
651
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Karakaş koyunlarında doğum ve çeşitli dönem canlı ağırlıkları
Bu çalışma ile Karakaş koyunlarının büyüme ve gelişme düzeyini belirlemek, bu düzeyi etkileyen faktörleri tespit etmek ve diğer çalışmalarda bildirilen düzeylerle karşılaştırarak verim noktasında çıkarımlarda bulunmak, yerli gen kaynaklarımızdan olan söz konusu ırkın ıslahı noktasında doğru stratejileri ortaya koymak ve yayla yetiştiriciliğinin gelişmesi anlamında alınabilecek önlemlerin tespiti amaçlanmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Diyarbakır ilinde yürütülen " Karakaş Koyunlarının Halk Elinde Islahı Alt Projesi" kapsamında elde edilen veriler, çalışmamızın kaynağını oluşturmaktadır. Kayıt altına alınan kuzulardan doğum dahil 3 tartım alınmıştır. 30.gün, 60.gün, 90.gün ve 120.gün canlı ağırlıkları interpolasyon yöntemiyle tespit edilmiştir. Canlı ağırlık ve GCAA ortalamaları ve diğer istatistikler için SPSS 26 programı kullanılmıştır. Karakaş koyunlarında ortalama doğum, 30., 60., 90. ve 120. gün canlı ağırlık ortalamaları ile doğum-30.gün, doğum-60. gün, doğum-90. gün ve doğum-120.gün arası günlük canlı ağırlık artış ortalamaları genel olarak literatür ile uyumludur. Doğum aylarının canlı ağırlıklara etkisi 90.gün canlı ağırlığı hariç istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Ana yaşının 30., 90. ve 120.gün canlı ağırlıkları üzerindeki etkisi önemli bulunmuştur. Yıl faktörünün tüm dönem canlı ağırlıkları ve günlük canlı ağırlık artışları üzerindeki etkisi ise istatistiki olarak önemsiz, cinsiyetin etkisi ise önemli bulunmuştur. Doğum tipinin ise doğum-120. gün arası GCAA hariç diğer canlı ağırlık ortalamalarına ve GCAA ortalamalarına önemli düzeyde etki ettiği tespit edilmiştir. Karakaş koyunlarını korumak, mevcut verimini arttırmak ve yayla hayvancılığının avantajlarını kullanmak gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bunun için de kaliteli damızlık koç temini, elit sürülerdeki kuzuların kesiminin engellenmesi ve en iyi verime sahip olan kuzuların ıslah çalışmalarında kullanılmasının sağlanması, yayla şartlarının iyileştirilmesi gibi hususların üzerinde önemle durulması gerekmektedir.
Yapısal eşitlik modelleri ve Türkiye ürün ihtisas borsası verileri üzerine bir uygulama
Bu çalışmada, Batman ve Siirt illerinde faaliyet gösteren yatırımcıların Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) ve lisanslı depoculuk sistemine yönelik memnuniyet düzeyleri yapısal eşitlik modellemesi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, yatırımcıların sistemden beklentileri, deneyimleri ve güven düzeyleri doğrultusunda memnuniyetin belirleyicilerini ortaya koymaktır. Çalışmada, Batman ve Siirt'te üretim yapan toplam 388 yatırımcıyla yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilen anket verileri kullanılmıştır. Veri analiz sürecinde açıklayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) uygulanmıştır. AFA sonucunda beş faktör (lisanslı depoculuğun etkinliği, depolama altyapısı ve kullanıcı yetkinliği, destekleyici altyapı ve politikalar, ürün tedarik kolaylığı, güvenirlik ve erişim) belirlenmiş; toplam varyansın %63,887'si açıklanmıştır. Anket ölçeğinin güvenilirliği Cronbach Alpha değeriyle test edilmiş ve 0,795 olarak bulunarak güvenilir kabul edilmiştir. DFA sonucunda modelin uyum iyiliği indeksleri (RMSEA=0,077, CFI=0,944, TLI=0,919) kabul edilebilir düzeyde çıkmıştır. Yapısal eşitlik modeli kapsamında test edilen beş hipotezden üçü istatistik olarak anlamlı bulunmuştur. Lisanslı Depoculuğun Etkinliği, Destekleyici Altyapı ve Politikalar faktörleri Hizmet Kalitesi ve Memnuniyet (HKM) düzeyini pozitif yönde etkilerken, Üye Odaklılık ve Kurumsal Temsil faktörü HKM üzerinde negatif etkili bulunmuştur. Buna karşılık, ürün tedarik kolaylığı ve güvenirlik ve erişim faktörlerinin HKM üzerindeki etkileri istatistik olarak anlamlı bulunmamıştır. Modelin açıklayıcılık düzeyi R²=0,769 olarak tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, TÜRİB ve lisanslı depoculuk sisteminin geliştirilmesi için politika yapıcılara ve uygulayıcılara yol gösterici öneriler sunmayı amaçlamaktadır.
Süt sığırlarının mısır silajı tüketimleri ile bazı kan parametleri arasındaki ilişkiler
Bu deneme farklı seviyelerde (düşük, orta, yüksek) mısır silajı tüketiminin sağmal süt sığırlarının serum tiroksin, östrojen, parathormon (PTH), prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyelerine etkilerini incelemek ve serum tiroksin, östrojen, parathormon (PTH), prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyeleri ve aralarındaki korelasyonları belirlemek için yürütülmüştür. Deneme Konya iline bağlı Ereğli ilçesinde bulunan endüstriyel bir süt sığırı işletmesinde gerçekleştirilmiştir. Denemede 30 baş ikinci laktasyondaki (süt veriminin 90 – 120. günleri arasında) Holstein ırkı sağmal süt sığırları kullanılmıştır. Rasyonlar işletmede bulunan mısır silajı, flake mısır, soya küspesi, kuru yonca otu, fraksiyonize by-pass yağ, konsantre yem, buğday samanı ve vitamin-mineral premiks kullanılarak TMR (total miks rasyon) esasına göre hazırlanmışlardır. İşletmede 3 deneme rasyonu hazırlanmıştır. Rasyonlar düşük, orta, yüksek seviyede mısır silajı içerecek şekilde hazırlanmışlardır (düşük: 8 kg/gün; orta: 16 kg/gün; yüksek: 24 kg/gün). Sağmal süt sığırları bu rasyonlarla 30 gün süre ile yemlenmişlerdir. Otuzuncu günün sonunda bütün hayvanların kuyruk toplardamarından (Vena caudalis) 10 ml hacmindeki tüplere kanlar alınıp laboratuvarda numuneler santrifüj edilerek (4000 rpm) serumlar ayrıldıktan sonra tiroksin, östrojen, parathormon, prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) analizler yapılmıştır. Sağmal süt sığırlarında düşük, orta ve yüksek seviyelerde mısır silajı tüketimi serum tiroksin, östrojen, parathormon, prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyelerini istatistiksel olarak önemli seviyede etkilemiştir (P<0,01). Yüksek seviyede mısır silajı tüketimi tiroksin ve albümin seviyelerini düşürürken; östrojen, parathormon (PTH), prolaktin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyelerini yükseltmiştir. Düşük, orta ve yüksek seviyelerde mısır silajı tüketen sağmal süt sığırlarında serum tiroksin, östrojen, parathormon (PTH), prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyeleri arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,01). Serum tiroksin ve albümin seviyeleri ile laktat dehidrojenaz (LDH), parathormon (PTH), östrojen, kolesterol ve prolaktin seviyeleri arasındaki korelasyonlar negatif bulunurken, bu parametrelerin kendi aralarındaki (tiroksin ile albümin arasında; laktat dehidrojenaz (LDH), parathormon (PTH), östrojen, kolesterol ile prolaktin arasında) korelasyonlar pozitif bulunmuştur. Sonuç olarak 8 kg/gün mısır silajı tüketimi uygun olabilir. Anahtar kelimeler : Mısır Silajı; Süt sığırı; Laktik asit; Laktat dehidrojenaz; Tiroksin; Östrojen
Akkaraman koyun ıslahında bazı veri madenciliği metotlarının kullanımı
Türkiye gibi koyunculuğun önemli bir yer tuttuğu ülkelerde, yerli koyun ırklarının korunması ve ıslahı hem kültürel mirasın sürdürülmesi hem de kırsal ekonominin desteklenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Akkaraman koyunlarında büyüme, gelişme ve döl verimi gibi önemli özelliklerin erken dönemde öngörülmesi ve bireysel varyasyonların daha iyi anlaşılması ile sürdürülebilir üretim için yetiştiricilere kritik bir avantaj sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmada Konya ili, Karatay ilçesi, Göçü ve Yarma mahallelerinde Akkaraman ırkı koyun yetiştiriciliği yapan 36 işletmeden 2012 ve 2022 yılları arasında temin edilen 138665 baş kuzuya ait doğum, canlı ağırlık ve yaşama gücü kaydı ile 2012 ve 2021 yılları arasında tespit edilen 121143 baş koyuna ait canlı ağırlık, doğum oranı ve doğum tipi verim kayıtları incelenmiştir. Bu çalışmada, Akkaraman koyunlarının bireysel verim kabiliyetlerinin önceden tahmin edilmesinde veri madenciliği algoritmalarının kullanım imkânları araştırılmıştır. Veri madenciliği sürecinin temel adımları, algoritmalar için parametre seçimi ve fenotipik gerçek verimlerin kullanıldığı uygulama örnekleri ile algoritma performansları ayrıntılı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Akkaraman ırkı 104498 baş koyunun koç katım zamanı canlı ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 53,16 kg olduğu ve yıl, yaş ve işletme faktörlerinin etkilerinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Çalışmada 108015 baş Akkaraman ırkı kuzunun doğum ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 4,20 kg olduğu ve doğum ağırlığı üzerine yıl, cinsiyet, doğum tipi, ana yaşı ve işletme faktörleri etkisinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Ayrıca, 102814 baş kuzuya ait 120'nci gün sütten kesim ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 31,66 kg olduğu ve sütten kesim ağırlığı özelliği üzerine yıl, kuzu cinsiyeti, doğum tipi, ana yaşı ve işletme faktörlerinin etkilerinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Çalışmada kullanılan 104498 baş Akkaraman ırkı koyuna ait doğum oranının % 90,87 olduğu ve işletme, yıl ve yaş faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Döl verimi ölçütlerinden ikiz doğum oranının çalışmada kullanılan koyunlarda % 13,83 olduğu, bu özellik üzerine işletme, yıl ve yaş faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Ayrıca kuzuların sütten kesim dönemine kadar yaşama gücünün % 95,18 olduğu, işletme, yıl, ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). İncelenen fenotipik verim özelikleri bakımından en yüksek varyasyonun işletme faktöründe olduğu görülmüştür. İncelenen verim kayıtlarından sürekli bağımlı değişkenlerin (koyun canlı ağırlığı, kuzu doğum ağırlığı ve kuzu sütten kesim ağırlığı) tahmin edilmesinde ağaç yapısına dayalı AdaBoost, XGBoost, Rastgele Orman, Regresyon Ağacı, CHAID, Ayrıntılı CHAID algoritmaları ile mesafe tabanlı Yapay Sinir Ağları (YSA) ve k En Yakın Komşu (k-NN) algoritmaları kullanılmıştır. Uyum iyiliği kriterleri bakımından algoritmaların yüksek performans gösteremediği, en iyi tahmin sonuçlarını sütten kesim ağırlığı için gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda XGBoost ve YSA algoritmalarının Akkaraman ırkı kuzuların sütten kesim canlı ağırlığının tahmin edilmesinde kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Doğum yapma, doğum tipi ve kuzuların yaşama durumunu ihtiva eden ikili kategorik verim özelliklerinin (Doğurmadı/Doğurdu, Tekiz/İkiz ve Ölü/Canlı) tahmin edilmesinde AdaBoost, Rastgele Orman, k-NN, Naive Bayes, Lojistik Regresyon, YSA, KStar, Ridor, Sınıflandırma Ağacı (J48), CHAID ve Ayrıntılı CHAID algoritmaları kullanılmıştır. Dengeli veri seti kullanılarak yapılan çalışmada algoritmaların koyunların doğum yapmama ve ikiz doğum yapma durumlarını yaklaşık % 70 Doğruluk oranı ile tahmin ettiği tespit edilmiştir. Kuzuların ölme ihtimali algoritmalar tarafından yaklaşık % 60 Doğruluk oranı ile tahmin edilmiştir. Benzer çalışmalarda Lojistik Regresyon, Naive Bayes ve Rastgele Orman algoritmalarının kullanılabileceği düşünülmektedir.
Farklı seviyelerde azaltılmış amino asit içeren rasyonlara multienzim ilavesinin yumurta tavuklarında performans, yumurta kalitesi, kemik özellikleri, sindirim sistemi gelişimi ve besin madde sindirilebilirliğine etkisi
Bu çalışma, 30 haftalık yaşta beyaz yumurtacı tavuklarda, enzim ilaveli ve ilavesiz sindirilebilir lisin seviyeleri azaltılmış ve ideal aminoasit (AA) konseptine dayalı olarak, enzim takviyesi ile ve enzim takviyesi olmadan formüle edilmiş rasyonların performans, yumurta kalitesi, kemik biyomekanik özellikleri, ince bağırsak histomorfolojik özellikleri, sekum mikroorganizma populasyonu, sekum uçucu yağ asitleri ile ileal besin madde sindirilebilirliğine etkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Denemede toplam 144 adet 30 haftalık yaşta Super Nick hattı yumurta tavuğu kullanılmıştır. Araştırma 6 farklı muamele grubunda tesadüf parselleri deneme planına göre 8 tekerrürlü olarak yürütülmüş ve her birinde 3 adet tavuk bulunan toplam 48 alt grupta yürütülmüştür. Hayvanların yemlenmesi için 6 farklı rasyon hazırlanmış ve 6 farklı muamele rasyonu ile 84 gün süreyle beslenmişlerdir. Kontrol rasyonu ve enzim içeren kontrol rasyonu %0.77 seviyesinde sindirilebilir lisin ve %16.8 ham protein (HP) içerecek şekilde hazırlanmıştır. Diğer 4 rasyon ise sırasıyla, %0.70 sindirilebilir lisin ve %15.8 HP içeren enzimsiz ve enzimli, %0.65 sindirilebilir lisin ve %14.8 HP içeren enzimsiz ve enzimli olacak şekilde hazırlanmıştır. Enzim içeren 3 rasyona fitaz (1000 FTU/kg), NSPaz, (16.000 BXU/kg) ve proteaz (125 mg/kg) enzimleri ilave edilmiş ve enerji (125 kcal ME/kg), kalsiyum (Ca) ve kullanılabilir fosfor (%0.2 KP) enzimin besin matrisi değerleri dikkate alınarak formüle edilmiştir. Çalışma sonu itibariyle, enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonla beslenen grupta yumurta verimi ve yem tüketimi diğer gruplardan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.01). Enzimli ve enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonlarla beslenen gruplarda, yumurta kitlesi diğer gruplardan önemli seviyede daha düşük olurken, yemden yararlanma oranı (YYO) diğer gruplardan önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.01). Yumurta kabuk kalınlığı enzimli kontrol grubunda (%0.77 sindirilebilir lisin, %16.8 HP), enzimli ve enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonla beslenen gruplardan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.05). Yumurta kabuk oranı enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonla beslenen grupta kontrol grubu ve %0.70 sindirilebilir lisin (%15.8 HP) içeren rasyonlarla beslenen gruplardan daha yüksek olmuştur (P<0.01). Yumurta sarı indeksi enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonla beslenen grupta diğer gruplardan önemli seviyede düşük olmuştur (P<0.01). Serum ürik asit ve bilirubin miktarı kontrol grubunda diğer gruplardan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.01). Tibia çapı enzimli %0.70 sindirilebilir lisin (%15.8 HP) ve enzimli/enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonlarla beslenen gruplarda kontrol grubundan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.01). Tibia kesit alanı enzimsiz %0.70 ve %0.65 sindirilebilir lisin içeren rasyonlarla beslenen gruplarda kontrol grubundan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.01). Tibia kesme gerilmesi enzimli %0.65 sindirilebilir lisin içeren rasyonlarla beslenen grupta %0.70 ve %0.77 sindirilebilir lisin içeren gruplardan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.01). Jejunum villus yüksekliği, villus genişliği, villus yüksekliği/kript derinliği oranı, villus yüzey alanı ve goblet hücre sayısı rasyonda AA ve HP azaltılmasına özellikle enzimli gruplarda olumlu tepki vermiş ve bu parametrelerde önemli seviye artışlar olmuştur (P<0.01; (P<0.05). Sekum kısa zincirli yağ asitleri (SKYA) konsantrasyonu rasyonda AA ve HP seviyesinin azaltılmasına önemli seviyede tepki vermez iken, enzim içeren rasyonlarla beslenen gruplarda içermeyenlere göre önemli seviye daha yüksek olmuştur (P<0.01). Toplam SKYA rasyonun HP ve AA seviyesinden bağımsız olarak enzim içeren rasyonlarda enzim içermeyenlere göre önemli seviyede iyileşme olmuştur (P<0.01). Sekum Laktobasillus sayısı enzim içeren rasyonlarla beslenen gruplarda enzim içermeyenlerden önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.01). İleum HP ve kuru madde (KM) sindirilebilirliği rasyon AA ve HP seviyelerinin azaltılması ve enzim ilavesinden olumlu etkilenmiş ve kontrol grubundan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.01). İleum P sindirilebilirliği ise rasyon AA ve HP seviyelerinin azalmasından etkilenmez iken özellikle düşük seviyede sindirilebilir lisin (%0.70 ve %0.65) ve HP (%15.8 ve %14.8) içeren rasyonlarda enzim kullanımı ile önemli seviyede artış olmuştur (P<0.01). Çalışma sonuçları, yumurta tavuklarında rasyon HP seviyesinin %6 veya sindirilebilir lisin seviyesini %9 oranında azaltmanın ve rasyonu ideal AA oranına göre formüle etmenin, fitaz ve NSPaz eklenmesiyle birlikte, bağırsak bütünlüğünü ve P, HP ve KM'nin ileal sindirilebilirliğini iyileştirdiğini göstermiştir.
Simental melezi danalarda besi başı canlı ağırlığının besi performansına etkisi
Bu çalışma, Simental melezi danalarda besi başı canlı ağırlığının besi performansına etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla mevcut çalışma Afyonkarahisar ilinde faaliyet gösteren Avşar Gıda Tarım Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. çiftliğinde yürütülmüştür. Araştırmada, entansif besi koşullarında, besi başı canlı ağırlıklarına göre 18'er başlık iki gruba ayrılan, 8–11 aylık yaşta toplam 36 baş Simental melezi dana kullanılmıştır. Gruplar, canlı ağırlığı 250 kg'nın altında olanlar (Grup I) ve 250 kg'nın üzerinde olanlar (Grup II) şeklinde oluşturulmuştur. 260 günlük besi süresi boyunca on farklı canlı ağırlık ölçümü gerçekleştirilmiştir. Hayvanlar, besi başı, ortası ve sonu dönemlerinde olmak üzere üç farklı kesif yem ve kaba yem olarak saman, kuru yonca ve mısır silajı ile tam rasyon halinde ve ad-libitum olarak günde bir öğün yemlenmişlerdir. Besi başı ve sonunda canlı ağırlık ortalamaları sırasıyla Grup I için 236.56 kg ve 587.10 kg, Grup II için ise 291.70 kg ve 674.40 kg olarak tespit edilmiştir. Canlı ağırlık artışı, günlük canlı ağırlık artışı ve Kleiber oranı bakımından Grup I'de sırasıyla 350.50 kg, 1.348 kg/gün ve % 2.938; Grup II'de ise 382.80 kg, 1.472 kg/gün ve % 2.892 değerleri elde edilmiştir. Günlük canlı ağırlık artışı, 1–5. kontrol arası Grup I'de 1.497 kg/gün, Grup II'de 1.617 kg/gün; 5–10. kontrol arası ise sırasıyla 1.221 kg/gün ve 1.348 kg/gün olarak belirlenmiştir. Besi süresi boyunca günlük canlı ağırlık artışı ortalaması ise Grup I için 1.348 kg/gün, Grup II için 1.472 kg/gün olmuştur. Canlı ağırlık artışı, günlük canlı ağırlık artışı ve Kleiber oranı bakımından gruplar arasında istatistik olarak anlamlı farklar saptanmıştır (P<0.05, P<0.01). Karkas ağırlığı ortalamaları Grup I'de 320.90 kg, Grup II'de 372.70 kg olup, bu fark istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.01). Benzer şekilde, karkas randıman oranları Grup I ve II'de sırasıyla % 54.64 ve % 55.24 olarak belirlenmiş ve aradaki fark önemli bulunmuştur (P<0.01). Sonuç olarak, her iki grubun 260 günlük besi dönemi boyunca değerlendirilmesi sonucunda performans açısından istatistik olarak fark olduğu, Grup II'nin Grup I'e göre önemli derecede üstün besi verimliliği ve karlılığı sergilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Besi başı canlı ağırlığı, Besi performansı, Canlı ağırlık artışı, Kleiber oranı, Simental melezi
Serbest dolaşımlı sistemde yetiştirilen etlik piliçlerin gezinti alanına çıkma yaşının performans özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı serbest dolaşımlı sistemde gezinti alanına çıkma yaşına performans özellikleri üzerine etkisini tespit etmektir. Çalışmada yabancı genotip olan Ross-308 etlik pilici kullanılmıştır. Çalışmada 3 grup ve her grup 4 tekerrürden oluşturulmuştur. Etlik piliçler gezinti alanına büyütmenin 10. günü (G10), 15. günü (G15) ve 25. günü (G25) çıkarılmıştır. Yerleşim sıklığı kapalı alanda 10 piliç /m2 ve gezinti alanında ise 2.5 m2/piliç olarak düzenlenmiştir. Çalışmada her tekerrürde 15 adet ve her grupta 60 adet olmak üzere toplam 180 adet etlik piliç kullanılmıştır. Yem ve su serbest olarak verilmiştir. Hayvanlara 1-10. günler arası civciv başlangıç yemi, 11-25 günler arası piliç büyütme ve 26-42. Günler arası piliç bitirme yemi verilmiştir. Hayvanlar deneme başlangıcında, büyütmenin 10. gün, 25. gün ve 42. gününde canlı ağırlıkları tartılmıştır. Büyütmenin 10. gün, 25. gün ve 42. Gününde kalan yemler tartılmıştır. Deneme süresince ölümler meydana geldikçe kayıt altına alınmıştır. Performans özellikleri olarak canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yem değerlendirme katsayısı ve yaşama gücü belirlenmiştir. Deneme sonunda G10 grubundaki canlı ağırlık 2580 g ve G15 grubundaki canlı ağırlık 2607 g ve G25 grubundaki canlı ağırlık 2688 g olarak tespit edilmiş olup gruplar arasındaki farklılık istatiksel olarak önemsiz olduğu görülmüştür (P>0.05). Denemenin 1-42. günleri arasında G10 grubundaki canlı ağırlık artışı 2536 g, G15 grubundaki canlı ağırlık artışı 2564 g ve G25 grubundaki canlı ağırlık artışı 2645 g olarak tespit edilmiş olup gruplar arasındaki farklılık istatiksel olarak önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Büyütmenin 1-42. günleri arasında G10 grubundaki yem tüketimi (4081 g) G15 grubundaki yem tüketimi (3804 g) ve G25 grubundaki yem tüketiminden (3853 g) daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Diğer taraftan G15 grubundaki yem tüketimi (3804 g) ile G25 grubundaki yem tüketimi (3853 g) arasındaki farklılık istatistiki olarak önemsiz olmuştur (P>0.05). Büyütmenin 1-42. günleri arasında G10 grubundaki yem değerlendirme katsayısı (1.61) G15 grubundaki yem değerlendirme katsayısı (1.48) ve G25 grubundaki yem değerlendirme katsayısından (1.45) daha kötü bulunmuştur (P<0.05). Diğer taraftan G15 grubundaki yem değerlendirme katsayısı (1.48) ile G25 grubundaki yem değerlendirme katsayısı (1.45) arasındaki farklılık istatistiki olarak önemsiz olmuştur (P>0.05). Deneme süresince ölüm grubu G10 grubunda (%96.66), G15 grubunda (%100) ve G25 grubunda (%100) olarak tespit edilmiş olup, gruplar arası farklılıklar istatistiki olarak önemsiz olmuştur (P>0.05). Çalışma sonuçlarına göre, serbest dolaşımlı sistemde yetiştirilen etlik piliçlerin en erken gezinti alanına çıkış yaşının 15. gün olarak belirlenmiştir.
Koloni tipi kafeslerde yetiştirilen akbay ve atak-s hibritlerinin ana hatlarında yumurta kalite özellikleri ve kuluçka performansının belirlenmesi
Bu çalışma, yerli Akbay ve Atak-S hibritlerinin saf ana hatlarının iç-dış yumurta kalite özellikleri ile kuluçka performansının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü'nde bulunan ve 52 haftalık yaşta olan Barred Rock-1 ve D-229 damızlık yumurtacı saf hat sürülerine ait yumurtalar kullanılarak yürütülmüştür. Çalışma iki aşamada gerçekleştirilmiştir: birinci aşamada yumurta kalite kriterleri, ikinci aşamada ise kuluçka performansı incelenmiştir. Birinci aşamada, Barred Rock-1 ve D-229 damızlık sürülerine ait yumurtalar, her biri iki tekerrür halinde, 15 gün arayla 250'şer adet olmak üzere toplamda 500'er adet kullanılarak iç-dış kalite özellikleri açısından değerlendirilmiştir. İç-dış kalite özelliklerinden yumurta ağırlığı, ak yüksekliği, yumurta sarı renk skoru, Haugh birimi, yumurta kabuk kırılma direnci, kabuk kalınlığı, şekil indeksi ve et-kan lekesi oranı gibi kriterler analiz edilmiştir. Barred Rock-1 hattına ait ilk ölçümde yumurta kalite kriterleri sırasıyla yumurta ağırlığı 55.59 g, ak yüksekliği 5.98 mm, sarı renk skoru 10.66, Haugh birimi 77.40, kabuk kırılma direnci 32.57 N/cm², kabuk kalınlığı 0.32 mm, şekil indeksi %76.09 ve et-kan lekesi oranı 0.40 olarak belirlenmiş, ikinci ölçümde sırasıyla yumurta ağırlığı 55.15 g, ak yüksekliği 5.93 mm, sarı renk skoru 10.45, Haugh birimi 77.42, kabuk kırılma direnci 32.89 N/cm², kabuk kalınlığı 0.32 mm, şekil indeksi 75.98 ve et-kan lekesi oranı 0.43 olarak tespit edilmiştir. D-229 hattına ait ilk ölçümde sırasıyla yumurta ağırlığı 55.64 g, ak yüksekliği 6.62 mm, sarı renk skoru 9.98, Haugh birimi 82.03, kabuk kırılma direnci 37.18 N/cm², kabuk kalınlığı 0.33 mm, şekil indeksi %75.87 ve et-kan lekesi oranı 0.02 olarak belirlenen değerler, ikinci ölçümde ise yumurta ağırlığı 54.74 g, ak yüksekliği 6.75 mm, sarı renk skoru 9.87, Haugh birimi 83.36, kabuk kırılma direnci 36.90 N/cm², kabuk kalınlığı 0.32 mm, şekil indeksi 75.46 ve et-kan leke oranı 0.04 olarak kaydedilmiştir. İkinci aşamada, Barred Rock-1 ve D-229 damızlık sürülerine ait toplam 2350 adet kuluçkalık yumurta üzerinden kuluçka performansına ilişkin kriterler değerlendirilmiştir. Denemede her bir genotip için yedi tekerrür oluşturulmuş olup, her tekerrür bir tepsiye karşılık gelecek şekilde planlanmıştır. Her bir tepsiye 150 adet sağlam yumurta yerleştirilmiş, kırık veya çatlak özellik gösteren yumurtalar değerlendirme dışı bırakılmıştır. Böylelikle her hat için 1050 adet yumurta kuluçkaya alınmıştır. İncelenen parametreler arasında, döllü ve dölsüz yumurta sayısı, erken, orta ve geç dönem embriyo ölümleri %, kabuk altı ölümler, canlı erkek ve dişi civciv sayısı, ortalama civciv uzunluğu ve ağırlığı, çıkış gücü ve kuluçka randımanı yer almaktadır. Barred Rock-1 hattında bu değerler sırasıyla ortalama yumurta ağırlığı 56.14 g, erken dönem embriyo ölümleri %0.99, orta dönem embriyo ölümleri %0.68, geç dönem embriyo ölümleri %12.02, canlı (sağlıklı) civciv sayısı 109.71, erkek civciv sayısı 57.429, dişi civciv sayısı 52.29, ortalama civciv uzunluğu 16.88 cm, ortalama civciv ağırlığı 36.29 g, çıkış gücü % 83.63 ve kuluçka randımanı %76.24 değerleri elde edilmiştir. D-229 hattında ise bu değerler sırasıyla ortalama yumurta ağırlığı 56.35 g, canlı (sağlıklı) civciv sayısı 97.14, erkek civciv sayısı 51.00, dişi civciv sayısı 46.14, ortalama civciv uzunluğu 16.76 cm, ortalama civciv ağırlığı 36.38 g, erken dönem embriyo ölümleri %0.70, orta dönem embriyo ölümleri %1.63, geç dönem embriyo ölümleri %7.70, çıkış gücü % 72.92 ve kuluçka randımanı % 67.99 olarak tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, D-229 hattında kabuk altı sorunlarının ve orta dönem embriyo ölümlerinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Buna karşın, geç dönem embriyo ölümlerinin Barred Rock-1 hattında daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Civciv uzunluğu ve civciv ağırlığı D-229 hattının daha iyi sonuçlar verdiği görülürken, çıkış gücü ve kuluçka randımanı açısından daha düşük performans sergilediği saptanmıştır. Sonuç olarak, Barred Rock-1 ve D-229 hatları arasında yumurta kalite kriterleri ve kuluçka performansı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Akbay, Atak-s, Kuluçka Performansı, Yerli Hibrit, Yumurta Kalitesi
Seçmeli kalsiyum karbonat yemlemesinin damızlık Japon bıldırcınlarının performans özelliklerine etkileri
Çalışmaya yirmidört haftalık yaşta otuz tane bıldırcın dahil edilmiştir. Çalışmada bıldırcın standart bıldırcın yemi verilmiştir. Çalışma çok katlı kafeslerde yapılmıştır. Bıldırcınlar herbir bölüme ferdi şekilde yerleştirilmiş, YV ile YT indivudual saptanmıştır. Çalışmada serbest yemleme ve sulama uygulanmıştır. Çalışma modeli: I.Kontrol: Bıldırcınların rasyonlarına kalsiyum karbonat ilave edilmiştir. II. Muamele Grubu : Bu gruptaki bıldırcınların rasyonlarına kalsiyum karbonat ilave edilmemiştir. Kalsiyum karbonat serbest olarak ayrı yemlikte sunulmuştur. Çalışmada kontrol ile muamele grupları on beşer tane bıldırcından meydana gelmiştir. Çalışmada otuz tane bıldırcın incelenmiştir. Gruplardan birinin yemliklerinde kalsiyum karbonat içeren rasyon bulunmaktadır. Diğer kafesteki bıldırcınların yemliklerde kalsiyum karbonat serbest olarak sunulmuştur. Çalışmanın yapıldığı kümes otomatik olarak havalandırılmış olup, standart ışıklandırma rejimi performe edilmiştir. İncelenen değerler yedi günde bir değerlendirilmiştir. Çalışma yirmisekiz gün sürmüştür. Çalışma çıktılarına göre; kontrol ve muamele grupları arasında yumurta verim parametreleri ve yumurta kabuk kalite kriterleri bakımından gözlemlenen farklılıklar istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Gruplar arasında günlük kalsiyum karbonat tüketimleri ve dışkı kalsiyum içerikleri bakımından gözlemlenen farklılıklar ise istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05).
Sıcaklık stresi altındaki bıldırcınların içme sularına sodyum klorür ilavesinin yumurta verim özelliklerine etkisi
Bu deneme Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Deney Hayvanları Araştırma Merkezi'nde yürütülmüştür.. Bu denemede 12 haftalık yaşta 30 adet dişi Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) kullanılmıştır. Denemede mısır – soya fasülyesi küspesi (SFK) ağırlıklı; %16 ham protein (HP), 2.750 kcal metabolik enerji (ME)/kg) , %0,80 L-Lizin, %0,30 DL-Metiyonin, %4,0 kalsiyum (Ca) ve %0,40 kullanılabilir fosfor (KP) içeren yem kullanılmıştır. Deneme, aynı odada 2 adet apartman tipi damızlık bıldırcın kafeslerinde yürütülmüştür. Bıldırcınlar her bir kafes bölmesine bireysel olarak yerleştirilmişlerdir. Yumurta verimleri ve yem tüketimleri bireysel olarak, su tüketimleri ise grup olarak belirlenmiştir. Denemede yem ve su tüketimi serbesttir..Deneme için gruplar aşağıdaki gibi düzenlenmiştir: I.Kontrol Grubu : Bu gruptaki bıldırcınlar tuz ilavesiz içme suyu içmişlerdir. II.Deneme Grubu : Bu gruptaki bıldırcınlar % 0,1 sodyum klorür (NaCl) ilave edilen içme suyu içmişlerdir. Denemede kontrol ve deneme grupları 15'şer adet bıldırcından oluşmakta olup, toplam 30 adet dişi bıldırcın kullanılmıştır (2 Grup x 15 bıldırcın = 30 Bıldırcın). Deneme, aynı odada 2 adet apartman tipi damızlık bıldırcın kafeslerinde yürütülmüştür. Kafeslerden bir tanesinin içme suyuna tuz ilave edilmemiş, diğer kafese ise % 0,1 sodyum klorür (NaCl) ilave edilmiştir. Denemenin yürütüldüğü odanın sıcaklığı 32°C olarak otomatize edilmiş, günlük 16 saat ışık + 8 saat karanlık aydınlatma programı uygulanmıştır. Aydınlatma şiddeti 15 lüks olarak ayarlanmıştır. Performans verileri haftalık olarak belirlenmiştir. Deneme süresi 4 haftadır. Denemede performans verileri olarak; yumurta verimi, yem tüketimi ve yem değerlendirme katsayısı baz alınmıştır. Bıldırcınların su tüketimleri grup olarak belirlenmiştir. Denemeden elde edilen veriler t-testi ile analiz edilmişlerdir. Sıcaklık stresi altındaki bıldırcınların içme sularına %0.1 tuz (NaCl) ilavesi günlük su tüketimini önemli seviyede artırmıştır. Tuz uygulaması yumurta verim özellikleri ile yumurta kabuk kalite kriterlerini önemli seviyelerde artırmıştır.
Büyüyen bıldırcınlarda rasyona fitaz ve formik asit ilavesinin performans, bağırsak histomorfolojisi, sekum mikrobiyal popülasyonu ve kısa zincirli yağ asidi bileşimi ile besin madde sindirilebilirliği ve tibia özelliklerine etkisi
Mevcut çalışma büyüyen bıldırcınlarda rasyona fitaz ve Na-format ilavesinin performans, bağırsak histomorfolojisi, körbağırsak mikrobiyal popülasyonu ve kısa zincirli yağ asidi bileşimi ile besin maddelerinin sindirilebilirliği ve tibia özelliklerine etkisini belirlemek için yapılmıştır. Denemede günlük yaşta toplam 360 adet bıldırcın civcivi kullanılmış ve deneme 35 gün sürmüştür. Denemede basal rasyon (pozitif kontrol; PC), %0.14 kullanılabilir P içeren rasyon (negatif kontrol; NC), negatif kontrol rasyonuna 500 FTU/kg fitaz ilaveli rasyon (NC+Phy), pozitif kontrol rasyonuna % 0.2 Na-format ilaveli rasyon (PC+Formik) ve negatif kontrol rasyonuna 500 FTU/kg fitaz ve % 0.2 Na-format ilaveli rasyon (NC+Phy+Formik) olmak üzere toplam 5 farklı rasyon kullanılmıştır. Civcivler, bu rasyonların oluşturduğu 5 muamele grubuna 6 tekerrürlü olarak toplam 30 alt gruba herbirinde 12 adet olacak şekilde rastgele dağıtılmıştır. Denemenin 5. haftasında NC grubu CA bakımından diğer gruplardan önemli seviyede düşük olurken (P<0.05), deneme sonu itibariyle (0-5. hafta) canlı ağırlık artışı NC grubunda diğer gruplardan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.05). Deneme sonu itibariyle (0-5 hafta) gruplar arasında yem tüketiminde önemli seviyede fark olmamıştır (P>0.05). Fitaz ve Na-format ilaveli (NC+Phy+Formik) grupta, yemden yararlanma oranı deneme sonu itibariyle PC, NC ve NC+Phy gruplarından önemli derecede daha düşük olmuştur (P<0.05). Karkas randımanı NC grubunda PC ve NC+Phy+Formik gruplarından önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.05). Ölüm oranı NC grubunda diğer gruplardan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.05). Villus yüzey alanı NC+Phy, PC+Formik ve NC+Phy+Formik gruplarında PC ve NC gruplarından önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.05). NC ve NC+Phy+Formik gruplarında asetat ve bütirat seviyeleri ile NC+Phy, PC+Formik ve NC+Phy+Formik gruplarında propiyonat seviyeleri önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.05). NC+Phy+Formik rasyonu ile beslenen hayvanlarda PC ile beslenenlere kıyasla BCFA ve toplam SKYA konsantrasyonları önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.05). NC+Phy+Formik rasyonuyla beslenen grupta laktobasil sayısı diğer gruplardan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.05). NC+Phy ve NC+Phy+Formik gruplarında ham protein, kuru madde ve P ileal sindirilebilirliği diğer gruplardan önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.05). Rasyona fitaz ve Na-format ilavesinin tibia ağırlığı, uzunluğu, çapı ve kırılma direncine önemli seviyede etkisi olmamıştır (P>0.05). Sonuç olarak, büyüyen bıldırcınlarda rasyona fitaz ve Na-format ilavesinin yemden yararlanmayı iyileştirip, toplam BCFA, SKYA ve Lactobacillus gibi yararlı bakteriler açısından bağırsak durumunu iyileştirdiği görülmüştür
Farklı seviyelerde enerji içeren rasyonlara emülgatör ilavesinin bıldırcınlarda büyüme performansı, iç organ ağırlıkları ve kemik özelliklerine etkisi
Bu çalışma farklı enerji seviyelerine sahip büyüyen bıldırcın rasyonlarına emülgatör ilavesinin performans, iç organ ağırlıkları ve kemik özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada 300 adet günlük yaşta Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) civcivi kullanılmıştır. Muamele rasyonları bıldırcın civcivlerinin besin madde ihtiyaçlarına göre formüle edilmiştir (NRC, 1994). Çalışmada, 3 farklı metabolik enerji seviyesi (2900 kkal/kg, 2850 kkal/kg ve 2800 kkal/kg) ve 2 farklı emülgatör seviyesinden (0 ve 500 mg/kg) oluşan 6 farklı muamele rasyonu hazırlanmıştır. Deneme her birinde 10 civciv bulunan 5 tekerrürlü 6 muamele grubu ile batarya tipi kafeslerde 30 alt grupta tesadüf parselleri deneme faktöriyel deneme planına göre (3x2) yürütülmüştür. Deneme 35 gün sürmüş ve deneme boyunca yem ve su civcivlere ad libitum olarak verilmiştir. Büyüyen bıldırcınlarda farklı seviyelerde enerji içeren rasyonlara emülgatör ilavesinin deneme sonu canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimine etkisi istatistiki olarak önemli olmamıştır (P>0.05). Yem değerlendirme katsayısı ise rasyon enerji seviyesinden etkilenmez iken (P>0.05), emülgatör ilavesi ile önemli seviyede düşüş göstermiştir (P<0.05). Büyüyen bıldırcınlarda farklı seviyelerde enerji içeren rasyonlara emülgatör ilavesinin karkas randımanı ve nispi iç organ ağırlıkları ile abdominal yağ oranına, tibia ağırlığı, tibia uzunluğu, tibia çapı ve tibia kırılma direncine etkisi istatistiki olarak önemsiz olmuştur (P>0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, büyüyen bıldırcınların 2800 ME kcal/kg içeren bir rasyonla emülgatör ilavesine gerek kalmadan beslenebileceği, ancak rasyona 500 mg/kg seviyesinde emülgatör ilavesinin yem değerlendirmeye olumlu katkı sunacağı sonucuna varılmıştır.
Halk elindeki yerli kazların yumurta, kuluçka ve büyüme özellikleri üzerine suya erişimin etkisi
Kars ilinde halk elinde yetiştirilen yerli kazlarda su kaynağına erişimin yumurta, kuluçka ve büyüme özellikleri üzerindeki etkileri bu araştırmada incelenmiştir. Kars yöresinde halk elindeki kaz yetiştiriciliği; sürekli su kaynağına erişimi olan (EVAR), su kaynağına erişimi kısıtlı (ESVAR) ve su kaynağına erişimi bulunmayan (EYOK) olmak üzere üç farklı sistemde yürütülmektedir. Bu çalışmada, söz konusu üç yetiştirme tipinde bir erkeğe iki veya üç dişi (1♂:2−3♀) ya da bir erkeğe dört veya beş dişi (1♂:4−5♀) düşecek şekilde çiftleştirme yapan yetiştiricilerin yumurtaları ile bu yumurtalardan çıkan civcivlerin 6 aylık büyüme özelikleri değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, her bir yetiştirme grubu doğal yetiştirme koşullarında, halk elinde izlenmiştir. Araştırmada yer alan yerli kazlarda yumurtlama periyodu, yumurta verimi (%) yumurta sayısı (adet), ortalama yumurta ağırlığı ve şekil indeksi gibi temel yumurta özellikleri düzenli olarak takip edilmiştir. Kuluçka dönemine ilişkin olarak döllülük oranı, kuluçka randımanı, çıkım gücü ve embriyonik ölüm düzeylerine ait ölçümler kaydedilmiştir. Kuluçkadan çıkan civcivler numaralı halkalarla işaretlenerek bireysel büyüme performansları dönemsel olarak takip edilmiştir. EVAR, ESVAR ve EYOK yetiştirme koşulları ile farklı erkek–dişi oranlarının yumurta, kuluçka ve büyüme parametreleri üzerindeki etkileri Genel Doğrusal Model kapsamında değerlendirilmiş; gruplar arasındaki istatistiksel farklılıklar ise Tukey çoklu karşılaştırma testiyle belirlenmiştir. Yaşama gücüne ilişkin verilerin analizinde Kaplan–Meier yaşam eğrisi tekniğinden yararlanılmıştır EVAR, ESVAR ve EYOK yetiştirme tiplerindeki gruplarda yumurtlama periyodu sırasıyla 62,26 gün, 58,54 gün ve 71,24 gün; kaz başına yumurta verimi (adet) sırasıyla 18,86 adet, 16,64 adet ve 17,86 adet olarak gerçekleşmiştir. Halk elinde farklı tiplerde yetiştirilen kazlarda kuluçka özellikleri bakımından istatisitksel bir farklılık tespit edilmemiştir. Ortalama gönlük calı ağırlık artışı (GCAA) 3-6 aylık dönemde EVAR, ESVAR ve EYOK yetiştirme tiplerinde sırasıyla 21,10ag, 18,87bg ve 19,60bg olarak bulunmuştur (P<0.001). Yetiştirme tiplerine (EVAR, ESVAR ve EYOK) göre çıkım ile 6.ay arasındaki yaşama gücü bakımından önemli bir fark tespit edilmemiştir. Doğal yaşamlarında suya bağımlı bir tür olmalarına rağmen, kazlarda EVAR, ESVAR ve EYOK yetiştirme tiplerine göre incelenen birçok özelliğin anlamlı şekilde değişmemesi, bu hayvanların Kars yöresinin çevresel koşullarına başarılı bir biçimde uyum sağladığını göstermektedir.
Bombus terrestris arısında ana arı ve işçi arı kaynaklı erkek arılar ile çiftleşen genç ana arıların koloni oluşturma performansı ve koloni gelişim özelliklerinin karşılaştırılması
Doğada yaşayan veya kültüre alınmış böcekler sürdürülebilir tarımın devamlılığı ve doğal floranın korunması için önemlidir. Bu hususta en etkili rol oynayan tozlayıcı vektörler arılardır. yirmi binden fazla türü bulunan arı familyası içerisinde bal arılarından sonra en çok yetiştiriciliği yapılan arı türleri bombus arılarıdır. Bombus arıları bal arılarındaki gibi haplodiploid üreme sistemine sahiptir. Bal arılarının aksine Bombus terrestris kolonilerinde yaşam döngüsünün sonlarına doğru ana arı ile birlikte işçi arılar da yumurtlamakta ve hem kurucu ana arı hem de işçi arılar tarafından yumurtlanan bu haploid yumurtalardan erkek arılar üretilmektedir. Kolonilerde ana arı ve işçi arı yumurtalarından gelişen erkek arıların morfolojik olarak ayrılabilmesi söz konusu olmayıp, kitlesel yetiştiricilikte kolonilerde üretilen tüm erkek arılar çiftleştirme amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışma B. terrestris arısında hem ana arı hem de işçi arılar tarafından yumurtlanan haploid yumurtalardan üretilen erkek arılar ile çiftleşen ana arıların oluşturduğu kolonilerin gelişim özelliklerini karşılaştırmak amacı ile yürütülmüştür. Araştırmada yaşlı işçi arı grubu ve çiftleşmemiş ana arı grubu oluşturularak her iki grup için erkek arılar üretilmiş ve bu erkek arılar standart kolonilerde üretilen genç B. terrestris ana arıları ile çiftleştirilmiştir. Diyapoz dönemi sonunda bu ana arıların oluşturduğu kolonilerde bazı koloni gelişim özellikleri belirlenmiştir. İki farklı erkek arı grubu ile çiftleştirilen ana arıların oluşturduğu koloniler karşılaştırıldığında iki grup arasında yalnız koloni oluşturma oranı arasındaki fark önemli bulunmuş (p<0.05), diğer belirlenen tüm özelliklerde ise iki grup arasındaki farklılıklar önemli bulunmamıştır.
Kıvırcık koyunların beslenmesinde kullanılan korunmuş yağların süt bileşenlerine etkileri
Ruminantların beslenmesinde korunmuş yağlar hem enerji sağlamak hem de süt bileşenlerini iyileştirmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu tez de ise, kıvırcık koyunların beslenmesinde kullanımının süt bileşenleri üzerine etkilerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, her grupta 7 hayvan olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Koyunlar, bireysel bölmelerde barındırılmıştır. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez olarak beslenmişlerdir. Hayvanlar haftalık olarak tartılarak canlı ağırlıkları belirlenmiştir. Koyunlardan, sabah ve akşam olmak üzere iki kez süt örneklemesi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, korunmuş yağ kullanımının canlı ağırlık üzerine etkisi istatistiki olarak önemli bulunmamıştır (P>0.05). Ancak, süt yağı ve süt iletkenliği bakımından gruplar arasında fark önemli bulunmuştur (P<0.05). Sonuç olarak, koyunlarda korunmuş yağ kullanımı süt bileşeninde özellikle de süt yağının artırılmasında etkili olduğu ve laktasyondaki hayvanlarda enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.
Sütten kesilmiş saanen erkek oğlaklarının besi performansı üzerine canlı maya kültürünün etkileri
Bu tez çalışması sütten kesilmiş erkek Saanen oğlaklarında, kesif yeme ilave edilen Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae)'ın besi performansları ve İn Vitro gaz sindirilebilirliği üzerine etkisini araştırmak amacı için düzenlenmiştir. Çalışmada, 3-3,5 aylık yaşta 18 baş sütten kesilmiş erkek saanen oğlak her biri 6 adet içeren bir kontrol 2 deneme grubuna ayrılmıştır. Gruplar kesif yem ve fiğ samanı ile beslenmişlerdir. Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae) kesif yem ve fiğ samanı üzerine 0 g, 25 g/baş, 50 g/baş olacak şekilde katılarak verilmiştir. 8 haftalık deneme sürecince canlı maya kültürü takviyesi canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı üzerine önemli bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Ayrıca Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae) In vitro gaz sindirilebilirliği ve ME (Metabolik Enerji) etkisi olmamıştır. Sonuç olarak sütten kesilmiş erkek saanen oğlaklarında kesif yem ve kaba yeme Canlı Maya Kültürü katılmasının canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı üzerine ve in vitro gaz sindirimine etkisinin olmadığı gözlemlenmiştir. Bununla birlikte besleme zamanının ve verilen canlı maya kültürünün miktarı artırılırsa, maya kültürünün daha etkili olduğu gözlemlenebilir.
Süte Katran ardıcı (Juniperus oxycedrus) aromatik suyu ilavesinin holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkisi
Süte ilave edilen katran ardıcı (Juniperus oxycedrus) aromatik suyunun Holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacı ile yapılan çalışmada 12 Holstein buzağı kullanılmıştır. Deneme grupları; KNT: Buzağı başlangıç yemi (BB) + katkısız süt (kontrol grubu), D1: BB + sütün %1.25'i oranında katran ardıcı aromatik suyu (KAAS) ilaveli süt, D2: BB + sütün %2.5'i oranında KAAS ilaveli süt, D3: BB + Sütün 5'i oranında KAAS ilaveli süt şeklinde oluşturulmuştur. KAAS'nun buzağıların sütten kesim yaşı, canlı ağrılık (CA) ortalamaları üzerine etkisi önemli bulunmamıştır. Ancak 2. hafta CA artışı üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesinin 2. haftada beden derinliği ölçüsü, 4 ve 5. haftalarda cidago ve sağrı yüksekliği ölçüleri üzerine etkileri önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS buzağıların yem tüketimlerini artırma eğilimi göstermiştir (P>0.05). Buzağıların solunum sayısı, nabız sayısı, solunum skoru, dışkı puanı ve rektal sıcaklıkdeğerleri arasındaki rakamsal farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesinin D1'nin ayakta durma, oturma, yem yeme ve çevre ile ilgilenme davranışları üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesi deneme gruplarının daha fazla uyumalarına neden olmuştur (P<0.05). Materyal yalama davranışı ise kontrol grubu ve D2'te daha çok gözlemlenmiştir. Biyokimya kan analizleri üzerine KAAS'nun etkisi ise önemli bulunmamıştır. Sonuç olarak KAAS ilavesi buzağıların canlı ağırlık ve vücut ölçülerini iyileştirme etkisi göstermiştir. Bunların yanı sıra buzağıların ishal ve hastalık vakalarının görünme sıklıklarında ise KAAS ilavesi olumlu etkiler göstermiştir. En iyi gelişim Grup 2'de yani %1.25 katran ardıcı ilavesinde gözlenmiştir.
Rasyona ilave edilen çörek otu (Nigella sativa L.) tohumunun Japon bıldırcınlarının gelişim ve yumurta verimine etkisi
Yapılan bu çalışmada rasyona ilave edilen çörek otu (Nigella sativa L.) tohumunun, bıldırcınların gelişim ve yumurta verim özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla %1, %3, %5, %7 ve %10 çörek otu tohumu doz grupları oluşturulmuştur. Çalışmada ayrıca çörek otu tohumu ilave edilmeyen %0 doz grubu bulunmaktadır. Gelişim özelliği olan, 4 haftalık yaşa kadar bıldırcınların haftalık canlı ağırlık ve ağırlık artış özellikleri bakımından çörek otu tohumu doz grupları arasında önemli bir farklılık (P>0.05) bulunmamıştır. Ayrıca 4 haftalık yaşa kadar çörek otu tohum dozu gruplarından elde edilen haftalık yem tüketimi ve yemden yararlanma oranlarında da bir farklılık belirlenmemiştir. Ancak yalnızca dişi bıldırcınların 6 ile 9 haftalık yaşlar arasındaki günlük yem tüketiminin en yüksek olduğu grup %0 doz grubudur. Bu doz grubu çörek otu tohumu kullanılan ve en düşük yem tüketiminin olduğu %1 doz grubundan %12.58 oranında daha fazla yem tüketmiştir. Bunun yanı sıra %0 doz grubundan elde edilen haftalık yumurta ağırlık ortalamaları bazı çörek otu tohumu doz gruplarından daha düşük bulunmuştur. Çalışmada deneme doz gruplarında bıldırcın başına yumurta sayıları bakımından farklılık bulunmamaktadır. Araştırma sonucunda çörek otu tohumunun bıldırcınların yumurta dönemi yem tüketimini yumurta ağırlık ortalaması ve yumurta sayılarında herhangi bir olumsuzluk meydana getirmeden düşürdüğü belirlenmiştir.
Bombus (Bombus terrestris L.) arısında bazı morfolojik özelliklerin kalıtım derecelerinin tahmini
Model sosyal böcek türü olan bal arılarında olduğu gibi bombus arılarında da dil uzunluğu, kanat ve arka bacak özellikleri tozlaşma performansını etkileyen morfolojik özelliklerdendir. Bu özelliklerin kalıtım derecelerinin tahmin edilmesi için pedigri kayıtlarının tutulmuş olması gerekmektedir. Sunulan bu çalışmada, üç generasyon pedigri kayıtları bilinen Bombus terrestris arılarında bazı morfolojik (dil uzunluğu, kanat ve arka bacak özellikleri) özellikler ölçülmüş ve bu özelliklerin kalıtım dereceleri tahmin edilmiştir. Çalışmada birinci generasyonda 43, ikinci generasyonda 115 ve üçüncü generasyonda ise 42 adet koloni kullanılmıştır. Her bir koloniden 3 adet işçi arı alınarak toplamda 600 adet işçi arıya ait morfolojik özellikler ölçülmüş ve bu özelliklere ait kalıtım dereceleri tahmin edilmiştir. Çalışmanın sonucunda B. terrestris işçi arılarının tarlacılık performansına etki eden bazı morfolojik özelliklerin kalıtım dereceleri (h2) işçi arı ağırlığı için 0.48 0.045, dil uzunluğu için 0.48 0.045, ön kanat uzunluğu için 0.50 0.045, ön kanat genişliği için 0.48 0.045, arka kanat uzunluğu için 0.49 0.045, arka kanat genişliği için 0.47 0.045, kanat indeksi için 0.42 0.046, arka bacak uzunluğu için 0.46 0.045, femur uzunluğu için 0.30 0.046, tibia uzunluğu için 0.49 0.045, metatarsus uzunluğu için 0.42 0.046, metatarsus genişliği için 0.43 0.046 ve metatarsus indeksi için 0.40 0.046 olarak tahmin edilmiştir.
Parametrik olmayan regresyon metotların hayvancılıkta kullanımı
Çalışma 58 adet Japon bıldırcınlarından elde edilmiş hayvancılık verisi üzerinde mevcut parametrik olmayan regresyon yöntemlerinden Hodges-Lehmann, Theil-Sen, Mood Brown ve OLS yöntemleri kullanılarak, yöntemlerin nasıl uygulanacağı, parametre tahminlerinin nasıl yapılacağı ve gerçekleşen hata terimleri birlikte irdelenmiştir. Regresyon denklemindeki katsayılar incelendiğinde farklı yöntemlerde benzer katsayılar bulunduğu tespit edilmiştir. Hata terimi incelendiğinde Hodges-Lehman yönteminin daha yüksek hata terimine sahip olduğu, tahminlerdeki isabetin nispeten daha yüksek olduğu söylenebilir. Hata teriminin düşüklüğü bakımından Theil-Sen Regresyon Yönteminin çoğu özellikte düşük değerler alması yöntemin kullanabilirliğini destekler niteliktedir. Özellikle bağımsız değişkenin normal dağılım göstermediği ve aykırı gözlemlerin bulunduğu özelliklerde Theil-Sen Regresyon Yönteminin daha küçük hata terimlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. OLS tahmin yöntemi genel olarak düşük hata terimine sahipken, özellikle bağımsız değişkenin normal dağıldığı durumlarda daha düşük hata terimlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Hodges-Lehmann tahmin yöntemi bazı özelliklerde katsayıları farklı ve hata terimleri değişken yani tutarsız sonuçlar vermiştir. Sonuç olarak parametrik olmayan regresyon analizi yöntemleri parametrik testlerin önşartlarının gerçekleşmemesi durumlarında, sapan değer, çoklu bağlantı gibi istenmeyen durumların gerçekleştiği durumlarda, gerek kullanım kolaylığı gerekse kolay hesaplanabilmesi bakımından araştırmacılar tarafından tercih edilebilecek alternatifler olarak değerlendirilebilir.
Protein kaynağı olarak kullanılan sarı un kurdu (Tenebrio molitor) larvalarının mavi-göğüslü bıldırcının (Excalfactoria chinensis) yumurta özelliklerine etkisi
Yapılan bu çalışmada mavi göğüslü bıldırcınların (Excalfactoria chinensis) bazı yumurta özellikleri, iki farklı deneme rasyon kullanılarak incelenmiştir. Bu rasyonlardan birisinde protein ve yağ kaynağı olarak sarı un kurdu (Tenebrio molitor) larvaları, diğerinde ise (kontrol) geleneksel bitkisel protein ve yağ kaynağı olan soya küspesi ve bitkisel yağ kullanılmıştır. T. molitor larvalarının kullanıldığı rasyon ile beslenen mavi göğüslü bıldırcınların yumurtalarının ağırlığında %14.1'lik bir artış olurken, yem tüketiminde %5.65'lik bir azalış ortaya çıkmıştır. Her iki deneme grubunda en çok bulunan yağ asit metil esterleri; oleik asit, palmitik ve linoleik asit asittir. Bunların böcek deneme grubunda toplam yağ asit kompozisyonundaki oranı sırasıyla; 48.92, 28.59 ve 11.60'dır. T. molitor larvalarının kullanıldığı rasyon ile beslenen grubun yumurtaları kontrol grubundan %2.49 oranında daha fazla doymamış yağ asitleri içermektedir. Ayrıca bu doymamış yağ asitlerinden omega 9 grubu yağ asitleri kontrol grubuna göre %6.94 oranında daha yüksektir. Araştırmada elde edilen sonuçlar dikkate alındığında E. chinensis kurutulmuş yumurta tozu üretimi için, T. molitor larvaları geleneksel protein ve yağ kaynaklarından soya ve bitkisel yağa alternatif olabilecek bir kaynakdır.
Grup karşılaştırmalarında ön şartlar sağlanmadığı durumlarda transformasyon tekniklerinin I. tip hata ve testin gücü bakımından irdelenmesi
Bu tez çalışmasında varyans analizinde ön şartlar sağlanmadığında uygulanabilecek olan bazı transformasyon yöntemleri farklı dağılımlar, farklı grup sayıları, farklı gözlem sayıları, farklı varyans oranları ve farklı standart sapma cinsinden farkların oluşturulmasıyla hem I. tip hata olasılığı hem de testin gücü değerleri bakımından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan materyal, Python programlama dilinde Numpy kütüphanesindeki random fonksiyonu kullanılarak N (0, 1), χ2(3), t(10) ve β(15, 5) dağılımlarından üretilen tesadüf sayılardan oluşmaktadır. Söz konusu dağılımların her birinde 3, 4, ve 5 grupta her bir gruptaki gözlem sayısı 3, 5, 10, 15, 30 ve gruplar arası varyans oranı son grubun varyans oranının diğer grupların varyans oranından 1, 3, 5 ve 10 katı, ortalamalar arasındaki standart sapma cinsinden farklar 0, 0.5, 1, 1.5 ve 2 olacak şekilde simülasyon düzenleri kurulmuştur. Her bir simülasyon programı 100 000 tekrarlı olarak ele alınmıştır.Çalışmanın sonucunda, I. tip hata olasılığı bakımından varyansların homojenliğindeki bozulmalara bağlı olarak verilere 0.5 ve 0.375 eklenerek karekök alınan transformasyon tekniklerinin diğer transformasyon tekniklerine göre nispeten daha güvenilir sonuçlar verdiği fakat her durumda hem transformasyon uygulanmadan hem de uygulandıktan sonra deneme başında belirlenen I. tip hata olasılığının arttığı gözlenmiştir. Verilerin dağılım şekli normal dağılım, t(10) ve β(15, 5) iken varyansların homojenliği bozulduğunda transformasyon tekniklerinin testin gücü üzerinde dikkat çeken bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Özellikle sağa yatık dağılımda, üçüncü ve dördüncü dereceden kök transformasyonlarının testin gücü değerlerinde daha yüksek sonuçlar verdiği dikkat çekici bir biçimde gözlemlenmiştir.
Süt sığırcılığında ırk ve verim seviyesinin karbon ayakizi üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı teorik olarak her gün sağılan 100 başlık sağmalı bulunan ve değişik verim seviyelerindeki Siyah-Alaca ve Simmental ırkı işletmeleri karbon ayakizi bakımından karşılaştırmaktır. Bu amaçla Siyah Alaca ırkının günlük 20, 25, 30 ve 35 kg süt verimi, aynı şekilde Simmental ırkının günlük 15, 20, 25 ve 30 kg süt verdiği varsayılarak rasyondaki yem çeşitleri aynı olmak kaydıyla, NRC normlarına göre rasyonlar hazırlanmıştır. İşletmelerde kurudaki inek sayısı 20 baş, Siyah Alaca ineklerin canlı ağırlığı 550 kg, Simmental ineklerin canlı ağırlığı 650 kg olarak alınmıştır. 500 kg canlı ağırlık 1 büyükbaş hayvan birimi (BBHB) kabul edilmiştir ve her bir ırk için toplam BBHB bulunmuştur. Metan ve diazot monoksiti karbondioksit eşdeğerine dönüştürürken IPCC (2021) tarafından bildirilen 27.2 ve 273 değerleri kullanılmıştır. İşletmelerde BBHB başına salınan karbondioksit miktarını yem için harcanan emisyon, enterik fermantasyon kaynaklı emisyon, gübre kaynaklı metan emisyonu, gübre kaynaklı karbondioksit emisyonu, gübre kaynaklı diazot monoksit emisyonu, ahır kaynaklı diazot monoksit emisyonu ve antropojenik kaynaklı emisyonun toplamı oluşturmuştur. Siyah Alaca ırkın sütü % 3.62 yağ ve %3.11 proteine göre, Simmental ırkın sütü ise % 4.04 yağ ve % 3.47 proteine göre standardize edilerek yağ ve proteine göre düzeltilmiş süt (FPCM) miktarı bulunmuş ve inekler haricinde üretilen toplam canlı ağırlık artışı FPCM'ye bölünerek etin süte oranı bulunmuştur. Siyah Alaca ve Simmental ırkı işletmelerinde toplam sera gazı emisyonlarının sırasıyla %81.75 ve %75.75'i süte, %18.25 ve %24.25'i ise ete tahsis edilmiştir. Toplam emisyon içinde en yüksek payı sırasıyla enterik fermantasyon kaynaklı emisyon ve yem için harcanan emisyon almıştır. Yapılan çalışma sonucunda Siyah Alaca için (20, 25, 30, 35 kg süt verimlerine göre) 1 kg FPCM sütün karbon ayakizi ortalaması 1.04 CO2-eq, ,Simmental ırk inek için (15, 20, 25, 30 kg, süt verimlerine göre) 1 kg FPCM sütün karbon ayakizi ortalaması 1.25 CO2-eq olarak bulunmuştur. Süt verimi arttıkça 1 kg FPCM ve et için karbon ayakizinin azaldığı tespit edilmiştir. Bu da, süt sığırcılığında karbon ayakizini azaltmada verim seviyesi ve ırkın önemini göstermektedir.
Süt içirme sıklığının buzağıların gelişimi ve davranışları üzerine etkileri
Çalışmada, süt içirme sıklığının süt içme döneminde buzağıların gelişimi, davranış ve sağlıkları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 5 günlük yaşta 10 adet (Her grupta 5 buzağı) Holstein buzağı kullanılmıştır. Çalışmada Bilgisayar Kontrollü Besleyici (BKB) kullanılmıştır. Birinci grup buzağılara, sabah-akşam olmak üzere 4 lt/gün süt ikame yemi (G1) verilmiştir. İkinci gruba ise doğal emzirme davranışı olan sabah (05:00-08:00), öğlen (10:00-13:00), akşam (16:00-20:00) olmak üzere azami 12 lt/gün süt ikame yemi tüketmelerine müsaade edilmiştir. Grupların canlı ağırlıkları, toplam ve günlük canlı ağırlık artışları ve vücut ölçüleri arasında önemli farklılık bulunamadı. Ancak G1 buzağıları G2 buzağılarına nazaran daha fazla (P<0.05) yem tüketmişlerdir. Yemden yararlanma oranında G2 buzağıların lehine önemli olmayan bir iyileşme elde edildi. Besleyici olmayan BKB ziyaretleri çalışmanın ilk zamanlarında G1 buzağılarında fazla gözlemlenmiş, denemenin sonuna doğru G2 buzağıların ziyaretleri artmıştır. Yemlik ziyaretlerinin G1 buzağılarında G2 buzağılarına nazaran fazla olduğu gözlemlenmiştir. Ruminasyon için harcanın zaman gruplarda birbirlerine yakın olmuştur. Çapraz emme davranışı G1 buzağılarında fazla görülmüştür ancak yaşla beraber bu davranış kalıbında azalma olmuştur. Dil çevirme davranışı ise G2 buzağılarda fazlaca görülmüş ancak bu davranış kalıbı yaşla beraber ortadan kalkmıştır. Bağırma davranışı G1 buzağılarında fazlaca gözlemlenmiş ancak yaşla beraber bu davranış ortadan kalkmıştır. Kan biyokimya değişkenlerinden GGT, inorganik fosfor ve glukoz konsantrasyonları G2 buzağılarında yüksek olmuştur (P<0.05). Hematolojik kan değerlerinden hemoglobin, hematokrit, eritrosit ve trombosit G2 buzağılarda önemli oranda artmıştır. Ancak buzağıların oksidatif stres, antioksidan savunma mekanizması ve bağışıklık sistemi üzerine önemli olmayan bir etki gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, süt içirme sıklığının buzağıların gelişimleri, davranış kalıpları, sağlıkları üzerine önemli etkisinin olmadığını göstermiştir.
Süt içme döneminde tam yağlı süte ilave edilen kefir yan ürününün holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkisi
Buzağılara oral yolla uygulanan kefir yan ürününün Holstein buzağıların süt içme döneminde gelişim ve sağlık parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 21 baş Holstein buzağı kullanılmış ve buzağılar gruplara canlı ağırlık ortalamaları dikkate alınarak dağıtılmışlardır. Buzağılara 4 lt/gün süt iki öğün olarak (sabah 2lt-akşam 2 lt) verilmiştir. Deneme gruplarına kefir yan ürünü 0, 20 ve 40 mL/gün/buzağı olacak şekilde ticari yem katkı maddesi ise 15 g/gün/buzağı olacak şekilde süte ilave edilerek verilmiştir. Buzağıları ardışım üç gün 800 g/gün başlangıç yemi tükettiklerinde sütten kesilmişlerdir. Buzağılara başlangıç yemi ad libitum olarak verilmiş, yonca kuru otu ise sütten kesildikten sonra verilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar; kefir yan ürününün buzağıların toplam ve günlük canlı ağırlık artışları önemli oranda arttırdığını ve gelişimlerini iyileştirdiğini göstermiştir. Ancak buzağıların sütten kesim yaşı üzerine önemli etkisi olmamıştır. 20 mL/gün kefir yan ürünü buzağıların toplam ve günlük yem tüketimlerini önemli ölçüde arttırmış ve yemden yararlanma oranını ise önemli ölçüde iyileştirmiştir. Kefir yan ürünü buzağıların nabız ve solunum sayısını, solunum skorunu, rektal sıcaklığını, genel görünüşünü, hastalıklı gün sayısını, dışkı skorunu ve ishalli gün sayısını önemli olmayan oranda etkilemiştir. Buzağıların bağışıklık ve antioksidan belirteçlerinin konsantrasyonu kefir yan ürünü ilavesi ile önemli olmayan ölçüde artmış ve oksidan belirteçlerinin konsantrasyonu ise önemli olmayan ölçüde azalmıştır. Araştırma sonucunda kefir yan ürününün sağlıklı buzağı yetiştirmesinde kullanılma potansiyeli olduğu ancak farklı çevre koşullarında ve farklı dozlarda çalışılarak potansiyelinin net bir şekilde ortaya konulmasında yarar olacağı düşünülmektedir.
Japon bıldırcınlarında (Coturnix coturnix Japonica) GH, VIPR-1 ve PRL gen bölgeleri üzerindeki polimorfizmler ile bazı verim özellikleri arasındaki ilişkilerin araştırılması
Gerçekleştirilen doktora tezinde toplam 150 adet Japon bıldırcınında GH (MspI), VIPR-1 (BsrDI ve HpyCH4IV) ve PRL (Csp6I) genleri üzerindeki bazı polimorfizmler PCR RFLP yöntemi kullanılarak incelenmiş, tespit edilen polimorfizmlerin bazı verim özellikleri ve farklı büyüme modelleri parametrelerine etkileri araştırılmıştır. Yumurta verimi, ortalama yumurta ağırlığı, yumurta iç ve dış kalite özellikleri; kuluçka sonuçları; iki farklı yaşta kesim ağırlığı ve karkas ağırlığı ile karkas randımanı ve 3 farklı büyüme modelinde parametre tahminleri incelenmiştir. İncelenen gen bölgelerinden VIPR-1 (HpyCH4IV) ve PRL (Csp6I) için polimorfizm tespit edilememiş ve bu bölgeler monomorf bulunmuştur. Bu iki bölge monomorf olduğu için verim özellikleri ile ilişki analizi yapılamamıştır. GH geni MspI polimorfizmine ait A (%52) ve B (%48) allelleri ile AA (%28), AB (%48) ve BB (%24) genotipleri belirlenmiştir. VIPR-1 (BsrDI) polimorfizmine ait G (%68) ve T (0.32) allelleri GG (%48), GT (0.39) ve TT (0.13) genotipleri belirlenmiştir. Popülasyonun polimorfizm görülen genler bakımından Hardy-Weinberg dengesinde olduğu bulunmuştur. Her bir gene ait genotip yapıları ile verim özellikleri arasında yapılan ilişki analizleri sonucunda GH (MspI) geni ile yumurta verimi arasında önemli (p<0.05) ilişki olduğu belirlenmiştir. GH (MspI) ve VIPR-1 (BsrDI) genlerinin diğer verim özellikleri bakımından istatistik olarak önemli etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Verim özellikleri değerlendirildiğinde kesim yaşının ve cinsiyetin kesim ağırlığı, karkas ağırlığı ve randımanını etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Sürü yaşının kuluçka randımanı ve döllülük oranına etkisinin olduğu (p<0.05) fakat çıkış gücüne ise etkisinin istatistik olarak önemli olmadığı bulunmuştur. Büyüme eğrisi modellerinde BNY ve BNA parametreleri arasındaki farklar istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0.05).
Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde çoban köpeklerinin etkinliğinin belirlenmesi
Yırtıcı hayvanların özellikle küçükbaş hayvancılığa verdiği kayıplar ekonomik açıdan oldukça önemli boyutlara ulaşmaktadır. Tüm çiftlik hayvan türleri içinde, yabani hayvan saldırılarına en kolay hedef olan ve en çok saldırılara maruz kalan türler koyun ve keçidir. Çoban köpeklerinin etkin biçimde kullanılması köpeklerin özellikle sahip oldukları davranış ve fiziksel faktörler (vücut yapısı, güçlü bir kondisyon, koku alma yeteneği, cesaret, görme ve işitme yeteneği) köpeğin etkinliğini belirleyen özelliklerdir. Bu tez çalışmasında; Burdur, Isparta ve Antalya illerindeki küçükbaş hayvancılık işletmelerinde kurt saldırılarının neden olduğu kayıpların işletmelerdeki önemi konusunda bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Küçükbaş hayvancılıkta yabani hayvanlardan dolayı doğan kayıpları en aza indirmek için çoban köpeklerinin etkinliği araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Koyun yetiştiricilerinin %40'ı, keçi yetiştiricilerinin ise %45.5'i yırtıcılar nedeniyle zarar gördüğünü ifade etmiştir. Bu yetiştiricilerde, yabani-yırtıcı zararlılar nedeniyle son iki yılda Çalışma yapılan Burdur, Isparta ve Antalya illerinde kaybedilen hayvan sayısı toplamı 3629 baş koyun, 3297 baş keçidir. Bu zararın 2023 yılı içerisinde parasal karşılığı, zarar gören koyun yetiştiricileri için yaklaşık 27 217 500 TL, keçi yetiştiricileri için ise 24 727 500 TL'dir. Her üç ilde de son iki yılda kurt saldırılarının neredeyse iki katına çıktığı görülmektedir. Sürülerde hangi köpek ırkının kullanıldığı illere göre bağımlı olup, istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). Köpeklerin nereden temin edildiğine dair illere göre oluşturulan iki yönlü tabloda khi kare test istatistiği 16.509 olup istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.05).
Burdur ili süt sığırcılığı işletmelerinde hayvan refahının barınak ve yetiştirme şartları yönünden değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Burdur ili ve ilçelerinde süt sığırcılığı yapılan işletmelerin hayvan refahı açısından değerlendirilmesidir. Çalışmada 56 süt sığırı işletmesi kullanılmıştır. Çalışmada 61 soruluk bir anket formu kullanılmış ve yerinde ölçüm yapılarak işletme sahipleri ile birebir yapılan görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İşletmecilerin %32.1'i lise ve %26.8'i üniversite mezunu olup %35.7'si babadan kalma bir meslek olduğu için 20 yılı aşkın süredir sektör içerisinde olduğunu belirtmiştir. İşletmecilerin büyük çoğunluğunun mesleki eğitimi olmadığı sadece %19.6'sının besleme ile ilgili eğitim aldıkları belirlenmiştir. İşletmelerin büyük çoğunluğu şahıs işletmesi olup aile bireyleri ile çalıştıkları belirlenmiştir. İl genelinde yarı açık barınak tipi tercih edilmiş ve barınaklar planlanırken işletmeciler kendi tecrübelerini kullandıklarını belirtmişlerdir. Barınaklarda tuğla duvar, sac çatı ve beton zemin tercih edilmiştir. İşletmeler büyük çoğunlukla koruyucu veteriner hekim hizmeti almaktadırlar. Barınaklar çoğunlukla ayda bir kez traktör ile temizlenmektedirler. İşletme sahipleri tırnak problemleri yaşadıklarını ve tırnak bakımı yaprak üstesinden geldiklerini bildirmişlerdir. Barınaklarda topallık sorunu olmadığı ancak ineklerde bacak, uyluk ve meme-karın bölgeleri incelendiğinde kirlilik problemi olduğu belirlenmiştir. Barınaklarda ineklerin %38.9'unun vücut kondisyon skorunun 2.25-3.5 arasında olduğu, %38.1'inde rumen doluluk skorunun 3 olduğu belirlenmiştir. Barınaklar inek başına düşen alan bakımından (<7 m2, 7-9.1 m2, >9 m2) incelenmiş ve %67.9 oranında 9.1 m2 daha fazla birim alan belirlenmiştir. Barınak yerleşim sıklıklarının 7-9.1 m2 olması ineklerin serum protein ve globulin konsantrasyonunu önemli ölçüde arttırdığı belirlenmiştir. Antioksidan savunma mekanizması ve bağışıklık sistemi de söz konusu yerleşim sıklığında önemli olmayan ölçüde iyileşmeler gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, Burdur ili ve ilçelerinde barınaklarda hayvan refahı ile ilgili önemli oranda problem tespit edilememiş, ancak azda olsa yönetimsel sorunlar olduğu belirlenmiştir.
Burdur ilinde yetiştirilen Siyah Alaca ırkı sığırların süt verimine ait genetik parametrelerin farklı hayvansal modeller ile tahmini
Bu çalışmada, Burdur ilinde yetiştirilmekte olan Siyah Alaca ırkı süt sığırlarının, süt verimlerine ait genetik parametrelerinin, farklı hayvansal modeller ile tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 2005-2010 ve 2016-2023 yılları arasında Siyah Alaca ırkı süt sığırlarına ait iki ayrı veri setinde yer alan toplam 131 169 adet süt verim kayıtından yararlanılmıştır. Çalışmada, 305 günlük süt verim ortalaması 6 189.6 kilogram, laktasyon süresi 266.2 gün ve kuruda kalma süresi 127.8 gün tespit edilmiştir. Buzağılama mevsiminin, buzağılama yılının, işletmelerin ve laktasyon sırasının süt verim özelliklerine etkisi önemli bulunmuştur. Kuruda kalma süresi bakımından, laktasyon sıraları arasında herhangi bir farklılık belirlenmemiştir. Araştırmada tek özellikli model kullanılarak her laktasyon sırasına göre 305 günlük süt veriminin kalıtım dereceleri tahminleri edilmiştir. Buna göre ilk veri setinde 0.16 - 0.28 aralığında, ikinci veri setinden ise 0.28 - 0.43 aralığında tahminler elde edilmiştir. Tekrarlamalı model ile 305 günlük süt verimlerine ait kalıtım derecesi ve tekrarlanma derecesi sırasıyla, ilk veri setinde 0.31 ± 0.04 ve 0.34 ± 0.03, ikinci veri setinde 0.30 ± 0.08 ve 0.42 ± 0.07 olarak tahmin edilmiştir. Tekrarlamalı modelde denetim günü süt verimine ait kalıtım derecesi ve tekrarlanma derecesi sırasıyla, ilk veri setinde 0.23 ve 0.28, ikinci veri setinde ise 0.32 ve 0.46 olarak tahmin edilmiştir. Araştırmada denetim günü süt verimlerine ait genetik parametreler, şansa bağlı regresyon modeli kullanılarak da tahmin edilmiştir. Bu model ile tahmin edilen kalıtım dereceleri, ilk veri seti için 0.013 - 0.51, arası, ikinci veri seti için ise 0.013 - 0.49 aralığındadır.
Melisa aromatik yağ ve suyunun antioksidan ve antibakteriyel özellikleri ile in vitro ruminal fermentasyon parametrelerinin belirlenmesi
Özelikle sığırlarda rumen fermentasyonun manipülasyonu ile yemden yararlanmayı iyileştirerek verim seviyesini artırma hedeflenmektedir. Melisa'dan (Melissa officinalis) elde edilen aromatik yağ ve suyunun beslenme potansiyeli ve ruminal mikrobiyal fermentasyon özelliklerini belirlemek amacı ile tasarlanmıştır. Bu çalışmada, Melisa aromatik yağının ve suyunun rumen fermentasyonu ve uçucu yağ asitleri (UYA) üretimi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Rumen sıvısına 0 μL, 100 μL, 400 μL, 800 μL ve 1600 μL aromatik yağ ve 1 mL, 2 mL ve 4 mL aromatik su ilave edilmiştir. Aromatik yağın fenolik madde miktarı ve antioksidan kapasitesi aromatik suya nazaran yüksek olduğu belirlenmiştir. Melisa aromatik yağının süt sığırı rasyonuna/rumen sıvısına ilavesinin in vitro toplam gaz üretimi (TGÜ), metan gazı üretimi (MGÜ), metabolik enerji (ME) ve organik madde sindirimini (OMS) önemli oranda azaltmıştır (P<0.05), ancak aromatik suyun söz konusu parametrelere etkisi önemli bulunmamıştır. Toplam UYA üzerine hem aromatik yağın hem de aromatik suyun etkisi önemli bulunmamıştır. Aromatik yağ ilavesi valerik asit ve isovalerik asit miktarını ve yüzdesini önemli oranda azaltırken diğer parametrelerin konsantrasyonları üzerine etkisi önemli bulunamamıştır. Bunun yanı sıra, aromatik suyun tüm parametreler üzerine etkisi önemli bulunmamıştır. Elde edilen sonuçlar, Melisa aromatik yağ ilavesi rumende TGÜ, MGÜ, ME ve OMS'ni önemli oranda azaltırken rumen uçucu yağ asitlerinin üretimini önemli oranda etkilemediğini göstermiştir. Melisa aromatik yağı ya da suyunun anti-metanojenik etkili olduğu saptanmasına karşın, bu dozlarda süt sığırı rasyonunda kullanılmasının rumen fermentasyonu üzerine olumsuz etki yaptığı anlaşılmıştır.
Farklı rakımlarda yetiştirilen kıl keçilerinde bazı verim özelliklerinin karşılaştırılması
Ülkemiz, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde önemli merkezlerdendir. Akdeniz bölgesi özellikle ülkemiz keçi yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı yerlerin başında gelmektedir. Isparta ili keçi yetiştiriciliği bakımından önemli bir potansiyele sahiptir. Bu araştırmada Isparta ilinde yetiştiriciliği yapılan kıl keçilerin farklı rakımlarda döl verim özellikleri, morfolojik özellikler ve bazı kan parametreleri bakımından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Elde edilen verilere göre yüksek rakımda ikiz doğuran keçi sayısının daha yüksek olduğu, toplam oğlak sayısının da aynı şekilde yüksek rakımda daha fazla olduğu tespit edilmiş olup, bir doğumda oğlak sayısının 1500 m üzeri rakımda 1.29, 1500 m rakımda ise 1.13 olduğu saptanmıştır. Farklı rakımlarda yetiştirici koşullarında elde edilen verilere göre canlı ağırlık, sütten kesim ağırlığı ortalamaları yüksek rakımda yetiştirilen Kıl keçilerinde canlı ağırlık ortalaması 63.04±0.55, 1500 m rakımdaki keçilerin ortalaması 55.97±0.51 olarak bulunmuş olup ve bu fark istatistik olarak önemlidir (p<0.01). Yüksek rakımda yetiştirilen hayvanların sağrı yüksekliği, cidago, göğüs derinliği, göğüs çevresi ve vucüt uzunluğu verileri sırasıyla 82.24±0.35, 84.93±0.37, 36.27±0.17, 94.42±0.38 ve 80.98±0.44 cm olarak bulunmuştur. 1500 m rakımda ise bu değerler sırasıyla 77.19±0.30, 81.73±0.34, 35.54±0.15, 97.37±0.44 ve 77.66±0.29 cm olarak bulunmuştur. Kan değerlerinden WBC değeri 1500 m rakımda ortalama 10.19±0.70 ve yüksek rakımda ortalama 13.32±0.66, GRAn değeri yüksek rakımda ve 1500 m rakımda sırasıyla 9.60±1.82 ve 35.02±1.72, LYM değeri 55.28±2.02 ve 58.77±1.92, Mon A değeri 5.30±0.30 ve 4.94±0.28, RBC değeri 14.20±0.48 ve 13.86±0.46, Hgb 7.68±0.17 ve Hct 20.21±0.45 ve 20.11±0.43, Mcv 14.47±0.32 ve 14.57±0.30, RDW Cv 19.89±0.23 olarak bulunmuştur.
Lavanta kuru otu ve aromatik suyunun antioksidan ve antimikrobiyal etkisi ile in vitro ruminal fermantasyon düzeylerinin belirlenmesi
Aromatik bir bitki olan ve uzun yıllardır alternatif sağlıkta kullanımı olan lavanta (Lavandula intermedia) kuru otu ve aromatik suyunun in vitro ortamda rumen toplam gaz üretimi, metan gazı üretimi, metabolik enerji, organik madde sindirimi ve uçucu yağ asitler üzerine etkisi araştırılmıştır. Lavanta kuru otu buğday samanına alternatif olarak düşünülmüş ve saman yerine ikame edilmiştir. Lavanta kuru otu rasyona %0, 25, 50, 75 ve 100 olarak ilave edilmiştir. Bunun yanı sıra lavanta aromatik suyu 1, 2 ve 4 mL/ olarak rumen sıvısına ilave edilmiştir. Lavanta kuru otunun fenolik madde miktarı ve antioksidan kapasitesinin lavanta aromatik suyundan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Lavanta kuru otu metan (CH4) üretimi önemli ölçüde azaltırken (P<0.05), aromatik su toplam gaz üretimi (TGÜ), CH4, metabolik enerji (ME) ve organik madde sindirimini (OMS) önemli ölçüde azaltmıştır (P=0.00). Hem lavanta kuru otu hem aromatik suyu in vitro fermentasyon sıvısındaki toplam uçucu yağ asitlerinin (TUYA) üretimini önemli ölçüde etkilememiştir. Ancak, %75 ve 100 oranında ilave edilen kuru ot asetik (AA), propiyonik (PA) ve bütirik asit (BA) miktarını artırma eğilimi gösterirken, 4 mL aromatik su sadece PA miktarını artma eğilimi göstermiştir. Çalışma, lavanta kuru otu ve lavanta aromatik suyunun ruminant diyetlerine eklenmesinin metan emisyonlarını azaltmada etkili olabileceğini ve bu bileşiklerin hayvancılığın çevresel etkilerini hafifletmede kullanılabileceğini göstermektedir. Ancak bu katkılar kullanılırken rumendeki besin madde sindirimini olumsuz etkilenerek rasyonun enerjisinin dışkı ile atılma ihtimalide göz ardı edilmemelidir.
Diallel melezleme uygulanan japon bıldırcını (coturnix coturnix japonica) hatlarında canlı ağırlıklara ait genel ve özel kombinasyon kabiliyetleri
Bu tez çalışmasında, tüy rengine göre ayrılan dört farklı Japon bıldırcının (Coturnix coturnix japonica) büyüme özellikleri incelenmiş olup, arasında uygulanan diallel melezleme sonucu oluşan kombinasyonların büyüme özellikleri, genetik parametreleri ve kombinasyon Kabiliyetlerini incelemesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Eğitim Araştırma ve Uygulama Çiftliği bünyesindeki Kanatlı Yetiştirme Biriminde bulunan damızlık Japon Bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) hatları kullanılarak tez çalışması yürütülmüştür. Çalışmada, ebeveyn bıldırcınlar Griffing diallel melezleme yöntemi kullanılarak melezlenmiştir. Griffing yöntemiyle yapılan diallel melezleme analizi sonucunda, farklı tüy renklerine sahip hatlar arasında genel ve özel kombinasyon kabiliyetleri değerlendirilmiştir. Çalışmada, ebeveyn ve melezlerin haftalık canlı ağırlıkları incelenmiş ve büyüme performansı Gompertz büyüme eğrisi modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca, genetik parametrelerin tahminiyle eklemeli ve eklemeli olmayan gen etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, özel kombinasyon kabiliyeti (ÖKK) ve genel kombinasyon kabiliyeti (GKK) analiz ederek farklı hatların üstünlükleri belirlenmiş ve heterosis (melez gücü) etkisi incelenmiştir. Çalışmada elde elden sonuçlara göre tüm haftalar için en yüksek canlı ağırlık ortalamaları beyaz tüy rengi (BEY) ebeveyn popülasyonundan elde edilmiştir (4 ve 5 haftalık yaştaki ortalamalar sırasıyla 246.40 ve 295.68 g). Ayrıca uygulanan diallel melezleme sonuçlarına göre en iyi melezleme kombinasyonları BEY hattı ile yapılan melezlemelerin olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar, bıldırcın yetiştiriciliğinde et verimi açısından BEY hattının ve BEY ile yapılan melezlemelerin tercih edilmesini desteklemektedir. Araştırmanın tüm yaş gruplarında BEY genotipi en yüksek pozitif GKK değerine sahip olup, canlı ağırlık açısından en üstün performansı sergilemiştir. Diğer genotipler (SAR, SIY ve YAB) genellikle negatif GKK değerleri göstermiştir. ÖKK ise en yüksek değerleri genellikle BEY x SIY, BEY x SAR ve BEY x BEY kombinasyonlarından elde edilmiştir. Eklemeli genetik varyansı; tüm haftalar için yüksek bulunmuş ve eklemeli gen etkilerinin canlı ağırlık üzerinde baskın olduğu görülmüştür. Maternal etkiler; bazı yaş gruplarında istatistiksel olarak önemli bulunmuş, ancak genel olarak katkılarının sınırlı olduğu belirlenmiştir. Çalışmada tahmin edilen dar anlamlı kalıtım derecesi (h²) değerleri 0.55 ile 0.74 arasında değişirken, geniş anlamlı kalıtım derecesi (H²) değerleri 0.67 ile 0.81 arasında bulunmuştur. Bu çalışma genetik ıslah programlarında kullanılabilecek bilgi sağlamakta ve Japon bıldırcınlarının ticari potansiyelini artırmaya yönelik öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Japon bıldırcını, Griffing diallel melezleme, Genel ve özel Kombinasyon Kabiliyeti, Genetik Parametreler, Gompertz modeli, Heterosis.
Flupyradifurone'nun (Butenoloid) bombus (Bombus terrestris L.) arılarında bazı fizyolojik, davranış ve koloni gelişim özellikleri üzerine etkisi
Bombus arıları, hem doğal hem de tarımsal ekosistemlerin sürdürülebilirliği için vazgeçilmezdir. Bombus arılarının korunması bitki çeşitliliği, gıda güvenliği ve ekosistem sağlığı açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışmada, doğa dostu bir insektisit olarak tanıtılan Flupyradifurone (FPF) etken maddeli insektisitin (Sivanto, Bayer) Bombus terrestris arılarının fizyolojik, davranışsal ve koloni gelişimi üzerindeki etkileri incelenmiştir. FPF'nin tavsiye edilen arazi kullanım dozu üzerinden hazırlanan dozlarıyla beş grup (kontrol, FPF 1/100, FPF 1/10, FPF 1/1, FPF 2/1) oluşturulmuş ve arıların yaşam süreleri ile ölüm oranları mikro koloni yöntemiyle 28 gün boyunca değerlendirilmiştir. En kısa yaşam süresi ve en yüksek ölüm oranı FPF 2/1 grubunda kaydedilmiştir. Koloni gelişimi üzerinde FPF'nin işçi ve ana arı üretimi ile ilk erkek arı çıkış zamanını etkilediği, ancak rekabet noktası, ilk ana arı çıkış zamanı ve cinsiyet üretim stratejileri üzerinde etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Hafıza ve öğrenme testlerinde FPF'nin olumsuz bir etkisi belirlenmemiştir. Yuva yeri bulma davranışında da FPF maruziyetinin yön bulma performansını etkilemediği tespit edilmiştir. Beyin dokusu incelemelerinde tüm doz gruplarında nöropil düzensizlikleri gözlemlenmiş, en yüksek düzensizlik FPF 2/1 grubunda saptanmıştır. FPF'ye maruziyet arttıkça hemosit sayılarının azaldığı belirlenmiştir. Genel olarak, FPF'nin B. terrestris arıları üzerinde yıkıcı bir etkisi olmadığı ve tozlaşma performansını olumsuz etkilemediği sonucuna varılmıştır.
Mikroenkapsüle kekik yağı ile beslenen Japon bıldırcınlarında (coturnıx coturnıx japonıca) kalite ve verim parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışmanın birinci amacı kekik (Origanum onites) yağının mikroenkapsülasyon tekniği uygulanarak hayvancılıkta kullanılabilen, çevre koşullarına dayanıklı bir ürün olarak elde edilmesi olup, ikincisi amacı ise üretilen ürünün uzun süreli beslemede bıldırcınlarda verim ve kalite parametrelerine etkisinin incelenmesidir. Çalışma için Japon bıldırcını melezi hattan elde edilen 336 civciv kullanılmıştır. Deneme düzeni bazal rasyon ile beslenen grup kontrol grubu (K), mikroenkapsüle kekikyağı (MKY) ve kekik yağı (KY) 100, 300 ve 600 mg/kg dozda olmak üzere yedi grup (K, MKY100, MKY300, MKY600, KY100, KY300, KY600) olarak oluşturulmuştur. Her deneme grubu 3 tekerrürle 21 adet alt gruba ayrılmış ve her alt grupta 16 hayvan olacak şekilde kafeslere yerleştirilmiştir. Denemede büyütme (2-6. haftalar) ve yumurtlama (9-12 haftalar) dönemi olmak üzere iki dönemde performans verileri incelenmiştir. Kekik yağı sodyum aljinat ile kaplanarak enkapsule edilmiş böylece çalışmanın en kritik adımı başarı ile gerçekleştirilmiştir. Bıldırcınlarda büyütme döneminde kullanılan kekik yağı dozajı artmasının birçok verim parametresine olumsuz etki ettiği ve elde edilen verilerinde de gerileme olduğu gözlemlenmiştir. Büyümekte olan bıldırcınlarda kekik yağı dozunun düşük düzeylerde kullanılması tavsiye edilmelidir. İncelenen kan parametreleri, karkas randımanı, rölatif organ ağırlıkları, et kalitesi ve duyusal analiz sonuçlarında gruplar arası fark bulunamamıştır. Patolojik inceleme sonuçlarına bakıldığında yüksek dozda KY'nın karaciğer ve testis dokularını olumsuz etkilediği görülmüştür. Yumurtlama döneminde kekik yağı oranı artıkça hayvan performansının artırdığı gözlemlenmiştir. Çalışma sonunda yumurta kalite parametrelerinde gruplar arasında faklılık gözlemlenmiştir. Büyütme ve yumurtlama döneminde mikroenkapsüle 100-300 mg/kg dozajının kullanımı üreticiye tavsiye edilebilir.
Isparta ili yetiştirici koşullarında kıl keçilerinin bazı morfolojik ve fizyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasının amacı Isparta İlinde Yetiştirilen Kıl keçilerinin Bazı Morfolojik ve Fizyolojik Özelliklerinin belirlenmesidir. Bu çalışma Isparta İlinde Tarım ve Orman Bakanlığı, Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiriciler Birliği ve Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ile birlikte on iki yıldır yürütülmekte olan "Ülkesel Halk Elinde Islah Projesi" kapsamında Kıl keçilerinin ıslah projesine ait işletmelerden belirlenen sürülerde yürütülmüştür. Elde edilen sonuçlar istatistik olarak analiz edilerek Isparta İlinde yetiştirici koşullarında Kıl keçisine ait temel bazı verim özellikleri ortaya konmuştur. Araştırma bulgularına göre oğlak doğum ağırlığı bakımından yıllar, ana yaşı ve doğum tipi istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.001). Araştırmada, günlük canlı ağırlık artışlarına ana yaşının etkisi ve cinsiyetin etkisi istatistik olarak önemli (P<0.05) bulunmuştur. Kıl keçisi oğlaklarının sütten kesimde yaşama gücü oranı ortalama %82.25 olarak tespit edilmiştir. Döl verimi özelliklerinden ikizlik oranı %43 olarak tespit edilmiştir. Kıl Keçilerinde Canlı Ağırlık ortalama olarak 63.04 kg olarak belirlenmiştir. Sağrı yüksekliği 82.24 cm, Cidago yüksekliği 84.93 cm, Göğüs Derinliği 36.27 cm, göğüs çevresi 94.42 cm ve vücut uzunluğu özelliği 80.98 cm olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak yükselen değer olan Kıl keçisinin saf olarak yetiştirilmesi ve sahip olduğu genetik potansiyelin ortaya konması önemlidir. Bu tez çalışması ile yerli ırklarımızın gerçek verim kabiliyetleri ortaya konmuş, ırk olarak detaylı tanımlaması yapılmış ve verim performanslarının düşük olmadığı bilimsel olarak gösterilmiştir.
Isparta ilinde bulunan at çiftliklerinde hayvan refah düzeyinin belirlenmesi
Bu araştırma, Isparta ilindeki at çiftliklerindeki refah düzeylerini değerlendirmek amacıyla Avrupa Birliği tarafından geliştirilen AWIN protokolü çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. İldeki dört farklı çiftlikten toplam 41 at çalışmaya dâhil edilerek hayvan ve çevre bazlı parametreler sistematik olarak incelenmiştir. Araştırma bulguları, ad libitum beslenme eksikliğinin ve uzun yemleme aralıklarının stres riskini artırdığını göstermiştir. Barınak koşulları, havalandırma kalitesi ve alan yetersizliği gibi konularda farklılıklar saptanmış; modernizasyon ihtiyacı vurgulanmıştır. Ayrıca, deri lezyonları, topallık ve solunum problemleri gibi sağlık sorunlarının düşük standartlara sahip çiftliklerde daha yaygın olduğu tespit edilmiştir. Davranış analizleri, sosyal etkileşim fırsatlarının artırılması gerektiğini ortaya koymuştur. Modern beslenme ve barınak teknikleri uygulayan çiftliklerde daha yüksek refah düzeyleri saptanmıştır. Bulgular, havalandırma sistemlerinin iyileştirilmesi, ad libitum yemleme sistemlerinin uygulanması ve personel eğitiminin refah standartlarını iyileştirmek için önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, etik ve sürdürülebilir at yetiştiriciliği için önemli bir rehber niteliği taşımaktadır.
Isparta ili halk elinde kıl keçisi ıslahı projesine dahil işletmelerin karbon ayakizinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında Isparta ilinde yer alan Kıl keçisi işletmelerinin karbon ayak izi incelenmiştir. Çalışmada yer almayı kabul eden 40 işletmeye anketler yapılmıştır. İşletmeler hayvan varlıkları sayılarına göre 3 gruba ayrılmıştır. Keçi yetiştiriciliğinde uygulanan yemleme ve otlatma için yem tüketimi hesaplamaları yapılırken canlı ağırlıkları üzerinden rasyon değerleri alınmıştır. Fabrika yemi için işletmelerde kullanılan farklı markaların Ham Protein ve Enerji içeriğine göre yüzdeleri hesaplanarak rasyon oluşturulmuş ve her bir yemin CO2 emisyon değerleri ile çarpılarak yemleme kaynaklı karbon ayak izi bulunmuştur. Rasyon ihtiyaçlarına göre tüketilen yemlerin brüt enerjileri hesaplanmış referans değerler ve denklemlere göre enterik fermentasyon kaynaklı karbon ayak izi, gübre kaynaklı karbon ayak izi, metan, doğrudan ve dolaylı nitröz oksit ve insan kaynaklı emisyonlar bulunmuştur. İşletmelerde yer alan keçi ve tekeler haricinde üretilen toplam canlı ağırlık artışı ve işletmede 1 yıl içinde üretilen süt miktarı hesaplanmış, bulunan değerler sonucunda işletmelerin sera gazı emisyonlarında %86.72'si et üretimi %13.28'i süt üretimi kaynaklı olduğu saptanmıştır. Çalışmalar sonucunda 1 kg süt üretimi için oluşan karbon ayak izi 0.83 kg CO2e/1 kg, 1 kg et için ise 4.96 kg CO2e/1 L olduğu sonucuna varılmıştır. İklim değişikliğinde önemli rol oynadığı ileri sürülen hayvancılık sektöründe Kıl keçisi yetiştiriciliğinin rolü değerlendirilmiş, iklim değişikliğinde hayvancılık bağlamında keçi yetiştiriciliğin diğer yetiştiricilik çeşitlerine göre sahip olduğu etkinin düşüklüğü tespit edilmiştir. Bu bağlamda dünya üzerindeki her bireyin sorumluluklarını daha da iyi benimsemesi amacıyla sera gazı emisyonlarını düşürebilmek adına uygun yöntemler önerilmiştir.
Tavşan beslemede kültür mantarı saplarının alternatif protein kaynağı olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada yemlerde kullanılan protein kaynaklarına alternatif olarak kültür mantarı saplarının protein kaynağı olarak tavşan yemlerinde kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Kültür mantarı yetiştiriciliği yapan işletmelerden mantar sapları toplanmış daha sonra bir dizi işlemlerden geçirilerek kuru veya yaş haldeki mantar saplarından protein ekstraksiyonu yapılmıştır. Mantar sapları iki uygulama ile farklı aşamalardan geçirilerek protein ekstraksiyonunda kullanılmıştır. Birinci uygulamada mantar sapları kurutulduktan sonra; Eleme, yıkama, kurutma, öğütme, on kat suyla sulandırma, homojenizasyon, süzme, süzülen suyun pH'sını ayarlama, kaynatma, tekrar süzme ve elde edilen ürünün kurutulması gibi işlemlerden geçirilmiştir. İkinci uygulamada ise mantar sapları yaş olarak protein ekstraksiyon işlemi için kullanılmak üzere eleme, yıkama, öğütme, üç kat sulandırma, homojenizasyon, süzme, süzülen suyun pH'sını ayarlama ve kaynatma, tekrar süzme ve elde edilen ürünün kurutulması gibi benzer işlemlerden geçirilmiştir. Mantarın saplarının işlendikten sonra proteini ekstrakte edildiğinde tavşan beslenmesinde kullanılabilecek bir kalitede ürün olduğu gözlemlenmiştir. Bu şekilde atık olarak tanımlana ve değerlendirilemeyen ürünlerden elde edilecek yüksek saflığa sahip protein içeren katkı maddelerinin ekonomiye katkı sağlanacağı gerek insan beslenmesinde gerekse hayvanların beslenmesinde protein ihtiyacının karşılanmasında alternatif bir ürün olarak değerlendirilebileceği kanısına varılmıştır. Ayrıca mantar üretimi sonunda çevreye atık olarak bırakılan mantar saplarının işlenerek atık materyalin yeniden geri kazanımı sağlandığından çevreye zarar vermesi de önlenmiş olacaktır.
Yapay zeka destekli gerçek zamanlı bazı süt sığırı ırklarının tespit edilmesi
Bu tez çalışması, büyükbaş hayvan ırklarının yapay zeka destekli gerçek zamanlı tespiti üzerine odaklanmıştır. Farklı büyükbaş hayvan ırklarını doğru ve hızlı bir şekilde tanımlayabilen bir sistem geliştirilmiştir. Geliştirilen sistem, görüntü işleme ve derin öğrenme tekniklerini kullanarak ırkları sınıflandırmayı hedeflemiştir. Çalışmada, büyükbaş hayvancılık sektöründe sıklıkla karşılaşılan zorluklar ele alınmış ve yapay zekâ ile bilgisayarla görme teknolojilerinin bu sektöre sağlayabileceği faydalar araştırılmıştır. Tezde kullanılan veri seti, Kaggle platformundan temin edilen çeşitli büyükbaş hayvan ırklarına ait 1208 görüntüden oluşmaktadır. Bu görüntüler Ayrshire, Brown Swiss, Jersey, Red Dane ve Holstein-Friesian ırklarını içermekte olup, görüntülerin farklı açılardan ve çevresel koşullarda çekilmiştir. Derin öğrenme modelleri arasında, ResNet50 ve DenseNet121 gibi mimariler kullanılmış, bu modellerin performansları Python ve TensorFlow/Keras kütüphaneleri ile değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında uygulanan modeller arasında sınıflandırma işlemlerinde en başarılı model evrişimsel sinir ağları (CNN) modeli olmuştur. Araştırmanın bulguları, büyükbaş hayvan ırklarının doğru bir şekilde tespit edilmesinin hem besleme programlarının optimize edilmesi hem de sağlık kontrol süreçlerinin etkinleştirilmesi açısından önemli olduğunu göstermiştir. Tezde geliştirilen sistemin, büyük çiftliklerde ve sürülerde ırk tespitini manuel gözlem süreçlerinden bağımsız hale getirdiği ve böylece hem zaman hem de iş gücü tasarrufu sağladığı belirlenmiştir. Gerçek zamanlı çalışma yeteneği ile sistem, hayvanların durumlarına göre anında geri bildirim verebilmektedir ve hayvancılık sektörünün verimliliğini artırma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.
Su mercimeği bitkisinden elde edilen proteinlerin enkapsüle edilerek rumende korunmuş protein haline getirilmesinin incelenmesi
Su mercimeği dünyada insan beslenmesinde ve hayvan beslenmesinde kullanılabilecek besin içeriğine sahip esansiyel aminoasitlerce zengin bir su bitkisidir. Su mercimeğinin yetiştiriciliği yurt dışında yapılmakla birlikte ülkemizde doğal alanlarda bulunan bir bitkidir. Bu bitkinin birçok çeşidi bulunmakla birlikte burada kullanılacak olan su mercimeği Eğirdir gölünde bulunan Lemna minor L yapay havuzlarda yetiştirilmesiyle elde edilmiştir (SM). Elde edilen bitkiler önce yıkanmış, gölgede kurutulmuş ve öğütülmüştür. Öğütülmüş su mercimekleri sulandırılarak proteinlerin ayrışması sağlanmış posa (SMPO) ve ayrışan protein (SMP) ayrı ayrı kurutulmuştur. Toz halinde bulunan SM, SMP ve SMPO palm yağı kullanılarak enkapsüle edilerek ESM, ESMP ve ESMPO elde edilmiştir. Elde edilen tüm ürünlerde KM, HK, HP, HY, ADF ve NDF analizi yapılmıştır. 24 saatlik, In vitro gaz sindirimine tabi tutulmuş ve ME, NEL ve IVSO değerleri hesaplanmıştır. Tüm verilerin analiz, grafik ve çizelgeleri jamovi ile yapılmıştır. İşlem görmemiş SM, SMP ve SMPO yapılan HP analizi sonucunda sırasıyla %25.64, 43.14 ve 18.46 çıkmıştır. Örneklere By-pass yağ ilavesi tüm analiz değerlerini düşürürken sadece yağ oranını artırmıştır. Enkapsülasyon işleminden sonra kesif yem için hesaplanan In vitro gaz ME, NEL değerlerinin arttığı görülmüştür. Enkasülasyon işlemiyle palm yağı ile kaplanan örneklerde gaz çıkışının neredeyse sıfıra yakın olduğu gözlemlenmiştir. Enkapsülasyon işleminin başarıyla gerçekleştirilerek rumende korunmuş protein özelliği aldığı görülmüştür. Yüksek kaliteli protein kaynaklarının rumende korunmasına yönelik çalışmanın başarıyla gerçekleşmiş olup bu çalışmaya ilave olarak in vivo çalışmalara ve işleme teknolojisinin endüstriyel boyut kazandırılmasınada ihtiyaç vardır.
Sığırlar için rumen kanül dizaynı ve imalatı
Bu çalışmada, sığırlar için Rumen kanülü üretimi amaçlanmıştır. Literatürde yer alan bilgiler ışığında ve piyasadaki mevcut kanüller dikkate alınarak hayvan sağlığına uygun malzemelerden kanül yapılmıştır. Birinci çalışmada su boşaltım ve aktarım işlerinden kullanılan polivinil klorür (PVC) depo rekoru kullanılarak kanül yapımı gerçekleştirilmiştir. Bunun için hazır alınan depo rekoru sanayide işlenip uygun ölçüde hazırlanmış, bombeli diyafram lastiği ve kapak kullanılarak rumen kanül imalatı gerçekleştirilmiştir. Daha sonra ikinci kanül imalatında polivinil klorür (PVC) plastisöl materyali kullanılmıştır. Kanül şeklini alabilmesi için metalden kanül ve kapağının kalıbı yaptırılmıştır. Bu kalıplar etüvde 180°C sıcaklıkta 15 dakika ısıtıldıktan sonra üzerine pvc plastisölün yapışması sağlanmıştır. Daha sonra tekrar 180°C sıcaklıkta 15 dakika daha bekledikten sonra soğutulmuştur. Soğumuş olan kalıptan plastisöl çıkartılarak kanül üretimi gerçekleştirilmiştir. Her iki kanül 12 yaşında tahmini canlı ağırlığı 350 kg olan yerli melezi dişi sığıra takılmıştır. ilk yapılan kanül hayvanın rumeninden ilk günlere düştüğü için kullanılmamış onun yerine ikinci plastüsölden yapılan kanül üç ay boyunca test edilmiştir. Hayvanın yem ve su tüketimine, VKS değerine etki etmemiştir ayrıca kanülden rumen sıvısı sızması görülmemiştir. Daha sonra plastisolden imal edilen kanül in vitro gaz çalışmasında kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmanın başarı ile tamamlandığı ve iyi sonuç verdiği söylenebilir. Buradaki amacımız kolay bulunabilir malzemelerle rumen kanülü imalatı yapılmasını sağlanması planlanmış bir kısım aksaklıklarla da olsa sonuç alınmıştır fakat iki kanülde de çalışma sonucunda bazı eksiklikleri gözlemlenmiştir. Bu konuda eksikliklerin giderilmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır
Burdur ili orta ölçekli süt sığırı işletmelerinde hayvan refahının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Burdur ili orta ölçekli süt sığırcılığı işletmelerinde hayvan refahı düzeyini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada 91 işletme örneklem olarak seçilmiş ve anket yöntemi ile barınak yapısı, beslenme, sağlık uygulamaları, hijyen, davranışsal göstergeler ve refah uygulamaları gibi değişkenler değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre işletmelerin büyük çoğunluğunda serbest barınak sistemi (%76.92) kullanıldığı, barınakların tamamının karkas sisteminde ve çelik taşıyıcı ile inşa edildiği belirlenmiştir. İşletmelerin büyük çoğunluğunda doğum bölmesi (%94.87) ve hasta hayvan bölmesi (%97.37) bulunmamaktadır. Ayrıca padok kullanım oranı düşüktür (%12.82). Hayvanlara yönelik refah uygulamalarında; düzenli yemleme, su temini ve sağlık kaydı tutulması yaygın olarak yapılmakla birlikte, parazit kontrolü, tırnak bakımı ve davranışsal izleme sistemlerinin kullanım oranı düşüktür. Buzağı refahı açısından kolostrum uygulamaları büyük ölçüde doğru zamanda yapılmakta, ancak buzağılara özel bakım programı yetersiz kalmaktadır. Tüm bu bulgular, refah düzeyinin belirli açılardan yeterli olmakla birlikte yapısal eksikliklerin ve yönetimsel uygulamaların refahı olumsuz etkilediğini göstermektedir. Sonuç olarak, Burdur ili orta ölçekli süt sığırı işletmelerinde hayvan refahını artırmaya yönelik yapısal iyileştirme, eğitim ve farkındalık çalışmaları önerilmektedir.
Yeni süt numune alma cihazı dizaynı ve imalatı
İnek sütü, dünya genelinde insan beslenmesinde yüksek besin değeriyle öne çıkan bir gıda ürünüdür. Ülkemizde de çiğ süt üretimi önemli bir düzeydedir. 2024 yılında üretilen çiğ süt miktarı 22 milyon 487 bin 757 ton olarak belirtilmiştir. Sütün kimyasal kompozisyonu çeşitli çevresel, genetik ve yönetimsel faktörlerden etkilenmektedir. Bu değişimleri ölçmek için sütte yapılan analizler hayvanın beslenmesi, sağlık durumu, genetik potansiyeli, sütten elde edilebilecek ürünlerin değeri ve sütte yapılan hileleri göstermesi açısından önem arz etmektedir. Süt sağımı sırasında besin içerikleri homojen bir şekilde gelmediği için sütün tamamı sağıldıktan sonra ya da zamana bağlı olarak örneklenerek analizi yapılmalıdır. Manavgat Süt ve Süt Ürünleri Üreticileri Birliğine bağlı çiftliklerden elde edilen süt örneklerinin analizleri yine birliğe bağlı süt analizi laboratuvarında yaptırılmıştır. 130 çiftlikten alınan süt numunelerinde yapılan analiz sonuçlarında süt besin elementlerinin Ulusal Süt Konseyinin (USK) verdiği standartların altında olduğu gözlemlenmiştir. Örnek alınan çiftliklerde süt yağ ve protein oranının değerlendirilmesi sonucunda çiftliklerin %17'sinde asidosiz ve %3.1'inde ketozis olduğu belirlenmiştir. Diğer çiftliklerde ise hayvan besleme ile ilgili eksikliklere bağlı olarak süt besin içeriklerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada sağım sırasında sütlerin doğru örneklenebilmesi için 3 farklı aparat üretilmiştir. İlk aşamada krom nikel ve PVC den iki aparat geliştirilmiş, prototipleri geliştirilen bu aparatlardan PVC olanının daha kullanışlı olduğu tecrübe edildikten sonra son olarak 3D yazıcı ile PLA dan geliştirilmiş ve süt örnekleme aparatı imalatı gerçekleştirilmiştir. Üretilen aparat ve ticari satılan süt örnekleme aparatı ile toplanan süt örnekleri analizleri kıyaslanmıştır. Elde edilen sonuçlar toplanan örnek miktarı hariç aralarında herhangi bir fark olmadığını göstermiştir. Yeni geliştirilen süt örnekleme prototipinin sağım sistemini etkilemeden doğru örnekleme yaptığı ispat edilmiş olmakla birlikte bu prototipe ticari boyut kazandırılabilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
İvesi koyunlarda GHRHR (Growth hormone releasing hormone receptor) geninde indel mutasyon polimorfizmi
Bu çalışmada, İvesi Koyununda ülkemizdeki yerli ve yağlı kuyruklu bir koyun ırkı olup, ülkemizin güneydoğusunda bulunan Şanlıurfa,Gaziantep,Hatay,ve Mardin bölgelerinde ayrıca Suriye ,İsrail, Kuzey Afrika ülkeleri ve Arap ülkelerinde yetiştirilir. Sıcak ve kurak iklime karşı son derece dayanıklı ve sütçü bir koyun ırkıdır. Bu çalışma ile GHRHR (Growth Hormon Releasing Hormone Receptor) yani büyüme hormonu salgılayıcı hormonun receptöründeki gende indel mutasyon olup olmadığı araştırılmıştır. Bu çalışma için Şanlıurfa ilinde yetiştirilen 50 adet akraba olmayan İvesi Koyunu seçilmiş ve kan numunesi alınmıştır. Bu kan numunesindeki DNA izole edilerek PCR'da çoğaltılıştır. Agaroz jel elektroforezi ile yürütülüp görüntüleri incelenmiştir. Çıkan sonuçlar popülasyon genetiği parametrelerince değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Hardy- Weinberg dengesinin dengede olduğu İvesi Koyunların doğal evrim sürecini yaşadığı tespit edilmiştir. PIC (polimorfik bilgi içeriği) değerinin sınırlı olduğu tespit edilmiştir, ancak aynı gende farklı markörler ile yapılacak çalışmaların İvesi Koyunun et,süt,yapağı,döl ve doğurganlık gibi verimiyle ilişkilendirilmesi , bu ırkın soyunun korunması ve ıslahı için son derece önemlidir.
Faselya (phacelia tanacetifolia) bitkisinin silajının yem değerinin belirlenmesi
Faselya bitkisi arıların ihtiyacını karşılayabilecek nektar ve polen kaynağı oluşturabilen ender bir bitki olmasından dolayı arı otu olarak da adlandırılır. Aynı zamanda kaba yem gereksinimini de karşıla maktadır. Bu projenin amacı ruminant hayvan beslemede kullanılan faselya bitkisinin silajın yem değerine ve metan üretim potansiyeline etkisini belirlemektir. Silaj gruplarında 56 günlük silolama süresi sonunda kuru madde, ham protein, pH, ham kül, ham yağ, ham selüloz, ADF ve NDF düzeyleri tespit edilmiştir. Çiçeklenme öncesi ve çiçeklenme ortası dönemde faselye silajının besin madde içerik değerleri KM 23-22.4 HP 16,3-13,7 HY 2,7-3,2 HK 9,5-9,7 ADF 34,2-35 NDF 41,1-48,5 olarak ölçülmüştür. Çiçeklenme öncesi dönemden çiçeklenme ortası döneme doğru ilerledikçe taze materyal içerisindeki ham protein miktarının azaldığı; ham yağ, kuru madde, ham kül, nötr deterjanda çözünmeyen lif, asit deterjanda çözünmeyen lif miktarlarının arttığı tespit edilmiştir. Ayrıca yaptığımız çalışmadan çıkardığımız bir diğer sonuç itibariyle silajın pH değerinin düşük olması durumunda daha iyi kaliteye sahip olduğunu ve besin değerlerinin korunması açısından önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Bıldırcın rasyonlarına katılan Şanlıurfa kırmızı acı biber tohumunun performans, kesim özellikleri ve kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma, japon bıldırcın (Coturnix coturnix japonica) rasyonlarına farklı miktarlarda ilave edilen kırmızı acı biber tohumunun performans, kesim özellikleri, kan parametreleri ve oksidatif stres üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Denemede 240 adet Japon Bıldırcın civcivi kullanılmış ve çalışma 42 gün sürmüştür. Kontrol ve 3 farklı kırmızı acı biber tohumu (%0, 2, 4, 6) kullanılarak deneme grupları oluşturulmuştur. 0-6 haftalık dönemde canlı ağırlık bakımından gruplar arasında çok önemli (P<0.01) fark görülmüş, BT gruplarında CA düşmüştür. Yem tüketimi gruplar arasında çok önemli olup, en düşük YT %2 BT grubunda gerçekleşmiştir. Yemden yararlanma oranı gruplar arasında çok önemli (P<0.01) bulunmuş, en düşük YYO %6 BT grubunda gerçekleşmiştir. Yaşama gücü bakımından gruplar arasında önemli bir fark bulunmamıştır. Karkas, karaciğer, kalp ve abdominal yağ ağırlığı bakımından önemli bir fark görülmezken, taşlık ağırlığı kontrol grubunda önemli derecede (P<0.05) düşük bulunmuştur. Oksidatif stres parametrelerinden, total antioksidan durumun (TAS) BT gruplarında kontrole göre çok önemli (P<0.01) düzeyde artarken, total oksidan durum (TOS) ve oksidatif stres indeksinin (OSİ) düşmüştür. Kan parametrelerinden, total kolesterol gruplar arasında önemli (P<0.05) olup, en düşük kolesterol kontrol grubunda elde edilmiştir. HDL kolesterol gruplar arasında çok önemli (P<0.01) olup en yüksek HDL kolesterol %2 BT grubunda gerçekleşmiştir. LDL kolesterol gruplar arasında çok önemli (P<0.01) olup, en düşük LDL kolesterol kontrol grubunda gerçekleşmiştir. Trigliserit değeri gruplar arasında çok önemli (P<0.01) olup en düşük trigliserit %2 BT grubunda bulunmuştur. Sonuç olarak en iyi yemden yararlanma oranına (YYO) bakıldığında, biber tohumunun alternatif bir yem kaynağı olarak bıldırcın rasyonlarına %4 düzeyinde katılabileceği söylenebilir.
The effect of moringa oleifera leaf, canola seedpowder, acetic acid, and thyme oil on fattening, layingperformance, carcass yield, plasma blood parameters,and microbiota in japanese quails (Coturnix corturnix Japanica)
Two different studies were conducted in quails to understand the effects of different additives on fattening performance and animal health in poultry rations. Both trials lasted for 52 days, including 35 days of fattening performance and 14 days of spawning. In the first trial, it was aimed to determine the effect of Moringa leaf, canola seed and their mixture as a feed additive on the fattening performance of Japanese quails. The 1st group was additive-free control, the 2nd group added 0.4% Moringa leaf to the standard ration, the 3rd group added 0.4% canola seed to the standard ration, and the 4th group added 0.4% canola seed + 0.4% Moringa leaf to the standard ration. Final body weight, feed conversion and egg production did not differ significantly at the end of the trial (P<0.05). Feed consumption differed significantly between the groups (P<0.05), and canola groups consumed more feed. Feeding with Moringa leaf and canola seed significantly increased carcass, liver, gizzard, abdominal fat, total protein, blood P, and Ca levels compared to the control group. Among all groups, triglyceride, HDL and cholesterol, LDL, ALT, and glucose levels did not change in blood analysis, but only the total protein level was higher in the groups that consumed Moringa leaf powder. Moringa leaf and canola + Moringa treatment groups reduced many pathogenic bacteria in the digestive tract, and this had a positive effect on the digestive and immune systems. In the second experiment, it was aimed to determine the effects of adding acetic acid to feed and thyme oil to drinking water, especially on feed hygiene, fattening and laying performance of Japanese quails. The formation of the groups is in the form of 1st group additive-free standard control feed, 2nd group standard feed + 2% acetic acid, 3rd group standard feed and thyme oil (5ml/L) for drinking water. As a result of the study, it was seen that acetic acid and thyme oil significantly affected body weight gain and feed consumption and changed the feed conversion value negatively at 0-3 and 0-7 weeks. There was no significant difference in egg production between the groups. In addition, some visceral values did not differ between the groups, except for the gizzard weight. Blood values did not change between groups. There were no differences in ALT, LDL, magnesium and phosphorus values between groups and genders. Significant results were obtained in the second experiment in terms of small intestine microbial flora and cecum pH decreased significantly in acetic acid and thyme oil groups, and also E. coli, Coliform bacteria counts, and yeast and mold levels showed a numerical significant decrease in Acetic acid and thyme oil groups (P<0.05).
Ceylanpınar tarım işletmelerinde yetiştiriciliği yapılan siyah alaca sığırların süt verimine etki eden çevre faktörlerinin belirlenmesi ve genetik parametrelerin tahmini
Bu çalışmanın birinci amacı Ceylanpınar tarım işletmesinde yetiştiriciliği yapılan Siyah Alaca süt sığırlarında buzağılama yılı, buzağılama mevsimi, laktasyon sırası ve laktasyon dönemi ile birlikte sıcaklık ve nem gibi çevre faktörlerinin süt verim düzeyine etkisini belirlemektir. Çalışmanın ikinci amacı ise buradan elde edilen bulgularla, hayvanların ısı stresine maruz kaldığı koşullarda genetik parametrelerin konfor koşullarına göre nasıl değiştiğini tespit etmek ve bununla birlikte gerek ısı stresi gerekse de konfor koşullarında en uygun damızlık seçiminin ne zaman yapılacağını şansa bağlı regresyon modeli yardımıyla ortaya koymaktır. Araştırmada 690 süt sığırının birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve üzeri laktasyon sırasına ait toplam 207 003 adet günlük süt verim kaydı ve hayvanlara ilişkin soy kütüğü bilgileri kullanılmıştır. Sıcaklık ve nem değerlerine ilişkin meteorolojik veriler ise işletmeye yaklaşık 15 km uzaklıktaki meteoroloji istasyonundan temin edilmiştir. Sıcaklık nem indeksi (SNİ) için maksimum hava sıcaklığı ve minimum nispi nem değerleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda süt verimi üzerine buzağılama yılı ve mevsiminin, laktasyon dönemi ve sırasının, buzağılama çağının ve SNİ'nin etkileri oldukça önemli bulunmuştur (P<0.0001). SNİ değerinin 77'nin üzerine çıkması durumunda süt veriminin düşüşe geçtiği ve 92 olması durumunda da SNİ 77 değerine göre süt veriminin 1.09 kg azaldığı saptanmıştır. Isı stresinin sürüde hem genotipik, hem de kalıcı çevre varyanslarında ve bu doğrultuda kalıtım derecesinde genel olarak artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Konfor dönemi (KD) ve ısı stresi dönemi (ISD) olarak belirlenen dönemlerde günlük olarak tahmin edilen kalıtım derecelerinin ortalamalarının sırasıyla 0.13±0.007 ve 0.18±0.010 olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte gerek KD gerekse de ISD için söz konusu işletmede yapılacak en doğru seleksiyon zamanının sırasıyla laktasyonun yaklaşık 120. ve 60. günleri olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada, sıcaklık ve nem gibi iklim faktörlerinin genetik değerlendirme çalışmalarına istatistiksel modeller aracılığıyla dahil edilmesinin, daha doğru genetik parametre tahminlerin yapılmasına ve sürü verimliliğinin artırılmasına yardımcı olacağı ve bunun sonucu olarak, ısı toleransı daha yüksek süt sığırı genotiplerinin elde edilmesini sağlayacak ıslah programlarının geliştirilmesine imkân vereceği sonucuna varılmıştır.
Şanlıurfa şartlarında farklı sistemlerde yetiştirilen linda ırkı kazların (Anserinae sp.) besi performansı, yumurta verim özellikleri ve kuluçka sonuçları bakımından karşılaştırılması
Bu çalışma, Linda kazlarının Şanlıurfa şartlarındaki besi ve yumurtlama performansları üzerine değişik besleme sistemlerinin etkisini araştırmak amacıyla yürütülmüş ve bu amaçla biribirini takip eden iki farklı çalışma yapılmıştır. İlk çalışmada, 150 adet kaz kullanılmış olup, kazlar iki gruba ayrılmış ve her grup kendi arasında 3 tekerrüre ayrılarak gruplar (25'er adet) oluşturulmuştur. Gruplardan biri kapalı şartlarda (sürekli içerde), diğeri ise yarı entansif şartlarda (meraya çıkarılmış) yetiştirilmişlerdir. Besleme şekilleri ise, kesif yem ağırlıklı ve mera (rye grass)+kesif yem beslemesi şeklinde uygulanmıştır. Tüm gruplar, 0-6 haftalar arasında %23 ham protein ve 3100 kcal/kg ME, 7-17 haftalar arasında ise %20 ham protein ve 3100 kcal/kg ME içeren rasyonlarla beslenmiştir. Yarı entansif grubun rasyonu 7. haftadan sonra %20 oranında arpa ile seyreltilmiş ve hayvanlar 10. haftadan itibaren merada otlatılmaya başlanmıştır. Canlı ağırlık kazancı, her iki grupta benzer olmuş, barınak içinde kalan kazlar daha fazla kesif yem tüketmişlerdir (P<0.05). Her iki besleme şeklinde kazlar yem proteinini benzer düzeyde sindirmişlerdir. Meraya çıkarılan grupta sindirimle ilgili iç organ ağırlıklarında artma görülmüş, ancak karkas ağırlığı düşmüştür (P<0.05). Besiyi sonlandırma yaşını tahmin için büyüme eğrilerine bakılmış, Bertalanffy, Logistic ve Gompertz büyüme modellerine göre ortalama kesim yaşı 4 ve 5 aylık olarak belirlenmiştir. Kesif yemle beslemenin, daha erken ve daha yüksek kesim ağırlığına ulaşmayı sağladığı, ancak bunun ekonomik olmadığı görülmüştür. Çalışmanın ilk bölümünde, mera beslemesine ek olarak kesif yem takviyesinin Linda kazları için en iyi ve ekonomik besleme şekli olduğu ortaya konulmuştur. Çalışmanın ikinci aşaması, farklı besleme şekillerinin Linda kazlarında ilk yumurtlamaya başlama yaşı, yumurta verimi ve kuluçka özellikleri üzerine etkisini ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada, denemeye alınan 90 adet kaz palazı, günlük yaştan itibaren yumurtlama dönemi başlayıncaya kadar iki gruba ayrılarak izlenmiştir. Hayvanlar, ilk denemedeki besleme şekli ile aynı olan entansif (kesif yem ağırlıklı) ve yarı entansif (mera+kesif yem) şartlarda beslenmişledir. Her iki gruptaki kazlar da, ortalama 9 aylık yaşta iken yumurtlamaya başlamıştır. Ancak, entansif yetiştirme koşullarında yumurtlama bir hafta daha erken başlamıştır. Kazlarda yumurtlama dönemi yaklaşık 13 hafta sürmüş ve bu dönemde kaz başına ortalama 36 adet yumurta elde edilmiştir. Denemede, her iki grup için, toplam yumurta verimi, haftalık yumurta verimi, yumurta ağırlığı ve kuluçka randımanı gibi özellikler bakımından elde edilen ortalamalar arasındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur. Yarı entansif gruptaki kazlar günlük ölçülebilen yem tüketimi bakımından daha düşük değerlere sahip olmuşlar ve dolayısıyla bu grupta yumurta için yemden yararlanma oranı daha düşük olmuştur (P<0.05). Kesif yem beslemesi, daha erken yumurtalamayı teşvik etmesine rağmen, grupların yumurta verimleri ve yumurta dış kalite özellikleri benzer bulunmuştur. Sonuç olarak, Linda kazlarında mera beslemesine ek olarak kesif yem takviyesi (yarı entansif) ile yapılan yetiştiriciliğin, kesif yeme dayalı entansif sisteme göre daha uygun ve ekonomik olduğu söylenilebilir.