Theses supervised by Doç. Dr. Özlem Ovayolu

12 theses · Gaziantep University

Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarına port kateterizasyonu işlemi sırasında uygulanan inhaler aromaterapinin ağrıya etkisi

Çalışma inhaler aromaterapinin port kateterizasyonu işleminde yaşanılan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan iki kurumda yapıldı. Araştırma öncesi Etik Kuruldan, kurumlardan ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemi power analizi ile hesaplandı. Müdahale ve kontrol grupları basit rastgele örneklem yöntemi ile oluşturuldu ve çalışma 60 hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri anket formu ile toplandı. Ağrı ve işleme uyum, Visuel Analog Scale-VAS ile değerlendirildi. İnhaler aromaterapi müdahale grubuna uygulandı; uygulama öncesinde anket formu yapılarak, port kateterizasyonu sürecinde yaşanan ağrı düzeyi VAS ile değerlendirildi. Daha sonra 1:1:1 oranında portakal, lavanta ve papatya yağı, 70 cc distile su ile dilüe edilerek hazırlandı ve bu karışımdan üç damla spanç üzerine dökülerek, hastanın 10 cm uzağında bulundurulup, işlem süresince (ortalama 15 dakika) inhale etmesi sağlandı. Kontrol grubundaki hastalara kliniğin rutini dışında girişim yapılmadı, anket formu ve VAS uygulandı. Veriler bilgisayar ortamında; ki-kare, student t ve bir faktörü tekrarlı olan iki faktörlü varyans analizi ile değerlendirildi.Müdahale grubunun işlem öncesi 6,2±1,6 olan ağrı puan ortalamasının, işlem sırasında 5,0±1,2'ye düştüğü, işlem sonrasında tekrar 5,5±1,2'ye yükseldiği, kontrol grubunun ise; işlem öncesi 6,0±0,9 olan ağrı puan ortalamasının, işlem sırasında 7,4±1,4'e yükseldiği ve işlem sonrasında 6,5±1,6'ya düştüğü (p<0,01) belirlendi. Müdahale grubunun işleme uyumunun 8,1±2,0 iken, kontrol grubunun işleme uyumunun 7,2±1,5 olduğu saptandı (p<0,05). Port kateterizasyonu işleminde uygulanan inhaler aromaterapi ile hastaların özellikle işlem sırasında yaşadıkları ağrının azaldığı, işleme uyumlarının arttığı görüldü.

AromaterapiAğrıHemşirelik hizmetleri+2
Sümeyra Mihrap İlter
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Geriatri kanser hastasına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Şubat-Mart 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde tedavi gören geriatrik kanser hastasına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini geriatrik hastalara bakım verenler, örneklemini ise çalışma kriterlerine uygun olan ve bakım veren 100 aile bireyi oluşturdu. Örneklem sayısı power analizi ile hesaplandı. Araştırmanın verileri; Soru Formu, Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ve Baş Etme Tutumları Ölçeği (BETÖ) ile toplandı. PYÖ; dört alt boyut ve toplam yorgunluk puanı (0-10)'ndan oluşmakta ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. BETÖ ise 15 alt boyuttan oluşmakta, alt boyutlardan alınacak puanların yüksekliği hangi başa çıkma tutumunun, kişi tarafından daha çok kullanıldığını ifade etmektedir. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında Anova, Shapiro Wilks, Tukey HSD post hoc testi ve Pearson korelasyon analizi ile değerlendirildi. Bakım verenlerin yaş ortalamasının 48,1±14,4, %50'sinin kadın, %35'inin okur-yazar veya ilköğretim mezunu olduğu, %53'ünün annesine bakım verdiği, %68'inin bakım verdiği hasta ile aynı evi paylaştığı, %50'sinin bakmakla yükümlü olduğu başka birinin de bulunduğu, %58'inin günlük 0-8 saat süre ile hastaya bakım verdiği, %37'sinin bakım verme rolü nedeniyle sağlık sorunu yaşadığı ve %65'inin bakım konusunda başkasından yardım aldığı saptandı. Bakım verenlerin toplam yorgunluk puan ortalamasının 4,4±2,4 olduğu, BETÖ alt boyutlarından en çok yararlı sosyal destek kullanımı (12,4±2,5), duygusal sosyal destek kullanımı (12,2±2,3) ve plan yapmayı (12,8±2,2) kullandıkları tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda, geriatrik kanser hastalarına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme durumunun değerlendirilerek bu konuda desteklenmeleri önerilebilir.

Bakım verenlerBakım verme yüküGeriatri+6
Figen Yıldızeli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda metabolik kontrol kriterleri ile retinopati arasındaki ilişki

Bu çalışma Şubat-Mart 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Göz Hastalıkları Poliklinik ve Kliniğine başvuran diyabetik hastaların metabolik kontrol kriterleri ile retinopati arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi; Etik Kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın verileri soru formu ile toplandı. Metabolik kontrol kriterleri ve retinopati düzeyi ile ilgili veriler hasta dosyalarından alındı. Ayrıca araştırmacı tarafından hastaların kan basıncı, beden kütle indeksi ve bel çevresi ölçümleri yapıldı. Sonuçlar; Shapiro Wilks, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Ki-Kare, Continuity (Yates) düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi ile değerlendirildi. Hastaların yaş ortalamasının 61,0±8,7 yıl ve %55,4'ünün kadın olduğu belirlendi. Hastaların diyabet tanı süresi ortalamalarının 15,4±7,3 yıl olduğu, %97'sinde diyabete bağlı kronik bir komplikasyonun yaşandığı, %92,8'inde diyabetik retinopati görüldüğü tespit edildi. Diyabetik retinopatisi olanların beden kütle indeksi, bel çevresi ve sistolik kan basıncı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Metabolik kontrol kriterleri ile retinopati görülme durumu ve retinopati evreleri arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi (p>0,05). Hastaların büyük çoğunluğunda retinopati başta olmak üzere diyabete bağlı kronik bir komplikasyonun bulunduğu, metabolik kontrol kriterleri ile retinopati düzeyi arasında istatistiksek olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi. Bu nedenle diyabetik hastaların, gelişebilecek komplikasyonlar açısından yakından takip edilmesi ve eğitimle desteklenmeleri gerektiği söylenebilir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiHemşirelik+3
Hürü Beyazaslan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Geriatri kanser hastalarında ağrı ve günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişki

Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Hastanesi Onkoloji birimlerinde tedavi alan geriatrik kanser hastalarının ağrı düzeyleri ile günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışmaya başlamadan önce Çukurova Üniversitesi Etik Kurul'u, Başhekimliği ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklem hesabı power analizi ile belirlenerek toplam 93 hasta ile çalışma tamamlandı. Araştırmanın verileri; Hasta Tanıtım Formu, Visual Analog Skala (VAS), Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYAÖ) ve Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (EGYAÖ) ile toplandı. VAS'da; hastanın ağrının şiddetini ve düzeyini belirlemek için kullanılan 10 cm'lik düz bir çizgi üzerinde "0 hiç ağrı yok, 10çok şiddetli ağrıyı" ifade eden değerler bulunmaktadır. GYAÖ ve EGYAÖ'de birey GYA'yı bağımsız olarak yapıyorsa; 3 puan, yardım alarak yapıyorsa; 2 puan, hiç yapamıyorsa; 1 puan verilerek değerlendirilir. GYAÖ'de 0-6 puan "bağımlı", 7-12 puan "yarı bağımlı", 13-18 puan "bağımsız" olarak değerlendirilmektedir. EGYAÖ'de ise; 0-8 puan "bağımlı", 9-16 puan "yarı bağımlı", 17-24 puan "bağımsız" olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında, uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Araştırmaya alınan geriatrik bireylerin yaş ortalamasının 68,5±4,0 ve %61,3'ünün erkek olduğu belirlendi. Hastaların ağrı şiddeti ortalamasının 3,0±2,8, GYAÖ ortalamasının 16,1±3,0 ve EGYAÖ ortalamasının ise 15,1±5,7 olduğu saptandı. Ağrı şiddeti ile günlük yaşam aktiviteleri ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<0.05), ağrı yeri, süresi ve zamanının günlük yaşam aktivitelerini etkilemediği görüldü. Bu sonuçlar kemoterapi tedavisi alan yaşlı kanser hastalarının ağrı düzeylerinin günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkilediğini göstermektedir. Bu nedenle geriatrik hastaların ağrı düzeylerinin ve günlük yaşam aktivitelerinin değerlendirilerek gerekli önlemlerin alınması önerilebilir.

AğrıGeriatriGünlük yaşam aktiviteleri+4
Dilek Karakaya Duman
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İnhaler lavantanın hemodiyaliz hastalarında damara ulaşım sırasında oluşan ağrıya etkisi

THE EFFECT OF INHALER LAVENDER ON PAIN DEVELOPING DURING VASCULAR ACCESS IN HEMODIALYSIS PATIENTS Emel TAŞAN Master Thesis, Department of Nursing Internal Medicine Nursing Programme Thesis Advisor: Assoc. Doç. Dr. Özlem OVAYOLU January 2018, 64 page The study was conducted as a randomized, controlled and experimental study with patients receiving treatment in a dialysis unit between March and April 2015 for evaluating the effect of inhaler lavender on pain developing during vascular access in hemodialysis patients. Permissions were obtained from the Ethical Committee, the institution, and the patients before the study. The sample size was calculated via power analysis and the patients meeting the inclusion criteria were randomized using the simple random sampling method and divided into intervention (30) and control (30) groups. The data of the study were collected by the researchers using a questionnaire prepared in accordance with the literature and Visual Analogue Scale (VAS). VAS was used in determining the pain levels of patients. In the scale; 0 signifies no pain, whereas 10 signifies worst pain. For the inhaler lavender application; a mixture containing 1:10 lavender and sweet almond oil was prepared according to the literature knowledge and expert opinion. The patients in the intervention group were ensured to be inhaled in a total of three sessions lasting for three-five minutes in each session by spilling three drops of that mixture on a sterile sponge and keeping it 10 cm away. After completing that application in the intervention group, a needle was inserted into the fistule by the clinic nurses and pain levels were evaluated again after the application. The data of the study were analyzed via appropriate tests in the computer environment. It was determined that the pain mean score of the intervention group, which was 3.8±0.3 before the inhaler lavender application, decreased to 3.0±0.2 after the application (p<0.05); whereas, the pain mean score of the control group increased from 5.4±0.3 to 5.6±0.6 (p>0.05). The results of this study show that inhaler lavender caused no negative effect and can be applied confidently for pain control. Keywords: Hemodialysis, pain, inhaler lavender, nursing

AromaterapiAğrıBöbrek yetmezliği-kronik+4
Emel Taşan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üst gastrointestinal endoskopi işlemi uygulanan hastalara müzik eşliğinde uygulanan inhaler aromaterapinin vital bulgulara etkisi

Çalışma, üst gastrointestinal endoskopi işlemi yapılan hastalara müzik eşliğinde uygulanan inhaler aromaterapinin vital bulgulara ve oksijen satürasyonuna etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan gerekli tüm izinler alındı. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar basit rastgele örneklem yöntemi ile randomize edilerek, müdahale ve kontrol grubuna ayrıldı. Müdahale grupları; müzik (grup 1: 30), aromaterapi (grup 2: 30), müzik eşliğinde aromaterapi yapılan grup (grup 3: 30) şeklinde üç gruptan oluşturuldu. Müzik grubuna işlem öncesi kulaklık ile 10 dakika ve işlem süresince hastaya verilen pozisyon gereği hoparlörden beş dakika süreyle, rast makamı enstrumental klasik Türk müziği dinlettirildi. Aromaterapi grubuna; lavanta, papatya ve neroli yağı ile 6:2:0.5 oranlarında hazırlanmış olan karışım spanç üzerine üç damla damlatılarak ve hastanın omzuna konarak işlem öncesi (beş dakika) ve işlem başlangıcından bitimine kadar inhalasyon ile uygulandı. Grup 3'e ise; işlem öncesinde ve işlem süresince hem müzik dinletildi hem de aromaterapi uygulandı. Araştırmanın verileri soru formu ve vital bulgu takip formu ile toplandı. Veriler; ki-kare, student t, paired t ve bir faktörü tekrarlı olan iki faktörlü varyans analizi ile değerlendirildi. Tüm gruplarda işlem öncesine göre işlem sırasında nabız değerlerinin arttığı, fakat en az artışın müzik grubu ile müzik eşliğinde aromaterapi uygulanan grupta, en çok artışın ise kontrol grubunda olduğu görüldü (p<0.05). Benzer şekilde işlem sırasında işlem öncesine göre sadece kontrol grubunda oksijen satürasyonunun düştüğü, sistolik ve diyastolik kan basıncının da kontrol grubunda işlem öncesine göre belirgin şekilde yükseldiği, en az artışın müzik eşliğinde aromaterapi uygulanan grupta olduğu tespit edildi. Müzik ve müzik eşliğinde uygulanan inhaler aromaterapinin endoskopi işlemi sırasında nabız ve kan basıncını olumlu yönde etkilediği, oksijen satürasyonunun düşmesini önlediği görüldü. Anahtar Kelimeler: Endoskopi, müzik, inhaler aromaterapi, vital bulgu, hemşirelik.

AromaterapiEndoskopi-gastrointestinalGastrointestinal hastalıklar+5
Gülsüm Gülşen
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliği tanısı alan diyabetik veya hipertansif hastalara hemşire tarafından verilen eğitimin bazı parametrelere ve yaşam kalitesine etkisi

ÖZET KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ TANISI ALAN DİYABETİK VEYA HİPERTANSİF HASTALARA HEMŞİRE TARAFINDAN VERİLEN EĞİTİMİN BAZI PARAMETRELERE VE YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ Ayşe ŞAHİN Yüksek Lisans Tezi, Hemşirelik Anabilim Dalı İç Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Programı Tez danışmanı Doç. Dr. Özlem OVAYOLU Şubat 2018 84, sayfa Bu araştırma, kronik böbrek yetmezliği (KBY) tanısı alan diyabetik veya hipertansif hastalara hemşire tarafından verilen eğitimin bazı parametrelere ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile hesaplanarak belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri soru formu ve Kidney Disease Quality Of Life SF-36 (KDQOL-36) ölçeği ile toplandı. KDQOL beş alt boyut içermektedir. Her boyutta puanlar 0 ve 100 arasında değişmektedir. Yüksek puan yaşam kalitesinin yükseldiğini göstermektedir. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda her iki gruba soru formu ve KDQOL uygulandı. Müdahale grubundaki hastalara eğitim kitapçığı temel alınarak eğitim verildi. Ayrıca hastalar telefon ile aranarak sonuçları hakkında bilgilendirildi ve eğitimin tekrarı sağlandı. Kontrol grubuna ise, kliniğin rutini dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Araştırmadan elde edilen veriler ki-kare. Student t, Mann whitney U, Freidman ve paired t testleri ile analiz edildi. Eğitim sonrası kan parametreleri açısından kalsiyum dışında her iki grup arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlendi. Ancak eğitim sonrasında müdahale grubunun yaşam kalitesi tüm alt boyut puan ortalamalarının yükseldiği (p<0.05), kontrol grubunda ise semptom alt boyutu dışında tüm alt boyut puan ortalamalarının düştüğü görüldü. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda, diyabetik veya hipertansif KBY hastalarına eğitim verilerek yaşam kalitelerinin yükseltilmesi ve uzun süreli takiplerle klinik göstergelerinin değerlendirilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, eğitim, hemşire, hipertansiyon, kronik böbrek yetmezliği, yaşam kalitesi.

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+6
Ayşe Şahin
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda yatan ve nazogastrik tüp ile beslenen geriatrik hastalara uygulanan abdominal masajın bazı parametrelere etkisi

YOĞUN BAKIMDA YATAN ve NAZOGASTRİK TÜP İLE BESLENEN GERİATRİK HASTALARA UYGULANAN ABDOMİNAL MASAJIN BAZI PARAMETRELERE ETKİSİ Onur ÇETİNKAYA Yüksek Lisans Tezi, Hemşirelik Anabilim Dalı İç Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Programı Tez danışmanı Doç. Dr. Özlem OVAYOLU Mayıs 2018, 57 sayfa Çalışma yoğun bakımda yatan ve nazogastrik tüp ile beslenen geriatrik hastalara uygulanan abdominal masajın bazı parametrelere etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce gerekli tüm izinler alındı. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı ve nütrisyon ekibinin belirlediği miktar ile beslenmeye başlandı. Besin toleransı; Gastrik Rezidüel Volüm (GRV) ölçümü sonucunda aspire edilen mide içeriğinin, hastaya bir önceki öğünde verilen besin miktarının yarısından az olması ve diyetisyenin belirlediği hedef kaloriye ulaşması şeklinde belirlendi. Her beslenme öğünü öncesinde her iki gruptaki hastaların; GRV, karın çevresi ölçümü ve karın muayenesi yapıldı ve hastalar distansiyon, kusma, defekasyon varlığı açısından değerlendirildi. Müdahale grubundaki hastalara beslenme öğününden önce günde iki defa (saat 11:00 ve 19:00) 15–20 dakika süre ile abdominal masaj uygulandı. Hastalar, besin toleransı geliştikten sonraki üç günü de kapsayacak şekilde toplamda altı gün boyunca izlendi. Araştırmanın verileri soru formu ve GRV izlem formu ile toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde; Shaphiro Wilk, Student t, Mann whitney U, Willcoxen, Ki-kare, Mc Nemar, Kappa testleri kullanıldı. Hastalar birinci ve altıncı gün takipleri açısından kıyaslandığında; müdahale grubundaki hastaların %81.5'inde izlem sonunda defekasyon gerçekleştiği, hastaların hiç birinde distansiyon, kusma ve GRV artışı olmadığı belirlendi (p<0.05). Kontrol grubunda ise; altıncı günde GRV'de anlamlı artış olduğu, hastaların %29.6'sında distansiyon gözlendiği ve hastaların sadece %33.3'ünde defekasyon gerçekleştiği saptandı. Abdominal masajın GRV fazlalığını ve distansiyon görülme sıklığını azalttığı, defekasyon sıklığını ise arttırdığı görüldü. Anahtar kelimeler: Abdominal masaj, geriatri, nazogastrik tüp, yoğun bakım, hemşirelik

AbdomenEnteral beslenmeEntübasyon-gastrointestinal+4
Onur Çetinkaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına uygulanan kriyoterapinin fistül iğne girişi sırasındaki invaziv ağrıya etkisi

Çalışma hemodiyaliz (HD) hastalarında kriyoterapinin damara giriş esnasında oluşan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla, 2 Kasım-30 Aralık 2017 tarihlerinde randomize, kontrollü ve yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile hesaplanarak belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (40) ve kontrol (40) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri; Soru Formu ve Visuel Analog Skala (VAS) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara; fistüle iğne girişinden bir dakika önce başlayarak iğne girişi tamamlanıncaya kadar (ortalama 1-2 dakika) kriyoterapi uygulaması yapıldı. Bu işlem aynı hastaya üç ardışık HD seansında uygulandı ve her iğne girişi sonrasında hastaların ağrı düzeyi VAS ile değerlendirildi. Kriyoterapi işlemi 13x27 cm boyutundaki soğuk jel kompres ile fistülün bir cm'lik üst kısmına araştırmacı tarafından uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara kliniğin rutini dışında girişim yapılmadı ve bu gruptaki hastaların iğne girişi sırasındaki ağrıları üç ardışık HD seansının sonunda VAS ile ölçüldü. Araştırmadan elde edilen veriler ki-kare, Student t, Mann whitney U ve Fredman testleri ile analiz edildi. Müdahale grubunun kriyoterapi uygulaması öncesi 3,5±0,2 olan ağrı puan ortalamasının, uygulama sonrası birinci HD seansı sonrası 2,3±0,2'ye, ikinci HD seansı sonrası 2,1±0,2'ye ve üçüncü HD seansı sonrası 1,5±0,1'e düştüğü belirlendi (p>0.05). Kontrol grubunda 3,0±0,3 olan ağrı puan ortalamasının birinci HD seansı sonrası 2,3±0,2'ye, ikinci HD seansı sonrası 2,2±0,2'ye ve üçüncü HD seansı sonrası 1,8±0,2'ye düştüğü belirlendi (p>0.05). Müdahale ve kontrol grubunun dört farklı zamanda elde edilen ağrı puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, HD hastalarının damar girişimi sırasında yaşadıkları ağrının azaltılmasında kriyoterapinin kullanılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Ağrı, hemodiyaliz, hemşirelik, kriyoterapi

AğrıAğrı ölçümüBöbrek yetmezliği-kronik+4
Pınar Çekiç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Miyokard infarktüsü geçiren geriatrik bireylerde ağrı ve uyku kalitesi

Bu çalışma Nisan – Eylül 2018 tarihleri arasında Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatan, Miyokard İnfarktüsü (Mİ) geçirmiş geriatrik hastaların göğüs ağrısı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kurul, kurum ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemi power analizi ile belirlenerek toplam 128 hasta ile çalışma tamamlandı. Araştırmanın verileri soru formu, Visual Analog Skala (VAS) ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde; t-testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Araştırma sonucunda; hastaların yaş ortalamasının 74.6±6.9 yıl ve %56.2'sinin erkek olduğu belirlendi. Hastaların %100'ü Mİ ile ilgili ağrı yaşadığını ve %93.8'i bu ağrının göğüs ve çevresinde lokalize olduğunu bildirdi. Ayrıca hastaların uyku kalitesi toplam puan ortalamasının 8.8±5.6 olduğu, %90.6'sının hastaneye yattıktan sonra uyku problemi yaşadığı, %84.4'nün uyku probleminde göğüs ağrısının etkisinin olduğu saptandı. VAS ile PUKİ arasında 0.016 (p<0.05) korelasyon olduğu belirlendi. Ayrıca hastaların VAS ve PUKİ puan ortalamaları ile Troponin ve CK-MB arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p<0.05) tespit edildi. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; Mİ geçirmiş geriatrik bireylerin göğüs ağrısı ve uyku kalitesinin düzenli olarak değerlendirilmesi, bu sorunların azaltılması için gerekli olan klinik önlemlerin alınması ve hastaların desteklenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Miyokard infarktüsü, geriatri, ağrı, uyku kalitesi, hemşirelik

AğrıAğrı ölçümüGeriatri+6
Sevil Ahraz
Gaziantep University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına uygulanan lidokainli jelin fistüle iğne girişi sırasında yaşanan invaziv ağrıya etkisi

Bu araştırma hemodiyaliz (HD) hastalarına uygulanan lidokainli jelin fistüle erişim sırasında yaşanan invaziv ağrıya etkisini incelemek amacıyla, Eylül 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında yapıldı. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Dahil edilme kriterleri doğrultusunda hastalar müdahale (34) ve plasebo (34) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri, soru formu ve Visuel Analog Skala (VAS) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara bir önceki iğne giriş yeri dikkate alınarak fistüle iğne girişinden 30 dakika öncesinde %5'lik lidokainli jel (2gr), daha önce iğne girişi yapılan bölgeye araştırmacı tarafından uygulandı. Araştırmacı gözetimi doğrultusunda 30 dakika süreyi dolduran hastalar hemşire tarafından hemodiyalize alındı. Bu uygulama ardışık üç HD seansı boyunca, toplam bir hafta yapıldı ve her iğne girişi sonrasında hastaların hissettiği ağrıyı, VAS üzerinde işaretlemeleri istendi. Plasebo grubunda yer alan hastalara ise, bir önceki iğne giriş yeri dikkate alınarak fistüle iğne girişinden 30 dakika öncesinde steril spanç yardımı ile serum fizyolojik daha önce iğne girişi yapılan bölgeye araştırmacı tarafından uygulandı. Bu uygulama ardışık üç HD seansı boyunca yapıldı ve her iğne girişi sonrasında hastaların hissettiği ağrı şiddetini VAS üzerinde işaretlemeleri istendi. Araştırmadan elde edilen veriler sayı yüzde, Ki-kare, T testi, tekrarlı ölçümlerde varyans testleri ile analiz edildi. Müdahale grubundaki hastaların lidokainli jel uygulaması öncesi 4,50±3,30 olan ağrı puan ortalamasının, lidokainli jel uyguladıktan sonra birinci HD seansı sonrasında 3,52±2,67'ye, ikinci HD seansı sonrasında 3,41±2,67'ye düştüğü ve üçüncü HD seansı sonrasında 3,55±2,31'e yükseldiği saptandı (p>0.05). Plasebo grubundaki hastaların serum fizyolojik uygulaması öncesi 4,47±3,30 olan ağrı puan ortalamasının, serum fizyolojik uygulandıktan sonra birinci HD seansı sonrasında 4,32±3,14'e, ikinci HD seansı sonrasında 4,17±2,70'a ve üçüncü HD seansı sonrasında 3,88±2,79'a düştüğü saptandı (p>0.05). Plasebo ve jel uygulanan hastaların dört tekrarlı ölçüm sonucunda ağrı puan ortalamalarında fark olmadığı görüldü (p>0.05). Anahtar sözcükler: Ağrı, Arteriyovenöz Fistül, Hemodiyaliz, Hemşirelik, Lidokainli Jel

Arteriovenöz fistülAğrıEnjeksiyonlar+3
Büşra Atsal
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Non hodgkin lenfoma hastalarına uygulanan ayak masajının periferik nöropati ile ilişkili ağrı ve uyku kalitesine etkisi

Bu araştırma Non Hodgkin Lenfoma (NHL) hastalarına uygulanan ayak masajının periferik nöropati ile ilişkili ağrı ve uyku kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma öncesi tüm izinler alındı. Dahil olma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale ve kontrol grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri; Soru Formu, Visuel Analog Skala (VAS), Douleur Neuropathique 4 Questions (DN4) Ağrı Anketi ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara; haftada üç defa, her iki ayağa 10'ar dakika olmak üzere toplam 20 dakika klasik ayak masajı; dört hafta boyunca (12 seans/240 dakika) uygulandı.Her masaj seansı sonrası ağrı düzeyi; VAS ve DN4 nöropatik ağrı anketi ile tekrar değerlendirildi. Uyku kalitesi; masaj öncesi ve masaj sonrası olarak (dördüncü haftanın sonunda)PUKİ ile ölçüldü.Kontrol grubundaki hastalara herhangi bir girişim yapılmadı.Veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Müdahale grubundaki hastaların masaj öncesi; 3.0±2.0 olan VAS ağrı puanının dördüncü haftada 1.4±1.2'ye (p<0.05), benzer şekilde 2.7±1.9 olan DN4 nöropatik ağrı puanının 1.4±1.0'a düştüğü saptandı (p<0.05). Kontrol grubunun ise; ilk görüşmede 3.2±2.3 olan VAS ağrı puanının dördüncü haftada 5.4±2.2'ye, ilk görüşmede 3.1±2.4 olan DN4 nöropatik ağrı puanının da 6.4±2.1'ye yükseldiği görüldü (p<0.05). Hastaların PUKİ sonuçlarına bakıldığında; müdahale grubunun ilk görüşmede 9.2±3.6 olan PUKİ puanının dördüncü haftanın sonunda 6.6±4.0'a düştüğü, kontrol grubunun ise 9.6±3.6'dan 12.3±4.1'e yükseldiği tespit edildi. Bu sonuçlar ışığında müdahale grubuna uygulanan ayak masajının; hastaların ağrı düzeyini azalttığı, uyku kalitesini olumlu olarak etkilediği görüldü. Bu doğrultuda NHL hastalarında periferik nöropati ilişkili ağrının azaltılmasında ve uyku kalitesinin iyileştirilmesinde ayak masajı önerilebilir.

AyakAğrıLenfoma+5
Pınar Yalvaç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00

Other supervisors