Sanko University
Institute

Institute of Graduate Studies

Sanko University

166

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk hastalarında bilinçli farkındalık ve intihar olasılığı arasındaki ilişki

Bu araştırma bipolar bozukluk tanılı hastaların bilinçli farkındalık düzeyleri ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep Üniversitesi, Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde yatarak tedavi gören bipolar bozukluk tanılı 117 hasta oluşturdu. Veri toplama aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BFÖ), İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE)'' kullanıldı. Çalışmada yer alan parametrelerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemede ölçek skorlarının çarpıklık ve basıklık değerlerine bakıldı. Normal dağılım gösteren parametrelerde ikili grup analizlerinde bağımsız student t-testi kullanıldı. Ölçekler arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Pearson korelasyon testi kullanıldı. Araştırmada yordayıcı etki basit doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. Tüm testlerde istatistiksel önemlilik düzeyi 0,05 olarak alındı. Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların %53,8'i erkek, %58,8'i 18-35 yaş aralığında, %70,1'inin daha önce intihar girişimi olmadığı ve %52,1'inin intihar düşüncesinin olduğu belirlendi. Hastaların İOÖ toplam puan ortalaması 78,25±14,59 ve YMDÖ toplam puan ortalaması 15,67±8,73 olarak belirlendi. BDE toplam puan ortalaması 20,51±12,84 olarak belirlendi. BİFÖ toplam puan ortalaması 54,36±13,25 olarak belirlendi. İOÖ toplam puan ortalamaları ve BİFÖ puan ortalaması cinsiyete göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. İOÖ toplam puan ortalaması ile BDE toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde anlamlı (p=0,000; r=0,551), BİFÖ toplam puan ortalaması arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu (p=0,000; r=-0,535) görüldü. Yapılan regresyon analizi sonucunda katılımcıların depresyon düzeylerinin intihar olasılıklarının, %30'unu açıkladığı belirlendi (R=0,551, R²=0,304). Ayrıca katılımcıların bilinçli farkındalık düzeylerini intihar olasılıklarının, %28'ini açıkladığı belirlenmiştir (R=0,535, R²=0,286). Bu araştırmaya göre bipolar bozukluk tanılı katılımcıların intihar olasılıkarı şiddetli, depresyon ve bilinçli farkındalık düzeyleri orta düzeyde şiddetli olduğu tespit edildi. Ayrıca araştırmaya göre BFÖ düzeyi arttıkça, intihar olasılığı ve mani belirtilerinin azaldığı ve BFÖ düzeyi arttıkça depresyon düzeyinin azaldığı tespit edildi. Araştırmanın bir diğer sonucu da kadınların intihar olasılıklarının daha yüksek olması ve erkeklerin BFÖ düzeylerinin daha yüksek olmasıdır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre psikiyatri hemşirelerinin bipolar bozukluk tanılı hastalarda düzenli tarama programlarıyla depresyon düzeyi, intihar riski ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi, yüksek risk taşıyan bireylerin erken müdahale için yönlendirilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk; İntihar olasılığı; Bilinçli farkındalık; Psikiyatri hemşireliği.

Şerafettin Çağlar
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan bebeklerin tükürük, idrar ve kan örneklerinde CMV DNA'nın araştırılması

Primer CMV enfeksiyonu, sağlam konakta genellikle asemptomatik seyreder, ancak immün sistemi henüz gelişmemiş fetusta çok ciddi hasarlara yol açabilir. CMV'nin bulaş yollarının çeşitliliği sebebiyle, seropozitivite oranları yaşla birlikte artmaktadır. Konjenital CMV enfeksiyonu prevalansı, ülkemiz gibi maternal seroprevalansın yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerde %1-5 civarındadır. Çalışmamızda, Sanko Üniversitesi Hastanesi'nde doğan, 30 yenidoğanın idrar, tükürük ve kan CMV PCR testleri ile annelerinin gebelik takiplerindeki CMV IGM, CMV IGG test sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Otuz bebeğe ait toplam 90 örnek CMV PCR ile araştırıldığında, tümü negatif olarak saptanmıştır. Yenidoğanların annelerinin gebelik dönemine ait CMV IgM, CMV IgG sonuçları incelendiğinde, tamamının CMV IgM sonucunun negatif olduğu görülmüştür. CMV IgG sonuçlarına göre gebelerin %93,3'ü seropozitif olarak değerlendirilmiştir. Maternal CMV taraması, fayda-maliyet durumuna göre değerlendirildiğinde, tedavisinin bulunmaması, gereksiz endişe ve girişimlere neden olabilmesi gibi sebeplerle evrensel olarak önerilmemektedir. Ancak konjenital CMV çeşitli nörolojik sekellere ve sensörinöral işitme kaybına neden olan, dünya genelinde konjenital enfeksiyonların en sık etkenidir. Dolayısıyla tespit edilemeyen işitme kaybı, konuşma ve dil becerilerinin normal kazanımına da zarar verebilir. Son on yılda tanı yöntemlerinde önemli gelişmelerin olması bu hastalarda CMV hastalığının klinik yönetiminde kolaylık sağlamıştır. Çalışmamızın en büyük sınırlılığı olgu sayımızın oldukça az olmasıdır. Toplumumuzdaki durumu daha net ortaya koyabilmek için prospektif olarak yenidoğanın en az iki yıl takibinin yapıldığı ülke çapında geniş çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan; CMV; CMV DNA.

Fatma Dönmez
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatri hemşirelerinin infiltrasyon ve ekstravazasyon bilgi tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Pediatrik hastalarda intravenöz (IV) tedavi uygulamasında periferik venöz kateterler (PVK) yaygın olarak kullanılan yöntemler arasında yer almaktadır. Ancak infiltrasyon ve ekstravazasyon gibi komplikasyonlar, PVK uygulamasında sıkça karşılaşılan ciddi sorunlardır. Bu komplikasyonlar intravenöz tedavinin aksamasına, çevre dokuların zarar görmesine ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu tür komplikasyonlar, doğru bilgi, uygun tutum ve etkili uygulamalarla önlenebilir. Bu çalışma, pediatri hemşirelerinin infiltrasyon ve ekstravazasyon hakkındaki bilgi, tutum ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Ağustos-Aralık 2023 tarihleri arasında Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nin kliniklerinde çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 250 pediatri hemşiresi ile veriler toplanmıştır. Araştımanın yürütülmesi için etik kurul onayı, kurum çalışma izni ve hemşirelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamları alınmıştır. Veriler; Hemşire Tanıtıcı Özellikler Formu, İnfiltrasyon ve Ekstravazasyon Bilgi Formu, İnfiltrasyon ve Ekstravazasyonu Önlemeye Yönelik Hemşirelik Uygulamaları Formu ve İnfiltrasyon ve Ekstravazasyonu Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veri analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Bonferroni ve Tamhane çoklu karşılaştırma testleri, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Hemşirelerin yaş ortalaması 29,94±5,39 yıl olarak bulunmuştur. Katılımcıların %64'ü kadın, %75,2'si lisans mezunu olup, ortalama 6,24±4,97 yıldır pediatri hemşiresi olarak görev yapmaktadır. Hemşirelerin %76,8'i periferik venöz kateter uygulamasıyla ilgili eğitim almıştır. Hemşirelerin infiltrasyon ve ekstravazasyona ilişkin bilgi düzeyi ortalama puanı 17,70±4,65 olarak belirlenmiştir. Genel bilgi düzeyi düşük bulunmakla birlikte, hemşirelerin %81,2'si kateter seçimi ve uygun kateter numarasının infiltrasyon ve ekstravazasyon riskini etkilediğini, %81,6'sı ise intravenöz sıvının hızlı ve basınçlı verilmesinin infiltrasyon ve ekstravazasyona neden olmayacağını bilmektedir. Hemşirelerin İnfiltrasyon ve Ekstravazasyonu Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği toplam puanı 49,70±6,97 olarak bulunmuştur. Klinik yetkinlik ve teknik beceriler alt boyutu 13,31±2,65, özgüven ve öz-yeterlilik alt boyutu ise 8,90±2,19 olarak ölçülmüştür. İnfiltrasyon ve ekstravazasyona yönelik hemşirelik uygulamaları toplam puanı 34,82±3,83 olup, kateter bölgesi değerlendirme alt boyutu (16,20±2,55) ve kateter bakımı ve infüzyon tedavisi alt boyutu (11,53±2,22) yüksek puan alan alanlar olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak infiltrasyon ve ekstravazasyon, intravenöz tedavide önemli komplikasyonlardır. Bu komplikasyonların önlenmesinde hemşirelerin periferik venöz kateter uygulaması hakkında bilgi, tutum ve becerilerini geliştirmeleri kritik öneme sahiptir. Hemşirelerin bu komplikasyonları öngörme ve önlemedeki etkinliklerinin artırılması amacıyla düzenli hizmet içi eğitim programlarıyla desteklenmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire; intravenöz; infiltrasyon; ekstravazasyon; bilgi düzeyi.

Serpil Şeker
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Skleroderma hastalarının geleneksel ve tamamlayıcı tıbba ilişkin tutumları

Bu çalışma skleroderma tanısı alan hastaların geleneksel ve tamamlayıcı tıbba ilişkin tutumlarını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Şubat 2024-Haziran 2024 tarihleri arasında bir ilde bulunan uygulama ve araştırma hastanesinin romatoloji polikliniği ve kliniğinde tedavi gören hastalar ile yapıldı. Araştırmanın evrenini romatoloji polikliniğine başvuran 90 hasta, örneklemini ise Güç Analizi ile belirlenen 37 hasta oluşturdu. Araştırma için gerekli izinler alındıktan sonra veriler, soru formu ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği (GTTTÖ) ile toplandı. Üç alt boyuttan oluşan ölçekten en düşük 7, en yüksek 189 puan alınmaktadır ve yüksek puan olumlu tutum olarak değerlendirilmektedir. Çalışmaya dahil edilen hastaların ölçek toplam puan ortalamasının 104,98±20,62, olduğu saptandı. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) yöntemi kullanan hastaların %88,2'si bitkisel ürünleri kullandıklarını belirtti. Tanı süresi 0-3 yıl olan hastaların ölçek toplam ve tamamlayıcı tıbba düşünsel bakış alt boyut puanının, tanı süresi sekiz yıl ve daha fazla olan hastalara göre daha düşük olduğu saptandı. Hastalıkla ilgili bilgi sahibi olanların sağlığa bütüncül bakış alt boyut puanının bilgi sahibi olmayanlara göre daha yüksek olduğu (p<0,05) belirlendi. Göz kuruluğu ve yutma güçlüğü yaşayan ve GETAT yöntemi kullanan hastaların ölçek toplam puanının ve tamamlayıcı tıbba düşünsel bakış alt boyut puanının daha yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç olarak skleroderma hastalarının ölçek toplam puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu ve çoğunlukla sağlık personeline bilgi vermeden GETAT yöntemlerine başvurdukları saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda sağlık personelleri tarafından hastaların GETAT yöntemlerini kullanıp kullanmadıkları konusunda bilgi sahibi olması ve bu yöntemler konusunda hastalarla birlikte toplumun da bilgilendirilmesi önerilebilir.

Elif Seray Ede
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sanko Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencilerinin beslenme bilgi düzeyleri ile porsiyon ölçüsü algısı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma; Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nde eğitim-öğretim gören üniversite öğrencilerinin beslenme bilgi düzeyi ile porsiyon algısı arasında ilişki durumunu saptamak amacıyla yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya 110 öğrenci (erkek:11, %10; kadın: 99, %90) katılmıştır. Öğrencilerin sosyal-demografik özellikleri, beslenme davranışları, 24 saatlik besin tüketim kayıtları ve antropometrik ölçümleri yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından toplanmıştır. Öğrencilerin porsiyon algısı araştırmacı tarafından laboratuvar ortamında uygulamalı olarak yüz yüze değerlendirilmiştir. Öğrencilerin yaşı ortalama 21±2 yıl, Beden Kitle İndeksi (BKİ) ortalama 22,59±3,19 kg/m2'dir. Ortalama beslenme bilgi puanı (88 puan üzerinden) kadınların 41,2±6,99 ve erkeklerin 40,27±5,29 olarak saptanmıştır (p>0,05). Öğrencilerin cinsiyetine göre karbonhidrat (%), toplam yağ (g), toplam yağ (%) ve toplam Omega-9 yağ asidi düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Medyan değerleri incelendiğinde kız öğrencilerin toplam yağ (40,19 g), yüzde toplam yağ (%39) ve toplam omega 9 (6,6 g) düzeylerinin erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu, (erkek öğrencilerin ise karbonhidrat (%49,49) düzeyinin kız öğrencilere (%40,98) göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin sınıf düzeylerine göre karbonhidrat (g), karbonhidrat (%), toplam yağ (%), niasin, riboflavin, magnezyum, B12 vitamini, toplam omega 9, folik asit, B6 vitamini düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). 3. Sınıf öğrencilerin karbonhidrat miktarı (132,5 g) enerjinin karbonhidrattan gelen oranı (%49,7 düzeyleri, 1. ve 4. Sınıf öğrencilerinden daha yüksek, 4. Sınıf öğrencilerinin toplam yağ (%41,65) düzeyi, 3. Sınıf öğrencilerinden daha yüksek (%33,28), 2. Sınıf öğrencilerinin niasin alımı (16,31 mg), 1. Sınıf öğrencilerinden daha yüksek (11,59 mg), 3. Sınıf öğrencilerinin riboflavin ve magnezyum alımı (1,03mg ve 211,04 mg), 1. Sınıf öğrencilerden (0,78 mg ve 139,2 mg) daha yüksek olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin beslenme önerileri alt boyut puanlarının, besin grupları alt boyut puanlarının, beslenme ile hastalık ilişkisi alt boyut puanlarının ve genel beslenme bilgi ölçeği puanlarının sınıf düzeylerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). 3. Sınıf öğrencilerinin beslenme önerileri alt boyut ortalama puanının (9,9±1,61), 2. Sınıf öğrencilerine göre daha yüksek olduğu (7,92±2,55), 3. ve 4. Sınıf öğrencilerinin besin grupları alt boyut puanı (20,43±3,31ve 22,63±2) ve genel beslenme bilgi ölçeği ortalama puanlarının (43,86±5,1 ve 45,06±3,93), 1. ve 2. Sınıf öğrencilerinden daha yüksek olduğu ve 4. Sınıf öğrencilerinin beslenme hastalık ilişkisi alt boyut ortalama puanının (9,8±1,75), 1. Sınıf öğrencilerinden (8,27±2,94) daha yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin sınıf düzeylerine göre porsiyon algısı değerlendirme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Öğrencilerin cinsiyetlerine göre porsiyon algısı değerlendirme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Çalışmada besinlerin standart porsiyonunu doğru tahmin eden öğrenci sayısının az olması ve Beslenme ve Diyetetik bölümünde okuyan öğrencilerin beslenme bilgi düzeyinin düşük olduğu görülmüştür. Bu nedenle, Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin beslenme bilgi düzeylerini artırmak amacıyla üniversitelerde düzenli olarak beslenme eğitimi seminerleri, farkındalık çalışmaları ve uygulamalı kurslar düzenlenebilir.

Rana Yaren Başar
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik myeloid lösemi hastalarında tirozin kinaz inhibitörlerinin tedavi yanıtları ile tam kan sayım parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Kronik Myeloid Lösemi (KML), tirozin kinaz inhibitörleri (TKİ) ile etkin şekilde tedavi edilebilen bir hematolojik malignite olmasına rağmen, tedaviye yetersiz yanıt verecek hastaların erken dönemde belirlenmesi hâlen önemli bir klinik gereksinimdir. Bu bağlamda, inflamatuvar belirteçler olan nötrofil/lenfosit oranı (NLO), platelet/lenfosit oranı (PLO), sistemik inflamasyon indeksi (SII) ve sistemik inflamasyon yanıt indeksi (SIRI) gibi tam kan sayımına dayalı parametrelerin, TKİ tedavisine verilen erken ve nihai moleküler yanıtları ayırt etme gücünü değerlendirmek amacıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Birinci veya ikinci nesil TKİ ile tedavi edilen 43 kronik evre KML hastasının verileri retrospektif olarak analiz edilmiş ve tanı anındaki tam kan sayımına dayalı bu parametreler kullanılmıştır. Tedavi yanıtları 3., 6., 12. aylar ve 12. ay sonrası takip döneminde (son ölçüm) değerlendirilmiş; ROC analizi ile inflamatuvar parametrelerin ayırt ediciliği araştırılmıştır. Bulgulara göre, NLO (p= 0,0112) ve SIRI (p= 0,0066) 3. ayda anlamlı ayırt edici parametreler olarak öne çıkarken (AUC sırasıyla 0,725 ve 0,743), SIRI (p= 0,0332) 6. ayda da ayırt edici özelliğini korumuştur. 12. Ayda hiçbir parametre anlamlı bir değer göstermemiştir. PLO (p= 0,0013) ve SIRI (p= 0,0066) ise son tedavi yanıtının ayırt edilmesinde anlamlı bulunmuştur (AUC sırasıyla 0,756 ve 0,731). Yüksek tam kan sayım parametreleri, erken dönemde zayıf tedavi yanıtı ile anlamlı ilişki göstermiştir (p <0,05). Yapılan analizlerde bağımsız bir ayırt edici olarak kalmıştır. Elde edilen sonuçlar, Tam kan sayımı parametreleri; KML hastalarında tedaviye yetersiz yanıt riskini öngörmede kolay erişilebilir, düşük maliyetli ve pratik bir araç olarak klinik kararlara katkı sunabileceğini göstermektedir.

Lösemi-miyeloid-kronik-BCR-ABL pozitif
Şevval Erendor
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin inkontinans alakalı dermatit hakkında bilgi tutum ve uygulamaları

ÖZET YOĞUN BAKIM HEMŞİRELERİNİN İNKONTİNAS ALAKALI DERMATİT HAKKINDA BİLGİ, TUTUM VE UYGULAMALARI İnkontinansla alakalı dermatit (İAD), özellikle yoğun bakım hastalarında sık görülen, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve basınç yaralarına zemin hazırlayan; ancak önlenebilir bir cilt sorunudur. Hemşirelerin İAD'yi doğru değerlendirme, önleme ve yönetme konusunda bilgi sahibi olması, güncel ve kanıta dayalı uygulamalarla bakım sağlaması önemlidir. .Bu doğrultuda, çalışmada yoğun bakım hemşirelerinin İAD'ye ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma kesitsel ve tanımlayıcı türde planlanmıştır. Araştırmanın evrenini T.C. Gaziantep Şehir Hastanesi yetişkin yoğun bakımlar, çocuk yoğun bakım ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan 560 sayıda hemşire oluşturmuştur. Araştırma, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 191 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştımanın yürütülmesi için kurum çalışma izni, etik kurul onayı ve hemşirelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamları alınmıştır. Veriler; Hemşire bilgiformu, İAD Bilgi Testi ve İAD Tutum Değerlendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veri analizinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma ile birlikte t testi, tek yönlü varyans analizi (F testi), post-hoc testler ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Soru formlarının geçerliliği için kapsam geçerlilik indeksi; tutum ölçeği için ise Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizleri uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; hemşirelerin İAD bilgi düzeyleri ve tutumlarının yaklaşık orta düzeyde (23,80±3,21; 51,25±6,51) olduğu tespit edilmiştir. İAD tutum ve bilgi düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve zayıf düzey bir ilişki olduğu tespit edildi (r=0,317; p=0,000). İAD bilgi testinde hemşireler en yüksek oranda (%94,8) "Cilt temizleyicilerin pH'ı normal cilt pH'ına yakın olmalıdır." En düşük oranda ise (%8,4) "İAD'da ciltte sınırları belirli olan renk değişimi gözlenmektedir." önermesini doğru bilmiştir. Hemşirelerin önleme, tedavi ve bakım uygulamaları içerisinde Hijyen, cilt bariyer ürünleri kullanımı, gözlem, izolasyon, yara bakımı, inkontinans ve alt bakımı ve eğitim gibi uygulamalar yaptıkları belirlenmiştir. Bu bulgular, hemşirelerin İAD'ye ilişkin bilgi ve tutum düzeylerinin istenilen düzeyin altında olduğunu ve bu durumun klinik bakım kalitesi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini göstermektedir. İAD'nin önlenebilir bir sorun olduğu göz önüne alındığında, hemşirelerin bilgi ve tutumlarını geliştirmeye yönelik yapılandırılmış, kanıta dayalı eğitim programlarına ve rehber temelli uygulamaların yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilgi; İnkontinans; İnkontinans alakalı dermatit; Tutum; Yoğun Bakım Hemşireliği

Yunus Ekinci
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı yaşam merkezine başvuran kadınlarda metabolik sendrom risk etmenleri ile beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıklarının saptanması- Elbistan örneği

Bu araştırma, Elbistan ilçesinde bir sağlıklı yaşam merkezine başvuran kadın bireylerde metabolik sendrom (MetS) risk etmenleri ile beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte yürütülen çalışma, 2024 yılı Ekim ile 2025 yılı Mart ayları arasında, 19–55 yaş aralığında olan ve klinik olarak metabolik sendrom tanısı almış 60 gönüllü kadın birey ile yürütülmüştür. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, fiziksel aktivite düzeyleri, sigara-alkol kullanımı, öğün düzeni, besin tüketim sıklığı ve beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi toplanmış; ayrıca antropometrik ölçümler (beden kütle indeksi, bel ve kalça çevresi, bel/kalça oranı) ile biyokimyasal parametreler (açlık kan şekeri, insülin, lipid profili) değerlendirilmiştir. Akdeniz Diyeti'ne uyum düzeyini belirlemek amacıyla 14 maddelik MEDAS (Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği) kullanılmıştır. Veriler SPSS programında tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizleri ve anlamlılık testleriyle analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların %86,7'si obez sınıfında yer almakta olup, tamamının bel çevresi ölçümleri yüksek risk düzeyindedir. BKİ ortalaması 36,47±6,92 kg/m², bel çevresi ortalaması 111,81±12,35 cm ve bel/kalça oranı ortalaması 0,91±0,17 olarak hesaplanmıştır. Kadınların %78,3'ünde yüksek total kolesterol, %65'inde yüksek LDL ve trigliserid düzeyleri, %98,3'ünde ise yüksek açlık plazma insülin seviyesi tespit edilmiştir. Ayrıca HDL düzeyi, katılımcıların %1,7 'sinde düşük bulunmuştur. Fiziksel aktivite düzeyi yüksek olan kadınlarda total kolesterol değerlerinin daha düşük olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların %71,7'si Akdeniz diyetine orta düzeyde uyum göstermektedir. MEDAS puanı ile biyokimyasal ve antropometrik parametreler arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır(p>0,05). Bununla birlikte, besin tüketim sıklığı değerlendirildiğinde katılımcıların sebze, meyve, zeytinyağı ve süt ürünleri tüketim sıklıkları olması gereken miktarlara kıyasla yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, metabolik sendrom tanısı almış kadın bireylerde yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesine yönelik bütüncül sağlık yaklaşımlarının uygulanması gerekliliği ortaya konmuştur. Akdeniz diyeti gibi bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış diyet modellerine uyumun artırılması, bireysel danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve fiziksel aktivite programlarının toplum temelli müdahalelerle desteklenmesi, metabolik sendromun önlenmesi ve yönetilmesinde etkili olacaktır.

Fatma Zehra Yılmaz
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı ve obstetrik brakial pleksus paralizisi bulunan çocukların servikal bölge eklem hareket açıklığı, propriyosepsiyon ve fonksiyonellik değerlendirilmesi

Bu araştırma sağlıklı ve obstetrik brakial pleksus paralizisi (OBPP) bulunan çocukların servikal bölge eklem hareket açıklığı, propriyosepsiyon ve fonksiyonelliğinin değerlendirilmesi için yapıldı. Çalışmaya gönüllü olan 7-18 yaş arasında obstetrik brakial pleksus paralizisi (OBPP) bulunan 30 çocuk ile 30 sağlıklı çocuk dahil edildi. OBPP tanılı çocukların yaralanma tipinin belirlenmesinde, Narakas Sınıflandırma Sistemi (NSS); dominant ve nondominant üst ekstremitelerinin tüm eklemlerinde hareket açıklığı ölçümünde Aktif Hareket Skalası ve Gilbert Raimondi Skalası; servikal bölge propriyosepsiyon değerlendirilmesinde, Servikal Hareket Sınırı (Cervical Range Of Motion) (CROM) cihazı, üst ekstremite fonksiyonelliğinin değerlendirilmesinde Modifiye Mallet Sınıflandırma Sistemi kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programıyla analiz edildi. Aktif Hareket Skalası ve Gilbert-Raimondi Skalasına göre; OBPP'li çocuklarda dominant olmayan (OBPP 'den etkilenmiş) üst ekstremitede eklem hareket açıklıkları, sağlıklı çocuklardan daha azdı (p<0.001). CROM ölçümlerine göre; OBPP'li ve sağlıklı çocuklar, servikal bölge fleksiyon, ekstansiyon, sağ lateral fleksiyon ve sağ rotasyon propriyosepsiyon düzeyi yönünden benzerdi (p>0.05), OBPP'li çocukların dominant taraf (sol) servikal rotasyon ve dominant taraf (sol) servikal lateral fleksiyon propriyosepsiyon düzeyi, sağlıklı çocuklardan daha iyiydi (p<0.001). Modifiye Mallet Sınıflama Sistemi ölçümlerine göre; OBPP'li çocuklarda dominant olmayan üst ekstremitede, omzun tüm yönlerde fonksiyonel hareket açıklığı, sağlıklı çocuklardan daha azdı (p<0.001). Araştırmamızın sonuçları, OBPP tanısı ile doğan çocuklarda, etkilenen taraf üst ekstremitenin hareket açıklığının azaldığını, servikal bölgede etkilenmeyen tarafta propriyosepsiyonu arttırdığını ve etkilenen üst ekstremitenin fonksiyonel olarak daha az kullanıldığını gösterdi. OBPP'li çocukların üst ekstremite ve servikal bölge muskuloskeletal değerlendirmelerinin periyodik olarak yapılması değerli olacaktır.

Mehmet Mert Karacan
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarında üstbiliş ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki

Kanser günümüzde giderek yaygınlaşan kronik bir süreçtir. Bu süreçte hastaların psikolojik sağlamlığının arttırılması oldukça önemli hale gelmiştir. Psikolojik sağlamlığın arttırılmasında etkili olan üstbilişle ilişkisini tanımlamak bu kapsamda yol gösterici olacaktır. Bu nedenle bu araştırma onkoloji hastalarında üstbiliş ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü'nde tedavi gören hastalar oluşturdu. Verilerin toplanması amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık (KPSÖ) ve Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30) kullanıldı. Veriler, yüz yüze görüşme tekniğiyle toplandı. İstatistiksel analizlerde Kolmogorov-Smirnov testi, tek yönlü ANOVA, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Katılımcıların yaş ortalamaları 55,9±14,5 yıl olarak belirlendi. Katılımcıların%53,9'unun kadın, %46,1'inin ise erkek olduğu saptandı. Katılımcılarda görülen kanser türünde%27 oranla akciğer kanseri birinci, %23,5'lik oranla meme kanserinin ikinci sırada olduğu tespit edildi. Katılımcıların KPSÖ puan ortalaması 18,67±6,4; ÜBO-30 puan ortalaması 72,6±15,6'dır. ÜBÖ-30 Bilişsel Farkındalık alt boyutu 17,1±3,3 puan ile en yüksek olup Bilişsel Güven alt boyutunun 12,1±5,4 puan ile en düşük olduğu saptandı. Onkoloji hastalarında üstbiliş ile psikolojik sağlamlık arasında negatif yönlü güçlü bir ilişki olduğu belirlendi (r=-,697). Katılımcıların üstbiliş düzeyinin yüksek olması, psikolojik sağlamlık düzeyini azalttığını göstermektedir. Çalışma sonuçları doğrultusunda hastaların üstbilişlerini geliştirerek psikolojik sağlamlıklarını destekleyecek girişimsel çalışmalar planlanabileceği düşünüldü.

Elif Akçakaya
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00