
76
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Otizm spektrum bozukluğu olan bireylerde ergenlik süreci
Bu çalışmada Otizm Spektrum Bozukluğu Olan(OSB'li) bireylerin ergenlik sürecinde sergiledikleri davranışlar hakkında bilgi edinmek ve daha önce Tipik Gelişim Gösteren(TGG) bireyler konusunda yapılmış çalışmalar ışığında varsa farkları belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan olgubilim deseninden yararlanılmıştır. Çalışmanın örneklemi farklı sınıf ve kademelerde eğitim gören ergenlik sürecindeki 9(Dokuz) OSB'li bireyin anne veya babaları oluşturmuştur. Veriler yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış olmakla birlikte, bu verilere iki farklı formdaki sorular sorularak ulaşılmıştır. Görüşmeler velilerin müsaitlik durumuna göre online veya yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre OSB'li bireyler ile TGG bireyler arasında ergenlik sürecinde fiziksel gelişimde benzerlikler tespit edilmiş olsa da davranışsal anlamda bir takım farklılıkların olduğu ortaya konulmuştur. OSB'li bireylerin ergenlik sürecinde TGG akranlarından farklı olarak bazı uygun olmayan davranışlar sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında bu süreci dingin biçimde geçiren OSB'li bireylerin de olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmaya katılan OSB'li bireylerin anne ve babalarının ergenlik sürecinde uzman desteğine başvurdukları ve velilerin büyük çoğunluğunun(8 kişi) cinsel eğitimin ve ailelerin bu konuda bilgilendirilmesinin gerekli olduğuna inandıkları tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulguların OSB'li bireylerin ergenlik sürecinin anlaşılmasına ve OSB'li bireylerin ailelerine yönelik eğitim içeriklerinin planlanmasına ve uygulanmasına katkı sunacağı düşünülmektedir.
Orta düzey zihinsel yetersizliği olan öğrencilerin aile konulu çizimleri ve aile ilişkilerinin incelenmesi
Tezin Adı: Orta Düzey Zihinsel Yetersizliği Olan Öğrencilerin Aile Konulu Çizimleri ve Aile İlişkilerinin İncelenmesi Yazar Adı: Burak YÜKSEL ÖZET Bu araştırmada orta düzeyde zihinsel yetersizliği olan öğrencilerin aile ilişkilerini, Aile Çiz Testi ve Çocuk- Anababa İlişki Ölçeği ile incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada karma araştırma yöntemlerinden zenginleştirilmiş desen kullanılmıştır. Çalışma grubu ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Çalışmaya Tokat - Erbaa ilçesinde Erbaa Özel Eğitim Uygulama Okulu'nda eğitim öğretime devam eden 30 öğrenci ve velileri katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Aile Çiz Testi İnceleme Formu ve Çocuk – Anababa İlişki Ölçeği kullanılmıştır. Aile Çiz Testi 30 öğrenciye bir ay arayla iki defa uygulanmıştır. Çocuk resimlerinde yer alan detaylar incelenip Aile Çiz Testi İnceleme Formu oluşturulmuş ve bu doğrultuda kodlanmıştır. Bu süreç içerisinde çalışmaya katılan öğrencilerin ebeveynleriyle de Çocuk Anababa İlişki Ölçeği uygulanmıştır. Aile Çiz testi İnceleme Formu ve Çocuk anababa ilişki ölçeğinden elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 25 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda orta düzey zihinsel yetersizliği olan öğrencilerin aile konulu çizimlerinde yer alan detaylar ile çocuk anababa ilişki ölçeğinden elde edilen veriler arasında istatistiki bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Zihinsel Yetersizlik, Aile Çizimi, Çocuk Resimleri
Yunanistan'da engelli ve/veya özel eğitim gereksinimi olan çocuğa sahip anne-babaların yaşam kalitesi ve umutsuzluk düzeylerinin incelenmesi
Bu tez, Yunanistan'da engelli ve/veya özel eğitim gereksinimi olan çocuklara sahip anne ve babaların yaşam kalitesi ve umutsuzluk düzeylerini incelemektedir. Araştırmanın amacı, bu ailelerin yaşam kalitesini belirleyen faktörleri ve bu faktörlerin umutsuzluk düzeyleri ile olan ilişkisini ortaya koymaktır. Bu bağlamda araştırma nicel araştırma yöntemlerinden birisi olan genel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiş ve Yunanistan'da yaşayan 297 engelli ve/veya özel eğitim gereksinimi olan çocuğa sahip anne-babadan veri toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak "Bireysel Bilgi Formu", "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu" (WHOQOL-Bref) ve "Beck Umutsuzluk Ölçeği" (BUÖ) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, engelli ve/veya özel eğitim gereksinimi olan çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesi ortalamanın üzerinde, umutsuzluk düzeyleri ise hafif düzeydedir. Annelerin ve babaların yaşam kaliteleri arasında anlamlı bir fark bulunmazken, annelerin umutsuzluk düzeylerinin babalara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yaşam kalitesi ve umutsuzluk düzeyleri, ebeveynlerin yaşı, eğitim durumu, iş durumu, gelir düzeyi ve çocuklarının engel derecesine göre değişiklik göstermektedir. Özellikle eğitim seviyesi arttıkça yaşam kalitesi artmakta ve umutsuzluk düzeyleri azalmaktadır. Bu bulgular, ebeveynlerin yaşam kalitelerini artıracak ve umutsuzluk düzeylerini azaltacak müdahalelerin önemini vurgulamaktadır. Ebeveynlerin yaşam kalitesi ile umutsuzluk düzeyleri arasında negatif bir ilişki bulunmuş, yaşam kalitesi arttıkça umutsuzluk düzeylerinin düştüğü gözlemlenmiştir. Bu nedenle, ebeveynlerin yaşam kalitesini artıracak destek programlarının geliştirilmesi önerilmektedir.
Sınıf öğretmeni adaylarını öğretmenlik uygulaması sürecinde kaynaştırma eğitimine hazırlamaya yönelik uygulama rehberi ve web sitesi geliştirme
Bu araştırmanın amacı, Sınıf Öğretmenliği Lisans Programı Öğretmenlik Uygulaması 1 ve 2 derslerinin, etkili kaynaştırma uygulamalarını destekleyecek şekilde yürütülmesinde öğretmen adayları ve uygulama öğretim elemanlarının kullanımına yönelik uygulama rehberi ve web sitesi geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada tasarım tabanlı araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcı grubunu, Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Eğitimi Anabilim Dalı'nda dördüncü sınıfta öğrenim gören yirmi sekiz öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırma sürecinde görüşmelerden elde edilen veriler, MAXQDA 24 veri analiz programı aracılığıyla betimsel analizle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda uygulama rehberinde, kaynaştırma eğitimiyle ilgili teorik içeriklerin; infografikler, uyarlanmış ders planı şablonu ve örnekleri, bilimsel yayınlar, öğretim etkinliklerinde yararlanılabilecek dijital kaynaklar, BEP'le ilgili güncel kaynaklar, öğretimsel uyarlamalara yönelik kontrol listeleri ve gözlem formları gibi materyallerle, uygulama okulunda gerçekleştirilebilecek uygulama temelli etkinlikler ve süreçte gerçekleştirilebilecek sosyal etkileşim toplantılarının öğretmen adayları tarafından olumlu geri bildirimlerle değerlendirildiği görülmüştür. Araştırmada öğretmen adaylarının çoğunluğu web sitesinin içeriğini yararlı bulmuş, KPSS hazırlık sürecinin yoğunluğu nedeniyle web sitesini genellikle bilgi alma ve bilgileri depolama amaçlı kullandıklarını, özellikle "özet", "videolar" ve "sesli sunular" gibi içeriklerden yararlandıklarını belirtmişlerdir. Öğretmen adayları bu süreçte uygulanan web destekli koçluk uygulamasına yönelik memnuniyetlerini ifade etmişlerdir. Ayrıca kaynaştırma öğrencilerine yönelik öğretimsel uyarlamaların ve BEP'nin gerekliliğini belirtmiş ancak uygulama okullarında bu uygulamalara yer verilmediğine yönelik gözlemlerini de paylaşmışlardır. Araştırmada, araştırma sonuçlarına dayalı olarak uygulamaya ve ileri araştırmalara ilişkin önerilere yer verilmiştir.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda görülen problem davranışlar ve bu problem davranışların çözümüne ilişkin özel eğitim öğretmenlerinin görüşleri
Bu araştırmada otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda görülen problem davranışlar ve bu problem davranışların çözümüne ilişkin özel eğitim öğretmenlerinin görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomolojik desen kullanılmış ve toplanan verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Yalova ilindeki bir özel eğitim uygulama okulunda görev yapan sekiz özel eğitim öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ve yarı yapılandırılmış açık uçlu sorular kullanılmıştır. Araştırmada özel eğitim öğretmenleri en çok bağırma, arkadaşlarına ve kendisine vurma, sınıf içerisinde durmak istememe, çığlık atma, etraftaki eşyalara zarar verme problem davranışlarının görüldüğünü ifade etmişlerdir. Araştırma sonucunda, özel eğitim öğretmenlerinin problem davranışlarla baş etmede en sık kullandıkları stratejilerin; olumlu pekiştirme, olumsuz pekiştirme, dikkat dağıtma, görmezden gelme, yer değiştirme ve seçenek sunma gibi davranış önleyici yaklaşımlar olduğunu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda, özel eğitim öğretmenlerinin davranış müdahale yöntemlerini geliştirebilmeleri için lisans eğitimlerinde davranışsal müdahale yaklaşımlarına yönelik derslerin uygulamalı içeriklerle zenginleştirilmesi ve hizmet içi eğitimlerin sık sık ve kapsamlı olması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu doğrultuda, olumlu davranış destekleri, işlevsel davranış analizi ve önleyici sınıf yönetimi stratejilerine dayalı uygulamaların eğitim sistemine bir bütün olarak dahil edilmesi önerilmektedir.
Mobil öğrenme tabanlı zenginleştirilmiş dijital etkinlik çizelgelerinin otizmli çocukların sembolik oyun becerilerini öğrenmelerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocuklar için "Dijital Etkinlik Çizelgeleri ile Sembolik Oyun Öğretim Programı" (DEÇSÖP) geliştirmek, geliştirilen öğretim tasarımının OSB'li erken çocukluk dönemindeki bir çocuğun sembolik oyun becerileri üzerindeki etkililiğini sınamak ve program sonrası tasarım sürecine katılan eğitimcilerin görüşlerine yer vermek olarak belirlenmiştir. DEÇSÖP, Brown ve Green (2016)'in öğretim tasarımı geliştirme süreci aşamaları takip edilerek geliştirilmiştir. Öğretim tasarımı; ihtiyaçların belirlenmesi, uygulanması ve değerlendirilmesi olmak üzere üç temel aşamadan oluşmaktadır. İhtiyaç analizi aşamasında, OSB'li çocuklarla en az bir dönem çalışmış öğretmenler arasından seçilen katılımcıların görüşlerine başvurulmuştur. Bu aşamada, Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan büyükşehirlerinden birinin sosyo-ekonomik olarak üst düzeyde konumlanan bir ilçesindeki UDA temelli bir özel eğitim kurumunda çalışan 16 eğitimci yer almıştır. Programın etkililiğinin değerlendirilmesine yönelik uygulama aşaması ise aynı kurumda eğitim alan OSB tanılı veya risk altında bulunan iki öğrenci (pilot uygulama: bir ve tek denekli araştırma: bir) ile yürütülmüştür (2022-2014). Araştırmanın modellenmesi, karma araştırma desenlerinden çok aşamalı karma yöntem ile gerçekleştirilmiş ve öğretim programının etkililiğini belirlemek için, tek-denekli araştırma modellerinden davranışlar arası yoklama evreli çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Bulgular, DEÇSÖP' ün OSB'li bir çocuğa mobil öğrenme tabanlı zenginleştirilmiş dijital etkinlik çizelgeleriyle sembolik oyun becerilerini öğretmede etkili olduğunu göstermiştir. Sonuçlar DEÇSÖP' ün OSB'li çocuklarda sembolik oyun becerilerinin geliştirilmesinde etkili olduğunu ve sürece katılan alandaki eğitimcilerin memnuniyetini de göstermektedir. DEÇSÖP' ün yaygınlaştırılmasının OSB'li çocukların öğretim programlarına yönelik önemli bir adım olacağı da düşünülmektedir.
Doğrudan öğretim yöntemiyle sunulan 3 boyutlu dokunsal ve sesli hikayelerin görme engelli bireylerin okuma becerisi üzerindeki etkililiği
Bu araştırmada, doğrudan öğretim yöntemiyle sunulan, 3D yazıcı teknolojisiyle hazırlanmış üç boyutlu dokunsal ve sesli hikâyelerin, görme engelli öğrencilerin okuduğunu anlama becerileri, okuma doğruluğu ve bilginin kalıcılığı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Ayrıca bu öğretim sürecinin, görme engelli öğrencilerin kişiler arası ve ortamlar arası genelleme becerilerine olan katkısı ve öğretimden sonraki 15, 30 ve 45. günlerde elde edilen izleme verileri değerlendirilmiştir. Araştırmaya İstanbul ili Üsküdar ilçesinde bulunan Türkan Sabancı Görme Engelliler İlkokulu'nda öğrenim gören üç görme engelli öğrenci katılmıştır. Araştırmanın sosyal geçerliliğine ilişkin veriler, deneklerin ebeveynlerinden, yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla öznel değerlendirme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada, tek denekli araştırma yöntemlerinden biri olan ve denekler arası çoklu yoklama modeli şeklinde uygulanan çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Araştırma bulguları, doğrudan öğretim yöntemiyle sunulan üç boyutlu dokunsal ve sesli hikâyelerle gerçekleştirilen okuduğunu anlama öğretiminin, görme engelli öğrencilerin okuduğunu anlama becerilerini geliştirmede ve öğrendiklerini 15, 30 ve 45 gün sonra da korumalarında etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca öğrencilerin hikâyeleri farklı kişiler ve ortamlarda genelleyebildikleri, ebeveynlerin de bu yönteme ilişkin olumlu görüş bildirdikleri belirlenmiştir. Araştırma sonuçları, üç boyutlu dokunsal ve sesli hikâye materyallerinin, görme engelli öğrencilerin okuma sürecine yönelik destekleyici ve sürdürülebilir bir öğretim aracı olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.
Batı Trakya'da yaşayan okul öncesi dönem çocukların öğrenme güçlüğü erken belirtileri ile yürütücü işlev becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Batı Trakya'da yaşayan okul öncesi çocukların öğrenme güçlüğü riski erken belirtisi ile yürütücü işlev becerisi arasındaki ilişkidir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışma 2025 yılında Yunanistan'ın Batı Trakya Bölgesi, Gümülcine şehrinde yaşayan beş ve alt yaş okul öncesi dönemdeki çocuklar ile yürütülmüştür. Katılımcılar kartopu örnekleme yöntemi ile belirlenmiş, aileler üzerinden zincirleme şekilde ulaşılarak veriler toplanmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Öğrenme Güçlüğü Erken Belirtileri Tarama Ölçeği ve Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlevler Envanteri kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde etik kurul izni alınmış, ardından gönüllü ailelere Veli Katılım Onam Formu verilmiştir. Her aileye ölçekler dağıtılmış tüm ölçme araçları iyi derecede Türkçe bilen ebeveynler tarafından doldurulmuştur. Veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Dağılım normalliği çarpıklık ve basıklık değerleri ile test edilmiştir. Dağılımın parametrik olduğu tespit edilmiştir. İlişkileri incelemek için Pearson korelasyon katsayısı ve Basit Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Cinsiyet, yaş, sosyoekonomik durum gibi değişkenlere göre farklılıkları belirlemek için Bağımsız Örneklem t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Anlamlı farklılıkların etki büyüklükleri için Cohen's d ve eta-kare (η²) değerleri hesaplanmıştır. Çalışmada okul öncesi dönemde öğrenme güçlüğü riski taşıyan çocukların oranı belirlenmiş, bu riskin yürütücü işlevlerin alt boyutları olan çalışan bellek ve ketleme becerileriyle nasıl ilişkilendiği değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularından elde edilen sonuca göre çocukların yaklaşık %4'ünün öğrenme güçlüğü riski yaşadığı, %5'lik grubun yüksek risk altında, %19-36 arasındaki oranın ise orta düzeyde risk altında olduğu tespit edilmiştir. Öğrenme güçlüğü riski ile yürütücü işlevler arasında güçlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Özellikle çalışan bellek ve ketleme sorunları, öğrenme güçlüğü erken belirtilerinin önemli yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Çocukların öğrenme güçlüğü riskinin yaklaşık üçte birinin yürütücü işlev sorunlarıyla açıklanabildiği bulunmuştur. Cinsiyet açısından bakıldığında, erkek çocukların bilişsel beceri alanında öğrenme güçlüğü riskinin kızlara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ancak genel risk düzeyinde anlamlı bir cinsiyet farkı olmadığı saptanmıştır. Yaş açısından ise, beş yaşındaki çocukların dil, iletişim, psikomotor ve sosyal-duygusal becerilerde altı yaş grubuna kıyasla daha yüksek risk taşıdığı bulunmuştur. Sonuçlar, okul öncesi dönemde yürütücü işlev becerilerinin desteklenmesinin öğrenme güçlüğü riskinin azaltılmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Araştırma, erken tanı ve müdahale programlarının önemini vurgulamakta; öğretmenler ve ebeveynler için bilgilendirme çalışmalarının yapılmasını önermektedir.
Kaynaştırma ortamlarında çalışan öğretmenlerin kaynaştırma eğitimine yönelik yeterlik algıları ile yaratıcı kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kaynaştırma eğitiminin başarısı, öğretmenlerin karmaşık ve zorlu görevlere yönelik yeterlik algılarına derinden bağlıyken bu algıları şekillendiren temel kişilik dinamikleri yeterince anlaşılamamıştır. Gerçekleştirilen bu çalışma, söz konusu eksiklikten hareketle, yaratıcı kişilik özelliklerinin öğretmenlerin kaynaştırma yeterliklerini yordama gücünü ve bu ilişkideki rolünü aydınlatmayı hedeflemiştir. Bu hedef doğrultusunda, 209 öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilen nicel tarama modelindeki araştırmada, "Yaratıcı Kişilik Özellikleri Ölçeği" ve "Kaynaştırma Uygulamalarında Öğretmen Yeterliği Ölçeği" kullanılarak veriler toplanmış; korelasyon ve hiyerarşik regresyon analizleri yapılmıştır. Analizler, öğretmenlerin yaratıcı kişilik yapılarının, kaynaştırma yeterlik algılarının anlamlı ve güçlü bir yordayıcısı olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle "Amaç Yönelim" ve "İçsel Motivasyon" gibi yaratıcı kişilik alt boyutları, demografik ve mesleki değişkenlerin etkisi kontrol edildikten sonra dahi yeterlik algısını en güçlü şekilde açıklamaktadır. Buna karşın, yaş ve mesleki deneyim gibi faktörlerin yeterlik algısını anlamlı düzeyde etkilemediği, ancak özel eğitim kursu almanın bu algıyı pozitif yönde desteklediği saptanmıştır. Tüm bunların bir sonucu olarak etkili bir kaynaştırma öğretmeni yeterliğinin, pasif bir deneyim birikiminden ziyade, öğretmenin içsel motivasyonu ve hedefe odaklanma becerisi gibi yaratıcı kişilik yapıları ile bu yapıları destekleyen spesifik mesleki eğitimlerle şekillendiği anlaşılmaktadır. Bu nitelik öğretmen yetiştirme programlarının, teknik bilginin yanı sıra yaratıcı ve duyuşsal yetkinliklerin geliştirilmesine de odaklanması gerektiğine işaret ederek eğitim politikaları için önemli pratik çıkarımlar sunmaktadır.
İlkokul kademesindeki görme engelli çocukların kaynaştırma eğitim süreçlerinin eğitim hakkı perspektifinden değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, görme engelli çocukların kaynaştırma eğitim süreçlerini eğitim hakkı perspektifi ile ele alarak mevzuat ve uygulamalar arasındaki benzerlik ve farklılıkları değerlendirmektir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı araştırmada; İstanbul'un dört farklı ilçesindeki devlet okullarında ilkokul kademesinde eğitim almakta olan görme engelli çocuklar merkezde olmak üzere, bu çocukların okul yöneticisi, okul psikolojik danışmanı, sınıf öğretmeni, ebeveyni ve en yakın akranı amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Veri toplama aracı olarak, yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılmıştır. Görüşmeler yüz yüze yapılmış, elde edilen veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları; görme engelli çocukların fiziki mekânlara erişimde en fazla akran desteği ve anne desteği aldıklarını, eğitim sürecinde kullandıkları araç-gereç ve materyallere ise, çoğunlukla ebeveyn aracılığıyla eriştiklerini göstermiştir. Ebeveynler ile sınıf öğretmenleri arasında sürekli işbirliğinin olduğu, sınıf öğretmenlerinin görme engelli çocuklara ders anlatırken en çok betimsel/sesli anlatım desteği sağladıkları, kaynaştırma sürecini en olumsuz etkileyen düzenlemenin fiziki koşulların yetersizliği olduğu görülmüştür. Sınıf öğretmenlerinin, sınıftaki diğer ebeveynlerin ve akranların görme engelli çocuklara yönelik tutumlarının çoğunlukla sahiplenme ve destek olma şeklinde olduğu saptanmıştır. Görme engelli çocukların okul gezilerine çoğunlukla ebeveynleri ile katıldıkları, teneffüsleri değerlendirmede en çok sınıfta kalmayı tercih ettikleri tespit edilmiştir. Okulların fiziksel özelliklerinin, eğitimcilerin donanımlarının, eğitim materyallerinin ve destek hizmetlerinin, görme engeli çocukların gereksinimlerini yeterince karşılamadığı saptanmıştır. Araştırmanın katılımcıları beklenti ve çözüm önerilerini sıralarken, en fazla fiziki koşulların elverişli olması gerektiğini belirtmişlerdir.
Özel eğitim öğretmen adaylarının oyun severlik eğilimleri ile mesleki özyeterlik algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, özel eğitim öğretmen adaylarının oyun severlik eğilimleri ile mesleki özyeterlik algıları arasındaki ilişkiyi çeşitli değişkenler açısından incelemek amacıyla yapılmıştır. Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Öğretmenliği bölümünde öğrenim gören 165 özel eğitim öğretmen adayının katılımıyla gerçekleştirilen çalışmada, nicel yöntemlerden ilişkisel (korelasyonel) tarama ve nedensel karşılaştırma modeli kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde, katılımcılara "Demografik Bilgi Formu", "Yetişkin Eğlence Eğilimi Özelliği Ölçeği (YEEÖÖ)" ve "Öğretmen Özyeterlik Ölçeği (ÖÖÖ)" uygulanmıştır. Veriler "IBM SPSS 26" programıyla analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistiklerin yanında, değişkenler arası ilişkiyi belirlemek amacıyla "Spearman's Rank Korelasyon Analizi", gruplar arası farklılıkları belirlemek için ise "Bağımsız Örneklemler T Testi", "Mann-Whitney U", "Kruskal-Wallis" ve "Tek Yönlü Varyans (ANOVA)" analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların oyun severlik eğilimleri orta düzeydedir ve bu eğilim cinsiyet, sınıf düzeyi, mezun olunan lise türü ve büyüdükleri yerleşim yerlerine göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Katılımcıların mesleki özyeterlik algılarının ise oldukça yeterli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Özyeterlik algıları ile cinsiyet ve büyüdükleri yerleşim yerleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak sınıf düzeyi ve lise türü değişkenlerine bağlı olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Mesleki özyeterlik puanları sınıf düzeyi ilerledikçe artmakta, 2. sınıf öğrencilerinin en düşük, 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin ise en yüksek özyeterlik algısına sahip oldukları görülmektedir. Benzer şekilde Anadolu Lisesi mezunlarının tüm özyeterlik alt boyutları ve toplam puan açısından diğer lise mezunlarına göre daha yüksek değerlere sahip olduğu görülmektedir. Oyun severlik ölçeğinin alt boyutları arasındaki ilişkiler incelendiğinde, eğlence arayışı motivasyonu ile kendiliğindenlik arasında pozitif, eğlence arayışı motivasyonu ile baskılanmamışlık arasında ise negatif yönde ilişkiler bulunmuştur. Mesleki özyeterlik alt boyutlarının birbiriyle güçlü ve anlamlı ilişkiler gösterdiği görülmüştür. En dikkat çekici bulgu, oyun severlik ile mesleki özyeterlik arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmasıdır. Özellikle eğlence arayışı motivasyonu yüksek olan öğretmen adaylarının öğrenci katılımını sağlama, öğretim stratejilerini kullanma ve sınıf yönetimi konularında kendilerini daha yeterli hissettikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak araştırma bulguları, oyun severlik eğiliminin özel eğitim öğretmen adaylarının mesleki özyeterlik algılarını destekleyici bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda görülen problem davranışlar ve bu problem davranışların çözümüne ilişkin özel eğitim öğretmenlerinin görüşleri
Bu araştırmada otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda görülen problem davranışlar ve bu problem davranışların çözümüne ilişkin özel eğitim öğretmenlerinin görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomolojik desen kullanılmış ve toplanan verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Yalova ilindeki bir özel eğitim uygulama okulunda görev yapan sekiz özel eğitim öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ve yarı yapılandırılmış açık uçlu sorular kullanılmıştır. Araştırmada özel eğitim öğretmenleri en çok bağırma, arkadaşlarına ve kendisine vurma, sınıf içerisinde durmak istememe, çığlık atma, etraftaki eşyalara zarar verme problem davranışlarının görüldüğünü ifade etmişlerdir. Araştırma sonucunda, özel eğitim öğretmenlerinin problem davranışlarla baş etmede en sık kullandıkları stratejilerin; olumlu pekiştirme, olumsuz pekiştirme, dikkat dağıtma, görmezden gelme, yer değiştirme ve seçenek sunma gibi davranış önleyici yaklaşımlar olduğunu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda, özel eğitim öğretmenlerinin davranış müdahale yöntemlerini geliştirebilmeleri için lisans eğitimlerinde davranışsal müdahale yaklaşımlarına yönelik derslerin uygulamalı içeriklerle zenginleştirilmesi ve hizmet içi eğitimlerin sık sık ve kapsamlı olması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu doğrultuda, olumlu davranış destekleri, işlevsel davranış analizi ve önleyici sınıf yönetimi stratejilerine dayalı uygulamaların eğitim sistemine bir bütün olarak dahil edilmesi önerilmektedir.
Mobil öğrenme tabanlı zenginleştirilmiş dijital etkinlik çizelgelerinin otizmli çocukların sembolik oyun becerilerini öğrenmelerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocuklar için "Dijital Etkinlik Çizelgeleri ile Sembolik Oyun Öğretim Programı" (DEÇSÖP) geliştirmek, geliştirilen öğretim tasarımının OSB'li erken çocukluk dönemindeki bir çocuğun sembolik oyun becerileri üzerindeki etkililiğini sınamak ve program sonrası tasarım sürecine katılan eğitimcilerin görüşlerine yer vermek olarak belirlenmiştir. DEÇSÖP, Brown ve Green (2016)'in öğretim tasarımı geliştirme süreci aşamaları takip edilerek geliştirilmiştir. Öğretim tasarımı; ihtiyaçların belirlenmesi, uygulanması ve değerlendirilmesi olmak üzere üç temel aşamadan oluşmaktadır. İhtiyaç analizi aşamasında, OSB'li çocuklarla en az bir dönem çalışmış öğretmenler arasından seçilen katılımcıların görüşlerine başvurulmuştur. Bu aşamada, Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan büyükşehirlerinden birinin sosyo-ekonomik olarak üst düzeyde konumlanan bir ilçesindeki UDA temelli bir özel eğitim kurumunda çalışan 16 eğitimci yer almıştır. Programın etkililiğinin değerlendirilmesine yönelik uygulama aşaması ise aynı kurumda eğitim alan OSB tanılı veya risk altında bulunan iki öğrenci (pilot uygulama: bir ve tek denekli araştırma: bir) ile yürütülmüştür (2022-2014). Araştırmanın modellenmesi, karma araştırma desenlerinden çok aşamalı karma yöntem ile gerçekleştirilmiş ve öğretim programının etkililiğini belirlemek için, tek-denekli araştırma modellerinden davranışlar arası yoklama evreli çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Bulgular, DEÇSÖP' ün OSB'li bir çocuğa mobil öğrenme tabanlı zenginleştirilmiş dijital etkinlik çizelgeleriyle sembolik oyun becerilerini öğretmede etkili olduğunu göstermiştir. Sonuçlar DEÇSÖP' ün OSB'li çocuklarda sembolik oyun becerilerinin geliştirilmesinde etkili olduğunu ve sürece katılan alandaki eğitimcilerin memnuniyetini de göstermektedir. DEÇSÖP' ün yaygınlaştırılmasının OSB'li çocukların öğretim programlarına yönelik önemli bir adım olacağı da düşünülmektedir.
Sınıf öğretmeni adaylarını öğretmenlik uygulaması sürecinde kaynaştırma eğitimine hazırlamaya yönelik uygulama rehberi ve web sitesi geliştirme
Bu araştırmanın amacı, Sınıf Öğretmenliği Lisans Programı Öğretmenlik Uygulaması 1 ve 2 derslerinin, etkili kaynaştırma uygulamalarını destekleyecek şekilde yürütülmesinde öğretmen adayları ve uygulama öğretim elemanlarının kullanımına yönelik uygulama rehberi ve web sitesi geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada tasarım tabanlı araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcı grubunu, Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Eğitimi Anabilim Dalı'nda dördüncü sınıfta öğrenim gören yirmi sekiz öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırma sürecinde görüşmelerden elde edilen veriler, MAXQDA 24 veri analiz programı aracılığıyla betimsel analizle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda uygulama rehberinde, kaynaştırma eğitimiyle ilgili teorik içeriklerin; infografikler, uyarlanmış ders planı şablonu ve örnekleri, bilimsel yayınlar, öğretim etkinliklerinde yararlanılabilecek dijital kaynaklar, BEP'le ilgili güncel kaynaklar, öğretimsel uyarlamalara yönelik kontrol listeleri ve gözlem formları gibi materyallerle, uygulama okulunda gerçekleştirilebilecek uygulama temelli etkinlikler ve süreçte gerçekleştirilebilecek sosyal etkileşim toplantılarının öğretmen adayları tarafından olumlu geri bildirimlerle değerlendirildiği görülmüştür. Araştırmada öğretmen adaylarının çoğunluğu web sitesinin içeriğini yararlı bulmuş, KPSS hazırlık sürecinin yoğunluğu nedeniyle web sitesini genellikle bilgi alma ve bilgileri depolama amaçlı kullandıklarını, özellikle "özet", "videolar" ve "sesli sunular" gibi içeriklerden yararlandıklarını belirtmişlerdir. Öğretmen adayları bu süreçte uygulanan web destekli koçluk uygulamasına yönelik memnuniyetlerini ifade etmişlerdir. Ayrıca kaynaştırma öğrencilerine yönelik öğretimsel uyarlamaların ve BEP'nin gerekliliğini belirtmiş ancak uygulama okullarında bu uygulamalara yer verilmediğine yönelik gözlemlerini de paylaşmışlardır. Araştırmada, araştırma sonuçlarına dayalı olarak uygulamaya ve ileri araştırmalara ilişkin önerilere yer verilmiştir.
Engellilik algısının çokkültürlü bakış açısı ile değerlendirilmesi: Yunanistan Rodop ili örneği
Bu araştırmada Yunanistan'ın Rodop İlinde yaşayan engelli bireylere ilişkin engellilik algısının çokkültürlü bakış açısı ile incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji desenine göre tasarlanmıştır. Çalışma grubu kartopu örnekleme tekniğine göre seçilmiştir ve çalışma grubuna Yunanistan'da çoğunluk halk ile yüzyıllardır birlikte yaşayan Müslüman Türk Azınlık'tan seçilen engelli çocuk ebeveynleri, yakınları, öğretmenler ve din görevlilerinden oluşan 40 katılımcı dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak gruplara göre oluşturulmuş farklı demografik bilgi formları ve yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Analizlerden elde edilen sonuçlara göre; çoğunluk ve azınlık katılımcıların engelli bireyler hakkındaki düşüncelerinin olumlu bakış açı yönünde olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklara baktığımızda çoğunluk ebeveynlerinin ve azınlık öğretmenlerinin olumsuz bakış açısına sahip olduğu görülürken; çoğunluk yakınların da ise olumlu ve olumsuz bakış açısının eşit olduğu görülmektedir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların engelli bireyleri tıbbi model yönünde tanımladığı belirlenmiştir. Gruplar arası farklılıklar da ise azınlık aileleri genel sınıflandırma dışı tanımlama yaparken; azınlık yakınlarının, azınlık din görevlilerinin ve azınlık öğretmenlerinin ise sosyal model yönünde tanımladığı görülmüştür. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli bireylerin toplum içine katılımları hakkındaki düşüncelerinin koşulsuz katılım yönünde olduğu belirlenmiştir. Sadece çoğunluk ebeveynlerinin görüşleri önkoşullu katılım yönünde olmuştur. Çoğunluk ve azınlık katılımcılar, engelli bireylerin toplum içinde sosyal dışlanma yönünde algılandıklarını belirtmiştir. Fakat papazlar ve çoğunluk öğretmenler sosyal kabul yönünde fikir beyan etmişlerdir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli bireylerin eğitilebileceğine veya tedavi ile iyileşebileceğine yönelik düşünceleri eğitilebilir yönünde tespit edilmiştir. Bu durum engelli çocuğa sahip çoğunluk ebeveynlerinde ve imamlarda kısmen eğitilebilir yönünde değişiklik göstermektedir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli olmanın nedenlerine ilişkin görüşlerinin genel sınıflandırmaya yönelik nedenler olarak bilmişlerdir. Fakat engelli çocuğa sahip azınlık ebeveynleri ve papazlar engelli olmanın nedenlerini dini inanca bağlı nedenler yönünde açıklamıştır. Çoğunluk ve azınlık katılımcılar, birlikte yaşadıkları farklı etnik gruplara ait kişilerle olan etkileşimlerinin, sahip oldukları engellilik algıları üzerindeki düşüncelerini etkilememekte olduğunu bildirmişlerdir. Fakat gruplar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Çoğunluk katılımcıların etkilenmiyor düşüncesinde hem fikirken; engelli çocuğa sahip azınlık aileleri etkileniyor, azınlık yakınlarında etkileniyor ve etkilenmiyor düşüncelerinde eşitlik olduğu ve azınlık öğretmenlerinin fikri yok şeklinde görüş bildirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca tüm katılımcıların dinlerinin engelli bireye bakış açısını dini inanca bağlı olarak açıkladığı ve dinlerinin engelli bireyi kabullenmek yönünde olduğu tespit edilmiştir.
Engellilik algısının çokkültürlü bakış açısı ile değerlendirilmesi: Yunanistan Rodop ili örneği
Bu araştırmada Yunanistan'ın Rodop İlinde yaşayan engelli bireylere ilişkin engellilik algısının çokkültürlü bakış açısı ile incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji desenine göre tasarlanmıştır. Çalışma grubu kartopu örnekleme tekniğine göre seçilmiştir ve çalışma grubuna Yunanistan'da çoğunluk halk ile yüzyıllardır birlikte yaşayan Müslüman Türk Azınlık'tan seçilen engelli çocuk ebeveynleri, yakınları, öğretmenler ve din görevlilerinden oluşan 40 katılımcı dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak gruplara göre oluşturulmuş farklı demografik bilgi formları ve yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Analizlerden elde edilen sonuçlara göre; çoğunluk ve azınlık katılımcıların engelli bireyler hakkındaki düşüncelerinin olumlu bakış açı yönünde olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklara baktığımızda çoğunluk ebeveynlerinin ve azınlık öğretmenlerinin olumsuz bakış açısına sahip olduğu görülürken; çoğunluk yakınların da ise olumlu ve olumsuz bakış açısının eşit olduğu görülmektedir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların engelli bireyleri tıbbi model yönünde tanımladığı belirlenmiştir. Gruplar arası farklılıklar da ise azınlık aileleri genel sınıflandırma dışı tanımlama yaparken; azınlık yakınlarının, azınlık din görevlilerinin ve azınlık öğretmenlerinin ise sosyal model yönünde tanımladığı görülmüştür. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli bireylerin toplum içine katılımları hakkındaki düşüncelerinin koşulsuz katılım yönünde olduğu belirlenmiştir. Sadece çoğunluk ebeveynlerinin görüşleri önkoşullu katılım yönünde olmuştur. Çoğunluk ve azınlık katılımcılar, engelli bireylerin toplum içinde sosyal dışlanma yönünde algılandıklarını belirtmiştir. Fakat papazlar ve çoğunluk öğretmenler sosyal kabul yönünde fikir beyan etmişlerdir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli bireylerin eğitilebileceğine veya tedavi ile iyileşebileceğine yönelik düşünceleri eğitilebilir yönünde tespit edilmiştir. Bu durum engelli çocuğa sahip çoğunluk ebeveynlerinde ve imamlarda kısmen eğitilebilir yönünde değişiklik göstermektedir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli olmanın nedenlerine ilişkin görüşlerinin genel sınıflandırmaya yönelik nedenler olarak bilmişlerdir. Fakat engelli çocuğa sahip azınlık ebeveynleri ve papazlar engelli olmanın nedenlerini dini inanca bağlı nedenler yönünde açıklamıştır. Çoğunluk ve azınlık katılımcılar, birlikte yaşadıkları farklı etnik gruplara ait kişilerle olan etkileşimlerinin, sahip oldukları engellilik algıları üzerindeki düşüncelerini etkilememekte olduğunu bildirmişlerdir. Fakat gruplar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Çoğunluk katılımcıların etkilenmiyor düşüncesinde hem fikirken; engelli çocuğa sahip azınlık aileleri etkileniyor, azınlık yakınlarında etkileniyor ve etkilenmiyor düşüncelerinde eşitlik olduğu ve azınlık öğretmenlerinin fikri yok şeklinde görüş bildirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca tüm katılımcıların dinlerinin engelli bireye bakış açısını dini inanca bağlı olarak açıkladığı ve dinlerinin engelli bireyi kabullenmek yönünde olduğu tespit edilmiştir.
Engellilik algısının çokkültürlü bakış açısı ile değerlendirilmesi: Yunanistan Rodop ili örneği
Bu araştırmada Yunanistan'ın Rodop İlinde yaşayan engelli bireylere ilişkin engellilik algısının çokkültürlü bakış açısı ile incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji desenine göre tasarlanmıştır. Çalışma grubu kartopu örnekleme tekniğine göre seçilmiştir ve çalışma grubuna Yunanistan'da çoğunluk halk ile yüzyıllardır birlikte yaşayan Müslüman Türk Azınlık'tan seçilen engelli çocuk ebeveynleri, yakınları, öğretmenler ve din görevlilerinden oluşan 40 katılımcı dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak gruplara göre oluşturulmuş farklı demografik bilgi formları ve yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Analizlerden elde edilen sonuçlara göre; çoğunluk ve azınlık katılımcıların engelli bireyler hakkındaki düşüncelerinin olumlu bakış açı yönünde olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklara baktığımızda çoğunluk ebeveynlerinin ve azınlık öğretmenlerinin olumsuz bakış açısına sahip olduğu görülürken; çoğunluk yakınların da ise olumlu ve olumsuz bakış açısının eşit olduğu görülmektedir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların engelli bireyleri tıbbi model yönünde tanımladığı belirlenmiştir. Gruplar arası farklılıklar da ise azınlık aileleri genel sınıflandırma dışı tanımlama yaparken; azınlık yakınlarının, azınlık din görevlilerinin ve azınlık öğretmenlerinin ise sosyal model yönünde tanımladığı görülmüştür. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli bireylerin toplum içine katılımları hakkındaki düşüncelerinin koşulsuz katılım yönünde olduğu belirlenmiştir. Sadece çoğunluk ebeveynlerinin görüşleri önkoşullu katılım yönünde olmuştur. Çoğunluk ve azınlık katılımcılar, engelli bireylerin toplum içinde sosyal dışlanma yönünde algılandıklarını belirtmiştir. Fakat papazlar ve çoğunluk öğretmenler sosyal kabul yönünde fikir beyan etmişlerdir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli bireylerin eğitilebileceğine veya tedavi ile iyileşebileceğine yönelik düşünceleri eğitilebilir yönünde tespit edilmiştir. Bu durum engelli çocuğa sahip çoğunluk ebeveynlerinde ve imamlarda kısmen eğitilebilir yönünde değişiklik göstermektedir. Çoğunluk ve azınlık katılımcıların, engelli olmanın nedenlerine ilişkin görüşlerinin genel sınıflandırmaya yönelik nedenler olarak bilmişlerdir. Fakat engelli çocuğa sahip azınlık ebeveynleri ve papazlar engelli olmanın nedenlerini dini inanca bağlı nedenler yönünde açıklamıştır. Çoğunluk ve azınlık katılımcılar, birlikte yaşadıkları farklı etnik gruplara ait kişilerle olan etkileşimlerinin, sahip oldukları engellilik algıları üzerindeki düşüncelerini etkilememekte olduğunu bildirmişlerdir. Fakat gruplar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Çoğunluk katılımcıların etkilenmiyor düşüncesinde hem fikirken; engelli çocuğa sahip azınlık aileleri etkileniyor, azınlık yakınlarında etkileniyor ve etkilenmiyor düşüncelerinde eşitlik olduğu ve azınlık öğretmenlerinin fikri yok şeklinde görüş bildirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca tüm katılımcıların dinlerinin engelli bireye bakış açısını dini inanca bağlı olarak açıkladığı ve dinlerinin engelli bireyi kabullenmek yönünde olduğu tespit edilmiştir.
Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin algılanan stres, sosyal destek ve öz yeterliğin incelenmesi
Bu araştırmada özel gereksinimli bireylerin ebeveynlerinin algıladıkları stres düzeyleri, sosyal destek düzeyleri ve ebeveyn öz yeterlik düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Edirne ilinde, özel gereksinimli çocuğa sahip 289 ebeveynle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Ebeveyn Öz yeterliği Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Spearman Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ve hiyarersik regrasyon analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynin stres düzeyleri ile gelir düzeyi arasındaki ilişki; asgari altı maaş alan ebeveynlerin asgari üstü maaş alanlardan daha stresli, asgari maaş alan ebeveynlerin, asgari üstü maaş alan ebeveynlerden daha stresli olduğu gözlenmiştir. Doğum sırası bakıldığında ise çocuğun üçüncü çocuk olarak doğması, birinci doğana göre ebeveynde, daha yoğun stres yaşadığı gözlenmiştir. Ayrıca zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynlerin, otizm spektrum bozukluğu olan, serebral palsili çocuğu olan, Down Sendromlu çocuğu olan ebeveynlerden daha yoğun stres yaşadığı gözlenmiştir. Ebeveynlerin öz yeterlik algıları ile çocuğun engel türü incelendiğinde, zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynler, otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa sahip ebeveynlere, serebral palsili çocuğu olan ebeveynlere ve Down Sendromlu çocuğa sahip ebeveynlere göre özyeterlik algıları daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca asgari üstü maaş alan ebeveynlerin öz yeterlikleri, asgari altı maaş alan ebeveynlere göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ile gelir ilişkisine bakıldığında, asgari üstü maaş alan ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek, asgari altı maaş alan ebeveynlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çekirdek aileye sahip özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek, geniş aileye sahip ve parçalanmış aileye sahip ebeveynlere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ebeveyn öz yeterliliği ve sosyal destek algısı arasında pozitif yönlü ilişki gözlenmiş. Stres ile ebeveyn öz yeterliliği ve sosyal destek algısı arasında negatif yönlü ilişki gözlenmiştir.
Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin algılanan stres, sosyal destek ve öz yeterliğin incelenmesi
Bu araştırmada özel gereksinimli bireylerin ebeveynlerinin algıladıkları stres düzeyleri, sosyal destek düzeyleri ve ebeveyn öz yeterlik düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Edirne ilinde, özel gereksinimli çocuğa sahip 289 ebeveynle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Ebeveyn Öz yeterliği Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Spearman Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ve hiyarersik regrasyon analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynin stres düzeyleri ile gelir düzeyi arasındaki ilişki; asgari altı maaş alan ebeveynlerin asgari üstü maaş alanlardan daha stresli, asgari maaş alan ebeveynlerin, asgari üstü maaş alan ebeveynlerden daha stresli olduğu gözlenmiştir. Doğum sırası bakıldığında ise çocuğun üçüncü çocuk olarak doğması, birinci doğana göre ebeveynde, daha yoğun stres yaşadığı gözlenmiştir. Ayrıca zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynlerin, otizm spektrum bozukluğu olan, serebral palsili çocuğu olan, Down Sendromlu çocuğu olan ebeveynlerden daha yoğun stres yaşadığı gözlenmiştir. Ebeveynlerin öz yeterlik algıları ile çocuğun engel türü incelendiğinde, zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynler, otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa sahip ebeveynlere, serebral palsili çocuğu olan ebeveynlere ve Down Sendromlu çocuğa sahip ebeveynlere göre özyeterlik algıları daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca asgari üstü maaş alan ebeveynlerin öz yeterlikleri, asgari altı maaş alan ebeveynlere göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ile gelir ilişkisine bakıldığında, asgari üstü maaş alan ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek, asgari altı maaş alan ebeveynlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çekirdek aileye sahip özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek, geniş aileye sahip ve parçalanmış aileye sahip ebeveynlere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ebeveyn öz yeterliliği ve sosyal destek algısı arasında pozitif yönlü ilişki gözlenmiş. Stres ile ebeveyn öz yeterliliği ve sosyal destek algısı arasında negatif yönlü ilişki gözlenmiştir.
Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin algılanan stres, sosyal destek ve öz yeterliğin incelenmesi
Bu araştırmada özel gereksinimli bireylerin ebeveynlerinin algıladıkları stres düzeyleri, sosyal destek düzeyleri ve ebeveyn öz yeterlik düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Edirne ilinde, özel gereksinimli çocuğa sahip 289 ebeveynle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Ebeveyn Öz yeterliği Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Spearman Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ve hiyarersik regrasyon analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynin stres düzeyleri ile gelir düzeyi arasındaki ilişki; asgari altı maaş alan ebeveynlerin asgari üstü maaş alanlardan daha stresli, asgari maaş alan ebeveynlerin, asgari üstü maaş alan ebeveynlerden daha stresli olduğu gözlenmiştir. Doğum sırası bakıldığında ise çocuğun üçüncü çocuk olarak doğması, birinci doğana göre ebeveynde, daha yoğun stres yaşadığı gözlenmiştir. Ayrıca zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynlerin, otizm spektrum bozukluğu olan, serebral palsili çocuğu olan, Down Sendromlu çocuğu olan ebeveynlerden daha yoğun stres yaşadığı gözlenmiştir. Ebeveynlerin öz yeterlik algıları ile çocuğun engel türü incelendiğinde, zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynler, otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa sahip ebeveynlere, serebral palsili çocuğu olan ebeveynlere ve Down Sendromlu çocuğa sahip ebeveynlere göre özyeterlik algıları daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca asgari üstü maaş alan ebeveynlerin öz yeterlikleri, asgari altı maaş alan ebeveynlere göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ile gelir ilişkisine bakıldığında, asgari üstü maaş alan ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek, asgari altı maaş alan ebeveynlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çekirdek aileye sahip özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek, geniş aileye sahip ve parçalanmış aileye sahip ebeveynlere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ebeveyn öz yeterliliği ve sosyal destek algısı arasında pozitif yönlü ilişki gözlenmiş. Stres ile ebeveyn öz yeterliliği ve sosyal destek algısı arasında negatif yönlü ilişki gözlenmiştir.
Psikoeğitim programının adölesan onkoloji hastalarının annelerinin kaygı düzeylerine, problem çözme becerilerine ve çocukların yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerilerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada psikoeğitim programının adölesan onkoloji hastalarının annelerinin kaygı düzeylerine, problem çözme becerilerine ve çocukların yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerilerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Deneme modellerinden tek grup ön test-son test modelinde planlanan araştırmada veriler Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi, Çocuk Onkoloji-Hematoloji Kliniğine, onkolojik bir tanı nedeniyle müracaat eden, adölesan yaşta çocuğu olan annelerden toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği, Problem çözme Envanteri-Kısa Formu, Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği ve Baş Etme Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE-R) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı analizler, ki-kare, t testi, ANOVA, Pearson Korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda adölesan onkoloji hastalarının annelerine uygulanan psikoeğitim programının annelerin kaygı düzeylerine etkisi olmamakla birlikte, problem çözme becerileri ile çocuklarının yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerileri üzerinde anlamlı düzeyde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Psikoeğitim programının adölesan onkoloji hastalarının annelerinin kaygı düzeylerine, problem çözme becerilerine ve çocukların yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerilerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada psikoeğitim programının adölesan onkoloji hastalarının annelerinin kaygı düzeylerine, problem çözme becerilerine ve çocukların yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerilerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Deneme modellerinden tek grup ön test-son test modelinde planlanan araştırmada veriler Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi, Çocuk Onkoloji-Hematoloji Kliniğine, onkolojik bir tanı nedeniyle müracaat eden, adölesan yaşta çocuğu olan annelerden toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği, Problem çözme Envanteri-Kısa Formu, Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği ve Baş Etme Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE-R) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı analizler, ki-kare, t testi, ANOVA, Pearson Korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda adölesan onkoloji hastalarının annelerine uygulanan psikoeğitim programının annelerin kaygı düzeylerine etkisi olmamakla birlikte, problem çözme becerileri ile çocuklarının yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerileri üzerinde anlamlı düzeyde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Psikoeğitim programının adölesan onkoloji hastalarının annelerinin kaygı düzeylerine, problem çözme becerilerine ve çocukların yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerilerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada psikoeğitim programının adölesan onkoloji hastalarının annelerinin kaygı düzeylerine, problem çözme becerilerine ve çocukların yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerilerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Deneme modellerinden tek grup ön test-son test modelinde planlanan araştırmada veriler Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi, Çocuk Onkoloji-Hematoloji Kliniğine, onkolojik bir tanı nedeniyle müracaat eden, adölesan yaşta çocuğu olan annelerden toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği, Problem çözme Envanteri-Kısa Formu, Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği ve Baş Etme Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE-R) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı analizler, ki-kare, t testi, ANOVA, Pearson Korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda adölesan onkoloji hastalarının annelerine uygulanan psikoeğitim programının annelerin kaygı düzeylerine etkisi olmamakla birlikte, problem çözme becerileri ile çocuklarının yaşadıkları semptomlarla başa çıkma becerileri üzerinde anlamlı düzeyde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Otizm spektrum bozukluğu olan öğrencilere toplama işleminin öğretiminde somut ve sanal manipülatiflerin etkililiği ve verimliliği
Bu çalışmada, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan öğrencilere tek basamaklı toplama işleminin öğretiminde, sanal ve somut manipülatif kullanımının etkililik ve verimliliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın alt amaçları arasında, öğretimle kazandırılan becerilerin kalıcılığının ve genellenebilirliğinin incelenmesi yer almaktadır. OSB tanılı bireylerin akademik becerileri edinmede yaşadıkları güçlükler ve toplama işleminin temel matematik becerileri arasındaki önemi dikkate alındığında, bu müdahalelerin etkililiğinin değerlendirilmesi alanyazın açısından önem arz etmektedir. Araştırma, tek denekli araştırma yöntemlerinden dönüşümlü uygulamalar deseni ile yürütülmüştür. Çalışma grubunu, 11-14 yaş aralığında, OSB tanısı almış üç öğrenci oluşturmaktadır. Deneysel süreç; başlama düzeyi belirleme, iki farklı manipülatif türüyle rastgele sıralamayla sunulan öğretim oturumları, günlük yoklama oturumları, öğretim sona erdikten 7 ve 14 gün sonra gerçekleştirilen izleme oturumları ve genelleme oturumlarından oluşmaktadır. Veriler, veri toplama formları aracılığıyla toplanmış; müdahalelerin sosyal geçerliliği ise katılımcılar, veliler ve öğretmenlerle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerle değerlendirilmiştir. Araştırmanın etkililik bulguları hem sanal hem de somut manipülatiflerin, katılımcıların tümüne tek basamaklı toplama becerisini kazandırmada etkili olduğunu ortaya koymuştur. Sanal manipülatif ile yürütülen öğretim sonucunda tüm katılımcılar %100 doğruluk ölçütünü karşılarken, somut manipülatif ile yapılan öğretimde iki katılımcı %100, bir katılımcı ise %90 doğruluk düzeyine ulaşmıştır. İzleme ve genelleme bulguları, her iki yöntemle edinilen becerilerin kalıcı olduğunu ve farklı koşullara başarıyla genellendiğini göstermiştir. Sosyal geçerlilik verileri, paydaşların her iki yöntemi de olumlu değerlendirdiğini; ancak sanal manipülatiflerin uygulama kolaylığı, hazırlık gerektirmemesi ve öğrenciler üzerindeki motive edici etkisi gibi nedenlerle daha işlevsel bulunduğunu göstermiştir.
Otizm spektrum bozukluğu olan öğrencilere toplama işleminin öğretiminde somut ve sanal manipülatiflerin etkililiği ve verimliliği
Bu çalışmada, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan öğrencilere tek basamaklı toplama işleminin öğretiminde, sanal ve somut manipülatif kullanımının etkililik ve verimliliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın alt amaçları arasında, öğretimle kazandırılan becerilerin kalıcılığının ve genellenebilirliğinin incelenmesi yer almaktadır. OSB tanılı bireylerin akademik becerileri edinmede yaşadıkları güçlükler ve toplama işleminin temel matematik becerileri arasındaki önemi dikkate alındığında, bu müdahalelerin etkililiğinin değerlendirilmesi alanyazın açısından önem arz etmektedir. Araştırma, tek denekli araştırma yöntemlerinden dönüşümlü uygulamalar deseni ile yürütülmüştür. Çalışma grubunu, 11-14 yaş aralığında, OSB tanısı almış üç öğrenci oluşturmaktadır. Deneysel süreç; başlama düzeyi belirleme, iki farklı manipülatif türüyle rastgele sıralamayla sunulan öğretim oturumları, günlük yoklama oturumları, öğretim sona erdikten 7 ve 14 gün sonra gerçekleştirilen izleme oturumları ve genelleme oturumlarından oluşmaktadır. Veriler, veri toplama formları aracılığıyla toplanmış; müdahalelerin sosyal geçerliliği ise katılımcılar, veliler ve öğretmenlerle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerle değerlendirilmiştir. Araştırmanın etkililik bulguları hem sanal hem de somut manipülatiflerin, katılımcıların tümüne tek basamaklı toplama becerisini kazandırmada etkili olduğunu ortaya koymuştur. Sanal manipülatif ile yürütülen öğretim sonucunda tüm katılımcılar %100 doğruluk ölçütünü karşılarken, somut manipülatif ile yapılan öğretimde iki katılımcı %100, bir katılımcı ise %90 doğruluk düzeyine ulaşmıştır. İzleme ve genelleme bulguları, her iki yöntemle edinilen becerilerin kalıcı olduğunu ve farklı koşullara başarıyla genellendiğini göstermiştir. Sosyal geçerlilik verileri, paydaşların her iki yöntemi de olumlu değerlendirdiğini; ancak sanal manipülatiflerin uygulama kolaylığı, hazırlık gerektirmemesi ve öğrenciler üzerindeki motive edici etkisi gibi nedenlerle daha işlevsel bulunduğunu göstermiştir.
Otizm spektrum bozukluğu olan öğrencilere toplama işleminin öğretiminde somut ve sanal manipülatiflerin etkililiği ve verimliliği
Bu çalışmada, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan öğrencilere tek basamaklı toplama işleminin öğretiminde, sanal ve somut manipülatif kullanımının etkililik ve verimliliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın alt amaçları arasında, öğretimle kazandırılan becerilerin kalıcılığının ve genellenebilirliğinin incelenmesi yer almaktadır. OSB tanılı bireylerin akademik becerileri edinmede yaşadıkları güçlükler ve toplama işleminin temel matematik becerileri arasındaki önemi dikkate alındığında, bu müdahalelerin etkililiğinin değerlendirilmesi alanyazın açısından önem arz etmektedir. Araştırma, tek denekli araştırma yöntemlerinden dönüşümlü uygulamalar deseni ile yürütülmüştür. Çalışma grubunu, 11-14 yaş aralığında, OSB tanısı almış üç öğrenci oluşturmaktadır. Deneysel süreç; başlama düzeyi belirleme, iki farklı manipülatif türüyle rastgele sıralamayla sunulan öğretim oturumları, günlük yoklama oturumları, öğretim sona erdikten 7 ve 14 gün sonra gerçekleştirilen izleme oturumları ve genelleme oturumlarından oluşmaktadır. Veriler, veri toplama formları aracılığıyla toplanmış; müdahalelerin sosyal geçerliliği ise katılımcılar, veliler ve öğretmenlerle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerle değerlendirilmiştir. Araştırmanın etkililik bulguları hem sanal hem de somut manipülatiflerin, katılımcıların tümüne tek basamaklı toplama becerisini kazandırmada etkili olduğunu ortaya koymuştur. Sanal manipülatif ile yürütülen öğretim sonucunda tüm katılımcılar %100 doğruluk ölçütünü karşılarken, somut manipülatif ile yapılan öğretimde iki katılımcı %100, bir katılımcı ise %90 doğruluk düzeyine ulaşmıştır. İzleme ve genelleme bulguları, her iki yöntemle edinilen becerilerin kalıcı olduğunu ve farklı koşullara başarıyla genellendiğini göstermiştir. Sosyal geçerlilik verileri, paydaşların her iki yöntemi de olumlu değerlendirdiğini; ancak sanal manipülatiflerin uygulama kolaylığı, hazırlık gerektirmemesi ve öğrenciler üzerindeki motive edici etkisi gibi nedenlerle daha işlevsel bulunduğunu göstermiştir.
Otizm Spektrum Bozukluğuna sahip çocuk ve ergenlerin bilişsel esneklik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı olan 6-17 yaş arasındaki çocuk ve gençlerin bilişsel esneklik özelliklerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma kapsamında ele alınan demografik değişkenler çocuğun cinsiyeti, otizm düzeyi, yaşı, anne babanın eğitim durumu, ailenin gelir düzeyi, ek bir yetersizlik durumunun olup olmamasıdır. İlişkisel tarama modeli kullanılmış olan bu çalışmada araştırmanın çalışma grubu İstanbul İlinde tüm kademelerde eğitim hizmeti alan ve OSB tanısı bulunan 303 çocuk ve gençten, ayrıca onların ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmada, araştırmacı tarafından hazırlanmış bilgilendirilmiş onam formu ve aile bilgi formu, çocukların otizm düzeylerini belirlemek için ÇODÖ ve bilişsel esneklik düzeylerini belirlemek için Strang vd. (2017) tarafından uyarlanan ve bu çalışmada Türk kültürüne uyarlaması yapılan BEÖ kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma verileri, SPSS, JASP, Lisrel 8.8 ve Amos programları kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre OSB'li bireylerin bilişsel esneklik düzeyleri Rutinler ve Ritüeller alt boyutu cinsiyet değişkenine göre anlamlı farklılık göstermiştir. Ancak diğer alt boyutlarda farklılık bulunmamıştır. OSB düzeyi, OSB'li bireylerin BEÖ; Rutinler ve Ritüeller, Özel İlgiler ve Yaratıcılık alt boyutundan aldıkları puanlara bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır ancak Geçişler/Değişim alt boyutuna etkisi bulunamamıştır. Yaş değişkeni, anne babanın eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi değişkenler ile bir ilişki bulunamamıştır. Ek yetersizlik durumuna göre ise Yaratıcılık ve Özel İlgiler alt boyutunda anlamlı farklılık bulunmuştur, diğer alt boyutlarda anlamlı farklılık bulunamamıştır. Araştırma bulguları ışığında; daha fazla değişkenin, OSB'li bireylerin bilişsel esneklik düzeylerini yordayıp yordamadıkları; bunların yanı sıra; zihin okuma becerileri, dikkat becerileri, uyumsal işlev becerilerinin bilişsel esnekliği yordayıp yordamadıklarının incelenmesi önerilmektedir.
Otizm Spektrum Bozukluğuna sahip çocuk ve ergenlerin bilişsel esneklik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı olan 6-17 yaş arasındaki çocuk ve gençlerin bilişsel esneklik özelliklerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma kapsamında ele alınan demografik değişkenler çocuğun cinsiyeti, otizm düzeyi, yaşı, anne babanın eğitim durumu, ailenin gelir düzeyi, ek bir yetersizlik durumunun olup olmamasıdır. İlişkisel tarama modeli kullanılmış olan bu çalışmada araştırmanın çalışma grubu İstanbul İlinde tüm kademelerde eğitim hizmeti alan ve OSB tanısı bulunan 303 çocuk ve gençten, ayrıca onların ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmada, araştırmacı tarafından hazırlanmış bilgilendirilmiş onam formu ve aile bilgi formu, çocukların otizm düzeylerini belirlemek için ÇODÖ ve bilişsel esneklik düzeylerini belirlemek için Strang vd. (2017) tarafından uyarlanan ve bu çalışmada Türk kültürüne uyarlaması yapılan BEÖ kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma verileri, SPSS, JASP, Lisrel 8.8 ve Amos programları kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre OSB'li bireylerin bilişsel esneklik düzeyleri Rutinler ve Ritüeller alt boyutu cinsiyet değişkenine göre anlamlı farklılık göstermiştir. Ancak diğer alt boyutlarda farklılık bulunmamıştır. OSB düzeyi, OSB'li bireylerin BEÖ; Rutinler ve Ritüeller, Özel İlgiler ve Yaratıcılık alt boyutundan aldıkları puanlara bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır ancak Geçişler/Değişim alt boyutuna etkisi bulunamamıştır. Yaş değişkeni, anne babanın eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi değişkenler ile bir ilişki bulunamamıştır. Ek yetersizlik durumuna göre ise Yaratıcılık ve Özel İlgiler alt boyutunda anlamlı farklılık bulunmuştur, diğer alt boyutlarda anlamlı farklılık bulunamamıştır. Araştırma bulguları ışığında; daha fazla değişkenin, OSB'li bireylerin bilişsel esneklik düzeylerini yordayıp yordamadıkları; bunların yanı sıra; zihin okuma becerileri, dikkat becerileri, uyumsal işlev becerilerinin bilişsel esnekliği yordayıp yordamadıklarının incelenmesi önerilmektedir.
Otizm Spektrum Bozukluğuna sahip çocuk ve ergenlerin bilişsel esneklik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı olan 6-17 yaş arasındaki çocuk ve gençlerin bilişsel esneklik özelliklerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma kapsamında ele alınan demografik değişkenler çocuğun cinsiyeti, otizm düzeyi, yaşı, anne babanın eğitim durumu, ailenin gelir düzeyi, ek bir yetersizlik durumunun olup olmamasıdır. İlişkisel tarama modeli kullanılmış olan bu çalışmada araştırmanın çalışma grubu İstanbul İlinde tüm kademelerde eğitim hizmeti alan ve OSB tanısı bulunan 303 çocuk ve gençten, ayrıca onların ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmada, araştırmacı tarafından hazırlanmış bilgilendirilmiş onam formu ve aile bilgi formu, çocukların otizm düzeylerini belirlemek için ÇODÖ ve bilişsel esneklik düzeylerini belirlemek için Strang vd. (2017) tarafından uyarlanan ve bu çalışmada Türk kültürüne uyarlaması yapılan BEÖ kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma verileri, SPSS, JASP, Lisrel 8.8 ve Amos programları kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre OSB'li bireylerin bilişsel esneklik düzeyleri Rutinler ve Ritüeller alt boyutu cinsiyet değişkenine göre anlamlı farklılık göstermiştir. Ancak diğer alt boyutlarda farklılık bulunmamıştır. OSB düzeyi, OSB'li bireylerin BEÖ; Rutinler ve Ritüeller, Özel İlgiler ve Yaratıcılık alt boyutundan aldıkları puanlara bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır ancak Geçişler/Değişim alt boyutuna etkisi bulunamamıştır. Yaş değişkeni, anne babanın eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi değişkenler ile bir ilişki bulunamamıştır. Ek yetersizlik durumuna göre ise Yaratıcılık ve Özel İlgiler alt boyutunda anlamlı farklılık bulunmuştur, diğer alt boyutlarda anlamlı farklılık bulunamamıştır. Araştırma bulguları ışığında; daha fazla değişkenin, OSB'li bireylerin bilişsel esneklik düzeylerini yordayıp yordamadıkları; bunların yanı sıra; zihin okuma becerileri, dikkat becerileri, uyumsal işlev becerilerinin bilişsel esnekliği yordayıp yordamadıklarının incelenmesi önerilmektedir.
Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin mesleki öz yeterlik algılarının davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin mesleki özyeterlik algılarının davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri açısından değerlendirilmesidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Davranış Müdahale Teknikleri Kontrol Listesi", Dellaloğlu (2019) tarafından geliştirilen "Sık Kullanılan Davranış Müdahale Teknikleri (SIK-DMT) Bilgi Testi ve Çolak, Yorulmaz ve Altınkurt (2017) tarafından geliştirilen "Öğretmen Özyeterlik İnancı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma Edirne'de resmi okullarda 2022-2023 eğitim öğretim yılı özel eğitim alanında çalışan toplam 104 öğretmen ile yürütülmüştür. Araştırmada veri analizinde dağılım normalitesi sağlandığı için parametrik analizler tercih edilmiştir. Araştırmada veri analizinde Pearson korelasyon katsayısı, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin sık kullanılan davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri ile akademik ve mesleki öz yeterlik algıları arasında herhangi bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerin mesleki kıdem yılı ve yaş ile akademik ve mesleki öz yeterlik arasında düşük düzeyde bir ilişki olduğu ancak sık kullanılan davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri arasından herhangi bir ilişki olmadığı bulunmuştur. Bunula birlikte özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin çoğunluğunun davranış müdahale tekniklerini kullandıklarını belirtmelerine rağmen etkili olmadığını söyledikleri tespit edilmiştir. Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin çalıştığı eğitim kurumun türüne ve cinsiyetine göre mesleki öz yeterlik, akademik öz yeterlik ve özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde herhangi bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Ancak öğretmenlerin mezuniyet alanının mesleki öz yeterlik ve özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde herhangi bir farklılık göstermediği ancak akademik öz yeterlik algılarında farklılığa neden olduğu bulunmuştur. Öğretmenlerin eğitim kademesi mesleki öz yeterlik ve akademik öz yeterlik algılarında herhangi bir farklılık göstermediği ancak özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde farklılığa neden olduğu tespit edilmiştir.
Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin mesleki öz yeterlik algılarının davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin mesleki özyeterlik algılarının davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri açısından değerlendirilmesidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Davranış Müdahale Teknikleri Kontrol Listesi", Dellaloğlu (2019) tarafından geliştirilen "Sık Kullanılan Davranış Müdahale Teknikleri (SIK-DMT) Bilgi Testi ve Çolak, Yorulmaz ve Altınkurt (2017) tarafından geliştirilen "Öğretmen Özyeterlik İnancı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma Edirne'de resmi okullarda 2022-2023 eğitim öğretim yılı özel eğitim alanında çalışan toplam 104 öğretmen ile yürütülmüştür. Araştırmada veri analizinde dağılım normalitesi sağlandığı için parametrik analizler tercih edilmiştir. Araştırmada veri analizinde Pearson korelasyon katsayısı, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin sık kullanılan davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri ile akademik ve mesleki öz yeterlik algıları arasında herhangi bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerin mesleki kıdem yılı ve yaş ile akademik ve mesleki öz yeterlik arasında düşük düzeyde bir ilişki olduğu ancak sık kullanılan davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri arasından herhangi bir ilişki olmadığı bulunmuştur. Bunula birlikte özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin çoğunluğunun davranış müdahale tekniklerini kullandıklarını belirtmelerine rağmen etkili olmadığını söyledikleri tespit edilmiştir. Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin çalıştığı eğitim kurumun türüne ve cinsiyetine göre mesleki öz yeterlik, akademik öz yeterlik ve özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde herhangi bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Ancak öğretmenlerin mezuniyet alanının mesleki öz yeterlik ve özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde herhangi bir farklılık göstermediği ancak akademik öz yeterlik algılarında farklılığa neden olduğu bulunmuştur. Öğretmenlerin eğitim kademesi mesleki öz yeterlik ve akademik öz yeterlik algılarında herhangi bir farklılık göstermediği ancak özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde farklılığa neden olduğu tespit edilmiştir.
Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin mesleki öz yeterlik algılarının davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin mesleki özyeterlik algılarının davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri açısından değerlendirilmesidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Davranış Müdahale Teknikleri Kontrol Listesi", Dellaloğlu (2019) tarafından geliştirilen "Sık Kullanılan Davranış Müdahale Teknikleri (SIK-DMT) Bilgi Testi ve Çolak, Yorulmaz ve Altınkurt (2017) tarafından geliştirilen "Öğretmen Özyeterlik İnancı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma Edirne'de resmi okullarda 2022-2023 eğitim öğretim yılı özel eğitim alanında çalışan toplam 104 öğretmen ile yürütülmüştür. Araştırmada veri analizinde dağılım normalitesi sağlandığı için parametrik analizler tercih edilmiştir. Araştırmada veri analizinde Pearson korelasyon katsayısı, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin sık kullanılan davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri ile akademik ve mesleki öz yeterlik algıları arasında herhangi bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerin mesleki kıdem yılı ve yaş ile akademik ve mesleki öz yeterlik arasında düşük düzeyde bir ilişki olduğu ancak sık kullanılan davranış müdahale tekniklerine ilişkin bilgileri arasından herhangi bir ilişki olmadığı bulunmuştur. Bunula birlikte özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin çoğunluğunun davranış müdahale tekniklerini kullandıklarını belirtmelerine rağmen etkili olmadığını söyledikleri tespit edilmiştir. Özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin çalıştığı eğitim kurumun türüne ve cinsiyetine göre mesleki öz yeterlik, akademik öz yeterlik ve özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde herhangi bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Ancak öğretmenlerin mezuniyet alanının mesleki öz yeterlik ve özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde herhangi bir farklılık göstermediği ancak akademik öz yeterlik algılarında farklılığa neden olduğu bulunmuştur. Öğretmenlerin eğitim kademesi mesleki öz yeterlik ve akademik öz yeterlik algılarında herhangi bir farklılık göstermediği ancak özel eğitimde sık kullanılan davranış müdahale tekniklerinde farklılığa neden olduğu tespit edilmiştir.
Normal ve farklı gelişim gösteren çocuk annelerinin annelik algısı
Bu çalışmanın amacı nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan fenomenolojik desen kullanarak normal ve farklı gelişimsel özellikler gösteren çocuk annelerinin, anneliği nasıl algıladıklarını ve deneyimlendiklerini keşfetmektir. Araştırmanın çalışma grubunu Edirne ilinde bulunan ve yaşları 0-13 yaş aralığında olan normal gelişim gösteren 5 çocuk annesi ve farklı gelişim gösteren 5 çocuk annesi olmak üzere toplam 10 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılar, farklı demografik özelliklere sahip bireyler arasından, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yüz yüze ve çevrimiçi görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Analiz aşamasında, hem betimsel analiz hem de içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bu analiz yöntemleri aracılığıyla elde edilen ifadeler temalar ve alt temalar altında gruplandırılmıştır. Bulgular, annelerin yaşam deneyimlerinin ve çocuklarının gelişimsel özelliklerinin annelik algıları üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Annelik algısı, katılımcılar tarafından genellikle sevgi, sorumluluk ve kutsallık kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir. Hamilelik süreçleri, katılımcılar tarafından hem fiziksel hem de duygusal etkiler bağlamında tanımlanmıştır. Özellikle farklı gelişim gösteren çocukların anneleri, bebeklerinin sağlık durumunu ilk öğrendiklerinde yoğun bir şok, üzüntü ve kabullenme süreci yaşamışlardır. Ayrıca, emzirme süreci hem olumlu hem de olumsuz duygularla ifade edilmiştir. Anneler, çocuklarının gelecekte sağlıklı, bağımsız ve mutlu bireyler olmalarını umut etmekle birlikte, geleceğe yönelik belirsizliklerden dolayı kaygı ve endişe taşımaktadır. Bu çalışma, annelik algısının yalnızca biyolojik bir bağlanma süreci olmadığını; sosyal, kültürel ve psikolojik faktörlerle şekillenen dinamik bir yapı olduğunu göstermiştir. Bulgular, annelere yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesinin önemini ve annelik deneyiminin toplumsal boyutta daha geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Anahtar sözcükler: Annelik Algısı, Farklı Gelişim, Normal Gelişim, Sosyal Destek, Çocuk Gelişimi, Emzirme Deneyimi, Gelecek Beklentileri
0-3 yaş dönemindeki işitme yetersizliği olan bir çocuğun dil becerilerinin geliştirilmesinde Küçük Adımlar Erken Eğitim Programı'nın etkinliğinin incelenmesi
Bu eylem araştırmasının amacı, Küçük Adımlar Erken Eğitim Programı (KAEEP) çerçevesinde işitme yetersizliği olan bir çocuğa sahip işiten bir ailenin ebeveyn çocuk etkileşimini ve çocuğun söz öncesi iletişim becerilerini evde desteklemeye yönelik süreci incelemektir. Çalışmaya, 0-3 yaş arası işitme kayıplı bir çocuğa sahip bir aile, çocuk ve araştırmacı katılmıştır. Araştırmada veriler; aile bilgi formu, gözlem, günlük kayıtları, video ve ses kayıtları, kontrol listeleri, çeşitli dokümanlar ile güvenilirlik ve geçerlilik komitesi toplantılarından elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, araştırma sürecinin işlevselliğini, karşılaşılan zorlukları, ebeveynlerin davranışlarını ve çocuğun gelişimini ortaya koymuştur. Aynı zamanda, araştırmacının kazandığı beceriler de analiz edilmiştir. Sistematik ve döngüsel bir analiz yaklaşımıyla yürütülen bu çalışma, aile eğitimlerinin ebeveynlerin etkileşim davranışları üzerinde olumlu etkiler yarattığını ve çocuğun iletişim becerilerinde ilerlemeler sağladığını göstermiştir. Süreç boyunca, ailenin sınırlı etkileşim davranışlarının azaldığı, çocuğun ise ortak dikkat geliştirme, karşılıklı etkileşim başlatma ve sürdürme gibi iletişim becerilerinde önemli ilerlemeler kaydettiği görülmüştür. Ayrıca, çocuğun söz öncesi iletişim becerileri ile alıcı ve ifade edici dil gelişiminde de önemli kazanımlar elde edilmiştir. Araştırmanın sonunda, ailelerin çocuk gelişimi ve ebeveyn rollerine ilişkin farkındalıklarının arttığı, doğru davranışları daha bilinçli şekilde sergileyebildikleri tespit edilmiştir. Bu onuçlar, literatürdeki benzer çalışmalarla paralellik göstermekte ve ebeveyn müdahalelerinin etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, ebeveyn katılımını teşvik eden uygulamalara yönelik ihtiyacı da gözler önüne sermektedir. Bu araştırmanın, anne-çocuk etkileşimi ve aile eğitimi alanında ulusal ve uluslararası literatüre katkı sağlayacağı, Türkiye'deki uygulayıcılar ve araştırmacılar için önemli bir rehber niteliği taşıyacağı düşünülmektedir.
0-3 yaş dönemindeki işitme yetersizliği olan bir çocuğun dil becerilerinin geliştirilmesinde Küçük Adımlar Erken Eğitim Programı'nın etkinliğinin incelenmesi
Bu eylem araştırmasının amacı, Küçük Adımlar Erken Eğitim Programı (KAEEP) çerçevesinde işitme yetersizliği olan bir çocuğa sahip işiten bir ailenin ebeveyn çocuk etkileşimini ve çocuğun söz öncesi iletişim becerilerini evde desteklemeye yönelik süreci incelemektir. Çalışmaya, 0-3 yaş arası işitme kayıplı bir çocuğa sahip bir aile, çocuk ve araştırmacı katılmıştır. Araştırmada veriler; aile bilgi formu, gözlem, günlük kayıtları, video ve ses kayıtları, kontrol listeleri, çeşitli dokümanlar ile güvenilirlik ve geçerlilik komitesi toplantılarından elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, araştırma sürecinin işlevselliğini, karşılaşılan zorlukları, ebeveynlerin davranışlarını ve çocuğun gelişimini ortaya koymuştur. Aynı zamanda, araştırmacının kazandığı beceriler de analiz edilmiştir. Sistematik ve döngüsel bir analiz yaklaşımıyla yürütülen bu çalışma, aile eğitimlerinin ebeveynlerin etkileşim davranışları üzerinde olumlu etkiler yarattığını ve çocuğun iletişim becerilerinde ilerlemeler sağladığını göstermiştir. Süreç boyunca, ailenin sınırlı etkileşim davranışlarının azaldığı, çocuğun ise ortak dikkat geliştirme, karşılıklı etkileşim başlatma ve sürdürme gibi iletişim becerilerinde önemli ilerlemeler kaydettiği görülmüştür. Ayrıca, çocuğun söz öncesi iletişim becerileri ile alıcı ve ifade edici dil gelişiminde de önemli kazanımlar elde edilmiştir. Araştırmanın sonunda, ailelerin çocuk gelişimi ve ebeveyn rollerine ilişkin farkındalıklarının arttığı, doğru davranışları daha bilinçli şekilde sergileyebildikleri tespit edilmiştir. Bu onuçlar, literatürdeki benzer çalışmalarla paralellik göstermekte ve ebeveyn müdahalelerinin etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, ebeveyn katılımını teşvik eden uygulamalara yönelik ihtiyacı da gözler önüne sermektedir. Bu araştırmanın, anne-çocuk etkileşimi ve aile eğitimi alanında ulusal ve uluslararası literatüre katkı sağlayacağı, Türkiye'deki uygulayıcılar ve araştırmacılar için önemli bir rehber niteliği taşıyacağı düşünülmektedir.
0-3 yaş dönemindeki işitme yetersizliği olan bir çocuğun dil becerilerinin geliştirilmesinde Küçük Adımlar Erken Eğitim Programı'nın etkinliğinin incelenmesi
Bu eylem araştırmasının amacı, Küçük Adımlar Erken Eğitim Programı (KAEEP) çerçevesinde işitme yetersizliği olan bir çocuğa sahip işiten bir ailenin ebeveyn çocuk etkileşimini ve çocuğun söz öncesi iletişim becerilerini evde desteklemeye yönelik süreci incelemektir. Çalışmaya, 0-3 yaş arası işitme kayıplı bir çocuğa sahip bir aile, çocuk ve araştırmacı katılmıştır. Araştırmada veriler; aile bilgi formu, gözlem, günlük kayıtları, video ve ses kayıtları, kontrol listeleri, çeşitli dokümanlar ile güvenilirlik ve geçerlilik komitesi toplantılarından elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, araştırma sürecinin işlevselliğini, karşılaşılan zorlukları, ebeveynlerin davranışlarını ve çocuğun gelişimini ortaya koymuştur. Aynı zamanda, araştırmacının kazandığı beceriler de analiz edilmiştir. Sistematik ve döngüsel bir analiz yaklaşımıyla yürütülen bu çalışma, aile eğitimlerinin ebeveynlerin etkileşim davranışları üzerinde olumlu etkiler yarattığını ve çocuğun iletişim becerilerinde ilerlemeler sağladığını göstermiştir. Süreç boyunca, ailenin sınırlı etkileşim davranışlarının azaldığı, çocuğun ise ortak dikkat geliştirme, karşılıklı etkileşim başlatma ve sürdürme gibi iletişim becerilerinde önemli ilerlemeler kaydettiği görülmüştür. Ayrıca, çocuğun söz öncesi iletişim becerileri ile alıcı ve ifade edici dil gelişiminde de önemli kazanımlar elde edilmiştir. Araştırmanın sonunda, ailelerin çocuk gelişimi ve ebeveyn rollerine ilişkin farkındalıklarının arttığı, doğru davranışları daha bilinçli şekilde sergileyebildikleri tespit edilmiştir. Bu onuçlar, literatürdeki benzer çalışmalarla paralellik göstermekte ve ebeveyn müdahalelerinin etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, ebeveyn katılımını teşvik eden uygulamalara yönelik ihtiyacı da gözler önüne sermektedir. Bu araştırmanın, anne-çocuk etkileşimi ve aile eğitimi alanında ulusal ve uluslararası literatüre katkı sağlayacağı, Türkiye'deki uygulayıcılar ve araştırmacılar için önemli bir rehber niteliği taşıyacağı düşünülmektedir.
Üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren çocukların mizaç özelliklerinin ahlaki duyarlılıklarıyla ilişkisi
Bu araştırmada üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin mizaç özellikleri ile ahlaki duyarlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla ilişkisel tarama modeline göre tasarlanan araştırmada veriler 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Edirne il merkezindeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel ve devlet ilkokulu ve ortaokulları ile Şehit Nefize Çetin Özsoy Bilim ve Sanat Merkezi'ne devam eden genel zihinsel yetenek alanından kayıtlı öğrenciler ve onların ebeveynlerinden toplanmıştır. Araştırmanın örneklem grubu kolaylıkla ulaşılabilinen örnekleme tekniğine göre seçilmiştir ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 50 üstün yetenekli, 50 tipik gelişim gösteren öğrenci ve ebeveynleri olmak üzere toplam 100 öğrenci ve 100 ebeveynden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak; aile yapısı, aile sosyoekonomik durumu, aile eğitim durumu, katılımcı çocuk cinsiyeti, okul türünü içeren Demografik Bilgi Formu, Okul Çağı Çocukları İçin Mizaç Ölçeği (OÇÇMÖ), Çocuklar için Ahlaki Olgunluk Ölçeği (ÇAOÖ) ve araştırmacı tarafından geliştirilen Ahlaki Akıl Yürütme Senaryoları (AAY senaryoları) kullanılmıştır. Verilerin analizinde Betimsel analiz ve içerik analizi, Bağımsız örneklem grup t-testi, Pearson Korelasyon katsayı ve Tek yönlü ve Çift yönlü varyans analizi (two-way ANOVA) kullanılmıştır. Analizlerden elde edilen sonuçlara göre; üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin Kohlberg'in ahlaki gelişim kuramına göre hazırlanan ahlaki akıl yürütme senaryolar incelendiğinde, her iki grubun çoğunluğunun Kanun ve Düzen evresinde olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmada öğrencilerin üstün yetenek veya tipik gelişim gösterme durumuna göre mizaç ve ahlaki olgunluk düzeyleri arasında farklılık ve ilişki incelendiğinde; tipik gelişim gösteren öğrencilerin ahlaki olgunlukları üstün yetenekli öğrencilere göre daha yüksek düzeyde olduğu ancak ahlakın diğer alt boyutlarında ve mizaç özelliklerinde herhangi bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Üstün yetenekli öğrencilerin Kohlberg'in ahlaki gelişim kuramına ilişkin hazırlanan "Sınav- yardımseverlik Senaryosuna" göre üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencileri ahlaki gelişim düzeyleriyle mizaçları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. "Arkadaş-önyargı Senaryosuna" göre üstün yetenekli tipik gelişim gösteren öğrencilerin ahlaki gelişim düzeyleriyle mizaçları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı ancak her iki grupta Ahlak İtaat Etme ve Cezadan Kaçma Eğiliminde (Bağımlı Ahlak) anlamlı farklılık olduğu; bu durumda geleneksel düzeyin, gelenek-ötesi düzeyinden daha fazla olduğu tespit edilmiştir. "Ödev-itaat Senaryosuna" göre hem üstün yetenek hem de tipik gelişim gösteren öğrencilerin benzer bir şekilde mizaç özellikleri ve ahlaki gelişimleri arasında fark olmadığı, ahlaki düzey olarak her iki grubun Geleneksel-düzeyde kümelendiği sonucuna ulaşılmıştır. Üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin cinsiyetine göre mizaç ve ahlaki olgunluk düzeyleri arasında farklılık incelendiğinde; her iki grup için de Mizaç-Yaklaşma-Kaçınma boyutunda kızların lehine, Mizaç-Aktivite boyutunda erkeklerin lehine olduğu belirlenmiştir. Son olarak, üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin sınıf düzeyine göre mizaç ve ahlaki puanlarında anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Hafif düzey zihinsel engelli bireylerin okuma anlama becerilerini geliştirmedeki yardım stratejilerinin etkisi (HELPS): Bir eylem araştırması
Bu araştırma, hafif düzey zihinsel engelli öğrencilerin okuma akıcılıklarını iyileştirmek için HELPS (Pratik Stratejilerle Erken Okuryazarlığa Yardım) Akıcı Okuma Stratejisinin uygulanmasının etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu genel amaç doğrultusunda; akıcı okuma, okuduğunu anlama ve sosyal geçerlik başlıkları altında alt amaçlar belirlenmiştir. Araştırma, nitel araştırma modelinin eylem araştırması deseni ile tasarlanmış olup, uygulayıcının aynı zamanda araştırmacı olduğu bir yaklaşımla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çalışma grubunu belirlemek için "Ölçüt Örnekleme" yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubu, Kırklareli ili Lüleburgaz ilçesindeki 80. Yıl Ortaokulu'nda özel eğitim sınıfına devam eden hafif düzeyde zihinsel engelli bir öğrenci ile tam zamanlı kaynaştırma eğitimi gören başka bir hafif düzey zihinsel engelli öğrenciden oluşmaktadır. Bu çalışmada veri toplama araçları olarak, öğretmen ve veli görüşme formları, araştırmacının tuttuğu günlükler, program temelli ölçme araçları ve öğrencilerin okuma performansını değerlendirmek amacıyla ses kayıtları kullanılmıştır. Veriler, program bazlı ölçme sonuçları ile öğretmen ve veli görüşme formlarından derlenmiştir. Çalışma grubu öğrencilerine, 15 dakikalık ortalama 40 oturum boyunca HELPS Akıcı Okuma Stratejisi uygulanmıştır. Veriler, betimsel analiz ve içerik analizi gibi nitel veri analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Nitel verilerin sayısal hale getirilmesi için yüzde ve frekans analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, programın uygulanması sonucunda kelime tanıma, okuma akıcılığı ve okuduğunu anlama becerilerinde belirgin iyileşmeler olduğunu ortaya koymuştur. Uygulamanın sonunda öğrenciler, okuduğunu anlama becerilerinde basit ve derin anlama seviyelerinde ya öğretim düzeyinden bağımsız okuyucu seviyesine ulaşmış ya da belirgin bir gelişim göstermiştir. Ayrıca, öğrencilerin velileri ve öğretmenleri, HELPS akıcı okuma stratejisinin öğrencilerin okuma becerilerini artırmada etkili olduğunu ve okuma motivasyonlarını yükselttiğini belirtmiştir.
Hafif düzey zihinsel engelli bireylerin okuma anlama becerilerini geliştirmedeki yardım stratejilerinin etkisi (HELPS): Bir eylem araştırması
Bu araştırma, hafif düzey zihinsel engelli öğrencilerin okuma akıcılıklarını iyileştirmek için HELPS (Pratik Stratejilerle Erken Okuryazarlığa Yardım) Akıcı Okuma Stratejisinin uygulanmasının etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu genel amaç doğrultusunda; akıcı okuma, okuduğunu anlama ve sosyal geçerlik başlıkları altında alt amaçlar belirlenmiştir. Araştırma, nitel araştırma modelinin eylem araştırması deseni ile tasarlanmış olup, uygulayıcının aynı zamanda araştırmacı olduğu bir yaklaşımla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çalışma grubunu belirlemek için "Ölçüt Örnekleme" yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubu, Kırklareli ili Lüleburgaz ilçesindeki 80. Yıl Ortaokulu'nda özel eğitim sınıfına devam eden hafif düzeyde zihinsel engelli bir öğrenci ile tam zamanlı kaynaştırma eğitimi gören başka bir hafif düzey zihinsel engelli öğrenciden oluşmaktadır. Bu çalışmada veri toplama araçları olarak, öğretmen ve veli görüşme formları, araştırmacının tuttuğu günlükler, program temelli ölçme araçları ve öğrencilerin okuma performansını değerlendirmek amacıyla ses kayıtları kullanılmıştır. Veriler, program bazlı ölçme sonuçları ile öğretmen ve veli görüşme formlarından derlenmiştir. Çalışma grubu öğrencilerine, 15 dakikalık ortalama 40 oturum boyunca HELPS Akıcı Okuma Stratejisi uygulanmıştır. Veriler, betimsel analiz ve içerik analizi gibi nitel veri analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Nitel verilerin sayısal hale getirilmesi için yüzde ve frekans analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, programın uygulanması sonucunda kelime tanıma, okuma akıcılığı ve okuduğunu anlama becerilerinde belirgin iyileşmeler olduğunu ortaya koymuştur. Uygulamanın sonunda öğrenciler, okuduğunu anlama becerilerinde basit ve derin anlama seviyelerinde ya öğretim düzeyinden bağımsız okuyucu seviyesine ulaşmış ya da belirgin bir gelişim göstermiştir. Ayrıca, öğrencilerin velileri ve öğretmenleri, HELPS akıcı okuma stratejisinin öğrencilerin okuma becerilerini artırmada etkili olduğunu ve okuma motivasyonlarını yükselttiğini belirtmiştir.
Hafif düzey zihinsel engelli bireylerin okuma anlama becerilerini geliştirmedeki yardım stratejilerinin etkisi (HELPS): Bir eylem araştırması
Bu araştırma, hafif düzey zihinsel engelli öğrencilerin okuma akıcılıklarını iyileştirmek için HELPS (Pratik Stratejilerle Erken Okuryazarlığa Yardım) Akıcı Okuma Stratejisinin uygulanmasının etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu genel amaç doğrultusunda; akıcı okuma, okuduğunu anlama ve sosyal geçerlik başlıkları altında alt amaçlar belirlenmiştir. Araştırma, nitel araştırma modelinin eylem araştırması deseni ile tasarlanmış olup, uygulayıcının aynı zamanda araştırmacı olduğu bir yaklaşımla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çalışma grubunu belirlemek için "Ölçüt Örnekleme" yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubu, Kırklareli ili Lüleburgaz ilçesindeki 80. Yıl Ortaokulu'nda özel eğitim sınıfına devam eden hafif düzeyde zihinsel engelli bir öğrenci ile tam zamanlı kaynaştırma eğitimi gören başka bir hafif düzey zihinsel engelli öğrenciden oluşmaktadır. Bu çalışmada veri toplama araçları olarak, öğretmen ve veli görüşme formları, araştırmacının tuttuğu günlükler, program temelli ölçme araçları ve öğrencilerin okuma performansını değerlendirmek amacıyla ses kayıtları kullanılmıştır. Veriler, program bazlı ölçme sonuçları ile öğretmen ve veli görüşme formlarından derlenmiştir. Çalışma grubu öğrencilerine, 15 dakikalık ortalama 40 oturum boyunca HELPS Akıcı Okuma Stratejisi uygulanmıştır. Veriler, betimsel analiz ve içerik analizi gibi nitel veri analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Nitel verilerin sayısal hale getirilmesi için yüzde ve frekans analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, programın uygulanması sonucunda kelime tanıma, okuma akıcılığı ve okuduğunu anlama becerilerinde belirgin iyileşmeler olduğunu ortaya koymuştur. Uygulamanın sonunda öğrenciler, okuduğunu anlama becerilerinde basit ve derin anlama seviyelerinde ya öğretim düzeyinden bağımsız okuyucu seviyesine ulaşmış ya da belirgin bir gelişim göstermiştir. Ayrıca, öğrencilerin velileri ve öğretmenleri, HELPS akıcı okuma stratejisinin öğrencilerin okuma becerilerini artırmada etkili olduğunu ve okuma motivasyonlarını yükselttiğini belirtmiştir.
Özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilere İngilizce kelime öğretiminde çoklu duyusal yaklaşımının ve üstbilişsel strateji eğitiminin etkisi: Bir eylem araştırması
Bu çalışma, özel öğrenme güçlüğü tanısı konulan öğrencilere yönelik yabancı dil öğretiminde üstbilişsel dil öğrenme stratejileri ile çoklu duyusal öğretiminin nasıl uygulanabileceğini ve sonuçlarını incelemektedir. Eylem araştırması yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışma, özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin İngilizce dil öğrenimini geliştirmeye yönelik bir dizi müdahaleyi içermektedir. Araştırma, 2021-2022 eğitim öğretim yılında Edirne'de öğrenme güçlüğü tanılı üç ortaokul öğrencisiyle yürütülmüştür. Müdahaleler, öğrenme sürecinde planlama, dikkat, öz izleme ve öz değerlendirme üst bilişsel stratejilerinin öğrenciye öğretimi ve kullanımını teşvik ederken bilginin çeşitli nöral bağlarla hafızada kodlanmasına ve gerektiğinde hatırlanmasına yardımcı olan ve motivasyonu artırmak için çeşitli duyusal kanalları harekete geçiren çoklu duyusal materyallerin entegrasyonuna odaklanmıştır. Veri toplama aşamasında, uygulama öncesi ve sonrasında, öğretmen, öğrenci ve veli görüşmeler yapılmıştır. Uygulama öncesinde ve sonrasında öğretmenlerden Yabancı dil öğretmenleri için öğrenme güçlüğü değerlendirme formunu öğrencilerden ise Öğrenciler İçin Üstbilişsel Öğrenme Stratejisi Kontrol Listesini doldurmaları istenmiştir. Uygulama içi gözlemler, araştırmacı günlükleri ve ses kayıtların yararlanılmıştır. Bulgular, bireysel ilerlemelerde farklılıklar gözlense de bu uygulamanın öğrencilerin dil öğrenme sonuçlarında olumlu gelişmeler sağladığını göstermektedir. Sonuçlar, bu çalışma sırasında geliştirilmiş ve uygulanmış olan "Üstbilişsel Strateji ve Çoklu duyusal Destekli Destek oda Dil Öğrenme Modeli (ÜSÇD-DDÖM)" ile öğretimde öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin çoklu duyusal öğretim yöntem ve üst bilişsel stratejilerin eğitiminin döngüsel olarak birbirini tetiklediğini ve öğrencilerin dil öğrenimlerini pekiştirdiğini göstermektedir. Dolayısıyla, özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilere yönelik yabancı dil eğitiminde çoklu duyusal ve üstbilişsel yöntemlerin bir arada kullanılmasının önemini vurgulamaktadır. Bu çalışmada, öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerle çalışan eğitimciler için pratik içgörüler sunarak yabancı dil öğrenimi bağlamında kapsayıcı ve uyarlanabilir öğretim yöntemleri konusunda bir model sunulmaktadır.
Özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilere İngilizce kelime öğretiminde çoklu duyusal yaklaşımının ve üstbilişsel strateji eğitiminin etkisi: Bir eylem araştırması
Bu çalışma, özel öğrenme güçlüğü tanısı konulan öğrencilere yönelik yabancı dil öğretiminde üstbilişsel dil öğrenme stratejileri ile çoklu duyusal öğretiminin nasıl uygulanabileceğini ve sonuçlarını incelemektedir. Eylem araştırması yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışma, özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin İngilizce dil öğrenimini geliştirmeye yönelik bir dizi müdahaleyi içermektedir. Araştırma, 2021-2022 eğitim öğretim yılında Edirne'de öğrenme güçlüğü tanılı üç ortaokul öğrencisiyle yürütülmüştür. Müdahaleler, öğrenme sürecinde planlama, dikkat, öz izleme ve öz değerlendirme üst bilişsel stratejilerinin öğrenciye öğretimi ve kullanımını teşvik ederken bilginin çeşitli nöral bağlarla hafızada kodlanmasına ve gerektiğinde hatırlanmasına yardımcı olan ve motivasyonu artırmak için çeşitli duyusal kanalları harekete geçiren çoklu duyusal materyallerin entegrasyonuna odaklanmıştır. Veri toplama aşamasında, uygulama öncesi ve sonrasında, öğretmen, öğrenci ve veli görüşmeler yapılmıştır. Uygulama öncesinde ve sonrasında öğretmenlerden Yabancı dil öğretmenleri için öğrenme güçlüğü değerlendirme formunu öğrencilerden ise Öğrenciler İçin Üstbilişsel Öğrenme Stratejisi Kontrol Listesini doldurmaları istenmiştir. Uygulama içi gözlemler, araştırmacı günlükleri ve ses kayıtların yararlanılmıştır. Bulgular, bireysel ilerlemelerde farklılıklar gözlense de bu uygulamanın öğrencilerin dil öğrenme sonuçlarında olumlu gelişmeler sağladığını göstermektedir. Sonuçlar, bu çalışma sırasında geliştirilmiş ve uygulanmış olan "Üstbilişsel Strateji ve Çoklu duyusal Destekli Destek oda Dil Öğrenme Modeli (ÜSÇD-DDÖM)" ile öğretimde öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin çoklu duyusal öğretim yöntem ve üst bilişsel stratejilerin eğitiminin döngüsel olarak birbirini tetiklediğini ve öğrencilerin dil öğrenimlerini pekiştirdiğini göstermektedir. Dolayısıyla, özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilere yönelik yabancı dil eğitiminde çoklu duyusal ve üstbilişsel yöntemlerin bir arada kullanılmasının önemini vurgulamaktadır. Bu çalışmada, öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerle çalışan eğitimciler için pratik içgörüler sunarak yabancı dil öğrenimi bağlamında kapsayıcı ve uyarlanabilir öğretim yöntemleri konusunda bir model sunulmaktadır.
Özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilere İngilizce kelime öğretiminde çoklu duyusal yaklaşımının ve üstbilişsel strateji eğitiminin etkisi: Bir eylem araştırması
Bu çalışma, özel öğrenme güçlüğü tanısı konulan öğrencilere yönelik yabancı dil öğretiminde üstbilişsel dil öğrenme stratejileri ile çoklu duyusal öğretiminin nasıl uygulanabileceğini ve sonuçlarını incelemektedir. Eylem araştırması yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışma, özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin İngilizce dil öğrenimini geliştirmeye yönelik bir dizi müdahaleyi içermektedir. Araştırma, 2021-2022 eğitim öğretim yılında Edirne'de öğrenme güçlüğü tanılı üç ortaokul öğrencisiyle yürütülmüştür. Müdahaleler, öğrenme sürecinde planlama, dikkat, öz izleme ve öz değerlendirme üst bilişsel stratejilerinin öğrenciye öğretimi ve kullanımını teşvik ederken bilginin çeşitli nöral bağlarla hafızada kodlanmasına ve gerektiğinde hatırlanmasına yardımcı olan ve motivasyonu artırmak için çeşitli duyusal kanalları harekete geçiren çoklu duyusal materyallerin entegrasyonuna odaklanmıştır. Veri toplama aşamasında, uygulama öncesi ve sonrasında, öğretmen, öğrenci ve veli görüşmeler yapılmıştır. Uygulama öncesinde ve sonrasında öğretmenlerden Yabancı dil öğretmenleri için öğrenme güçlüğü değerlendirme formunu öğrencilerden ise Öğrenciler İçin Üstbilişsel Öğrenme Stratejisi Kontrol Listesini doldurmaları istenmiştir. Uygulama içi gözlemler, araştırmacı günlükleri ve ses kayıtların yararlanılmıştır. Bulgular, bireysel ilerlemelerde farklılıklar gözlense de bu uygulamanın öğrencilerin dil öğrenme sonuçlarında olumlu gelişmeler sağladığını göstermektedir. Sonuçlar, bu çalışma sırasında geliştirilmiş ve uygulanmış olan "Üstbilişsel Strateji ve Çoklu duyusal Destekli Destek oda Dil Öğrenme Modeli (ÜSÇD-DDÖM)" ile öğretimde öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin çoklu duyusal öğretim yöntem ve üst bilişsel stratejilerin eğitiminin döngüsel olarak birbirini tetiklediğini ve öğrencilerin dil öğrenimlerini pekiştirdiğini göstermektedir. Dolayısıyla, özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilere yönelik yabancı dil eğitiminde çoklu duyusal ve üstbilişsel yöntemlerin bir arada kullanılmasının önemini vurgulamaktadır. Bu çalışmada, öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerle çalışan eğitimciler için pratik içgörüler sunarak yabancı dil öğrenimi bağlamında kapsayıcı ve uyarlanabilir öğretim yöntemleri konusunda bir model sunulmaktadır.
Beden eğitimi alanında öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerde sporun farkındalık düzeyi ve tutumunun incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, beden eğitimi öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerde sporun önemi ve etkisine yönelik farkındalık düzeylerini ve bu bireylere karşı tutumlarını incelemektir. Çalışma, beden eğitimi alanındaki öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerin spora katılımı konusundaki bilgi düzeylerini, farkındalıklarını ve tutumlarını analiz ederek, bu bireylere yönelik sosyal dahil etme ve sporun rehabilitasyon sürecindeki rolüne ilişkin farkındalığı artırmayı hedeflemektedir. Araştırma kapsamında, nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılarak öğretmen adaylarından veri toplanmıştır. Elde edilen bulgular, beden eğitimi öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylere yönelik sporun önemine dair farkındalık düzeylerinin arttırılması gerektiğini ve bu konuda daha fazla eğitime ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonuçları, öğretmen adaylarının engelli bireylerin spor yoluyla topluma kazandırılmasındaki rollerinin önemini vurgulamakta ve bu alanda farkındalık çalışmaları yapılmasının gerekliliğine işaret etmektedir. Bu araştırma sonuçlarına göre zihinsel engelli bireylerin sportif etkinliklerine ilişkin bilgi kaynaklarının kullanımı açısından katılımcıların %52,9'u bu konuda kararsız ve olumsuz tutum sergilemiştir. Bu sonuç öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylere yönelik spor etkinlikleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını göstermektedir. Bu bağlamda engelli bireylere yönelik spor etkinlikleri ve bu etkinliklerin öğretmen adaylarına kazandırmayı amaçladığı beceriler konusunda daha fazla eğitim vermesi gerektiği sonucuna varılabilir. Engellilik farkındalığının arttırılması, geleceğin öğretmenlerinin engelli bireylerle daha etkili bir şekilde çalışmalarını sağlayacaktır. Çalışmada Cinsiyet faktörleri incelendiğinde spora ve zihinsel engellilere yönelik tutumlar konusunda kadın katılımcıların %6'sının erkeklere göre daha duyarlı olduğu ortaya çıktığı görülmektedir. Bu bulgu, kadınların sosyal sorumluluk ve empati geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu öne süren araştırmalarla tutarlıdır. Güvenilirlik analizleri, elde edilen sonuçların tutarlı olduğunu ve bu veriler benzer gruplar üzerinde tekrarlandığında benzer sonuçların elde edildiğini göstermektedir. Bu durum, çalışma sonuçlarının beden eğitimi öğretmeni adaylarının genel popülasyonuna aktarılabilirliğini arttırmıştır. Dolayısıyla beden eğitimi öğretmeni adayları sporun zihinsel engelliler için önemi konusunda yeterli farkındalığa sahip olmasalar da spor alışkanlıklarının ve engellilerle doğrudan etkileşimin bu farkındalığa olumlu etkisi olması mümkündür. Bu nedenle engellilere yönelik spor etkinliklerinin öğretmen eğitimine daha fazla dahil edilmesi ve öğretmen adaylarında bu konuda farkındalık yaratılması büyük önem taşımaktadır.Ayrıca düzenli egzersiz yapma alışkanlığının geliştirilmesi hem kişinin kendi sağlığı hem de engelli bireylere yönelik olumlu tutum geliştirmesi açısından önemlidir.
Beden eğitimi alanında öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerde sporun farkındalık düzeyi ve tutumunun incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, beden eğitimi öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerde sporun önemi ve etkisine yönelik farkındalık düzeylerini ve bu bireylere karşı tutumlarını incelemektir. Çalışma, beden eğitimi alanındaki öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerin spora katılımı konusundaki bilgi düzeylerini, farkındalıklarını ve tutumlarını analiz ederek, bu bireylere yönelik sosyal dahil etme ve sporun rehabilitasyon sürecindeki rolüne ilişkin farkındalığı artırmayı hedeflemektedir. Araştırma kapsamında, nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılarak öğretmen adaylarından veri toplanmıştır. Elde edilen bulgular, beden eğitimi öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylere yönelik sporun önemine dair farkındalık düzeylerinin arttırılması gerektiğini ve bu konuda daha fazla eğitime ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonuçları, öğretmen adaylarının engelli bireylerin spor yoluyla topluma kazandırılmasındaki rollerinin önemini vurgulamakta ve bu alanda farkındalık çalışmaları yapılmasının gerekliliğine işaret etmektedir. Bu araştırma sonuçlarına göre zihinsel engelli bireylerin sportif etkinliklerine ilişkin bilgi kaynaklarının kullanımı açısından katılımcıların %52,9'u bu konuda kararsız ve olumsuz tutum sergilemiştir. Bu sonuç öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylere yönelik spor etkinlikleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını göstermektedir. Bu bağlamda engelli bireylere yönelik spor etkinlikleri ve bu etkinliklerin öğretmen adaylarına kazandırmayı amaçladığı beceriler konusunda daha fazla eğitim vermesi gerektiği sonucuna varılabilir. Engellilik farkındalığının arttırılması, geleceğin öğretmenlerinin engelli bireylerle daha etkili bir şekilde çalışmalarını sağlayacaktır. Çalışmada Cinsiyet faktörleri incelendiğinde spora ve zihinsel engellilere yönelik tutumlar konusunda kadın katılımcıların %6'sının erkeklere göre daha duyarlı olduğu ortaya çıktığı görülmektedir. Bu bulgu, kadınların sosyal sorumluluk ve empati geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu öne süren araştırmalarla tutarlıdır. Güvenilirlik analizleri, elde edilen sonuçların tutarlı olduğunu ve bu veriler benzer gruplar üzerinde tekrarlandığında benzer sonuçların elde edildiğini göstermektedir. Bu durum, çalışma sonuçlarının beden eğitimi öğretmeni adaylarının genel popülasyonuna aktarılabilirliğini arttırmıştır. Dolayısıyla beden eğitimi öğretmeni adayları sporun zihinsel engelliler için önemi konusunda yeterli farkındalığa sahip olmasalar da spor alışkanlıklarının ve engellilerle doğrudan etkileşimin bu farkındalığa olumlu etkisi olması mümkündür. Bu nedenle engellilere yönelik spor etkinliklerinin öğretmen eğitimine daha fazla dahil edilmesi ve öğretmen adaylarında bu konuda farkındalık yaratılması büyük önem taşımaktadır.Ayrıca düzenli egzersiz yapma alışkanlığının geliştirilmesi hem kişinin kendi sağlığı hem de engelli bireylere yönelik olumlu tutum geliştirmesi açısından önemlidir.
Normal ve farklı gelişim gösteren çocuk annelerinin annelik algısı
Bu çalışmanın amacı nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan fenomenolojik desen kullanarak normal ve farklı gelişimsel özellikler gösteren çocuk annelerinin, anneliği nasıl algıladıklarını ve deneyimlendiklerini keşfetmektir. Araştırmanın çalışma grubunu Edirne ilinde bulunan ve yaşları 0-13 yaş aralığında olan normal gelişim gösteren 5 çocuk annesi ve farklı gelişim gösteren 5 çocuk annesi olmak üzere toplam 10 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılar, farklı demografik özelliklere sahip bireyler arasından, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yüz yüze ve çevrimiçi görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Analiz aşamasında, hem betimsel analiz hem de içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bu analiz yöntemleri aracılığıyla elde edilen ifadeler temalar ve alt temalar altında gruplandırılmıştır. Bulgular, annelerin yaşam deneyimlerinin ve çocuklarının gelişimsel özelliklerinin annelik algıları üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Annelik algısı, katılımcılar tarafından genellikle sevgi, sorumluluk ve kutsallık kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir. Hamilelik süreçleri, katılımcılar tarafından hem fiziksel hem de duygusal etkiler bağlamında tanımlanmıştır. Özellikle farklı gelişim gösteren çocukların anneleri, bebeklerinin sağlık durumunu ilk öğrendiklerinde yoğun bir şok, üzüntü ve kabullenme süreci yaşamışlardır. Ayrıca, emzirme süreci hem olumlu hem de olumsuz duygularla ifade edilmiştir. Anneler, çocuklarının gelecekte sağlıklı, bağımsız ve mutlu bireyler olmalarını umut etmekle birlikte, geleceğe yönelik belirsizliklerden dolayı kaygı ve endişe taşımaktadır. Bu çalışma, annelik algısının yalnızca biyolojik bir bağlanma süreci olmadığını; sosyal, kültürel ve psikolojik faktörlerle şekillenen dinamik bir yapı olduğunu göstermiştir. Bulgular, annelere yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesinin önemini ve annelik deneyiminin toplumsal boyutta daha geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Anahtar sözcükler: Annelik Algısı, Farklı Gelişim, Normal Gelişim, Sosyal Destek, Çocuk Gelişimi, Emzirme Deneyimi, Gelecek Beklentileri
Normal ve farklı gelişim gösteren çocuk annelerinin annelik algısı
Bu çalışmanın amacı nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan fenomenolojik desen kullanarak normal ve farklı gelişimsel özellikler gösteren çocuk annelerinin, anneliği nasıl algıladıklarını ve deneyimlendiklerini keşfetmektir. Araştırmanın çalışma grubunu Edirne ilinde bulunan ve yaşları 0-13 yaş aralığında olan normal gelişim gösteren 5 çocuk annesi ve farklı gelişim gösteren 5 çocuk annesi olmak üzere toplam 10 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılar, farklı demografik özelliklere sahip bireyler arasından, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yüz yüze ve çevrimiçi görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Analiz aşamasında, hem betimsel analiz hem de içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bu analiz yöntemleri aracılığıyla elde edilen ifadeler temalar ve alt temalar altında gruplandırılmıştır. Bulgular, annelerin yaşam deneyimlerinin ve çocuklarının gelişimsel özelliklerinin annelik algıları üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Annelik algısı, katılımcılar tarafından genellikle sevgi, sorumluluk ve kutsallık kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir. Hamilelik süreçleri, katılımcılar tarafından hem fiziksel hem de duygusal etkiler bağlamında tanımlanmıştır. Özellikle farklı gelişim gösteren çocukların anneleri, bebeklerinin sağlık durumunu ilk öğrendiklerinde yoğun bir şok, üzüntü ve kabullenme süreci yaşamışlardır. Ayrıca, emzirme süreci hem olumlu hem de olumsuz duygularla ifade edilmiştir. Anneler, çocuklarının gelecekte sağlıklı, bağımsız ve mutlu bireyler olmalarını umut etmekle birlikte, geleceğe yönelik belirsizliklerden dolayı kaygı ve endişe taşımaktadır. Bu çalışma, annelik algısının yalnızca biyolojik bir bağlanma süreci olmadığını; sosyal, kültürel ve psikolojik faktörlerle şekillenen dinamik bir yapı olduğunu göstermiştir. Bulgular, annelere yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesinin önemini ve annelik deneyiminin toplumsal boyutta daha geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Anahtar sözcükler: Annelik Algısı, Farklı Gelişim, Normal Gelişim, Sosyal Destek, Çocuk Gelişimi, Emzirme Deneyimi, Gelecek Beklentileri
Beden eğitimi alanında öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerde sporun farkındalık düzeyi ve tutumunun incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, beden eğitimi öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerde sporun önemi ve etkisine yönelik farkındalık düzeylerini ve bu bireylere karşı tutumlarını incelemektir. Çalışma, beden eğitimi alanındaki öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylerin spora katılımı konusundaki bilgi düzeylerini, farkındalıklarını ve tutumlarını analiz ederek, bu bireylere yönelik sosyal dahil etme ve sporun rehabilitasyon sürecindeki rolüne ilişkin farkındalığı artırmayı hedeflemektedir. Araştırma kapsamında, nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılarak öğretmen adaylarından veri toplanmıştır. Elde edilen bulgular, beden eğitimi öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylere yönelik sporun önemine dair farkındalık düzeylerinin arttırılması gerektiğini ve bu konuda daha fazla eğitime ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonuçları, öğretmen adaylarının engelli bireylerin spor yoluyla topluma kazandırılmasındaki rollerinin önemini vurgulamakta ve bu alanda farkındalık çalışmaları yapılmasının gerekliliğine işaret etmektedir. Bu araştırma sonuçlarına göre zihinsel engelli bireylerin sportif etkinliklerine ilişkin bilgi kaynaklarının kullanımı açısından katılımcıların %52,9'u bu konuda kararsız ve olumsuz tutum sergilemiştir. Bu sonuç öğretmen adaylarının zihinsel engelli bireylere yönelik spor etkinlikleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını göstermektedir. Bu bağlamda engelli bireylere yönelik spor etkinlikleri ve bu etkinliklerin öğretmen adaylarına kazandırmayı amaçladığı beceriler konusunda daha fazla eğitim vermesi gerektiği sonucuna varılabilir. Engellilik farkındalığının arttırılması, geleceğin öğretmenlerinin engelli bireylerle daha etkili bir şekilde çalışmalarını sağlayacaktır. Çalışmada Cinsiyet faktörleri incelendiğinde spora ve zihinsel engellilere yönelik tutumlar konusunda kadın katılımcıların %6'sının erkeklere göre daha duyarlı olduğu ortaya çıktığı görülmektedir. Bu bulgu, kadınların sosyal sorumluluk ve empati geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu öne süren araştırmalarla tutarlıdır. Güvenilirlik analizleri, elde edilen sonuçların tutarlı olduğunu ve bu veriler benzer gruplar üzerinde tekrarlandığında benzer sonuçların elde edildiğini göstermektedir. Bu durum, çalışma sonuçlarının beden eğitimi öğretmeni adaylarının genel popülasyonuna aktarılabilirliğini arttırmıştır. Dolayısıyla beden eğitimi öğretmeni adayları sporun zihinsel engelliler için önemi konusunda yeterli farkındalığa sahip olmasalar da spor alışkanlıklarının ve engellilerle doğrudan etkileşimin bu farkındalığa olumlu etkisi olması mümkündür. Bu nedenle engellilere yönelik spor etkinliklerinin öğretmen eğitimine daha fazla dahil edilmesi ve öğretmen adaylarında bu konuda farkındalık yaratılması büyük önem taşımaktadır.Ayrıca düzenli egzersiz yapma alışkanlığının geliştirilmesi hem kişinin kendi sağlığı hem de engelli bireylere yönelik olumlu tutum geliştirmesi açısından önemlidir.
Okul öncesi eğitimcileri için dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna yönelik bir eğitim programı tasarımı: Eylem araştırması
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi eğitimcilerinin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan öğrencilere yönelik yaklaşımlarını incelemek ve okul öncesi eğitimcilerine yönelik bir dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu programı geliştirmektir. Eylem araştırması deseninde hazırlanan bu çalışma, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Edirne ilinde görev yapan 39 okul öncesi öğretmenine uygulanmıştır. Uygulama süresince yapılan sunumlar ve örnek vaka çalışmaları, eğitimcilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu anlama, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedenlerini öğrenme, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun belirtilerini ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden olumlu-olumsuz durumları farketme becerileri ile sınıf içi dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu durumlarında yapılması gereken müdahalelere yoğunlaşılmıştır. Katılımcılar, geliştirilen eğitim programında konu dağılımı açısından sınıf içi müdahalelerde uygulanabilir konuların yer aldığını, uygulamanın interaktif olduğunu, programda anlaşılır bir dil kullanıldığını ve içeriğin anlaşılır olduğunu belirterek memnuniyetlerini belirtmişlerdir. Katılımcılar, geliştirilen programın farklı yöntemler öğreterek eğitimcilerin yeni bilgiler edinmesine yardımcı olarak hem katılımcılara hem de katılımcıların çalıştıkları kurumlara katkısı olduğunu dile getirmişlerdir. Programın günlük etkinlik, rutin ve geçişler için planlamalara olan etkilerinin sınıf yönetim becerilerini desteklediğini ve sınıf içi düzenlemelerine katkısı olduğunun altını çizmişlerdir. Katılımcılar, programdaki teorik bilginin uygulamaya dönüştürülürken öğrenciye yaklaşımlarında değişiklikler olacağını ve planlarında düzenlemeler yapacaklarını belirtmişlerdir.
Okul öncesi eğitimcileri için dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna yönelik bir eğitim programı tasarımı: Eylem araştırması
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi eğitimcilerinin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan öğrencilere yönelik yaklaşımlarını incelemek ve okul öncesi eğitimcilerine yönelik bir dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu programı geliştirmektir. Eylem araştırması deseninde hazırlanan bu çalışma, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Edirne ilinde görev yapan 39 okul öncesi öğretmenine uygulanmıştır. Uygulama süresince yapılan sunumlar ve örnek vaka çalışmaları, eğitimcilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu anlama, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedenlerini öğrenme, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun belirtilerini ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden olumlu-olumsuz durumları farketme becerileri ile sınıf içi dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu durumlarında yapılması gereken müdahalelere yoğunlaşılmıştır. Katılımcılar, geliştirilen eğitim programında konu dağılımı açısından sınıf içi müdahalelerde uygulanabilir konuların yer aldığını, uygulamanın interaktif olduğunu, programda anlaşılır bir dil kullanıldığını ve içeriğin anlaşılır olduğunu belirterek memnuniyetlerini belirtmişlerdir. Katılımcılar, geliştirilen programın farklı yöntemler öğreterek eğitimcilerin yeni bilgiler edinmesine yardımcı olarak hem katılımcılara hem de katılımcıların çalıştıkları kurumlara katkısı olduğunu dile getirmişlerdir. Programın günlük etkinlik, rutin ve geçişler için planlamalara olan etkilerinin sınıf yönetim becerilerini desteklediğini ve sınıf içi düzenlemelerine katkısı olduğunun altını çizmişlerdir. Katılımcılar, programdaki teorik bilginin uygulamaya dönüştürülürken öğrenciye yaklaşımlarında değişiklikler olacağını ve planlarında düzenlemeler yapacaklarını belirtmişlerdir.