Theses supervised by Doç. Dr. Şenol Durgun
13 theses · Gazi University, İstanbul Beykent University
Etnisite ve demokrasi ilişkisi: İspanya'nın demokratikleşme süreci ve Bask örneği
Bu tez şiddet içerikli olsun veya olmasın, 20. yüzyıl sonlarında yaygınlaşan etnik sorunların çözümünde demokratikleşmenin yeterliliğini analiz etmektedir. Bu maksatla ilk olarak milliyetçilik teorilerinin ilkçi, modern ve etno-sembolcü yaklaşımları etüd edilerek, etnik sorunları besleyen dinamikler belirlenmiş, daha sonra da Etnik Demokrasi, Liberal (klasik ve çokkültürlü) Demokrasi ve Ortaklıkçı Demokrasilerin uzlaşı stratejileri incelenmiştir. Ayrıca, bir örnek olayın, teorilerin uygulamadaki muhtemel sınırlılıklarını aşmamıza yardımcı olacağı ve bu bağlamda seçilen İspanyaBask sorununun, İspanya?nın Franco?nun ölümünden sonraki demokrasiye geçişi ve kabaca yüzyıl önce hasıl olan Bask milliyetçiliğiyle iyi bir örnek olacağı düşünülmüştür. Neticede, etnik sorunların dinamikleri ve demokratikleşme teorilerinden elde edilen analitik çerçeve rehberliğinde, İspanya demokratik uygulamaları ve Bask sorununa etkileri ilişkisel olarak değerlendirilmiş ve demokratikleşmenin tamamını olmamakla birlikte, bazı etnik sorun dinamiklerini işlevsizleştirebildiği ve bazı etnik talepleri karşılayabildiğisonucuna varılmıştır. Ancak her durumda demokratikleşmenin gerekli olduğu, çünkü ?Zeitgeist? ile uyumlu demokratik düzenlemelerin etnik sorunların yönetilmesinde meşruiyet kaynağı oldukları değerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Milliyetçilik2. Etnisite3. Etnik Sorun4. Demokratikleşme5. Bask Sorunu
Örgüt verimliliğinin artırılmasında iletişimin rolü: Bitlis Hizan Milli Eğitim Müdürlüğü örneği
Bu çalışmada, öncelikle örgütsel ve yönetsel verimlilik kavramları üzerinde kısaca durulmuş ve ardından örgütsel verimliliği doğrudan etkileyen örgütsel iletişim sistemi ana hatlarıyla ele alınmıştır. Daha sonra örgütsel iletişimi etkileyen faktörler irdelenmiş ve örgütsel iletişimi engelleyen unsurlar tespit edilmiştir. Örgütsel verimliliğin geliştirilmesi açısından bir zorunluluk olan iletişim etkinliğine ulaşmak için iletişim engellerinin nasıl aşılacağı konusu araştırılmış, iletişimin örgütsel işlerlik biçimleri sıralanmıştır. Örgütlerde doğal iletişimin kaçınılmaz olduğu vurgulandıktan sonra, yönetim görevlerinin yerine getirilmesinde iletişimin rolü açıklanmış ve çalışma son bulmuştur.
Motivasyona etki eden faktörler; Ankara Çevik Kuvvet örneği
Bu tez çalışmasının amacı, motivasyon ile yönetici arasındaki etkileşimi teorik olarak ortaya koyarak çevik kuvvette görevli polis memurlarının motivasyon düzeyleri ile motivasyonlarına etki eden faktörleri bir alan araştırması ile ortaya koymaktır. Bu anlamda, güvenlik hizmetinin daha etkin, kaliteli ve hızlı bir şekilde sunulması için polis çevik kuvvet birimi başta olmak üzere Türk Polis Teşkilatı'nda görevli polis memurlarının motivasyonlarına etki eden faktörler tespit edilmesine çalışılmıştır. Çalışmada yöntem olarak, araştırma, doküman analizi ve anket tekniklerinden faydalanılmıştır. Çalışmanın teorik alt yapısının oluşturulmasında yerli ve yabancı literatürden ve konu ile ilgili uzman görüşlerinden geniş ölçüde yararlanılmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan, tümevarımcı bir yaklaşım benimsenerek ortaya konulan teorik alt yapı uygulamadaki durum anket çalışması ile betimlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada araştırma evreni olarak Ankara Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü belirlenmiş ve araştırma evrenin büyük olması nedeniyle bir aynı yerde çalışan polis memurlarında oluşan bir örneklem belirlenmiştir.Literatür taraması sonucu derlenen bilgiler ile alan araştırması sonucunda çevik kuvvet birimlerinde görevli polis memurlarının motivasyon düzeylerinin düşük olduğu ve hijyen faktörlerin sağlanamadığı ortaya çıkmıştır. Polis memurlarının motivasyonlarına etki eden faktörler açısından bakıldığında sırasıyla örgütsel-yönetsel, ekonomik faktörler ve psiko-sosyal faktörlerin polis memurların motivasyonlarına olumsuz etkiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Sonuç olarak, polis amirlerine çalışan motivasyonu hakkında yeterli eğitimin verilmesi ve çalışma şartları üzerinde gerekli düzenlemelerin yapılması ile çevik kuvvette görevli polis memurlarının motivasyonlarının yükseltilebileceği değerlendirmektedir.
Küreselleşmenin Türk bürokratik sistemine etkileri
Küreselleşme kavramının dünya üzerindeki gelişimi ile birlikte etki alanlarınınneler olduğu ve sürecin tarihsel gelişim sürecinin nasıl olduğu incelenmektedir.Araştırmalara göre küresel dünya süreci ortaçağın bitişi ile birlikte başlayan değişimile tohumları atılmış bir süreçtir. Boyutları itibariyle ekonomik, siyasal, sosyo-kültürelolarak incelenmesi gereken küreselleşmenin başlıca aktörleri de çok uluslu şirketlerve küresel örgütler olarak ele alınmaktadır.Ulus-devlet yapılanmasına da önemli ölçüde etki eden küreselleşme süreciyönetsel anlamda birçok ülkede değişimin zorunlu olduğu bilincini yaratmıştır.Bürokrasi anlamında da sürekli devinim içerisinde olan ülkelerin yönetsel yapılarıküreselleşme süreci ile birlikte köklü değişimler ve yeniden yapılanma içine girmiştir.Osmanlı'dan günümüze kadar gelen yönetsel yapılarda da bahsedilendeğişimler süreklilik içermekle birlikte Cumhuriyet sonrası dönemde görülen bazıaksaklıklar nedeniyle sağlıklı olmayan bir süreçten geçmiştir. Bugüne kadar gelensüreçte halen Osmanlı'dan alınan bazı yönetsel yapılar kimi zaman büyük kimizaman da küçük rötuşlarla yapısal değişimler geçirmiştir. Bunların en büyüğü deküreselleşmenin yoğun olarak yaşandığı 20. yüzyılın son 10 yılından bugüne kadarolan süreçtir.Anahtar kelimeler; küreselleşme, bürokrasi, ulus-devlet, Osmanlı İmparatarluğu,Cumhuriyet Sonrası Türkiye.
Japonya'da kamu yönetimi ve 1995-2006 yılları arasında yapılan idari reform çalışmaları
On dokuzuncu yüzyılla birlikte ortaya çıkan kamu yönetimi anlayışı, her ülkenin siyasi ve idari yapısının bir yansımasıdır. 1980'li yıllardan itibaren değişikliğe uğramaya başlayan kamu yönetimi, etkinliğin ve verimliliğin sağlanabilmesi adına, yeni kamu yönetimi anlayışı çerçevesinde yeniden yapılanmış ve birçok ülke tarafından kabul görmüştür. Japon kamu yönetimi de bu anlamda, hem siyasi hem de idari yapının tarihsel bütünlüğünü global gelişmelerle birleştiren bir yapı sergilemektedir.Tarihsel olarak geleneklerine bağlı bir ülkenin, batılı ülkelerle olan etkileşimleri sonucu, özellikle savaş sonrasında, ?mucize? olarak nitelendirilen büyümesinde, daha etkin bir yönetim yapısına kavuşma isteğinin ve bu istek doğrultusunda yürütülen uygulamaların tarihsel olarak ele alınması ve kamu yönetiminin örgütsel yapısı ile bu yapının günümüzdeki haline gelebilmesi adına yapılan idari reform çalışmalarının analizi, tezin amacı olarak belirtilebilir.Tez, Japon kamu yönetiminin tarihsel gelişimini ve 1995-2006 yılları arasında yapılan idari reform çalışmalarını ve günümüz Japon kamu yönetiminin yapısını kapsamakla birlikte, tarihsel açıdan, reformların kapsamı açısından ve kamu yönetiminin kendi kapsamı açısından sınırlamalar yapılmıştır. Bu kapsamda öncelikle kamu yönetiminin tarihsel gelişimi, daha sonra günümüz kamu yönetimi yapısı ve son olarak da 1995-2006 yılları arasındaki idari reform çalışmaları ele alınmıştır.Meiji döneminde ilk Anayasanın oluşturulmasının ardından başlayan reform çalışmaları, savaş sonrasında, plan ve raporlar öncülüğünde ele alınmış ve dönemin şartlarına göre yeniden düzenlenmiştir. İdari reform çalışmaları, yerelleşme, e-devlet, yeni kamu yönetimi anlayışının benimsenmesi, şehirler için yeni yönetim biçimlerinin oluşturulması gibi konuları kapsamaktadır.Merkezi yönetim ve yerel yönetim olarak kamu yönetimi şekillenen Japonya'da, reformlar sonucunda da bu yapı korunarak, devlet- toplum yakınlaşması sağlanmış, halkın yönetime katılması özendirilmiş ve sonuç olarak talepleri karşılayabilen, kolay anlaşılır ve hızlı bir kamu yönetimi sistemi oluşturulmuştur.
Türkiyedeki modernleşme sürecinde müzik
?Türkiye'deki Modernleşme Sürecinde Müzik? , Başlıklı bu tezin amacı; Türkiye'de demokrasinin gelişimi sürecinde hayatın her alanına nüfuz etmiş Türk Modernleşmesi süreci içerisinde müzikte yaşanan değişimlerin ve bu değişimlerin etkilerinin incelenmesidir. Müzikte yaşanan değişimler Osmanlı'dan başlayarak incelenmiş, Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrasında müzikte bir dönüşüm ön gören ?Milli Müzik? anlayışı ve politikaları kapsamlı olarak ele alınmıştır.Müziğimizde Modernleşme, müziğimizin form değiştirerek batılılaşması talebi ve bu talep doğrultusunda bestecilerin ve dinleyicilerin müzik anlayışlarındaki değişim sürecidir. Müziğimizde modernleşme, Cumhuriyet öncesi döneme bakıldığında ideolojik bir talep olmanın dışında, edinilen ?batı müziği? dinleme alışkanlığı ve zevkinin bir sonucudur. Osmanlı döneminde müzikte yaşanan değşim toplumu dönüştürmenin bir parçası değil, Osmanlı sarayının modernleşmesinin bir parçasıdır. Resmi ve milli müzik arayışı ve bu arayış sonucunda ortaya çıkan anlayışı benimsettirme politikaları ise kendiliğinden modernleşmeden ayrı, toplumu dönüştürme çalışmalarının bir parçasıdır. Müzikte modernleşme ve ?milli müzik? adına uygulanan politikalar çağdaş müzik eğitimini doğurmuştur. ?Milli Müzik? politikaları müzikoloji açısından teknik olarak olumlu sonuçlar vermiş ve bir ölçüde başarılı olmuştur. Toplum genelinde ise ?Milli Müzik? politikalarının başarıya ulaştığını söyleyemeyiz.Bu tez üç bölümden oluşmaktadır. Kavramsal Analiz başlıklı birinci bölümde ?Müzikte Modernleşme? ve ?Milli Müzik? kavramlarının anlaşılamsına aracılık edecek dört kavram üzerinden kavramsal bir analiz çerçevesi oluşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde Cumhuriyet öncesi dönemde yapılan müzikte modernleşme çalışmaları kapsamlı olarak ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde Cumhuriyet dönemi ?Milli Müzik? politikaları ve bu politikaların sonuçları ele alınmıştır. ?Milli Müzik? politikalarının müzik eğitimine yansımalarına da bu bölümde değinilmiştir.
Türkiye'de milliyetçiliğin ortaya çıkışı ve tek parti döneminde milliyetçilik anlayışları
Milliyetçilik akımının Türkiye'deki tarihsel gelişimi söz konusu olduğunda bunun tek bir yoldan ibaret olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Aslında milliyetçiliği Türkiye ekseninde düşünmek bir anlamda da bu farklı bakış açılarının ortaya koydukları entelektüel birikimi göz önüne almayı gerektirir. Bu anlamda Türkiye'de milliyetçiliğin doğuşunu ve gelişim süreçlerini incelerken Batı Avrupa kökenli olan ve çıkış noktası birbirinden farklılık arz eden bu kavramın Türkiye'ye sirayetinde Kültürel milliyetçilik yadsınamaz bir entelektüel duruşlar bütününü ifade ediyor. Milliyetçilik temelinde kültürel yoğunluklu bir bakışın egemen olduğu kültürel milliyetçilik söylemi açısından Türkiye'nin tarihsel ajandası oldukça zengindir. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarından günümüze değin ideolojik zeminde pek çok milliyetçilik söylemine ev sahipliği yapmıştır. Bu söylemlerden biri olan kültürel milliyetçiliğin ve daha sonra onun yerini alan Resmi milliyetçiliğin Türkiye'deki tarihsel gelişiminde, Anadoluculuk akımı pek çok açıdan önemli bir rol üstlenmiştir.Bu çalışmada, Türkiye'deki milliyetçilik akımlarının doğuşu, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki milliyetçilik anlayışı ve Tek Partili Dönemdeki Türkçülük akımları incelenecektir.
Avrupa Birliği'nin Ortadoğu politikası ve Türkiye
Bu çalışma, Avrupa Birliği'nin Ortadoğu politikasını ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne adaylık sonrası dönemde bu politikaya uyum sürecini ve bu süreçte Türk dış politikasının dönüşümünü konu almaktadır. Avrupa Birliği üyelerinin ve adaylarının dış politikalarında meydana gelen değişikliklerin incelenmesi Avrupalılaşma olarak tanımlanır. Tezde Ortadoğu özelinde Türk Dış Politikasının Avrupalılaşması ortaya konulmuştur.Ayrıca Avrupa Birliği'nin gelişimine özel bir önem vererek, birliğin ?Ortak Dış Politika? üretip üretemediğini tespit edebilmek için Ortadoğu'daki İsrail-Filistin Çatışması ve Irak İşgali gibi sorun alanları üzerinde yoğunlaşılmış, bu sorun alanlarından hareketle de Avrupa Birliği'nin Ortadoğu'ya yönelik siyasi dış politik yaklaşımı analiz edilmeye çalışılmıştır.Sonuç olarak; stratejik düzlemde etkili olan bölgesel politikalar konusunda Avrupa Birliği ile Türkiye'nin sürdüre geldiği pozisyonların uzlaştırılabilmesi/uyumlaştırılması entegrasyon sürecinin en çetin alanlarından birini oluşturmaktadır. Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki çelişki potansiyeli taşıyan bölgesel ölçekli stratejik farklılaşmalar Ortadoğu bölgesi söz konusu olduğunda Soğuk Savaş dönemine kadar uzanabilecek unsurlar barındırmaktadır.
Wallerstein'e göre modern dünya-sistemi
Wallerstein'e Göre Modern Dünya Sistemi çalışmamız, Immanuel Wallerstein'in uzun yıllardır üzerinde çalıştığı ?Modern Dünya Sistemi? kuramını ele almaktadır. Wallerstein, Modern Dünya Sistem'ini, kapitalist bir dünya ekonomisi olarak tanımlamakta ve bu sistemin temellerinin insanlık tarihinde 15.-16. yüzyılda ortaya çıktığını ve kuramını bunun üzerine inşa etmektedir. Wallerstein, 20. yüzyılda ortaya çıkan sorunların tarihsel kökenlerinin de 16. Yüzyılda bulunduğunu ve bugün meydana gelen sorunların insanlık tarihinde ilk kez daha o zamanlarda karşılaşıldığını kendi sistemleştirdiği modern dünya sistemi kuramı ile açıklamaya çalışmaktadır. Bu alanda çalışma yapma isteğimiz de bu yüzdendir. Wallerstein'in ifade ettiği ?tarihsel? süreçleri anlamaya çalışmak ve ?kaos-kriz? sorununu daha kapsayıcı bir perspektif ile anlayabilmektir.Çalışmamızda amacımız, Wallerstein'in Modern Dünya Sistemi kuramının kapsayıcı ve derin bir izahı yerine, kuramın ana hatlarını tarihsel kökenleri ile anlayarak, Wallerstein'in ifade ettiği ?büyüme-çöküş? iddiasının determinist sonucu olarak ?sistemsel kriz?i irdelemeye çalışmaktır. Bu nedenle, Wallerstein'in bu kuram ilgili çalışmaları merkez alınmıştır?Anahtar Kelimler: I. Wallerstein, Modern Dünya Sistemi, Kapitalizm, Büyüme-Çöküş, Kaos-Kriz
Devrim sonrası İran'ın dış politikasını belirleyen öncelikler: Lübnan uygulaması
Bu yüksek lisans tezi, İran'ın etnik, siyasi ve kültürel yapısını incelemekte; İran'ı, İslam Devrimine götüren şartları, politika ve sorunlar çerçevesinde devrim öncesi ve sonrası dünya konjonkturunu, İran'ın dış politikasını, Şia'nın İran devrmindeki ve İran'ın iç yapısındaki yerini ve yine Şia'nın Batı dünyası ve dünyayı etkileyen önemli olaylara karşı verdiği tepkileri analiz etmeye çalışılmaktadır. İran ve İslam Devrimi hakkında ortaya konmuş kaynakların değerlendirilmesine dayalı olarak hazırlanan bu tez, İslam devrimi öncesi ve İslam Devrimi sonrasındaki İran'ı ve günümüzde İran'ın özellikle Batı endeksli dünya sistemi ile yaşadığı problemleri anlamayı ve buradan hareketle de objektif bir sonuca varmayı hedeflemektedir.
Başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin Türkiye'de uygulanabilirliği
Bu çalışma, Türkiye'deki sistem değişikliği ve başkanlık sistemi tartışmalarını incelemektedir. Başkanlık sisteminin, Türkiye için uygun olup olmayacağı ya da ülkede parlamenter sistemle ilgili yaşanan siyasi krizleri çözüp çözemeyeceği sonucuna varmaya çalışmaktadır.Çalışma ile ülkemizin anayasal serüveni doğrultusunda siyasal rejim arayışına ışık tutmak ve bu yolla Türkiye'nin istikrarsızlığının aşılması için önerilen başkanlık veya yarı-başkanlık rejiminin çözüm olup olamayacağını farklı görüşler çerçevesinde irdelemek amaçlanmaktadır. Çalışma hazırlanırken, literatür taraması ve veri karşılaştırma teknikleri uygulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Siyaset, Siyasal İktidar, İstikrarsızlık, Parlamenter Sistem, Başkanlık sistemi, Yarı-Başkanlık Sistemi, Rasyonelleştirilmiş Parlamenter Sistem
Türk dış politikasında milletler cemiyeti dönemi
Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda galip devletler tarafından kurulmuştur. Cemiyetin amacı, savaş esnasında bozulan dünya düze¬ninin yeniden oluşturulmasına ve devamına yardımcı olmak idi. Yani uluslararası barışın korunması hedeflenmişti. Ancak savaşta yenilen devletler üye olarak kabul edilmemişlerdir. Daha sonra mağlup olan devletlerde cemiyete teker teker üye olmuşlardır. Türkiye'nin ise üyeliği gecikmiştir. Bunda en çok Milletler Cemiyeti'nin Musul Meselesi'ndeki taraflı tutumu ve Sovyet Rusya'nın tavrı etkili olmuştur. Sovyet Rusya, Türkiye Milletler Cemiyeti'ne üye olduktan iki yıl gibi kısa bir süre zarfında cemiyete üye olmuştur. Türkiye Milletler Cemiyeti'ne üye olmadığı dönemlerde de cemiyetteki toplantıları, kararları yakından takip etmiştir. Türkiye gerek üye olmadığı dönemde gerekse üye olduktan sonra uluslararası meselelerini Milletler Cemiyeti aracılığıyla çözümlemeye gayret göstermiştir. Türkiye'nin bu tutumu cemiyete üye olması yolundaki gelişmeleri hızlandırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Milletler Cemiyetine üyeliği sonrası, dönemin yayılmacı politika izleyen devletlerine Milletler Cemiyeti aracılığıyla karşı çıkmış, hatta Boğazlar Meselesi ve Hatay Meselelerinde Cemiyete üye olmanın avantajını kullanmıştır.Anahtar Kelimeler: Milletler Cemiyeti, Türkiye'nin Dış Politikası, Musul Meselesi, Boğazlar Meselesi, Hatay Meselesi.
Atatürk Dönemi Türkiye'nin Ortadoğu politikası ve Sadabat Paktı
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE'NİNORTADOĞU POLİTİKASI VE SADÂBAT PAKTITezi Hazırlayan: Merve BAYRAKTARÖZETAvrupa'da devletlerin modernleşmesi Ortaçağın toplumsal düzeni sağlayan iki kurumu olan feodal beyliklerin ve kilisenin önemini kaybetmesi ile başlamıştır. Yapılan uzun savaşlar sonunda imzalanan Westphalia Antlaşması ile Avrupa'da artık dini hoşgörü ve kral devletler ortaya çıkmıştır. Bu anlaşma modern devletin ilk adımlarının atıldığını gösterse de asıl modern devlet olan ulus-devlete geçiş Fransız İhtilali ile gerçekleşmiştir.Fransız İhtilali sadece Avrupa'da modern ulus-devletin ortaya çıkmasını sağlamamış aynı zamanda son dönemlerini modernleşme çabalarıyla geçiren Osmanlı İmparatorluğunu da etkisi altına alarak çok uluslu olan imparatorluğu yıkılışa sürüklemiştir.Ulus-devlet anlayışına göre şekillenen ve kendini batılı devletlere kabul ettirme çabası içinde olan yeni devlet, Ortadoğu'daki devletlerle yakın ilişkiler kurmuştur. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Ortadoğu ülkeleri ve başkanları ile ilişkiler gelişmiştir. Bu ilişkiler neticesinde dönemin şartları da dikkate alınarak alası tehlikelere karşı bir pakt düşüncesi ortaya çıkmıştır. 1937 yılına gelindiğinde bu düşünce uygulamaya koyulmuş ve Ortadoğu Devletleri Sadâbat Paktı etrafında toplanmıştır.Anahtar Kelimeler: Sadâbat Paktı, Ortadoğu, Atatürk, Modern Ulus-Devlet