688
Arşivlenen Tez
12
DOI Atanmış
2%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Bir trakya köyünde gündelik hayat ve dijital medya: Feminist bir dijital medya etnografisi
2022 yılının Haziran ve Eylül aylarında, Tekirdağ'ın bir(kaç) köyündeyürüttüğüm bu feminist dijital medya etnografisinde, köylü kadınların gündelikhayatında dijital medyanın toplumsal cinsiyete dayalı ezilmişliklerini sorgulama, değiştirme ve yeniden üretmede bir rolü olup olmadığını anlamaya çalıştım. Katılımlı gözlem, derinlemesine görüşme ve enformel sohbetlerden elde ettiğimveriler, köylükadınların dijital medya deneyimlerini üç temel zeminde ortaya koyuyor: Kullanımpratikleri, anlamlandırma biçimleri ve performanslar. Feminist bir dijital medyaetnografisi yürüttüğüm bu alan araştırmasında, belirli güç ilişkileri içerisinde şekillenen, ne mutlak özgürlük ne de mutlak hâkimiyet etrafında ele alınamayacak olan ve failliküreten bir teknolojinin gündelikliğini ortaya koymayı amaçladım. Bu metodolojikhat, alan boyunca cinsiyet, sınıf, mekân ve kimlik gibi toplumsal kategorilerin dijital medyazemininde birbirleriyle nasıl kesiştiklerini keşfedebilme imkânı sundu. Köy ve köylülüküzerine düşünmenin dijital medya, zaman, mekân ve öznellik üzerine düşünmeyi kolaylaştıran bir yanı vardı. Saha araştırması boyunca farklı kadınlık ve farklı köylülükbiçimlerinin varlığına şahit oldum ve dijital medyanın köylü kadınlar için taşıdığı anlamı bu farklılıklarla dolayımlayarak anlamaya çalıştım. Araştırma yürüttüğümköylerde dijital medyaya şaşırtıcı derecede tutkuyla bağlı kadınların yanında bir çeşit kilitlenme hali yaşayan kişiler de vardı. Bu tezde dijitalleşmenin köyün, köylülüğünveköyde kadın olmanın kavranışında ve inşasında daha önce olmayan bir dönüşümmeydana getirdiğini iddia ediyorum. Ekonomik, toplumsal ve kültürel değişimler öznelerin köylülüğü konumlandırma biçimlerini değiştiriyor ancak dijital dönüşüm, eskiden "köylülük işareti" olarak görülen pek çok pratiğin, gurur duyulan şeyleredönüşmesinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. Çoğu köylü kadının elinde dijital medya, hem köy-kent düalitesi ile oynadıkları hem de bu düaliteyi yeniden ürettikleri bir teknolojiye dönüşüyor. Kadınlar dijital medya aracılığıyla köylülüğe ilişkin belirli normatif, ideolojik ve kültürel tahayyülleri yeniden üretirken aynı zamanda o imgeleri sarsıyorlar. Dahası köydeki kadınlara kültürel kimlikleri ve öznelliklerini inşa etmekiçin ihtiyaç duydukları sembolik malzeme ve ortamın çok önemli bir kısmını dijital medya sunuyor. Sadece otantik köy sosyalliğini ve "klasik" köylü imgesini yenidenüretmeleri için değil, bu imgeyle oynamaları; kendi köylülük ve modernliklerini inşaetmeleri; emeklerini görünür kılmaları; aynı zamanda köylülüklerini gizlemeleri veparaya çevirmeleri için de bir alan açıyor dijital medya. Bu çerçevede köylü kadınlarındijital medya örüntüleri, en genel düzlemde mevcud olanı askıya alma ve yenidenüretmeye yönelik performans, kullanım pratikleri ve söylemlerden oluşuyor. Butezçalışması medya ve iletişim çalışmalarının disiplinler arası alanına üç temel düzlemdekatkı sunuyor: Etnografik, teorik ve mekânsal-coğrafi.
Diplomasi gazeteciliğinin uluslararası iletişim işlevleri: Türkiye üzerine bir inceleme
Bireylerin günlük yaşamda haber alma ve haber verme eylemleri farklı uluslar arasında da söz konusudur. Bu enformasyon akışını sağlayan birçok iletişim kanalı vardır. Bunlardan biri de kitle iletişim araçlarında yer alan haberlerdir. Bu haberler birçok konu başlığına ayrılmakta ve ayrımlardan birini de uluslararası haberler oluşturmaktadır. Uluslararası haberlerin önemli bir ayağını oluşturan diplomasi haberleri, farklı ülkelerin dış işlerine ve siyasetine yönelik konuları kapsamaktadır. Uluslararası iletişimde aracılık rolü bulunan diplomasi gazeteciliği çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı diplomasi gazeteciliği alanında tecrübesi olan kişilerin deneyimlerinden hareketle diplomasi gazeteciliğinin uluslararası iletişimdeki işlevlerini tespit etmek; diplomasi gazeteciliğini etkileyen unsurları belirlemektir. Bu amaçla nitel araştırma yöntemi ile tasarlanan çalışmada kartopu örneklem tekniğiyle ulaşılan 21 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Farklı medya mecralarında çeşitli görevlerde bulunan katılımcıların ortak noktası geçmişte ya da hâlihazırda diplomasi muhabirliği yapmış ya da yapıyor olmalarıdır. Çevrimiçi görüntülü görüşme tekniği kullanılarak toplanan verilerin transkripsiyonu neticesinde 324 sayfalık bir doküman elde edilmiştir. Ulaşılan verilerin analiz edilmesinde tematik veri analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda; diplomasi gazeteciliğinin uluslararası iletişimde farklı şekilde birçok rol üstlendiğine ulaşılmıştır. Diplomasi muhabirleri uluslararası iletişimin çok önemli bir parçası ve uluslararası iletişim zincirinin en önemli halkası olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada elde edilen bir diğer sonuç ise diplomasi muhabirleri ülkelerinin temsilcisi olarak konumlandırılmaktadır. Anahtar kelimeler: Diplomasi Gazeteciliği, Diplomasi Muhabirliği, Uluslararası İletişim, Uluslararası İlişkiler ve Medya.
Örgütsel bağlılığın östres, distres, informal iletişim ve çalışma arkadaşları etkileşimi bağlamında incelenmesi
Araştırma kapsamında akademisyenlerin örgütsel bağlılığı; östres, distres, informal iletişim ve 'çalışma arkadaşları etkileşimi' kavramları bağlamında incelenmektedir. Bu kapsamda çalışmada akademisyenlerin iş yaşamlarındaki duygu durumlarına ve davranışlarına yönelik çıkarımlarda bulunmak amaçlanmaktadır. Niceleyici araştırma yöntemi kapsamında 544 akademisyenden anket yoluyla veriler kesitsel olarak toplanmıştır. Anket soruları 'Üç Bileşenli Örgütsel Bağlılık Ölçeği', 'Östres ve Distres Ölçeği', 'İnformel İletişim Ölçeği' ve 'Çalışma Arkadaşları Etkileşimi Ölçeği' gibi formlardan oluşmaktadır. Katılımcılar olasılıklı olmayan örneklem metodu dâhilinde (küme örnekleme ve amaçlı örneklem metodu ile) araştırmaya dahil edilmişlerdir. Veriler SPSS ve AMOS programlarıyla analiz edilmiştir. Sonuçlar örgütsel bağlılık ile informal iletişim arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. 'Çalışma arkadaşları etkileşimi' ve örgütsel bağlılık değişkenleri arasında da güçlü ve anlamlı bir ilişki söz konusudur. Bu durum akademisyenlerin, iş yerinde kurmuş olduğu formal ve informal iletişimin örgüt aidiyeti açısından elzem olduğuna işaret etmektedir. Bulgular entelektüel bir zümre olan akademisyenlerin örgüt aidiyetleri açısından ilişki kurma biçimlerini anlama hususunda önem taşımaktadır. Verilerin kesitsel olarak toplanması ve olasılıklı olmayan bir örneklem metodu kullanılması nedeniyle araştırma çeşitli kısıtlılıklara sahiptir, dolayısıyla bulgular tüm akademisyen kümeleri üzerine genellenemez. Fakat araştırma konusunda akademisyenleri anlama açısından verimli bir çıktı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Bağlılık, Östres, Distres, İnformal İletişim, Çalışma Arkadaşları Etkileşimi, Üniversiteler, Akademisyenler
Netflix orijinal içeriklerdeki türk dizilerinde postmodern bireyin inşası: Göstergebilimsel bir analiz
Modern dönemin yıkıntılarından yükselen postmodern dönemde üretimden tüketime, toplum biçiminden bireyin inşasına kadar uzanan pek çok alanda önemli değişimler meydana gelmiştir. Postmodern dönemde birey, ben odaklı, spiritüel, geçmişinden kaçan, denge arayan vb. nitelemelerle tanımlanmaktadır. Postmodern dönemde bireyde ortaya çıkan değişimler, postmodern bireyin inşasına yönelik çalışmaları da beraberinde getirmiştir. Modernden postmoderne yaşanan değişimlerin ele alındığı bu tez çalışmasında ise postmodern dönem, Stuart Hall'un "yeni zamanlar" görüşüyle ilişkilendirilmiştir. Çalışmada, Netflix orijinal içeriklerdeki Türk dizilerinde inşa edilen karakterlerin postmodern kimlik etrafında nasıl şekillendirildiğinin, sunulan anlatı ile de günümüz insanını nasıl yansıttığının ortaya konması amaçlanmıştır. Evrenini dijital platformların oluşturduğu çalışmada, dijital platformlardan Türkiye'de ilk uluslararası nitelikte yayın hayatına başlayan Netflix ele alınmıştır. Örneklem çalışmanın amacına uygun olarak seçilmiştir. Bu kapsamda "Hakan: Muhafız", "Atiye", "Zeytin Ağacı" ve "Uysallar" dizilerinin birinci sezonundaki bölümleri analize dahil edilmiştir. Dizilere Roland Barthes'ın fikirleri odağında göstergebilimsel analiz uygulanmıştır. Ayrıca Geert Hofstede'nin kültürel boyut teorisi ve Levi Strauss'un ikili karşıtlıklarından yararlanılmıştır. John Fiske'nin gelişkin ve kısıtlı kodlarından da bahsedilmiştir. Yapılan analizlerin sonucunda Netflix orijinal içeriklerdeki Türk dizilerinde inşa edilen karakterlerin postmodern kimlik bağlamında inşa edildiği ve günümüz insanını da söz konusu biçimde betimlediği varsayımı doğrulanmıştır.
Yavuz Özkan filmlerinde toplumsal sınıfların sunumu
Kapitalist düzendeki üretim ilişkilerinin sonucunda ortaya çıkan ve birbirleri ile farklı düzlemlerde ve süreklileşmiş bir mücadele içinde olan toplumsal sınıflar, sinemada çoğunlukla bu özellikleri ile sunulmazlar. Bunun temel nedeni; egemenlerin, kitleler üzerindeki gücünü erkenden fark ettikleri sinemayı kendi çıkarları için kullanmalarıdır. Dünyada ve Türkiye'de sinema pratiklerine girişen kişiler, bunu bilerek ve kabullenerek, on yıllardır, müesses nizamın sorgulanmasına fırsat vermeyecek, sömürü ve eşitsizliği görünmez kılacak ve aynı zamanda kâr elde etmelerini sağlayan filmler üretmektedirler. Ancak sayıları az olsa da bu denklemin içinde yer almayı reddeden sanatçılar vardır ve bunlardan biri de pek çok yapıma imza atan Yavuz Özkan'dır. Özkan, ilk filmlerinden itibaren, toplumsal sınıfları, ekonomik ve siyasi bağlamı göz ardı etmeden perdeye taşımış; ülkedeki köklü değişimlerin insanların sosyal ve bireysel yaşamlarına etkilerini, sınıfsal bir bakış açısıyla öyküleştirerek seyirciye aktarmıştır. Bu çalışmada; Yavuz Özkan'ın 1970'lerden 2000'lere uzanan süreçte çektiği filmlerin, toplumsal sınıf olgusu gözetilerek incelenmesi ve yönetmenin sinemasında sınıfların sunumuna ilişkin süreklilik ve kopuşların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, Yavuz Özkan'ın Maden (1978), Demir Yol (1979), Umut Yarına Kaldı (1988) ve Bir Sonbahar Hikayesi (1994) adlı yapıtları; Marksizmde üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olma ve olmama ölçütüyle belirlenen iki sınıf temel alınarak ve "sınıf bilinci", "toplumsaldan bireysele", "kadınlar ve erkekler", "sınıfların duyguları" ve "mekânın sınıfsallığı" temaları aracılığıyla nitel içerik çözümlemesine tabi tutulmuştur. Çözümleme sonucunda; farklı dönemlerin iktisadi, sosyal ve politik özelliklerinin, yönetmenin filmlerindeki toplumsal sınıf sunumlarını da çeşitli yönlerden etkilediği ve değiştirdiği görülmüştür.
Sosyal medya kullanımının aile içi ilişkilere etkisi: Karma yöntem araştırması
Aile kurumu; üzerinde çok çeşitli tanımlar yapılan, geçmişten günümüze toplumsal yapının en küçük yapı taşı olarak görülen kurumdur. Aileye geçmişten günümüze kadar neredeyse bütün toplumlarda değer atfedilmesi ve kutsanması onun toplumsal yaşamda önemli bir yere sahip olmasından dolayıdır. Toplumsal yaşamın geçirdiği değişimler, modernleşme, küreselleşme ve teknolojide meydana gelen gelişmeler hem toplumu hem de aile kurumunu derinden etkilemiştir. Bu sebeple ailenin geçirmiş olduğu değişimlerin mercek altına alınması, değişime neden olan etkenlerin incelenmesi önemli hale gelmektedir. Araştırmanın temel amacı; aile kurumun teknolojik gelişmeler karşısında geçirmiş olduğu değişimi ele almaktır. Araştırmada nicel yöntemlerden olan anket tekniği ile Türkiye geneli 18-65 yaş aralığında 1500 kişiden veri toplanmıştır. Bunun yanı sıra yarı-yapılandırılmış veri toplama tekniği ile 15 kişiyle görüşmeler yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; sosyal medya kullanımı aile içi ilişkileri, aile içi iletişimi, aile değerlerini, aile mahremiyetini ve aile bağlılığını olumsuz yönde etkilemektedir. Sosyal medya kullanımı arttıkça aile içi ilişkilerde bozulma meydana gelmekte, aile değerlerine verilen önem azalmakta, aile içi iletişim düzeyi azalmakta, aile bağlılığı seviyesinde düşüş ve aile mahremiyetine önem verme durumunda azalma olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Sosyal Medya, Aile, Sosyal Medya Çalışmaları, Aile Çalışmaları, Sosyal Medya ve Aile
Post-truth kapsamında dijital medyada hakikat arayışı: 6 Şubat Kahramanmaraş depremine yönelik komplo teorilerinin fenomenolojik incelemesi
Savaş, yoksulluk, afet, salgın hastalıklar gibi büyük toplumsal olaylar bireyin düşünme ve bilgi üretme biçimini komplo teorilerine yönlendirebilmektedir. Hakikat sonrasına yönelik tartışmalar ile birlikte çağdaş kamusal söylemin merkezinde yer alan komplo teorileri gerçekliğin üretildiği iddiasını taşımaktadır. Komplo teorileri; politika, medya ve bilim ile desteklenerek sunulmakta ve çeşitli toplumsal sonuçlara neden olmaktadır. Nitekim yakın zamanda yaşadığımız ve büyük bir yıkıma neden olan 6 Şubat Kahramanmaraş depremi de bu tür bir olaydır. Bu çalışmada inceleme olgusu olarak 6 Şubat Kahramanmaraş depremine ilişkin üretilen komplo teorileri ele alınmıştır. Araştırmanın amacı kişilerin toplumsal bir olayı deneyimlemelerinin olaya ilişkin komplo teorilerine inançlarını ne şekilde değiştirdiğini incelemektir. Bu kapsamda komplo teorilerine inanç ve deneyim ilişkisi araştırmanın odağını oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle tasarlanan çalışmada deneyimin etkisini ortaya çıkarabilmek için depremi deneyimleyen ve deneyimlemeyen olmak üzere iki gruptan 25'er katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada Husserl'in tanımlayıcı fenomenolojik yaklaşımı kapsamında Giorgi'in geliştirdiği tanımlayıcı fenomenoloji analizi kullanılmıştır. Analiz sonucunda elde edilen 5 tema, 16 kategori ve kodlar yorumlanmıştır. Bu doğrultuda deneyimin belirli konularda farklılıklar ortaya çıkardığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre depremi deneyimlemiş olmak komplo teorilerine inancı pekiştirmektedir. Ayrıca depreme ilişkin komplo teorilerinin özellikle dijital medya aracılığıyla yayıldığı tespit edilmiştir. Ek olarak katılımcılar her ne kadar dijital medyada yayılan içeriklere karşı temkinli davransa da bu içeriklerle karşılaşma sıklığının, depreme ilişkin yanlış bilgilere ve komplo teorilerine inancı arttırdığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle depremi deneyimleyen katılımcıların depremle ilgili hakikatlerin hükümet görevlilerince saklandığına ya da çarpıtıldığına inanması çarpıcı bir sonuçtur.
Sosyal medyada omniptikon gözetim ve mahremiyet
Günümüzde teşhir ve röntgencilik eksenli bir iletişimin gerçekleştiği sosyal medya araçlarının, Türk toplumu tarafından yoğun olarak kullanımlarının, onların mahremiyeti üzerinde belki de şu ana kadar ki en yıkıcı etkiyi yaptığı görülmektedir. Sosyal medya araçlarının herkesin herkesi kontrol ettiği omniptik ortamında, teşhir ve röntgenlemeye dayalı bireyler arasındaki simetrik iletişimin, bir de bu araçların sahipleri ve siyasal iktidarlar tarafından varlıklarının devamlılığı için sürekli ve asimetrik bir şekilde gözetlenmesi, çok yönlü bir mahremiyet kaybını gündeme getirmektedir. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı, Türk toplumu içerisinde farklı özelliklere sahip olan X,Y,Z kuşağının, sosyal medya araçları üzerinde, teşhircilik ve röntgencilik tutumlarını, bu teşhirciliğin ve röntgenciliğin gerçekleştirilme nedenlerini, bu araçlar üzerinde, sosyal medya şirketlerinin ve yabancı istihbarat servislerinin gerçekleştirdiği gözetim karşısında farkındalıklarını ve farkındalığa sahiplerse eylemlerini ortaya çıkarmak olmuştur. Bu araştırma, kuşakların ilgili konudaki algılarını, tutumlarını, eylemlerinin nedenlerini, farkındalıklarındaki zayıflıkları inceleyip mevcut literatürü geliştirmesi ve zenginleştirmesi bakımından önem taşımaktadır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim kullanılmıştır. Araştırma, amaçlı örneklem yöntemlerinden ölçüt örneklem ve maksimum çeşitlilik örneklem ile belirlenen, her kuşaktan 9 Erkek-9 Kadın olmak üzere toplamda 54 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubundan veri toplamada ise standartlaştırılmış açık uçlu görüşme yaklaşımı benimsenmiştir. Elde edilen verilerin analiziyse MAXQDA analiz programıyla gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde ise betimsel analiz yaklaşımı benimsenmiştir. Araştırma neticesinde; tüm kuşakların teşhir ve röntgenleme kültürünü içselleştirdiği, mahremiyeti algılayış, yaşayış ve başkalarının mahremine yaklaşım şeklinin, dönüşüme uğradığı görülmüştür. Aynı zamanda, kuşakların çoğunluğunun sosyal medya araçları üzerindeki iktidar gözetiminin farkında olduğu söylenebilse de yine çoğunluğun eylemsizliği ile bu gözetimin risklerini tam olarak kavrayamadığı da görülmektedir.
Reklamlarda erotizmin dönüşümü: 1948'den günümüze Hürriyet gazetesi örneği
Reklam, kişilerde bulunan psikolojik ihtiyaçları harekete geçirerek; herhangi bir ürüne karşı satın alma arzusu uyandırıp zihinde canlanmasını sağlamakta ve yönlendirmektedir. Reklamlar cinsellik içgüdüsünü motivasyon aracı olarak kullanarak tüketicileri ikna etmeye yardımcı olmaktadır. Reklamlar, cinsellikle alakalı kişi, eşya, olgu ve olaylar kullanarak ürün veya hizmetlere erotik mesajlar yüklemektedirler. Verilen erotik mesajla kişilerin markaya karşı bağ kurmasına yönelik farkındalığını arttırmayı amaçlar. Erotik değerler farklı şekillerde ifade edilebilmektedir. Bu bağlamda reklamlarda erotizmin dönüşümü ortaya koymak amacıyla durum çalışması gerçekleştirilmiştir. Gazete reklamlarında erotizmin yer bulma şeklinin ve niteliğinin belirli süreçteki nasıl değişimi ortaya koymak amacıyla doküman incelemesi yapılmıştır. 1948-2020 yıllarında Hürriyet gazetesinde yer alan erotik reklamlar incelenmiştir. İncelenen reklamlar içerik analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen veriler sonucunda erotizm temsilleri, görsel ifadelerle temsil ve sözel ifadelerle temsil olmak üzere iki ana tema altında toplanmıştır. Görsel ifadelerle temsilde kadın ve erkek bedenin yanı sıra mekânların, kıyafet ve aksesuarları, eşya/nesnelerin de erotizmi temsil ettiği; sözel ifadelerle temsilde kelime ve cümlelerin erotizmi örtük veya açık bir şekilde ifade ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca bu temsillerin dönemlere ve sektörlere göre farklılık gösterdiği ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Erotizm, Cinsellik, Gazete Reklamları, Reklamlar, Kadın-Erkek Bedeni
Yeşil reklam tutumunun satın alma niyeti üzerindeki etkisinde sürdürülebilirlik farkındalığının aracılık etkisi: Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencileri üzerinde bir inceleme
Giderek artan kaynak problemleri ve bilinçsiz kaynak tüketimi, tüm canlıların yaşamını tehdit eden büyük bir sorun haline gelmiştir. Zamanla bilinçlenen insanlar hem kendileri hem de üzerinde yaşadıkları toplum için yaşanılabilir bir dünya farkındalığına varmışlardır. Tüketicilerin bu farkındalığı marka ve işletmeleri de bu doğrultuda yönlendirmiştir. Marka ve işletmeler, sürdürülebilirliğin gündemde sıkça yer alması nedeniyle müşterilerin gözünde sürdürülebilir marka konumunda yer alarak müşterilerin ilgisini çekmek ve sürdürülebilirlik eylemlerini onlara duyurabilmek için yeşil reklamları kullanmaya başlamışlardır. Sürdürülebilirliğin gündemde yerini en üst sıralarda almaya başlaması, işletmeler arasında rekabete dönüşerek sürdürülebilirlik konusunda samimi olmayan greenwash (yeşil aklama) olarak adlandırılan reklamları da ortaya çıkarmıştır. Bu reklamlar işletmelerin, çevre sorunlarına nasıl çözüm bulacağı konusunda kafası karışık olan tüketicilerin kafasını daha fazla karıştırmıştır. Dolayısıyla tüketiciler yeşil reklamlara karşı olan tutumlarında birden fazla kategoriye ayrılmaya ve tutarsız satın alma eylemi gerçekleştirmeye başlamışlardır. Bu çalışmada, tüketicilerin sahip olduğu sürdürülebilirlik bilinci; yeşil reklam tutumu ve satın alma niyeti arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi amaçlanmış ve bu doğrultuda oluşturulan hipotezlerin kanıtı için Hayes Process macro eklentisi kullanılmıştır. Aracılık etkisini ölçen bu regresyon analizinin sonucunda sürdürülebilir farkındalığın, yeşil reklam ve yeşil reklam satın alma niyeti arasında kısmi aracı konumunda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma kapsamında veri toplama tekniği olarak anket yöntemi kullanılmış ve araştırmanın örneklemini basit tesadüfi yöntemle seçilen 381 Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcılara toplamda beş bölümden oluşan 54 soru sorulmuştur. Toplanan araştırma verilerinin analizinde IBM SPSS 27.0 paket programından yararalanılarak; güvenirlik analizi, açımlayıcı faktör analizi, normallik analizi ve aracılık testi uygulanmıştır. Ulaşılan araştırma sonucunda hipotezler doğrulanmış ve araştırma amaçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, sürdürülebilirlik iletişimi, yeşil reklam
Gösterişçi tüketim eğilimi olan bireylerin reklamlara yönelik tutumu
Günümüz tüketim toplumunda bireylerin satın alma davranışları yalnızca ihtiyaç temelli değil; aynı zamanda sosyal statü, prestij ve görünürlük gibi sembolik unsurlarla da şekillenmektedir. Bu bağlamda, gösterişçi tüketim, bireylerin sahip oldukları ürünler aracılığıyla kendilerini ifade etme ve toplumda farklılaşma çabalarının bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Gösterişçi tüketim eğilimi, bireylerin marka tercihlerinden yaşam tarzı seçimlerine kadar pek çok alanda belirleyici olmakta; özellikle reklamlara yönelik tutumları etkileyen önemli bir unsur hâline gelmektedir. Reklamlar ise yalnızca bilgilendirme aracı değil, aynı zamanda bireyin sosyal kimliğini pekiştiren ve tüketim davranışlarını yönlendiren güçlü iletişim araçlarıdır. Bu çalışma, gösterişçi tüketim eğiliminde bulunan bireylerin reklamlara yönelik tutumlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nicel yöntem kullanılarak gerçekleştirilmiş; veriler, kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılan 303 katılımcıdan çevrim içi anket yoluyla toplanmıştır. Anket formu; demografik soruların yanı sıra, gösterişçi tüketim eğilimini ölçmeye yönelik "Conspicuous Consumption Orientation Scale" ve reklamlara yönelik tutumları değerlendiren "Consumer Criticism of Advertising" ölçeklerinden oluşmuştur. Verilerin analizinde SPSS 26.0 programı kullanılmış; tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Analiz bulguları, gösterişçi tüketim eğilimi ile reklamlara yönelik olumlu tutumlar arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuç, bireylerin reklamlarda yer alan sosyal imaj ve statü vurgularına duyarlılığını ve reklamların sembolik anlamlarını benimsediğini göstermektedir. Ayrıca, gelir düzeyi ve yaş gibi demografik değişkenlerin bu ilişki üzerinde anlamlı etkiler yarattığı gözlemlenmiştir. Bu bağlamda, çalışma hem tüketici davranışlarına yönelik literatüre katkı sağlamakta hem de pazarlama iletişimi stratejileri açısından gösterişçi tüketim eğilimi yüksek bireyleri hedef alacak reklam uygulamalarına yönelik çıkarımlarda bulunmaktadır.
Gençlerde yüz yüze ve dijital (WhatsApp) iletişim ortamlarında kişilerarası iletişim becerilerinin karşılaştırmalı analizı̇
Bu çalışma, dijitalleşme süreciyle birlikte bireylerarası iletişim biçimlerinde yaşanan dönüşümün, genç bireylerin yüz yüze ve WhatsApp tabanlı dijital yazılı iletişim ortamlarındaki iletişim becerilerine nasıl yansıdığını karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın amacı bağlamında, özellikle yüz yüze iletişim ile dijital yazılı iletişim ortamı olarak WhatsApp üzerinden kurulan etkileşim biçimleri değerlendirilmiş; bireylerin iletişim becerileri dört temel boyutta (ifade yetkinliği, empati, sosyal rahatlık ve dinleme) ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'de çeşitli üniversitelerde öğrenim gören 18-30 yaş aralığındaki genç bireyler oluşturmaktadır. Çalışmada nicel araştırma yöntemi benimsenmiş, veriler anket tekniği ile toplanmış ve veri toplama aracında kişisel bilgi formu ile Kişiler Arası İletişim Yetkinliği Envanteri kullanılmıştır. Anket formu hem yüz yüze hem de WhatsApp ortamındaki iletişim becerilerini ayrı ayrı değerlendirecek şekilde uyarlanmıştır. Elde edilen veriler betimleyici istatistikler, eşleştirilmiş örneklem t-testi, bağımsız örneklem t-testi ve korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, genç bireylerin iletişim becerileri, kullandıkları iletişim ortamına göre anlamlı farklılık göstermektedir. Yüz yüze iletişimde empati kurma ve sosyal rahatlık becerileri daha baskın olarak öne çıkarken, WhatsApp ortamında kendini açık ve net biçimde ifade etme eğilimi daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, kadın katılımcıların her iki iletişim ortamında da erkek katılımcılara kıyasla daha yüksek iletişim becerisi puanlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, dijitalleşen çağda genç bireylerin farklı iletişim ortamlarında sergiledikleri iletişim becerilerinin, ortamın yapısına göre çeşitlilik gösterdiğini ve bu bağlamda bireylerin iletişim tarzlarının bağlamsal koşullarla şekillendiğini ortaya koymaktadır.
Sosyal medyada değiştirilmiş benliklerin psikolojik etkileri
Bu araştırma; üniversite öğrencilerinin sosyal medyada, Instagram platformunda, gerçekleştirdikleri değiştirilmiş benlik sunumlarının psikolojik etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel amacı, 18-26 yaş aralığındaki genç bireylerin medya ortamına uyarlanmış değiştirilmiş benlik sunumlarının, kendilerine yabancılaşma düzeyleri ile yaşam tatminleri üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Türkiye'deki üniversitelerde öğrenim görmekte olan 18-26 yaş aralığındaki lisans öğrencileri oluşturmuştur. Nicel araştırma yöntemiyle yürütülen çalışmada, kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen ve çalışmaya gönüllü olarak katılan toplam 400 üniversite öğrencisinden veriler yüz yüze anket tekniğiyle toplanmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan ölçekler aracılığıyla elde edilen veriler, benlik sunumu, kendine yabancılaşma ve yaşam tatmini arasındaki ilişkileri derinlemesine ortaya koymuştur. Çalışma bulguları, genç bireylerin sosyal medyada kendilerini farklı ya da daha idealize edilmiş biçimlerde sunmalarının, sosyal olarak daha fazla bağlantı kurduklarını hissetmelerine katkı sağladığını ortaya koymuştur. Bu durumun, artan beğeni, ilgi veya sosyal onay aracılığıyla yalnızlık duygusunu azaltarak yaşam tatminini artırdığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, söz konusu etkinin erkeklerde daha belirgin olduğu; erkek katılımcıların değiştirilmiş benlik sunumlarıyla sosyal yalıtılmışlık düzeylerinin anlamlı biçimde azaldığı ve bu azalmanın doğrudan yaşam tatminine yansıdığı gözlemlenmiştir. Kadın katılımcılarda ise bu etkinin daha sınırlı olduğu, sosyal bağlılık kurma biçimlerinin farklılaştığı ya da benlik sunumundaki değişikliklerin yalnızlık hissini azaltmada aynı derecede etkili olmadığı düşünülmektedir. Özellikle katılımcıların önemli bir kısmı, sosyal medya profillerinde daha idealize edilmiş ve olumlu yönlerini ön plana çıkaran içerikler paylaştıklarını belirtmiş; fiziksel görünüm, sosyal çevre ve yaşam tarzı gibi unsurların abartılı biçimde temsil edildiği gözlemlenmiştir. Ayrıca, görüşmelerde bazı katılımcılar, sosyal medyada oluşturdukları kimliğin zamanla gerçek benliklerini gölgelemesine ve kendilerini tanıma süreçlerinde zorluk yaşamalarına yol açtığını ifade etmiştir. Bazı öğrencilerin, sosyal medya etkileşimlerinin özsaygılarını geçici olarak yükselttiği ancak bu durumun dışsal onaylara bağımlı bir benlik yapısı oluşturduğu tespit edilmiştir. Gençler, sosyal medyada benliklerini çeşitli nedenlerle değiştirmektedir. Değiştirilmiş benlik sunumu, bireylerin sosyal yalıtılmışlık hissini azaltmakta ve bu hissin azalması, bireyin kendini daha mutlu ve memnun hissetmesine neden olmaktadır. Ancak bu mutluluk çoğunlukla yüzeysel bir nitelik taşımaktadır. Bu durum, bireyin sosyal olarak yalnız hissetmesinin yaşam tatmini üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Sosyal yalıtılmışlık yaşamamak için bireyler, sosyal medyada kendilerini manipüle etmekte, mutlu görünmekte ve olumlu özelliklerini ön plana çıkarmaktadır. Bu tür sunumlar, bireyin sosyal yalnızlık hissini azaltmakta ve bu sayede mutsuzluk düzeyinde bir azalma sağlamaktadır.
Marka kişiliği ve marka arketipleri; mitolojilerdeki figürlerin Carl Gustav Jung arketipleri bağlamında reklamlarda kullanımının göstergebilimsel analizi
Marka kişiliği, modern tüketim toplumunda markaların kimliğini oluşturan temel bileşenlerden biri olarak, hedef kitleyle duygusal bağlar kurma ve marka sadakati sağlama açısından stratejik bir öneme sahiptir. Bu stratejiler içinde reklamlar, hedef kitleyle duygusal ilişki kurarak marka kişiliğinin güçlenmesine katkı sunmaktadır. Firmalar bu süreçte farklı modellerden, özellikle arketip modelinden yararlanmaktadır. Arketip modeli, markalara tanınırlığın ötesinde derinlik ve anlam kazandırmakta; kolektik temalarla tüketici zihninde kalıcılığı artırmaktadır. Bu çalışmada, Carl Gustav Jung'un kolektif bilinçdışı ve arketip teorileri temel alınarak marka kişiliğinin iletişim aracı olarak nasıl kullanıldığı incelenmiştir. Pazarlama iletişiminde sıkça kullanılan on iki arketipin reklamlar aracılığıyla nasıl işlendiği değerlendirilmiş ve marka kişiliği boyutları ve açıklayıcı modelleriyle birlikte arketip ve kolektif bilinçdışı kuramları ele alınmış; bu kuramların iletişim aracı olarak nasıl kullanıldığı incelenmiştir. Çalışmada, Interbrand'in 2024 verilerine göre ilk on markanın 2015-2024 arası reklamları, Dağtaş'ın (2003) çoklu okuma yaklaşımıyla göstergebilimsel olarak incelenmiş; arketip ve mitolojik figür kullanımları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, incelenen on reklamın tamamında marka arketiplerinden, yedi reklamda ise mitolojik figürleden yararlanıldığı belirlenmiştir. Reklam filmlerinde marka arketipleri ve mitolojik figürlerin birlikte kullanımı, marka kişiliğini güçlendirmiş; markaların tüketici zihninde daha kalıcı anlamlar oluşturmasına olanak tanıyarak, ortak evrensel temalar etrafında anlatılarını zenginleştirmiştir.
Sağlık haberleri ile biyoteknoloji tutumu arasındaki ilişkide sağlık sistemine güvensizliğin rolü
Bu çalışma, bireylerin sağlık haberlerine yönelik algıları ile biyoteknoloji tutumları arasındaki ilişkide sağlık sistemine duyulan güvensizliğin aracılık rolünü sınamayı amaçlamaktadır. Bir devlet üniversitesinin İletişim Fakültesi'nden kolayda ve küme örnekleme yolu ile 624 öğrenciden veri toplanmıştır. Veri toplama aracı, dört bölümlük çevrim içi anket olup; Sağlık Haberi Algısı Ölçeği, Biyoteknolojiye Yönelik Tutum Ölçeği ve Sağlık Sistemlerine Güvensizlik Ölçeği kullanılmıştır. Analizler IBM SPSS ve AMOS ile yürütülmüş; önce DFA ile ölçüm modelleri doğrulanmış, ardından SEM ile aracılık testi yapılmış; dolaylı etki için bootstrap güven aralıkları raporlanmıştır. Bulgular, sağlık haberleri algısının biyoteknolojiye yönelik tutumlarla anlamlı ve pozitif ilişkili olduğunu ve sağlık sistemine duyulan güvensizliğin bu ilişkide anlamlı bir aracı değişken olarak rol oynadığını göstermektedir. Ayrıca sağlık haberciliğine duyulan güven arttıkça biyoteknolojiye yönelik tutumların olumluya evrildiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla medya profesyonelleri ve politika yapıcılar için, haberlerde kanıt düzeyi ve belirsizliklerin açık bildirimi ile çıkar çatışması şeffaflığının kurumsallaştırılması, hem habere hem de sağlık sistemine güveni güçlendirerek biyoteknolojik yeniliklere toplumsal açıklığı artırabilir önerisi yapılabilir. Sağlık iletişimini şeffaflık–doğruluk–güven ekseninde kuran, medya okuryazarlığını artıran ve doğrulama mekanizmalarıyla destekleyen kurumsal bir yaklaşım, yanlış bilginin etkisini azaltarak sağlık sistemine güveni ve biyoteknolojiye toplumsal kabulü güçlendirebilir.
Yerli dizilerde sekülerliğin ve muhafazakarlığın sunumu: Kızılcık Şerbeti dizisi üzerine bir alımlama analizi
Son yıllarda yerli televizyon dizilerinde muhafazakârlık ve sekülerlik temsillerine sıkça rastlanmaktadır. Bu bağlamda, izleyicilerin söz konusu temsilleri nasıl okudukları/alımladıkları önemli bir araştırma konusu haline gelmiştir. Bu çalışma, Türkiye'de yayınlanan Kızılcık Şerbeti dizisini kendini muhafazakâr ve seküler olarak tanımlayan izleyiciler tarafından nasıl okunduğunu/alımlandığını incelemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle televizyonun toplumsal ve kültürel işlevleri ele alınmış, ardından muhafazakârlık ve sekülerlik kavramları kapsamlı biçimde tanımlanarak Türkiye'de ne anlam ifade ettikleri tartışılmıştır. Tezin kuramsal çerçevesini oluşturmak üzere İngiliz kültürel incelemeleri geleneğinden ve Stuart Hall'un Kodlama/Kodaçımlama kuramından yararlanılmış; egemen, müzakereci ve karşıt okuma biçimleri detaylandırılmıştır. Araştırmanın ampirik ayağında, Kızılcık Şerbeti dizisini izleyen ve kendilerini muhafazakâr ya da seküler olarak tanımlayan bireylerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Özellikle Kızılcık Şerbeti dizisi üzerine yapılan mevcut çalışmalarda, farklı yaşam tarzlarına sahip bireylerin diziyi nasıl alımladığına dair derinlemesine görüşmelere dayalı bir analiz bulunmamaktadır. Bu çalışma kendini muhafazakâr ve seküler olarak tanımlayan izleyicilerle yapılan görüşmelere odaklanması bakımından alandaki önceki araştırmalardan ayrılmaktadır. The findings reveal that viewers interpret the series differently depending on whether they identify themselves as conservative or secular.
Çevrimiçi topluluklarda bilgi arayan bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışının bilgi arama stratejileri ve sağlıklı yaşam farkındalığı değişkenleriyle yordanması
İnternet doğası gereği bilgiye aynı kullanım amacı doğrultusunda yaklaşan kişileri benzer çevrimiçi alanlara toplamaktadır. Aynı gaye ile planlanmış bir davranış biçimi olarak bir araya gelen bireyler, bu alanda kimi zaman günlük rutinlerini de yönlendirmeye, bu alanlarda kendilerini bilgilendirmeye çalışmaktadır. Bu anlamda sağlık da bireyin ulaşmaya çalıştığı vazgeçilmez bir arayış alanıdır. Birey bu kanallarda geçmişten farklı olarak sadece kendi için seçtiği değil, kendisi için seçilen bilgiler doğrultusunda da sağlığına dair yönlendirici bilgileri planlı ve bilinçli bir davranış şeklinde edinmeye çalışmaktadır. Buradan hareketle çalışma, çevrim içi topluluklarda yer alan kişilerin sağlıklı yaşam farkındalığının sağlıklı yaşam biçimi üzerindeki etkisini ve bu noktada bilgi arama stratejilerinin üstlendiği rolü ortaya koyma amacı taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda nicel araştırma desenlerinden ilişkisel araştırma deseni esas alınmıştır. Olasılık dışı örnekleme yöntemlerinden kullanılarak 600 katılımcıdan elde edilen veriler SPSS ve AMOS programları kullanılarak analiz edilmiş, değişkenler arasındaki ilişkileri gözler önüne sermek üzere oluşturulan yapısal eşitlik modeli çerçevesinde hazırlanan hipotezler test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, sağlıklı yaşam farkındalığının çevrimiçi bilgi arama stratejileri ve sağlıklı yaşam biçimi üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu, benzer şekilde çevrimiçi bilgi arama stratejilerinin de sağlıklı yaşam biçimini anlamlı olarak etkilediği saptanmıştır. Bunun yanı sıra, çevrimiçi bilgi arama stratejilerinin sağlıklı yaşam farkındalığı ve sağlıklı yaşam biçimi arasındaki ilişkiye kısmi aracılık ettiği bulgulanmıştır. Odaklandığı konu ve ele aldığı değişkenlere ilişkin ampirik bulgular doğrultusunda ulaştığı sonuçlar açısından, söz konusu çalışmanın literatüre katkı sağlama potansiyeli bulunmaktadır.
Kurumsal iletişim bağlamında üniversite tanıtım filmlerinin göstergebilimsel çözümlemesi
Kendine özgü bir dili olan filmler, bir iletişim sistemi olarak değerlendirildiğinde yazılı metinler gibi bir anlatı şeklinde okunabilmektedir. Bu bağlamda yönetmen, oyuncu ve senaristler, izleyiciye duygu ve düşüncelerini aktarmayı hedeflerken; sinema, anlam üretiminde renk, hareket ve diğer göstergelerden yararlanmakta, bu göstergeler ise izleyicinin filmi yorumlama sürecinde temel bir rehber işlevi görmektedir. Barthes, göstergebilimi yalnızca konuşma dili ile sınırlamayıp kültürel, toplumsal ve estetik bağlamlara genişletmiş; moda, mimari, grafik tasarım ve sinema gibi alanlarda göstergelerin analizini mümkün kılmıştır. Bu çalışmada, devlet üniversitelerine ait tanıtım filmleri Barthes'ın ortaya koyduğu üçlü göstergebilimsel düzlem olan düzanlam, yananlam ve mitolojik düzeyler üzerinden incelenmiştir. İnceleme sürecinde filmler bütüncül bir yaklaşımla ele alınmış, anlam farklılığı barındıran kadrajlar ise ayrı kareler hâlinde çözümlenmiştir. Böylelikle tanıtım filmlerinin yalnızca görsel veya işitsel ögeleri değil, bir anlatı bütünü olarak taşıdıkları kurumsal mesajlar da ortaya çıkarılmıştır. Çalışmanın sonunda ise her bir üniversitenin tanıtım filminin, kurumsal iletişim bağlamında kurumsal unsurları nasıl sunduğu ve kurum kimliğini hangi göstergeler aracılığıyla pekiştirdiği tartışılmıştır.
Uluslararası halkla ilişkiler faaliyet alanı olarak kamu diplomasisi Türkiye'de öğrenim gören uluslararası öğrenciler üzerine bir araştırma
Bu araştırmada "YTB Türkiye Bursları programı Türkiye için etkin bir kamu diplomasisi aracı mıdır?" sorusuna cevap aranmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini YTB Türkiye Bursları programı kapsamında Türkiye'ye gelen öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklemini ise Konya'da bulunan YTB Türkiye Bursları kapsamında gelen yabancı uyruklu öğrenciler oluşturmuştur. Bu bağlamda YTB Türkiye Bursları programı aracılığıyla Konya'da bulunan TÖMER, lisans ve lisansüstü seviyelerdeki öğrenim gören veya mezun olan 423 öğrenci örneklem olarak seçilmiştir. Veri toplama aracı olarak Tam ve Kim (2017) tarafından RADIO ('Relationship Assessment of Diplomatic Interaction Outcome- Diplomatik Etkileşim Sonuç Ölçeğinin İlişki Değerlendirmesi ölçeği') kullanılmıştır. RADIO ölçeği için başlıca Açımlayıcı ve Doğrulayıcı Faktör analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde "IBM SPSS Statistics 26" paket programı yardımıyla ANOVA ve bağımsız gruplar (ilişkisiz örneklemler) t testi yapılmıştır. Fark gruplarının belirlenmesinde ise Post Hoc testi olarak Tukey testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; öğrencilerin Türkiye'ye duyduğu güvenin genel olarak yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca öğrencilerin Türkiye'nin uluslararası faaliyetlerine genelde destek verdikleri, Türkiye ile uzun vadeli ilişkileri önemsedikleri, Türkiye'ye yönelik meraklarının ve ilgilerinin oldukça yüksek olduğu görülmüştür. İlişkisel süreklilik boyutu açısından 31 yaş ve üstü öğrencilerin 20 yaş ve altı öğrencilere göre, kadın öğrencileri erkek öğrencilere göre ve mezun ile yüksek lisans öğrencilerinin de TÖMER öğrencilerine göre daha yüksek ilişkisel süreklilik puanına sahip olduğu görülmüştür. Türkiye Cumhuriyetleri ve Balkanlardan gelen öğrencilerin diğer öğrencilere göre; daha fazla güven ve empati duydukları, sosyal bilimler alanında öğrencilerin diğer bölüm öğrencilerinden daha yüksek memnuniyet, dikkat ve merak puanlara sahip olduğu, beş yıldan fazla kalan öğrencilerin bir yıldan az kalanlara göre daha yüksek empati puanına sahip olduğu görülmüştür. Bununla birlikte bir yıldan az kalan öğrenciler de ilişkisel merak boyutuyla diğer öğrencilerden yüksek ortalamaya sahiptir. Elde edilen bulgular, Türkiye'ye gelen uluslararası öğrencilerin genel olarak olumlu izlenimler taşıdığını ve YTB Türkiye Bursları programının kamu diplomasisi çerçevesinde etkili bir enstrüman olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Sonuçlar bağlamında paydaşlara öneriler sunulmuştur.
Medyanın kamuoyu oluşturma üzerindeki etkisi: Göçmenlere yönelik ağ gündem belirleme araştırması
Son yıllarda meydana gelen trajik gelişmelerin tetiklediği yoğun göç hareketleri, küresel ölçekte olduğu gibi Türkiye özelinde de ciddi etkiler doğurmuştur. Bu demografik dönüşüm, medyada göçmenlere ilişkin içeriklerde dikkat çekici bir artışa neden olmuş ve göçmenlik olgusu hem medya hem de kamu gündeminde üst sıralara taşınmıştır. Bu bağlamda, medya içeriklerinin kamuoyunun konuya ilişkin algı ve tutumları üzerindeki etkisini inceleyen gündem belirleme kuramı, yeniden araştırma odağı hâline gelmiştir. Nesnel (geleneksel) gündem belirleme yaklaşımı, medyada yer bulan meselelerin önem derecesinin, kamuoyunun bu meselelere atfettiği önem üzerinde etkili olduğunu ileri sürmektedir ve bu yaklaşım çeşitli coğrafyalarda çok sayıda ampirik çalışmayla desteklenmiştir. Niteliksel (ikinci düzey) gündem belirleme çalışmaları ise, bireylerin tutumlarına yön veren niteliksel önceliklerin medyada nasıl şekillendiğini incelemiştir. Kuramsal evrimin son aşamasını teşkil eden ağ (üçüncü düzey) gündem belirleme yaklaşımı ise, bireylerin zihinsel temsillerinde kişi, olay ve kavramlara ilişkin bilişsel ağların oluşumunda medyanın oynadığı rolü araştırma konusu yapmaktadır. Bu çalışma, medyanın ağ gündem belirleme kapasitesini Türkiye bağlamında göçmenlik konusu çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, göçmen temalı içerikler üzerinden medyanın kamuoyunda nasıl bir bilişsel yapı inşa ettiği, Afyonkarahisar ili örneğinde ampirik olarak incelenmiştir. Medya gündem bağlantılarının tespiti amacıyla ulusal yazılı basında Hürriyet, Sabah ve Sözcü gazeteleri; dijital medyada ensonhaber.com, mynet.com.tr ve haberler.com; yerel yazılı basında ise Odak, Kocatepe Gazetesi ve Türkeli Gazetesi çalışma örneklemine dâhil edilmiştir. 1 Mart – 31 Ağustos 2023 tarihleri arasında adı geçen medya mecralarında yayımlanan göçmen temalı haber içerikleri nitel içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Ayrıca aynı tarihler arasında sosyal medya platformu X (Twitter) üzerinde üretilen ilgili içerikler analiz edilerek medya-kamu gündemi arasındaki etkileşim boyutuna ilişkin ek bulgulara ulaşılmaya çalışılmıştır. Kamu gündemine dair bağlantılar ise, Ekim 2023 tarihinde Afyonkarahisar'da yaşayan bireylerden oluşan 750 kişilik örneklem grubuna uygulanan zihin haritalama anketi yoluyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler, SPSS ve UCINET yazılımları ile analiz edilmiş; bulgular NetDraw ve Microsoft Excel programları kullanılarak görselleştirilmiş ve yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, Afyonkarahisar özelinde göçmenlere yönelik negatif eğilimlerin varlığına işaret etmektedir. Ancak çalışmanın odaklandığı ağ (üçüncü düzey) gündem belirleme etkisi açısından değerlendirildiğinde, ulusal yazılı basın ile kamu gündem ağı ve X (Twitter) gündemi ile kamu gündem ağı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Bu durum, ulusal düzeyde öne çıkan medya içeriklerinin ve sosyal medya temsillerinin, yerel kamuoyunun zihinsel gündem yapılarıyla örtüşmediğini göstermektedir. Buna karşın, yerel medya ve dijital medya kaynakları ile kamu gündemi arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu sonuç, bireylerin zihinsel gündemlerinin oluşumunda yerel medya organları ile dijital içeriklerin hâlâ önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca demografik faktörler ve medya izleme alışkanlıkları gibi davranışsal faktörlerin, bireylerin medya temsillerini nasıl içselleştirdiğini ve zihinsel düzlemde nasıl yeniden yapılandırdığını önemli ölçüde etkilediği gözlemlenmiştir. Sonuç olarak bu araştırma, ağ gündem belirleme kuramının yerel bağlamlarda geçerliliğini test eden ampirik bir örnek oluşturarak hem kuramsal hem de yöntemsel açıdan literatüre katkı sağlamaktadır.
Tüketicilerin mağaza atmosferi kavramı çercevesinde tüketim tercihlerinin incelenmesi: Giyim sektörü üzerine bir araştırma
Tüketim alışkanlıkları, bireylerin yaşam tarzlarını, ekonomik eğilimlerini ve hatta sosyal bağlarını yansıtan önemli göstergelerden biridir. Modern dünyada hızla değişen tüketici beklentileri ve tercihleri, özellikle giyim sektörü gibi dinamik bir alanda detaylı bir incelemeyi gerekli kılmaktadır. Mağazanın tasarımı, ışıklandırması, müzik seçimi, koku gibi duyusal faktörler, tüketicilerin satın alma kararlarını doğrudan etkileyebilir. Bu çalışma, mağaza atmosferinin tüketici tercihlerine etkisini anlamayı ve bu doğrultuda giyim sektöründe faaliyet gösteren işletmelere stratejik bir yol haritası sunmayı amaçlamaktadır. Araştırmada, tüketicilerin mağaza atmosferi kavramı ile satın alma kararları arasındaki ilişki kapsamlı biçimde ele alınmıştır. Giyim sektöründeki özgün dinamikler dikkate alınarak yapılan analiz hem literatüre katkı sağlamayı hem de işletmelere pazarlama stratejileri geliştirme noktasında yol göstermeyi amaçlamaktadır. Bulgulara göre mağaza iç tasarımına ilişkin unsurlar arasında vitrin dizaynı, ürün yerleşimi ve ürün çeşitliliği, tüketicilerin alışveriş sıklığını anlamlı biçimde etkilemektedir. Buna karşın temizlik, müzik ve koku, alışveriş sıklığı üzerinde doğrudan belirleyici bir etki göstermemiştir. Bununla birlikte temizlik, genel memnuniyet üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmuş, dolayısıyla müşteri bağlılığı açısından önemli bir unsur olarak öne çıkmıştır. Mağaza çevresindeki gürültü ise tüketicilerin mağaza tercih nedenlerini, alışveriş sonrası hislerini veya anlık mutluluk düzeylerini etkilememiştir.Mağaza içindeki duyusal unsurlar değerlendirildiğinde, müzik genel memnuniyet üzerinde anlamlı bir etki yaratmıştır, ancak gerginlik üzerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Koku unsuru ise genel memnuniyet, anlık mutluluk ve gerginlik üzerinde anlamlı bir farklılık ortaya koymamıştır. Bu durum, müzik faktörünün mağaza deneyimini zenginleştirdiğini, kokunun ise destekleyici ancak tek başına belirleyici olmadığını göstermektedir. Demografik değişkenler açısından, ekonomik durum, yaş ve meslek grupları tek başına tüketici davranışlarını belirlemezken, memnuniyet ve alışveriş sıklığı ile anlamlı farklılıklar yaratmıştır. Özellikle meslek grupları arasında butik alışveriş eğilimleri ve memnuniyet düzeylerinde kayda değer farklar gözlenmiştir. Marka sadakati açısından, yaratıcılık ve vitrin dizaynı tüketici tercihlerinde ve güven güçlü bir rol oynamıştır. Temizlik ve özel ilgi gibi unsurlar da müşteri deneyimini desteklemiş, özellikle özel ilgi faktörü butiğe güven üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmıştır. Mağaza seçiminde ise vitrin dizaynı, ürün yerleşimi ve koku en belirleyici unsurlar olurken; tabela, temizlik ve müzik anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Sonuç olarak mağaza atmosferi unsurları (aydınlatma, müzik, koku, vitrin, ürün yerleşimi vb.) tüketicinin mağaza içinde geçirdiği zamanı ve genel deneyimini şekillendirmektedir. Atmosfer yalnızca estetik bir tercih değil, satın alma davranışını yönlendiren stratejik bir araçtır. Bulgular ayrıca göstermiştir ki, ürün kalitesi tüketicilerin satın alma kararlarında en belirleyici faktör olmakla birlikte, güçlü bir mağaza atmosferi kalite kavramını da yükseltmektedir. Anahtar Kelimeler:Mağaza atmosferi, tüketim, giyim sektörü
Etkileşimli etkinlik yönetimi ve sosyal medya
Bu araştırmanın amacı, şirketlerde uygulanmakta olan etkileşimli etkinliklerin ve bu etkinliklerin sosyal medyada paylaşılmasının çalışanlar ve şirket üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu kapsamda araştırmada, çalışanların şirket bünyesinde gerçekleştirilen etkileşimli etkinliklere ve bu etkinliklerin sosyal medya aracılığıyla paylaşılmasına ilişkin görüşleri ile bunların kendileri ve şirket üzerindeki etkilerine dair fikirleri incelenmiştir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden olgu bilim deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla Decathlon Spor Mağazalarının İzmir'deki bir şubesinde görev yapan 20 çalışandan toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi tekniğiyle analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, şirketlerde düzenlenen etkileşimli etkinliklerin çalışanlar tarafından beğenildiğini, bu etkinliklere yüksek düzeyde katılım sağlandığını ve bu etkinliklerin çalışanlar ile şirket üzerinde olumlu etkiler yarattığını göstermektedir. Ayrıca, bu etkinliklerin sosyal medyada paylaşılmasının da çalışanlar tarafından beğenildiği, çalışanların bu paylaşımları takip ederek etkileşimde bulundukları, paylaşmaktan mutluluk ve gurur duydukları ve bu olumlu duyguların şirkete de olumlu yansıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, paylaşımlardan istenilen faydanın elde edilebilmesi için bireysel haklara, çalışan rızasına ve eşitliğe dikkat edilmesi gerektiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, hem şirketlerde düzenlenen etkileşimli etkinliklerden hem de bu etkinliklerin sosyal medyada paylaşılmasından en yüksek verimin alınabilmesi için çalışanların bu konudaki talep ve önerilerinin dikkate alınması gerektiği anlaşılmıştır.
Sürdürlebilir iletişimin sosyal sorumluluk alanındaki yeri: Bankacılık sektörü üzerine bir araştırma
Sürdürülebilir iletişim çalışmaları yalnızca kurumsal rekabet ortamı oluşturmaz aynı zamanda toplumun sürdürülebilirlik ile ilgili bilgi edinmesini de sağlamaktadır. Sürdürülebilir iletişim kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının sürdürülebilirlik kapsamında yapmış oldukları çalışmaların toplum ile paylaşılmasında öncü bir işlev üstlenmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye Bankalar Birliği'ne üye beş bankanın sürdürülebilirlik kapsamında yapmış oldukları çalışmaları incelemektir. Bu kapsamda ele alınan bankaların 2021 – 2022 ve 2023 yıllarında yayımlamış oldukları sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporları betimsel analiz tekniği kullanılarak nitel bir değerlendirme yöntemi ile incelenmiştir. Bu doğrultuda seçilen bankaların yayımlamış oldukları sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporları incelenerek sürdürülebilir iletişimin sosyal sorumluluk alanında nasıl ve ne ölçüde kullandıkları saptanmıştır. Bu çalışmanın sınırlılığını Türkiye Bankalar Birliği'ne üye beş banka oluşturmaktadır. Analizler sonucunda ele alınan bankaların sürdürülebilir ve entegre faaliyet raporlarında ağırlıklı olarak iklim değişikliği ile mücadele konusunda faaliyet gösterdikleri saptanmıştır. Bu kapsamda bankaların, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek amacıyla hava, su, toprak gibi etmenlere değer vererek koruma altına almaya çalıştığı görülmektedir.
Sosyal medyanın yazılı basında gündem oluşturmadaki rolü (Örnek çalışma twitter)
Günlük yaşantımızda her an birçok olay meydana gelmektedir. Bu olaylardan hangisi ve ya hangilerinin kamuoyunun bilgisine sunulacağına ve gündemde tutulacağına medyada eşik bekçileri olarak adlandırılan medya profesyonelleri karar vermektedir. Sosyal medya diğer medya profesyonellerinin varlığını fark etmesi ile günümüzde tüm haber ağlarını etkileyen bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğu zaman sosyal medyanın gündeme almadığı olaylar, halkın da gündemine girmeyip, üzerinde tartışılmayan değerlendirilmeyen, eleştirilmeyen konular olmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın amacı sosyal medyadaki en önemli ağlardan biri olan Twitter?in yazılı basına kaynak olmadaki rolünün belirlenmesidir. Çalışmayı kapsayan 3 aylık süre içerisinde tiraj bazında ilk beş sırada yer alan gazeteler incelenmiş ve Twitter kaynaklı haberler araştırma kapsamına alınmıştır. Böylelikle Twitter?in yazılı basında gündem oluşturmadaki rolü ortaya konulmaktadır. Anahtar kelimeler: 1. Sosyal medya 2. Mikroblog 3. Twitter 4. Gündem belirleme
Toplumsal cinsiyet bağlamında erkek kimliğinin televizyon reklamlarına yansıması (Televizyon kozmetik reklamlarında göstergebilimsel çözümleme)
Toplumsal cinsiyet kavramı, kadın ve erkek arasındaki toplumsal rol farklılıklarını ortaya koymaktadır. Toplumsal cinsiyet kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Bu farklılığın gözle görülür bir kitle iletişim aracı olan televizyonda daha net görülmektedir. Televizyon reklamları toplumsal cinsiyetin yeniden üretilmesinde önemli bir yere sahip olmaktadır. Bu çalışmada kozmetik reklamlarda oluşturulan bütünce kapsamında kadın ve erkek toplumsal cinsiyet temsilleri gösterge bilimsel yöntemi ile çözümlenecektir. Çalışma dört bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet gelişim kuramları açıklanmıştır. İkinci bölümde toplumsallaşma ürünü olarak toplumsal cinsiyet ve kitle iletişim araçları ile ilişkisi açılanmıştır. Üçüncü bölümde televizyon reklamları toplumsal cinsiyet rolleri açısından incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise Paris Göstergebilim Okulu ve Greimas'ın "eyleyensel modeli" açıklanmış,"Yeni Dove Men" ve" Axe Dark Temptation" kozmetik reklam filmleri göstergebilimsel olarak çözümlenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1. toplumsal cinsiyet 2. televizyon kozmetik reklamları 3. Greimas 4. göstergebilimsel
Halkla ilişkiler kapsamında jandarmanın güvenlik hizmetinin toplum üzerindeki etkisi
Emniyet ve asayiş görevi kapsamında, topluma güvenlik hizmeti sunan jandarma teşkilâtına güven duyulması, suçun önlenmesine yardım edeceği gibi jandarmanın saygınlık ve başarı oranını da artıracaktır. Bütün bunlar kolluk ile halk arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi ve geliştirilmesiyle mümkün olacaktır. Halkla iyi bir diyalog kurarak, onlarla kaynaşmak ve bütünleşmek, iletişimin kesintisiz devam etmesini sağlamak, halkın problemlerinde yanında olmak ve karşılıklı iyi niyetin devamlılığını sağlamak amacıyla yürütülen Toplum Destekli Güvenlik hizmeti faaliyetleri hakkında toplumun düşüncelerini öğrenmek amacında olan bu araştırmada, pozitif sonuçlar elde edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler ışığında, halkla ilişkiler kapsamında jandarmanın güvenlik hizmeti olarak uyguladığı Toplum Destekli Güvenlik Hizmeti Faaliyetlerinin, icra ettiği görevine uzun dönemde olumlu yansımaları olacağı ortaya konulmaktadır. Anahtar kelimeler: 1. Emniyet ve Asayiş 2. Jandarma 3. Kolluk 4. Toplum Destekli Güvenlik Hizmeti
Hollywood film örnekleri üzerinden halkla ilişkilerde propaganda ve manipülasyon
Bu çalışma halkla ilişkilerin bir manipülasyon olduğu ve propaganda şeklinde de sinemada sıkça kullanıldığının incelenmesidir. Bu çalışma da ortaya konulmak istenen asıl olarak sinema ve halkla ilişkilerin bağıdır. Sinema da dünya endüstrisinin çoğunu elinde bulunduran, her ülkeye pazarlanarak her ülke seyircisine ulaşan Hollywood sineması temel alınmaktadır. Araştırmada halkla ilişkiler, sinema ve göstergebilim olarak üç farklı disiplinin araştırması yapılmaktadır. Bu çalışmada, incelenen üç filmin temel ortak noktaları; Hollywood yapımı olmaları, konularının dünyanın sonunu işlemesi, felaket filmi olarak adlandırdığımız türde olmalarıdır. Her filmin farklı manipülasyon etkileri olduğu belirlenmiştir. Bu filmler Derin Darbe, Armageddon, Yarından Sonra adlı filmlerdir. Belirlenen filmler gösterge bilimsel çözümleme yöntemine göre çözümlenirken, belirlenen halkla ilişkiler kriterleri göstergelerimizi oluşturmuş ve bu doğrultuda ve düz anlam ve yan anlam boyutlarıyla incelenmiştir.
Kuzey Irak'a ihracat yapan Türk markalarının markalaşmasında reklamın rolü
Tüketici davranışı, tüketiciye verilen bir hizmet veya üründen beklediği faydayı giderip gidermediği konusuyla ilgilidir. Tüketici davranışı, kapitalizmin egemen olduğu günümüzün getirdiği rekabet ortamında göz önüne alınması gereken en temel kavramlar arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bu rekabet ortamında, tüketiciyi üretilen mal veya hizmeti satın almaya yönlendiren ihtiyaçlar mevcuttur. Fakat bu ihtiyaçlar, farklı tüketiciler tarafından çeşitli şekillerde anlaşılmakta ve bu farklı anlaşılmalar da ürünü satın alacak kişilerde, satın alma kararı verirken birbirinden değişik güdüleri harekete geçirmektedir. Reklamın tüketicileri satın almaya teşvik etmesi ve ürünün markalaşma üzerindeki etkisi herkes tarafından bilinen bir gerçek durumundadır. Markalar yaptıkları reklam kampanyaları ile tüketicileri satın almaya yöneltmek istemektedirler. Irak'a ihracat yapan Türk markalarının yürüttüğü reklam kampanyalarının satın almaya etkisinin olması beklenmektedir. Bu çalışmada Irak'a ihracat yapan Türk markalarının yürüttüğü reklam kampanyalarının satın alma üzerindeki rolü araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Reklam, Markalaşma, Kuzey Irak, Tüketici, Satın Alma, Pazarlama
Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin marka bilinirliğine katkısı: Çevre konulu sosyal sorumluluk kampanyalarına yönelik bir araştırma
Sosyal sorumluluk, toplumun kalkınmasını ve toplum ile ilgili duyarlılığın oluşmasına yönelik sürdürülebilir bir gelişimin varlığını sağlayan bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Toplumda yaşayan her bireyin topluma karşı yükümlülükleri olduğu gibi toplum içinde var olan ve yaşamını sürdüren her kurumun da topluma karşı sorumluluğu bulunmaktadır. İçinde yaşadığı toplumun sorunları ile ilgilenmek için çevre, eğitim, sağlık, kültür ve sanat gibi konularda kurumların gerçekleştirdikleri tüm uygulamalar, sosyal sorumluluk kavramının somut bir şekilde hayata geçmesini ve sorunlara çözüm bulmasını sağlamaktadır. Aynı zamanda kurumsal sosyal sorumluluk anlayışı, küreselleşen bir dünya ve rekabet ortamı içerisinde kurumların ayakta durmasını, rekabet edebilmesini sağlamak ve kurumların yarattıkları markaları, pazarda tanıtabilmek, tüketiciler ve diğer tüm paydaşlar tarafından markanın bilinirliğinin gerçekleşmesi açısından gerekli sayılmaktadır. Kurumsal sosyal sorumluluğun tarihsel gelişim süreci incelendiğinde de kavramın ortaya çıkmasından 20. Yüzyıla kadar olan dönemler içerisinde de kurumların tek amacını kar elde etmek oluştururken günümüzde bu amacın yerini toplumun sorunlarına karşı duyarlılık, tüketici ve diğer paydaşların markadan beklentilerine göre hareket etme, markanın olumlu imaja ve bilinirliğe sahip olması almaktadır. Bu bilgiler ışığında yapılan çalışma, kurumların gerçekleştirdikleri çevreye yönelik sosyal sorumluluk faaliyetlerinin marka bilinirliğine olan etkisinin ne derece olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde kurumsal sosyal sorumluluk kavramı teorik çerçevede ele alınıp, tanımı, tarihsel gelişimi, Türkiye'de kurumsal sosyal sorumluluğun algılanışı, kurumsal sosyal sorumluluk modelleri ve boyutları, sosyal sorumluluğun sağladığı avantajlar, neden olduğu dezavantajlar, kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımları ve kurumsal sosyal sorumluluğun halkla ilişkiler ile olan bağlantısı açıklanmaktadır. İkinci bölümde marka kavramı ve çalışmanın araştırma bölümünü oluşturan marka bilinirliği kavramları irdelenmiş, araştırmaya yer verilen üçüncü bölümde Avrupa yakasında bulunan üç büyük alış veriş merkezinde ki 400 tüketiciye hazırlanan anket çalışması uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, Tüketicilerin çevre hassasiyeti arttıkça çevre ile ilgili sosyal sorumluluk faaliyeti gösteren kurumların markaları ile ilgili bilinirlik düzeyi de artmaktadır. Marka bilinirliği düzeyi yüksek olsa bile tüketicilerin sosyal sorumluluk faaliyetlerine önem veren markaları tercih etme durumuna bakıldığı zaman satın alma tercih düzeyi çok yüksek çıkmamaktadır. Ayrıca araştırmaya katılanların pek çoğu markaların çevreci uygulamalara önem vermediğini belirtmektedir. Tüketicilerin pek çoğu kurumların sosyal sorumluluk faaliyetlerini inandırıcı bulmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Marka, Marka Bilinirliği
Siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerine etkisi; İstanbul örneği
Siyasal iletişim aktif siyasal yaşamın şüphesiz en önemli faaliyetlerindendir. Siyasal rakiplere karşı avantaj sağlama, siyasi yapıların söylemlerini ve icraatlarını topluma anlatma, ideolojilerin perçinlenmesi gibi amaç ve çabalar toplumla iletişim halinde olma zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Siyasal aktörlerin toplumla gerçekleştirdikleri iletişim, yapısı ve siyasi mesajlarla örüntülü olması bakımından siyasal iletişim olarak tanımlanmaktadır. Siyasal iletişim faaliyetleri, özellikle seçim dönemlerinde yoğun bir şekilde gerçekleştirilmekte, olağan dönemlerde de devam ettirilmektedir. Bu faaliyetlerin şüphesiz en belirgin amacı, hedef kitle üzerinde etki yaratmak ve bunun sonucunda oyunu alarak iktidarını tesis etmektir. Siyasal iletişim faaliyetlerinin, seçmenin oy verme davranışı üzerine etkisinin, İstanbul örneği üzerinden araştırıldığı çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, siyaset ve siyasete karşı geliştirilen farklı yaklaşımların yanı sıra siyasal ideolojiler gerekli literatür araştırılmasının ardından ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise iletişim kavramı, iletişim türleri, yöntemleri ve siyasal iletişimin ilişkili olduğu alanlar ile siyasal iletişimin alanı da gerekli literatür araştırmasının ardından ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise, siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerindeki etkisi, Beşiktaş ve Fatih ilçelerinde anket yöntemi ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarından oluşmaktadır. Bu bölümde, seçmenlerin medya ortamlarını takip etme sıklıkları, gerçekleştirilen siyasal iletişim faaliyetlerinin oy verme kararlarına etkisinin olup olmadığı, kanaat önderlerinin oy verme davranışına etkisi gibi değişkenler araştırılmış ve sonuçları çizelgeler ve yorumlarla aktarılmıştır. Üç bölümden oluşan çalışmamız, siyasal iletişim faaliyetlerinin seçmenin oy verme davranışı üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.
Türk takı sektöründe uygulanan halkla ilişkiler faaliyetlerinin mükemmel halkla ilişkiler kuramı bağlamında incelenmesi
Bu araştırmada Türk takı sektöründe faaliyet gösteren firmaların halkla ilişkiler alanındaki yapılanmaları ve uygulamalarının Grunig'in Mükemmellik Kuramı kriterlerini hangi ölçüde karşıladığının araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde literatür taraması yapılmıştır. Türkiye'deki takı kültürünün tarihsel gelişimi ve günümüzdeki durumu, Türk takı sektörünün dünyada bulunduğu konum, üretim, dış ticaret, istihdam ve ihracat rakamları ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. İkinci bölümde, halkla ilişkiler kavramsal olarak anlatılarak, Grunig ve Hunt'ın dört halkla ilişkiler modeli ve Mükemmellik Kuramı hakkında literatür taraması yapılmış ve Mükemmellik Kuramı'nın bileşenleri anlatılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde, Türk takı sektöründe faaliyet gösteren firmaların halkla ilişkiler yapılanmaları ve Mükemmellik kuramı bağlamında incelenmiştir. Araştırmanın evrenini 2014 yılında en fazla altın takı ihracatı yapan ilk 100 firma oluşturmaktadır. Evreni oluşturan firmalar arasında tanıtım faaliyetleri yürüttüklerini ifade eden 36 firma bulunmaktadır. Araştırmanın örneklemini, tanıtım faaliyeti yürüten 36 firma içinden bu araştırmaya katkıda bulunmak isteyen 8 firma oluşturmaktadır. Örneklemi oluşturan firmaların halkla ilişkiler temsilcileri ile nitel araştırma tekniği bağlamında gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, Türk takı sektöründe uygulanan tanıtım faaliyetlerinde iki farklı yapının ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Firmaların büyük çoğunluğu tanıtımlarını geleneksel firma anlayışıyla reklam ağırlıklı olarak gerçekleştirmektedirler. Bununla beraber sektörde halkla ilişkiler yapılanmalarını oluşturarak, stratejik olarak planlanan halkla ilişkiler faaliyetleri yürüten, modern halkla ilişkiler anlayışına sahip kurumsal firmaların da bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu firmaların halkla ilişkiler yapılanmaları ve uygulamaları Mükemmellik kuramı bağlamında incelendiğinde, halkla ilişkiler departmanlarının tüm kriterleri karşılamamakla birlikte, mükemmele yakın bir halkla ilişkiler yapılanması ve faaliyetleri gerçekleştirdikleri görülmüştür.
Türkiye'de kamu spotu oluşum süreci ve yayın politikaları
Bu araştırmanın amacı; radyo ve televizyon kanallarında yoğun olarak karşımıza çıkmaya başlayan kamu spotlarının Türkiye'deki oluşum ve yayın sürecini yasal düzenlemeleriyle birlikte incelemektir. Dört bölümden oluşan araştırmanın birinci bölümü; giriş kısmından oluşmaktadır. Araştırmanın ikinci bölümünde; literatür tarama yöntemiyle kamu yararı kavramı, özellikleri ve ilişkili olduğu diğer kavramlarla birlikte ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde ise; kamu yararı kavramı bağlamında sosyal pazarlama, sosyal reklam ve kamu spotu kavramları yasal düzenlemeleriyle birlikte irdelenmiştir. Dördüncü bölümde; kamu spotu oluşum ve yayın süreci, yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Kamu spotu oluşum sürecinde yer alan kamu spotu hazırlayan kurumlarla görüşmeler yapılmıştır. Kamu spotu hazırlayan kamu kurumlarını temsilen Sağlık Bakanlığı, sivil toplum kuruluşlarını temsilen Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ile görüşülmüştür. Kamu spotu yayın sürecinde ise kamu yayıncılığını temsilen TRT Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ile özel radyo televizyon yayıncılığını temsilen Kanaltürk ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Son olarak kamu spotu sürecinde düzenleyici ve denetleyici kurum olan RTÜK Radyo Televizyon Üst Kurulu araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler sonucunda ortaya çıkan eksiklikler saptanmış ve bunların giderilmesi için öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu spotu, kamu yararı, sosyal pazarlama, zorunlu yayınlar
Kurumsal iletişimin EFQM mutlak mükemmellik modeline göre incelenmesi
Bu çalışmanın amacı öğrencilerin kendi üniversitelerinden beklentilerini tespit emek ve kurumsal iletişim çalışmalarının mutlak mükemmellik modeline göre yapılmasını sağlamaktır. Çalışmanın örneklemini Fatih İlçesindeki Devlet ve Vakıf Üniversiteleri oluşturmaktadır. Fatih İlçesinde, 2015 yılı kayıtlarına göre toplam 80.000 öğrencisi vardır. Bu öğrencilerden rastlantısal örnekleme yöntemi ile Devlet Üniversitelerinde 202, Vakıf Üniversitelerinde belirlenen 238 öğrenci, araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Çalışmamızda veri toplama aracı olarak anket tekniği kullanılmıştır. Anketler literatür taraması sonucunda mutlak mükemmellik modeline uygun şekilde araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 16 paket programında analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda eğitimle ilgili değerlendirmede vakıf üniversitelerinin kurumsal iletişim faaliyetleri devlet üniversitelerine göre daha etkinken; kampüs, öğrenci hizmetleri, kurum imaj itibar ve toplumsal bilinçle ilgili değerlendirmede devlet üniversitelerinin kurumsal iletişim faaliyetleri vakıf üniversitelerine göre daha etkin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal İletişim, Mutlak mükemmellik modeli, Üniversite
Otel işletmeciliğinde halkla ilişkiler ve itibar yönetimi
Halkla ilişkiler ve itibar yönetimi bir kurumun en önemli faaliyetlerindendir. Teknolojinin gelişmesi ile rekabet ortamı giderek yaygınlaşmakta ve birçok kurum ortaya çıkmaktadır. Kurumların bu rekabet ortamında farklılıklarını ortaya koyabilmeleri, kendilerini geliştirmeleri, varlıklarını sürdürebilmeleri ve belirlemiş oldukları hedef kitlesini etkilemesi gerekmektedir. Kurumların amacı, hedef kitleyi etkilemek ve tercih edilmeyi sağlamaktır. Kurumlar, rekabet ortamında tercih edilebilirliğini sağlamak için ilk olarak ürün ve hizmetlerinin hedef kitle tarafından tercih edilmesini sağlaması gerekmektedir. Bu noktada kurumlara değer yaratan bir halkla ilişkiler unsuru olarak itibar yönetimi ortaya çıkmaktadır. İtibar kurumların hedef kitle tarafından nasıl algılandığı ile ilgilidir. Kurumun itibarı ne kadar yüksek olursa kuruma duyulan güven de o kadar yüksek olur ve kurum rekabet ortamında farklılığını ortaya koyar. Çalışmamızda halkla ilişkiler, itibar yönetimi ve kurumsal itibar bileşenleri, otel işletmeciliği, otel işletmeciliğinde halkla ilişkiler ve otel işletmeciliğinde kurumsal itibar ile ilgili konularda ayrıntılı teorik bilgiler verilmiştir. İzmit bölgesinde yer alan 3, 4, 5 yıldızlı otellerde çalışanların, itibar yönetimini nasıl algıladığını, kurumsal itibar bileşenlerinden hangi unsurların ön plana çıktığını ortaya koymak için anket çalışması yapılmış ve sonuçlar, tablolar ve yorumlarla belirtilmiştir. Çalışmamız, otellerde çalışanların itibara yönelik bakış açısını ortaya koyma amacıyla hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Halkla İlişkiler, İtibar, İtibar Yönetimi, Kurumsal İtibar,Otel İşletmeciliği.
Kriz yönetiminde sosyal medya: Karşılaştırmalı örnek olay incelemesi
Krizler aniden ortaya çıkabilen ve doğru yönetilmediği takdirde kurumların var olan düzenini bozabilen hatta hayatını tehlikeye sokabilen yıpratıcı ve yıkıcı özellik taşıyan olaylardır. İletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte tüm kullanıcıların duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edilebildiği, paylaşılan bir içeriğin milyonlarca kişi tarafından görüntülenebildiği sosyal medya mecralarında krizler etkisini daha şiddetli göstermekte ve daha hızlı bir şekilde yayılmaktadır. Bu sosyal medyanın hızlı ve interaktif yapısına uygun bir kriz yönetimini gerektirmektedir. Doğru yürütülen bir kriz yönetim süreci kurumun kriz nedeniyle oluşan olumsuz imajını düzeltebilir hatta olumlu yönde değiştirebilmektedir. Bu doğrultuda Kullanıcıların kurumlar ve ürünleri hakkında yaptıkları yorumları, tutumları ve tercihleri özgürce ifade edebildiği sosyal medya mecralarında yürütülecek kriz yönetimi, kriz yönetim stratejileri kapsamında doğru ve şeffaf bilgilerin sosyal medya içerisindeki akışın etkili biçimde sağlanmasıyla mümkün olmaktadır. Kurumların sosyal medya içinde aktif olarak var olması, sosyal medya için bir kriz yönetim planı oluşturması ve kendisi hakkında kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriklerin takibi sosyal medyada ortaya çıkabilecek bir krizi engellemelerine imkan verebilmekte, krizin ortaya çıktığı durumlarda ise bu krize hazırlıklı olmalarını sağlamaktadır. Sosyal medya içerisinde kriz yönetimi ve kriz iletişim faaliyetleri kullanıcılara ulaşma, kullanıcıların algısını değiştirme ve krizin yarattığı olumsuz imajı ortadan kaldırma konusunda büyük önem arz etmektedir. Bu durum kurumların sosyal medyaya özgü bir kriz yönetim faaliyeti gerçekleştirmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada kriz yönetimi faaliyetlerinin sosyal medya içerisinde nasıl yürütülmesi gerektiği ve sosyal medya kriz yönetiminde nasıl başarılı sonuçlar alınabileceği sorusuna yanıt aranmıştır. Bu doğrultuda birinci bölümde kriz ve kriz yönetimi kavramı ele alınmıştır. İkinci bölümde sosyal medya kavramıyla bu kavramın ortaya çıkışı ve günümüzdeki durumu belirtilmiş, sosyal medyada kriz yönetiminin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiği anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise sosyal medya içerisinde yaşanan iki kriz detaylı biçimde incelenmiş, bu iki kriz karşılaştırılarak kriz yönetiminin doğru ve yanlış uygulamalarında ortaya çıkan sonuçlar ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: kriz yönetimi, sosyal ağlar, sosyal medya, sosyal medyada kriz yönetimi.
Lüks markaların dergi reklamları: Louis Vuitton ve Vakko reklamları üzerine bir inceleme
İnsanlar var olduğu günden itibaren etrafındaki imge ve iletilerle birlikte yaşamaktadır. Reklam kavramının ortaya çıkışıyla birlikte her birey birer tüketici ve marka müşterisi haline gelmiştir. Bunun farkındalığı ile markalar tüketicilere karşı bir arzu nesnesi olarak gözükmek istemekte ve bir ihtiyaç gibi algılanmak için sürekli bir rekabet halinde tüketicilerin zihinlerine yerleşmeye çalışmaktadırlar. Bu amacı gerçekleştirmek için de, mal ve hizmetlerini hedef kitlelerine tanıtımın en önemli unsuru olan reklamdan yararlanmaktadırlar. Reklamda mesaj yaratılırken asıl olgu tüketicinin ilgisini çekmesi, akılda kalması ve tüketim davranışına dönüşmesidir. Günümüzde reklamlar incelendiğinde, tüketici zihnine gönderilen iletiler bireyin tüketim davranışına yönelmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu reklamlarda kullanılan renkler, yazı karakterleri, mankenler ve mankenlerin karakter analizleri, fotoğraf açıları, kıyafetler, aksesuarlar, arka fon ve manzara gibi ögelerin nasıl ve hangi duyguları çağrıştırma amaçlı kullanıldıklarını tüketici zihninde yaratılmak istenen mesajı etkilemektedir. Böylece tüketicilerin yaşam biçimleri etkilenmekte ve yapılanmaktadır. Bu çalışmada dünyada ve Türkiye'de araştırmalar sonucu kabul edilmiş iki lüks marka olan Louis Vuitton ve Vakko markalarının ortak olarak reklam verdikleri, tirajı yüksek olan, aynı hedef kitleye hitap eden ve yurtdışında da satışı olan Vogue ve Elle dergilerinde yayınlanan reklamlarının göstergebilimsel analizi yapılmıştır. Uluslararası ve Ulusal aynı kategoride iki farklı markanın reklam konumlandırması ve reklam iletenlerinin incelenmesi odak noktadır. İki markanın da sezon ve ürün çıkışına yönelik Ocak-Şubat ve Temmuz-Ağustos aylarında reklam vermemesi nedeniyle araştırma kapsamı 2015 Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık; 2016 Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsamaktadır. 1 yıllık sezonda verdikleri tüm reklamlar göstergebilimsel analiz ile yorumlanmıştır. Yapılan çözümlemeler göstergebilim kuramcısı olan Roland Barthes'ın 'Anlamlandırma Kuramı'na dayandırılarak gösteren, gösterilen, düz anlam ve yan anlam başlıkları üzerine dayandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, Gösteren, Gösterilen, Düz Anlam, Yan Anlam,Reklam Çözümleme, Reklam İletisi, Lüks Marka Reklamı, Dergi Reklamı, Louis Vuitton, Vakko.
Radyonun iletişimsel eylem gücü: Sabah kuşakları
Kitle iletişim araçları yazılı basından başlayarak, elektronik kitle iletişim araçlarına oradan da günümüzde hızla gelişimini sürdüren sosyal medyaya kadar, farklı şekillerde var olan ama her zaman dördüncü kuvvet olduğu düşünülen konumunu korumaktadır.Elektronik kitle iletişim araçlarının ilklerinden olan ve 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde insanlığın yaşamına katılan radyo, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından yeniden şekillenen siyasal yapı içinde önemli bir görev üstlenmiştir.Bu dönemde radyonun siyasal ve iletişimsel eylem gücü olduğunun farkına varılmış, eğitimden, politikaya, sağlıktan, kültüre kadar devletler tarafından her alanda yapılan çalışma radyo aracılığıyla topluma yayılmaya çalışılmıştır. Yine, radyonun iletişimsel eylem gücünün etkisi ve katkısıyla, özellikle 20. yüzyılda son şeklini almaya başlayan ulus-devlet yapısı daha da güçlendirilmeye çalışılmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle medyanın artık, televizyon, bilgisayar ve nihayet yeni medya gibi geniş bir yelpazede tanımlanmaya başlamasıyla, kimilerine göre radyo artık bir müzik kutusu haline gelmiş ve siyasal iletişim gücünü kaybetmiştir. Kimilerine göreyse radyo halen etkin bir kitle iletişim aracı olarak siyasal iletişimin bir parçası olarak önemli bir işlevini sürdürmeye devam etmektedir. Bu çalışmada da radyo yayıncılığının iletişimsel eylem gücünün devam ettiği savından yola çıkılarak bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.Çalışmada, kitle iletişim araçlarının iletişimsel eylem gücü ile radyo yayıncılığının Türkiye'de ve dünyada kitleleri etkileme gücü üzerinde durulmuş ve Nihat'la Muhabbet radyo programı dinleyicilerinden anket yoluyla alınan cevaplar son bölümde istatistiki olarak yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dördüncü Kuvvet, Medya, Radyo, Nihat'la Muhabbet, İletişim.
Tüketicilerin değişen alışveriş alışkanlıkları (Online alışveriş)
Teknoloji ve internetin kullanımının hızla yayıldığı günümüzde kişiler ve kurumlar arasındaki iletişim de büyük oranda sanal medyaya kaymıştır. Sanal ortamın bilgisayar ekranlarından mobil ekranlara kayması markalara aynı anda farklı kanallardan ve ekranlardan aynı kullanıcıya ulaşma fırsatı vermiş ve kısıtlamaları azaltmıştır. Aynı şekilde tüketici alışkanlıkları, marka kullanımları hakkında çok büyük oranda bilgi ile donatmıştır. Bu bilgi, kullanıcıların alışveriş deneyimini de kökünden değiştirmeye başlamıştır. Bu araştırmada; internet üzerinden satış yapan sitelerde tüketicilerin alışveriş yapma nedenlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırmada anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonunda elde edilen sonuçların ortaya konulmasıyla internet müşterisinin alışveriş davranışlarına etki eden faktörlerin neler olduğu belirlenmesi amaçlanmaktadır.
Sağlık iletişimi: Kanser hastaları ile hekim ilişkisi
Sağlık iletişimi, hasta, hekim, sağlık çalışanı, sağlık kuruluşu ve bu süreci kapsayan, sınırlandırılması mümkün olmayan bir kavramdır. Günümüzde hasta ve hekim ilişkisinin önemi gittikçe artmaktadır. Hasta, hekimi ile kurduğu iletişimden memnun olduğunda, kendini tedaviye daha rahat açabilmektedir. Sağlıklı iletişim, hastanın sağlığında önemli rol oynamaktadır. Hekimin hastayı muayene ederken, tıbbi terminolojisi ile iletişim kurması dahi hastanın iletişimde zorluklar yaşamasına sebep olabilmektedir. Hekim açısından değerlendirildiğinde, hastasına yeteri kadar zaman ayıramaması dahilinde iletişimin kısıtlanması açısından sebebiyet vermektedir. Hastanın, tedavisi hakkında hekimi tarafından yeteri kadar bilgiye sahip olması gerekmektedir. Hasta, tedavisi hakkında yeteri kadar bilgiye sahip olmadığında, sosyal mecralardan veya başka yollardan hastalığı ile ilgili yanlış bilgiler edinebilmektedir. Bu durum hastanın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Hasta ve hastalık kavramlarında, hasta hakları kavramı ortaya çıkmaktadır. Hasta hakları kavramı, hem hastanın haklarını, hem de hekimi koruma altına almaktadır. Hasta hakları kavramı, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Hekim tarafından, hastaya yapılan tedavi ile birlikte aralarında bir iş birliği doğmaktadır. Hasta ve Hekim arasında oluşan bu iş birliği, hastanın tedavisinde iyileşme sağlamayı amaçlamaktadır. Hekim, hastaya uyguladığı müdahaleler esnasında, tedavi hakkında gerekli bilgilendirmeleri yaparak, hasta hakları ve hasta rızası kapsamında, hastanın rızasını almaktadır. Hasta, kendi tedavisi ile ilgili karar verme ve tedaviden çekilme haklarına yasal açıdan sahiptir. Hekim ve hasta ilişkisinde, etkin ve sağlıklı iletişimin oluşabilmesi, hekimin hastayı dinleyebilmesi, hastanın hekime güvenmesi ve hekimin empati yeteneğini geliştirebilmesi ile birlikte sağlanabilmektedir. Empati, hekimlerin hastaya karşı kullanması gereken ve iletişimde pozitif bildirimler sağlayan bir kavramdır. Hasta ve hekim arasındaki ilişkide, hekim tarafından, hastaya onun dünyasından baktığı anlamını veren ve aralarındaki iletişimde önem arz eden bir kavramdır. Hastasına karşı, empati uygulayabilen bir hekim, hastayı tamamen algılayabildiğinden, hasta ile iletişimde başarılı olmaktadır. Hekimin hastayı dinlemesi ise, hastayla karşılaştığı andan itibaren, hastanın söylediklerini bütünüyle algılayabilmesi ile mümkün olabilmektedir. Bu çalışma sonuç olarak, hasta ve hekim ilişkisindeki olması gereken iletişimi ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: sağlık iletişimi, hasta hekim ilişkisi, sağlıklı iletişim, hekim ve hasta iletişimi
Kamu ve özel sektör sağlık kuruluşlarında örgütsel iletişim çalışmalarının karşılaştırılması
Bu çalışmada, örgütsel iletişim ve sağlık iletişimi konusunda geliştirilen kuram, model ve yaklaşımlar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu amaçla, örgüt ve örgüt kuramları, iletişim ve iletişim kuramları, örgütsel iletişim ve örgütsel iletişim kuramları, ayrıca sağlık ile ilgili temel kavramlar, sağlık iletişimi ve sağlık iletişimi kuramları ile ilgili kuramsal bilgilere ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Bireylerin yaşamları boyunca önemsedikleri sağlık problemlerinin çözüme kavuşturulması amacıyla başta tanı ve tedavi olmak üzere tüm sağlık hizmetlerinin verildiği kamu ve özel sektör sağlık kuruluşlarında örgüt içi hedef kitle olarak da ifade edilen sağlık çalışanları açısından örgütsel iletişim algısı ve örgüt dışı hedef kitle olarak ifade edilen hasta ve hasta yakınları açısından sağlık iletişimi algısı ile gerek örgüt çalışanlarının gerek hasta gerekse hasta yakınlarının demografik özellikleri ile bu algılamalar arasındaki ilişkiler, elde edilen veriler ile bilimsel yöntem ve tekniklerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın araştırma bölümü, Erzincan il merkezinde sağlık hizmeti vermekte olan T. C. Sağlık Bakanlığı-Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırması ile Erzincan Özel Neon Hastanesinde 300 örgütsel iletişim ve 300 sağlık iletişimi olmak üzere toplam 600 katılımcı ile yüz yüze gerçekleştirilmiş, anket çalışmaları 6 ay içerisinde tamamlanmıştır. Gerçek araştırma uygulamasına geçilmeden önce ise, araştırmanın sağlıklı ve verimli yürütülmesi amacıyla, 100 hastane çalışanı ve 100 hasta ve hasta yakını olmak üzere toplam 200 katılımcı ile örgütsel iletişim ve sağlık iletişimi ölçme araçları ile ön test çalışması yapılmıştır. Araştırmada yukarıda ifade edilen ilişkileri ortaya koymak amacı ile 29 maddelik beşli Likert-tipi örgütsel iletişim ölçeği ve 21 maddelik beşli Likert-tipi sağlık iletişim ölçme araçlarından yararlanılmıştır. Ampirik bir çalışma için verilerin analizi, SPSS 21.00 ve LISREL 9. 1 paket programları ile yapılarak araştırma ile ilgili istatiksel sonuçlar ortaya konulmuştur. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada betimsel ve karşılaştırma yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmanın temel problemi ve alt problemleri, çalışma öncesi ortaya konulan kuramsal ve araştırma hipotezleri ile belirlenmiş, hipotezler test edilerek ilgili sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmada örgütsel ve sağlık iletişimi ile ilgili şu kuramsal sonuçlara varılmıştır: Çalışma konusunun temel hareket noktası olan, gerek ulusal gerekse uluslararası önemi günden güne arttığı, kamu ve özel sektör sağlık kuruluşlarının, oldukça önemli bir hedef kitlesi konumundaki hasta ve hasta yakınlarının almış oldukları sağlık hizmetlerindeki memnuniyetleri açısından, işleyişi, etkililiği ve verimliliği için örgütsel iletişim ve sağlık iletişimi, çalışanlar ve hasta ve hasta yakınları tarafından yeterince bilinmemektedir. Örgütsel iletişim sadece örgütler arasında gerçekleşen iletişim, sağlık iletişimi ise sadece hekim-hasta arasında gerçekleşen iletişim olarak algılanmaktadır. Geçmişten günümüze kadar gerçekleştirilen sayısızca sağlık reformu programlarında sağlık hizmetlerindeki kaliteyi artırmak için sağlık kuruluşlarındaki iletişim ve işleyişin sağlıklı yürütülmesinde, öneminin günden güne arttığına inanılan örgütsel iletişim ve sağlık iletişiminin önemi vurgulanmıştır. Ancak, bu konuda akademik ve sektörel anlamda hem kamu hem de özel sektör tarafında şu ana kadar yapılanların oldukça zayıf olduğu görülmüştür. Kamu hastanesindeki halkla ilişkiler birimi, özel hastanedeki halkla ilişkiler birimine göre faaliyetlerini biraz daha pasif olarak sürdürmektedir. Hasta ve hasta yakınları, bu konuda özel hastanedeki halkla ilişkiler birimindeki hizmetlerden memnun olduklarını sözlü olarak ifade etmişlerdir. Özel hastane, geniş hedef kitlelere ulaşmak için tanıtım ve reklam faaliyetlerini önemseyip yer verirken, kamu hastanesinde bunun oldukça zayıf olduğu görülmüştür. Çalışmanın araştırma boyutunda örgütsel iletişim ile ilgili veriler "stratejik iletişim", "genel iletişim" ve "iletişime yönelik halkla ilişkiler faaliyetleri" alt boyutları hastane türüne göre elde edilmiş, şu sonuçlara varılmıştır: T.C Sağlık Bakanlığı-Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Erzincan Özel Neon Hastanesi, sağlık çalışanlarının örgütsel iletişim puan ortalamalarının iletişime yönelik halkla ilişkiler faaliyetleri alt boyutunda (t298= 2,37, p<.01) hastane türüne göre anlamlı düzeyde farklılaşma gösterdiği görülmektedir. Ortalamalar arasındaki farkın kaynağını belirlemek için ortalamalar incelendiğinde Özel Neon Hastanesindeki sağlık çalışanlarının puan ortalamalarının (X= 8,36) ve Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının (X=7,50) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Neon Hastanesindeki sağlık çalışanlarının örgütsel iletişim puan ortalamalarının, Mengücek Gazi Hastanesindeki sağlık çalışanlarına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Buna karşılık, stratejik iletişim süreçleri alt boyutunda (t298= 1,43, p>.01) ve genel iletişim süreçleri alt boyutunda (t298= 1,50, p>.01) hastane türüne göre anlamlı farklılaşma olmadığı sonucuna varılmıştır. Çalışmanın araştırma boyutunda sağlık iletişimi ile ilgili veriler ise, "hekim-hasta iletişimi", "iş yoğunluğunun iletişime etkisi", "iletişimde etik unsurlar" ve "iletişime açıklık" alt boyutları ile hastane türüne (kamu-özel) göre ele alınmış şu sonuçlara varılmıştır: T.C Sağlık Bakanlığı-Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Erzincan Özel Neon Hastanelerinden sağlık hizmeti almakta olan hasta ve hasta yakınlarının sağlık iletişim puan ortalamalarının hekim-hasta iletişimi alt boyutunda (t298= 8,56, p<.01), iş yoğunluğunun iletişime etkisi alt boyutunda (t298= 3,78, p<.01), iletişimde etik unsurlar alt boyutunda (t298= 4,31, p<.01) ve iletişime açıklık alt boyutunda (t298= 6,63, p<.01) hastane türüne göre anlamlı farklılaşma olduğu görülmektedir. Ortalamalar arasındaki farklar incelendiğinde hekim-hasta iletişimi alt boyutunda, Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının (X= 17,33) ve Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının (X=14,16) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının hekim-hasta iletişiminin daha güçlü olduğu ve puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu şeklinde değerlendirilebilir. İş yoğunluğunun iletişime etkisi alt boyutunda Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının (X= 20, 47) ve Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının (X=23,57) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Mengücek Gazi Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve kamu hastanesinde iş yoğunluğunun iletişim üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu şeklinde değerlendirilebilir. İletişimde etik unsurlar alt boyutunda Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının (X= 14,36) ve Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının (X=16,21) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Mengücek Gazi Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve kamu hastanesinde hasta ve hasta yakınlarına yönelik iletişimde etik unsurların daha çok yaşandığı şeklinde değerlendirilebilir. İletişime açıklık alt boyutunda ise Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının (X= 14,74); Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının ise (X=10,06) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve özel hastanelerde iletişime açıklık algısının daha fazla olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Kamu, özel sektör, örgütsel iletişim, sağlık iletişimi, sağlık kuruluşu.
Bir halkla ilişkiler ortamı olarak televizyon dizilerinde kent imajı
Bu çalışma kent imajı yaratma sürecinde televizyon dizilerinin rolünü ortaya koymak amacıyla literatür tarama, içerik analizi, anket uygulama ve odak grup görüşmesi teknikleri kullanılarak gerçekleştirildi. Kent imajı ölçüm modeli olarak Modelling of City Image; The Case Of Granada çalışmasında belirlenen 12 ölçüt kullanıldı. Mardin uzamlı "Bir Bulut Olsam", "Adını Kalbime Yazdım" ve "Aşktan Kaçılmaz" isimli televizyon dizilerinin ulusal kanallarda yayınlanan bölümlerine Granada çalışması dayanak alınarak elde edilen kategoriler ile içerik analizi uygulandı. İçerik analizi bulguları temel alınarak oluşturulan anket formu Tekirdağ ilinde 387 katılımcı ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirildi. Örneklem kümesi en az bir Mardin uzamlı televizyon dizisini izlemiş, Mardin'e daha önce hiç gitmemiş ve 18 yaş üstü katılımcılardan oluşturuldu. Anket sonuçları SPSS programında analiz edildi. Anket uygulamasının sonuçlarına göre Mardin uzamlı televizyon dizisi izleyen katılımcıların Mardin kent kimliği öğelerinden sosyal problemler, kültür, iş kültürü, eğitim ve üniversite, kentin mimari ve kent cazibesi, yargılarına ilişkin görüş sahibi olduğu bulgusuna ulaşıldı. Buna karşılık ise katılımcıların, tarihi miras, çevre, ulaşım, trafik ve iletişim, hizmet yelpazesi kategorilerine ilişkin kimlik öğelerine ilişkin görüş sahibi olmadığı belirlendi. Anket çalışmasının yanı sıra Granada ölçütleri esas alınarak Tekirdağ'da bulunan, 18 yaş üstü, Mardin uzamlı en az bir televizyon dizisini izleyen ve Mardinli veya Mardin'de daha önce bulunan 9 katılımcı ile odak grup görüşmesi gerçekleştirildi. Televizyon dizilerinde yer alan Mardin kent imajı ile odak grup katılımcılarının Mardin kent imajı algıları karşılaştırılarak değerlendirildi. Buna göre odak grup katılımcıları televizyon dizilerinde yansıyan Mardin kent imajı bulgularına karşı eleştirel yaklaşımları kayıt altına alındı. Görüşme sonuçları ve anket bulguları sistematik biçimde sıralanırken değerlendirildi. Bu bağlamda araştırma sonucunda bir halkla ilişkiler ortamı olarak televizyon dizilerinin kent imajı oluşum sürecinde kentin sosyal problemleri ve kültürel değerleri, kentin mimari kent cazibeleri, ekonomi, ticaret ve eğitim verilerinin bilinirliği noktasında rolü olduğu verisi elde edildi.
Kadın dergilerindeki reklam iletilerinde haz kavramı ve görsel kod eşleşmesi
Halkla ilişkiler çalışmalarında, işletme ve hedef kitlesi arasında iletişimi gerçekleştiren en etkili araçlardan biri olan reklam kavramı, günümüzde bilgi merkezli yaklaşımdan, anlam merkezli anlayış yönünde değişmektedir. Çalışmamızın genel amacı, kadına yönelik dergilerdeki reklam iletilerinde haz kavramının görsel kodlarla eşleşmesinin incelemek ve reklamı okuyanların bu kodları algılayıp algılamadığını ortaya koymaktır. Günümüz reklam anlayışında toplumsal değişime paralel olarak, "reklam iletilerinde haz olgusuna yönelik kodlar çoğunluktadır"; varsayımından yola çıktığımız araştırmamızda, örneklem olarak kadın dergilerindeki haz olgusu içerdiğini varsaydığımız, altı reklam seçtik. Seçtiğimiz reklamları, iletişim amaçlı bütün göstergelerin birbiriyle olan ilişkisini araştıran bir bilim olan göstergebilim kuramlarına göre, Roland Barthes'ın göstergebilimsel çözümleme yöntemi çerçevesinde incelemeye çalıştık. Bu doğrultuda reklam kavramının edimsel düzlemde genel bir betimlemesini yaptığımız araştırmamızda, hedef kitleyle buluşan reklamların kişilerin algı-tutum ve davranışlarında oluşturduğu farklılıklar da incelemeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Halkla ilişkiler, reklam, haz, göstergebilim.
Türkiye'de iletişim fakültelerinde halkla ilişkiler eğitimi ve sorunları
Bu çalışma Türkiye'de iletişim fakültelerinde verilen halkla ilişkiler eğitimi ve sorunlarıyla ilgili durumu tespit etmek amacıyla literatür tarama, online anket uygulaması, yarı yapılandırılmış görüşme, e-posta yoluyla sorulara cevap alma yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Türkiye'deki iletişim fakülteleri genel olarak tespit edildikten sonra bu fakültelerde yer alan halkla ilişkiler, halkla ilişkiler ve tanıtım, halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümleri teorik ve uygulamalı ders sayıları incelenmiş daha sonrasında örneklem biraz daha daraltılarak en eski devlet ve vakıf üniversitelerinden üçer adet seçim yapılarak bu üniversitelerdeki sistem ve yapı daha detaylı incelenmiştir. Mevcut verilere ağırlıklı olarak üniversitelerin web sayfalarından ulaşılmaya çalışılmış, gerekli görülen durumlarda telefonlarla aramalar gerçekleştirilmiştir. Bu şekilde veri toplamakla amaçlanan, çağın gerekliliği olarak sıklıkla kullanılan internet ve sanal ortamının üniversiteler hakkında bilgilere ulaşmada ne derece etkin olduğunu da anlamaya çalışmaktır. Daha sonrasında akademisyenlerle ve halkla ilişkiler profesyonelleriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak, telefonda görüşülerek, e-posta ile konu çalışmanın araştırma soruları yöneltilerek bilgiler toplanmıştır. Bu uygulamaların ardından akademisyenlere ve öğrencilere yönelik anket uygulaması gerçekleştirilmiş; öğrenci anketine SPSS programında analiz uygulanmış, akademisyen anketine istenen oranda katılım olmadığından bu konuda da demografik verilere yer verilerek bilgiler sunulmuştur.
Etnik pazarlamanın siyasal iletişimde kullanımı: 2015 genel seçimlerinde AK parti ve HDP kampanyalarının karşılaştırılması
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması ile birlikte etnik grupların nüfus oranlarında da artış meydana gelmiştir. Teknolojinin de hızlı gelişimiyle iletişim, haberleşme, ulaşım, eğitim gibi hayatın birçok alanında meydana gelen değişimler ile birlikte insanların ihtiyaçları çeşitlenmiş ve pazarlama kavramı da önemini artırmıştır. Pazarlama anlayışı geliştikçe farklı stratejiler ortaya çıkmıştır. Siyasal pazarlama ve buna bağlı olarak etnik pazarlama kavramı kendisini göstermeye başlamıştır. İlk olarak ticari manada ortaya çıkan etnik pazarlama, siyasal pazarlama ile birlikte seçim kampanyalarında kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle, etnik grupların yoğun olduğu toplumlarda etnik pazarlama da yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye'de iktidar partisi olan AK Parti ve Kürtleri temsil ettiğini iddia eden HDP, 2015 genel seçimlerinde yoğun bir şekilde Kürt seçmene karşı etnik pazarlama stratejileri kullanarak, seçim sonuçlarında başarıya ulaşmaya çalışmışlardır. Bu çalışma, siyasal iletişim bağlamında seçim kampanyalarının içerisinde etnik pazarlama kullanımını göstermek amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda, etnik pazarlamanın siyasette kullanılmasıyla birlikte seçmenlerin "oy verme" davranışları üzerinde nasıl bir etki yarattığına dikkat çekilmiştir.
Halkla ilişkilerin dijitalleşmesi bağlamında konum tabanlı pazarlama
Tüketicinin taleplerinin giderilmesi için yapılandırılan yeni medya teknolojilerinin pazarlama alanında da sıklıkla kullanıldığı gözlenmekte ve tüketiciye hızlı, kolay ulaşılabilme adına firmaların pazarlama stratejilerinin değişerek, mobil pazarlamaya kaydığını göstermektedir. Günümüz teknolojilerinin ışığında akıllı mobil telefonlar hayatımızı kolaylaştırmakta ve yaşamımızın vazgeçilmez bir öğesi olmaktadır. Bu bağlamda, tüketiciye mobil mesaj yoluyla ulaşılması maliyet düşüklüğü ve etkili olması nedeniyle tercih edilmektedir. Mobil pazarlama kanallarından biri olan konum tabanlı pazarlama, bireyin ağ-konum bilgileri doğrultusunda tüketiciye "sen neredeysen ben ordayım" algısını yerleştirdiği ve tüketicinin tüketim alışkanlıklarını değiştiren pazarlama yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma, mobil pazarlama kanallarından biri olan konum tabanlı pazarlama bağlamında bireylerin konum tabanlı pazarlama mesajlarına yönelik tutum ve davranışlarının ölçülmesine yöneliktir. Araştırmanın konum tabanlı pazarlama stratejilerinin oluşturulmasında alışveriş tutumlarını ne yönde etkilediğine ilişkin başvurulabilecek bir kaynak olacağı düşünülmektedir.
Dijital pazarlamadan fijital pazarlamaya geçişe örnek olarak artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik uygulamalarının pazarlama üzerindeki katkılarının incelenmesi
Sanal bir dünyaya adapte olan bireyler açısından hızla gelişen teknolojinin yaşamlarının her alanına tesir etmesi kaçınılmaz olmuştur. Bireylerin yaşam tarzlarından bakış açılarına kadar etki eden teknoloji ve teknolojik unsurlar, onların alışveriş alışkanlıklarına da etki etmektedir. Her an her şeyden haberdar olabilen ve bilgiye rahatça ulaşabilen bireyler pasif rolde yaşamaktan sıyrılmıştır. Dolayısıyla günümüz çağında bireyler, sadece tüketir konumda değil aynı zamanda üretime etki eder konumda olmaktadır. Bu durum, pazarlama stratejisi oluşturan markaların yahut şirketlerin teknolojik yenilikleri takip eder ve aktif halde kullanır olmalarını gerektirmektedir. Bu çalışma, bireylerin teknolojik yenilikleri benimseyebilme konusunda yaş sınırı taşımadıklarını ve bu yeniliklerin pazarlama üzerindeki etkilerini veya katkılarını incelemeyi hedeflemiştir. Dijital düzenden yeni bir kavram olan fijital düzene geçiş yaşanmaya başlanmıştır. Bu fijital düzen içerisinde artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik uygulamalarının yeri oldukça fazladır. Bireylere daha gerçekçi ve daha dokunulabilir bir ortam sağlayan fijital uygulamalar, onların ilgisini çekme konusunda başarılı olmaktadır. Pazarlama teknikleri arasında yerini alan fijital pazarlama hakkında görüşlerin alınabilmesi için kantitatif araştırma kategorisindeki çevrimiçi anket yöntemini kullanmak uygun görülmüştür. Çalışma neticesinde artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik uygulamalarını kapsayan fijital pazarlama içeriklerine, bireylerin rahatça uyum sağlayacakları ve bu uygulamaların tüketime olumlu etkilerinin olacağı görülmüştür.
Kitle kültürünün dijital kültüre dönüşümü ve toplumsal etkilerinin incelenmesi
Sanayi devriminin ardından toplumsal yapıda da önemli değişimler gerçekleşmiştir. Seri üretimin başlamasıyla, kişiye özgü ürünlerin yerini kitle için üretilen standart ürünler almaya başlamıştır. Teknolojideki gelişim iletişim teknolojilerini de geliştirmiş, sözlü ve yazılı iletişime, enformasyon devrimi ile birlikte görsel ve işitsel iletişim araçları da eklenmiştir. Dünya 'evrensel bir köy'e dönüşürken, İletişim teknolojileri sayesinde ortak enformasyon üretmek, almak ve göndermek olabildiğince hızlı ve kolay bir hal almıştır. Bu teknolojinin gelişimiyle ortaya çıkan yeni medya kavramının temel özellikleri, bir kişiden çok kişiye iletişimi sağladığı kadar ayrıca birebir iletişimi de mümkün kıldığı ve yeni araçlar ve yöntemler sunan bir iletişim devrimi sürecine sahip olduğudur. Araştırmamızın gerekliliğini ortaya çıkaran etkenler arasında gündelik yaşam içerisinde özellikle gençler üzerinden onların yeni iletişim araçlarını kullanımları esnasında yaşamış oldukları bireysel ve toplumsal iletişim ve etkileşimleri noktasındaki gözlemler belirleyici olmuştur. Bu amaçla İstanbul'da vakıf üniversitelerinde eğitim gören önlisans, lisans ve lisansüstü öğrencilerinin çerçevesinde yeni medya kullanım alışkanlıkları incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 299 genç oluşturmaktadır. Bu kişilerle yapılan anketler üzerinden, sosyal medya uygulamalarını kullanıp kullanmadıkları, hangi sosyal medya ağlarına üye oldukları, sosyal medya ağlarını ne sıklıkla kullandıkları, sosyal medya ortamlarını hangi amaçla kullandıkları gibi sorular sorularak dijital kültür ile bağları incelenmiştir.
Türkiye'de tüketim kültürü çerçevesinde evlilik ritüellerinin yeniden şekillenmesi
Tüketim, ilk çağlardan itibaren var olan bir olgudur ancak fordist dönemle birlikte kapitalizmin getirdiği yeni tüketim anlayışı temel ihtiyaçların karşılanmasından öte iletişimsel bir araç olarak kullanılarak, hedonik, gösterişçi ve sembolik anlamlar yüklenmektedir. Bireyleri metalar ile kuşatarak, çeşitli sebeplerle yeni nesneler kümesine yönlendirmekte ve bu arayışı hiç sonlandırmamaktadır. Türkiye' de ve Dünya' da özellikle 1980 sonrasındaki değişim ve yeni oluşumlar Tüketim Kültürünün az gelişmiş ülkeler üzerindeki etkilerini arttırmıştır. Kapitalizmin önemli unsurlarından olan tüketim kültürü, kitle iletişim araçları ve küreselleşmeyle birlikte yaşamın her evresinde olduğu gibi evlilik ritüellerinin organize edilmesinde de uygulama alanı bulmuştur. Bu çalışma ile; kitle iletişim araçları aracılığıyla uluslararası kültür öğelerinin Türkiye' deki evlilik ritüellerini değiştirmesi, yeni ritüellerin toplum tarafından benimsenerek yaygınlaşması irdelenmiştir. Araştırma kapsamında 2016 yılında Türkiye' de yayınlanan evlilik dergileri taranarak, söz konusu dergilerde en çok yer alan organizasyon şirketleriyle mülakatlar yapılmıştır. Türkiye' de evlilik ritüellerinin yeniden şekillenmesi ve yeni türevlerinin ortaya çıkması ile Tüketim Kültürü arasında bir etkileşim olduğu sonucuna varılmıştır.
Sivil toplum örgütleri ve halkla ilişkiler çalışmaları Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı örneği (TEGV örneği)
Sivil toplum örgütlerinde halkla ilişkiler, sivil toplumun oluşumu ve sivil toplum örgütlerinin mevcut durumlarını devam ettirebilmeleri bakımından önem arz etmektedir. Öyle ki; halkla ilişkilere gerekli olan değeri gösteren ve yeterlilik düzeyi yüksek olan örgütler, toplum tarafından daha çok bilinmekte, daha çok kabul görmekte ve daha iyi bir imaja sahip olabilmektedirler. Bu çalışmada ilk olarak sivil toplum kavramı incelenmiş olup, sonrasında sivil toplum örgütleri ve halkla ilişkiler çalışmaları irdelenmiştir. Bu doğrultuda TEGV ele alınmıştır. TEGV, toplumda eğitim açısından oldukça önemli bir yer tutan bir sivil toplum örgütüdür. TEGV gönüllülerden oluşan kadrosuyla, çocuklara daha iyi bir eğitim sağlamak amacıyla kurulmuş olup, günümüzde oldukça etkili faaliyetler gerçekleştiren bir örgüttür. Bu çalışmada TEGV yerinde gözlem ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: sivil toplum, halkla ilişkiler, sivil toplum örgütleri, TEGV
Chanel ve YSL markaları üzerinden kadınların ötekileştirilmesine moda ile başkaldırış
Bu tez çalışmasının seçilme nedeni Dünya'da ve Türkiye'de zaman içinde kitle iletişim araçları da dahil olmak üzere çeşitli etkenlerle toplumda kadınların yerinin nasıl değiştini ve bir iletişim biçimi olarak modanın bu konuyla ne kadar iç içe olduğunu incelemektir. Aynı zamanda çalışmanın amacı geçmişteki bilgileri irdeleyerek günümüze kadar olan süreçte atılan adımlarda nelerin eksik olduğunu tespit etmek ve giyinmenin toplumsal cinsiyet ve ayrımcılık kavramıyla ne kadar bağlantılı olduğunu göstermektir. Kadının toplumdaki yeri problemi, cinsiyet ayrımına bağlı olarak ortaya çıkan kadınların ezilmesi ve ikincilleştirilmesi sorunudur. Moda ise "giyinme olgusu" anlamında dördüncü bedensel fonksiyonumuz olarak tanımlanır. Giyinmek; nefes alma, beslenme ve uyumanın ardından insan bedeninin gereksinimi olan en temel eylemlerden biridir. Bu yüzden de bu iki olgunun yani ötekileştirme ve modanın aynı konu içinde yer alması hiç te tesadüfi değildir. Başvurulan kaynaklardan elde edilen araştırma bulguları sonucunda kadınların belli dönemlerde attığı somut adımların çoğunun toplum tarafından iyi karşılanmaması ve devlet seviyesinde desteklenmemesi sebebiyle pek te etkili olamadığı kanısına varıldı. Bir taraftan da modanın bir iletişim aracı olarak kendini ifade etme biçimi olduğu sonucuna varıldı. Bu araştırmada içerik analizi yöntemi, birincil ve ikincil veri kaynaklar kullanılmıştır.