Doç. Dr. Marella Bodur Ün danışmanlığındaki tezler
10 tez · Çukurova University
Hegemon devlet, uluslararası sistem ve yükselen güçler
Çin'in ekonomik, teknolojik ve askerî açıdan gelişimi, mevcut küresel düzene meydan okuyan revizyonist bir kuvvet olarak yükseldiği tartışmalarına neden olmuştur. Diğer taraftan ABD'nin liberal düzeni sürdürmek adına sahip olduğu üstün gücü kullanmasının mevcut düzeni zayıflattığı ileri sürülmektedir. Bu çalışma yükselen güçler karşısında hegemonun kurulu düzene bağlı kalmamasının düzene etkilerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada sistem teorileri, temel güç modelleri ile liberal teori literatürü gözden geçirilmiş, hegemonyanın ve kurulu düzenin değişimi için gerekli koşullar belirlenmeye çalışılmıştır. Sonrasında yükselen güçlerin yumuşak ve sert güç bakımından revizyonist olma durumları incelenmiştir. Analizler sonucunda güç geçiş teorisi ve kuvvet aktivasyon modelindeki şartları haiz yükselen güç bulunmadığı, hegemonun çevre, maliyet ve meşruiyeti hesaba katarak "kurallarla yönetim" veya "ilişkilerle yönetim" stratejilerinden birini ya da diğer emperyal kontrol araçlarını seçebildiği; çok sık güç kullanmasının yumuşak gücüne ve liberal düzene zarar verdiği belirlenmiştir. Yumuşak güç Uluslararası İlişkiler literatüründe yeni bir kavram olduğundan ölçüm metodolojisinde daha kapsamlı araştırmalar yapılması önerilmiştir.
Feminist güvenlik çalışmaları perspektifinden çatışma ve savaşlarda toplumsal cinsiyet kimliğinin yeniden inşası: Suriye örneği
Toplumsal cinsiyet rolleri, hayatımızın anlatısını oluşturan en temel yapıtaşlarından biridir. Ancak, bu roller sosyal bazı değişikliklerle ya da dönüm noktalarıyla birlikte değişmeye veya dönüşmeye mahkumdur. Bu dönüm noktalarından olan çatışmalar ve savaşlar, toplumsal cinsiyet kimliklerini yeniden inşa etmek, değiştirmek ve dönüştürmek, bazen de pekiştirmek için olanaklar sunmaktadır. Bağlama ve kültüre göre bu koşullar yeni kurallar koymakta ve hem kadın hem de erkek için yeni roller belirlemektedir. Geleneksel olarak vatanın ve kadının koruyucusu olan güçlü ve cesur erkekten çatışma ve savaş koşullarında bu roller üzerinden erkekliğinin kanıtlanması istenmektedir. Başarılı bir şekilde erkekliğini kanıtlayanlar, rolünün gereğini yerine getirerek toplumsal cinsiyet kimliğini pekiştirmekte ve meşruiyet kazandırmaktadır. Çatışma ve savaş da başarı ve başarısızlık üzerinden yürütülmekte ve düşmanın toplumsal cinsiyet rollerini yerine getirmedeki başarısızlığı üzerinden kurgulanmaktadır. Diğer yandan, kadın, bu koşullarda, geleneksel rolünün gereği olarak özel alanda yani evinde kurgulanmakta ve gerekmediği takdirde erkek işi olarak görülen savaşa ve çatışmaya katılması hoş karşılanmamaktadır. Kültür ve şartlar göz önüne alınarak öncelikler belirlenmekte ve toplumsal cinsiyet rolleri ve buna bağlı olarak toplumsal cinsiyet kimlikleri yeniden kurgulanmaktadır. Bu bağlamda, tezin vaka çalışması kısmında, savaş ve çatışma ortamında toplumsal cinsiyet kimliklerinin yeniden nasıl kurgulandığı Suriye İç Savaşı'ndan örneklerle ortaya koyulmaktadır.
Uluslararası ilişkiler disiplininde batı-dışı teori arayışları: Türkiye'de Anadolu Ekolü örneği
Bu çalışma, Türkiye'de Batı dışı Uluslararası İlişkiler (Uİ) teorisi olup olmadığı sorusu üzerinden Türkiye'deki Uİ disiplininin tarihsel ve kuramsal bir analizini yapmaktadır. Amitav Acharya ve Barry Buzan'ın Batı Kökenli Olmayan Uluslararası İlişkiler: Asya Üzerine ve Asya'nın Ötesinde Çeşitli Perspektifler çalışması temel alınarak, Acharya ve Buzan'ın Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri üzerinden yaptığına benzer bir inceleme, Ersel Aydınlı, Julie Mathews, Erol Kurubaş ve Haluk Özdemir'in "Anadolu Ekolü" kavramsallaştırması üzerinden Türkiye için yapılması amaçlanmaktadır. Böylece Türkiye'nin IR disiplinindeki ve özellikle Batı kökenli olmayan IR teorileri içerisindeki yeri ve öneminin ne olduğu incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Ön teori, yumuşak teori, alt-sistemik teori, Anadolu Ekolü, merkez, çevre, Türkiye Uluslararası İlişkiler, mülkiye, SBF
EU's foreign policy towards the Southern Mediterranean region: The case of Libya
This thesis analyzes the Europeanization of the European Union's foreign policy towards the Southern Mediterranean region, adopting a bottom-up Europeanization approach which stresses the impact and role of member states on the EU's foreign and security policy and the uploading process of national foreign policy preferences driven by national interests to the EU level. On this basis, the thesis examines the degree of the Europeanization of European foreign policy towards the Southern Mediterranean region in the light of the case of Libya in the post-Lisbon era. The thesis consists of three chapters. The first chapter presents an overview of "Europeanization" as a conceptual and theoretical framework, focusing on different conceptualizations, perspectives, dimensions, and scopes of Europeanization and explains the Europeanization perspective adopted in this study. The second chapter focuses on the political integration of Europe and the EU foreign policy developments and discusses the process of Europeanization in the foreign policy area. It also examines the key dimensions of the EU's engagement with the Southern Mediterranean region, explaining the main initiatives and their consequences. In the third chapter, the thesis analyzes the case of Libya, focusing on the EU policies and responses in the aftermath of the Arab Spring. In conclusion, in the light of the Libya case, the thesis presents how "bottom-up Europeanization" gained ground in the EU foreign policy towards the Southern Mediterranean region and discuss the degrees, limits and prospects of the Europeanization of EU foreign policy. Keywords: Europeanization, European Foreign Policy, Southern Mediterranean Region, Arab Spring, Libya
Mültecilerin medya temsillerinde tanımlanmış mağdur etkisi: Aylan Kurdi örneği
2 Eylül 2015 tarihinde Türkiye'den Yunanistan'a deniz yoluyla geçmek isteyen Suriyeli mültecilerin yolculuk ettiği botun batmasıyla 5'i çocuk 12 mülteci boğularak hayatını kaybetmiştir. Bu kazada cansız bedeni kıyıya vuran üç yaşındaki Aylan Kurdi'nin trajik fotoğrafı sosyal medyalarda dolaşıma girdiği birkaç saat içinde hızla yayılarak milyonlarca kişi tarafından görüntülenmiş ve bu ikonik fotoğraf devletlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve bireylerin dikkatini mülteci krizine çevirmiştir. Bu olayda empati, öfke, acıma, merhamet, keder, şefkat, utanç ve suçluluk duygularının öne çıktığı söylemler yaygınlaşırken, bireyler mültecilerle ilgilenen sivil toplum ve yardım kuruluşlarına çok sayıda bağışta bulunmuş, siyasi aktörler ve hükümetler ise toplumsal baskının da etkisiyle mülteci politikalarında bazı düzenlemelere gitmiştir. Bu çalışma, Tanımlanmış Mağdur Etkisi (TME) yaklaşımı çerçevesinde Aylan Kurdi vakasında tekil, tanımlanmış bir mağdurun görsel temsilinin duyguları harekete geçirme gücüne ve mültecilere yönelik egemen söylemleri dönüştürme rolüne odaklanmaktadır. Çalışmada mültecileri gayri-insanileştiren görseller ve söylemlerin Aylan Kurdi vakası ile değişim gösterdiği, bu değişimi ise tanımlanmış mağdur etkisine bağlı olarak ortaya çıkan duyguların tetiklediği savunulmaktadır. Bu kapsamda 27 Ağustos – 9 Eylül 2015 arasında Hürriyet, Cumhuriyet, Sabah, Sözcü ve Yenişafak gazetelerinde Suriyeli mültecilerle ilgili yayınlanan 500 adet haber ve köşe yazından oluşan medya arşivi metinsel ve görsel olarak analiz edilmiştir. Çalışmada ikonik fotoğrafın görsel analizinin yanı sıra medyada öne çıkan söylemlerin analizi ile Aylan bebek vakasında görüntüler, duygular ve söylemlerin nasıl birbirine bağlandığı gösterilmiştir.
Covıd-19'un güvenlikleştirilmesi: Dünya Sağlık Örgütü örneği
Soğuk Savaş sonrası dönemde, güvenlik kavramı dönüşüm geçirirken güvenlik çalışmalarında yeni odaklanılan konulardan biri sağlık ve daha özelde bulaşıcı hastalıklar olmuştur. İnsanlık tarihinin bütünleşik bir parçası olan bulaşıcı hastalıklar, uluslararası sağlıkta iş birliğine ve Dünya Sağlık Örgütü'nün ortaya çıkışına itici güç olmuştur. Aralık 2019'da ortaya çıkan Covid-19 salgını ise bireyden uluslararası sisteme kadar tüm dünyayı tehdit ederek güvenliğin sağlık boyutunu tekrar vurgulamıştır. Bu çalışmanın amacı, uluslararası sağlıkta iş birliğini sağlama açısından en yetkili kuruluş olan Dünya Sağlık Örgütü'nün, Covid-19 salgınına yönelik yaklaşımını güvenlikleştirme çerçevesinde incelemektir. Bu doğrultuda, Dünya Sağlık Örgütü'nün en üst düzey görevlisi Genel Direktör Dr. Tedros'un, Covid-19 salgınının ortaya çıkışından pandemiye dönüştüğü süreçteki söylemleri analiz edilmektedir. Bu kapsamda, tezin üç ana argümanı bulunmaktadır. Birincisi, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü, Covid-19 salgını için "uluslararası önemi haiz halk sağlığı acil durumu" ilan ettikten sonra bu sorunu, bir süre daha uluslararası toplum yerine sınırlı topluluklara yönelik tehdit olarak tanımlamıştır. İkincisi Covid-19 salgını, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü tarafından küresel güvenlik sorunu olarak çerçevelendikten sonra da uluslarararası toplum, "biz hissiyatına" sahip olamamıştır. Üçüncüsü, Covid-19 pandemisi vakasında güvenlikleştirme süreci nesnel tehditlerden bağımsız düşünülememektedir. Anahtar kelimeler: Covid-19 pandemisi, Dünya Sağlık Örgütü, güvenlikleştirme, makro güvenlikleştirme
X'te Suriyeli göçmenlere yönelik nefret söylemi
Bu çalışmada Teun van Dijk'ın eleştirel söylem analizi yöntemiyle X'te Suriyeli göçmenlere yönelik nefret söylemi incelenmiştir. Bunun için öncelikli olarak söylem kavramı değerlendirilmiştir. Söylem kavramına içkin hegemonyaya dayalı güç ilişkilerine değinilerek toplumsal güç ilişkileri bakımından hiyerarşinin altında kalan grupların yeni medyada temsili analiz edilmiştir. Yeni medyanın kendine has özellikleri ile algoritmaların çalışma prensiplerinin sosyal medya platformlarında Suriyeli göçmen algısını nasıl etkilediği tartışılmıştır. Sosyal medya platformlarında nefret söyleminin nasıl yaygınlaştığı ve grupları nasıl hedef gösterdiği açıklanmış ve seçilen örneklerle X'te Suriyeli göçmenlere yönelik üretilen nefret içerikli paylaşımlar analiz edilmiştir. Yapılan analizler doğrultusunda sosyal medya kullanıcıları tarafından üretilen nefret içerikli söylemlerin dönemin mevcut egemen söylemleriyle oldukça paralel olduğu ve bu söylemlerin argümanlarının Van Dijk'ın belirlediği kategoriler ile benzer olduğu gözlemlenmiştir.
Kamu diplomasisi aracı olarak kültürel diplomasi: Güney Kore'nin Hallyu (Kore Dalgası) politikası
Bu çalışma, Hallyu'nun (Kore Dalgası'nın) yumuşak güç potansiyelini araştırmaktadır. Bu nedenle, çalışmada yumuşak güce ilişkin teorik tartışma, Hallyu'nun tanımlayıcı bir analiziyle birleştirilmiştir. Kavramsal çerçeveyi Joseph Nye'ın perspektifinden, Kore Dalgası'na ilişkin bir analiz ve Kore'nin belirli dış siyasi ve ekonomik hedeflere ulaşmak için devlet ve özel sektörün el ele vererek Kore Dalgası'ndan nasıl yararlanabileceğine ilişkin bir tartışma izlemektedir. Çalışma, Güney Kore kamu diplomasisi için yalnızca yumuşak güce dayanmasa bile, Kore Dalgası'nın, Kore'nin uluslararası imajı için fırsatlar sağlayarak, Kore popüler kültürünün ağ etkisini genişleterek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde ün salmış idolleri ile imaj üretimi yaparak yumuşak gücüne katkıda bulunduğu sonucuna varmaktadır.
Türkiye'nin Nijerya'ya yönelik dış politikası
Bu çalışma, Türkiye'nin 2016 ve 2024 yılları arasında Nijerya'ya yönelik dış politikasının evrimini ve stratejik yönelimini araştırmaktadır. Türkiye'nin daha geniş Afrika stratejisi bağlamında, Nijerya, Ankara'nın Sahra Altı Afrika genelindeki çok kutuplu hedeflerinde kritik bir çıpa devlet olarak ortaya çıkmaktadır. Bu dönem, üst düzey diplomatik temaslar, çok sektörlü mutabakat zaptlarının (MoU'lar) imzalanması ve ticaret, savunma, eğitim ve kültür diplomasisinde yoğunlaştırılmış işbirliği ile karakterize edilmektedir. Türkiye'nin Nijerya ile olan angajmanı, yumuşak güç, insani diplomasi ve daha geniş jeopolitik değerlendirmelerin bir karışımını yansıtmaktadır. Çalışma, yorumlayıcılığa dayalı nitel bir araştırma tasarımını benimsemekte, Türk dış politikasının nasıl alındığını, anlaşıldığını ve Nijerya'da kurumsallaştırıldığını değerlendirmek için belge analizi, elit röportajları ve ikincil literatürü kullanmaktadır. Yumuşak güç, Neorealizm ve Postkolonyal Uluslararası İlişkiler kavram ve kuramlarına dayanarak, Türkiye'nin Batı dışı ve sömürgeci olmayan kimliğinin, giderek çok kutuplu hale gelen küresel düzende Nijerya'nın stratejik hedefleri ile nasıl uyum sağladığını araştırmaktadır. Bulgular, Türkiye'nin Türkiye Bursları programı, Maarif Vakfı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) gibi araçları etkili bir şekilde kullandığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, şeffaflık, uzun vadeli planlama ve karşılıklı güven gibi alanlarda zorluklar devam etmektedir. Nijerya'nın yanıtı, diplomatik olarak sıcak olmasına rağmen, Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği dahil olmak üzere diğer küresel aktörlerle çakışan stratejik çıkarlar nedeniyle temkinli kalmaktadır. Bu çalışma, Türk dış politikasının Nijerya'da dini dayanışma, kalkınma diplomasisi ve ekonomik 8 genişlemeyi birleştiren hibrit bir model aracılığıyla işlediği sonucuna varmaktadır. Yükselen güçlerin Afrika devletleriyle geleneksel donör–alıcı paradigmasının ötesinde nasıl etkileşim kurduğunu anlamaya Afrosentrik, ampirik temelli bir katkı sunmaktadır.
Toplumsal cinsiyet karşıtı hareket bağlamında Türkiye'deki LGBTİ+ hareketinin analizi: Aktörlerin eylem ve söylem çerçeveleri
Bu tez çalışması toplumsal cinsiyet karşıtı hareket bağlamında Türkiye'deki LGBTİ+ hareketinin eylem ve söylem pratiklerini çerçeveleme süreçleri, yeni toplumsal hareketler ve karşı hareketler yaklaşımları perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında Türkiye'deki LGBTİ+ hareketini temsil eden iki önemli dernek olan Kaos GL ve SPoD'un eylem ve söylem pratikleri içerik analizi yöntemi ile incelenmiş ve çerçeveleme süreçlerine göre tematik analize tabi tutulmuştur. Aynı şekilde Türkiye'deki toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin iki uçtaki önemli temsilcileri olan KADEM ile Büyük Aile Platformu'nun eylem ve söylem pratikleri de incelenmiş, sonuçta hareketlerin birleri karşısında nasıl konumlandığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma Türkiye'deki toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin LGBTİ+ hareketine yönelik nasıl argümanlar ürettiğinin ve LGBTİ+ hareketinin bu argümanlara nasıl karşılık verdiğinin anlaşılması, bu eylem ve söylem pratiklerinin yıllara göre farklılık gösterip göstermediğinin ortaya koyulması bakımından ve hareketlerin başarı ya da başarısızlığının değerlendirilmesi bakımından önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet karşıtı hareket, LGBTİ+ hareketi, çerçeveleme süreçleri, eylem ve söylem pratikleri