Theses supervised by Doç. Dr. Nimet Ovayolu

11 theses · Gaziantep University

Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına uygulanan refleksolojinin yorgunluk, ağrı ve krampa etkisi

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalar yorgunluk, kramp ve ağrı gibi birçok olumsuz semptomu bir arada yaşayabilirler. Bu semptomlar kontrol altına alınmadığında hastanın günlük yaşamının tüm alanlarını ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerinden biri olan refleksolojinin bu semptomların yönetiminde olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle araştırma hemodiyaliz hastalarında, yorgunluk, ağrı ve kramp semptomlarının yönetiminde refleksolojinin etkinliğini saptamak amacıyla Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi ve 25 Aralık Devlet Hastanesi Hemodiyaliz Ünitelerinde tedavi gören, araştırmanın sınırlılıklarına uyan ve gönüllü olan 40 deney ve 40 kontrol grubu ile yapıldı. Veri toplamada araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo ? demografik değişkenler ve hastalık ile ilgili soruları içeren anket formu, Piper Yorgunluk Ölçeği, kramp ve ağrının şiddetinin ölçüldüğü Görsel Eşdeğerlik Skalası kullanıldı. Çalışma sonucunda, total yorgunluk puan ortalamasının deney grubunda refleksoloji öncesi 5,35 ± 1,5'den refleksoloji sonrası 3,34 ± 1,4'e düştüğü, kontrol grubunda değişiklik olmadığı ve refleksoloji sonrası deney ile kontrol grubu arasındaki istatistiksel farkın anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Refleksoloji öncesi, deney grubunda ağrı puan artalamasının 4,45 ± 1,1, kramp puan ortalamasının 3,48 ± 2,35 olduğu, refleksoloji sonrası ise ağrı puanının 1,68 ± 1,7'e, kramp puanının 1,13 ±1,88'e düştüğü ve deney ve kontrol grupları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), refleksolojinin yorgunluk, kramp ve ağrı şiddetinin azalmasında etkili olduğu saptandı. Ayrıca yaş ile total yorgunluk puanı arasında pozitif anlamlı ilişki olduğu (p<0,05), yaş arttıkça yorgunluğun arttığı tespit edildi. Kadınların erkeklerden daha yoğun olarak yorgunluk, ağrı, kramp yaşadığı ve bu durumun istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Araştırma sonucuna göre yorgunluk, ağrı, kramp gibi semptomların azaltılmasında tamamlayıcı yöntemlerden biri olan refleksolojinin farmakolojik yöntemlerle beraber hastalara uygulanması önerilebilir.

AkupunkturAğrıRefleksoterapi+2
Gülüstan Özdemir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik türk müziğinin hipertansiyon hastalarının kan basınçlarına ve anksiyete düzeylerine etkisi

Antihipertansif ilaçların birçok yan etkisinin bulunduğu gerçeği non-farmakolojik tedavilerin alternatif seçenekler olarak ortaya çıkmalarına yol açmıştır. Bundan dolayı bu çalışma Klasik Türk müziğinin kan basıncı ve anksiyete üzerinde olumlu etkilerinin olup olmadığını araştırmak üzere hipertansif yaşlılarda yapıldı. Başlangıçta hastalara bir sosyodemografik form ve Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Ardından deneklerin 25 dakika boyunca Klasik Türk müziği dinlemeleri (Müdahale grubu) veya istirahat almaları (Kontrol grubu) sağlandı. Çalışmanın başlangıcında sistolik ve diyastolik kan basınçları ve Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği skorları açısından müdahale ve kontrol grupları arasında fark yoktu. Öte yandan 28 günlük müzik tedavisi sistolik kan basıncını anlamlı olarak düşürdü. Aksine control grubunda istatistiksel bir fark bulunamadı. Diyastolik kan basıncına gelince deney grubunda neredeyse aynı sonuçlara rastlandı. İlginç olarak istirahat da tek başına hastalar üzerinde faydalı etkileri gösterdi. Anlamlı olmasa da 28 günlük müzik uygulaması anksiyete düzeylerinde bir azalmaya neden oldu. Ancak kontrol grubunda herhangi bir azalma gözlenmedi. Korelasyon analizi Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği skorları ile sistolik ve diyastolik kan basıç değerleri arasında her iki grupta da bir ilişki göstermedi. Bu çalışmanın sonuçları Klasik Türk Müziğinin özellikle sistolik kan basıncı üzerinde olmak üzere hipertansiyon hastalarında yararlı etkilerinin olduğunu göstermiştir. Bu sonuç doğrultusunda müzik terapisi hipertansiyonu olan yaşlı bireylerin kan basıncının normal sınırlarda tutulması için tamamlayıcı bir yöntem olarak önerilebilir.Anahtar kelimeler: Anksiyete, Geriatri, Hipertansiyon, Klasik Türk Müziği, Müzik Terapisi.

AnksiyeteHipertansiyonKan basıncı+3
Tansel Bekiroğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinansı olan hastalarda biyofeedback ile yapılan pelvik taban kas egzersizinin inkontinans ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Üriner inkontinans, hayatı tehdit etmeyen bir hastalık olmasına rağmen kadınların fiziksel, sosyal, iş ve eğitim faaliyetlerini etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren yaygın bir sağlık sorunudur. Tedavide ilk tercih güvenlik, yan etki olmaması, hasta konforu ve yüksek düzeyde hasta memnuniyeti gibi avantajlarından dolayı davranışsal tedavidir. Bu tedavilerden biri olan biofeedback eşliğinde yapılan pelvik taban kası egzersizleri sonucunda inkontinans epizotlarının %61-%91 arasında azaltılabildiği gösterilmiştir. Bu araştırma üriner inkontinansı olan hastalarda biyofeedback ile yapılan pelvik taban kas egzersizinin inkontinans ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla deneysel olarak planlanmıştır. Araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ürodinami Ünitesinde üriner inkontinans tanısı alan, araştırmanın sınırlılıklarına uyan ve gönüllü olan 30 müdahale ve 30 kontrol grubu ile yapıldı. Araştırmanın verileri, Hasta Bilgi Formu, İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği, Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu ve Vücut Kitle İndeksi kullanılarak toplandı. Çalışma sonucunda müdahale grubunda biyofeedback uygulaması öncesi 16,1±2,2 olan İnkontinans Sorgulama Formu puan ortalamasının, biyofeedback uygulaması sonrası 11,6±4,6'ya düştüğü, kontrol grubunda ise 14,0±4,7'den 14,7±4,7'ye yükseldiği tedavi öncesi ve sonrası puanlar arasında istatistiksel farkın anlamlı olduğu saptandı (p?0,05). Müdahale grubundaki hastaların biyofeedback uygulaması öncesi 52,1 ? 10,5 olan İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalamasının, uygulama sonrası 58,7 ? 14,7'ye yükseldiği, kontrol grubunda ise 58,1 ? 16,1'den, 53,5 ? 16,1'a düştüğü tedavi öncesi ve sonrası puanlar arasında istatistiksel farkın anlamlı olduğu saptandı (p?0,05). Müdahale ve kontrol grubundaki hastaların biyofeedback uygulaması öncesi ve sonrası yaşam kalitesi toplam ve alt boyut puan farkları arasında istatistiksel farkın anlamlı olduğu saptandı (p?0,05). Sonuç olarak, biyofeedback ile yapılan pelvik taban kas egzersizinin üriner inkontinans tedavisinde etkili olduğu ve yaşam kalitesini yükselttiği tespit edilmiştir.

Biyo geri bildirimEgzersizKaslar+3
Seda İlgün
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli bireylerde el masajının bazı semptomlara etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, romatoid artritli hastalara yapılan el masajının klinik semptomlara etkisini değerlendirmek amacıyla deneysel olarak, 30 müdahale, 30 kontrol grubu ile Kasım 2009- Mayıs 2011 tarihleri arasında yapılmıştır. Veri toplamada Hasta Bilgi formu, bu form içerisinde yer alan Görsel Analog Skala ve Sağlık Değerlendirme Anketi uygulanmıştır. El masajı yapılan grubun uygulama öncesi %86,7'sinde yorgunluk problemi mevcutken, %53,3'ünün uygulamanın 15. gününde yorgunluk yaşadığını ifade ettikleri belirlenmiştir. Uykusuzluk problemi uygulama öncesi %63,3, 15. gününde ise %53,3 oranında tespit edilmiştir. El masajı öncesi, ağrı puan ortalamasının müdahale grubunda 7,6±2,2, el masajı sonrası ise müdahale grubu ağrı puanının 6,4±2.0'a düştüğü ve her iki grup arasında anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p=0,202). El masajı öncesi müdahale grubunda Sağlık Değerlendirme Anketi (Health Assessment Questionnaire HAQ) puan ortalamasının 2,1±0,6, kontrol grubunda 1,7±0,6 olduğu, el masajı sonrası müdahale grubu HAQ puanının 1,7±0,5'e, kontrol grubunun HAQ puanının 1,5±0,6'ya düştüğü, iki grup arasında zaman bakımından farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p=0,000).Bu çalışma sonucunda el masajının fonksiyonel durumun arttırılmasında ve yorgunluk, ağrı ve uyku problemlerinin kontrolünde olumlu etki gösterdiği belirlenmiştir. Bu doğrultuda bazı semptomların azaltılmasında ve fonksiyonel durumun desteklenmesinde, tamamlayıcı yöntemlerden biri olan el masajının farmakolojik yöntemlerle beraber hastalara uygulanması önerilebilir.Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, ağrı, yorgunluk, uykusuzluk, fonksiyonel durum, el masajı

Artrit-romatoidAğrıMasaj+2
Döndü Tuna
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Diyaliz hastalarında progresif gevşeme egzersizlerin ağrı, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalar yorgunluk ve ağrı gibi birçok olumsuz semptomu bir arada yasayabilirler. Bu semptomlar kontrol altına alınmadığında hastanın günlük yaşamının tüm alanlarını ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden biri olan progresif gevşeme egzersizlerinin bu semptomların yönetiminde olumlu etkisi olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle araştırma hemodiyaliz hastalarına uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin (PGE) yorgunluk, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi ve Adıyaman Devlet Hastanesi Hemodiyaliz Ünitelerinde tedavi gören, araştırmanın sınırlılıklarına uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 48 müdahale ve 48 kontrol grubu ile deneysel olarak yapıldı. Veri toplamada araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo ? demografik değişkenler ve hastalık ile ilgili soruları içeren anket formu, Piper Yorgunluk Ölçeği, ağrının şiddetinin ölçüldüğü Görsel Eşdeğerlik Skalası ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Çalışma sonucunda, müdahale grubunda PGE öncesi 4.38±1.51 olan total yorgunluk puan ortalamasının PGE sonrası 2.61±1.61'e, ağrı puan ortalamasının 3.02±1.99'den 1.18±1.73'e düştüğü kontrol grubunda böyle bir değişiklik olmadığı belirlendi (p<0.05). PGE öncesi müdahale grubunda, 49.06±21.45 olan yaşam kalitesi Fiziksel Komponent (FK) puan ortalamasının PGE sonrası 66.97±21.32'e, 49.55±20.42 olan Mental Komponent (MK) puan ortalamasının ise 65.49±19.42'ye yükseldiği (p<0.05) saptandı Araştırma sonucuna göre PGE'nin yorgunluk ve ağrı şiddetinin azaltılmasında, yaşam kalitesinin yükseltilmesinde etkili olduğu belirlendi. Bu nedenle yorgunluk, ağrı gibi semptomların azaltılmasında ve yaşam kalitesinin arttırılmasında tamamlayıcı yöntemlerden biri olan PGE'nin farmakolojik yöntemlerle beraber hastalara uygulanması önerilebilir.

AğrıEgzersizEgzersiz tedavisi+4
Emine Kaplan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği olan hastalara bakım verenlerin bakım verme yükünün incelenmesi

Kalp yetersizliği hastalarına bakım verenler birçok sorunla karşılaşmakta ve bu durum bakım verenlerin yaşamını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle araştırma, kalp yetersizliği olan hastalara bakım verenlerin bakım verme yükünün incelenmesi amacıyla İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Polikliniğine ve servisine kalp yetersizliği tanısıyla başvuran 110 hasta ve hasta yakını ile yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'ndan ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulundan yazılı izin alındı. Veriler sosyo ? demografik değişkenler ve hastalık ile ilgili soruları içeren anket formu ve Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ) ile toplandı. Ölçekten en az 0, en fazla 88 puan alınabilmektedir, ölçek puanının yüksek olması, bakım yükünün yüksek olduğunu göstermektedir Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı verilerde sayı yüzde dağılımları, karşılaştırmalı verilerde Kruskal Wallis, Mann Whitney-U, t testi ve ANOVA'dan yararlanıldı. Bakım veren bireylerin % 40.0'ının 33-47 yaş grubunda, % 52.7'sinin kadın, %71.8'inin evli, % 42.7'sinin ilköğretimi bitirdiği, BVYÖ puan ortalamasının 29.84±12.86 olduğu ve bakım verenlerin yaşı ile BVYÖ puan ortalaması arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlendi. Kalp yetmezliğine eşlik eden başka bir hastalığı olanlara, kalp yetmezliği ile birlikte hipertansiyonu olan hastalara ve daha önce hastaneye yatanlara bakım verenlerin BVYÖ puan ortalamasının daha yüksek olduğu (p<0.05) saptandı. Bakım verenlerin yaşı arttıkça BVYÖ puan ortalamasının da arttığı, kalp yetersizliği dışında başka bir hastalık varlığının ve hastaneye yatışların da bakım yükünü arttırdığı, bu nedenle özellikle ileri yaşta olan bakım vericilerinin ve bakıma daha fazla ihtiyaç duyan kalp yetersizlikli hastalara bakım verenlerin sağlık ekibi üyeleri tarafından desteklenmeleri ve bakım veren bireylerin baş etme mekanizmalarını geliştirmeleri konusunda rehberlik yapılması büyük önem taşımaktadır.

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıHasta bakımının örgütlenmesi+2
Derya Tülüce
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan akut myeloblastik lösemili hastalarda akupresürün bulantı-kusma üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Araştırma, akut miyeloblastik lösemili hastalarda kemoterapiye bağlı gelişen bulantı-kusmayı (KBBK) önlemek için, kullanılan antiemetik ilaçlara ilave olarak, el bileğinde P6 (Neiguan) akupunktur noktasına uygulanan akupresürün bulantı-kusma üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla deneysel olarak planlandı.Araştırma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hematoloji Servisinde Temmuz 2010-Şubat 2012 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce kurumdan ve etik kuruldan izin alındı. Araştırmanın örneklemini, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 30 kontrol, 30 bant ve 30 bası ile akupresür grubu olmak üzere toplam 90 hasta oluşturdu. Toplam dört gün süre ile bant grubundaki hastaların her iki bileğinde bulunan P6 akupunktur noktasına bilek bandı ile, bası grubundaki hastalara ise parmak basısı ile akupresür uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara uygulanan rutin antiemetik tedavi dışında herhangi bir girişim yapılmadı. Araştırmanın verileri; hasta tanıtım formu, bulantı-kusma, alınan antiemetik ilaçların ve vital semptomların kaydedildiği kayıt çizelgesi ve bulantı-kusmanın şiddetini değerlendiren Görsel Eşdeğerlik skalası ile toplandı. Elde edilen verilerin analizinde; sayı-yüzde dağılımları, ki-kare, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanıldı.Hastaların yaş ortalamasının 43.9±17.4 olduğu, %55.6'sının çalışmadığı, %33.3'ünün gelirinin giderine denk ve %80'ninin evli olduğu saptandı. Araştırma kapsamına alınan hastalara uygulanan akupresür bandının bulantı-kusma sayı ve şiddetini azalttığı (p<0.05), ancak bası ile yapılan akupresürün bulantı-kusma sayı ve şiddetini etkilemediği tespit edildi.Sonuç olarak; akupresur bandının kemoterapiye bağlı gelişen bulantı-kusmanın azaltılmasında etkili olduğu belirlendi. Akupresür bandının etkinliği, uygulamadaki kolaylığı hasta tarafından uygulanabilmesi ve ekonomik oluşu nedeniyle kemoterapiye bağlı bulantı-kusmanın kontrolünde farmakolojik yöntemlerle birlikte kullanılması önerilebilir.

AkupunkturAkupunktur tedavisiBulantı+3
Hatice Sevil Avcı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetes mellituslu hastaların telefonla izleminin ve eğitimin metabolik kontrole ve öz-bakıma etkisi

Diyabet kontrolü için belirlenen en önemli hedef; hastanın kendi kendine hastalık yönetimini sağlayabilmesidir ve bu hedefe ulaşmada izlenebilecek yollardan biri de hastaların düzenli olarak telefonla izlemidir. Telefonla izlemin, hastaların evlerinde hizmet almalarını sağladığı, sağlık eğitimine uyumları açısından izlendiği ve hangi konularda eğitime ihtiyaç uyduklarının belirlenerek sağlık eğitiminin verilebildiği bir yöntem olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle araştırma diyabetik hastaların telefonla izleminin öz-bakıma ve metabolik kontrole etkisini incelemek amacıyla, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesine 31 Ekim 2011- 20 Mart 2012 tarihleri arasında müraacat eden, 44 müdahale, 44 kontrol olmak üzere 88 diyabetik hastayla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce araştırmanın yapıldığı kurumdan ve etik kuruldan yazılı izin, hastalardan sözel izin alındı. Veriler, sosyo-demografik özellikleri içeren hasta bilgi formu, diyabet tedavisine ilişkin soru formu, Diyabet Öz Bakım Ölçeği ve metabolik kontrol değişkenleri formu ile toplandı. Diyabet öz-bakım ölçek puanı 140-210 arasında değişmektedir ve ölçeğin puanı arttıkça hastaların öz-bakım aktiviteleri de artmaktadır Çalışma sonucunda; müdahale grubunda telefonla izlem öncesinde öz-bakım puanı 61.3±10.9 iken, telefonla izlem sonrasında 89.9±12.3'e yükseldiği (p <0.005) kontrol grubunda ise üç aylık dönem öncesinde 56.5±7.6 iken, sonrasında 54.7±9.3'e düştüğü tespit edildi. Telefonla izlemin metabolik kontrol değişkenlerinden; HbA1c, total kolesterol, trigliserid, LDL kolesterol, sistolik kan basıncı değerlerini de düşürdüğü saptandı. Sonuç olarak diyabetli hastaların telefonla izleminin öz bakım puanını arttırdığı ve metabolik kontrol değişkenlerini olumlu yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda hastaların öz bakıma yönelik kazandıkları davranışların sürekliliğini sağlayacak şekilde, düzenli olarak telefonla izlemin sağlanması önerilebilirAnahtar kelimeler: Diabetes mellitus, öz bakım, telefonla izlem, metabolik değişkenler.

Diabetes mellitusHasta eğitimiHasta takibi+3
Keriman Aytekin Kanadlı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Oral antidiyabetik ilaç kullanan tip 2 diyabetli hastalarda bireysel kan şekeri takibinin metabolik kontrole etkisi

Çalışma, oral antidiyabetik ilaç(OAD) kullanan hastalarda kendi kendine kan glikoz izlemi ile metabolik kontrol arasındaki ilişkiyi incelemek ve bireysel izlemin sürdürülmesini etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmıştır. Bu çalışma, Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Endokrinoloji Polikliniği'nde ayaktan tedavi gören ve OAD kullanan 240 Tip 2 diyabetli hasta ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanma aracı olarak; hastaların kişisel, sosyo-ekonomik ve hastalıkla ilgili özelliklerini değerlendirmek amacıyla hasta tanıtım formu ve Türkçe geçerlik güvenirliği yapılmış olan Diyabet bakım profili'nin(DBP) kontrol problemleri, izleme engelleri alt grupları kullanılmıştır. Metabolik kontrol düzeylerini değerlendirmek için de açlık-tokluk kan şekeri, HbA1c, total kolesterol, HDL / LDL kolesterol, trigliserit, kan basıncı değerleri ve beden kitle indeksi(BKİ) ölçümleri alınmıştır. Çalışmamızda bireysel kan şekeri takibi yapanların yaş ortalaması 53,54±11,23, bireysel kan şekeri takibi yapmayanların yaş ortalaması 53,25±10,10'dur. Bireysel kan şekeri takibi yapanların %53,3'ü, bireysel kan şekeri takibi yapmayanların %42,6' i 5 yıl ve daha uzun süredir diyabetlidir. Kontrol problemleri ile ilgili sonuçlar değerlendirildiğinde; Bireysel kan şekeri takibi yapmayan diyabetli hastaların son bir ay içinde hipoglisemi ve hiperglisemi semptomları ile daha sık karşılaştıkları saptanmıştır. Diyabetli hastaların idrar şekeri testi yapmadıkları, kan şekeri testini ise %34,2' sinin haftada 1 kez ,%52,5` inin 2 kez, %13,3' ünün 3 kez yaptığı belirlenmiştir. Olguların %39' u kan şekeri sonuçlarını kayıt etmemektedir. Bireysel kan şekeri takibi yapan ve yapmayan kadınların, bekarların, ileri yaştakilerin, hastalık süresi uzun olanların ve sağlıklarını kötü algıladığını ifade edenlerin, açlık, tokluk kan şekeri ve HbA1C değeri yüksek olanların kontrol problemleri ile daha sık karşılaştıkları saptanmıştır. Bireysel kan şekeri takibi yapan kadınların, bekarların, eğitim ve ekonomik düzeyi düşük olanların, ileri yaştakilerin, hastalık süresi uzun olanların, sağlıklarını kötü algılayanların izleme engelleri ile daha sık karşılaştıkları bulunmuştur. Bireysel izlemin öneminin kavratılması ve bireysel izlem becerilerinin belirli aralıklarla kontrol edilmesi yönünde çalışmalar yapılmalı ve izleme engelleri azaltılmaya çalışılmalıdır.

Özge Kaplan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapiye bağlı gelişen oral mukozitin önlenmesinde kriyoterapinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Son on yılda gelişmiş sitotoksik ajanlar, çeşitli terapi yöntemleri, destekleyici bakımlar ve bunlara yönelik yapılan bilimsel araştırmalar sonucu kanser tedavisi büyük başarı ve ilerleme göstermiştir. Ancak kemoterapi yararları yanında önemli yan etkileri de beraberinde getirmiştir. Oral mukozit ise, kemoterapi ajanlarının genel ve önemli bir yan etkisidir. Mukozit hastaların oral beslenmesini engeller, performanslarını düşürür. Ayrıca mukozite ilişkin ağrı, narkotik analjezik ve dışarıdan beslenmeyi gerektirir. Kriyoterapi, kemoterapi ajanlarının infüzyonuna bağlı gelişen oral mukoziti önlemede popüler, ucuz ve kullanıma hazır bir yöntemdir. Buna rağmen kliniklerde kullanımı sınırlıdır. Araştırma Gaziantep Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde kemoterapi alan hastalarda oral mukozitin önlenmesinde kriyoterapinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla, 9 Şubat-1 Temmuz tarihleri arasında. 30 deney ve 30 kontrol grubu olmak üzere 60 hasta ile yapıldı. Dünya Sağlık Örgütünün Oral Mukozit Değerlendirme kriterlerine göre 7.günde deney grubunda Grade 0 %83,3, Grade 1 %13,3 ve Grade 2 %3,3, kontrol grubunda Grade 0 ve Grade 1 %40, Grade 2 %16,6, Grade 3 %3,3 oranda görülmüştür. 14.günde deney grubunda Grade 0 %60, Grade 1 23,3, Grade 2 %13,3 ve Grade 3 %3,3, kontrol grubunda Grade 0 %23,3, Grade 1 %26,6, Grade 2 %36,6, Grade 3 %10 ve Grade 4 %3,3 olarak bulunmuştur. Deney grubu ile kontrol grubu arasında 7.gün ve 14. gün mukozit değerlendirmesinde anlamlı fark bulunmuştur.7. günde görülen mukozit oranına göre 14. gündeki mukozit oranı anlamlı artış göstermiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre kullanımı kolay, pahalı olmayan ve yan etkisiz kriyoterapi yönteminin oral mukoziti önlemede klinik uygulamalarının bir parçası olarak kullanılması önerilebilir.Anahtar kelimeler: Kemoterapi, oral mukozit, kriyoterapi,

Nilgün Katrancı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin kesici-delici alet yaralanması ile karşılaşma durumları ve karşılaşma sonrası izledikleri yöntemler

Kesici-delici alet yaralanmaları, hemşirelerin maruz kaldığı mesleki riskler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Etkin bir tedavisi ve koruyucu aşısı bulunmayan ve prognozu kötü seyreden kan yolu ile bulaşan enfeksiyonların yayılmasına neden olan mesleki kesici-delici yaralanmalar, büyük ölçüde önlenebilir yaralanmalardır. Bu nedenle bu çalışma, hemşirelerin kesici-delici alet yaralanmalarının nedenlerinin ve yaralanma sonrası yaptıkları girişimlerin belirlenmesi amacıyla, Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi ile Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi?nde görev yapan, araştırmanın kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan toplam 406 hemşire ile yapıldı. Örneklem genişliği power (güç) analizi yapılarak belirlendi. Veri toplamada araştırmacı tarafından hazırlanan, sosyodemografik veriler ile kesici-delici aletlerle yaralanma durumuna ait değişkenleri sorgulayan anket formu kullanıldı. Çalışma sonucunda, hemşirelerin %60.8?inin meslek hayatı boyunca en az bir kez kesici-delici aletlerle yaralandığı belirlendi (p<0.05). Kesici delici alet yaralanmasına en çok neden olan işlemin iğne ucu kapağını takmaya çalışma, cismin ise enjektör iğnesi olduğu tespit edildi (p<0.05). Koruyucu önlemlerden eldiven kullanma ve maruziyet sonrası yaralanmayı rapor etme oranının düşük, yaralanma sonrası yapılan girişimlerden antiseptikle/sabunla yıkama düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı ve bu durumun literatürle uyumlu olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak; hemşireler, kesici-delici alet yaralanmaları ile oldukça sık karşılaşmaktadır. Bu doğrultuda; hemşirelerin, güvenli tıbbi malzemelerin ve standart koruyucu önlemlerin kullanımı, kesici-delici alet yaralanmalarının önemi ve korunma yolları ile yaralanma sonrası yapılması gereken girişimler konularında bilinçlendirilmesi ve bu konuda etkin çalışan güvenliği politikalarının geliştirilmesi önerilebilir.

Hastane hemşireleriHemşirelerHemşirelik+7
Zehra Dişbudak
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00

Other supervisors