavisine (ESWT) eklenen plateletten zengin plazma (PRP) tedavisinin klinik ve ultrasonografik olarak etkinliği: prospektif randomize kontrollü çalışma

Amaç: Çalışmamızın amacı, kronik lateral epikondilitli hastalarda ev egzersiz programı ve ESWT tedavisine ek olarak PRP veya Sham PRP enjeksiyonlarının eklenmesinin ağrı, el kavrama kuvveti, fonksiyonel aktiviteler, yaşam kalitesi ve USG parametreleri üzerine etkinliğini belirlemek ve tedavilerin birbirlerine olan üstünlüklerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 18-65 yaş aralığında, şikâyetleri 3 aydan fazla devam eden ve lateral epikondilit tanısı konulan toplam 91 hasta dahil edildi. Hastalar üç tedavi grubuna randomize edildi. Her gruba her gün 3 ay boyunca germe ve eksantrik güçlendirme egzersizlerini içeren ev programı ve 3 hafta boyunca haftada 1 olmak üzere toplam 3 seans ESWT (8 Hz, 2.0 bar, 2000 atım) uygulanması planlandı. Birinci grup tek doz PRP enjeksiyonu, ESWT ve egzersiz; ikinci grup tek doz sham PRP enjeksiyonu, ESWT ve egzersiz; üçüncü grup ESWT ve egzersiz tedavisi aldı. Hastalar tedavi öncesi (T0), tedavi bitimi (T1: 4.haftada) ve tedaviden sonra 12.hafta (T2) olmak üzere toplam üç kez değerlendirildi. Hastalar, Vizüel Analog Skala (VAS) ile istirahat, hareket ve gece ağrı şiddeti, Jamar dinamometre ile elin kavama kuvveti, Hasta Bazlı Lateral Epikondilit Değerlendirme Ölçeği (PRTEE) ve Hızlı Kol, Omuz ve El Özürlülük Ölçeği (Quick DASH) ile fonksiyonellik, SF-36 ile yaşam kalitesi, İzokinetik Dinamometre cihazı ile el bileği ekstansör ve fleksör kuvveti ve ultrasonografik değişiklikler için ortak ekstansör tendon (CET) kalınlığı ölçümleri ve total ultrasonografi (USG) skalası skoru (hipoekojenite, neovaskülarite, heterojenite, kemik anormalliği) parametreleri ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmayı tamamlayan 91 hastanın 65'i (%71.4) kadın, 26'sı (%28.6) erkekti. Katılımcılar demografik veriler açısından homojen dağılım göstermekteydi. Her üç tedavi grubunun zamansal takiplerinde VAS istirahat, hareket ve gece, el kavrama kuvveti, PRTEE-ağrı, fonksiyon ve total, Quick DASH, SF-36 alt parametreleri, USG değerlendirmeleri (CET kalınlığı, hipoekojenite ve TUSS), İzokinetik Dinamometre cihazı ile yapılan fleksiyon ve ekstansiyon kas gücü değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler saptandı. Gruplar karşılaştırıldığında, T1 ve T2 ölçümlerinde 1. grubun, VAS hareket ve VAS gece skorlarını azaltmada diğer gruplara kıyasla daha üstün olduğu gözlemlendi. VAS istirahat skorları takiplerinde gruplar arası anlamlı fark olmadığı bulundu. El kavrama kuvvetlerinin T1 ölçümünde 1. grubun, sadece 2.gruba; T2 ölçümünde ise 1. grubun diğer gruplara karşı üstünlüğü saptandı. PRTEE-ağrı, fonksiyon ve total değerlerinde, T2 ölçümlerinde 1. grubun sadece 3. gruba üstün olduğu saptandı. Quick DASH skorlarının T2 ölçümlerinde, 1. grubun diğer gruplara üstün olduğu bulundu. Tüm ultrasonografik değerlendirme parametrelerinde T1 ve T2 ölçümlerinde gruplar arası anlamlı farklılık saptanmadı. İzokinetik Dinamometre cihazı ile yapılan kas gücü değerlendirmelerinde T1 ve T2 ölçümlerinde 1. grubun, 2. gruba fleksiyon ve ekstansiyon kas gücü değerlendirmelerinde üstün bulundu. Ancak sadece ekstansiyon kas gücü değerlendirmelerinde, T1 ölçümünde 3. grup, 2. gruba üstün bulundu. Sonuç: ESWT ve PRP lateral epikondilit tedavisinde beraber kullanılması ağrı, fonksiyonellik, el kavrama kuvveti ve yaşam kalitesi gibi klinik parametrelerinin üzerine, ESWT'nin tek başına kullanılmasından daha üstün bulunmuştur. Ancak bu tedavi yöntemleri ultrasonografik parametreler üzerine olumlu etkileri olsada, birbirlerine üstünlüğü gösterilememiştir. Sonuç olarak, ESWT ve PRP tedavisinin kombinasyonu lateral epikondilit tedavisinde etkili, güvenilir şekilde kullanılabilir görünmektedir.

Ali İzzet Akçin
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnmeli hastalarda repetatif transkranial manyetik stimulasyon tedavisinin alt üriner sistem disfonksiyonları üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, inme sonrası üriner inkontinans olan hastalarda tekrarlayan transkranial manyetik stimülasyon (rTMS) tedavisinin etkinliğini ve güvenilirliğini sham rTMS ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya inme sonrası üriner disfonksiyon (ÜD) gelişen 40 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele olarak rTMS (n=20) veya sham rTMS (n=20) gruplarına ayrıldı. rTMS grubu, 3 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 15 seans, 1 Hz frekansında, %80 motor eşik uyarısı ile rTMS tedavisi aldı. Sham rTMS grubu ise rTMS cihazına benzer bir cihazla plasebo tedavisi aldı. Her iki grup da takip süresince konvansiyonel inme rehabilitasyon programına devam etti. Hastaların değerlendirilmesi tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 8. haftada yapıldı. Değerlendirmede Danimarka Prostat Semptom Skoru (Danish PSS) Üriner İnkontinans Yaşam Kalite Ölçeği (I-QOL), İdrar Kaçırma Anket Kısa Formu (ICIQ-SF) ve Aşırı Aktif Mesane Semptom Skoru (AAMSS), Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FİM), Barthel İndeksi ve Beck Depresyon Ölçeği, ayrıca üroflowmetri testi kullanıldı. Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikler (yaş, cinsiyet, inme tipi, inme zamanı) ve başlangıç değerlendirme skorları açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). rTMS grubu, sham rTMS grubuna kıyasla Danish PSS, I-QOL, ICIQ-SF ve AAMSS skorlarında tedavi sonrası ve 8. haftada istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gösterdi. rTMS grubunda Danish PSS skorları tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve 8. haftada anlamlı olarak azalırken (sırasıyla p=0.02, p=0.01), sham rTMS grubunda anlamlı bir değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Benzer şekilde, rTMS grubunda I-QOL skorları tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve 8. haftada anlamlı olarak artarken (sırasıyla p=0.03, p=0.008), sham rTMS grubunda anlamlı bir değişiklik saptanmadı (p>0.05). rTMS grubunda ICIQ-SF ve AAMSS skorları da tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve 8. haftada anlamlı olarak azalırken (sırasıyla p=0.01, p=0.005 ve p=0.02, p=0.01), sham rTMS grubunda her iki skor için de anlamlı bir değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Ayrıca rTMS grubunda, SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin alt ölçeklerinde, FIM ve Barthel İndeksi skorlarında sham rTMS grubuna göre anlamlı iyileşmeler gösterirken (p<0.05), Beck Depresyon Ölçeği skorlarında iki grup arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0.05). üroflowmetri değerlendirmesinde elde edilen objektif sonuçlara göre maksimum akış hızı, işenen hacim, ortalama akış hızı ve rezidü idrar miktarında rTMS tedavisinin uzun dönem takiplerinde görülen iyileşmenin sham rTMS grubuna kıyasla daha fazla olduğu görüldü. Her iki grupta da tedaviye bağlı ciddi bir yan etki gözlenmedi. Sonuç: Bu çalışma, rTMS'un inme sonrası üriner disfonksiyon olan hastalarda semptomları hafifletmede, yaşam kalitesini artırmada ve mesane fonksiyonlarını iyileştirmede etkili ve güvenli bir tedavi yöntemi olabileceğini düşündürmektedir. Bu ön bulguların doğrulanması ve rTMS'un uzun dönem etkilerinin değerlendirilmesi için daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ayşenur Beysel
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitli hastalarda aerobik egzersiz programının hastalık aktivitesi, semptomlar, yaşam kalitesi, spinal mobilite ve serum kalprotektin, visfatin, leptin değerleri üzerindeki etkisi: Ultrasonografik çalışma

Amaç: Çalışmamızın amacı Ankilozan Spondilitli (AS) hastalarda germe egzersizleri ve bisiklet ergometrisinde uygulanan yüksek yoğunluklu aralıklı aerobik egzersiz kombinasyonunun; hastalık aktivitesi, yaşam kalitesi, spinal mobilite, USG parametreleri ve kalprotektin, visfatin, leptin, IL-33 serum değerlerine olan etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 20-60 yaş aralığında, 2009 ASAS kriterlerine göre AS tanılı toplam 56 hasta dahil edildi. Hastalar aerobik + germe egzersiz grubu (28 hasta) ve sadece germe egzersiz grubu (28 hasta) olmak üzere iki tedavi grubuna randomize edildi. Her 2 gruba da gözetim altında 4 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 20 seans servikal, torakal ve lomber omurgaya yönelik eklem hareket açıklığı ve germe egzersizleri verildi. Birinci gruba ek olarak kardiyopulmoner rehabilitasyon ünitemizde bisiklet ergometrisinde yüksek yoğunluklu aralıklı aerobik egzersiz programı uygulandı. Aerobik egzersiz alan hastaların egzersiz şiddeti Wmax (W) = (0.122 x 6DYT) + (72.683 x boy [m]) - 117.109 formülü ile belirlendi; hastalara toplam 25 dakika olmak üzere 4×4 dakikalık aralıklarla belirlenen yükün tamamı, ardından 3x3 dakikalık aralıklarla belirlenen yükün %50'si verildi. Zorlanma derecesi Borg skalasına göre yüksek yoğunluklu aralıklar için 15-17 değerleri, düşük yoğunluklu aralıklar için 12-14 değerleri arasında olacak şekilde takip edildi. Hastalar tedavi öncesi (T0), tedavi bitimi (T1: 4.haftada) ve tedaviden sonra 12.hafta (T2) olmak üzere toplam üç kez değerlendirildi. Hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), eğitim durumu, ek komorbidite varlığı, hastalık süresi, daha önce aldığı tedaviler ve kullandığı ilaçlar) ve HLA-B27 durumu kaydedildi. Akut faz reaktanları CRP (mg/L) ve ESH (mm/saat) ile, hastalık aktivitesi BASDAİ ve ASDAS-CRP ile, fonksiyonel durum BASFİ ile, yaşam kalitesi ASQoL ile, spinal mobilite BASMİ ve alt parametreleri (sağ ve sol lateral fleksiyon, sağ ve sol servikal rotasyon, maksimal intermalleolar mesafe, tragus duvar mesafesi ve modifiye schober testi) ve ultrasonografik değerlendirme parametreleri (T11-12 prone, T11-12 max fleksiyon, T11-12 fark, L4-5 prone, L4-5 max fleksiyon, L4-5 fark) ile, aerobik kapasite 6DYT ile, vücut ağırlığı ve kompozisyonu TANİTA BC 418 kullanılarak BİA yöntemi ile değerlendirildi. Ek olarak göğüs ekspansiyonu değerlendirildi. T0, T1 ve T2'de biyobelirteç olarak serum kalprotektin (ng/ml), visfatin (ng/ml), leptin (ng/ml) ve IL-33 (ng/L) düzeylerinin ölçümü ELISA kitleri ile yapıldı ve sonuçlar kaydedildi. Bulgular: Çalışmayı tamamlayan 56 hastanın 18'i (%32,1) kadın, 38'i (%67,9) erkekti. Gruplar arasında başlangıçta demografik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu (p>0,05). Aerobik + germe egzersiz grubunda T1 ve T2'de BASDAİ, ASDAS-CRP, ASQoL ve 6DYT'deki iyileşme sadece germe egzersizi alan gruptaki iyileşmeye göre üstündü (p<0,05). Her iki grupta T1 ve T2'de BASFİ, BASMİ ve alt parametreleri, ultrasonografik değerlendirme parametreleri (T11-12 prone, T11-12 max fleksiyon, T11-12 fark, L4-5 prone, L4-5 max fleksiyon, L4-5 fark) açısından anlamlı iyileşmeler gözlendi (p<0,05), ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Göğüs ekspansiyonundaki iyileşme aerobik + germe egzersiz grubunda diğer gruba göre üstün bulundu (p<0,05). Grup içi göğüs ekspansiyonu ölçümlerinde izlenen iyileşme her iki grupta T2'de anlamlıyken; aerobik + germe egzersiz grubunda T1'de de anlamlı düzeydeydi (p<0,05). Biyobelirteçler açısından aerobik + germe egzersiz grubunda kalprotektin ve leptin seviyesinde T1 ve T2'de iyileşme gözlendi (p<0,05); kalprotektindeki iyileşme aerobik + germe grubunda üstündü (p<0,05). Leptindeki değişimler açısından tedavi sonrasında gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Tedavi sonrasında her iki grupta da CRP, ESH, Visfatin ve IL-33 düzeylerinde anlamlı değişiklikler izlenmedi (p>0,05). Vücut ağırlığı ve VKİ yalnızca aerobik + germe egzersiz grubunda T1'de iyileşme gösterdi; vücut yağ kütlesinde aerobik + germe egzersiz grubunda T1 ve T2'de iyileşme gözlendi (p<0,05). Gruplar arası vücut ağırlığı, VKİ ve yağ kütlesi açısından tedavi sonrası anlamlı fark yoktu (p>0,05). Korelasyon analizinde serum kalprotektin ile T1 ve T2'de visfatin, leptin ve IL-33 arasında orta-güçlü düzeyde pozitif yönde anlamlı korelasyon gözlendi (p<0,05). Tedavi sonrasında serum kalprotektin seviyesi ile hastalığa özgü parametreler, CRP ve ESH arasında korelasyon saptanmadı. Ultrasonografik değerlendirme parametreleri (T11-12 Max fleksiyon, T11-12 Fark, L4-5 Max fleksiyon, L4-5 fark) ile BASMİ arasında negatif yönde hafif-orta; MST arasında pozitif yönde hafif-orta derecede anlamlı korelasyon saptandı (p<0,05). Sonuç: AS tanılı hastalarda, sadece germe egzersizlerine kıyasla, yüksek yoğunluklu aralıklı aerobik egzersizler ile kombinasyonun hastalık aktivitesi, yaşam kalitesi ve fonksiyonel egzersiz kapasitesi açısından ek faydalar sağladığı görülmüştür. Ayrıca hem aerobik hem de germe egzersizleri spinal mobilitenin iyileştirilmesinde etkili bulunmuştur. Spinal mobilitenin değerlendirilmesinde metrik ölçümlerin yanısıra ultrasonografik ölçümlerin klinik iyileşmeyi yansıtabileceği belirlenmiştir. Bununla birlikte AS'de hastalık aktivitesi değerlendirilmesinde inflamatuar biyobelirteçlerden biri olan serum kalprotektin seviyelerinin katkı sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. AS hastalarında farmakolojik olmayan tedavi yöntemlerinin bir parçası olarak aerobik egzersizlerin, egzersiz reçetelerine eklenmesi tedavi yönetiminde önemli katkılar sunabilir. Aerobik egzersizlerin inflamatuar biyobelirteçler üzerindeki etkisini daha kapsamlı değerlendirebilmek için geniş popülasyonlarla ve daha uzun takip süreleriyle yürütülecek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit, Aerobik egzersiz, Kalprotektin, Ultrasonografi, Yüksek yoğunluklu aralıklı egzersiz

Spondilit-ankilozanİnterlökin 33
Faruk Emre Yulcu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Distal radius uç kırığı sonrası gelişen kompleks bölgesel ağrı sendromu olan hastalarda girdap banyosu ve kontrast banyo tedavilerinin ağrı, dizabilite, fonksiyonellik ve el kavrama gücü üzerine olan etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, distal radius uç kırığı sonrası gelişen kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1 olan hastalarda girdap banyosu ve kontrast banyo tedavilerinin etkinliklerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya distal radius uç kırığı sonrası kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1 gelişen 38 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele olarak kontrast banyo (n=19) veya girdap banyo (n=19) gruplarına ayrıldı. Hastaların değerlendirilmesi tedavi öncesi, tedavi bitimi 4.hafta ve tedavi sonrası 12. haftada yapıldı. Kontrast banyo grubu, 4 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 20 seans tedavi aldı. Her seansta 4 dakika sıcak su (38°C) ve ardından bir dakika soğuk su (10°C) uygulaması periyotlar halinde tekrarlandı ve toplam 20 dakika süren tedavi gerçekleştirildi. Girdap banyosu grubu, 4 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 20 seans, 20 dakika boyunca 32-38°C sıcaklıktaki suda tedavi edildi. Her iki gruba da ek olarak egzersiz ve TENS verildi. Değerlendirmede Vizüel Analog Skala (VAS), eklem hareket açıklıklarını ölçmek için gonyometre, el kavrama kuvvetini değerlendirmek için Jamar Hidrolik El Dinamometresi, Kol Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (Quick-DASH), Hasta Bazlı El Bileği Değerlendirme Anketi (HBEBD), Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi (JTEFT) ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) kullanıldı. Bulgular: Gruplar arasında demografik ve klinik özellikler (yaş, cinsiyet, etkilenen taraf, dominant el, yaralanma mekanizması) ile başlangıç değerlendirme skorları açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Grup içi değerlendirmelerde her iki grupta da VAS, el kavrama kuvveti, eklem hareket açıklıkları, Quick-DASH, HBEBD, JTEFT ve SF-36 skorlarında tedavi sonrasında ve 12. haftada istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler görüldü (p<0,05). Gruplar karşılaştırıldığında VAS, eklem hareket açıklıkları, Quick-DASH, HBEBD, JTEFT ve SF-36 skorlarında tedavi sonrası ve 12. haftada istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). 12. haftada el kavrama kuvvetinde gruplar karşılaştırıldığında kontrast banyo grubunda girdap banyosu grubuna göre daha fazla iyileşme olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma, girdap banyosu ve kontrast banyo tedavilerinin distal radius uç kırığı sonrası kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1 olan hastalarda semptomları hafifletmede, yaşam kalitesini artırmada ve fonksiyonel iyileştirmede etkili ve güvenli bir tedavi yöntemi olabileceğini düşündürmektedir. Elde edilen verilerin klinik uygulamalara yön verebilmesi için daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Radius distal uç kırığı, Kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1, Kontrast banyo, Girdap banyosu, Rehabilitasyon, Ağrı

Duygu Keskin
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koksidini tanılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisi ve intrarektal manipülasyon tedavisinin etkinliklerinin karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu retrospektif çalışmada koksidini tanılı hastaların almış olduğu Pulse elektromanyetik alan (PEMF) tedavisi ve intrarektal manipülasyon tedavilerinin etkinlikleri ve tedaviden faydalanmayı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Haziran 2018 ve Eylül 2019 tarihleri arasında koksidini tanılı ardışık 40 hasta (35 kadın, 5 erkek Yaş:41.42 ±11.93, 19-68 yıl) geriye dönük olarak analiz edildi. Hastaların demografik bilgileri, koksidini etyolojisi, grafi bulguları, komorbidite durumları, koksiks tipleri, anemi varlığı kaydedildi. Hastalar aldıkları tedaviye göre iki ayrı grupta değerlendirildi. PEMF (pulse elektromanyetik alan) tedavisi alan 20 hasta, intrarektal manipülasyon uygulanan 20 hasta vardı. Hastalar VAS (Vizüel Ağrı Skalası), Paris anketi, EuroQool (EQ-5D-3L) Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Oswetry Bel Ağrısı Engellilik Düzeyi anketlerinden alınan verilerle değerlendirildi. BULGULAR: Her iki tedavi grubundaki hastalık aktivite indekslerinin tedavi öncesi ve tedaviden 6.ay sonraki değerleri kıyaslanmıştır.Buna göre DGDVAS (doktor global değerlendirme vizüel analog skala), HGDVAS (hasta global değerlendirme vizüel analog skala ) , Paris anketi, EUROQOL Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Oswetry Bel Ağrısı Engellilik Düzeyi anketlerinde tedavi öncesine göre tedaviyle birlikte, 6. ayda dahi devam eden istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme saptanmıştır. ( Magnetoterapi grubu için p= 0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,001, p=0,001; manipulasyon grubu için p=0,005, p=0,011, p=0,001, p=0,026, p=0,000). Her iki grupta da koksiks Tip-2'de , diğer koksiks tiplerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek DGDVAS skoru saptanmıştır. ( magnetoterapi grubu için p=0,038; manipulasyon grubu için p=0,018) Manipulasyon grubunda şoför olanlarda anlamlı derecede yüksek HGDVAS indeksi saptanmıştır. (p=0,014) Magnetoterapi grubunda, dejeneratif grafi bulgusu olanlarda anlamlı derecede yüksek oswestry indeksi saptanmıştır. (p=0,033) Oswetry indeksinde de manipulasyon kolunda hastalık süresi, yaş ve VKİ ile pozitif yönde korelasyon saptanmıştır. (p=0,439, p=0,462, p=0,410) SONUÇ: Koksidini hastalarında magnetoterapi ve intrarektal manipulasyon tedavilerinin kısa ve orta dönemde etkin oldukları tespit edilmiştir. Bu iki tedavi yönteminin koksidinin konservatif tedavisinin bir parçası olabileceğini öngörmekteyiz.

Elektromanyetik alanlarFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+5
Yıldıray Aydın
Sakarya University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyet ve gıda katkı maddesi kullanan romatoid artrit hastalarında klinik aktivitenin takibi ve diğer gruplarla karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada kurkumin ekstresi kullanımının Romatoid Artrit (RA) hastalarında laboratuvar parametreleri ve klinik hastalık aktivitesi üzerine etkileri araştırıldı. YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı polikliniğinde RA tanısı ile takipli en az 12 haftadır metotreksat 10 mg/hafta, prednizolon 5-7.5 mg/gün ve folik asit 5mg/hafta tedavisi alan 30-60 yaş arası 60 kadın RA hastasında kurkumin kullanımını retrospektif olarak inceledik. 2x125 mg kurkumin ekstresini 2 ay kullanmış olan 30 hastayı kurkumin grubu olarak ve hiçbir gıda takviyesi almayan 30 hastayı kontrol grubu olarak aldık. Kurkumin grubunun Eritrosit Sedimentasyon Hızı (ESH) ve C-Reaktif Protein (CRP) değerleri, hassas ve şiş eklem sayısı, Vizüel Analog Skala (VAS) ve Hastalık Aktivite Skoru 28-ESH (DAS28-ESH) skorları, Uyku Hijyen İndeksi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ), Romatoid Artrit Yaşam Kalite Ölçeği (RAQoL), Duruöz El İndeksi puanları ve sabah tutukluluğunun başlangıç, 2.ay ve 4.ayda değişimlerini değerlendirdik. Kontrol grubuna göre karşılaştırdık. BULGULAR: Kurkumin alan grupta başlangıca göre 2. ayda sabah tutukluluğu süresi, VAS, HAQ ve DAS28-ESH skoru, hassas eklem sayısı, Uyku Hijyen İndeksi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, RAQoL ve Duruöz El İndeksi puanlarında istatistiki anlamlı fark saptanmıştır. 2. ay ile 4. ay arasında istatistiki anlamlı fark saptanmamıştır. Şiş eklem sayısında iyileşme başlangıca göre 4. ayda gerçekleşmiştir. Fakat ESH ve CRP değerlerinde başlangıç ile 2. ay arasında istatistiki anlamlı fark bulunmamıştır. Kurkumin grubu 2. ay ve 4. ay sabah tutukluğu süresi, VAS skorları, hassas eklem sayısı, DAS28-ESH, Uyku Hijyen İndeksi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, HAQ, RAQoL ve Duruöz El İndeksi puanları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olarak saptanmıştır. ESH, CRP değerleri ile şiş eklem sayısında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. SONUÇ: RA hastalarının tedavisi uzun ve maliyetlidir. RA hastalarında kurkumin takviyesi ağrıyı ve yorgunluğu azaltarak, eklem bulgularını ve fonksiyonelliği iyileştirerek hastalara dinamik bir hal sağlar. Medikal tedavinin yanına kurkumin takviyesi eklenmesi hastaların remisyona ulaşmasında faydalı görünmektedir. Anahtar Sözcükler: Diyet, kurkumin, romatoid artrit

Artrit-romatoidBitki özütüDiyet+2
Merve Baykul
Sakarya University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarında inflamatuar belirteçlerin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmanın amacı romatoid artritli hastalar ve sağlıklı popülasyonun biyokimya ve hemogram parametrelerinden özellikle CRP/albümin oranı, nötrofil/lenfosit oranı, trombosit/lenfosit oranı, lenfosit/monosit oranı, RDW (Red cell Distrubition Width), MPV (Mean Platelet Volüme) ve lomber ile femur kemik mineral yoğunluğunun karşılaştırılarak bu değerlerin romatoid artrit ile ilişkisini değerlendirmektir. YÖNTEM: Çalışmaya romatoid artrit tanılı 56 kadın ve 14 erkek hasta vaka grubu olarak , herhangi bir romatolojik hastalığı olmayan sağlıklı 47 kadın ve 3 erkek kontrol grubu olarak dahil edildi. Bireylerin demografik özellikleri kaydedildi. Retrospektif olarak taranan dosyalardan CRP/albümin oranı, nötrofil/lenfosit oranı, trombosit/lenfosit oranı, lenfosit/monosit oranı, RDW, MPV ile kemik mineral yoğunluğu kaydedildi. Romatoid artrit tanısı ile takip edilen hastaların aldıkları medikal tedaviler kaydedildi, 59 hasta sentetik DMARD (disease modifying anti-rheumatismal drug), 11 hasta biyolojik DMARD kullanmaktaydı. BULGULAR: Vaka ve kontrol grubu arasında hastaların yaş , boy, kilo, VKİ (Vücut kitle indeksi) anlamlı (p <0.05) farklılık göstermedi. Her iki grupta kadın cinsiyet ( p= 0,030) baskındı. Vaka grubunda CRP, CRP/albumin oranı, NLR, PLR kontrol grubundan anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksekti. Vaka grubunda albumin , lenfosit, LMR, L1-4 vertebra KMY, Femur total KMY kontrol grubundan anlamlı (p <0.05) olarak daha düşüktü. Vaka grubunda sentetik DMARD kullananlarda nötrofil, NLR, RDW biyolojik DMARD kullananlara göre anlamlı (p<0.05) olarak daha yüksek bulundu. SONUÇ: İnflamasyon ile seyreden RA hastalığında CRP/albumin oranı, NLR ve PLR hastalık aktivitesinin ve inflamasyon düzeyinin belirlenmesinde etkili bir belirteç olabilir. Romatoid artritte kullanılan medikal tedavilerin son zamanlarda hastalık aktivitesinin belirlenmesinde gündemde olan CRP/albumin oranı, NLR ve PLR üzerindeki etkilerinin çalışıldığı yeterli araştırma literatürde bulunamamıştır. Tedavi gruplarınında ele alındığı yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: CRP/albumin oranı, lenfosit/monosit oranı, nötrofil/lenfosit oranı, platelet/lenfosit oranı

AlbüminlerArtrit-romatoidC reaktif protein+5
Ayşenur Felekoğlu Aydeniz
Sakarya University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporozda hemogram parametrelerinin değerlendirilmesi

GİRİŞ ve AMAÇ: Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve mikromimarisinde bozulma ile karakterize metabolik bir kemik hastalığıdır. Osteoporozla inflamasyon arasındaki ilişki sıkça vurgulanmaktadır. Çalışmamızda inflamasyon parametresi olarak değerlendirilen nörofil/lenfosit oranı (NLR), platelet /lenfosit oranı (PLR), monosit /lenfosit oranı (MLR) değerlerinin osteoporoz, osteopeni ve normal gruplar arasında farklılığına; lomber ve femur T skoru değerleri ile NLR, MLR, PLR değerlerinin korelasyonuna bakılarak osteoporoz ile inflamasyon arasındaki ilişki gösterilmeye çalışılmıştır. YÖNTEM: 2019-2021 yılları arasında Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi FTR polikliniklerine başvurup DEXA ile KMY ölçümü yaptırmış 350 kadın hastanın DEXA sonuçları ile hemogram parametreleri, NLR, PLR, MLR değerleri, eritrosit sedimantasyon hızı, C-reaktif protein (CRP), D vitamini, kalsiyum, fosfor, parathormon(PTH), alkalen fosfataz (ALP), ürik asit ve B12 değerleri kaydedildi. Romatizmal hastalığı, malignitesi olanlar, steroid veya hemogram parametrelerini değiştirebilecek ilaç kullananlar çalışma dışı bırakılarak 250 hasta KMY ölçümüne göre osteoporoz, osteopeni ve normal olarak 3 gruba ayrıldı. Gruplar arası NLR, PLR, MLR nin farklılığına ve lomber ile femur T skoruyla korelasyonuna bakıldı. İstatistiki analizde değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde ANOVA, Kruskal-wallis, mann-whitney u test, nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test, ki-kare test koşulları sağlanmadığında fischer test kullanıldı. Analizlerde SPSS 28.0 programı kullanıldı. BULGULAR: Hastaların 101'i osteoporoz, 100'ü osteopeni ve 49'u normal olarak sınıflandırıldı. Osteoporoz grubunda lenfosit ve monosit değerleri diğer gruplardan anlamlı olarak düşük (p<0,05) bulunurken, nötrofil yüzdesi, NLR ve PLR değerleri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. NLR, PLR, MLR değerleri sedimantasyon ve CRP ile korelasyon göstermemiştir (p>0,05). Lomber ve femur T skoru ile PLR değeri negatif korelasyon göstermiştir. (r= - 0,250, p=0,00; r= -0,134, p= 0,035) SONUÇ: Çalışmamızda NLR ve PLR'nin osteoporoz grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek bulunması,lomber ve femur T skoru değerlerinin PLR ile negatif korelasyon göstermesi osteoporozun inflamatuar bir süreç ile ilişkili bir hastalık olabileceğini, komorbid inflamatuar hastalıkların osteoporozu derinleştirebileceğini düşündürmüştür.

Kan sayımıNötrofil/lenfosit oranıOsteoporoz+1
Nuran Eryılmaz
Sakarya University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda kardiyovasküler tutulum ve klinik ve laboratuvar bulgularla ilişkisi

Muhaddis Mert
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartriti olan hastalarda fizik tedavi uygulamalarının ve kinezyolojik bantlamanın kinezyofobi üzerine ve kuadriceps kasının kalınlığı üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, diz osteoartriti olan hastalarda aynı izometrik ve izotonik egzersizin ve bu egzersize ek olarak uygulanan kinezyo bantlamanın ve fizik tedavi ajanlarının hastalarda kinezyofobi düzeyine, ultrason cihazıyla ölçülen kuadriseps kası kalınlığına olan etkisini araştırmaktır. Bu etkiyi araştırmak için Abant İzzet Baysal Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ve Rehabiliyasyon Eğitim Araştırma Hastanesine diz ağrısı şikayetiyle başvuran ve American College of Rheumatology (ACR) kriterlerine göre osteoartrit tanısı konmuş ayrıca Kellgren-Lawrence evrelemesine göre evre 2 ve evre 3 osteoartriti olan 90 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Prospektif olarak planlanan çalışmada hastalar üç gruba randomize olarak ayrıldı. 1. gruba dört hafta boyunca haftada üç gün, günde ise yarım saat olmak üzere izometrik diz egzersizleri verildi. 2. gruba her gruba verilen bu egzersiz programına ek olarak kinezyo bant tedavisi uygulandı. Kinezyo bant tedavisi hafta üç gün olmak üzere toplamda iki hafta boyunca uygulandı. 3. gruba ise diğer gruplara da aynı şekilde verilen egzersiz tedavisinin yanında toplamda iki hafta boyunca on seans olarak konvansiyonel fizik tedavi ajanları verildi. Fizik tedavi hotpack, terapötik ultrason ve tens tedavilerinden oluştu. Tüm hastalar tedavi öncesinde ve sonrasında Vizüel Analog Skala (VAS), Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index (WOMAC), TAMPA Kinezyofobi Ölçeği ile değerlendirildi. Ayrıca tüm hastaların tedavi öncesi ve sonrası tanısal ultrason cihazıyla kuadriseps kası kalınlığı ve vastus intermedius kası kalınlığı ölçüldü. Tüm gruplarda VAS, TAMPA, WOMAC değerlerinde düzelme görüldü ve bu düzelme istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Bu düzelmeler gruplar arası değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tüm gruplarda tedavi sonrasında kuadriseps kası kalınlığı ve vastus intermedius kası kalınlığı tedavi öncesine göre arttı. Bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arası değerlendirildiğinde kuadriseps kası kalınlığı ve vastus intermedius kası kalınlığı açısından grupların arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Bu bulgular, egzersiz tedavisinin hastaların VAS, WOMAC, TAMPA ölçeklerinde düzelme sağlayabileceği ve kuadriseps ve vastus intermedius kası kalınlıklarında artış sağlayabileceğini gösterdi.

DizDiz eklemiFizik tedavi+4
Ayşe Özdemirkan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bisikletli fonksiyonel elektriksel stimülasyon ve konservatif rehabilitasyon uygulamasının inmeli hastalarda fonksiyonel durum ve kas özellikleri üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmamızda inme hastalarında konservatif rehabilitasyon(KR) ile KR'ye ek olarak uygulanan güncel alt ekstremite bisikletli FES uygulamasının günlük yaşam aktiviteleri, motor iyileşme, yürüme mesafesi, mobilizasyon, denge, yorgunluk, kas gücü gibi fonksiyonel durumlar üzerine olan etkinliğini ve ultrasonografik kas özellikleri üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi ve karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma prospektif randomize kontrollü, değerlendirici kör olarak planlandı. İnme sonrası 3 ay ila 5 yıl süre geçmiş olan; 21-85 yaş arası, ilk kez serebrovasküler olay geçiren, destekli olarak veya cihaz yardımıyla kısa mesafe yürüyebilen, mini mental testte 24 ve üzeri puan alan 30 hemiplejik hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı. 1. gruba 6 hafta boyunca yalnızca KR, 2. gruba KR tedavisine ek olarak 4 hafta boyunca haftada 3 gün biofeedback etkili bisikletli FES uygulandı. Tüm katılımcılar tedavi öncesi ve tedavi sonrası(6. Hafta) iki kez değerlendirildi. Katılımcıların motor iyileşme durumları Brunnstrom iyileşme evrelemesi ve Fugl-Meyer alt ekstremite değerlendirmesi(FMD) ile; denge seviyeleri Berg Denge Ölçeği(BDÖ) ile; ambulasyon durumları Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflaması(FAS), günlük yaşam aktiviteleri Barthelindeksi(Bİ) ile; spastisite seviyeleri Modifiye Ashworth Skalası(MAS) ile; yorgunluk seviyeleri Yorgunluk Şiddet Ölçeği(YŞÖ) ile; yürüme mesafeleri 6 dakika yürüme testi(6dkYT) ile; diz ekstansör ve diz fleksör kas güçleri(DEKG, DFKG) manuel dinamometre ile değerlendirildi. Etkilenen tarafın rektus femoris kasının pennat açısı(PA) ve rektus femoris kas kalınlığı(RKK) ultrasonografi ile değerlendirildi. Bulgular:Çalışma sonucunda her iki grupta da grup içi tedavi sonrasında, tedavi öncesine göre BDÖ, FAS, BI, FMD, 6dkYT, DEKG, RKK skorlarında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptandı. DFKG, YŞÖ, Brunnstrom alt ekstremite, PA değerlerinde yalnızca 2. Grup tedavi sonrası, tedavi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdi. MAS değerlerinde her iki grubun da grup içi ve gruplar arası tedavi sonrası, tedavi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arası değerlendirmelerde iki grubun birbirine anlamlı üstünlüğü tespit edilmedi. Sonuç: İnme rehabilitasyonunda kullandığımız konservatif rehabilitasyon uygulamaları ve bisikletli FES tedavisi hastaların fonksiyonel durumunun gelişmesinde önemli katkıları bulunmaktadır. Ancak tedavi sonunda grupların birbirlerine üstünlükleri görülememiş olmasına rağmen bisikletli FES uygulanan grupta tedavi sonunda DFKG, rektus femoris PA değerlerinde artış ve yorgunluk şiddetinde iyileşme görülmesi dikkat çekicidir. Gelecekte, çok merkezli, uzun dönem takip sonuçlarını içeren, çok sayıdaki inme hasta grupları ile oluşturulmuş, farklı dozların kullanıldığı bisikletli FES cihazı ile yapılacak çalışmalarının literatüre katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler:İnme, Konservatif rehabilitasyon, Bisikletli fonksiyonel elektriksel stimülasyon

Zeynep Şafak İbişoğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriatik artrit ve diğer otoimmün romatizmal hastalıklara eşlik eden tiroid hastalıkları

GİRİŞ VE AMAÇ: Otoimmün tiroid disfonksiyonu ile Romatoid artrit (RA), primer Sjögren sendromu (SjS) gibi bağ dokusu hastalıkları arasında birliktelik olduğu iyi bilinmesine rağmen, benzer bir ilişkinin psöriatik artrit (PsA), ankilozan spondilit (AS) ve diğer spondiloartrit grubu hastalıklarda olup olmadığı konusunda daha az veri vardır. Bu nedenle, bu tez çalışmasında, PsA, AS ve RA'li hastalarda otoimmün tiroid disfonksiyonu sıklığının belirlenmesi ve bu sıklığın, sağlıklı kontrol grubundan farklı olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu kesitsel çalışmaya, 21 PsA, 26 AS, 24 RA hastası alınmıştır. Sağlıklı kontrol grubu olarak, romatolojik hastalığı (RH) olan grup ile yaş ve cinsiyet uyumlu 27 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. PsA, AS, RA ve sağlıklı kontroller otoimmün tiroid hastalığı açısından değerlendirilmiştir. Bu açıdan her olguya, tiroid ultrasonografisi (USG) yapılmış ve tiroid bezi; büyüklük, nodülarite ve homojenite açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca serum serbest triiodotironin (sT3), tiroksin (sT4), tiroid-stimülan hormon (TSH), anti-TPO (Anti-tiroid peroksidaz) ve anti-TG (Anti-tiroglobulin) antikor düzeyleri belirlenmiştir. En az bir tiroid otoantikor pozitifliğine ek olarak, tiroid fonsiyon testlerinde bozukluk veya USG ile tiroid parankiminde heterojenite kriterlerinden en az birisini daha karşılayan olgulara Hashimato tiroiditi (HT) tanısı konulmuştur. BULGULAR: Ultrasonografi ile tiroid bezinde hipoekojenite sıklığı ve HT sıklığı AS ve RA'li hastalarda sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak, daha yüksek bulunmuş fakat nodülarite, tiroid bez boyutu ve tiroid fonksiyon testleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır. PsA grubunda sağlıklı kontrol grubu arasında troid fonksiyon bozukluğu, tiroid bez boyutu ve nodülarite açısından anlamlı fark gözlenmedi ve HT sıklığı sağlıklı kontrollerden fazla olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı değildi. SONUÇ: Çalışmamızda PsA, AS ve RA'li hastalarda otoimmün tiroid disfonksiyonu sıklığı sağlıklı kontrollerden yüksek bulunmuştur ve bu bulgu literatürdeki önceki çalışmaların sonuçlarıyla uyumludur. Bu nedenle, romatizma hastalığı (RH) olan olgularında eşlik edebilecek otoimmun tiroid disfonksiyonu olabileceği akılda bulundurulmalı ve gerek görüldüğünde hastalar bu açıdan klinik ve laboratuar olarak değerlendirilmelidir. Ancak, PsA, AS ve RA ile otoimmün tiroid disfonksiyonu arasında birliktelik olup olmadığı konusunu daha netleştirmek için, benzer çalışmaların çok daha yüksek sayıda hasta gruplarında tekrarlanması ve her iki hastalık için patogenetik mekanizmaların daha iyi aydınlatılması gereklidir.

AnkilozArtrit-psoriatikArtrit-romatoid+5
Sibel Atalay
Sakarya University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitli hastalarda klinik ve ultrasonografik olarak ölçülen entezit skorları ile denge ve kinezyofobi arasındaki ilişki

Amaç: Ankilozan spondilit (AS) tanılı hastalarda entezis bölgelerinin klinik ve ultrasonografik olarak değerlendirilmesi, elde edilen sonuçların kinezyofobi ve denge ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış, yaşları 18 ila 65 arasında değişen 46 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubu ise yaş ve cinsiyet açısından benzer özelliklere sahip 40 kişiden oluşmaktadır. Her iki grubun sosyodemografik özellikleri, AS hastalık aktivitesi için BASDAİ (Bath AS Hastalık Aktivite İndeks), günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonellik düzeyi için BASFİ (Bath AS Fonksiyonel İndeks) , mobilite düzeyleri için BASMİ (Bath AS Metroloji İndeks) ölçekleri kullanıldı. Kinezyofobi düzeylerini ölçmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ); dengenin ölçülmesinde ise Berg Denge Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Entezis bölgelerinin değerlendirilmesinde MASES entezit ölçeğinin yanı sıra ultrasonografik muayene ile elde edilen GUESS skoru kullanıldı. Bulgular: Her iki grup karşılaştırıldığında yaş, cinsiyet, VKİ, meslek ve eğitim durumu açısından benzer özellik gösteriyordu. Her iki grup arasında BASDAİ, BASFİ, BASMİ, BDÖ, TKÖ, MASES ve GUESS skoru arasında anlamlı fark bulunuyordu. Berg Denge Ölçeği ile GUESS ve MASES entezit skorları arasında negatif yönde korelasyon varken kinezyofobi ile GUESS ve MASES entezit skorları arasında ise pozitif korelasyon vardı. Yaş, CRP, BASMİ ve BASFİ skorları ile kinezyofobi arasında pozitif korelasyon varken denge ile negatif yönde korelasyon vardı. Her iki entezit skoru ölçeği (MASES ve GUESS) arasında ise pozitif korelasyon bulundu. Sonuç: Entezit AS'nin en önemli karakteristik bulgularından biridir. Entez bölgesindeki inflamasyona bağlı oluşan yapısal değişiklikler ve proprioprioseptif geri bildirimin etkilenmesi sonucu dengede bozulma meydana gelebileceği düşünülmektedir. Biz çalışmamızda buradan yola çıkarak entezit skorları ile kinezyofobi ve denge arasında anlamlı ilişki tespit ettik. AS tedavisinde egzersizin temel köşe taşı olduğu düşünüldüğünde hastalarda oluşan denge bozukluğu ve kinezyofobinin AS rehabilitasyon sürecini olumsuz etkileyeceği kaçınılmazdır. Bu nedenle özellikle kullanımı ve ulaşımı kolay USG ile birlikte entezit değerlendirmesinin kinezyofobi ve denge bozukluğu için yüksek riski olan hastaların erken tespitinde yararlı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Ankilozan Spondilit , Entezit , Denge

Elif Selim Bahadır
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal diz osteoartiritli hastalarda D vitamini seviyelerinin ve kemik mineral yoğunluğunun femoral troklear kıkırdak kalınlığı ölçümüne etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, diz osteoartriti (OA) tanısı almış postmenopozal dönemdeki kadınlarda, kas-iskelet sistemi ultrasonu (US) kullanarak her iki diz için femoral troklear kıkırdak kalınlığını ölçmeyi, 25-OH (hidroksi) D vitamininin ve kemik mineral yoğunluğunun (KMY) bu kıkırdak kalınlığı üzerine prediktif etkilerini incelemeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 42 kadın hasta ve 21 sağlıklı kadın gönüllüden oluşan kontrol grubu alındı. Bireylerin yaş, vücut kitle indeksi, egzersiz alışkanlığı, sigara içip içmedikleri ve laboratuvar test sonuçları kaydedildi. Hastaların ayakta basarken anteroposterior ve lateral diz grafileri çekildi. Radyolojik diz OA evrelemesi Kellgren-Lawrence skalası kullanılarak yapıldı. KMY ölçümleri (gr/cm2) lomber vertebra (L1-L4) ve sol kalçadan DEXA (Dual enerji x-ray absorbsiyometri) (Hologic explorer-S/N 90763) yöntemi ile ölçüldü. 5–13-MHz lineer problu US cihazı kullanılarak kıkırdak kalınlıkları, osteofit, kalsifikasyon ve subkondral kemik düzensizliği değerlendirildi. Hastaların sırasıyla ağrı ve fonksiyonel durumları WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index) OA indeksiyle, yaşam kalitesi ise KF-36 (kısa form-36) ile değerlendirildi. BULGULAR: 25-OH D Vitamini seviyeleri ile SoİB (sol interkondiler bölge), SoLK (sol lateral kondil), SaİB (sağ interkondiler bölge) 'den yapılan ölçümler ve aynı zamanda kalça KMY değerleri ile SoLK (sol lateral kondil), SaLK (sağ lateral kondil)'den yapılan ölçümler arasında pozitif korelasyon vardı. Kıkırdak klaritesi, her iki diz için kontrol grubunda daha iyi kalitedeydi. Kalsifikasyon her iki grupta da saptanmazken, osteofit sadece hasta grubunda saptandı. Hastaların kıkırdak klarite skorları ile WOMAC toplam skorları arasında pozitif ilişki varken, KF-36 toplam skorlarıyla kıkırdak klarite skorları arasında negatif korelasyon bulundu. SONUÇ: Düşük 25-OH D vitamini seviyeleri femoral kıkırdak kalınlığını olumsuz etkilemektedir. KMY ile ilgili sonuçlar çelişkilidir. Kıkırdak klaritesi, hastanın yaşam kalitesi ve fonksiyonel durumunu yansıtmada, kıkırdak kalınlığına göre oldukça başarılı bir parametre olarak gözükmektedir. Ancak bu sonucun bu konuda yapılan ilk çalışma olması nedeni ile ek çalışmalarla desteklenmesi gereklidir.

Kemik dansitesiKıkırdakMenopoz+5
Nedim Kaban
Sakarya University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar romatizmal hastalıklarda entesopati sıklığı ve hastalık aktivitesi ile fonksiyonel son durum üzerine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada romatoid artrit (RA) ve aksiyel spondiloartropati (SpA) hastalarında ultrasonografik ve klinik olarak entesopati sıklığını ve bu durumun hastalık aktivitesi ve fonksiyonel durum ile olan ilişkisini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 33 aksiyel SpA, 21 RA ve 30 sağlıklı olgu dahil edildi. Klinik ve fonksiyonel değerlendirmede BASDAI, BASFI, ASQoL, DAS28, HAQ, enteseal ağrı için VAS, entezit US değerlendirmesi için MASEI skorlaması kullanıldı. Ultrasonografik olarak tüm hasta ve kontrol gruplarında 172 diz, ayak bileği ve dirsek bölgesi muayene edildi. BULGULAR: Entezit fizik muayenesi total skorları aksiyel SpA grubunda 1.97 ± 2.68, RA grubunda 2.43 ± 1.80, kontrol grubunda 0.23 ± 0.12 idi. Aksiyel SpA grubu ile RA grubu arasında entezit fizik muayenesi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p= 0.123). MASEİ indeksine göre kuadriseps tendon enteziti ve distal patellar ligament entezitinde aksiyel SpA ve RA grubu arasında anlamlı fark gözlenemedi (MASEI 3,4,5) (p=0.993, p=0.124, p=0.652). Onun dışındaki tüm MASEİ entezit noktalarında ultrasonografik olarak Aksiyel SpA hastaları istatistiksel olarak daha yüksek entezit skoruna sahipti (p<0.05). Aksiyel SpA hasta grubunda BASDAI skorları ile entezit fizik muayene toplam skorları ve MASEİ toplam skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki tespit edildi (r= 0.739, p= 0.0001, r=0.516, p=0.002). ASQoL toplam skorları ile MASEİ toplam skorları arasında orta derecede anlamlı bir korelasyon bulundu (r=0.466, p=0.006). HAQ toplam skorları ile MASEİ toplam skorları arasında anlamlı bir korelasyon bulunmadı (r=0.213, p=0.065). TARTIŞMA VE SONUÇ: Aksiyel SpA hastalarında RA'dan farklı olarak ultrasonografik ve klinik olarak entezit araştırılması için kalkaneal entezit bölgesine odaklanılmalıdır. Aksiyel SpA'da ultrasonografik entezit yaşam kalitesinde bozulma ile birliktedir. ANAHTAR KELİMELER: entezit, entezopati, romatoid artrit, spondiloartropati, ultrasound

Artrit-jüvenilArtrit-romatoidArtropati+5
Ekrem Süleyman
Sakarya University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Supraspinatus tendon yırtığı olan hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin etkinliğinin araştırılması

Kronik rotator manşon yırtıkları, subakromiyal sıkışma sendromunun nihai sonucu olarak ileri yaşta sıkça karşılaşılan omuz ağrısı nedenlerinden biridir. Ağrı ve psödoparalizinin yol açtığı hareket kısıtlılığı nedeni ile önemli bir engellilik sebebidir. Konservatif tedavide, ağrının kontrolü ve kas gücünün artırılması sağlanarak eklem hareket açıklığını yeniden tesis edilmesi amaçlanmaktandır. Bu çalışmada tedavide kullanılan fiziksel tıp ajanlarından manyetoterapinin etkinliğini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma prospektif, tek kör randomize, plasebo kontrollü olarak planlandı. Fizik muayene ve omuz MR görüntüleme ile supraspinatus yırtığı tanısı alan 40 hasta çalışma programına alındı ve rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. 1. Gruba hotpack+TENS+US+PEMA, 2. Gruba hotpack+TENS+US+sham PEMA verildi. Tedavi haftada 5 gün ve toplam 10 seans sürmüştür. Tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi tedavi önce ve sonrası bakılan istirahat VAS, UCLA omuz anketi ve OADİ anketi ile yapılmıştır. Yapılan ölçümlerde her iki grupta da tedavi sonrası VAS, UCLA ve OADİ anketlerinin tedavi öncesine göre anlamlı olarak fark bulunmuştur (p <0,005). Gruplar arası karşılaştırmada ise hiçbir parametrede anlamlı farklılık gözlenmedi (p>0.05). Çalışma sonuçlarımıza göre fizik tedavinin kronik rotator manşon yırtıklarında ağrı ve fonksiyonel durumun yönetiminde erken dönemde olumlu etkisi olduğu belirlenmiş, ancak PEMA tedavisinin istatistiksel olarak ilave fayda sağlamadığı tespit edilmiştir. Ancak bu ajanın RKS tedavisindeki kesin yerlerini tanımlamak ve optimum dozu belirlemek icin başka araştırmalara ihtiyac vardır.

Elektromanyetik alanlarFizik tedaviKaslar+5
Mesut Özdemir
Bolu Abant Izzet Baysal University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemiplejik hastalarda iş-uğraşı terapisinin üst ekstremite fonksiyonu ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisi

Çalışmamız iş uğraşı terapisinin hemiplejik hastalarda üst ekstremite fonksiyonu ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Çalışmamıza Bolu Abant İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma hastanesine başvuran inme tanısı almış, 18-80 yaş arası, inme geçirme süresi 2 aydan az ve 3 yıldan çok olmayan toplam 48 birey dahil edildi. Hastanemizin üniversite ünitesinde tedavi gören, endikasyon dahilinde iş uğraşı terapisine alınan 24 hasta tedavi grubu olarak seçildi. Merkez ünite bölümünde tedavi gören ve burada ergoterapi ünitesi bulunmadığından iş uğraşı terapisine alınamayan 24 hasta ise kontrol grubu olarak seçildi. Birinci gruptaki hastalara, 6 hafta boyunca haftanın 5 günü, günlük 45 dakika süreyle standart rehabilitasyon tedavisi ve buna ek olarak haftanın 3 günü 45 dakika süreyle üst ekstremiteye yönelik iş uğraşı tedavisi verildi. İkinci gruptaki hastalar ise sadece standart rehabilitasyon tedavisine alındı. Hastalar tedavi öncesi ve 6. hafta sonunda Barthel İndeksi (Bİ), Fugl-Meyer Motor Değerlendirme Ölçeği (FMD) ve Action Research Arm Test (ARAT) kullanılarak değerlendirildi. Hem tedavi hem de kontrol grubunda tedavi öncesine göre Barthel İndeksi, Fugl Meyer Motor Değerlendirme Ölçeği ve ARAT skorlarında istatiksel olarak anlamlı artış görüldü. Fugl Meyer Motor Değerlendirme Ölçeği ve ARAT skorlarının tedavi öncesi ve sonrası gruplar arası karşılaştırmasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Barthel İndeksi skorları ise gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi. Sonuç olarak, standart rehabilitasyon uygulamalarına eklenen iş uğraşı tedavilerinin üst ektremite motor fonksiyonlarının gelişmesine katkısı olduğu saptanmıştır. İş uğraşı terapisinin ne zaman, nerede yapılması gerektiği, tedavi protokolerinin nasıl olacağı ve hangi hastaların tedaviden daha fazla fayda göreceği konusuna netlik kazandıran, daha büyük hasta grupları ile yapılmış çalışmalara ihtiyaç vardır

Günlük yaşam aktiviteleriHemiplejiUğraş tedavisi+2
Merve Aydilek
Bolu Abant Izzet Baysal University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda düşük yoğunluklu lazer tedavisinin etkinliğinin araştırılması

Çalışmamızın amacı; kronik bel ağrılı hastalarda egzersiz tedavisine ek olarak uygulanan Düşük Yoğunluklu Lazer (DYL) tedavisinin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya, 3 aydan uzun süredir devam eden bel ağrısı şikayeti olan, 18-65 yaş arası 40 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki hastalara (n=20) DYL+egzersiz tedavisi; ikinci gruptaki hastalara (n=20) yalnızca egzersiz tedavisi 15 seans verildi. Hastalar tedavi öncesi (TÖ), tedavi sonrası (TS) ve tedavi sonrası 3.ayda değerlendirildi. Hastaların ağrı şiddeti Vizüel Analog Skala (VAS) ile, fonksiyonel durumu Modifiye Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (MOS) ile, yaşam kalitesi Short Form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Her iki grupta VAS ve MOS skorlarında TS ve TS 3.ay kontrolünde istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Gruplar arası karşılaştırmada TS ve TS 3.aydaki VAS ve MOS skorları DYL grubunda kontrol grubuna oranla anlamlı derecede daha düşüktü. Kontrol grubunda SF-36 alt skorlarından "ERG", "RS" ve "A" skorlarında; DYL grubunda SF-36 alt skorlarından "FF", "FRG", "E/V", "RS", "A" ve "SD" skorlarında TS'de anlamlı artış görüldü. Ancak gruplar arası SF-36 alt skorlarından hiçbirinde istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Kronik bel ağrısında DYL tedavisinin egzersiz ile birlikte uygulanmasının ağrı kontrolü ve fonksiyonel durumda iyileşmede kısa ve uzun dönemde faydalı olduğu görülmüştür. DYL tedavisinin kronik bel ağrılı hastalarda yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri istatistiksel olarak tespit edilememiştir. Bu konuda daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

AğrıBel ağrısıEgzersiz+5
Zehra Atlı
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lateral epikondilit tedavisinde kullanılan iki farklı splintin klinik ve ultrasonografik olarak etkinliğinin karşılaştırılması: Prospektif randomize kontrollü bir çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı lateral epikondilit tedavisinde kullanılan iki farklı splint olan lateral epikondilit bandı (LEB) ve el bilek ekstansör splintinin (EBES) klinik ve ultrasonografik olarak etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metod: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine subakut dönemde (<12 hafta) başvuran, klinik ile ultrasonografik bulgular neticesinde unilateral lateral epikondilit tanısı alan 159 hasta alındı. Üç gruba randomize edilen hastalardan birinci gruba LEB (n=53) ve ikinci gruba EBES (n=53) 6 hafta süreyle verildi. Üçüncü gruptaki hastalar ise bekle-ve-gör yaklaşımıyla (n=53) 6 hafta boyunca izlendi. Tüm hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası 3. hafta ve tedavi sonrası 6. haftada değerlendirildi. Değerlendirme parametreleri olarak hastaların demografik özellikleri, ağrı için istirahat, gece ve hareket sırasındaki vizüel analog skala (VAS) skorları, ağrı duyarlılığı için algometrik ölçümleri, el kavrama kuvveti için dinamometrik ölçümleri, fonksiyonel durum için Hasta Bazlı Tenisçi Dirseği Değerlendirmesi (PRTEE) skorları, analjezik kullanım sıklığı, splint kullanım memnuniyeti ve ultrasonografik değişiklikler için kapitellar ile radiokapitellar bölge maksimum tendon kalınlığı ölçümleri ve total ultrasonografi (USG) skalası skoru (hipoekojenite, neovaskülarite, heterojenite, kemik anormalliği) kullanıldı. Primer sonlanım noktası olarak 6. hafta USG değerlendirme parametreleri (maksimum tendon kalınlığı ve total ultrasonografi skalası skoru); sekonder sonlanım noktaları olarak 6. hafta PRTEE skorları, VAS skoru, el kavrama kuvveti ve ağrı duyarlılığı ölçümleri olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 159 (94 kadın ve 65 erkek) hastanın yaş ve semptom süresinin ortalama±standart sapmaları sırasıyla 46,86 ± 8,63 yıl ve 1,91 ± 0,84 ay idi. Gruplar arasında yaş, vücut kitle indeksi, atak öyküsü, dominant ve etkilenen taraf açısından anlamlı fark yoktu (p>0.05). Cinsiyet açısından gruplar arası anlamlı farklar mevcut olup EBES grubunda kadın hasta sayısı LEB grubuna göre anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0.05). Bekle-Gör grubunda diğer gruplara göre tekrarlı aktivite oranı ve travma öyküsü varlığı daha yüksekti (p<0.05). Hastaların semptom süresi LEB grubunda Bekle-Gör grubuna göre anlamlı olarak daha uzundu (p<0.05). Hastaların 6 haftalık takipleri sonucunda algometrik ölçümleri, VAS ve PRTEE skorlarında LEB ve EBES gruplarının Bekle-Gör grubuna göre üstünlüğü gösterilirken (p<0.05), maksimum tendon kalınlığı ölçümleri ve total USG skalası skorlarında üstünlüğü gösterilememiştir (p>0.05). Total USG skalası alt parametrelerinden yalnızca hipoekojenite skoru 6. haftada LEB grubunda Bekle-Gör grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05). Ayrıca el kavrama kuvveti ölçümleri ve memnuniyet değerlendirmesinde LEB grubunun EBES grubuna göre üstünlüğü saptandı (p<0.05). Bekle-Gör grubunda oral parasetamol tedavisi ihtiyacı her iki splint grubuna göre anlamlı olarak fazlaydı (p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda her iki splintin (LEB ve EBES) 6 haftalık kullanımı ile subakut evre lateral epikondilit tedavisinde etkili yöntemler olduğu gösterilmiştir. LEB ve EBES'nin ağrı, fonksiyonel durum ve ağrı duyarlılığı ölçümlerine olan etkileri bekle-ve-gör yöntemine göre üstün olduğu gösterilirken, maksimum tendon kalınlığı ölçümleri ve total USG skalası skoru bakımından hipoekojenite skoru hariç üstünlüğü gösterilememiştir. Bununla birlikte LEB'nın EBES'e göre el kavrama kuvvetini ve memnuniyeti daha olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Lateral epikondilit, lateral epikondilit bandı, el bilek ekstansör splinti, ultrasonografi

AtellerProspektif çalışmalarSargılar+2
Kadir Songür
Dokuz Eylül University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adölesan idiyopatik skolyozda koronal, sagittal plan eğriliklerinin ve spinopelvik parametrelerin vücut imaj algisi, benlik saygisi, yaşam kalitesi ve hi̇permobilite ile ili̇şki̇si̇

Amaç: Bu çalışmanın amacı adölesan idiyopatik skolyoz olgularında koronal, sagittal plan eğriliklerinin, spinopelvik parametrelerin ve çeşitli klinik özelliklerin yaşam kalitesi, benlik saygısı, vücut imaj algısı ve hipermobiliteyle ilişkisini incelemektir. Yöntem: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran Adölesan İdiyopatik Skolyozlu olgular alındı. Olguların son 3 ay içinde çekilmiş olan 2 yönlü skolyoz grafileri PACS aracılığıyla SURGİMAP uygulamasına yüklenerek cobb açıları, torakal kifoz açısı, lomber lordoz açısı, pelvik tilt açısı, pelvik insidans açısı, sakral slop açısı, sagittal vertikal aks parametreleri ölçüldü. Klinik olarak hasta değerlendirme formu, vücut imaj algısının değerlendirilmesinde Walter Reed Görsel Değerlendirme Ölçeği, özsaygının değerlendirilmesinde Coopersmith Özsaygı Envanteri, yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde SRS-22 Skolyoz Hasta Anketi, hipermobilitenin değerlendirilmesinde ise Beighton Skoru kullanıldı. Bulgular: Olguların yaşam kalitesini cobb açısı, rotasyon dereceleri, kadın cinsiyet ve korse kullanımının etkilediği belirlendi. Vücut imaj algısını ise cobb açısı, rotasyon dereceleri, kadın cinsiyet, torakal ve çift eğriliklerin etkilediği saptandı. Özsaygının hipolordotik grupta ve posterior pelvik tilte sahip olgularda daha yüksek olduğu tespit edildi. Hipermobilite skorları ile torakal kifoz, lomber lordoz ve cobb 2 açılarıyla negatif ilişki olduğu bulundu. Sonuç: Adölesan idiyopatik skolyoz oldukça kompleks bir hastalıktır. Bu kompleks hastalığın değerlendirilmesi ve tedavisinde koronal plan eğrilikleriyle birlikte sagittal plan eğriliklerinin ve spinopelvik parametrelerin ve ayrıca bireylerin hipermobilite ve psikosoyal durumlarının da göz önüne alınması gereklidir. Anahtar Kelimeler: Skolyoz, yaşam kalitesi, özsaygı, vücut imaj algısı, spinopelvik parametreler

Harun Sağdıç
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda konvansiyonel fizik tedavinin kinezyofobi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine erken dönem etkisi

Çalışmamızda kronik ağrı tedavisinde sıklıkla kullanılan fizik tedavi modaliteleri olan hotpack, US ve TENS kombinasyonunun kronik bel ağrısı olan hastalarda, kinezyofobi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine erken dönem etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya kronik bel ağrısı olan 80 hasta alındı. Çalışmaya dahil olan tüm hastaların bel bölgesine hotpack, US, TENS tedavisi uygulandı. Hastaların tedavi öncesi ve sonrasındaki ağrı düzeyi Vizüel Analog Skala ile değerlendirildi. Kinezyofobi derecesinin belirlenmesinde Tampa Kinezyofobi Ölçeği, uyku kalitesinin değerlendirilmesinde Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, psikolojik durumun değerlendirilmesinde Beck Depresyon Ölçeği kullanıldı. Çalışamaya alınan hastaların 43'ü kadın, 37'si erkekti. Tedavi sonunda ağrı, kinezyofobi, uyku kalitesi ve depresyon düzeylerinde anlamlı derecede düzelme gözlendi. Sonuç olarak; kronik bel ağrılı hastalara uygulanan konvansiyonel fizik tedavinin ağrı düzeyi, kinezyofobi ve depresyonu azalttığı, uyku kalitesini erken dönemde artırdığı söylenebilir. Fakat bu etkinin ne kadar süreyle devam ettiğinin araştırıldığı daha geniş seriler ile yapılacak kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Kronik bel ağrısı, Kinezyofobi, Uyku kalitesi, Depresyon, Ultrason, Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu, Hotpack

Rıfkı Doğuş Kayalı
Akdeniz University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Botulinum toksin enjeksiyonu uygulanan serebral palsi'li hastalarda kinezyobantlama uygulamasının klinik ve fonksiyonel sonuçlara etkisi

Amaç: Araştırmamızın amacı botulinum toksin enjeksiyonu uygulanan Serebral Palsi'li hastalarda kinezyobantlama uygulamasının klinik ve fonksiyonel sonuçlara etkisini değerlendirmektir. Metod: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 2-18 yaş serebral palsili 32 hasta alındı. Çalışma grubu Grup A (n=10) ve kontrol grubu Grup B (n=22) oluşturuldu. Çalışma grubu ve kontrol grubundaki hastalar botulinum toksini uygulaması öncesinde (0. Hafta) değerlendirildi. Çalışma grubuna botulinum toksini uygulanmasından hemen sonra, birinci hafta, ikinci hafta ve üçüncü hafta olacak şekilde toplamda 4 kez kinezyobantlama yapılmış olup, kontrol grubu ile benzer şekilde ev egzersiz programı ve standart fizik tedavilerine devam edildi. Klinik ve fonksiyonel durumların değerlendirmesi amacıyla tüm hastalar; botulinum toksini uygulanmasından önce (0.hafta), uygulamadan sonraki 2. hafta, 4. hafta ve 12. haftalarda; diz fleksiyonda ve ekstansiyonda pasif ayak bilek dorsifleksiyonu eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümü, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS), Modifiye Ashworth Skalası (MAS), Modifiye Tardieu Skalası (MTS), Gözlemsel Yürüme Skalası, Selektif Motor Kontrol testi (SMK) ve 10 metre yürüme testleri ile değerlendirildi. Bulgular: 18 erkek, 14 kız 32 hasta çalışmaya dahil edildi. 17 hasta (%53.1) hemiplejik SP'liydi ve ortalama yaş 5.50 idi. Botulinum toksini uygulanan tüm hastaların grup içi tekrarlayan ölçümlerinde MTS R1, R2, R2-R1 açıları, SMK testi, GYS, diz fleksiyonda ve ekstansiyonda pasif ayak bilek dorsifleksiyonu EHA'ları ve MAS evrelerinde olumlu yönde anlamlı fark saptanırken, 10 metre yürüme testinde anlamlı fark saptanmadı Tekrarlayan ölçümlerde gruplar arası fark değerlendirildiğinde, incelenen parametrelerde gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Serebral palsili hastalarda alt ekstremiteye yapılan botulinum toksini uygulamalarının, hastalarda spastisite, pasif ayak bilek açıları ve yürüme fonksiyonları üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. Botulinum toksin uygulaması sonrasında yapılan kinezyobantlama tedavisinin hastalardaki klinik durum ve fonksiyonel sonuçlar üzerine ek katkı sağlamadığı görülmüştür. Literatürde kinezyobantlama tedavisinin serebral palsi rehabilitasyonunda faydalı etkileri gösterilmiş olup, günümüzde sıklığı artan mevcut kinezyobantlama tedavisinin etkilerinin daha kapsamlı değerlendirilmesi amacıyla çok hasta sayılı, daha geniş kapsamlı randomize çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Serebral Palsi, Botulinum toksin, Kinezyobantlama, Spastisite

Botulinum toksinleriKas spastisitesiKinezyo bantlama+2
Mustafa Doğukan Aydemir
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lateral epikondilit tanılı hastalarda kinezyolojik bantlama ve kuru iğneleme tedavi etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Lateral epikondilit tanılı hastalarda kuru iğneleme tekniği ve kinezyolojik bantlama tedavisi etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinde lateral epikondilit tanısı almış 49 [24: kinezyolojik bantlama tekniği (KBT) ve 25: kuru iğne) hastalar ile prospektif olarak gerçekleşirdi. Hastaların örsel analog skalası (VAS), Patient Rated Tennis Elbow Evaluation (PRTEE) ve Quick Disabilities of the Arm,Shoulder, and Hand questionnaire (Q-DASH) skorları ve tedavi sonrası 10. günündeki Q- DASH skorları değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda kinezio uygulanan hastaların yaş ortalaması 38,4±8,5 yıl ve kuru iğne uygulanan hastaların 50,9±10,8 yıl olup; KBT uygulanan grubun yaş ortalaması anlamlı olarak düşük saptandı (p<0,05). Olguların %73,4'ünün kadın olduğu ve tedavi şekli ile cinsiyet arasında ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Grupların VAS (başlangıç, bitiş ve fark) değerleri benzerdi (p>0,05). KBT ve kuru iğne tedavisi sonrası tüm gruplarda VAS'ın anlamlı olarak düştüğü saptandı (p<0,05). Kuru iğne uygulanan hastaların başlangıç ve bitişteki PRTEE değerleri yüksek olarak saptandı (p<0,05). Ancak PRTEE farkları açısından gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Her iki grupta da PRTEE'nin anlamlı şekilde azaldığı saptandı (p<0,05).Kuru iğne uygulanan hastaların başlangıç ve bitişteki Q-DASH değerleri yüksek olarak saptandı (p<0,05). Gruplar arasında Q-DASH farkları açısından farklılık saptanmadı (p>0,05). Tüm grup, KBT ve kuru iğne uygulanan hastaların zaman içindeki Q-DASH seviyesindeki düşme istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sonuç: Lateral epikondilitte kinezio tedavisi, kuru iğne tedavisi kadar etkin bir yöntemdir. Tedaviye uyumlu olan hastalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Lateral epikondilit, kuru iğneleme, vizüel analog skala, PRTEE, Q-DASH

AnketlerAğrıAğrı ölçümü+7
Mine Ayvaz
Akdeniz University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritli kadınlarda beden kompozisyonu ve klinik bulgularla ilişkisi

Bu çalışmada, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğine başvuran diz osteoartritli 50 yaş üzeri kadınlarda DXA ile değerlendirilen vücut kompozisyonu—özellikle appendiküler yağsız kütle indeksi (ALMI)—ile ağrı, fonksiyon, fiziksel performans, psikolojik durum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Etik kurul onayı sonrasında, çalışmaya katılmayı kabul eden ve aydınlatılmış onamları alınan, 27/01/2025–04/06/2025 tarihleri arasında ACR klinik ve radyolojik kriterlere göre Kellgren–Lawrence evre 2 ve üzeri diz osteoartriti tanısı alan 100 kadın hasta çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların demografik özellikleri ve antropometrik ölçümleri kaydedildi; kas gücü el kavrama testi ile, fiziksel performans 4 m yürüme hızı, sandalyeden kalkma testleri ve TUG testi ile değerlendirildi. Vücut kompozisyonu DXA ile ölçüldü ve ALMI'ye göre dört grup oluşturuldu (<5.5; 5.5–6.49; 6.5–7.49; ≥7.5 kg/m²). Ağrı VAS ile, fonksiyon WOMAC ile, psikolojik durum HADS ile ve yaşam kalitesi SF-36 (alt ölçekler ile PCS/MCS) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizlerde dağılımın normal olmaması nedeniyle Kruskal–Wallis ve Bonferroni düzeltmeli post-hoc Mann–Whitney U testleri ile Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Katılımcıların ortalama yaşı 62.1±6.8 yıl, hastalık süresi 7.6±5.7 yıl ve VKİ 29.9±5.3 kg/m² idi. Ortalama ALMI 6.85±1.27 kg/m² olarak saptandı. ALMI grupları arasında WOMAC ağrı, WOMAC fonksiyon ve WOMAC toplam skorları anlamlı farklılık gösterdi; kas kütlesi arttıkça semptom yükünün azaldığı izlendi (tümü için p<0.001), WOMAC sertlik ve VAS skorlarında anlamlı fark saptanmadı. El kavrama gücü, yürüme hızı ve sandalyeden kalkma testleri ALMI grupları arasında anlamlı farklılık göstermedi; ALMI ile TUG arasında da anlamlı ilişki bulunmadı (ρ=–0.151, p=0.133). HADS anksiyete ve depresyon skorları ALMI grupları arasında benzerdi. SF-36 fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı alt ölçeği ve PCS skorları ALMI ile paralel olarak artmış ve gruplar arasında anlamlı farklılık göstermiştir (sırasıyla p<0.001, p=0.025, p=0.014 ve p<0.001). Buna karşın MCS skorları düşük ALMI grubunda daha yüksek bulunmuş ve bu farklılık anlamlı saptanmıştır (p=0.008). ALMI ile WOMAC ağrı arasında çok güçlü negatif korelasyon saptanmıştır (ρ=–0.868, p=1.47×10⁻³¹). Diz osteoartritli 50 yaş üzeri kadınlarda DXA ile ölçülen ALMI, ağrı ve fonksiyonel yetersizlikle yakından ilişkili olup SF-36'nın fiziksel bileşen göstergeleriyle paralel değişmektedir. Buna karşın SF-36'nın mental bileşeninde (MCS) düşük ALMI grubunda daha yüksek değerlerin saptanması, mental durumun kas kütlesinden bağımsız başka faktörlerle şekillenebileceğini düşündürmektedir. ALMI'nin klinik değerlendirmeye dahil edilmesi, özellikle fiziksel işlev ve semptom yükü açısından riskli hastaların belirlenmesine katkı sağlayabilir.

Emre Yıldız
Akdeniz University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Semptomatik temporomandibular subluksasyonu olan hastalarda dekstroz proloterapinin etkinliğinin değerlendirilmesi; randomize kontrollü çalışma

Amaç: Ağrılı temporomandibular subluksasyonla birlikte temporomandibular disfonksiyonu (TMD) olan hastalarda; dekstroz proloterapinin, ağrı, maksimum ağız açıklığı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkinliğini araştırmaktır. Hastalar ve Yöntem: Prospektif, randomize ve kontrollü olarak planlanan çalışmamıza, temporomandibular hipermobilitesi olan, ağrılı subluksasyon öyküsü bulunan 60 hasta dahil edildi. Hastalar iki gruba randomize edildi. Proloterapi grubuna (PG, n=30) proloterapi enjeksiyonu yapılırken, kontrol grubuna (KG, n=29) sham enjeksiyon uygulandı. Her iki gruba da ev egzersiz programı ve hasta eğitimi verildi. Hastalar tedavi öncesi, son enjeksiyondan 4 hafta ve 12 hafta sonra olmak üzere; eklem hareket açıklıkları, istirahat ve aktivite sırasında çene ağrısının şiddeti, basınç ağrı eşiği (BAE), yaşam kalitesini ölçen günlük yaşam aktivitesi vizüel analog skalası (GYA-VAS) ile ağız sağlığı etki ölçeği kısa formu (OHIP-14) skorlarıyla değerlendirildi. İstatistiksel analizde tüm değerlendirmelerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Tedavi sonunda 12. haftada dekstroz proloterapi tedavisi; maksimum ağız açıklığının (MAA) azaltılmasında (PG= 57,4mm ± 2,5mm ve KG= 54,6mm ± 3,4mm), aktivite ve istirahat çene ağrısının azaltılması ve günlük yaşam aktivitesinin iyileştirilmesinde plaseboya göre anlamlı olarak daha üstün bulundu (p<0,05). Bu klinik iyileşme son enjeksiyondan 1 ay sonraki kontrollerde gözlenmedi. Tedavi sonunda PG'nin lateral eklem hareket ölçümleri, protrüzyon ölçümü, BAE ölçümü ve OHIP-14 skorlarında KG'ye göre istatistiksel bir üstünlük saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda ağrılı temporomandibular subluksasyonu ve disfonksiyonu bulunan hastalarda dekstroz proloterapinin, MAA'yı azaltarak hipermobilitenin neden olduğu ağrıyı azalttığı ve hastaların yaşam kalitesi üzerine olumlu etkiler gösterdiği bulunmuştur. Buna göre konservatif tedaviye dirençli hastalarda dekstroz proloterapinin tedavi programına eklenmesi mantıklı görünmektedir.

GlükozProloterapiTemporomandibular eklem+1
Aybars Bınarcık
İstanbul University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Non-ambulatuar serebral palsili çocuklarda ergenliğe geçiş döneminin yaşam kalitesi ve katılım yönünden incelenmesi

Amaç: Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS) seviye IV ve V olan Serebral Palsi (SP) tanılı 6-18 yaş arası çocuklarda ergenliğe geçiş dönemindeki kas-iskelet sistemi sorunlarının yaşam kalitesi ve katılımla ilişkilerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel çalışma olarak yürütülen araştırmamıza KMFSS seviye IV-V olan SP'li 60 çocuk ve bakım verenleri dahil edildi. Hastaların sosyodemografik ve tıbbi özgeçmiş özellikleri değerlendirildi. Bakım Veren Öncelikleri ve Engelli Çocuk Yaşam Sağlık Endeksi (CPCHILD) ile yaşam kalitesi, Çocuk ve Adölesan Katılım Ölçeği (CASP) ile katılım değerlendirildi. Çocuğun uyku durumu Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ile ailenin bakım verme yükü Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği (ZBYÖ) ile değerlendirildi. Fizik muayene ile eklem hareket açıklığı, spastisite ve kontraktür varlığı incelendi. Röntgenografi ile skolyoz açısı ve kalça migrasyon indeksi değerlendirildi. Ergenlik durumunun, kontraktürlerin, skolyozun, kalça çıkığının, KMFSS düzeyinin, komorbiditelerin ve ağrının yaşam kalitesi, katılım, uyku ve ailenin bakım verme yüküyle ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 11,13±3,29 yıl idi. KMFSS V grubunun yaşam kalitesi ve katılımı KMFSS IV grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,01). Kontraktür sayısı ile CPCHILD toplam puanı (r=-0,508 p=0,0001) ve CASP toplam puanı (r=-0,486 p=0,0001) arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon tespit edildi. Skolyoz açısı ile CPCHILD ve CASP toplam puanları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon tespit edildi (sırasıyla r=-0,546 p=0,0001, r=-0,377 p=0,003). Ağrısı olan çocuklardaki CPCHILD ve CASP toplam puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p=0,001). Sonuç: KMFSS seviye V olan SP'li çocukların yaşam kalitesi ve katılım düzeyleri, KMFSS IV olanlara göre daha düşüktü. Kontraktür sayısı, skolyoz derecesi ve kalça migrasyon indeksi arttıkça SP'li çocukların yaşam kalitesi ve katılımının azaldığı saptandı. Ergenliğe giren SP'li çocuklarda, yaşam kalitesinin, katılım düzeyinin, uyku sorunlarının ve ailenin bakım verme yükünün ergenliğe girmeyenlere göre anlamlı olarak değişmediği belirlendi.

ErgenlerKas-iskelet sistemiKatılım+3
Yunus Emre Doğan
İstanbul University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotator manşet hastalığında dekstroz proloterapinin etkinliğinin değerlendirilmesi: Prospektif randomize kontrollü çalışma

Amaç: Çalışmanın amacı kronik rotator manşet hastalığında ultrason eşliğinde-işaretleme yöntemi kullanılarak uygulanan dekstroz proloterapinin etkinliğini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif, randomize ve kontrollü olarak planlanan bu çalışmaya yaşları 30-65 arasında, 3 aydan uzun süredir omuz ağrısı olan 60 hasta dahil edildi. Hastalar iki gruba randomize edildi. Proloterapi grubuna, (PG, n=30) proloterapi enjeksiyonu yapılırken, serum fizyolojik grubuna (SFG, n=30) salin enjeksiyonu uygulandı. Her iki gruba da ev egzersiz programı ve hasta eğitimi verildi. Hastalar tedavi öncesi, son enjeksiyondan 1 ay sonra ve 3 ay sonra omuz eklem hareket açıklıkları, vizüel analog skala (VAS), Omuz ağrı ve disabilite indeksi (OADİ), UCLA Omuz Değerlendirme Skoru, Ultrasound Shoulder Pathology Rating Scale (USPRS) skorlarıyla değerlendirildi. İstatistiksel analizde tüm değerlendirmelerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmayı tamamlayan 58 hastanın yaş ortalaması 53,9 ± 6,4 yıldı. Başlangıç değerlendirmesinde iki grup demografik ve klinik parametreler açısından homojen bulundu. Her iki grupta başlangıca göre tedavi sonrası 1. ay ve 3. ayda değerlendirme ölçütlerinde anlamlı iyileşme saptandı. Proloterapi grubunda serum fizyolojik grubuna göre, tedavi sonrası 1. ay ve 3. ayda VAS ile ağrıda anlamlı azalma (p<0,001), OADİ ve UCLA omuz değerlendirme skalalarında anlamlı iyileşme (p<0,001), aktif omuz fleksiyon, abduksiyon, iç rotasyon ve dış rotasyonu eklem hareket açıklıklarında anlamlı artma (p<0,001) tespit edildi. USPRS skorundaki değişiklik, proloterapi grubunda serum fizyolojik grubuna göre tedavi sonrası 3. ayda anlamlı olarak saptandı (p<0,001). Sonuç: Bu çalışma ile kronik rotator manşet hastalığında ev egzersiz programı ile beraber uygulanan dekstroz proloterapinin omuz ağrısını azalttığı, omuz fonksiyon ve eklem hareket açıklığını artırdığı saptanmıştır. Ek olarak dekstroz proloterapinin rejenerasyonu destekleyebilecek yapısal değişiklikler üzerinde olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Rotator manşet, omuz ağrısı, proloterapi

EnjeksiyonlarGlükozOmuz+5
Selim Sezikli
İstanbul University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nöralterapi ve kinezyo bantlamanın fibromiyalji hastalarında ağrı, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin prospektif olarak incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı; fibromiyalji tanılı kadınlarda, nöral terapi ve kinezyo bantlama tedavilerinin ağrı, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif, randomize ve çift kör olarak planlanan bu çalışmaya yaşları 20-49 arasında 70 fibromiyalji tanılı kadın hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba randomize edildi. Nöral terapi grubuna (n=35) nöral terapi+sham kinezyo bantlama yapılırken, kinezyo bantlama grubuna (n=35) kinezyo bantlama+ sham nöral terapi uygulaması yapıldı. Her iki gruba haftada 1 kere, toplam 6 hafta tedavi uygulandı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3. ayda Vizüel analog skala ile ağrı, Fibromiyalji Etki Anketi (FIQ), Manuel Algometre ile Ağrı Değerlendirme, Hassas Nokta Sayısı, Santral Sensitizasyon Ölçeği (CSI), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ) ve Kısa Form-36 (SF-36) puanlarıyla değerlendirildi. Bulgular: Çalışmayı tamamlayan 65 hastanın yaş ortalaması 40,2±6,5 yıldı. Her iki grup demografik parametreler ve başlangıç değerlendirilmesindeki klinik ölçümler açısından homojen bulundu. Her iki grupta başlangıca göre tedavi sonrası ve 3. ayda değerlendirme ölçütlerinde anlamlı iyileşme saptandı. Nöral terapi grubunda kinezyo bantlama grubuna göre tedavi sonrası ve 3. ay kontrollerinde VAS ile yapılan ağrı değerlendirmesinde, FIQ ve SF36'nın ağrı alt birimi puanlarında ve tedavi sonrası değerlendirmesinde CSI puanlarında anlamlı iyileşmeler saptandı. Sonuç: Bu çalışma ile fibromiyalji hastalığında uygulanan nöral terapi ve kinezyo bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesinde iyileşmeler yaptığı, nöral terapinin kinezyo bantlamaya göre, ağrı ve fonksiyonellikte anlamlı olarak daha faydalı olduğu saptanmıştır. Her iki tedavinin depresyon ve anksiyete üzerine olan etkileri net değildir. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji, nöral terapi, kinezyo bantlama

AğrıFibromiyaljiKinezyo bantlama+3
Sinan Gök
İstanbul University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritli kadın hastalarda Q açısı ile klinik bulgular, radyolojik evre ve ultrasonografık değerlendirme arasındaki ilişkinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı semptomatik primer diz osteoartriti (OA) olan kadın hastalarda alt ekstremite diziliminin değerlendirilmesinde kullanılan Quadriceps (Q) açısı ile demografik özellikler, klinik bulgular, radyolojik bulguların şiddeti, ultrasonografi ile ölçülen distal femoral kıkırdak kalınlığı ve semikantitatif skorlar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Amerikan Romatoloji Cemiyeti (ACR) kriterlerine göre iki yanlı diz OA'sı olan, dahil edilme ve dışlama kriterlerini karşılayan 80 hasta (toplam 160 diz) dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, eşlik eden hastalıkları ve semptom süresi kaydedildi. Hastaların boy ve kilo ölçümleri yapılarak vücut kitle indeksleri (VKİ) hesaplandı. Hastaların ağrısının değerlendirmesi için Vizüel Analog Skala (VAS) kullanıldı. Ağrı, tutukluk ve fiziksel fonksiyonları değerlendirmek için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) kullanıldı. Sağ femur uzunluğu ve kalça genişliği ölçüldü. Çalışmaya özel tasarlanan uzun kollu gonyometre ve ayak pozisyonlaması için yatağa monte edilmiş alet ile oluşturulan standardize protokole göre Q açısı ölçümleri yapıldı. Diz grafilerinin değerlendirilmesi için radyolojik Kellgren-Lawrence (K-L) evreleme skalası kullanıldı. Hastaların ultrasonografik incelemesinde distal femoral kıkırdak kalınlık ölçümü ve semikantitatif kıkırdak derecelendirmesi yapıldı. Bu değişkenlerin Q açısı ile ilişkisi incelendi. Korelasyon analizinde, ilişki Q açısının normal değerlerden (12-16°) hem azalması (Q açısı <16°) hem de artmasına yönelik (Q açısı >12°) iki yönlü olarak araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil olan hastaların yaş ortalamaları 59,2±10,4 yıl idi. Çalışmada değerlendirilen 160 dizin K-L radyolojik evrelemesine göre; %40ʹının (n=64) evre 1, %18ʹinin (n=29) evre 2, %34ʹünün (n=54) evre 3 ve %8ʹinin (n=13) evre 4 olduğu ve semikantitatif ultrasonografik kıkırdak derecelendirmesine göre; %34ʹünün (n=54) derece 1, %34,5ʹinin (n=55) derece 2a, %21,2ʹsinin (n=34) derece 3 ve %17ʹsinin (n=27) derece 4 olduğu saptandı. Ortalama Q açısı sağda 16,6±4,4° solda ise 16,5±4,5° olarak elde edildi ve her iki taraf arasında bu değerler karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmadı. Q açısı ile hastaların demografik özellikleri, eklem hareket açıklığı, VAS, WOMAC, semptom süresi ve distal femoral kıkırdak kalınlığı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p >0,05). Q açısının normalin üst sınırından az olduğu dizlerde (Q <16°), Q açısı ile K-L radyolojik evresi arasında ters yönde anlamlı ilişki (p <0,05; r =-0,250) saptanırken Q açısının normalin alt sınırından fazla olduğu dizlerde (Q >12°) aynı yönde anlamlı ilişki (p <0,01; r =0,444) tespit edildi. Bu bulgulara benzer şekilde, Q <16° olan dizlerde Q açısı ile femoral kıkırdağın semikantitatif ultrasonografi skorları arasında ters yönde anlamlı ilişki (p <0,05; r =-0,218) bulunurken, Q >12° olan dizlerde aynı yönde anlamlı ilişki (p <0,01; r =0,498) saptandı. Q açısı <16° olan dizlerde ortalama Q açısı erken evre (1 ve 2) ve ileri evre (3 ve 4) radyolojik bulguları olanlarda sırayla 12,8±1,6° ve 11,1±4,6° olarak tespit edilirken, Q açısı >12° olan dizlerde bu değerler sırayla 16,5±3,6° ve 19±2,8° olarak saptandı. Ultrasonografik derecelendirmede açısından bakıldığında Q açısı <16° olan dizlerde ortalama Q açısı derece 1 ve 2a olanlarda (erken) 13,0±1,8° iken derece 2b ve 3 olanlarda (ileri) 10,5±3,6° idi. Q açısı >12° olan dizlerde ise bu değerler sırayla 16,7±3,5° ve 18,9±2,6° olarak saptandı. İster radyolojik (Q <16°, p <0,05; Q >12°, p <0,01) ister ultrasonografik (Q <16°, p <0,01; Q >12°, p <0,01) açısından erken evrede bulunan dizlerde Q açısı fizyolojik değerlere yakın saptandı. Ayrıca distal femoral kıkırdağın semikantitatif ultrasonografi skorları ile K-L radyolojik evresi arasında aynı yönde anlamlı ve güçlü bir ilişki (p <0,01; r =0,800) tespit edildi. Üstelik K-L radyolojik evre ve ultrasonografik derece dağılımın arasında anlamlı ilişki varlığı ve bu ilişkinin uyum düzeyi Kontenjans Katsayısı 65 ve Spearman Korelasyounu 75 düzeylerde olduğu saptandı. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları incelendiğinde diz OA olan kadın hastalarda Q açısının fizyolojik değerlerden sapması (artması veya azalması) ile radyolojik ve eklem kıkırdağı semikantitatif bulguların ilerlemesi arasında anlamlı ilişki olduğu görülmektedir. Ayrıca, elde ettiğimiz bu bulgular, Q açısı ölçümünün diz OAʹnın erken tanı ve takibindeki önemini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, Q açısı ile ilgili olgu sayısı daha fazla olan iyi standardize edilmiş klinik araştırmaların planlanması önerilmektedir.

KadınlarKıkırdakOsteoartrit+4
Elham Malekıfard
İstanbul University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartriti tanılı hastalarda mezoterapinin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine olan etkinliğini değerlendiren randomize ve kontrollü çalışma

Amaç: Mezoterapi (lokal intradermal enjeksiyon), son yıllarda muskuloskeletal sistem ağrısında alternatif tedavi seçeneği olarak sıklıkla tercih edilen bir tedavi yöntemidir. İntradermal alanda oluşan mikro ilaç birikintisinin altta yatan dokulara yavaşça yayılarak etki ettiği hipotezine dayanmaktadır. Yaptığımız bu çalışmada diz OA olan hastalarda mezoterapinin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlanmaktadır. Diz OA'da mezoterapinin etkinliğini değerlendiren randomize kontrollü bir çalışma bulunmamaktadır. Gereç ve Yöntem: Randomize, plasebo-kontrollü, tek-kör ve prospektif olarak planlanan bu çalışmaya ACR kriterlerine göre diz OA tanısı konulan ve çalışmaya alınma kriterlerine uyan 43 hasta (56 diz) dahil edildi. Hastalara haftada bir olmak üzere toplam 4 hafta mezoterapi enjeksiyonu (Mezoterapi grubu) ve serum fizyolojik enjeksiyonu (Kontrol grubu) uygulandı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi bitiminden 1 ay ve 3 ay sonra değerlendirildi. Değerlendirmelerde ağrı için Vizüel Analog Skalası (VAS), fonksiyonel durum için Western Ontario Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ve yaşam kalitesi için Short Form-36 (SF-36) kullanıldı. Bulgular: Toplam 39 hasta (52 diz) çalışmayı tamamladı. Her iki grupta tedavi öncesine göre tedavi sonrası 1. ayda VAS ağrı skorları, WOMAC skorları ve SF-36 skorları üzerinde anlamlı iyileşme saptandı (p<0,05). Ağrı fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerinde gözlenen istatistiksel olarak anlamlı etkilerin mezoterapi grubunda tedavi sonrası 3. aya kadar devam ettiği ancak kontrol grubunda tedavi sonrası 3. ayda herhangi anlamlı bir değişiklik olmadığı saptandı. Mezoterapi grubunda aktivite ve istirahat ağrısı VAS skorları (p<0,05), WOMAC skorları (p<0,01) ve SF-36 skorları (p<0,05) açısından kontrol grubuna göre tedavi sonrası 1. ve 3. ayda anlamlı iyileşme saptandı. Sonuç: Mezoterapi; diz OA tanılı hastaların ağrısını azaltan, fonksiyonelliğini ve yaşam kalitesini artıran, güvenli ve etkin bir alternatif tedavi seçeneği olabilir. Anahtar Kelimeler: Diz osteoartriti, mezoterapi

AğrıDizDiz eklemi+4
Narangerel Tseveendorj
İstanbul University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kan akımı kısıtlamalı aerobik egzersizin fibromiyalji hastalarında ağrı, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi ve egzersize verilen hormonal yanıta etkisi: Randomize çift kör çalışma

Amaç: Çalışmanın amacı fibromiyalji tanılı hastalara uygulanan kan akımı kısıtlamalı aerobik egzersiz programının ağrı, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi ve egzersize verilen hormonal yanıt üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü ve çift kör olarak planlanan bu çalışmaya yaşları 24-55 yaşları arasında, 46 fibromiyalji tanılı kadın hasta dahil edildi. Katılımcılar kan akımı kısıtlamalı aerobik egzersiz grubu (n=23) ve kontrol grubu (n=23) olarak iki gruba randomize edildi. Her iki gruptaki hastalara altı hafta boyunca, haftada dört kez olacak şekilde gözetim altında aerobik egzersiz yaptırıldı. Kan akımı kısıtlaması egzersiz sırasında kasık seviyesinden elastik bandajlar ile sağlandı, deney grubuna gerçek kan akımı kısıtlama protokolü uygulanırken kontrol grubuna hiç sıkı olmayacak şekilde aynı süre ve seans sayısında sham kan akımı kısıtlaması uygulandı. Primer sonuç ölçütü olarak hastalık ciddiyetini birçok yönden ele alan Fibromiyalji Etki Anketi (FIQ) kullanıldı. Sekonder sonuç ölçütü olarak; Santral Sensitizasyon Ölçeği (CSI), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Vizüel Analog Skala ile Ağrı Değerlendirmesi (VAS Ağrı), Kronik Ağrı Kabullenme Anketi-8 (CPAQ-8), 24 saatlik idrarda VMA ve 5-HIAA düzeyleri kullanıldı. Ölçümler girişim öncesinde, 6 haftalık girişimin hemen sonrasında ve girişim sonrası üçüncü ayda tekrarlandı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 43,2 ± 7,2 yıldı. Başlangıç değerlendirmesinde iki grup demografik ve klinik parametreler açısından homojen bulundu. Kontrol grubuyla kıyaslandığında kan akımı kısıtlamalı egzersiz grubunda FIQ değerlerinde anlamlı azalış tespit edildi(p<0,001), CSI, BDÖ değerlerinde anlamlı azalış, 24 saatlik idrarda VMA ve 5-HIAA düzeylerinde anlamlı artış tespit edildi(p<0,001). VAS Ağrı değerinde anlamlı azalış, CPAQ-8 değerinde anlamlı artış saptansa da gruplar arası anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Bu çalışma ile fibromiyalji tanılı kadınlarda uygulanan kan akımı kısıtlamalı aerobik egzersiz programı ile işlevselliğin, santral sensitizasyonun, duygudurumun iyileştiği, katekolamin-serotonin düzeylerinin, klasik aerobik egzersize oranla istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır. Ek olarak uygulanan bu tedavi ile ağrıda azalma, ağrıyı kabullenmede artış sağlanmıştır.

İsmail Mert Zure
İstanbul University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Parkinson hastalarında ikili görev eğitimi ve yürüme eğitiminin fiziksel ve kognitif fonksiyonlar üzerinde etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Parkinson hastalarında birden fazla uyarana cevap verme kabiliyeti bozulmuştur. Geleneksel rehabilitasyon yaklaşımları ise sadece denge ve yürüme eğitimine odaklanmaktadır, ancak Parkinson hastalığı olan bireyler günlük hayatta birden fazla görevi yürütmeye ihtiyaç duyarlar. İkili görev (dual-task, DT) metodolojisi, aynı anda iki görevin yerine getirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmadaki amacımız DT eğitimi ile yürüme eğitiminin Parkinson hastalarında yürüme ve denge üzerine etkinliğini araştırmak, konvansiyonel egzersizlere eklenen yürüme eğitimi ve sadece konvansiyonel egzersizlerle karşılaştırıldığında yaşam kalitesi, kognitif fonksiyon ve düşme üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü, tek-kör ve prospektif olarak planlanan bu çalışmaya İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nörolojik Rehabilitasyon ünitesine başvuran, çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan 45 'İdiyopatik Parkinson Hastalığı' tanılı hasta dahil edildi. Hastalar Dual Task (DT) grubu (DTG, n=15), Single Task (ST) grubu (STG, n=15) ve kontrol grubu (n=15) olmak üzere üç gruba randomize edildi. Tüm hastalara konvansiyonel egzersiz programı verildi. Ek olarak, DTG'deki hastalara kognitif görevler eşliğinde treadmill bandında yürüme eğitimi, STG'deki hastalara treadmill bandında yürüme eğitimi uygulandı. Tedavi dört hafta boyunca, haftada üç kez, 30 dk süreyle gözetim altında verildi. Tüm değerlendirmeler ve egzersiz programları hastalar ilaçlarını aldıktan 1 saat sonra 'on' döneminde yapıldı. Primer sonuç olarak yürüme hızının değerlendirilmesinde normal yürüyüş ve kognitif görev eşliğinde (dual) 10 metre yürüme zamanı testi, denge değerlendirilmesinde Timed Up and Go (TUG) testi, kognisyon değerlendirilmesinde Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MOBİD) kullanılmıştır. Sekonder sonuç olarak ise, Yürüyüşte Donma Ölçeği (YDÖ) ile donma, Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (DEÖU) ile düşme korkusu, düşme günlüğü ile düşme varlığı, Stroop Test ile yürütücü fonksiyonlar, Parkinson Hastalığı Anketi (PHA-39) ile yaşam kalitesi değerlendirildi. Çalışmanın başlangıcında, uygulanan tedaviden hemen sonra ve tedavi bitiminden 3 ay sonra takip değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Bulgular: Normal yürüme hızı değerlerinde DTG'de kontrol grubuna göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3. ay değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı artış saptanırken STG'de kontrol grubuna göre tedavi sonrasında anlamlı artış görüldü. Dual yürüme hızı değerlerinde DTG ve STG'de kontrol grubuna göre tedavi öncesine göre tedavi sonrasında ve tedavi sonrası 3. ayda anlamlı artış saptandı. TUG ve YDÖ değerlerinde, tüm gruplarda tedavi öncesine göre anlamlı düzelme görüldü. Bununla beraber YDÖ değerlerinde DTG'de kontrol grubuna göre 3. ay takiplerde anlamlı azalma saptandı. DEÖU değerlerine bakıldığında ise, tüm gruplarda tedavi öncesine göre anlamlı düzelme görüldü. Düşme sayısında tedavi sonrasında tüm gruplarda artış olmadığı görüldü. PHA-39 toplam skor her üç tedavi grubunda tedavi öncesine göre anlamlı azalma göstermiş olup DTG ve STG'de kontrol grubuna göre tedavi sonrası 3. ayda anlamlı olarak düzelme bulundu. PHA-39 emosyonel, kognisyon ve bedensel rahatsızlık skoruna göre, tüm gruplarda tedavi sonrasında anlamlı düzelme görüldü. DTG kontrol grubu ile kıyaslandığında, PHA-39 kognisyon skorunda tedavi sonrası ve 3. ay takiplerinde, iletişim skorunda ise tedavi sonrası takibinde anlamlı düzelme görüldü. STG kontrol grubu ile kıyaslandığında, mobilite ve kognisyon skorunda tedavi sonrasında anlamlı düzelme bulundu. MOBİD skorlarına göre, DTG'de istatistiksel açıdan anlamlı düzelme bulunmuş olup STG ve kontrol grubu ile kıyaslandığında tedavi sonrası ve 3. ay takiplerinde anlamlı düzelmenin devam ettiği görüdü. Stroop 1 için, DTG'de tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3. ay takiplerde okuma süresinde azalma mevcuttu. Stroop 2 için, DTG kontrol grubu ile kıyaslandığında, tedavi sonrası 3. ayda okuma süresinde anlamlı düzelme görüldü. STG kontrol grubu ile kıyaslandığında, tedavi sonrasında okuma sürelerinde düzelme saptandı. Stroop 3 için, DTG'de tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3. ayda okuma süresinde ve hata sayısında anlamlı azalma görüldü. DTG'de, STG'ye göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3. ayda hata sayısında azalma görülmüş olup kontrol grubuna göre tedavi sonrası 3. ayda okuma süresi ve hata sayısında azalma mevcuttu. Sonuç: Parkinson hastalığı olanlarda yürüme hızı üzerinde DT ve ST eğitimleri ile anlamlı iyileşme saptanmıştır. DT'nin konvansiyonel egzersizlere göre tedavi sonrası 3. ayda normal yürüme hızı ve yürümedeki donma üzerindeki olumlu etkisinin sürdüğü gösterilmiştir. Fonksiyonel denge üzerinde ise DT ve ST tedavisinin konvansiyonel egzersize göre üstünlüğü gösterilememiştir. Tüm gruplarda tedavi sonrasında düşme korkusunda azalma saptanmış olup düşme sayısında artma görülmemiştir. DT uygulamalarının motor performansı arttırdığı, kognitif fonksiyonları ve yürütücü fonksiyonları geliştirme üzerine etkin olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda treadmill ile yürüme eğitimi ve konvansiyonel egzersiz verilen tedavi programlarının yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde etkili olduğu bulunmuştur. DT ve ST eğitimlerinin birbirlerine üstünlüğü incelendiğinde ise yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, düşme korkusunun azaltılması ve donmanın azaltılması açısından birbirlerine üstünlüğü olmadığı görülmüştür. Yürüme performansını, kognitif fonksiyonu, dengeyi, düşme sıklığını ve korkusunu olumlu etkileyen emniyetli bir yaklaşım olan DT eğitimi Parkinson hastalarında tercih edilebilir bir tedavi seçeneğidir.

BilişHasta eğitimiParkinson hastalığı+3
Tougtse Kotzamal Moustafa
İstanbul University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID 19 pandemisi ve izolasyonunun romatoid artrit sıklığı ve kliniği üzerindeki etkisi

Amaç:Romatoid artrit etiyolojisinde çeşitli infeksiyon ajanları da suçlanmış ancak kesin bir ilişki gösterilememiştir.Covid-19 pandemi döneminde yeni tanı alan romatoid artrit hastaları ile daha önce tanı alan hastaların sayısı, hastaneye başvuru sıklığı, başvuru anındaki klinik bulguları ve laboratuar değerleri arasında farklılık olup olmadığı hakkında bilgi edinmek. Gereç ve Yöntem:Hasta dosyaları taranarak mart 2019 ve mart 2021 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Fiziksel Tıp ve RehabilitasyonRomatoloji Polikliniği, Akdeniz Üniversitesi İç Hastalıkları RomatolojiPolikliniği ve Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Romatoloji Polikliniğine başvuran 3500 RA hastası içerisinden pandemi öncesi bir yıl içerisinde yeni tanı alan 73 RA hastası ve pandemi sonrası bir yıl içerisinde yeni tanı alan 71 RA hastası iki gruba ayrılarak çalışmaya alındı. Gruplar yaş, cinsiyet, menapoz yaşı, oks kullanımı, sigara içiciliği gibi RA etyolojisinde suçlanan risk faktörleri ve eklem tutulumu,akut faz reaktanları,rf, anti -ccp ,ana değerleri , covid 19 öyküsü gibi klinik ve labaratuar özellikleri açısından dosya sistemi taranarak karşılaştırıldı.Yeni olgular telefonla aranarak hastane vizitleri, tedaviye uyum, eksik anemnez bilgileri ve Covid 19 öyküsü açısından sorgulandı. Bulgular :Çalışmamızda pandemi öncesi yeni RA tanısı alan grupta yaş ortalaması 51,3 yıl , kadın/erkek oranı 2.2, ortalama menapoz yaşı 46,8 yıl , oks kullanımı %16 ,sigara içiciliği %43,8, aile öyküsü %10,9 , pandemi sonrası yeni RA tanısı alan grupta yaş ortalaması 49,1 yıl , kadın/erkek oranı 2.2, ortalama menapoz yaşı 48,8 yıl , oral kontraseptif kullanımı %19,6 ,sigara içiciliği %52,1, aile öyküsü %22,5 olarak bulundu ve anlamlı istatiksel fark saptanmadı.İki grubun karşılaştırmasındaeritrosit sedimantasyon hızı,crp,rf, anti ccp düzeyleri ,ana pozitifliği ve sabah tutukluğu açısından anlamlı fark saptanmadı.Eklem tutulumu arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur ve bu fark oligoartiküler ve poliartiküler gruplardan kaynaklanmaktadır(p=0,021). Sonuç:Romatizmal hastalıkların tedavisinde ilaç uyumu ve düzenli doktor kontrolü çok önemlidir.Pandemi sürecince hastaların düzenli doktor vizitleri bozulmuştur.Romatoid Artrit ile Covid 19 arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır.RA ve Covid-19 arasındaki ilişki ile ilgili birçok soru cevapsız kalmaktadır. RA etiyolojisinde yer alan çeşitli bireysel risk faktörleri ve Covid-19'un bu popülasyondaki uzun vadeli etkilerini anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Daha fazla vakalar görüldükçe, bu yeni enfeksiyon covid- 19 ve romatizmal hastalıklar arasındaki ilişki hakkında daha fazla şey öğrenmeye devam edeceğiz. Anahtar kelimeler:Romatoid artrit, covid-19

Artrit-romatoidCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+2
İbrahim Bozkurt
Akdeniz University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında iş verimliliği, hastalık maliyeti ve ilişkili faktörler

AS primer olarak aksiyel iskeleti etkiler ve aksiyel, artiküler ve ekstraartiküler belirtiler, işlevsellikte bozulmaya ve hastanın sağlıkla ilgili yaşam kalitesinde azalmaya neden olabilir. AS erken yaşlarda başladığı ve işten alıkoyma ve iş üretkenliği kaybı ile ilgili önemli problemlere neden olduğu için ömür boyu ekonomik yükü fazladır. Çalışan AS hastalarında, hastalığın iş verimliliği, iş instabilitesi ve işe devamsızlık üzerindeki etkisi sınırlı olarak incelenmiştir. Bazı çalışmalarda iş ile ilgili ölçütlere etki eden faktörler incelenmiştir. Günümüze kadar bu faktörlerden hangisinin iş ölçütleri sonuçları üzerinde etkisi olduğu hakkında fikir birliği yoktur. Bu çalışmada AS hastalarında klinik ve iş ile ilgili faktörlerin iş verimliliğinin azalması ve işe devamsızlık üzerindeki etkisi; hastalığın ve iş ile ilgili sonuç ölçütlerinin ülke ekonomisine maliyetinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon-Romatoloji polikliniğine başvuran Modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış 100 hasta dahil edildi. Hastaların klinik, sosyodemografik ve çalışma özellikleri kaydedildi. AS hastalık aktivitesi BASDAI ve ASDAS-CRP ölçeği ile, fonksiyonel kapasite BASFI ölçütü ile, spinal ve kalça mobilitesi BASMI ölçütü ile, yaşam kalitesi ASQoL indeksi ile değerlendirildi. İş ile ilgili ölçütlerin değerlendirilmesi için WPAI-SpA ve AS-WIS kullanıldı. Maliyet değerlendirmesinde direkt ve indirekt maliyetler hesaplandı. Çalışmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için SAS 9.4 programı kullanılmıştır. Çalışmanın tamamında anlamlılık düzeyi olarak 0.05 değeri kabul edilmiştir. Çalışmamızda ortalama absenteeism %7.4, presentesism %33.8 ve toplam iş üretkenliği kaybı %38.6, günlük aktivitelerde bozulma %31.8 saptanmıştır. Bu ölçütler BASDAI≥4 grubunda BASDAI<4 grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. 87 çalışan AS hastasının %43.7'sinin orta-yüksek iş instabilitesine sahip olduğu ve son bir yılda ortalama 10.3 iş gününde devamsızlık olduğu saptanmıştır. İş instabilitesi yüksek hastalarda son bir yılda AS nedenli işe devamsızlık gün sayısı, absenteeism, presenteeism, toplam iş üretkenliği kaybı ve günlük aktivitelerde bozulma oranının istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. ASWIS skoru ile presenteeism, toplam iş üretkenlik kaybı, günlük aktivitelerde bozulma, BASMI, BASFI, BASDAI, ASDAS-CRP, VAS hasta global skoru, sırt ağrısı, sabah tutukluğu, periferik ağrı şiddeti ilişkili bulunmuştur. Absenteeism ile BASMI skoru ve CRP düzeyi zayıf derece ve toplam iş üretkenliği kaybı orta derece ilişkili bulunmuştur. Presenteeism, toplam iş üretkenliği kaybı ve günlük aktivitelerde bozulma ile BASMI, BASFI, BASDAI, ASDAS-CRP, VAS hasta global skoru, sırt ağrısı, sabah tutukluğu ve periferik ağrı şiddeti ilişkili bulunmuştur. Sırt ağrısı, lateral lomber omurga mobilitesi, BASMI, BASFI, ASQoL skoru, CRP düzeyi, sigara kullanımı, eğitim durumu, aile öyküsü, AS nedenli iş değiştirmemiş olma, yapılan iş, son bir yıl işe devamsızlık gün sayısı, presenteeism, uzun süre oturarak veya ayakta çalışma faktörlerinin iş instabilitesi, iş verimi ve günlük aktivitelerde bozulma için prediktif olduğu gösterilmiştir. AS hastaları için yıllık ortalama maliyeti 5.495,67 €/kişi/yıl olarak hesapladık. Tüm maliyetlerin en önemli kısmını medikasyon maliyetleri oluşturmuştur. Sağlık bakımı maliyetleri dışında işsizlik, işe devamsızlık ve iş üretkenliği kaybı ilişkili maliyetler de tüm maliyetlerin içinde önemli bir oran tutmaktadır ve AS'nin ülke ekonomisine olan olumsuz etkisini ortaya koymaktadır. Bu nedenle işi elde tutmayı en üst düzeye çıkarmak, AS'de çok önemli görünmektedir. AS, hastalığın sosyoekonomik yükünü hafifletmek için işten alıkoymadan önce tedavi edilebilir. İş verimliliğindeki bozulma ve iş instabilitesi erken fark edilirse, uygun klinik ve işyeri müdahaleleri ile işten alıkoyma riski azaltılabilir veya ortadan kaldırılabilir. Bu nedenle, klinisyenlerin AS hastalarında iş instabilitesi riskini değerlendirmesi gerekli görünmektedir.

MaliyetPresenteeizmSağlık hizmetleri maliyeti+3
Mine Aydan Cenberoğlu
Akdeniz University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinopelvik dizilimin diz osteoartriti üzerindeki etkisi

Diz osteoartriti (OA) etiyolojisi net olarak aydınlatılamamış dünyada en sık görülen eklem hastalığıdır. Bu çalışmada spinopelvik parametrelerin diz OA'sı üzerindeki etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 50-70 yaş arası evre 2 ve üzeri diz OA tanısı alan 69 olgu dahil edildi. Evre 2 hastalar erken, evre 3 ve 4 hastalar ileri evre OA olarak kabul edildi. Olguların demografik verileri kaydedildi, detaylı klinik öyküleri alındı, fizik muayeneleri yapıldı. Hastalarda bel ve diz ağrısının değerlendirmesi için Vizüel Analog Skala (VAS), diz eklemindeki fonksiyon ve disabilitenin değerlendirilmesi için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), bel ağrısına bağlı engelliliğinin değerlendirilmesi için Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (ODİ) kullanıldı. Tüm gönüllülerin lateral skolyoz grafileri çekildi. Bu görüntüler PACS sisteminden alınarak Surgimap v2.3.2.1 programına yüklendi. Ölçülen pelvik insidans (PI), pelvik tilt (PT), sakral eğim (SE), lomber lordoz (LL), torakal kifoz (TK) ve sagittal vertikal aks (SVA) değerleri kaydedildi. Çalışmaya yaş ortalaması 61,62±5,13 ve VKİ ortalaması 31,84±6,05 kg/m2 olan toplam 69 hasta dahil edildi. 36 hasta (%52,2) erken evre ve 33 hasta (%47,8) ileri evre OA olarak sınıflandırıldı. Hastaların diz fleksiyon açısı (DFA) değerleri ile Pİ- LL (r=0,357; p=0,003) ve TK (r=0,258; p=0,033) değerleri arasında pozitif yönde zayıf korelasyon izlendi. Hastalarda VKİ (OR: 1,239; p=0,007), SVA (OR: 1,055; p=0,008) ve Pİ-LL arttıkça (OR: 1,274; p=0,001) osteoartrit şiddetinin yüksek olma riskinin arttığı saptandı. VKİ (β=0,245, p=0,020), sagittal vertikal aks (β=0,247, p=0,018) ve Pİ-LL değerlerinin (β=0,349, p=0,001) WOMAC toplam skoru ile pozitif yönde; sakral slop değerlerinin ise WOMAC toplam skoru ile negatif yönde (β=-0,219, p=0,026) bağımsız olarak ilişkili olduğu tespit edildi. Bu çalışmada global sagittal imbalans ve lumbopelvik uyumsuzluğun diz OA'sının şiddetini arttırdığı saptandı. Pelvik retroversiyon, diz OA'sının radyografik şiddeti ile ilişkili bulunmamasına rağmen dizdeki kötü fonksiyonel sonuçlar ile ilişkili bulunmuştur. Diz OA' sı saptanan hastalarda kinetik zincirin komponenti olan sagittal dengenin değerlendirilmesi, saptanabilecek imbalansa düzeltmeye yönelik kişiye özel egzersiz programlarının oluşturulması, dejenerasyonun progresyonunu önleyebilirken, dizabilitenin azalmasına katkı sağlayabilir.

Ağrı ölçümüDengeOmurga+4
Öykü Tomay Aksoy
Akdeniz University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Modifiye zorunlu kullanım tedavisinin inmeli hastalarda sağ ve sol hemisfer hasarlarında üst ekstremite fonksiyonlarına etkisi- tek kör randomize kontrollü çalışma

Modifiye Zorunlu Kullanım Tedavisinin İnmeli Hastalarda Sağ ve Sol Hemisfer Hasarlarında Üst Ekstremite Fonksiyonlarina Etkisi: Tek –Kör Randomize Kontrollü Çalışma Amaç: Subakut ve kronik dönem inmeli hastalarda modifiye zorunlu kullanım tedavisinin sağ/sol hemisfer hasarlarında üst ekstremite fonksiyonlarına ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisini saptamaktır. Hastalar ve Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü ve tek kör olarak planlanan çalışmamıza, 20 sağ ve 20 sol hemiplejisi bulunan toplam 40 hasta dahil edildi. Hastalar üç gruba randomize edildi. Birinci gruba 10 sağ inme hastası ve ikinci gruba 10 sol inme hastası dahil edildi ve haftanın 5 günü, günde 1 saat profesyonel destek, 3 saat ev programı şeklinde; 4'er kişilik gruplarla toplam 10 seans modifiye zorunlu kullanım tedavisi (mZKT) uygulandı. Hastaların etkilenmemiş elleri uyanık oldukları sürenin %50'sinde bir eldiven yardımı ile kısıtlandı. Kontrol grubuna rehabilitasyon ünitesinde yatarak rehabilitasyon programı bekleyen 10 sağ ve 10 sol inme hastası dahil edildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3. ayda Kutu-Blok Test, şekillendirme egzersizlerinden seçilen 30 saniyedeki küp dizme, kart çevirme ve nesne yakalama sayıları ve görev odaklı egzersizlerden seçilen su dolu bir bardağı tutma, ağıza götürme ve geri bırakma süresi, Motor Aktivite Günlüğü (MAG), İnme Etki Ölçeği (İEÖ), Fugl-Meyer Motor Değerlendirme Skalası ile değerlendirildi. Bulgular: Fugl-Meyer Motor Değerlendirme Skalası sol hemipleji grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası 3. ay kontrol değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı artmıştır (p=0,040). Kontrol grubu ile kıyaslandığında; mZKT-sol hemipleji grubunda Fugl-Meyer Motor Değerlendirme Skalasında kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı artış izlenmiştir (p=0,002). Sağ ve sol hemipleji mZKT gruplarında MAG- kullanım düzeyi ve kullanım kalitesi değerlerinde tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 3. ay kontrolünde istatistiksel açıdan anlamlı olarak artış saptanmıştır (p<0.05). Sağ ve sol hemipleji gruplarında MAG-kullanım düzeyi ve kullanım kalitesi değerlerinde kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı artış izlenmiştir (p<0.05). Kutu-Blok Testinde sağ ve sol hemipleji mZKT gruplarında tedavi öncesi ve tedavi sonrası 3. ay değerleri arasında istatistiksel düzeyde anlamlı iyileşme saptanmıştır (P=0,002, P=0,018). Sağ ve sol hemipleji mZKT grupları ile kontrol grubuna kıyaslandığında Kutu-Blok testi değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır(p=0,001, p=0,014). Şekillendirme ve görev odaklı egzersizlerden oluşturulan değerlendirme parametrelerinde 30 saniyedeki küp dizme, kart çevirme, nesne yakalama sayılarında ve bir su dolu bardağı tutma, ağıza götürme ve geri bırakma süresinde her iki tedavi grubunda da istatistiksel düzeyde anlamlı iyileşme göstermiştir. (p<0.05) Sağ ve sol hemipleji mZKT grupları arasında iyileşme düzeylerinde birbirlerine üstünlük saptanmamıştır. İnme Etki Ölçeği fiziksel sorunlar değerlerinde sadece sol inmeli mZKT grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası 3. ay değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı artış saptanmıştır (p=0,037). Kontrol grubuna kıyasla da sol inmeli grupta istatistiksel düzeyde anlamlı iyileşme saptanmıştır (p=0,005). İnme Etki Ölçeği günlük aktivitelere katılım, eli kullanabilme, iyileşme değerlerinde her iki grupta da anlamlı düzeyde iyileşme saptanmıştır (p<0.05). İnme Etki Ölçeği hafıza, duygu durum değişiklikleri, iletişim, hareket becerisi, faaliyetlere katılım değerlerinde anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda sağ ve sol hemipleji mZKT grupları; Kutu-Blok testi, MAG - kullanım düzeyi ve kullanım kalitesi, 30 saniyedeki küp dizme, kart çevirme, nesne yakalama sayıları ve bir su dolu bardağı tutma, ağıza götürme ve geri bırakma süresi ve İnme Etki Ölçeği günlük aktivitelere katılım, eli kullanabilme, iyileşme değerlendirmelerinde istatistiksel olarak iyileşme göstermiştir. Fugl-Meyer motor skalası ve İnme Etki Ölçeği fiziksel sorunlar değerlerinde her iki grupta da artış saptanmakla birlikte sadece sol hemipleji mZKT grubunda inme kontrol grubuna kıyasla istatistiksel iyileşme saptanmıştır. Sağ ve sol hemipleji mZKT grupları arasında iyileşme düzeylerinde birbirlerine üstünlük saptanmamıştır. mZKT sağ ve sol hemisfer hasarında motor fonksiyonlar ve yaşam kalitesi üzerinde etkili bulunmuş olup tedavi ile elde edilen kazanımların 3. ayda da devam ettiği saptanmıştır ancak daha fazla hasta sayısı ve daha uzun takip süresi içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelime: inme, rehabilitasyon, üst ekstremite, motor iyileşme, zorunlu kullanım tedavisi

Motor beceri testleriMotor becerilerRehabilitasyon+3
Cansın Medin Ceylan
İstanbul University
2019
00