
49
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Endüstriyel atık yönetimi-Sinop Organize Sanayi Bölgesi örneği
Organize Sanayi Bölgeleri'nin kentlerin gelişiminde önemli bir katkısı olduğu bilinen bir gerçektir. Planlı bir kentsel gelişmenin sağlanabilmesi için öncelikle sanayinin planlı gelişiminin ve sürdürülebilir üretiminin hedeflenmesi gerekmektedir. Elbette bu sürdürülebilir üretim için, modern atık yönetiminin temel ilkeleri arasında da var olan, doğal kaynakların olabildiğince az kullanıldığı temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılması, ürünlerin üretim, kullanım ve nihai bertarafında çevreye olabilecek tehlikeli etkilerinin en aza indirilmesi için uygun tekniklerin uygulanmasıyla atıkların insan ve çevreye olan zararları minimize edilmeye çalışılmıştır. Atık tiplerinin tümünde olduğu gibi endüstriyel atıkların yönetiminde de, hem çevresel hem ekonomik hem de toplumsal açıdan sürdürülebilirliğin sağlanması hedeflenmektedir. Sinop İli'nin önemli bir dinamiği olan Organize Sanayi Bölgesi atıklarının çevreye, ekonomiye ve elbette ki insana yönelik sürdürülebilir bir yönetim planlamasına sahip olması amaçlanmıştır. Bunun için bir PVC pencere ve kapı aksesuarı üretimi yapan firma örneği üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, firmanın endüstriyel atık yönetim planı incelenerek envanter çalışması yapılmıştır. Proseslerde oluşan atıklar tek tek isimlendirilerek toplanıp, geçici atık deposunda biriktirildikten sonra nihai bertaraf firmasına verilmiştir. En fazla atık taşlama prosesinde oluşmuştur. Firmanın üretim proseslerinden kaynaklı atıkların değerlendirilmesinde en fazla R12 yöntemi kullanılarak geri kazanımı sağlanmıştır.
Sinop il merkezinin elektromanyetik alan kirlilik haritasının çıkarılması
Bu çalışmada, Sinop il merkezinin 50-3500 Mhz bant aralığındaki elektromanyetik kirlilik düzeyi araştırılmıştır. Konumsal bilgileri GPS ile tespit edilen 46 ayrı kontrol noktasında 30 gece ve 30 gündüz olmak üzere her bir noktada 60 kez elektromanyetik alan kirliliği ölçümü yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Sinop ilinde mevcut elektromanyetik kirliliğin BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) tarafından belirlenen sınır değerlerin üzerinde olmadığı tespit edilmiştir. Ölçüm verileri bilgisayar ortamına girilerek ortalama değerler çıkarılmış ve çıkarılan değerler derecelendirilerek google haritalar ve grafikler üzerinde kirlilik oranına göre farklı renklerde gösterilmiştir. Uluslararası ve ulusal sınır değerlerle kıyaslanarak veri ve kaynak oluşturması maksadı ile sunulmuştur.
Sinop ilindeki hava kirliliğinin KOAH'lı bireylerin akut alevlenme ile acil servise başvuruları ve hastaneye yatışlarıyla ilişkisinin belirlenmesi
Hava kirliliği; KOAH ve diğer solunum sistemi hastalıklarını etkileyen önemli bir çevresel risk faktörüdür. Bu çalışmanın amacı Sinop ilindeki hava kirliliğinin KOAH'lı bireylerin akut alevlenme ile acil servise başvuruları ve hastaneye yatışlarıyla ilişkisinin belirlenmesidir. 01 Ocak 2016-31 Aralık 2016 tarihleri arasında KOAH alevlenmesi nedeniyle Sinop Atatürk Devlet Hastanesi'ne başvuran ve bu nedenle yatışı yapılan hastalar retrospektif olarak incelenmiştir. Hava Kirleticilerin Sinop ili ve Boyabat ilçesinde kurulu olan istasyonlarından ölçülen değerlerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Hava Kalitesi İzleme İstasyonları web sitesinden ulaşılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların (n:2737) yaş ortalaması 67.5±13.3 olup %69.8'i erkek'tir. KOAH'lı bireylerin hastane başvurularının en çok kış döneminde (Ocak-Şubat) ve sonbahar (Ekim) döneminde olduğu belirlenmiştir. Mevsimlere göre hava kalitesi monitörizasyon parametreleri ortalamaları karşılaştırıldığında, ilkbahar-kış mevsim grubunda tüm hava kirleticileri ölçüm değerleri anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Hastaların hastane yatışlarının mevsimlere göre dağılımı incelendiğinde ilkbahar-kış mevsiminde hastaneye yatış oranları (%4,7) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Risk anlamında incelendiğinde ilkbahar-kış mevsimlerinde hastaneye başvuran hastalarda yatış olma ihtimali yaz-sonbahar mevsimlerine göre 2,44 kat artmaktadır. Hava kirliliğine neden olan salınımların ilkbahar-kış mevsimlerinde daha yüksek olması bu mevsimlerde hastaneye başvuran hastaların yatış ihtimalini 2,44 kat arttırdığı belirlenmiştir. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre hava kirliliği ile mücadele edilmesi, KOAH'lı bireylerin iç ve dış ortam hava kirliliğinden korunması ve konu ile ilgili daha fazla çalışmanın yapılarak literatüre eklenmesi önerilmiştir.
Sinop Erfelek şelalelerinin fizikokimyasal yönden su kalitesinin incelenmesi
Sinop İli Erfelek İlçesine bağlı Tatlıca Köyü sınırları içerisinde bulunan Erfelek Şelaleleri suyu fizikokimyasal yönden incelenmiştir. Bu çalışma 1 Mart 2017 tarihinde başlatılıp 1 Eylül 2017 tarihinde sonuçlandırılmıştır. 6 aylık bu süreçte şelalenin 3 ayrı noktasında belirlenen istasyonlardan su örnekleri alınmıştır. Sıcaklık, oksijen doygunluğu, çözünmüş oksijen, iletkenlik, ORP ve pH gibi parametreler örnekleme esnasında çok fonksiyonlu ölçüm cihazıyla ölçülmüştür. Ayrıca laboratuvar ortamında nitrit, nitrat, amonyum, silisyum, fosfat, sülfat, toplam organik madde ve toplam sertlik analizleri yapılmıştır. Yapılan analiz sonuçları baz alındığında Sinop İli Erfelek İlçesine bağlı Tatlıca Köyü sınırları içerisinde bulunan Erfelek Şelaleleri suyu Kıtaiçi Su Kaynaklarının Sınıflarına Göre Kalite Kriterleri açısından oksijen doygunluğu, çözünmüş oksijen, nitrat ve sülfat değerleri yönünden I. Sınıf, amonyum ve nitrit değerlerine göre II. Sınıf su kalite sınıfına dahil olup, sertlik değerlerine göre oldukça sert sular grubu içinde bulunmaktadır.
Ergenlik (adolesan) dönemindeki öğrencilerin beslenme alışkanlıkları üzerine çevresel faktörlerin etkisi
Tüm yaşlarda olduğu gibi adolesanlarda da beslenme büyüme ve gelişme için çok önemlidir. Beslenmeyi etkileyen birçok faktör vardır. Bunlardan bir tanesi de çevresel faktörlerdir. Bu nedenle bu araştırma ergenlik (adolesan) dönemindeki öğrencilerin; beslenme alışkanlıkları üzerine çevresel faktörlerin etkisini belirlemek amacıyla ilişki arayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma evrenini Sinop İl Merkezinde bulunan ortaokul ve lise düzeyinde eğitim veren okullarda okuyan adolesanların örneklemi oluşturmuştur. Araştırmada tabakalı örneklem seçimine gidilerek araştırmaya katılmayı kabul eden ve vaka seçim kriterlerine uygun olan 292 kız, 208 erkek öğrenci olmak üzere toplam 500 çocuk oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan öğrencilerin kişisel bilgileri, beslenme alışkanlıkları ve çevre bilgileri ile ilgili bilgileri içeren bilgi formu ve öğrencilerin beslenme alışkanlıklarını belirlemek için "Yeme Davranışları Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmeleri arasında; bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), sayı ve frekans (yüzde) dağılımları alınmıştır. Öğrencilerin antropometrik ölçümleri, enerji ve besin öğelerinin değerlendirilmesinde; aritmetik ortalama ( X ), standart sapma (Ss), alt ve üst değerler ve ölçek puanları ile korelasyonları hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda; öğrencilerin büyük çoğunluğunun sağlıklı beslenme kavramını bildikleri, günün en önemli öğünü olan kahvaltılarını yaptıkları, öğün atlamadıkları, genelde evde yemek yemeyi tercih ettikleri, ambalaj üzerindeki çevre ile ilgili işaretlere hakim oldukları, çevre kirliliği bilgilerinin yüksek düzeyde olduğu, çevre ile ilgili bilgilerinin yeme davranışlarına yarı yarıya oranda etkilediği belirlenmiştir.
Sinop ili (Merkez) 4. ve 5.sınıfların çevreye karşı duyarlılık analizleri
Bu araştırmanın amacı ilkokul 4. sınıf ve ortaokul 5. sınıf öğrencilerinin çevreye karşı duyarlılıklarının belirlenmesidir. Bunun yanında öğrencilerin çevre konusunda sahip oldukları davranışlar ile eğitim-öğretim gördükleri sınıflar arasındaki bağlantı ile ilgili bilgi kazanabilmek ve okullarda verilen çevre eğitiminin etkin gücü ve verimliliği konusunda genel yönden bir değerlendirme ortaya koymak araştırmanın amaçları arasında yer almaktadır. Araştırmanın örneklemini 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Sinop İli Fatih İlkokulu, Gazi Mustafa Kemal İlkokulu, Cumhuriyet İlkokulu ve Gelincik Ortaokulu, Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu, İstiklal Ortaokulunda 4. ve 5. sınıfta öğrenim gören 257 kız ve 243 erkekten oluşan toplam 500 öğrenci meydana getirmektedir. Araştırmada veri toplama tekniği olarak bilinen 5'li Likert tipindeki çevreye yönelik duyarlılığı belirlemeye yönelik ölçek kullanılmıştır. Bu anket; "Kişisel Bilgi Formu'' ve 20 maddeden meydana gelen "Çevreye Yönelik Duyarlılık Ölçeği"; Hava kirliliğine ilişkin duyarlılık, Çevresel duyarlılık, Toprak kirliliğine ilişkin duyarlılık, Su kirliliğine ilişkin duyarlılık, Nüfusun çevreye etkisi olmak üzere 5 alt ölçeği içermektedir. Ölçekte yanıt seçenekleri olarak, ölçeğin 1. sütununda bulunan (kesinlikle katılıyorum)'dan, 5. sütununda bulunan (kesinlikle katılmıyorum)'a kadar ibareler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ortaya çıkan bulgulara göre, çevreye karşı duyarlılık ölçeği ile ortaya çıkan bulgular ve çevreye karşı duyarlılık ölçeği ile ortaya çıkan verilerin istatistiki analizi karşılaştırıldığında, öğrencilerin çevreye karşı duyarlılıklarının cinsiyet, sınıf, anne-baba eğitim düzeyi, anne–baba meslek sınıfı değişkenleri yönünden istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık göstermeyip, benzerlik gösterdiği saptanmıştır.
Sinop ilinde faaliyet gösteren su ürünleri işletmelerinin çevre stratejilerinin ve kullandıkları çevresel fonların belirlenmesi
Gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma olarak tanımlanan sürdürülebilirlik kavramı, tez kapsamında sürdürülebilir kalkınma boyutuyla incelenmiştir. Tez çalışması kapsamında Türkiye'nin en kuzey ucunda Karadeniz kıyısında bulunan ve geçimini büyük oranda balıkçılıkla sağlayan, ihracatının %28.7'sini su ürünleri sektöründen gerçekleştiren Sinop İl Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı su ürünleri firmaları araştırılmıştır. Bu firma yetkililerinin "sürdürülebilirlik/sürdürülebilir kalkınma" kavramları bilgi düzeyleri ölçülmüştür. Firmaların çevre eğitimi, biyolojik çeşitlilik ve doğal hayatı koruma, ekosistem ve çevre koruma ve tarım/sürdürülebilir tarım konularında kullandıkları ya da kullanmayı düşündükleri çevre fonları ve çevre mevzuatı hakkındaki düşünceleri derinlemesine mülakat yapılarak incelenmiş ve veriler betimsel analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında incelenen firmaların % 60'ının faaliyet süresi 11-20 yıl arasındadır ve hukuki yapıları limited şirkettir. Çalışma kapsamında görüşme yapılan kişilerin %80'i lisans, %20'si ise yüksek lisans mezunu olup, %80'inin deneyimi 10 yıl ve üzerindedir. Firmaların finansman aracı olarak %55.55 oranında banka kredilerine, %44.44 oranında öz kaynaklarına yöneldikleri tespit edilmiştir. Araştırmada incelenen firmaların %60'ı ihracat teşviklerinden yeterince yararlanabildiklerini belirtirken; %40'ı yeterince yararlanamadıklarını belirtmiştir. Bunun nedeni olarak %45.5'i teşvik prosedürlerinin ağır olmasını ve dokümantasyon süreçlerinin uzun sürmesini göstermişlerdir. Çalışma kapsamında incelenen tüm firmalar sürdürülebilirlik kavramı konusunda bilgi sahibi olup ihracat mevzuatı ve çevre mevzuatı konusunda sorun yaşamamaktadırlar. Bu durum Sinop ilinin lokomotif sektörü olan su ürünleri sektörünün gelişmişlik düzeyinin bir göstergesidir.
Üniversite öğrencilerinin kentleşmeye bağlı olarak ortaya çıkan çevre sorunlarına karşı duyarlılıkları
Günümüzde hızla artarak devam eden kentleşme ve kentleşme sonucunda ortaya çıkan kentleşme sorunları ve çevresel sorunlar hayatımızı önemli derecede etkilemektedir. Bu çalışmadaki amaç; kentleşme sorunlarının, büyük çoğunluğu diğer illerden Sinop'a gelerek farklı yerlerde kalan öğrencilere olan etkisini belirlemektir. Araştırmada betimsel araştırma türlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Kentsel sorunların etkisini belirlemek amacıyla Sinop Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği, Sınıf Öğretmenliği, Biyoloji bölümü ve Çevre Sağlığı bölümlerinde öğrenim gören toplam 249 öğrenciye; üç kısımdan oluşan kimlik bilgileri, kentleşme ve çevre sorunlarını içeren sorulardan oluşan anket uygulanmıştır. SPSS paket programı kullanılarak anket sonucu elde edilen verilerin analizi yapılmıştır. Araştırma sonunda öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun kentsel sorunlardan yüksek düzeyde etkilendiği; çarpık kentleşme sorunlarının, konut sorununun, çevre ve ulaşım sorununun öğrencilerin büyük çoğunluğunu yüksek düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca kentsel sorunların etkisinin öğrencilerin, kişisel ve sosyal niteliklerine göre farklılaştığı belirlenmiştir. Sorunların bilgilendirme ve alınacak tedbirlerle çözülebileceği değerlendirilmektedir.
Sinop-Samsun karayolunda asfalt tozlarındaki bazı ağır metal düzeylerinin araştırılması
Bu çalışmada, Sinop-Samsun karayolu üzerindeki 17 noktadan alınan toprak numunelerinin metal içerikleri (Pb, Cd, Ni, Cr, Cu) karşılaştırılarak bölgeler arasındaki kirlilik düzeyleri belirlenmiştir. 10'ar km'lik aralıklarla toplanan asfalt tozları laboratuvar ortamında kurutularak, İndüktif Olarak Eşleştirilmiş Plazma-Kütle Spektrometresi (ICP-MS/MS ) cihazı yardımıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde ortalama Pb değeri 8,78 mg/kg kuru toprak, ortalama Cd değeri 0,12 mg/kg kuru toprak, ortalama Ni değeri 17,18 mg/kg kuru toprak, ortalama Cr değeri 28 mg/kg kuru toprak, ortalama Cu değeri ise 33,06 mg/kg kuru toprak olarak bulunmuştur. Ayrıca; ICP-MS/MS cihazından elde edilen veriler SPSS versiyon 22 paket programı kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiş olup, korelasyon analiz sonuçları değerlendirildiğinde toplanan toz örnekleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen toprak numunelerine ait veriler Türkiye ve Dünyadaki toprakta müsaade edilen ağır metal sınır değerleri ile karşılaştırıldığında; genel olarak toprakta ağır metal birikiminin kabul edilebilir sınır değeri aşmadığı görülmüştür.
Sinop ilinde mevcut yüksek gerilim hatlarının tatlısu kaynaklarına etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada Sinop ilinin Erfelek meydan köyü mevkii karasu ırmağı, Ayancık Tevfikiye Köyü mevkii Zindan Çayı, Ayancık Türkeli yol ayrımı mevkii Ayancık Çayı, Durağan Yalnız Kavak mevkii Gökırmak suyu, Durağan-Boyabat Yalnız Kavak mevkii Gökırmak suyu ve Boyabat Sinecan Köyü mevkii Kırkgeçit Çayı'ndan alınan numuneler incelenmiştir. Yüksek gerilim hatlarına yakın ve yüksek gerilim hatlarının uzağında bulunan tatlı sulardan alınan numuneler kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan analiz edilmiştir. Kimyasal açıdan sodyum, potasyum, klor, pH, iletkenlik analizleri, mikrobiyolojik açıdan ise Escherichia coli ve Koliform bakteri gruplarına karşı test edilmiştir. Elektromanyetik alanın sular üzerine bir etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Elektromanyetik alanın tatlı sular üzerinde yapısal, mikrobiyolojik veya kimyasal bozulmaların olabileceği beklenmektedir. İnsan vücudundaki su oranının yüksek olması sebebi ile bu değişimlerin neler olduğu belirlenmek istenmiştir. Bu çalışma ile Sinop ilinde bulunan yüksek gerilim hatlarının tatlı su kaynaklarına etkilerinin incelendiği ve anlamlı bir fark bulunmadığı söylenebilmektedir. Alınan su numunelerin pH'sında farklılıklar gözlemlenmiştir. Numunelerin toplanma ve laboratuvara ulaşma saatleri dikkate alındığında sonuçların anlamlı olmadığı anlaşılmıştır. Sodyum, potasyum, klor beklenen seviyelerde iletkenlik ise pH ile doğru orantılı sonuçlar vermiştir. Mikrobiyolojik test sonuçlarında ise Escherichia coli ve Koliform bakteri üremeleri saptanmış herhangi bir biyolojik bozulma vakasıyla karşılaşılmamıştır.
Fen Bilgisi ve sınıf öğretmen adaylarının ağır metal ve pestisit kirliliği konusundaki bilgi düzeyleri: Sinop Üniversitesi örneği
Çevre kirliliği günümüzde gittikçe artan bir oranda insan sağlığını tehdit etmektedir. Bu sorunda kalıcı çözümlerin üretilmesi, ancak küçük yaşlardan itibaren etkili bir çevre eğitimiyle mümkündür. Gelişen teknoloji ve sanayileşmeyle birlikte bozulan doğa düzenine farkındalık oluşturmak bu sorunun çözümünde önemli bir yer turmaktadır. Bu bozulma çeşitli kirliliklerle ortaya çıkmaktadır. Pestisit ve ağır metal kirliliği de önemli çevre sorunlarından biridir. Bu nedenle bu araştırmada Sinop Üniversitesi Fen bilgisi ve Sınıf Öğretmenliği öğrencilerinin pestisit ve ağır metal kirliliği üzerine bilgi seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Sinop Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi ve Sınıf Öğretmenliğinde öğrenim görmekte olan 330 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Öğrencilere uygulanan form, 16 açık uçlu sorudan oluşmuştur. Veriler içerik analiz yöntemiyle ayrıntılı olarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Fen bilgisi ve Sınıf öğretmenliği öğretmen adaylarının belirli bir bilgi birikimine sahip olduğu ancak bu bilginin yüzeysel olduğu ve yeterli olmadığı tespit edilmiştir. Bu konudaki çalışmaların artmasıyla, öğretmen adaylarındaki eksikliklerin belirlenmesi ve buna göre düzenlemeler yapılması mümkün olacaktır.
Sürdürülebilir kalkınma ve Türkiye'de çevre politikalarının yerel yönetimler üzerindeki etkisi: Sinop ili Merkez Belediyesi üzerinde bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, sürdürülebilir kalkınma ve Türk Çevre Politikası'nın yerel yönetimlerin kararlarını, performanslarını ve faaliyetlerini nasıl etkilediğini sorgulamak ve Sinop İli (Merkez) Belediyesi örneği ile konuyu açıklığa kavuşturmaktır. Sinop İli (Merkez) Belediyesinin çevre ile ilgili olarak halka en çok sorumluluk yüklenen faaliyetleri alan araştırması ile saptanmaya çalışılmıştır.
Sinop Üniversitesi öğrencilerinin çevre bilinç düzeyinin araştırılması
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin çevre sorunlarına ve çevresel risklere karşı ne kadar duyarlı olduklarını ölçmeye çalışmaktır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin çevre konusunda göstermiş oldukları davranışlar ile eğitim gördükleri fakülte/sınıflar arasındaki etkileşim hakkında bilgi sahibi olabilmek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmanın örneklemini Sinop Üniversitesi Eğitim Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu, Fen Edebiyat Fakültesi ve Meslek Yüksekokulu öğrencilerinden oluşan 450 gönüllü öğrenciden oluşmuştur. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel araştırma deseninin benimsendiği çalışmanın veri toplama araçlarını demografik özellikler anketi ile 24 maddeden oluşan çevre duyarlılığı ölçeği oluşturmaktadır. Çalışmada, katılımcıların yaş, cinsiyet, sınıf ve öğrenim gördükleri program gibi kişisel özelliklerinin çevre duyarlılıklarına ilişkin görüşlerinde fark yaratıp yaratmadığı incelenmiştir. Bu anket aracılığıyla öğrencilerin, çevre duyarlılığı davranışlarına ve örgün eğitim kurumlarında aldıkları çevre eğitiminin yeterliliğine ilişkin görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Öğrenci görüşlerine göre örgün eğitim kurumlarında hava, su ve toprak kirliliği konusunda yeterli eğitimin verilmediği ve bazı kişisel özelliklere göre öğrencilerin çevre duyarlılıkları arasında fark olup olmadığı araştırma sonuçları arasında yer alır.
Prenatal dönemde organofosforlu pestisitlere maruz kalan sıçanların hipokampusları üzerine Kurkumin ve Ganoderma lucidum'un etkilerinin araştırılması
Klorprifos (KPF), tüm dünyada yaygın olarak kullanılan organofosforlu pestisit grubundandır. KPF'ye maruz kalmanın nörotoksisiteye neden olduğu yapılan pek çok çalışma ile gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, prenatal dönemde kloprifos maruziyetinin gelişmekte olan sıçan hipokampusu üzerindeki muhtemel etkilerine dikkat çekmek ve bu etkilerin çeşitli antioksidan maddelerle azaltılıp azaltılmayacağını ortaya koymaktır. Her grupta 8-10 haftalık, 200-250 gr ağırlığında Wistar albino türü 3 adet gebe sıçan bulunacak şekilde 21 dişi sıçan; Klorprifos (KPF), Kurkumin (KUR), Ganoderma Lucidum (GNL), Klorprifos+Kurkumin (KPF+KUR), Klorprifos+Ganoderma lucidum (KPF+GNL) SHAM ve Kontrol (KONT) olmak üzere 7 gruba ayrıldı. Gebe dişi sıçanlara, KPF grubuna 5mg/kg klorprifos, KUR verilen tüm gruplara 100 mg/kg kurkumin, GNL verilen tüm gruplara 400mg/kg Ganoderma lucidum gebelikleri boyunca her gün günde bir kez olmak üzere gavaj yoluyla verildi. KUR ve KPF mısır yağı kullanılarak verildiği için SHAM grubundaki sıçanlara aynı hacimde mısır yağı gebelikleri boyunca her gün günde bir kez olmak üzere gavaj yoluyla verildi. Daha sonra, beyin dokularından alınan örnekler histopatolojik, stereolojik ve immunohistokimyasal yöntemlerle değerlendirildi. Sıçan cornu ammonis (CA)'indeki piramidal nöron sayısı optik parçalama yöntemi kullanılarak hesaplandı. Yapılan stereolojik analizler sonucunda KPF grubunun hipokampusunda piramidal nöron sayısının diğer tüm gruplardan önemli derecede azaldığı tespit edildi. Buna karşılık KPF+KUR ve KPF+GNL gruplarında ise nöron sayısının KPF grubuna göre belirgin düzeyde daha fazla olduğu belirlendi. Histopatolojik analizlerde, KPF gruplarında hücre ve çekirdek sınırı net olmayan çok sayıda hücre olduğu görülürken, KPF+KUR ve KPF+GNL gruplarındaki nöronların, kontrol grubundaki nöron yapısına daha yakın bir görünümde oldukları gözlendi. Ayrıca bir ara filament proteini olan glial fibriller asidik proteini (GFAP) tespit etmek için yaptığımız immünohistokimyasal analizlerde, KPF grubundaki sıçanların hipokampuslarındaki tüm alanlarda GFAP ekspresyonunun, kontrol grubuna göre oldukça fazla olduğu, KPF+KUR ve KPF+GNL gruplarında ise KPF grubuna göre daha az olduğu görüldü. Sonuç olarak KPF'nin prenatal dönemde uygulanması beyin hipokampusunda nörotoksisiteye neden olmuş, buna karşılık KUR ve GNL, KPF'nin neden olduğu bu toksisiteyi indirgemiştir.
Sinop'un farklı bölgelerinden toplanan bal örneklerindeki pestisit kalıntılarının ve bazı kimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Daha sonra doldurulacaktır.
Türkiye'de çevre mevzuatı ve çevre uygulama araçları: Sinop örneği
Çevre sorunları artan nüfus ve teknolojik gelişmelere paralel olarak yaygınlaşmakta, yaşanabilir alanlar azalmakta, doğal kaynaklar bilinçsizce tüketilmekte, çevre kirliliği, çölleşme, küresel ısınma gibi sorunlar ve sağlığa etkileri de hızla büyümektedir. Bu durum çevre sorunlarına yönelik yasal düzenlemelerin hazırlanmasını ve uygulamasını hızlandırmıştır. Ulusal ve uluslararası boyutta yapılan düzenlemelerle çözümler üretilmeye çalışılarak devlet ve vatandaşlar yanı sıra diğer kurumlar da paydaş olarak çevre sorunlarının çözümünde yer almışlardır. Çünkü anayasal düzenlemede çevrenin korunması sorumluluğu anayasa ile devlete ve ardından vatandaşlara verilmiştir. Yapılan yasal düzenlemeler aracılığı ile de bu sorumluluklarını neler olduğu ve nasıl yerine getirebilecekleri açıkça belirlenmiştir. Bu çalışmada; çevre kirliliğinin önlenmesinde, çevre yönetimi araçları ve çevre mevzuatının çevre sorunları çözümüne ya da önlenmesine yönelik işleyişteki yerinin Sinop ili çerçevesinde incelenerek değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada çevre sorunları; hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, gürültü kirliliği, kentsel atıklar ve elektromanyetik kirlilik başlıkları altında ele alınmıştır. İlgili çevre sorunları başlıklarına yönelik çevre mevzuatı ve diğer çevre koruma araçlarına yer verilerek yasal çerçevede Sinop ili çevre sorunları değerlendirilmiştir. Sinop ilinde atık yönetimi öncelikli sorun gibi görülmektedir. Sinop ilinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı il müdürlüğü ve ilgili kurumlar tarafından işbirliği ilkesi çerçevesinde mevzuatların işleyişi ile ilgili çalışmalar ve gerekli denetimler yapılmaktadır, ancak bazı alanlarda denetim ve izlemler gibi çalışmalarda aksaklıklar olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Çevre mevzuatı, Sinop, Kirlilik, Çevre uygulama araçları, ÇED
İlköğretimdeki öğrencilerin okul kazalarıyla ilgili çevresel faktörlerin değerlendirilmesi
Bu araştırma ilköğretimdeki öğrencilerin okul kazalarıyla ilgili çevresel faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yer alan, Sinop İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı eğitim veren, Sinop il merkezinde bulunan 5 ilkokul oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise evrenin tamamı kabul edilmekle birlikte seçici kriterlere uygun 541 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmaya alınma kriterleri ilköğretim 3 ve 4. sınıf öğrencisi olması, araştırmaya katılım konusunda gönüllü olma ve velisinin araştırmaya katılması için öğrenciye izin vermiş olmasıdır. Araştırma için veriler araştırmacı tarafından hazırlanan tanıtıcı bilgi formu, okulun fiziksel güvenliğine yönelik bireysel görüşler bölümü, öğrencilerin okul kazalarında güvenlik önlemlerine yönelik bilgi ölçeği, ve öğrencilerin okul kazalarında güvenlik önlemlerine yönelik davranış ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS21 paket programında yapılmış olup, Mann Whitney U, Kruskal Wallis-H testleri ve Spearman's Korelasyon Katsayısından yararlanılmıştır. Okul kazalarında güvenlik önlemlerine yönelik davranış ölçeğinin güvensiz davranışlar, bina dışı güvenli davranışlar alt boyut puanlarının erkeklerde kızlara oranla yüksek olduğu, kız öğrencilerde ise güvenli davranış alt boyut puanı erkeklere oranla yüksek olduğu saptanmıştır. 4. sınıf öğrencilerinin güvensiz davranışlar, güvenli davranışlar, bina dışı güvenli davranışlar alt boyut puanlarının 3. sınıflara oranla yüksek olduğu saptanmıştır. Merdivenlerde kısmen koşma davranışı gösteren ve ıslak zeminde hareket ederken kısmen dikkat eden öğrencilerin güvenli davranışlar, bina dışı güvenli davranışlar ve servis aracına yönelik davranışlar alt boyut puanlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Okul kazalarında güvenlik önlemlerine yönelik bilgi ölçeği puanları arttıkça davranış ölçeği puanlarının arttığı saptanmıştır. Araştırma sonucunda güvenli okul ortamının oluşturulması için konuyla ilgili eğitimlerin sürdürülmesi önerilebilir.
2-(4-hidroksifenilazo)benzoik asit boyar maddesinin bozunma kinetiğinin ve renk gideriminin incelenmesi
Tekstil atık suları, genellikle çoğunluğunu azo boyar maddelerin oluşturduğu, önemli miktarda çözünmüş boyalar içermektedir. İleri oksidasyon yöntemleri, yüksek renk giderim verimlerinden dolayı, atık sulardaki boyar madde kirliliklerinin giderilmesinde umut verici bir teknoloji sunmaktadır. Bu çalışmada, 2-(4-Hidroksifenilazo)benzoik asit (HABA) azo boyar maddesinin H2O2, H2O2/UV, NaOCl ve NaOCl/UV yöntemleri kullanılarak renk giderimi ve bozunma kinetiği incelenmiştir. UV ışık ile bozunma çalışmaları 254 ve 365 nm dalga boylarında ışıma yapabilen UV lambalara sahip Spectroline Model CM-10A fotokabin içerisinde gerçekleştirilmiştir. Bütün deneysel çalışmalar 0,04 M Britton Robinson tamponu (pH:2,0-12,0) ortamında oda sıcaklığında yapılmıştır. Bu amaçla, HABA'nın bozunma kinetiği pH'ya, boyar madde başlangıç derişimine ve H2O2 derişimine bağlı olarak araştırılmıştır. Optimum şartlar HABA için 3,5x10-5 M ve H2O2 için ise 3,57x10-2 M olarak belirlenmiştir. 3,5x10-5 M HABA'nın H2O2 ortamındaki bozunmasına ait UV-görünür bölge spektrumu incelendiğinde, 399 nm'de –N=N– azo grubuna ait π→π* elektronik geçişi gözlenirken, 262 nm'de ise, aromatik halkadan kaynaklanan π→π* geçişi gözlenmiştir. 3,5x10-5 M HABA'nın NaOCl ortamında bozunmasına ait UV-görünür bölge spektrumu incelendiğinde, azo grubuna ve aromatik yapıya ait absorbans piklerinin zamanla azalarak kaybolduğu gözlenmiştir. 3,5x10-5 M HABA'nın NaOCl/UV ortamında bozunmasına ait UV-görünür bölge spektrumu incelendiğinde, azo grubuna ve aromatik yapıya ait absorbans pikleri zamanla azalmış ve belli bir süre sonra kaybolmuştur. Elde edilen sonuçlar dikkate alındığında, HABA boyar maddesi için NaOCl ve NaOCl/UV yöntemlerinin H2O2 ve H2O2/UV yöntemlerine göre renk gideriminde daha etkili yöntemler olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Azo boyar madde, 2-(4-Hidroksifenilazo)benzoik asit, İleri Oksidasyon Teknikleri, Fotokatalitik Bozunma, Sodyum Hipoklorit
Elektromanyetik alan maruziyetinin gelişmekte olan sıçan (Wistar albino) beyni hipokampusunda oluşturduğu etkilerin araştırılması
Dünyanın her yerinde cep telefonlarının erken yaşlarda bile çok yaygın olarak kullanılıyor olması nedeniyle, cep telefonlarından yayılan elektromanyetik alanın (EMA) yaşayan organizmalar ve insan sağlığı üzerine etkileri en önemli araştırma konularından biri haline gelmiştir. Bu çalışmada cep telefonlarının yaydığı EMA etkisinin çocukluk ve ergenlik dönemindeki maruziyetinin beynin hipokampus bölgesi üzerine etkilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmada yeni doğan Wistar albino sıçanlar Kontol 1-21 (KONT 1-21), EMA 1-21, Kontrol 60 (KONT 60), EMA 21-60 ve EMA 1-60 şeklinde 5 gruba ayrıldı (n=6). EMA 1-21 ve EMA 1-60 gruplarındaki sıçanlar doğdukları günden itibaren sakrifiye edilecekleri güne kadar her gün, kafeslere yerleştirilen cep telefonunun yaydığı elektromanyetik alana maruz bırakıldı. Bu cep telefonlarından günde 2 saat youtube'dan video açıldı, 8 saat süreyle her saat başı 10 dk. arama yapıldı ve diğer zamanlarda stand-by konumunda bırakıldı. Aynı işlem EMA 21-60 grubunda, sıçanlarda adolesan dönem olarak kabul edilen 21. Gün ile 60. Gün arasında uygulandı. KONT gruplarına hiçbir işlem uygulanmadı. Sıçanlar sakrifiye edilmeden önce davranış testlerine tabi tutuldu. Sakrifiye edilen sıçanların beyin dokularından alınan örnekler histopatolojik, stereolojik ve immunohistokimyasal yöntemlerle değerlendirildi. KONT grupları ile kıyaslandığında EMA 1-60 grubundaki sıçanların hipokampuslarının hacimlerinin önemli ölçüde azaldığı görüldü (p≤0,05). Tüm EMA'ya maruz kalan grupların hipokampuslarındaki nöronlarda morfolojik değişiklikler gözlendi. Ayrıca EMA gruplarında KONT gruplarına göre apoptotik hücre yoğunlunda da artış olduğu izlendi. Ancak bu değişiklilerin en belirgin şekilde EMA1-60 grubunda olduğu görüldü. Davranış testlerinde de yine EMA 1-60 grubundaki sıçanlarda lokomotor aktivitede azalma, anksiyetede artış, öğrenme ve hafızada gecikme ve güçlük olduğu izlendi. Sonuç olarak cep telefonlarından yayılan EMA'ya doğumdan itibaren çocukluk ve adolesan dönemlerinde maruz kalıyor olmak hipokampusta morfolojik hasar oluşturmakta ve bu hasar da sıçanlarda çeşitli davranış bozukluklarını, öğrenme ve hafızada güçlükleri beraberinde getirmektedir. Anahtar kelimeler: Elektromanyetik alan, Cep telefonu, Çocuk, Adolesan, Hipokampus
Geç adölesan dönemindeki hemşirelik bölümü öğrencilerinin atık yönetimi ve çevre bilinci yaklaşımı: Sinop örneği
Bu araştırma, geç adölesan dönemindeki (18-21 yaş) hemşirelik bölümü öğrencilerinin atık yönetimi ve çevre bilinci yaklaşımı değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma evrenini Sinop Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü 1., 2., 3., sınıflarda öğrenim gören 306 öğrenci oluşturdu. Araştırma çalışmaya katılmayı kabul eden ve geç adölesan dönemi(18-21 yaş)171 kız(%67,32) ve 84(%32,68) erkek öğrenci olmak üzere toplam 254 kişi ile tamamlandı. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan öğrencilerin kişisel bilgilerini de içeren" Atık Yönetim Bilinci Anketi" ve Goldman ve ark. (2006) tarafından geliştirilen, Timur ve Yılmaz(2013) tarafından Türk Kültürüne uyarlanan" Çevre Davranış Ölçeği" kullanıldı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde; lisanslı SPSS 21 paket programı ile analiz edilmiştir. Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken Shapiro Wilk's' den yararlanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken Mann Whitney U ve Kruskal Wallis-H Testlerinden yararlanılmıştır. Birim sayılarının 20 den fazla olması nedeniyle Mann Whitney U Testi için standartlaştırılmış z değerleri verilmiştir. Normal dağılımdan gelmeyen değişkenler arasındaki ilişkiler incelenirken Spearman's Korelasyon Katsayısından yararlanılmıştır. Normal dağılımdan gelen değişkenler arasındaki ilişkiler incelenirken Pearson Korelasyon Katsayısından yararlanıldı. Araştırma sonucunda; araştırmaya katılan öğrencilerin Çevre Davranış Ölçeği toplam puanları 64,83±11,26 ile orta düzey tespit edilmiştir. Ayrıca çevre davranış ölçeği ile cinsiyet, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu, aylık harçlık, sınıf düzeyi, üniversiteye gelmeden önce yaşanılan yer, barınma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiş olup, aile gelir durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir.
Hastane çalışanlarının genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ve sağlığımız üzerindeki etkileri hakkındaki görüşleri ve farkındalık düzeylerinin belirlenmesi: Sinop örneği
Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), organizmanın gen diziliminin değiştirilmesi ya da organizmaya yeni bir gen aktarımı ve kendisinde bulunmayan bir özellik kazandırılmasıyla oluşan ürünlerdir. Bu ürünlere transgenik ürünler denilmektedir. Son yıllarda bu ürünler hakkında tartışmalar hız kazanmıştır. Sağlığımızı en çok etkileyen etmenlerin başında gıda ürünleri gelmektedir. Dolayısıyla gıda ürünlerinin güvenli olması tüketicilerin en doğal hakkı, üreticilerin ise en büyük sorumluluğudur. Bu nedenle GDO'lu gıdaların sağlığımıza faydalarını ve olası risklerini bilmek önemlidir. Aşı ve ilaç üretiminde, organ naklinde ve hastalıkların tedavisinde kullanılması, bitkilerin zararlılara dayanıklılığının sağlanması, uzun raf ömrü ve besin kalitesinin artırılması GDO'ların olumlu etkilerindendir. Bunun yanında alerjik reaksiyonlar, toksik etkiler, ekolojik çeşitliliğin korunması konuları ise GDO'ların olası risklerindendir. Bu çalışmada Sinop ili devlet hastanelerinde çalışan personelin genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ve sağlığımız üzerindeki etkileri hakkındaki bilgi düzeyinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda Sinop Atatürk Devlet Hastanesi ve Gerze Devlet Hastanesinde çalışan toplam 312 hastane personeline anket uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, katılımcıların GDO'lu gıdalara yönelik toplumsal bilinç düzeyinin ve gıdalardaki varlığına ve zararına ilişkin algılarının yüksek olduğu ancak, gıda sektöründeki kullanım zorunluluğu ile resmi bilgilendirme, denetim ve farkındalık algılarının düşük olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca katılımcıların araştırma boyutlarını algılama düzeyleri bakımından cinsiyet ve medeni durumları bakımından farklıklar görülmüştür. Araştırmanın sonunda elde edilen bulgulara yönelik sonuçlar değerlendirilerek öneriler sunulmuştur.
Hemşirelik öğrencilerinin çevre okuryazarlığı düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bireyin çevre ile ilgili bilgilerini davranışa dönüştürebilme kapasitesi olarak tanımlanan çevre okuryazarlığı, bu özelliklere sahip, çevre hakkında doğru kararlar alabilen, yaşamlarını daha sürdürülebilir hale getirebilen kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır. Günümüzde çevresel sorunların giderek artması, çevre okuryazarı bireyler yetiştirmenin önemini daha da arttırmaktadır. Bu çalışmada Sinop Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin çevre okuryazarlığı düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırmanın örneklemi 204'ü kadın, 88'i erkek olmak üzere 292 kişiden oluşmaktadır. Veriler Sosyodemografik Özellikler Formu ve Çevre Okuryazarlığı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programından yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda hemşirelik öğrencilerinin çevre okuryazarlığı ölçeğinin bilgi alt boyutundan 12,23±2,96, tutum alt boyutundan 66,11±12,25, çevresel davranış alt boyutundan 41,22±6,38 ve çevresel algı alt boyutundan ise 10,26±2,08 puan aldıkları saptanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğrencilerin çevresel bilgi alt boyut puan ortalamalarının sınıf düzeyi ve baba eğitim durumuna göre farklılık gösterdiği ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Çevresel tutum alt boyutunda ise cinsiyet, yaş ve çevre ile ilgili konuların aile içerisinde konuşulması durumunun öğrencilerin puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklılığa sebep olduğu saptanmıştır (p<0,05). Çevresel davranış alt boyutu incelendiğinde sınıf düzeyi, yaş, çevre ile ilgili eğitim alma durumu, çevre ile ilgili bir projede yer alma durumu, çevre ile ilgili konuların aile içerisinde konuşulmasının öğrencilerin puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılığa sebep olduğu saptanmıştır (p<0,05). Çevresel algı alt boyutunda ise çevre ile ilgili bilgi edinme kaynağı ve çevre ile ilgili sivil toplum kuruluşlarına üyelik durumunun öğrencilerin puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılığa sebep olduğu saptanmıştır (p<0,05). Araştırma sonucunda hemşirelik öğrencilerinin çevre okuryazarlık düzeylerinin orta seviyede olduğu saptanmıştır. Bu sonuç doğrultusunda öğrencilerin çevre okuryazarlık düzeylerini geliştirecek nitelikte girişimsel çalışmaların planlanması ve ders içeriklerinde gerekli düzenlemelerin yapılması önerilmektedir.
Aile içi şiddet deneyimleyen ve deneyimlemeyen evli / boşanmış bireylerin çevre ve aile ilişkilerinde bağlanma biçimi ile şiddet sorumluluğu-İstanbul örneği
Amaç: Bu çalışma aile içi şiddet deneyimlemiş ve deneyimlememiş, evli ya da boşanmış 18 yaş ve üstü bireylerin; bağlanma ve yakın ilişkilerde şiddet sorumluluğu biçimlerinin belirlenmesi, bağlanma ve yakın ilişkilerde şiddet sorumluluğu biçimleri arasındaki ilişkinin araştırılması amacı ile gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı ilişki arayıcı bir araştırma olarak planlandı. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da ikamet eden, 18 yaş ve üzeri, evli ya da boşanmış 667 gönüllü katılımcı oluşturdu. Verilerin elde edilmesinde Katılımcı Bilgi Formu, İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA) ve Yakın İlişkilerde Şiddet Sorumluluğu Ölçeği (YİŞSÖ) kullanıldı. Bulgular: Kadınların, erkeklere oranla daha fazla şiddet deneyimlediği, her iki cinsiyette de en fazla deneyimlenen şiddetin duygusal şiddet olduğu belirlendi. Katılımcıların İÖA kapsamında en yüksek puanı "kayıtsız bağlanma" alt boyutundan, YİŞSÖ kapsamında en yüksek puanı "minimize etme" alt boyutundan aldıkları saptandı. Güvenli bağlanma ile yakın ilişkilerde şiddet sorumluluğu alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı. Bağlanma biçimleri ve Yakın İlişkilerde Şiddet Sorumluluğu ölçeklerinin puan ortalamaları karşılaştırıldığında elde edilen korelasyon katsayıları, güvensiz bağlanma biçimlerinin artışıyla pararalel olarak, yakın ilişkilerde şiddet sorumluluğu biçimlerinin olumsuz yönde etkilendiğini göstermektedir (p<0,05). Sonuç: Elde edilen sonuçlara göre aile içi ilişkilerde şiddet deneyimi azımsanamayacak düzeydedir. Disiplinlerarası bakış açısıyla sahada ve akademik alanda daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Birey, aile ve toplum ruh sağlığı ekseninde şiddeti anlamak ve önleyici tedbirler almak gerekmektedir. Bu bağlamda hem kişisel hem de toplumsal düzeyde sorumluluk bilincinin gelişmesi önemlidir. Evlilik öncesi danışmanlık hizmetlerinin ve ebeveyn eğitimlerinin, kendini tanıma ve bağlanma içeriği ile geliştirilip daha geniş alanlara yaygınlaştırılması yararlı olacaktır. Ayrıca boşanma süreci ve sonrasına ilişkin daha etkin psikososyal destek hizmetleri sağlanmalıdır.
Yoğun bakım hastalarının çevresel stresör algısının konfor düzeyi üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı yoğun bakım hastalarının çevresel stresör algısının konfor düzeyi üzerine etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma 1 Ocak- 30 Nisan 2021 tarihleri arasında, Sinop Atatürk Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitelerinde (YBÜ) yatarak tedavi gören 111 hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği (YBÜÇSÖ)", "Genel Konfor Ölçeği (GKÖ)", "Numerik Ağrı Skalası" ve "Numerik Bulantı Skalası" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; "Statistical Package For Social Science (SPSS)" 21 kullanılmıştır. Verilerin analizinde hangi yöntemin kullanılacağına belirleyebilmek için grupların normal dağılıp dağılmadığına Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov uygunluğu, basıklık ve çarpıklık değerleri kontrol edilerek karar verilmiştir. Bağımsız iki grup arasındaki verilerin ilişkisi karşılaştırırken T- testi, ikiden fazla grup arasındaki ilişki karşılaştırılırken Anova testi kullanılmıştır. Hastaların çevresel stres algısı ile konfor düzeyi arasındaki ilişkiyi değerlendirebilmek için pearson korelasyon analizi ve lineer regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 66,11+12,61 yıl olup %64,9'unun erkek, %75,7'sinin evli, %51,4'ünün ilkokul mezunu olduğu ve %50,5'inin emekli olduğu belirlenmiştir. Hastaların %83,8'inin en az bir kronik hastalığı olduğu ve %81,7 oranı ile en sık görülen kronik hastalığın hipertansiyon olduğu, %87,4'ünün daha önce hastanede yatmış olup, %49,5'i daha önce yoğun bakımda yatmış olduğu, %73'ünün YBÜ'de iki-beş gün süre ile kaldığı ve hastaların %65,8'inin genel sağlık düzeyi algılarının iyi olduğu tespit edilmiştir. Yapılan araştırmaya katılan hastaların YBÜÇSÖ ortalama puanları 100,81±19,31 olarak ve Cronbach's Alpha katsayısı 0,92 olarak bulunmuştur. Hastaların GKÖ toplam puan ortalaması 135,24±18,04 olarak ve Cronbach's Alpha katsayısı 0,90 olarak bulunmuştur. Hastaların YBÜÇSÖ puanı ile GKÖ toplam puanı arasında negatif yönlü orta düzey bir ilişki tespit edilmiştir (r:-0,57; p<0,001). Regresyon analizine göre YBÜÇSÖ toplam puanı GKÖ toplam puanının %32'sini açıkladığı, kronik hastalık durumu, daha önce hastanede yatma durumu, algılanan genel sağlık durumu ve yatış süresinin GKÖ toplam puanının %34'ünü açıkladığı tespit edilmiştir Sonuç: Araştırma sonucunda kronik hastalığı olan, daha önce hastanede yatış tecrübesi olan hastaların daha az konfor puanına sahip olduğu, algılanan genel sağlık durumu ve yoğun bakımda yatış süresinin konfor düzeyini azalttığı belirlenmiştir. Hastaların algıladıkları çevresel stresör düzeyinin artması ise konfor düzeyini azaltmaktadır.
Ortaöğretimde akran zorbalığı, zorba/mağdur olmayı etkileyen kişisel ve çevresel unsurlar-Samsun örneği
Amaç: Yaşadığımız dönemlerde, okul ortamında ve çevresinde zorbaca davranışlar, söylemler ve eylemler azımsanmayacak kadar yüksektir. Akran zorbalığının yaşandığı okullarımızda eğitim açısından temel görevlerden biri olan fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı bireyler yetiştirme ve kişisel açıdan her bir öğrencinin insan hakkı olan güvende olma duygusu zarar görmektedir. Bu araştırmanın amacı, ortaöğretimde akran zorbalığını, zorba/kurban olmayı etkileyen kişisel ve çevresel unsurlar yönüyle araştırmak, zorba/kurban olma arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Araştırma, 2020-2021 öğretim yılında Samsun İli Terme İlçesi ortaokullarından 257 gönüllü öğrenciyi kapsamaktadır. Veri toplama için "Akran Zorbalığı Belirleme Ölçeği Ergen Formu" ve araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyo-demografik özellikleri içeren "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızın sonuçlarına göre, Akran Zorbalığını Belirleme Ölçeği alt boyutları, öğrencilerin cinsiyetlerine ve devam etmekte oldukları okula göre farklılık gösterirken, yaş grupları, kardeş sayısı, anne-baba eğitim durumu, aile gelir düzeyi algısı ve okul başarı algısına göre farklılık göstermemektedir. Ayrıca Akran Zorbalığı Ölçeği Zorba Olma Boyutu ile Kurban Olma Boyutu arasında orta kuvvete pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Bu durum zorba ve kurban olma arasındaki kısırdöngüyü işaret etmektedir. Sonuç: Akran zorbalığı olgusu; kişisel, ailevi ve çevresel birçok etkenle ilişkili olabilmekte dolayısıyla disiplinlerarası bir yaklaşımla ve daha çözüm odaklı ele alınması gerekmektedir. Öğrencilerin yanı sıra, öğretmenlerin ve ailelerin de işin içine samimi ve gerçekçi bir şekilde dahil edildiği, daha derinlemesine çalışmalar yapmak yararlı olabilir. Ayrıca her bölgeye özel olarak geliştirilecek koruyucu önleyici çalışmalar; eğitim ve psikososyal destek ortamları, sosyal medyanın da etkin kullanımı ile geliştirilecek bilinçlendirme programları etkin ve yararlı olabilir.
Hava kirliliği bilincinin veri madenciliğine dayalı olarak değerlendirilmesi: Sinop ili örneği
Yapılan bu çalışmada, veri madenciliği yöntemleri kullanılarak Sinop İli Merkezde yaşayan kişilerin çevre ve özellikle de hava kirliliği bilincinin ve hava kirliliğine sebep olan çeşitli etmenler hakkındaki düşünceleri belirlenmiştir. Veri toplamak için 28 sorudan oluşan soru formu hazırlanmıştır. Veri madenciliği yöntemleri olarak FP-Growth birliktelik analizi ve karar ağacı modeli kullanılmıştır. Son olarak ise karar ağacı modelinde giriş verilerinin optimizasyonunu sağlayan simülasyon işlemi yapılmıştır. Bu analizler için Rapidminer yazılımından faydalanılmıştır. FP-Growth analizi sonucunda %90 ve üzeri güvenirlilik de 171442 birliktelik kuralı elde edilmiştir. Bu birliktelik kurallarından en fazla görülen ortak düşünce, hava kirliliği ile sağlık sorunları arasında bir bağlantı olduğu ve hava kirliliğinin artmasının solunum yolu rahatsızlıklarında bir artışa neden olduğudur. Karar ağacı modelinde sonucunda %73,81 doğruluk ile hava kirliliğine neden olan faktörlerin tahmini yapılmıştır. Karar ağacı modelinde hava kirliliğine neden olan en önemli faktörlerin kömür kullanımı ve motorlu taşıtlar olduğu tespit edilmiştir. Karar ağacı oluşturulurken en önemli değişkenin 0,242 ağırlıkla cinsiyet olduğu bulunmuştur. Karar ağacı modelinde oluşturulan simülasyon işlemi sonucunda hava kirliliğine en fazla neden olan kömür kullanımı ve motorlu taşıtlar için giriş verilerimizi optimizasyonu yapılmıştır. Ülkemizde veri madenciliği kullanılarak yapılan çevre kirliliği özelliklede hava kirliliği konusunda çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu konudaki çalışmalar arttırılarak çevre bilincinin oluşturulması katkı sağlanabilir.
Biyoteknolojik uygulamalarda mikroalg kullanımının Türkiye ve dünyadaki yeri
Dünyada yaşanan önemli sorunlardan biri olan çevre kirliliğinin küresel olarak artması, artan enerji tüketimi ve küresel ısınma, ülkeleri çevre konularında farklı çözüm yolları aramaya yöneltmiştir. Türkiye ve diğer ülkeler;ekonomik ve sosyal olarak, enerji ihtiyacının artması ve yükselen çevre kirliliğine karşı daha sağlıklı bir çevrede hayatı devam ettirme çabaları da artmaktadır. Yenilenebilir teknolojiler üretip geliştirilmeyebaşlanmıştır. Bu sebeple sürdürülebilir ekoloji ve sürdürülebilir yeşil ekonomi dünya gündeminde ilk sıralarda yer almaya başlamıştır. Bu nedenlerle; mikro alglerin çevresel uygulamalardaki kullanımı giderek artmakta ve mikro alg teknolojisi hızla geliştirilmektedir. Mikro alg üretiminde teknik olarak fotobiyoreaktörler ön plana çıkmış durumdadır. Buna bağlı olarak mikro alglerin biyoteknolojik ve teknik uygulamaların da; sağlıkta, gıda maddesinde, kozmetikde, ilaç yapımında, atık su arıtımında, ortamdaki ağır metal gideriminde, hayvan yemi gibi birçok farklı alanda kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca, mikro algler temel alınarak bitkisel yakıt üretimi de oldukça dikkat çekmektedir. Bu sebeple mikroalgler kömür, petrol, ve doğalgaz yerine alternatif potansiyel oluşturmaktadırlar. Bu anlamda, mikro alglerin gelecek de temelenerji kaynaklarından biri olmasıve mikro alg teknolojisinin gelişmesiyle yeşil bir devrimingerçekleşmesi kaçınılmaz gibi görünmektedir.Bu çalışmayla, ülkemizde yeni kullanılmaya başlayan biyoteknoloji uygulamalarının ve kriterlerinin ortaya konması, biyoteknolojide kullanılan ve kullanılabilecek alg ve mikroalgler ile biyoteknoloji alanında dünyada ve ülkemizde ki durumun analiz edilmesi amaçlanmıştır.
Sinop il merkezinin kentsel gelişiminin çevresel etkilerinin arazi kullanım değişimi kapsamında araştırılması
Sinop ili için önemli bir yatırım olan Sinop-Samsun karayolunun hizmete açılması, nükleer santral anlaşmasının imzalanması ve santral alt yapı sürecinin başlaması, mevcut hava limanının yeni yatırımlarla büyütülmesi ve kapasitesinin arttırılması, Sinop Üniversitesinin kurulması ve buna bağlı olarak personel ve öğrenci sayısının kısa zamanda artması, yeni hastane binasının tamamlanması, organize sanayi bölgesinin faal hale gelmesi ve diğer hususlar Sinop il merkezinde nüfus artışına sebep olmuş ve hızlı bir kentleşmeyi beraberinde getirmiştir. Bu hızlı nüfus artışı kent merkezinin hızla büyümesini tetiklemiştir. Bu süreçte Sinop il merkezi için sağlıklı kentsel gelişim süreci yaşayan bir şehir olma yolunda karar veren mekanizmalara değişen ve artan ihtiyaçlar doğrultusunda nitelikli ve nicelikli verileri zamanında temin etmek gerekliliği doğmuştur. Bu çalışmanın amacı, Sinop şehir merkezinin kentsel gelişim sürecinin çevresel etkilerinin arazi kullanım değişimi kapsamında araştırılması ve mevcut durumun analizidir. Bu bağlamda Sinop il merkezinin kentsel gelişim süreci ve arazi kullanım değişim ilişkisi irdelenmiştir. Çalışma kapsamında nüfus artışı, kentsel gelişim süreci, arazi kullanımı, afet alanlarına yerleşimler ile çevresel etkiler ele alınmıştır. Sonuç olarak Sinop ilinde hızlı bir kentsel gelişim söz konusudur. Kentsel gelişim sürecinde doğal özellikler, kültürel değerler ve çevresel etkilerin kentleşme sürecinde daha fazla dikkate alınması gerektiği öngörülmektedir.
Pandemi sürecinde COVID-19 korkusunun sigara kullanma alışkanlığı üzerindeki etkisi
COVID-19 enfeksiyonun hızla yayılması ve kısa sürede çok sayıda kişiyi etkilemesi toplumun kaygı ve endişelerini artırmıştır. Pandemi sürecinde toplumun yaşadığı stres ve korku; sigara kullanım alışkanlıkları ve sigaraya bakış açısını etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı; pandemi sürecinde COVID-19 korkusunun sigara kullanma alışkanlığı üzerindeki etkisini belirlemektir. Araştırma Kasım 2021-Mart 2022 tarihleri arasında Google Forms üzerinden dijital olarak oluşturulup; WhatsApp, Instagram aracılığıyla link olarak ve karekod oluşturulup paylaşılarak aynı zamanda saha çalışması yapılarak online doldurulan anket formu yoluyla toplam 536 kişi ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Katılımcıların Tanıtıcı Özelliklerine İlişkin Veri Toplama Formu", "COVID-19 Korku Ölçeği" ve "Katılımcıların Sigara Kullanım Alışkanlıklarına İlişkin Veri Toplama Formu" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Katılımcıların %65,7'si kadın, %44,6'sı 18-24 yaş aralığındadır. Katılımcıların %40,9'u hayatında hiç sigara kullanmadığını ifade ederken halen sigara kullananların oranı %34,3, sigarayı bırakanların oranı ise %6,9'dur. Sigara içenlerin çoğunluğu (%62,7) pandemi döneminin sigara kullanma alışkanlığını olumlu ya da olumsuz yönde etkilemediğini belirtirken %30,8'i karantina döneminde içtikleri günlük sigara oranını arttırdıklarını belirtmiştir. Katılımcıların %25,7'si pasif sigara dumanı maruziyetinin pandemi sürecinde arttığını ifade etmiştir. Katılımcıların %79,5'i sigara kullanımının COVID-19 enfeksiyonuna yakalanma, yoğun bakımda yatma ve COVID-19'a bağlı ölüm riskini arttıracağını düşünmektedir. Katılımcılar COVID-19 Korku Ölçeği puan ortalamasına göre orta düzeyin altında (15,34±5,35) korku yaşamaktadır. Kadınlarda, 18-24 yaş arası bireylerde, köy/kasabada yaşayanlarda ve hiç sigara kullanmayanlarda COVID-19 korkusunun istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Katılımcıların sigara bağımlılığının, aktif ve pasif sigara dumanı maruziyetinin COVID-19 enfeksiyonundan daha fazla endişe duymalarında belirleyici olduğu söylenebilir. Çalışmamız pandemi sürecinde sigara tüketimini artıran grupların, azaltan ya da bırakanlara göre daha büyük oranda olduklarını göstermiştir. Pandemi döneminde tütün kontrolüne yönelik stratejilerin oluşturulması, COVID-19 enfeksiyonu açısından sigara kullanımının etkileri konusunda toplumun bilinçlendirilmesi, sigara içicilerinin sigarayı bırakması konusunda desteklenmesi gerekmektedir.
Histological investigation of the protective effect of curcumin on the toxicity of chlorpyrifos on the developing rat ovarium
Chlorpyrifos (CLP) is a broad spectrum organophosphorus pesticide widely used in agricultural and residential pest control worldwide. Exposure to CLP has been shown to cause oxidative stress on many organs. Curcumin (CUR) has been shown to have strong biological activities such as antioxidant, anti-inflammatory, antineoplastic and anti-mutagenic. The aim of this study was to reveal the possible effects of chlorpyrifos exposure in the prenatal period on the developing rat ovary and whether these effects can be reduced by curcumin. For this purpose, 21 female rats; They were divided into 5 groups as Chlorpyrifos (CLP), Curcumin (CUR), Chlorpyrifos+Curcumin (CLP+CUR), SHAM and Control (C) (n=3). Pregnant female rats were given 5mg/kg chlorpyrifos to the CLP group and 100mg/kg curcumin to all groups given CUR by gavage once a day throughout their pregnancy. Ovarian tissues taken from rats sacrificed at the end of the experiment were evaluated by histopathological, stereological and biochemical methods. It was determined that the gonadosomatic index (GSI) value of the CLP group was statistically significantly lower than all other groups (p<0.01). As a result of scoring with light microscopic evaluation, it was observed that the most degeneration in the ovaries was in the CLP group (p<0.01). As a result of the stereological analyzes, it was determined that the number of primordial, preantral and antral follicles decreased in the CLP group compared to all other groups (p<0.01). In addition, while the cortex volumes of the ovaries of this group decreased (p<0.01), there was no significant change in the medulla volume. In the biochemical analyzes of blood serum samples, it was determined that the catalase (CAT) and superoxide dismutase (SOD) enzyme activity values in the CLP group decreased compared to the other groups (p<0.01), similarly, the FSH value decreased, but the LH value did not change. In rats in the CLP+CUR group treated with curcumin, it was observed that the GSI value increased compared to the CLP group, the histopathological changes in the ovaries were alleviated, the number of follicles increased, and the SOD enzyme activity and FSH level increased in blood serum samples (p<0.01). As a result, we can say that curcumin reduces the oxidative stress caused by chlorpyrifos in the ovaries and accordingly alleviates the degeneration occurring in the ovaries.
MEB ilk ve ortaöğretim programlarında çevre konularının yeri ve önemi
Sanayi devrimi ile birlikte inanılmaz bir hız kazanan çevre sorunlarına dünyanın hemen hemen her noktasında korkunç sonuçlara neden olan olaylar eşliğinde sıkça rastlanılmaktadır. Teknolojinin baş döndüren bir hızla ilerlemesi neticesinde endüstriyel alanda hammaddeye duyulan ihtiyacın artması, çevreye karşı takınılan sorumsuz insan davranışları ve en önemlisi insanoğlunun bitmek tükenmek bilmeyen istekleri bilinçli bir şekilde çevre sorunlarını çözümü için uğraşan toplumların çevre gönüllülerini başta olmak üzere, bilim insanlarını, sanatçılarını kara kara düşündürmektedir. Endüstriyel üretim sürecine bağlı hava kirliliği neticesinde akciğer kanseri vakaları sonucunda çevre sorunları 1950'lerden beri irdelenmeye başlanmıştır. Çevreye ilişkin 1977 tarihli Tiflis toplantısında çevrede meydana gelen problemlerin çözümünün yine sorunun asıl kaynağı olarak bilinen insan olduğu vurgulanmıştır. Çevre eğitimi kavramı bu toplantıda ve toplantı sonundaki bildirgede çok net bir şekilde çözüm yolu olarak vurgulanmıştır. Nihayet ülkeler de ortaya çıkan vahim durumun farkına varmış, eksikliklere rağmen çevrenin karşı karşıya kaldığı sıkıntılarını ortadan kaldırmak için eğitim başta olmak üzere bir takım önlemleri konuşmaya başlamışlardır. Çevre problemlerine çözüm olacak, gerektiğinde ekleme ve değişiklikler yapılabilecek bir şekilde çevre eğitimi planlayabilmek ve bunu uygulayabilmek çok önemlidir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çevre eğitiminin, uygulama kılavuzu niteliği olan öğretim programlardaki yerinin net bir biçimde görülmesi gerekir. Çevre kazanımlarının irdelendiği bu yüksek lisans çalışmasının ileride muhtemelen revize edilecek çevre eğitimiyle ilgili çalışmalara yardımcı olacağı düşünülmüştür. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı'nın okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise kademelerinde hazırladığı öğretim programların içerisinde yer alan çevre konuları ile ilgili ünite, öğrenim alanları ve konu başlıklarında yer alan kazanımların bir arada görülmesi, açıklanması amaçlanmıştır. Bakanlıkça hazırlanan tüm öğretim programları başta olmak üzere çevre eğitimi ile ilgili bilgilerin çalışılmasında nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi seçilmiş, Bakanlık tarafından her kademede hazırlanan öğretim programları ve bu programlara yönelik içerik analizi yapılmıştır. Farklı çevre problemlerinin ortaya çıkışı nedeniyle yenilenmesi zorunlu olan mevcut çevre eğitimi için uygulanan programlardaki olumlu yönler, eksiklikler tespit edilmeye çalışılmıştır.
Sinop ili (merkez) Bektaşağa Göleti'nin fizikokimyasal ve mikrobiyolojik yönden incelenmesi
Bektaşağa Göleti'nde yapılan bu çalışmada gölet suyunun çeşitli fizikokimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri Kasım 2022- Nisan 2023 aralığında iki farklı istasyondan, ayda bir kez numune alınmasıyla altı ay sürede gerçekleştirilmiştir. Gölet suyunda pH, sıcaklık, elektriksel iletkenlik (EC), oksidasyon- redüksiyon potansiyeli (ORP), tuzluluk, nitrat, nitrit ve toplam çözünmüş maddeler (TDS) gibi fizikokimyasal parametreler ile, mikrobiyal kirlilik indikatörü olan toplam koliform, fekal koliform ve fekal streptokok varlığı araştırılmıştır. Mikrobiyal kirlilik seviyesinin belirlenmesinde membran filtrasyon yöntemi, nitrit ve nitrat tespitinde elektrokimyasal yöntemler kullanılmıştır. Örnekleme noktalarından alınan numunelerle gerçekleştirilen ölçüm ve yapılan analizler sonucunda gölet suyunun fizikokimyasal parametreler (pH, EC, nitrit, nitrat ve TDS) yönünden 'İçme Suyu Temin Edilen Suların Kalitesi Ve Arıtılması Hakkında Yönetmelik''e göre basit fiziksel arıtma ve dezenfeksiyon ardından içilebilir hale gelen sular kategorisinde yer aldığı (A1), 'İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik' bakımından kalite kriterlerini karşılayan su kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. İncelenen mikrobiyolojik parametreler bakımından ise Aralık ayında yağışların artmasıyla beraber mikrobiyal kirlenmede bir artış görüldüğü ve 'İçme Suyu Temin Edilen Suların Kalitesi Ve Arıtılması Hakkında Yönetmelik'e göre toplam koliform bakteri sayısı açısından fiziksel arıtma, kimyasal arıtma ve dezenfeksiyon ardından içilebilir hale gelen sular sınıfında (A2) olduğu, fekal koliform ve fekal streptokok sayısı bakımından fiziksel arıtma ve dezenfeksiyon ardından içilebilir hale gelen sular sınıfında (A1) yer aldığı sonucuna varılmıştır. 'İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'e göre de toplam koliform ve fekal koliform bakımından gölette düşük düzeyde kirlilik olduğu saptanmıştır.
Kronik hastalığı olan bireylerin akılcı ilaç kullanımı, sağlık okuryazarlığı ve evsel ilaç atık farkındalık düzeyinin belirlenmesi
Artan dünya nüfusu, ortalama yaşam süresinin uzaması kronik hastalıkların ve buna bağlı ilaç kullanım oranlarının da artmasına neden olmuştur. Sağlık okuryazarlığı (SOY)'nın akılcı ilaç kullanımı (AİK) bilgisi ve davranışları ile evlerde kullanılmayan ilaç bulundurma oranları ve imha yolları arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; kronik hastaların akılcı ilaç kullanımı, sağlık okuryazarlığı ve evsel ilaç atık farkındalık düzeyinin belirlenmesidir. Bu çalışma Ekim 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında bir devlet hastanesine ayaktan başvuran ve en az bir kronik hastalığı olan 478 hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Bilgi Formu", "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32)", "Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği" ve "Evsel İlaç Atık Yönetimi Farkındalık Formu" kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 paket program aracılığı ile değerlendirilmiştir. Değişkenlere ait tanımlayıcı istatistikler sıklık tabloları, ortalama ve yüzdelik değerler ile sunulmuştur. Bağımsız iki grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, ikiden fazla grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 65,01±12,89 olup %62,3'ü erkek ve %60,5'i evlidir. Hastaların çoğunluğunun Hipertansiyon/Kalp Hastalığının olduğu (%75,1) belirlenmiştir. Hastaların çoğunluğu AİK kavramını duyduğunu (%74,1) ancak SOY kavramını (%55,0) duymadığını belirtmiştir. Hastaların çoğunluğu evde fazla ilaç depolama davranışına sahip olup katılımcıların tamamı kullanılmayan ilaçları çöpe attığını/lavaboya döktüğünü ifade etmiştir. Katılımcıların TSOY-32 ölçeği puan ortalaması 27,95±8,80; AİK ölçeği puan ortalaması 55,94±6,76'dır. Cinsiyet, medeni durum ve yaşanılan yer dışındaki sosyodemografik özelliklerle TSOY-32 ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Hastaların AİK ölçeği puan ortalaması ile sosyodemografik özellikleri, hastaların akılcı ilaç kullanımı ve sağlık okuryazarlığı ile ilişkili bazı özelliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p˃0,05). Ayrıca TSOY-32 ölçeği total puanı ile AİK ölçeği total puanı arasında pozitif yönde ve güçlü bir korelasyon olduğu belirlenmiştir (r=0,78; p=0,000). Çalışma sonucunda katılımcıların SOY, AİK ve evsel ilaç atık farkındalıklarının beklenen düzeylerin altında olduğu belirlenmiştir. Konu ile ilgili toplumun farkındalığını artıracak çalışmaların yapılması ve evsel ilaç atık yönetimi konusunda yasal mevzuatın geliştirilmesi önerilmiştir.
Türkiyede tüketime sunulan bazı işlenmiş kabuklu ve yumuşakçaların mineral madde içeriği ve sağlık riski değerlendirilmesi
Bu çalışma kapsamında Türkiye'de perakende olarak satışa sunulan 9 farklı su ürünün mineral madde ve ağır metal içerikleri araştırılmıştır. A grubu: donmuş kalamar tava; B grubu: donmuş halka kalamar; C grubu: donmuş midye eti; D grubu: kabuklu akivades; E grubu; donmuş yerli karides; F grubu: donmuş yengeç lokumu; G grubu: donmuş ahtapot; H grubu; taze kabuklu midye ve S grubu: donmuş sübyeden oluşmaktadır. B, D, E, F, G, H ve S grubu örneklerinin menşei Türkiye; A grubunun İspanya; C grubunun ise Şili'dir. A grubuna ait farklı paketlerin alüminyum (Al), vanadyum (V), mangan (Mn), demir (Fe), nikel (Ni), bakır (Cu), çinko (Zn), rubidyum (Rb), stronsiyum (Sr) ve baryum (Ba) içerikleri istatistiksel olarak farklıdır (p<0.05). Donmuş kalamar tavaya ait veriler incelendiğinde makro element içerikleri sırasıyla sodyum (Na)> potasyum (K)> kalsiyum (Ca)> magnezyum (Mg) şeklinde sıralanmaktadır. A grubuna ait paketlerin ortalama Na ve Mg içerikleri farksızdır (p>0.05). B grubu mikro elementlerden Sr, Zn ve Fe'i yüksek oranda içermektedir. Akivades etinin (D grubu) Fe içeriği 100 mg kg-1'ın üzerindedir. D grubunun Zn içeriği 20 mg kg- ı geçmektedir. Ahtapot örneklerinin (G grubu) As içeriği 32.75 mg kg-1'in üzerindedir. Çalışmada incelenen tüm gruplarda tespit edilen başlıca mikro elementler Zn, Fe ve Al'dur. Minimum Na/K oranı G ve H gruplarında tespit edilmiştir. Tüm grupların ağır metal içeriklerinin halk sağlığını tehdit edici boyutta olmadığı belirlenmiştir.
Sinop bölgesi kestane balının bazı biyoaktif ve fizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi
Bu tezde, Sinop ili ve ilçelerinde üretilen 43 farklı kestane balı, antioksidan, antimikrobiyal ve fizikokimyasal özelliklerinin belirlenmesi amacıyla incelenmiştir. Antioksidan özelliklerinin belirlenmesi için DPPH yöntemi kullanılmıştır. Yapılan ölçümlerde sırasıyla 18, 27, 20 ve 2 numaralı ballar en yüksek antioksidan özelliği göstermiştir. Balların fizikokimyasal özelliklerinde, polen analizi ve renk tayinleri gerçekleştirilmiştir. Buna göre 36 bal çeşidinin %90 üzerinde kestane poleni içerdiği belirlenmiştir. Pfund skalasında 635nm'de yapılan ölçüm sonuçlarına göre yapılan renk tayininde ise bir bal koyu amber rengine sahip, üç bal çeşidi beyaz renkli, dört bal çeşidi çok açık amber rengi, dokuz bal çeşidi amber rengi, yirmi altı bal çeşidi açık amber renkli olarak sınıflandırılmıştır. Bal örneklerinin 2 Gram (+) (Staphylococcus aureus ATCC 6538 ve Bacillus cereus ATCC 7064), 2 adet Gram (-) (Escherichia coli ATCC 11293 ve Pseudomonas aeuroginosa ATCC 27853) ve 2 fungus (Candida krusei ATCC 6258 ve Candida parapsilosis 22019) referans mikroorganizmaları için antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. Çalışma sonuçlarında C. parapsilosis ve C. krusei mantarlarına karşı tüm bal örneklerinde herhangi bir etkileşim görülmemiştir. Yapılan kuyucuk difüzyon yöntemi sonuçlarına göre bal örneklerinin tümü B. cereus bakterisine karşı herhangi bir etki göstermemiştir. P. aeruginosa bakterisine karşı 32 numaralı bal örneği 7 mm ve 33 numaralı bal örneği 8mm çapında etki göstermiştir. E. coli bakterisine karşı 22 numaralı bal 10 mm çapında; 1, 7, 11, 21, 25, 33 ve 39 numaralı ballar 8mm çapında;19, 20, 32, 35 ve 42 numaralı ballar 7 mm çapında etkili olmuştur. S.aureus bakterisine karşı 4, 5, 12, 16, 17, 18, 20 ve 24 numaralı ballar etkili olmamıştır. 1 numaralı bal 20mm en geniş çapla etkili bulunmuştur.
Rezene (Foeniculum vulgare Mill.) bitkisinin farklı organlarının uçucu yağlarının kimyasal kompozisyonu biyolojik aktivitesi ve çevresel faktörlerden etkilenmişlik düzeyi
Bu çalışmada Sinop ilinde doğal olarak yetişen rezene (Foeniculum vulgare) bitkisinin dört farklı organından (gövde, yaprak, çiçek ve tohum) elde edilen uçucu yağların, GC/MS analizi ile kimyasal kompoziyonu belirlenip karşılaştırılarak (morfogenetik varyabilite), elde edilen uçucu yağların disk difüzyon yöntemiyle test mikroorganizmaları üzerindeki biyolojik aktivitesi çalışılmış ve çevresel faktörlerden etkilenmişlik düzeyi araştırılmıştır. Bu amaçla toplanan rezene bitkilerinin hidrodistilasyon yöntemiyle uçucu yağları çıkarılarak kimyasal kompozisyonları belirlenmiştir. Buna göre tohum, çiçek ve yaprak uçucu yağlarında ana bileşen estragole (methyl chavicol) (sırasıyla %53,3; 38,9; 51,4) olurken gövde uçucu yağında ana bileşen fenchyl acetate (%35,2) olarak tespit edilmiştir. Çalışmada disk difüzyon ve MİK sonuçlarına göre rezenenin uçucu yağlarının elde edilen bölgeye ve uygulanan mikroorganizmalara göre farklı antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu görülmüştür. Uçucu yağların Gram pozitif ve Gram negatif bakterilerde, funguslara göre daha etkili olduğu belirlenmiştir. En iyi aktivitenin tüm mikroorganizmalarda rezene tohum uçucu yağında olduğu tespit edilmiştir. E. faacalis suşunun dirençli olduğu funguslarda ise A. niger suşunda hiç üreme olmadığı belirlenmiştir. MİK sonuçlarına bakıldığında ise rezene uçucu yağlarında yine en yüksek inhibisyon aktivitesinin tohum uçucu yağında ve Gram pozitif bakterilerde olduğu, uçucu yağların E. faacalis ve A. niger suşlarında hiç inhibe etkisi göstermediği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar; rezene bitkisinin farklı organlarının uçucu yağ kimyasal kompozisyonlarının değişiklik gösterdiği ve antimikrobiyal etkilerinin organlarda farklılık göstermekle birlikte yüksek olduğu görülmüştür.
Sinop'ta doğal yayılış gösteren rezene (Foeniculum vulgare Mill.) bitkisinin çevre kirliliği ile mücadelede fitoremediasyon potansiyelinin belirlenmesi
Bu çalışmada Sinop ilinde doğal yayılış gösteren Rezene (Foeniculum vulgare Mıll.) bitkisinin fitoremediasyon potansiyeli belirlenmeye çalışılmıştır. Rezene bitkisinin fitoremediasyon potansiyellerini değerlendirmek amacıyla bitkilerin kök, gövde, yaprak ve kök bölgesi topraklarında metal analizleri (Zn, Mn, Cu ve Fe) gerçekleştirilmiştir. ICP-MS cihazı kullanılarak ağır metal konsantrasyonları elde edilmiş ve biyoakümülasyon faktörü (BAF), zenginleştirme faktörü (ZF) ve translokasyon faktörü (TF) değerleri hesaplanmış ve bitkiler fitostabilizasyon ve fitoekstraksiyon kabiliyetleri yönünden değerlendirilmiştir. Jeo birikim indeksi kullanılarak ise alınan toprak örneklerinin kirlilik düzeyleri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; Mn ve Cu ağır metallerinin BAF, TF ve ZF değerleri sınır değer olan 1'den yüksek bulunmuş ve rezene bitkisin bu iki ağır metal için fitoekstraksiyon yönteminde kullanılabileceği değerlendirilmiştir. Cu ve Mn elementlerinin analiz sonuçlarına göre bitkini topraktan birikim ve taşınma yapması bu elementler için rezene bitkisinin hiperakümülatör potansiyelinin olduğunu göstermektedir. Fe ağır metalinin ise alınan örneklerde en çok birikim yapan element olduğu görülürken topraktan alınan miktarın büyük çoğunluğunun köklerde tutulduğu görülmüştür. BAF değerinin çok yüksek oranlarda olduğunu da göz önüne alırsak Fe elementi için "fitoekstraktör" ve "fitostabilizatör" olduğunu söyleyebiliriz. Analiz sonuçlarına göre kullandığımız parametreler ile hesaplamalarda, rezene bitkisinin Zn elementi açısından "fitoekstrakte potansiyeli" (akümülatör veya hiperakümülatör) olabileceği tespit edilmiştir.
Favipiravir, levofloksasin, seftriakson, levodropropizin, budesonid, linezolid, kaspofungin diasetat üzerine miyeloperoksidaz enziminin inhibisyonu
Miyeloperoksidaz (MPO, EC 1.11.1.7) oksidoredüktaz olup, memeli nötrofillerindeki başlıca antimikrobik sistem enzimlerinden biridir. İnsan MPO' su ve aktif NADPH oksidaz tarafından üretilmiş H2O2' in nötrofiller ve kupffer hücrelerinde antimikrobiyal işlevleri olduğu düşünülmektedir. Miyeloperoksidazın katalitik etkisi sırasında oluşan reaktif türler normal biyomoleküller ile de tepkimeye girdiklerinden, miyeloperoksidaz enzimi çeşitli enflamatuar hastalıklardaki hücre ve doku hasarına katkıda bulunur. MPO atherosklerozun, merkezi sinir sistemindeki hasar sonucu görülen rahatsızlıkların ve bazı tümör türlerini içeren farklı enflamatuvar hastalıkların sebeplerinden biri olarak görülmektedir. Miyeloperoksidaz enzimi üzerine Favipiravir, Levofloksasin, Seftriakson, Levodropropizin, Budesonid, Linezolid, Kaspofungin diasetat moleküllerinin IC50 değeri sırasıyla 53,31 µM, 53,31 µM, 36,48 µM, 43,32 µM, 43,32 µM, 49,51 µM, 86,64 µM, olarak hesaplanırken, Ki değerleri ise sırasıyla 0,30 nM, 0,73 nM, 0,63 nM, 0,14 nM, 540 nM, 740 nM, 122 nm olarak tespit edilmiştir. Bu antioksidan enzim ile Favipiravir, Seftriakson, Levodropropizin, Budesonid, Linezolid, Kaspofungin diasetat yarışmalı inhibisyon ve Levofloksasin yarışmasız inhibisyon göstermiştir
Ulusal medyada yayınlanan çevre sorunları ile ilgili haberlerin kelime bulutu yöntemi ile analizi: 2018 – 2022 yılları arası
Çevre canlıların hayatları boyunca karşılıklı etkileşimlerini sürdürdükleri, birbirlerinden etkilendikleri ortam olarak tanımlanabilir. Çevreyi canlılar olumlu ya da olumsuz anlamda etkileyebilmektedir. Pek çok platformda çevre sorunları tartışılmakta hem ulusal hem de uluslararası boyutta çözüm aranmaktadır. Bununla birlikte her gün ulusal ve uluslararası medyaya pek çok olumlu ve olumsuz haber yansımakta bilinçli bireylerce bu haberler irdelenmekte ve tartışılmaktadır. Kelime bulutu analizi son yıllarda sıklıkla kullanılan görselleştirme metodudur. Bu görselleştirme tekniğinde farklı alanlarda seçilen metinlerde kelimenin görünüm sıklığı yansır ve kelime boyutu kelimenin sıklığına göre değişir. Kelime bulutu içerisinde kümelenen kelimeler irdelenen konu hakkında en çok tekrarlanan kelimeleri vermektedir. Bu araştırmada 2018-2022 yılları içerisinde ulusal medyaya yansıyan çevre sorunları ile ilgili haberler arama motorunda taranmış ve kelime bulutu ile analiz edilmiştir. Analiz sonucuna göre olumsuz haberlerde en çok tekrar edilen kelimeler "su, hava, plastik, kirlilik, orman, maske, eldiven" iken; olumlu haberlerde "atık, çevre, dönüşüm, elektrik, iklim, tarım, depozito" kelimeleri öne çıkmıştır.
Veri madenciliği yöntemleri kullanılarak su kirliliğinde bulanıklık parametresinin tahmin edilmesi: Sinop ili örneği
Yapılan bu yüksek lisans çalışmasında veri madenciliği modelleri (yapay sinir ağları (YSA), derin öğrenme (DÖ) ve rastgele orman (RO)) kullanılarak Sinop İli merkezde çeşitli mahallelerde ve mevsimlerde su kirliliğinde bir parametre olan bulanıklığı belirlemek için suda çözünmüş toplam katı madde miktarı (TDS) değerleri tahmin edilmiştir. Bu amaçla ilk önce belirlenen mahallerde (Osmaniye, Gelincik, Kaleyazısı, Camikebir, İncedayı, Kefevi, Ada ve Zeytinlik) ve 4 farklı mevsimlerde su örnekleri alınmış ve bu örneklerin TDS değerleri belirlenmiştir. Her bir gruptan 10 tekrar olmak üzere toplam 320 ölçüm yapılmıştır. Aynı zamanda su örneklerinin pH ve sıcaklık değerleri de belirlenmiştir. Daha sonra bu TDS değerlerinin istatistiksel analizi ve YSA, DÖ ve RO modelleriyle tahmini yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda TDS değerleri üzerinde mevsimin etkili fakat mahallenin etkili olmadığı belirlenmiştir. Yapılan modelleme çalışması sonucunda kullanılan her üç modelinde TDS değerlerini tahmin etmede son derece başarılı olduğu ve bu üç modelin TDS değerini tahmin etmede kullanılabileceği belirlemiştir. Bu üç model içerisinde en iyi performans değerlerini (doğruluk (test aşaması) % 98.92 ve korelasyon katsayısının (R2) test aşaması 0.966 ve eğitim aşaması 0.977) veren model ise rastgele orman modeli bulunmuştur. Rastgele orman modelinde faktörlerin arasında en büyük ağırlığın sıcaklık (0.490) en düşük ağırlığın ise mevsim (0.025) olduğu belirlenmiştir. Veri madenciliği modelleri kullanılarak çevre kirliliğini tahmin etmede yapılan çalışmalar sınırlı sayıda bulunmaktadır. Bu alanda yapılan çalışmalar arttırılarak literatüre katkı sağlanabilir. Böylece bu alanda çalışma yapacaklara yararlı bilgiler verilebilir.
Kronik hastalığı olan bireylerde hastalığa uyum ve öz bakım yönetimi davranışlarının çevresel ve bireysel faktörler ile ilişkisi
Kronik hastalıklar dünya genelinde ölüm nedenlerinin başlıca sebeplerinden biridir. Kronik hastalığı bulunan bireylerin hastalığa uyumları ve öz bakım yönetimi davranışlarının geliştirilmesinde çevresel ve bireysel faktörlerin önemi büyüktür. Bu çalışma kronik hastalığı olan bireylerde hastalığa uyum ve öz bakım yönetimi davranışlarının çevresel ve bireysel faktörler ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Aralık 2023- Mart 2024 tarihleri arasında Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi yataklı servislerinde yatmakta olan ve kronik hastalığı bulunan 312 birey oluşturmuştur. Veriler; ''Sosyodemografik Özellikler ve Hastalık Bilgi Formu'', ''Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği'' ve ''Kronik Hastalıklarda Öz bakım Yönetimi SCMP-G Anketi'' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 29.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, One-Way ANOVA, Pearson Korelasyon analizi ve regresyon analizi testleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda kronik hastalıklara uyum ölçeği toplam puan ortalaması 77,00±10,00, Kronik Hastalıklarda Öz bakım Yönetimi ölçeği toplam puan ortalaması ise 107,52±12,51 olarak bulunmuştur. Hastaların eğitim düzeyi, çocuk sahibi olma durumu, çalışma ve ekonomik durumları, yaşanılan yer ve beden kitle indeksleri ile ölçek puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca yapılan analizler sonucunda kronik hastalıklara uyum ile öz koruma arasında (r=0,146, p<0,05), fiziksel uyum ile kronik hastalıklarda öz bakım (r=0,135, p<0,05) ve öz koruma (r=0,135, p<0,05) arasında ve sosyal uyum ile öz koruma arasında düşük düzeyde pozitif ilişki saptanmıştır (r=0,130, p<0,05). Kronik hastalığı olan bireylerin kronik hastalığa uyumları ve öz bakım yönetimi orta seviyede bulunmuştur. Bireylerin kronik hastalığa olan uyumu ve öz bakım yönetimi davranışlarının geliştirilmesi, eğitim durumlarının arttırılması, ekonomik olanaklarının geliştirilmesi çevresel ve bireysel faktörlerin bu doğrultuda düzenlenmesi önerilmektedir.
Bazı bitkisel uçucu yağların depo zararlısı tenebrio molitor (Coleoptera: tenebrıonıdae)'un biyolojisine etkisi, insektisit olarak kullanımı ve çevreye olan etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma bitkisel uçucu yağların depo zararlıları üzerinde insektisit olarak sentetik pestisitlerin yerine kullanılabilirliğini araştırmak için yapılmıştır. Çalışmada Tyhmus vulgaris (Kekik), Hypericum perforatum (Sarı kantaron), Pogostemon cablin (Paçuli) ve Azadirachta indica (Tesbih Ağacı) bitkisel uçucu yağlarının önemli depo zararlısı olan T. molitor'un gelişim evrelerinde kontakt ve repellent etkileri araştırılmıştır. Bitkisel uçucu yağların %10'luk çözeltileri kontakt ve repellent testlerinde uygulanmış ve 24 saat sonunda ölüm oranları araştırılmıştır. Her iki metod için testler beş tekerrürlü olarak yapılmış ve her tekerrür için 10 adet larva, pupa ve ergin kullanılmıştır. Larva, pupa ve erginlerin aynı oranda bitkisel uçucu yağlardan etkilendiği görülmüştür. Kontakt etki testi sonuçlarına göre bitkisel uçucu yağların muamelesinde larva, pupa ve erginlerde %100,0 0,0 ölüm oranı gözlemlenmiştir. Repellent etki testlerinde ise kekik bitkisel uçucu yağının larva testlerinde %90,0 0,1 oranında ölüm meydana gelmiş, T. molitor'un diğer yaşam evrelerinde %100,0 0,0 oranında ölüm meydana gelmiştir. Tesbih ağacı ergin denemelerinde %95,0 0,6 oranında ölüm meydana gelmiş, T. molitor'un diğer yaşam evrelerinde %100,0 0,0 oranında ölüm meydana gelmiştir. Sarın kantaron ve paçuli bitkisel uçucu yağı T. molitor'un bütün yaşam evrelerinde %100,0 0,0 ölüm meydana getirmiştir. Çalışmada kullanılan bitkisel uçucu yağların T. molitor'un larva, pupa ve erginlerinde yüksek derecede toksik etki gösterdiği görülmüştür. Yapılan çalışma sonuçlarına göre ümitvar sonuçlar elde edilmiş ve bitkisel uçucu yağların insektisit olarak kullanılabilir olduğunu göstermiştir.
Ortaokul 5.-6.-7. sınıf öğrencilerinin, akran zorbalığı türlerine maruz kalma ve baş etme yollarının incelenmesi (Ayancık ilçesi örneği)
Çocukluk ve ergenlik dönemi bireyin, sosyal değişimlere en açık olduğu çağ olmakla beraber bu dönemde maruz kalınan olumsuz yaşantılar çocukların ve gençlerin, gruptaki şiddet ve zorbalık eylemlerini benimsemelerine ve kanıksamalarına yol açmaktadır. Akran zorbalığı olarak tanımlanan bu davranışların, Türkiye'de ve dünyada hızla artması sonucu, zorbalığa karışan öğrencileri de içeren araştırmalara ağırlık verilmiştir. Bu nedenle bu araştırmada ortaokul 5.-6.-7. sınıf öğrencilerinin akran zorbalığı türlerine maruz kalma ve baş etme yollarının incelenmesi amaçlanmıştır. Sinop ili Ayancık ilçesinde resmî bir ortaokulda 2023-2024 eğitim-öğretim döneminde okula devam eden toplam 223 öğrenciye uygulanmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada fenemoloji deseni kullanılmıştır. Katılımcı öğrencilerin yaş aralığı 10-12 arasında değişmektedir. Yüz yüze uygulanan Form-1 ve Form-2 anketleri ile veriler toplanmıştır. Betimsel metot kullanılarak yapılan çalışmada; frekans ve yüzde oranları ile istatistikler çıkarılmıştır. Araştırma sonucuna göre; öğrencilerin zorbalığı tanımlarken bileşenleri ifade etmeyerek terimsel tanım yapamadıkları; şiddet ve zorbalık kavramlarını birbirleri yerine kullanmaları ile beraber akran zorbalığı olaylarını ayırmakta güçlük çektikleri, yüzeysel bilgiye sahip oldukları; öğrencilerin okulda akran zorbalığı olayları ile karşılaştıkları/şahit oldukları; olayların en çok okulda olduğu; en fazla sınıflarından ve diğer sınıflardan arkadaşlarının zorbalık yaptığı; zorbalığın en çok erkekler tarafından yapıldığı ve kızların mağdur olduğu; karşılaştıkları akran zorbalığı olaylarında güvendikleri bir yetişkin, aile, öğretmen ile paylaşma yolunu seçtikleri; durumu aileleri ile paylaştıkları; ailelerinin çoğunlukla okul idaresi ve öğretmenlerle zorbalık olaylarını görüştükleri; zorbalık olaylarında arkadaşlarından yardım aldıkları, zorbalık olaylarının ders başarısını etkilemediği, akran zorbalığında ailelerinden, sınıf rehber öğretmenlerinden ve güvendikleri bir yetişkinden yardım isteyerek başa çıktıklarına ulaşılmıştır. Sonuç olarak; öğrencilerin şiddet ve zorbalık kavramlarını birbirleri yerine kullanmaları ile beraber akran zorbalığı olaylarını ayırmakta güçlük çektikleri görülmüştür. Akran zorbalığı ile ilgili benzer yaş gruplarındaki araştırmaların artması, eksiklerin ortaya çıkarılıp bu doğrultuda araştırmalar yapılmasına katkı sağlayacaktır.
Sosyal çalışmacıların iş sağlığı ve güvenliğine bakış açıları
Bu çalışma, sosyal çalışmacıların iş sağlığı ve güvenliği (İSG) konusundaki farkındalıklarını ve bu alandaki bilinç düzeylerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. İş sağlığı ve güvenliği, işin yürütülmesi sırasında ortaya çıkabilecek çeşitli tehlike ve risklerden çalışanları korumak için yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalardır. Sanayileşme ve teknolojik gelişmelerle birlikte iş çeşitliliği ve çalışma şartları değişmekte, bu da çalışanların daha fazla tehlike ve riskle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Bu tehlikeli ve riskli durumlar, çalışanların fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta, meslek hastalıkları ve iş kazalarının artmasına, can ve mal kayıplarına yol açmaktadır.Sosyal çalışmacılar, kamu, sivil toplum kuruluşları, özel huzurevleri ve bakım merkezleri gibi çeşitli alanlarda hem yönetici hem de çalışan olarak görev yapmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sosyal çalışmacılar arasında iş sağlığı ve güvenliği bilinci oluşturmak, onların sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamında çalışıp çalışmadıklarını belirlemek ve çalıştıkları işyerlerinde meydana gelen iş kazalarının istatistiklerini incelemektir. Araştırma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Yerel Yönetimler, Sağlık Bakanlığı, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve özel kuruluşlarda çalışan sosyal çalışmacılar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara anket uygulanarak demografik veriler, mesleki deneyim, İSG bilgi düzeyi, eğitim durumu ve İSG uygulamaları hakkında bilgi toplanmış ve istatistiksel analizlerle değerlendirilmiştir.
Sosyal hizmet bölümü öğrencilerinin çevresel duyarlılıklarının incelenmesi
Sosyal Hizmet mesleği, politikalar ve programlar aracılığıyla sosyal, ekonomik ve çevresel önceliklerin entegrasyonunu dikkate almaktadır. Çevre sorunlarının giderek daha fazla küresel boyut kazandığı günümüzde çevre sorunları konusundaki toplumsal ve bireysel duyarlılılığın önemi tartışmasız büyük önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı; Sosyal Hizmet Bölümü öğrencilerinin çevresel duyarlılık durumlarının incelenmesidir. Araştırma Şubat 2024-Mart 2024 tarihleri arasında Sinop Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören toplam 140 Sosyal Hizmet Bölümü öğrencisi ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Bilgi Formu" ile "Çevreye Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 23.0 programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Sürekli sayısal değişkenlerin tanımlayıcı istatistiklerinin gösteriminde ortalama±standart sapma, kategorik değişkenlerin gösteriminde frekans dağılımı şeklinde sayı ve yüzde kullanılmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, ikiden fazla grup arasındaki punaların karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel kararlarda p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21,65±2,513 olup %57,1'i 21-23 yaş aralığında, %90,7'si kadındır. Öğrencilerin çoğunluğu (%97,1) herhangi bir çevre veya iklim değişikliği kulübüne üye olmadığını ve çevre konusunda herhangi bir eğitim/etkinliğe katılmadığını (%42,1) ifade etmiştir. Katılımcıların çoğunluğu (%82,9) çevre konusunda bir sosyal sorumluluk projesinde görev almadığını belirtmiştir. Öğrencilerin ölçekten aldığı total puan ortalaması 82,92±10,558; "Bilgi/Duygu Alt Boyutu" puan ortalaması 35,60±5,893; "Duyarlı Davranış Alt Boyutu" puan ortalaması 11,64±1,989; "Özenli Davranış Alt Boyutu" puan ortalaması 12,70±1,891; "Enerji/Ürün Tasarrufu Alt Boyutu" puan ortalaması 7,75±1,798; "Geri Dönüşüm Alt Boyutu" puan ortalaması 15,22±3,402 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, yaşanılan yer, gelir durumu, mezun olduğu lise, sınıf, anne eğitim durumu ve baba eğitim durumu ile "Çevreye Yönelik Tutum Ölçeği" toplam puanı ve alt boyut puanları sıra ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p˃0,05). Araştıma sonucunda Sosyal Hizmet Bölümü öğrencilerinin çevreye yönelik olumlu bir tutuma sahip olduğu ve olumlu tutum düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda Sosyal Hizmet bölümlerinin müfredat programında öğrencilerin çevresel duyarlılıklarını artıracak derslere/konulara/etkinliklere daha fazla yer verilmesi, öğrencilerin konu ile ilgili projelere teşvik edilmesi önerilmektedir.
Çevresel koşullar kapsamında sinop merkez ve ilçelerinde pazar yerlerindeki ürünlerin etnobotanik özellikleri
Bu çalışmada, çevresel koşullar kapsamında Sinop Merkez ve ilçelerinde Pazar yerlerindeki ürünlerin etnobotanik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Sinop Merkez, Gerze, Ayancık, Boyabat, Saraydüzü, Durağan, Türkeli, Dikmen, Erfelek, ilçelerindeki pazar yerlerindeki kişilerle yüz yüze görüşülerek tarafımızca hazırlanan anket soruları sorulmuştur. Sorulan sorularla Sinop merkez ve ilçelerindeki pazarcılık yapan kişilerin ve bitkisel ürünleri tanıyan bu ürünlerle ilgili bilgi sahibi olan kişilerin demografik bilgileri ve sattıkları bitkisel ürünlerin etnobotanik önemleri araştırılmaya çalışılmıştır. Sorulara yöneltilen yanıtlar karşılaştırılmıştır. Bitki örneklerinin halk arasındaki yerel isimleri öğrenildikten sonra bilimsel adları takson ve familyaları ortaya çıkarılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre çalışma yapılan bölgelerde genel olarak aynı iklimsel koşulları olduğu için ve çalışma yapılan bölgelerin birbirine yakın çevreler olmasından dolayı genel olarak aynı çeşit bitkilerle karşılaşılmıştır. Yapılan çalışmada mevsimsel olarak da değerlendirmeler yapılmıştır. Pazarlardaki farklı bitkisel ürün ve çeşitliliğin özellikle yaz ve sonbahar mevsimlerinde yoğunlaştığı ortaya çıkmıştır. Bu sayede özellikle coğrafik ve iklimsel değişikliklerin etkisinden kaynaklı olarak, ürünlerin çeşitlilik gösterdiği görülmüştür. Ulaşılan sonuçlar etnobotanik çalışmalar için anlamlı olacağı gibi, yerel halkın kullandığı bitkisel ürünlerin gelecek kuşaklara iletilebilmesi ve yapılacak olan diğer etnobotanik çalışmalar için literatüre katkı sağlayarak ülkemizin bitkisel ürün çeşitliliğinin ve zenginliğinin farkındalığını arttıracaktır. ANAHTAR KELİMELER: Sinop; Etnobotanik; Pazar yerleri; Çevresel faktörler
Sinop ili Karasu Deresi sedimentlerinde ağır metal kirliliğinin incelenmesi
Bu çalışma, Sinop ilinde bulunan Karasu Deresi'nin sediment kalitesini değerlendirmek ve olası kirlilik kaynaklarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nisan-Eylül 2023 döneminde üç farklı istasyondan toplanan sediment örneklerinde ağır metal analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçları, dere su kalitesinin insan faaliyetlerinden, özellikle yerleşim yerlerinden kaynaklanan kirlilik kaynaklarından etkilendiğini göstermektedir. Yerleşim yerlerine yakın olan İstasyon 2'de ağır metaller, organik kirleticiler ve besin maddeleri bakımından en yüksek konsantrasyonlar ölçülmüştür. Dere kaynağına yakın olan İstasyon 1'de ise kirletici konsantrasyonları daha düşüktür. Bu durum, İstasyon 1'in insan faaliyetlerinden nispeten uzak ve doğal koşulların daha baskın olduğu bir nokta olmasından kaynaklanmaktadır. Çalışma sonuçları, Karasu Deresi'nin su kalitesinin korunması ve iyileştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Diyetisyenlerin diyet listelerinde su ürünleri kullanımı ile ilgili tutumlarının belirlenmesi
Bir toplumda sağlığın nesiller boyu devam edebilmesi o toplumu oluşturan bireylerin sağlıklı beslenmeyi bir yaşam biçimi olarak benimsemeleri ile mümkün olabilmektedir. Bireylerin yaşı, cinsiyeti, sosyo-ekonomik düzeyi, yaşadığı çevre, eğitim durumu, sağlık durumu vb. gibi pek çok faktör besin tercihleri üzerine etkili olmaktadır. Su ürünlerinin dünya genelinde artan protein ihtiyacının karşılanması için temel bir kaynak olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu çalışmada, Türkiye genelinde aktif görev yapan diyetisyenlerin su ürünlerini, diyet listelerinde kullanıma yönelik tutumları değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, diyetisyenlerin büyük çoğunluğunun balık tüketimini haftalık olarak önerdiğini, ancak balık dışı su ürünlerinin kullanım sıklığının oldukça düşük olduğunu göstermiştir. Katılımcıların %91,16'sı danışanlarının diyet listelerinde balığa haftada 1 veya 2 kez yer verdiğini belirtmiş; buna karşın %64,09'u balık dışı su ürünlerini hiç önermemektedir. Faktör analizi sonuçlarına göre elde edilen alt boyutlar incelendiğinde, en yüksek ortalama "Ambalajlı ve İthal Su Ürünlerine Yönelik Güvenlik ve Tercih Algısı (F1)" boyutunda (x̄=3,373), en düşük ortalama ise "Beslenme ve Diyetetik Uygulamalarında Su Ürünleri Bilgisi (F6)" (x̄=2,008) boyutunda gözlenmiştir. Araştırma sonuçları katılımcı diyetisyenlerin %79'unun diyet listelerinde su ürünlerinin alerjik etkilerine dikkat edilmesi gerektiğini düşündüklerini ortaya çıkarmıştır. Diyetisyenlerin Marmara ve Karadeniz Bölgeleri'nde su ürünleri tüketimini önerme sıklığı daha yüksekken, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgeleri'nde bu oran daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak, Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen su ürünleri tüketiminin genel olarak yetersiz olduğu açıktır. Bu durum yalnızca toplumda değil, sağlık profesyonelleri arasında da bilgi ve tutum eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. Su ürünleri tüketimi; bölgesel, sosyokültürel ve lojistik faktörlere bağlı olarak farklılık göstermekte, diyetisyenlerin önerme sıklıkları da bu etkenlere paralel olarak değişmektedir.
Şiddetle mücadelede kolluk kuvvetlerinin şiddet algısı bilinçli farkındalık düzeyleri ve savunma biçimlerinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışması, kolluk kuvvetlerinde görev yapan bireylerin şiddet algılarının, bilinçli farkındalık düzeylerinin ve kullandıkları savunma biçimlerinin kapsamlı bir analizini sunmaktadır. Araştırmada, bu üç temel psikolojik yapının (algı, farkındalık ve savunma) birbirleriyle olan ilişkisi nicel verilerle ele alınmıştır. Araştırmanın evrenini Sinop il merkezinde görev yapan kolluk kuvvetleri personeli oluşturmuştur. Örneklem, 18 yaş ve üzeri, araştırmaya gönüllü olarak katılan toplam 554 kolluk personelinden meydana gelmiştir. Veri toplama aracı olarak Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Savunma Biçimleri Ölçeği, Yakın İlişkilerde Şiddet Sorumluluğu Ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Bu çalışmada elde edilen korelasyon analizlerine göre; bilinçli farkındalık düzeyi arttıkça şiddeti minimize etmenin, şiddeti kabul etmenin ve partneri suçlamanın azaldığı tespit edilmiştir. İmmatür yani ilkel savunma biçimleri arttıkça olumsuz şiddet sorumluluğu algı düzeyleri de artmaktadır. Bilinçli farkındalık düzeyi ile savunma biçimlerinin arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Savunma mekanizmalarının daha işlevsel hale getirilmesine yönelik kendini tanıma atölyeleri ve şiddet sorumluluğu algısının güçlendirilmesine yönelik psikoeğitim programlarının geliştirilmesi, bilinçli farkındalık temelli eğitimlerin meslek içi uygulamalara entegre edilmesi etkili ve yararlı olabilir. Bu araştırma hem literatüre hem de kolluk kuvvetleri için geliştirilecek psikoeğitim ve politika önerilerine somut katkı sağlayacak niteliktedir.