Theses supervised by Doç. Dr. Ahmet Kürşat Ersöz
19 theses · Akdeniz University
Türk Vergi Hukukunda yorum müessesesi
Yorum müessesesi en temel tanımı ile "anlama" manasına gelmekte olup gerek sosyal bilimlerde, gerek sanatta, kısacası hayatın tüm alanlarında vardır. Gerçekleşen anlama çabası yorumu yöntembilim haline getirmiş ve böylelikle yorum metodolojik olarak da önem kazanmıştır. Bittabi yorum müessesi hukuk alanında kendini göstermiş ve hukukun bilimsel olmasında büyük rol oynamıştır. İşbu çalışmanın amacı Türk Vergi Hukuku alanında yorum müessesini tüm hatları ile ele almaktır. Zira hukuku yorumlama ile uygulama birbiri ile iç içe geçmiş kavramlar olup vergi hukukundaki pek çok problem de yorum müessesinin yeterince kavranılmamış olmasından kaynaklanmaktadır. İşbu çalışmada öncelikle Yorum Müessesine ana hatları ile değinilerek kavramın kökeni ve ruhu izah edilmeye çalışılmış, sonrasında Türk Vergi Hukukunda Yorum Müessesesi başlığıyla vergi hukukundaki özellikli durumlar incelenerek başta Danıştay olmak üzere pek çok yargı kararı ile uyuşmazlıklardaki yorum yaklaşımları gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.
Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında kurulların rolü ve hukuki niteliği
Kültür ve tabiat varlıkları ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle insanlığın ortak mirası olarak kabul edilmiştir. Bu varlıkların korunması Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından da anayasal bir yükümlülüktür. Bu nedenle kültür ve tabiat varlıklarının korunması gerekmektedir. Koruma çok farklı şekillerde sağlanabilmektedir. Çalışmamızda esas itibarıyla kültür ve tabiat varlıklarının korunmasından sorumlu idari teşkilatın kuruluşu, kurumsal yapısı, hukuki niteliği, görev ve yetkileri, çalışma esas ve usulleri, aldığı kararlar ile bu kararların yasal denetimi başlıklar halinde açıklanmaktadır.
Kıyı kenar çizgisinin hukuki niteliği ve yargısal denetimi
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 43'üncü maddesinde kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır. Birçok bilim alanının konusunu oluşturan kıyılar aynı zamanda hukuk bilimini de ilgilendirir. Hukuki anlamda kıyı kavramının tanımlanması ve sonuçlarının ortaya konulması ancak kıyı kenar çizgisinin tespiti ile mümkündür. Zira kıyı mevzuatımız uyarınca kıyı; kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasında kalan alan olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla kıyı alanlarının belirlenebilmesi için öncelikle kıyının sınırını gösterecek olan kıyı kenar çizgisinin yetkili idarece tespiti zorunludur. Bu tez çalışmasının ilk bölümünde, kıyının kamu malı olması sebebiyle genel olarak kamu malı kavramı ve türleri tanımlanmıştır. Ayrıca kamu malı kavramı açıklandıktan sonra kıyının kamu malı niteliği ile Devletin hüküm ve tasarrufu altında olmasının ne anlama geldiği ve bunun sonuçları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, öncelikle kıyı mevzuatının tarihsel gelişim süreci ve kıyı alanına ilişkin temel kavramlar açıklanmıştır. Akabinde kıyı kenar çizgisinin idari işlem niteliği ortaya konulmaya çalışılmış ve idarelerce yapılacak kıyı kenar çizgisinin tespiti ve onay süreci detaylı olarak anlatılmıştır. Ayrıca idari işlemlerin değiştirilmesi kıyı kenar çizgisi açısından da söz konusu olabileceğinden Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te belirlenen değişim sebepleri yargı içtihatlarından faydalanılmak suretiyle ayrı ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Çalışmanın son kısmında ise bir idari işlem olarak ele alınan kıyı kenar çizgisinin yargısal denetim ölçütlerinin temel özelliklerine değinildikten sonra, söz konusu yargısal denetimin kapsamı usul denetimi ile sınırlı olarak anlatılmıştır.
Türk idare hukukunda sınavlar ve yargısal denetimi
Sınavlar, gündelik yaşamda sıkça karşılaşılan ve özellikle eğitim süreçleri ile kamu personeli alımlarında en yaygın biçimde başvurulan temel ölçme ve değerlendirme araçlarıdır. İdare tarafından yapılan sınavlar, idare hukukunun genel ilkelerine tabi olmakla birlikte, uygulamada hem usule hem de esasa ilişkin çeşitli hukuki tartışmalara yol açmaktadır. Hukuka ve liyakat ilkesine aykırı sınav işlemleri, yargısal denetimin konusunu oluşturmakta; ancak bu denetimde idarenin takdir yetkisinin sınırları, mahkemeler arasında farklı yorumlara neden olabilmektedir. Bu çalışmada, sınav süreçlerinin hukuka uygunluğunu sağlamak adına yargısal denetimin işlevini ortaya koyma ve idarenin takdir yetkisiyle temel hakların dengesine ilişkin öneriler geliştirme amaçlanmaktadır. Bu kapsamda çalışmamızda, Türk idare hukukunda sınavların hukuki rejimi, özellikle sınav sonuçlarına yönelik yargısal denetimdeki güncel tartışmalar ve içtihatlardaki belirsizlikler ele alınacaktır. Sözlü sınavlar gibi takdir yetkisinin geniş olduğu alanlarda liyakat ilkesiyle çelişen uygulamalar, Danıştay ve diğer mahkemelerin bu konudaki yaklaşımları karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Ayrıca, yargının denetim rolünün idari işlemlerin meşruiyeti ve birey haklarının korunması açısından taşıdığı önem, somut kararlar üzerinden değerlendirilecektir.
Türk idare hukukunda kamu görevlilerinin ifade özgürlüğü
İfade özgürlüğü esasen herkese tanınmış bir insan hakkı olsa da kamu görevlileri, ifade özgürlüğünü kullanırken vatandaşlar kadar serbest değildir. İfade özgürlüğünü kullanmak isteyen kamu görevlileri AİHS m.10/II ve Anayasa m.12/II çerçevesinde çeşitli ödev ve sorumluluklara tabii tutulmaktadır. Bunlar "anayasaya sadakat", "devlete bağlılık", "tarafsızlık", "ahlaki ve ölçülü davranma" ve "hiyerarşik üste itaat" yükümlülüğü olarak çalışmada belirtilmektedir. Bu çerçevede kamu görevlilerinin ifade özgürlüğü kanunlarla ve belirli meşru amaçlara dayanılarak sınırlandırılabilmektedir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında çoğunlukla kanunla öngörülen ve meşru amaç taşıyan müdahaleler demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk yönünden incelenmektedir. Sunulan kamu hizmetlerinin gereklerine göre devletin kamu görevlisinden beklediği sadakat yoğunluğu değişkenlik gösterebilmektedir. Buna göre özel sadakat gerektiren kamu hizmetlerinde diğerlerine göre ifade özgürlüğü daha dar yorumlanabilmektedir. Anahtar kelimeler: Kamu görevlileri, ifade özgürlüğü, anayasaya sadakat, devlete bağlılık, tarafsızlık, demokratik toplumun gereklilikleri.
Türk imar hukukunda ifraz ve tevhid işlemlerinin yargısal denetimi
3194 sayılı İmar Kanununun "Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Esasları" başlıklı üçüncü bölümünde, ifraz ve tevhit (3194 sayılı Kanunda "tevhid" olarak ifade edilen) işlemleri hüküm altına alınmıştır. İfraz ve tevhit işlemlerinin birer imar uygulaması olması sebebiyle, mülkiyet hakkı ile de doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Bu tezin ilk bölümünde, imar hukukuna ve arazi ve arsa düzenlemelerine kısaca değindikten sonra tezin konusu oluşturan ifraz ve tevhidin idari işlem mahiyeti, ilgili kanun ve yönetmelik hükümleri uyarınca, söz konusu işlemlerin tesisinde dikkat edilmesi gereken hususlar yargı kararlarıyla birlikte incelenmiştir. Tezin ikinci kısmında ise, ifraz ve tevhit işlemlerine karşı yargı yoluna başvurulması durumunda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda hüküm altına alınan ilk inceleme hususlarında dikkat edilmesi gereken usuller ve kanun yolu anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: İmar; İmar Hukuku; İmar Uygulamaları; İfraz ve Tevhit; Yargısal Denetim
Kamu taşınmazlarının turizm amacıyla tahsisi ve yargısal denetimi
Bu çalışmada, kamu taşınmazlarının turizm yatırımlarına tahsisi ve bu işlemlerin yargısal denetimi incelenmiştir. Turizm sektörü, ekonomik kalkınma ve istihdam yaratma açısından stratejik öneme sahip olup, devletin bu alanda uyguladığı teşviklerin en önemlilerinden biri kamu taşınmazlarının yatırımcılara tahsisidir. Ancak, kamuya ait taşınmazların özel girişimcilere turizm yatırımları için tahsisi; kamu yararı, çevre hukuku, sürdürülebilirlik ve anayasal koruma ilkeleri ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle tahsis işlemlerinin yalnızca ekonomik boyutu değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal etkileri de dikkate alınmalıdır. Çalışmada, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili ikincil mevzuat çerçevesinde tahsis süreçleri analiz edilmiş; Danıştay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları doğrultusunda yargısal denetimin kapsamı ortaya konulmuştur. Araştırmada özellikle dava açma süresi, yargılama usulü, dava açma ehliyeti ve kanun yolları üzerinde durulmuş; turizm yatırımlarına ilişkin davaların ivedi yargılama usulüne tabi tutulduğu, bu nedenle 30 günlük dava açma süresi, sınırlı savunma aşamaları ve doğrudan Danıştay'da temyiz yoluna gidilmesi gibi özelliklerle diğer idari davalardan ayrıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, idari yargının kamu taşınmazlarının turizm yatırımlarına tahsisine ilişkin işlemleri denetlerken idarenin takdir yetkisini sınırlandırıcı ve kamu yararını koruyucu bir rol üstlendiğini göstermektedir. İvedi yargılama usulü ile hızlı karar verilmesi sağlanırken, savunma haklarının daralması yönünde eleştiriler de bulunmaktadır. Dolayısıyla, turizm yatırımlarının hızlandırılması ile adil yargılanma hakkı arasında hassas bir denge kurulması gerektiği açıktır. Sonuç olarak, kamu taşınmazlarının turizm amacıyla tahsisi, yalnızca yatırım ve ekonomi boyutuyla değil; aynı zamanda hukuki, çevresel ve toplumsal etkileriyle de ele alınması gereken çok boyutlu bir süreçtir. Bu bağlamda, etkin işleyen bir yargısal denetim mekanizması, kamu yararı ile özel yatırım yararı arasında adil bir denge kurulmasını sağlayarak sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesine katkı sunmaktadır.
Atatürk milliyetçiliği ilkesinin Türk İdare Hukukuna olan etkisi
1982 Anayasasının 2'nci maddesinde sayılan ve devletin nitelikleri arasında yer alan "Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet" hem Anayasa hukuku hem de İdare hukuku açısından Atatürk Milliyetçiliği ilkesi bağlamında ele alınmaktadır. Anayasa hukuku açısından laik devlet, demokratik devlet, sosyal devlet, hukuk devleti gibi niteliklerin bir arada ele alındığı çalışmalarda kısıtlı da olsa ele alınan Atatürk milliyetçiliğine bağlı devlet olma niteliği Anayasa Hukuku literatüründe kendisine belirli bir yer bulabilmektedir. Ancak devletin niteliğini tarif ederken devletin yapısını oluşturan millet unsurundan ne anlaşılması gerektiğine ilişkin görüşleri içeren Atatürk Milliyetçiliği ilkesinin ele alındığı çalışmaların daha hatırı sayılır bir nitelikte olduğu ifade edilebilir. İdare hukuku açısından ise bu ilke sadece İdarenin bağlı olduğu Anayasal ilkeler gibi daha çok Anayasa Hukukuna yönü çeviren bir mahiyette ele alınmakta ve İdarenin kuruluşu, görevleri, faaliyetleri gibi boyutlar doğrudan bu ilke ile birlikte ele alınmamaktadır. Bu çalışma ile Atatürk Milliyetçiliği ilkesinin İdare Hukuku açısından sahip olduğu önemi; bugün Anayasada yer alan Atatürk Milliyetçiliği ifadesinin oluşum ve anlayış boyutlarını da ortaya koyarak vurgulamayı, ayrıca bu ilkenin İdare Hukuku alanındaki yansımalarını İdarenin kuruluş, teşkilat ve faaliyetleri açısından ortaya koyarak literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktayız. Anahtar Kelimeler: Milliyetçilik, Atatürk Milliyetçiliği, Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet, İdare Hukuku
İdarenin ilaç temini ve finansmanı konusunda görev ve yetkileri
Bu çalışmada, Türkiye'de, Anayasa temelli olarak sağlık hakkının tesisi anlamında, devletin görevli ve yetkili olduğu şekillerde, gerek doğrudan gerekse dolaylı olarak gerçekleştirilen sağlık hizmetlerinin bir parçası sayılabilecek ilaç temin edilmesi hususunda, idarenin hem süreç hem de mali konulardaki işlemleri, görevleri ve yetkileri ile bunları nasıl ve hangi şartlar ışığında değerlendirebildiği konuları işlenmiştir.
Belediye Gelirleri Kanunu gereğince belediyelerce tesis edilen mali işlemlerin yargısal denetimi
Belediyeler, gelir elde etmeye yönelik muhtelif işlemler tesis etmektedirler. Bu işlemlerin hukuka uygun olup olmadığı kişilerin mülkiyet hakkıyla yakından ilgilidir. İdari yargının en önemli amacı, idarenin keyfi işlemlerine karşı kişileri korumaktır. İçtihat değişiklikleri neticesinde ortaya çıkan görev ve yargı yolu uyuşmazlıkları kişilerin hak arama hürriyetini kısıtlamıştır. Belediye gelirleri kanunu gereğince belediyelerce tesis edilen mali işlemler tüm yönleriyle irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Administrative Law, Turkish Constitutional Law, Turkish Tax Law, Turkish Tax System, Metropolitan Municipality.
Rekabet Kurumu tarafından verilen idari para cezalarının yargısal denetimi
Bu çalışmada Rekabet Kurumu tarafından verilen idari para cezalarının yargısal denetimi ele alınmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle Rekabet Kurumu tarafından verilen idari para cezalarında yetki unsurunun kişi, konu, yer ve zaman bakımından sınırı ele alınmıştır. Ardından Rekabet Kurumu tarafından verilen idari para cezaları sebep, konu, şekil ve amaç unsurları bakımından değerlendirilmiştir. Rekabet Kurumu tarafından verilen idari para cezalarında sebep unsuru esasa ve usule ilişkin hükümlerin ihlali halinde verilen idari para cezalarında sebep unsuru olmak üzere iki başlıkta incelenmiştir. Esasa ilişkin hükümlerin ihlali halinde verilen idari para cezalarında sebep unsuru; rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar, hakim durumun kötüye kullanılması, birleşme ve devralmalar ile ihlalde belirleyici etkisi saptanan yöneticilere ya da çalışanlarına verilen para cezası başlıkları altında ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Usule ilişkin hükümlerin ihlali halinde verilen idari para cezalarında sebep unsuru; muafiyet ve menfi tespit başvuruları ile birleşme ve devralmalar için izin başvurularında yanlış ya da yanıltıcı bilgi veya belge verilmesi, izne tabi birleşme ve devralmaların Kurul izni olmaksızın gerçekleştirilmesi, RHK'nın 14. ve 15. maddelerinin uygulanmasında eksik, yanlış ya da yanıltıcı bilgi veya belge verilmesi ya da bilgi veya belgenin belirlenen süre içinde ya da hiç verilmemesi, yerinde incelemenin engellenmesi ya da zorlaştırılması ve nihai karar veya geçici tedbir kararı ile getirilen yükümlülüklere ya da verilen taahhütlere uyulmaması başlıkları altında incelenmiştir. Konu unsuru kapsamında Kurul'un idari para cezasının belirlenmesi hususundaki takdir yetkisine, takdir yetkisi üzerindeki yargısal denetime, sebep ve konu unsuru arasındaki ilişkiye ve Pişmanlık Yönetmeliği'ne yer verilmiştir. Şekil unsuru bakımından ise Kurul'un idari para cezası tesis ederken izlediği süreç önaraştırma, soruşturma, sözlü savunma ve nihai karar safhaları olarak incelenmiş ve taahhüt ile uzlaşma usulü ele alınmıştır. Son olarak idari para cezasının amaç unsuru incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Rekabet Kurumu, idari para cezaları, yargısal denetim
Emniyet personelinin disiplin sorumluluğu
Toplumun barışçıl ve bir arada yaşamasını sağlayan temel ölçüt toplum içerisinde kamu düzeninin sağlanması ile mevcut olmaktadır. Emniyet teşkilatı yüzyıllardır var olan ülkemizde bir kamu hizmeti olarak kamu düzeninin sağlanmasını temin eden önemli bir kurumdur. Bu önemi sebebiyle diğer kamu personellerinden ayrılmaktadır. Toplumun düzenin sağlayan bu teşkilatın elbette kendi içerisinde de bir düzen ile hareket etmesi gerekmektedir. Kamu hizmetinin etkin ve verimli bir biçimde yürütülmesi ancak hizmeti verenlerin liyakat esası ile seçilmesi ve kamu görevlilerinin belirli kurallar dahilinde hareket etmesi ile mümkün olmaktadır. Çalışmamızın amacı emniyet personeline uygulanan disiplin hükümlerinin incelenmesi ve yargı kararları ışığında uygulamada var olan sorunların tespitinin yapılmasıdır. Çalışmamızda öncelikle emniyet personelinin Türk kamu hukuku içerisindeki yeri belirtilmiş , disiplin mevzuatının gerekliliğine ve tarihi sürecine yer verilmiş ardından disiplin cezaları ve suçları incelenerek bu konudaki Danıştay ve idare mahkemeleri kararları incelenerek konu detaylandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Emniyet Teşkilatı, Disiplin , Polis ,Kamu Hizmeti , Emniyet Personeli
Mülki idare amirlerinin kolluk yetkilerinin Türk İdare Hukuku açısından değerlendirilmesi
Devlet, toplum içerisinde yaşayan kişilerin tutum ve davranışlarını izlemek, denetlemek ve gerektiğinde müdahale etmek suretiyle, kamu düzenini sağlar. Kamu düzenini sağlamak için de kolluk gücünü kullanır. Devletin kamu düzenini koruma ve bozulan düzeni tekrar sağlama görevi, eski çağlardan bu yana ayrı bir kamu hizmeti olarak örgütlenmiş olup; bu hizmeti yürüten kuruluşa da "kolluk" adı verilmiştir. Bu çalışmada mülki idare amirlerinin kolluk yetkileri Türk İdare Hukuku açısından incelenmiştir. Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Tezimizin birinci bölümünde, mülki idare amirlerinin kolluk yetkileri Türk İdare Hukuku açısından değerlendirilirken, kamu düzeninin ne olduğu ve kamu düzeni denildiğinde ne anlaşılması gerektiği hususları anlatılarak, kamu düzenini klasik unsurları yanında kamu düzeninin genişleyerek içerisine dâhil olan yeni kavramların neler olduğu açıklanacak; kolluk ve kolluk teşkilatları hakkında çok genel bilgiler verilecektir. İkinci bölümde ise, mülki idare amirinin kimlerden oluştuğu, mülki idare amiri kavramının içine yeri giren hudut mülki idare amirliğinin ne olduğu ve görevleri anlatılarak, mülki idare amirlerin ile kolluk arasındaki ilişki açıklandıktan sonra mülki idare amirlerinin kolluk unsurları bakımından yetkileri detaylı olarak anlatılmaya çalışılarak, mülki idare amirlerinin kolluk faaliyetleri bakımından yetkileri üzerinde durulacaktır. Mülki idare amirlerinin kolluk faaliyetleri kapsamında kullanmış olduğu yetkiler, bu hususta Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay tarafından verilmiş kararlar ışığında değerlendirilerek, idarenin işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığı hakkında yargı kararları kapsamında açıklamalar yapılacaktır. Bu çalışma ile mülki idare amirlerinin kullanmakta olduğu kolluk yetkilerinin yeterli olup olmadığı, kullanılan kolluk yetkilerinin yargısal denetimlerinde ortaya çıkan hususların neler olduğu ve yargı kararları sonucu ortaya çıkan hususlara dikkat edilip edilmediği, mülki idare amirlerince kullanılan kolluk yetkilerin türleri hakkında idare hukuku perspektifinden incelemeler ve değerlendirmeler yapılarak literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktayız.
Sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zaralarda idarenin sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran haller
Sağlık hizmetlerinin sunulması sırasında meydana gelen zararlarda doğacak olan idarenin mali sorumluluğu, bazı hallerde azalmakta veya ortadan kalkmaktadır. İdarenin sorumluluğunu azaltan ve ortadan kaldıran bu halleri anlayabilmek ve ortaya koyabilmek için öncelikle idare hukukuna ait bazı temel kavramları açıklama zorunluluğu doğmuştur. Bu çalışmada, öncelikle ilk bölümde genel olarak idarenin sorumluluğu kavramı; kusurlu ve kusursuz sorumluluk halleri açıklanmış, 'sağlık hizmetleri' kavramının ne anlama geldiği ifade edilmiş, 'idarenin sağlık hizmetlerinden kaynaklanan sorumluluğu' hususu mevzuattaki görünümü ve doktrin görüşleri ile açıklanıp, yargı içtihatları ile somutlaştırılmaya çalışılmıştır. 'İdarenin sorumluluğu' ve 'idarenin sağlık hizmetlerinden kaynaklanan sorumluluğu' kavramlarının kapsamı belirlendikten ve yargı içtihatları doğrultusunda genel çerçevesi çizildikten sonra, çalışmanın ikinci ve esas bölümünde idarenin sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zararlarda sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran hallerin ne olduğu tasnif edilmiştir. Bu tasnif yapılırken sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zararlarda idarenin sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran hallerde öncelikle kusurlu ve kusursuz sorumluluk ayrımına gidilmiştir. Sonrasında, sağlık hizmetlerinde kusurlu ve kusursuz sorumluluk hallerinde idarenin sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran haller, öncelikle pozitif hukuktaki durumu ve doktrindeki algılanışları ile ifade edilmiş, sonrasında yargı kararları ışığında uygulamadaki mevcut durum ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İdarenin Sorumluluğu, malpraktis, sağlık hizmetleri, komplikasyon, illiyet, mücbir sebep, müterafik kusur.
İdari Yargılama Hukukunda mahkeme kararlarının açıklanması ve yanlışlıkların düzeltilmesi
Yargılama süreci neticesinde mahkemeler elde ettikleri sonuca göre karar verirler. Bu karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi amaçlanır. Kararın yeterli açıklıkta olması, taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların açık ve anlaşılır olması büyük önem arz etmektedir. Ancak hâkimin baktığı dosya sayısının fazlalığı, deneyimsizliği veya dikkatsizliği sebebiyle kararda anlam kapalılıkları veya çelişik hüküm fıkraları bulunabilir. Hukuk sistemleri, kararın taşıması gereken asgari niteliklere sahip olmaması veya tarafların beklentilerini karşılamaması durumunda başvurabilecekleri hukuki çareler öngörmüştür. Açıklama ve yanlışlıkların düzeltilmesi bu çarelerden ikisidir. Açıklama ve yanlışlıkların düzeltilmesi yollarıyla kararın değiştirilerek yerine bir yenisinin konulması değil hükmün daha belirgin ve tutarlı bir bütün haline gelmesi amaçlanmaktadır. Davanın tarafları, kararda birbirine aykırı hüküm fıkraları bulunması veya kararın yeterince açık olmaması hallerinde mahkemeye başvurarak kararın açıklanmasını ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Yanlışlıkların düzeltilmesinin konusu açıklamaya göre daha basit niteliktedir. Tarafların ad ve soyadına, sıfat ve talep sonucuna ilişkin yanlışlıklar ile hüküm fıkrasındaki hesap yanlışlıkları yanlışlıkların düzeltilmesi yoluyla giderilebilir. Tez çalışmasının konusu idari yargılama hukukunda mahkeme kararlarının açıklanması ve yanlışlıkların düzeltilmesidir. Açıklama kurumuna tezin ilk iki bölümünde yer verilmektedir. Tezin son bölümü ise yanlışlıkların düzeltilmesini konu almaktadır.
Türk idare hukukunda idarenin özel hastaneler üzerindeki denetim yetkisi ve sorumluluğu
Sağlık hizmetleri esas itibariyle bir kamu görevi olması sebebiyle idareye ait bir görevdir ve idarenin sorumluluğundadır. Ancak günümüzde sağlık hizmetlerinin özel tüzel veya gerçek kişilikler eliyle gördürülmesi yaygınlık kazanmıştır. İdarenin özel kişiliklerin her türlü faaliyetleri konusunda çeşitli kıstaslarla denetimi mevcut olmakla birliktex konu sağlık hizmetlerine geldiğinde hizmetin niteliğinin kamu hizmeti olması, bu hizmeti sağlayan özel kişiliklerin denetim ve sorumluluğunda daha özel kıstasları gerektirmektedir. Bu çalışmanın içeriğini de özel hastaneler eliyle verilecek sağlık hizmetlerinin idari denetimi ve özel hastanelerin hizmet faaliyetlerinden, sağlık hizmetlerinin asli yetkilisi olan özel hastaneleri bu hizmetlerde yetki sahibi yapan idarenin, idari sorumluluk boyutu oluşturacak; özel hastaneler söz konusu özel kıstaslar bakımından idari denetim ve idarenin sorumluluğu yönleriyle incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Özel hastanelerin ayırıcı unsurları, ruhsata ve hizmete esas denetim, seviyelendirme denetimi, özel sağlık hizmetlerinin kamusal niteliği, idarenin sorumluluğu
İdari merci tecavüzü
İdari başvuru hakkı, Anayasa'nın 40 ve 74'üncü maddeleri ile anayasal güvence altına alınmıştır. İdari başvuru, hak arama özgürlüğünün kullanılış biçimlerinden birisidir. Türk Hukuku'nda kural, herhangi bir idari başvuruda bulunulmaksızın, doğrudan idari dava açılabilmesidir. Ancak bazı hallerde kanun koyucu tarafından bu kurala istisnalar getirilmekte ve dava açılmasından önce idari başvuru yolunun tüketilmesi zorunlu tutulmaktadır. İdari merci tecavüzü, kanun koyucu tarafından zorunlu idari başvuru öngörülmesinin idari yargılama usulüne yansımasıdır. Zorunlu idari başvuru öngörülen bu hallerde, dava açılmasından önce başvuruda bulunulması zorunlu tutulmakta ve başvuru yolu tüketilmeden dava açılması, idari yargılama usulü hukukuna özgü bir müessese olan idari merci tecavüzü olarak kabul edilmektedir. İdari merci tecavüzü, dava açılmasından önce idareye başvuru zorunluluğunun kanunla öngörüldüğü durumlarda, bu başvurunun yerine getirilmeden idari dava açılması halidir. Bu tez çalışmasında esas olarak, Türk İdari Yargılama Usulü Hukuku'nda kabul edilen idari merci tecavüzü müessesesinin ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, çalışmamızda, idari merci tecavüzü müessesesinin tanımı ve unsurları açıklanmaya çalışılmıştır. Akabinde, idari merci tecavüzüne bağlanan sonuçlar, görevli idari mercie tevdi kararı, bu kararın hukuki niteliği ve sonuçları ile dava konusu edilecek işleme ilişkin hususlar ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
İdarenin kusursuz sorumluluk hallerinden birisi olarak kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi ve hukuki niteliği
Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi ile birlikte diğer kusursuz sorumluluk hallerinin de ele alındığı bu çalışmamızda, devletin sunduğu hizmetlerin yürütülmesi sırasında, işlem ve eylemleri nedeniyle bireylerin nezdinde meydana gelen zararlardan dolayı sorumlu olup olmayacağı, sorumlu olacaksa hangi ilkeler doğrultusunda bunun mümkün olacağı hususu üzerinde durulmuştur. İdarenin hukuki sorumluluğu, kusurlu ve kusursuz olmak üzere iki farklı teoriye dayanmaktadır. İdare, faaliyet alanlarının genişlemesi ve teknolojik gelişmelerin yaşanmasıyla birlikte karmaşık bir yapıya bürününce, zarara sebep olan faaliyetleri ile idare arasındaki bağın ispatı güç bir hal almıştır. Bu durum aynı zamanda idarenin faaliyetlerinden kaynaklanan zararların tam manasıyla giderilememesine sebep olmuştur. İşte bu eksiliğin hissedilmesiyle beraber idarenin kusursuz sorumluluğuna gidilmesi gerektiği fikri ortaya çıkmıştır. Biz de bu çalışmada kusurlu ve kusursuz sorumluluk ilkelerinin(özellikle Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesinin) geçirdikleri tarihsel süreçleri, değişim ve gelişimlerini, bu ilkelerin uygulanabilmesi için aranan şartları, gerek Türk gerekse Fransız öğretisinde bu konuya ilişkin açıklamaları ve yargı içtihatlarını esaslı bir şekilde inceleyerek aktarmaya çalıştık. İdare her ne kadar toplumsal ihtiyaçları gözeterek hukuka uygun bir şekilde faaliyetlerde bulunsa da idarenin bu faaliyetleri neticesinde meydana gelen zararlardan dolayı şartları oluştuğu takdirde sorumluluğu doğabilecektir. Bu sorumluluğa ise gerek Anayasamızda yer alan sosyal hukuk devleti prensibi gerekse öğretide ve yargı içtihatlarında kabul edilen ilkeler doğrultusunda gidilebileceği sonucuna bu çalışma kapsamında ulaşılmıştır.
Türk İdare Hukukunda kamu mallarının korunması
Kamu yararına yürütülen kamu hizmetinin aracısı konumundaki kamu mallarının korunmasına yönelik usullerin ortaya konulması önemli bir gerekliliktir. Bu ihtiyaca binaen hazırlanan tez çalışmasının temel amacı, Türk İdare Hukukunda kamu mallarının korunması usullerini izaha matuftur. Korumanın kapsamının belirlenebilmesi amacıyla kamu malları kavramı, doktrin görüşleri ve yargı kararları eşliğinde tanımlanmıştır. Ayrıca kamu malları, tahsis cihetlerine göre sınıflandırılmış ve kamu malları rejimine hâkim temel ilkeler açıklanmıştır. Kavramın kapsamı belirlendikten sonra kamu mallarının korunması gerekliliği; kamu yararı, kamu hizmetinin sürekliliği, eşitlik ilkesi ve kamu düzeni açısından değerlendirilmiştir. Akabinde koruma usulleri tasnif edilmiş ve uygulamadan örnekler verilmiştir. Doktrin ve yargı kararlarında kamu mallarının özelikleri olarak açıklanan ve kamu malları rejiminin belirleyicisi konumundaki ilkesel önlemler ve koruyucu yasaklardan oluşan usuller bu kez koruma usulü perspektifiyle ele alınmıştır. Normatif değerler bakımından üstün bir konuma haiz anayasa hükümleri, anayasal koruma başlığı altında işlenmiştir. Kamu mallarının adli yönden korunması, hukuki statünün devamlılığını amaçlayan özel hukuk koruması ve maddi bütünlüğün muhafazasını öngören ceza hukuku koruması olarak ikiye ayrılmıştır. Son olarak kamu tüzel kişilerinin haiz oldukları kamu gücü usulleri ile güçlendirilmiş idari korumadan söz edilmiştir. Kamu mallarının korunmasının bir başka yansıması olarak idarenin yükümlülüklerinden olan bakım ve onarım esasları ile kayıt ve envanter sistemi incelenmiştir. Nihayet, kamu mallarına özgü mevcut koruma usullerinin derlenmesinden sonra korumanın daha etkili kılınmasına yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç olarak, Türk İdare Hukukunda kamu mallarının sistematik bir şekilde korunmadığı ve korumanın gün geçtikçe zayıfladığı gözlemlenmiştir. Sorunların çözümüne yönelik en acil ihtiyaç, kamu mallarına özgü genel nitelikte bir mevzuat çalışmasının vakit kaybetmeksizin yürürlüğe girmesidir. Devamla, önerilen diğer çözüm yöntemleri ile kamu malları için daha etkili bir korumanın sağlanacağı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kamu malı, korunma usulleri, etkin koruma, müeyyideler, caydırıcılık.