Samsun Üniversity
SAMSUN

Samsun Üniversity

Samsun, Türkiye
Kuruluş: 2018
Web Sitesitwitterlinkedininstagramfacebook

185

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

2

Enstitü

0%

DOI Oranı

Son Eklenen Tezler

Tümünü Gör
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanısı olan hastaların ilaç tedavisine uyumunun uyku kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), geri dönüşsüz seyri nedeniyle bireylerin yaşam kalitesini ciddi biçimde olumsuz etkileyen önemli bir kronik hastalıktır. Hastalığın kontrol altında tutulması, komplikasyonların önlenmesi ve bireylerin daha sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için ilaç tedavisine uyum büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı yaşamın temel unsurlarından biri olan uyku ise KOAH hastalarında çoğu zaman bozulmakta ve bu durum yaşam kalitesini daha da düşürmektedir. Bu çalışma, KOAH hastalarında ilaç tedavisine uyum ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesini ve elde edilen bulgular doğrultusunda hastalık yönetiminde ilaç uyumu ve uyku sağlığına yönelik farkındalığın artırılmasını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel çalışmamızın evreni, Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniği'nde muayene olup KOAH tanısı (ICD J44.0–J44.9) alan 264 kişidir. Veriler, yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Anket formunda sosyodemografik özellikler, hastalıkla ilgili klinik verilerin yanı sıra ilaç tedavisine uyumu değerlendirmek amacıyla Morisky İlaç Uyum Ölçeği (MMAS-8) ve uyku kalitesini ölçmek için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PSQI) yer almıştır. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra değişkenler arası ilişkiler için korelasyon analizleri, grup karşılaştırmaları için parametrik ve parametrik olmayan testler kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 264 KOAH hastasının yaş ortalaması 67,5 ± 8,0 yıl idi (min:45, maks: 98). Katılımcıların %89,8'i erkek, %69,3'ü evliydi; %72,3'ü kentsel bölgelerde yaşamaktaydı. %77,3'ü yalnızca ilkokul mezunuydu. Ortalama VKİ 26,7 ± 2,7 olup, katılımcıların %10,2'si obezdi. Katılımcıların %98,1'inde en az bir ek kronik hastalık mevcuttu; hipertansiyon (%82,2) ve diyabet (%54,2) en sık görülenlerdi. Katılımcıların %26,5'i halen sigara içmekteydi ve paket-yıl ortalaması 47,3 ± 18,1 idi. Katılımcıların %97,7'si üç ve daha fazla ilaç, %59,1'i ikili kombine, %27,7'si üçlü kombine ve %14,0'ı monoterapi tedavi almaktaydı. Ortalama inhaler kullanım süresi 108,1 ± 86,3 ay olup, katılımcıların %81,4'ü 36 ay ve üzerinde inhaler kullanıyordu. Katılımcıların %25,8'i tedaviye bağlı yan etki yaşadığını bildirdi. En sık (%18,9) görülen yan etki ağız içi lezyonlar idi. İlaç tedavisine uyum ile uyku kalitesi arasında orta düzeyde, negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (r = –0,425; p <0,001); uyum arttıkça uyku kalitesi iyileşmekteydi. Yaş (p = 0,015), eğitim durumu (p <0,001), yaşanılan yer (p = 0,049), hastalık süresi (p <0,001), ilaç vi kullanım süresi (p = 0,013), tedavi tipi (p <0,001) ve yan etki varlığı (p <0,001) ile uyku kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulundu. Yan etki tipleri arasında uykusuzluk (p = 0,002) ve ağız içi yara (p <0,001) yaşayanlarda istatiksel olarak anlamlı fark saptandı. İlaç uyumu açısından; sigara kullanım durumu (p <0,001), hastalık süresi (p = 0,019), ilaç kullanım süresi (p = 0,013) ve tedavi tipi (p = 0,007) ile istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Sigarayı bırakmış olanlarda ilaç uyumu, halen içenlere göre daha yüksekti (p <0,001). On yıl ve üzeri KOAH öyküsü olanlarda uyum, 1–3 yıl hastalığı olanlara göre daha yüksekti (p = 0,025). 36 ay ve üzeri ilaç kullananlarda uyum, 12–36 ay kullananlara kıyasla daha yüksekti (p = 0,023). Üçlü tedavi alanlarda uyum, monoterapi (p = 0,043) ve ikili tedavi alanlara (p = 0,010) göre daha yüksekti. Sonuç: Çalışmamız, KOAH hastalarında ilaç tedavisine uyum ile uyku kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Düzenli ilaç kullanan bireylerde uyku kalitesinin daha yüksek bulunması, tedaviye uyumun yalnızca hastalığın kontrolünde değil aynı zamanda uyku sağlığının korunmasında da kritik bir rol oynadığını göstermektedir. Bulgular; yaş, kırsal yaşam, eğitim düzeyi ve sigara kullanımı gibi faktörlerin bu ilişki üzerinde etkili olabileceğini ortaya koyarken ayrıca katılımcıların önemli bir kısmında ilaç uyumunda sorunlar ve düşük uyku kalitesi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak KOAH yönetiminde ilaç tedavisine uyum ve uyku kalitesi birbirini tamamlayan iki temel unsur olup klinik değerlendirmelerde birlikte ele alınmaları gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), İlaç Uyumu, Uyku Kalitesi

Fatih Durmuş Murat
Samsun Üniversity
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Asistan hekimlerin GETAT üzerine deneyim ve bakış açıları

Amaç: Tüm dünyada ve ülkemizde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarına ilgi son yıllarda artış göstermektedir. Bu çalışmada Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan asistan hekimlerinin GETAT ile ilgili deneyim ve bakış açılarını araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı, kesitsel ve analitik bir çalışmadır. Araştırmanın yeri Samsun iline bağlı bulunan Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'dir. Araştırmada 330 asistan hekime ulaşılmış olup bu araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan asistan hekimler katılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 26,0 paket programı kullanılmıştır. Ortalama, standart sapma ve medyan değerleri üzerinden tanımlayıcı analizler sunulmuştur. Kategorik değişkenler Pearson Ki Kare Testi ile karşılaştırılmıştır. Bonferroni düzeltmesi ve lojistik regresyon analizi yalnızca çoklu karşılaştırmalar için uygulandı. Bulgular: Çalışmaya katılan hekimlerin yaş ortalaması 30,8 ± 5,6 olup, yaşlar 24 ile 59 arasında değişmekteydi ve medyan yaş 29 olarak saptandı. Katılımcıların %51,5'i (n = 170) erkek, %48,5'i (n = 160) ise kadındı. Katılımcıların hekimlik süresi ortalama 5,8 ± 5,4 yıldır. Katılımcıların hekimlik süresi ortalama 5,8 ± 5,4 yıldır. Katılımcıların %70,3'ü (n = 232) Dahili Tıp Bilimleri, %29,7'si (n = 98) ise Cerrahi Tıp Bilimleri alanında asistanlık yapmaktaydı. Katılımcıların %67,9'u (n = 224) GETAT uygulamaları hakkında kısmen bilgi sahibi olduğunu belirtirken, GETAT yöntemleriyle ilgili bilgi kaynakları incelendiğinde, katılımcıların %47,1'i (n = 156) sosyal çevre, aile ve arkadaşlardan bilgi edindiğini belirtmiştir. Katılımcıların en çok bilgi sahibi olduklarını belirttikleri GETAT yöntemi akupunktur olup, katılımcıların %98,5'i (n = 326) bu yöntemi duyduğunu veya bildiğini belirtmiştir. Asistanlık eğitimi sırasında GETAT eğitimi alanlar %82,8'i uygulamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede faydalı bulmuştur. Buna karşılık, asistanlık döneminde eğitim almayanlar %63,3'ü istatistiksel olarak anlamlı derecede fayda konusunda hayır/kararsızım yanıtını vermiştir. Tıp fakültelerinde derslere yer verilmesine yönelik soruda, "Evet" diyenler arasında GETAT'ın faydalı olduğunu düşünenlerin oranı %80,5 (n=132) iken, Asistanlık eğitiminde derslere yer verilmesine ilişkin soruda da benzer bir dağılım gözlenmiştir. Asistanlık eğitimi sırasında GETAT eğitimi alanların %75,3'ü ileride sertifika almak istediğini, Buna karşılık, asistanlık döneminde eğitim almayanların yalnızca %33,8'i sertifika almak istediğini belirtirtmiştir. Asistanlık eğitiminde GETAT uygulamaları ile ilgili derslere yer verilmesi gerektiğini düşünenlerin oranı sertifika ix almak istemeyen/kararsız olan grupta %24,9 iken, sertifika almak isteyenlerde %79,3 olarak saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan asistan hekimlerin GETAT'a ilişkin deneyim ve bakış açılarını ortaya koymuştur. Asistan hekimlerin GETAT ile ilgili edindikleri bilgilerinin çoğunlukla medya veya çevresel etkiler yoluyla şekillendiği, akademik kaynakların yeterince kullanılmadığı ve eğitim sürecinde müfredatta GETAT'a yer verilmediğini göstermektedir. Ayrıca GETAT uygulamalarına olumlu tutum sergilediklerini görülmektedir. Buna rağmen deneyim ve sertifikasyon oranının düşüklüğü dikkati çekmektedir. Bu durum, bilgi eksikliği ve standartlaşma yetersizliğinin tutumlar üzerinde etkili olduğunu düşündürmektedir Halbuki klinik deneyimle eşzamanlı sunulan GETAT eğitiminin, katılımcılarda bu alanda profesyonel gelişim ve sertifikasyon yönünde güçlü bir motivasyon oluşturduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Asistan hekimler, deneyim, bakış açısı, geleneksel ve tamamlayıcı tı

Esra Betül Ertaş
Samsun Üniversity
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi'nde yatarak tedavi gören yanık hastalarının epidemiyolojik özelliklerinin retrospektif analizi

Yanık yaralanmaları; erken dönemde yüksek mortalite ve morbiditeye, uzun dönemde ise kalıcı fonksiyonel ve estetik kayıplara yol açabilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma, Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan referans merkezlerden biri olan Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi'nde, 2019–2024 yılları arasında yatırılarak tedavi edilen 1.348 hastanın epidemiyolojik özelliklerini, klinik seyirlerini, komplikasyonlarını ve mortaliteyle ilişkili faktörleri retrospektif olarak değerlendirmektedir. Hastaların %61'i erkek, %39'u kadındır. Yaş dağılımı incelendiğinde, 0–4 yaş grubu %37,8 ile en yüksek orana sahiptir. Olguların %29,5'i yaz aylarında başvurmuştur. En sık etiyolojik neden çocuklarda haşlanma, erişkinlerde ise alev yanıkları olarak saptanmıştır. Yanıktan etkilenen toplam vücut yüzey alanı (TVYA) incelendiğinde olguların büyük kısmı %0–9 (37,2%) ve %10–19 (39,8%) aralığındadır. TVYA'nın %20'nin üzerine çıktığı olgularda komplikasyon ve mortalite oranları anlamlı düzeyde artmıştır. Ortalama yatış süresi 15,1 gün, yoğun bakım gereksinimi %25,7 oranında, mekanik ventilasyon ihtiyacı %15,9 olarak belirlenmiştir. Komplikasyonlar içinde enfeksiyonlar ilk sırada yer almıştır. Yara kültürü pozitif olgularda en sık izole edilen mikroorganizmalar Pseudomonas aeruginosa (%43,4), Acinetobacter baumannii (%19,9) ve Staphylococcus aureus (%10,1) olup bu etkenlerin önemli bir kısmı çoklu antibiyotik dirençli profilde bulunmuştur. Genel mortalite oranı %4,8'dir. Mortalite gelişen olgularda ortalama TVYA, inhalasyon hasarı, pnömoni, sepsis, akut böbrek hasarı insidansı anlamlı derecede yüksektir. Yanık yaralanmalı hastalarda mortalite öngörüsünde kullanılan skorlama sistemlerinden Revize Baux skoru (yaş + TVYA + inhalasyon hasarı varlığına dayalı pratik bir mortalite modeli) ve ABSI (Abbreviated Burn Severity Index) (yaş, cinsiyet, TVYA, yanık derinliği ve inhalasyon hasarı gibi parametreleri içeren kapsamlı bir indeks), yapılan istatistiksel analizlerde mortalite öngörüsünde yüksek doğruluk göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışma Karadeniz Bölgesi'nde yapılmış en kapsamlı yanık epidemiyolojisi araştırmalarından biridir. Elde edilen veriler, yanıkların önlenmesine yönelik bölgesel stratejilerin geliştirilmesi, yüksek riskli hastaların erken tanımlanması ve yoğun bakım enfeksiyon kontrol önlemlerinin optimize edilmesi açısından yol gösterici niteliktedir. Bulgular ayrıca, ulusal düzeyde yanık veri tabanı oluşturulması ve klinik yönetim protokollerinin güncellenmesi süreçlerine katkı sağlayacak değerli referans bilgiler sunmaktadır.

Onur Hasret Yurtsever
Samsun Üniversity
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

TAVİ hastalarında peri-prosedürel miyokardiyal hasar ile ilişkili yeni bir anjiografik değerlendirme; aortik sinüs valsalva yıkanma zamanı

GİRİŞ VE AMAÇ: Transkateter aortik kapak implantasyonu (TAVİ) sonrası gelişen peri-prosedürel miyokardiyal hasar (PPMH), hasta prognozunu etkileyebilecek önemli bir komplikasyondur. Bu çalışmada, TAVİ hastalarında PPMH ile anjiografik olarak tanımladığımız yeni bir parametre olan 'Aortik Sinüs Valsalva Yıkanma Zamanı' (ASVYZ) arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEMLER: Çalışmamız Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (10/07/2024). Bu çalışmada Samsun Eğitim ve Araştırma hastanesine 01.01.2022-01.04.2024 tarihleri arasında ciddi aort darlığı(ESC 2021 kapak klavuzunda tanımlandığı üzere; Yüksek Gradientli Ciddi Aort Darlığı; Aortik mean gradient>40 mmHg, Aort Kapak (AV) max>4 m/s ve Düşük Akımlı Düşük Gradientli Ciddi Aort Darlığı; Aortik mean gradient<40 mmHg, AVmax<4 m/s, AVA<0.1) ile başvurmuş ve kliniğimizde TAVİ yapılmış olan hastaların verileri retrospektif ve kesitsel olarak taranmıştır. TAVİ işlemine ait anjiografik görüntülerinden elde edilen ASVYZ verisi ile bazal ve post-op 24.saatteki Troponin I seviyesinin ilişkisi değerlendirilmiştir. Hastaların post-op 24.saatteki troponin düzeyleri değerlendirilerek bazal değerin 2 kat ve üzerindeki artışlar PPMH olarak tanımlanmış; bu artış 3.Akademik Kapak Araştırma Konsorsiyumu'nda(VARC 3) tanımlanan periprosedürel miyokardiyal enfarktüs kriterlerini sağladığında tip 5 MI olarak değerlendirilmiştir. Retrospektif ve kesitsel olarak, dahil edilme kriterleri uygun olan hastalardan elde edilen verilerin istatistikleri için IBM SPSS Statistics 22 paket programı kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen toplam 200 TAVİ hastasının %91,5'inde (n=183) periprosedürel miyokardiyal hasar (PPMH) geliştiği saptandı. Anjiografik olarak tanımladığımız ASVYZ, miyokardiyal hasar grubunda anlamlı şekilde daha uzun bulundu. Lojistik regresyon analizinde, ASVYZ süresindeki 1 birimlik artış miyokardiyal hasar gelişme olasılığını 1.588 kat arttırırken (OR: 1.588; %95 GA: 1.271-19.83; p<0.001), pre-operatif sol ventriküler sistolik ejeksiyon fraksiyonundaki (LVEF) her 1 birimlik artış bu riski 1.055 kat arttırmaktaydı (p=0.039). ROC analizi sonucunda, ASVYZ'nin PPMH'ı öngörmedeki ayırt edici gücünü gösteren eğri altında kalan alan (AUC) 0,788 (p<0.001) olarak saptandı. ASVYZ ve post operatif (post-op) 24.saat troponin I düzeyleri arasında anlamlı bir pozitif korelasyon tespit edildi. (Spearman's rho= 0,316; p<0.001). SONUÇ: Bu çalışma, yeni tanımladığımız anjiografik bir belirteç olan ASVYZ'nin TAVİ hastalarında PPMH'ı öngörmede anlamlı bir parametre olabileceğini göstermektedir. Anjiografik olarak kolay ve objektif bir şekilde ölçülebilen ASVYZ, işlem sırasında erken risk değerlendirmesi yapılmasına katkı sağlayabilir. Bulgular, ASVYZ'nin klinik pratikte kullanılabilirliği açısından ileri araştırmalarla desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: TAVİ, Aort Darlığı, Periprosedürel Miyokardiyal Hasar

Melisa Uçar
Samsun Üniversity
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Samsun ilinde çalışan aile hekimlerinin emzirme dönemindeki annelerde ilaç kullanımı ile ilişkili bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, Samsun ilinde görev yapan aile hekimlerinin emzirme dönemindeki annelerde ilaç kullanımı ile ilişkili bilgi düzeylerini, tutumlarını ve klinik pratikteki davranışlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma, Samsun ilindeki Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan 220 aile hekimi ile yürütülmüştür. Veriler, hekimlerin sosyodemografik özelliklerini, bilgi düzeylerini (10 soruluk test), tutumlarını, öz-yeterliklerini ve davranışlarını sorgulayan bir anket formu ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, ANOVA, Korelasyon ve Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır (p<0,05). Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 43,4 ± 7,8 yıl olup, %60,5'i erkek, %50,5'i pratisyen hekimdir. Bilgi testi puan ortalaması 5,9 ± 2,0 (%59 başarı) olarak bulunmuştur. Özellikle "güvenli olmayan analjezik" (Aspirin) (%70,0 yanlış), "tercih edilen antiepileptik ilaç" (%72,3 yanlış) ve "güvenli antidepresan" (%51,4 yanlış) gibi kritik konularda ciddi bilgi eksiklikleri saptanmıştır. Hekimlerin %61,4'ü LactMed® gibi kanıta dayalı veritabanlarını hiç duymamıştır. Hekimlerin %45,4'ü (bazen/sık sık/her zaman) annelere ilaç kullanmaya başlayınca emzirmeye ara vermelerini önermektedir. Aile hekimliği uzmanlarının ve SAHU asistanlarının bilgi puanları, pratisyen hekimlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0,017). Yüksek bilgi düzeyine sahip olmayı en güçlü öngören faktörler uzmanlık durumu (Uzman OR=3,92) ve öz-yeterlik puanı (OR=2,76) olmuştur. Cinsiyet (p=0,41) ve çalışılan bölgenin (p=0,896) bilgi düzeyi üzerinde anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Sonuç: Samsun ilindeki aile hekimlerinin emzirme döneminde ilaç kullanımı konusunda bilgi düzeyleri orta seviyede olup, özellikle kritik ilaç gruplarında geliştirilmeye açıktır. Bilgi düzeyi, uzmanlık eğitimi ve hekimin kendine güveni (öz-yeterlik) ile pozitif ilişkili bulunmuştur. Güvenilir bilgi kaynaklarının (örn. LactMed®) bilinirliği ve kullanımı artırılmalı, hekimlere yönelik sürekli eğitim programları düzenlenmelidir.

Aile hekimliğiEmzirmeLaktasyon
Mustafa Tokur
Samsun Üniversity
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

JJ üreteral stentli hastalarda stent kültürü ve intraoperatif idrar kültürünün klinik önemi

Amaç: Herhangi bir sebeple daha önceden double J (DJ veya JJ) üreteral stent takılan hastaların stent çekimi sonrası stent kültürü ve intraoperatif alınan idrar kültürlerinin karşılaştırılması, antibiyogram duyarlılıklarının belirlenmesi, sonuçların literatür verileri ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Samsun Üniversitesi, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği'nde 1 Kasım 2023 - 1 Haziran 2024 tarihleri arasında üreter darlığı, üreter taşı, üreteropelvik bileşke taşı nedeniyle hidroüreteronefroz (HÜN) gelişmiş olan ve bu sebeplerden ötürü DJ stent takılmış olan 115 hasta dâhil edilmiştir. Tedavisi tamamlanmış ve stent çekimi planlanmış olan hastaların, ameliyathane koşullarında steril şartlarda DJ stentleri çekilmiş ve eş zamanlı olarak intraoperatif üreterden idrar kültür örneği alınmıştır. Çekilen DJ stentlerin proksimal ve distal uçlarından yaklaşık 2 cm'lik kısımları steril kültür tüplerine ayrı ayrı yerleştirilmiştir. DJ stent kültürleri ile idrar kültürü tüpleri çalışılmak üzere mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilmiştir. Alınan numuneler mikrobiyoloji kültür laboratuvarımızda çalışılmış ve bakteri üremesi olan kültür örneklerine antibiyogram duyarlılık testleri de çalışılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiki değerlendirmesinde Shapiro-Wilk testi, Independent Sample t Test, Mann-Whitney U testi, One-Way ANOVA, Kruskal-Wallis testi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda DJ stent kültüründe üreme olması ile hasta yaşı, cinsiyeti, ek hastalıklar, stent kalış süresi, stent takılma sebebi arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunmamıştır. Proksimal DJ stent kültüründe üreme olması ile HÜN derecesi arasında anlamlı ilişki görülmüştür (p = 0,003). DJ stent takılma sebepleri ile HÜN dereceleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p = 0,031). DJ stent takılma sebebi ile stent kalış süresi arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Ek hastalıklar arttıkça HÜN derecesinin de artmış olması istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p = 0,012). DJ stent kültürlerinde üreme olması ile intraoperatif alınan idrar kültürleri arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Stent kültürlerinde en çok üreyen mikroorganizmalar sırasıyla Enterokoklar, Kandida ve Koagülaz Negatif Stafilokoklar olarak tespit edilmiştir. Sonuç: DJ stent kültüründe bakteriyel kolonizasyon olması ile idrar kültürü sonucu birbiri ile uyumlu değildir. Stent kültüründe kolonizasyon mevcudiyeti üriner sistem enfeksiyonu açısından predispozan bir faktör olmakla birlikte bu durum sepsis gelişimine yol açacak kadar ciddi değildir. Uygun endikasyonlarda, uygun sürede, uygun profilaksi ile DJ stent yerleştirilmesi güvenlidir. Anahtar Kelimeler: DJ stent, hidronefroz, DJ stent kültürü, idrar kültürü

Fatih Kuru
Samsun Üniversity
2025
00