Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Cemil Ünal
11 theses · Başkent University
Anonim şirketlerde birleşme işlemlerinden doğan sorumluluk
Ticari hayatta faaliyet gösteren çok sayıda aktör vardır. Bu aktörlerin bir kısmı anonim, limited veya diğer şirket türleri gibi bir tüzel kişilik çatısı altında örgütlenerek ticari faaliyetlerini devam ettirirken diğer bir kısmı ise esnaf veya ticaret işletmeleri şeklinde oluşan, görece daha küçük yapılardır. Ancak, ekonomik boyutlarına bakılmaksızın bu aktörlerin nihayetinde tek bir amacı vardır, o da kar elde etmektir. Sanayi ve teknolojinin gelişmesi, globalleşme, ülkeler arasında yapılan gümrük anlaşmaları gibi birçok sebepten ötürü ticari yaşam hızlı bir şekilde değişmekte ve her geçen gün zorlaşmaktadır. İşte bu zorlu şartlar altında aktörler, faaliyette bulundukları piyasadan silinmemek, ilgili piyasadaki yerlerini sağlama almak veya pazar paylarını büyütmek gibi çeşitli nedenlerle birtakım stratejilere başvurmaktadırlar. Uygulamadaki adıyla birleşme ve devralmalar, Türk Ticaret Kanunu'ndaki tanımıyla ise birleşme işlemleri de bu stratejilerden bir tanesidir. Gerçekten de birleşme işlemleri, aktörlerin ticari hayattaki varlıklarını sürdürebilmeleri için sıkça tercih edilen bir yöntemdir. Zira gerek kamu kurumları gerekse de özel kurumlar tarafından her yıl hazırlanan birleşme raporları incelendiğinde, bu işlemlerin hem sayısındaki hem de değerlerindeki ciddi artış göze çarpmaktadır. Bu tez kapsamında öncelikle birleşme işlemlerine ilişkin genel açıklamalar yapılacak, sonrasında anonim şirketlerin birleşme işlemlerinden doğan sorumlulukları açıklanmaya çalışılacaktır. Sorumluluk konusu açıklanırken de öncelikle birleşme sürecine dahil olan aktörlerin TTK kapsamındaki sorumlulukları, sonrasında birleşme sürecinde karşılaşılabilecek özel durumlar kapsamındaki sorumluluk halleri ve devamında anonim şirketlerin birleşme işlemleri sebebiyle kamu alacaklarından ve sermaye piyasası mevzuatından doğan sorumlulukları değerlendirilecektir. Son olarak ise, sorumluluğu ortadan kaldıran haller ve TTK'da düzenlenen farklılaştırılmış teselsül ilkesi incelenecektir.
Navlun sözleşmelerinde taşıyanın sorumluluğu ve sorumluluğunun sınırlandırılması
Navlun sözleşmeleri, taşıma işlemlerinin düzenlenmesi, taşıma sürecinin nasıl ve hangi koşullar altında gerçekleştirileceği, taşıyanın yükü ne şekilde taşıyacağı, yükleme ve boşaltma işlemlerinin zamanlaması ve yönteminin belirlenmesi, taşıma süresinin belirlenmesi, taşıma bedelinin (navlun) hesaplanması, geminin denize, yola ve yüke elverişli olup olmadığının tespiti ile taşıyanın sorumluluklarının sınırlandırılması açısından büyük önem taşır. Navlun sözleşmeleri, bir tarafın gemiyle deniz yoluyla yük taşımayı, diğer tarafın ise bu hizmet karşılığında bir ücret, yani navlun ödemeyi taahhüt ettiği rızaya dayalı akitlerdendir. Bu bağlamda, taşıyan ile taşıtan arasında yapılan anlaşmalar, taşımacılık sürecinin sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesini amaçlar. Taşıyanın, sözleşme çerçevesinde, taşıma sırasında yükte meydana gelebilecek zıya, hasar veya taşımanın çeşitli sebeplerle gecikmesi durumunda doğacak sorumluluğu, Türk Ticaret Kanunu'nun 6102 sayılı hükümleri ile düzenlenmiştir. Bu tezde, navlun sözleşmeleri çerçevesinde taşıyanın yükte meydana gelen zararlar karşısında sorumluluğunun kaynağı, kapsamı ve sınırları ele alınarak incelenecektir. Bu çalışma, taşımacılık sektöründe faaliyet gösteren taraflar için önemli bir rehberlik sağlamayı amaçlamakta olup, aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu'nun 1141 ilâ 1178'inci maddeleri kapsamında, navlun sözleşmelerine ilişkin taşıyanın sorumluluğunun düzenlenmesi ve sınırlandırılmasını kapsayacaktır. Çalışmanın temel hedefi, mevcut hukukî düzenlemeleri inceleyerek taşıyanın sorumluluğunu anlamaya yönelik kapsamlı bir çerçeve sunmaktır.
Şirketler topluluğunda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması
Öykü ÇABUK, Şirketler Topluluğunda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Tezli Yüksek Lisans Programı, 2025 Şirketler topluluğu, bir veya birden fazla şirketin kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde bir araya gelerek oluşturduğu bir yapıdır. Şirketler topluluğunun hâkim şirket, bağlı şirket ve hâkimiyet iradesi olmak üzere üç unsuru bulunmaktadır. Türk hukukunda şirketler topluluğunda hâkimiyet iradesinin kurulması bakımından "kontrol sistemi" benimsenmiştir. Şirketler topluluğu kuruluş esaslarına göre üç başlık altında sınıflandırılmıştır. Bunlar, sözleşmesel ve fiili şirketler topluluğu, yatay ve dikey şirketler topluluğu ve bütünleşme yoluyla ortaya çıkan şirketler topluluğudur. Şirketler topluluğu konzern, holding ve ortak girişim yapılarıyla benzerlik göstermektedir. Şirketler topluluğunda sorumluluk hükümleri hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması halinde sorumluluk, tam hâkimiyet halinde sorumluluk ve güven sorumluluğu olmak üzere üç başlık altında incelenmektedir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi, şirketler topluluğundaki sorumluluk hükümlerinin uygulanamadığı durumlarda devreye girmektedir. Bir şirketin bağımsız tüzel kişiliğinin hangi durumlarda görmezden gelinebileceğini açıklayan ve sınırlı sorumluluk ilkesinin istisnalarından biri olarak değerlendirilen bu teori, sıklıkla organik bağ kavramıyla birlikte ele alınmaktadır. Organik bağ, şirketler arasındaki yönetimsel, ekonomik ve hukuki bütünlüğü ifade eden bir kavramdır ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisiyle birlikte yargı kararlarında belirleyici bir rol oynamaktadır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi, ilk defa Anglo-Sakson hukuk sisteminde gündeme gelmiştir. Türk hukuku ile ABD ve Birleşik Krallık hukuk sistemlerindeki tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ilişkin uygulamalar arasında benzerlikler ve belirgin farklar bulunmaktadır.
Anonim şirketlerde genel kurulu toplantıya çağrı
Anonim şirketin zorunlu organlarından biri olan genel kurul, pay sahiplerinin bu sıfattan doğan haklarının kullanıldığı, şirket ile ilgili önemli ve kritik nitelikteki kararların verildiği ve alınan kararlar doğrultusunda şirketin iradesinin oluştuğu organdır. Bu kapsamda hem şirket hem de pay sahipleri açısından büyük önem taşıdığı tartışmasızdır. Anonim şirket genel kurul kararlarının toplantı yapılarak alınması zorunludur. Genel kurul toplantılarının ise bir çağrı üzerine yapılması gerekmektedir. Pay sahiplerinin genel kurul toplantısına katılıp katılmayacaklarına ya da temsilci aracılığı ile katılım sağlayacaklarına karar verebilmeleri, toplantı gündemi hakkında önceden bilgi sahibi olarak toplantıya hazırlık yapabilmeleri ve bilinçli şekilde oy kullanarak şirketin faaliyetlerini yönlendirme imkânını elde edebilmeleri amacı ile toplantı öncesinde düzenli olarak bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Genel kurul toplantısı öncesinde yapılacak bu çağrı, önemi doğrultusunda kanunda ayrıntılı şekilde düzenlenmektedir. Çalışmamız, anonim şirket genel kurullarında toplantı çağrısı üzerine yapılmıştır. Çalışmamızda halka kapalı anonim ortaklıklarının genel kurul toplantı türleri, çağrıya yetkili kişiler, çağrı merasimi ve bu merasime aykırılık hallerine dair öğretide yer alan görüşler incelenmiştir.
Ticaret bakanlığının anonim şirketleri denetim ve gözetim yetkisi
İlgili çalışmada, ülkenin ekonomik faaliyet zincirinin kilit unsurlarından biri olan anonim şirketler üzerindeki kamu denetimi ele alınmıştır. Ticaret Bakanlığı aracılığıyla yürütülen bu denetim, Bakanlığın devlet tüzel kişiliği içindeki konumu nedeniyle İdare Hukuku perspektifinden teorik olarak incelenmiştir. Devamında ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve buna bağlı ikincil mevzuatlar çerçevesince sahip olduğu denetim ve gözetim görevleri araştırılmış ve söz konusu yetkileri geçmişteki düzenlemeler ile karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. 6102 sayılı Kanun kapsamında Bakanlığa tanınan denetim ve gözetim görevleri Kanun içerisinde bir bütün olarak düzenlenmemesi ve bu kapsamdaki bazı hükümlerin açık uçlu olması nedeniyle çalışma kapsamında detaylı bir araştırma ve doktrin taramasını gerektirmiş olup tezin devamında Bakanlığın sahip olduğu denetim ve gözetim yetkisini kullanırken izlemesi gereken usuller belirtildikten sonra bu kapsamda tespit ettiği eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için alacağı tedbirler, başta fesih davası açma yetkisi olmak üzere inceleme altına alınmış olup söz konusu davaların nitelikleri ve usulüne ilişkin açıklamaların akabininde bu konudaki tartışmalı hususlara değinilerek çözüm önerileri sunulmuştur.
Risk merkezi faaliyetleri çerçevesinde müşteri sırrı ve bu sırrın korunması
Banka müşterilerine ait kişisel veriler Bankacılık Kanunu uyarınca gizli tutulmalı ve bu veriler yalnızca müşterilerinin açık rızası veya kanunun öngördüğü istisnai hallerde paylaşılmalıdır. BankK. m. 73, bu yükümlülüklerin ihlali durumunda cezaî yaptırımlar öngörürken, anayasal düzeyde bakıldığı taktirde özel hayatın korunması temel bir hak olarak güvence altına alınmıştır. KVKK da müşteri verilerini özel veri kabul ederek veri işleme ve paylaşmada rıza, ölçülülük, amaçla sınırlı olma gibi ilkelerini düzenlemiştir. Bu çerçevede TBB bünyesinde faaliyet gösteren Risk Merkezi, kredi ve borç bilgilerinin toplandığı, bankaların yanı sıra faktöring, finansman ve leasing şirketlerini de kapsayan bir kredi bilgi sistemi olarak faaliyet göstermektedir. Risk Merkezi, mikro düzeyde bireysel kredi riskinin ölçülmesinde, makro düzeyde ise finansal sistem istikrarının gözetilmesinde önemli bir rol üstlenmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde müşteri sırrı ve Risk Merkezi kavramları incelenmiş, ikinci bölümünde ise Risk Merkezi'nin işleyişinde karşılaşılan sorunlar ele alınmıştır. İlgili hükümler ve ulusal mevzuat çerçevesinde hukuka uygunluk durumu incelenmiş, ayrıca uluslararası kredi bilgi sistemleriyle karşılaştırılmalı analizler yapılmıştır. Son olarak eksikliklere ilişkin hukukî, teknolojik denetim mekanizmaları ve gelişmelere yönelik iyileştirme önerileri sunularak çalışma sonlandırılmıştır.
Markanın tescili
Sınai mülkiyet hakkı içerisinde yer alan marka, işletmelerin mal ve/veya hizmetlerini birbirinden ayırt etmeye yarayan işaret olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda marka, bir fikir ürünü olup gayri maddi mallar üzerinde kurulabilmektedir. Markanın işlevsel konumunun mahiyeti, korunması hususunu da aynı derecede önemli kılmaktadır. Markanın hukuken korunması, tescil ile mümkündür. Bu kapsamda ülkemizde tescil işlemi, ilgili işaretin ayırt edici ve sicilde gösterilebilir olmasına bağlıdır. İki kriteri de sağlayan her işaret, tescil edilebilmektedir. Her ne kadar markanın geniş bir korumadan yararlanması tescile bağlanmış ise de, marka sahiplerinin tescil zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla marka sahipleri, markalarını sicile tescil ettirmeksizin de kullanabilme imkânına sahiptir. Böyle bir durumda marka, Sınai Mülkiyet Kanunu çerçevesinde değil, Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabet hükümleri kapsamında korunmaktadır. Yani tescil edilmeyen markalar tamamen korunmasız bırakılmamakta, sadece koruma kapsamı daha dar olmaktadır. Markaların korunması, ülkesellik ilkesi doğrultusunda sadece tescilin gerçekleştirildiği ülke çapında olmaktadır. Bu ilke doğrultusunda, bir markanın Türkiye'de korunması, TÜRKPATENT nezdinde tescil edilmesine bağlıdır. Rüçhan hakkı ise, bu ilkenin bir istisnasını oluşturmaktadır. Buna göre, Paris Sözleşmesine üye ülkelerden birinde tescil edilen veya tescil için başvurusu yapılan bir marka, altı ay süreyle birliğe üye diğer ülkelerde de tescilde öncelik hakkına sahip olmaktadır. Ticaretin uluslararası alana yayılması, korumanın ülkesel çerçevede sınırlandırılması, marka ile ilgili uluslararası düzenlemelerin yapılması zorunluluğunu doğurmuştur. Bu kapsamda Paris Sözleşmesi, TRIPS, TLT, Nice Anlaşması, Viyana Anlaşması, Madrid Anlaşması ve markanın uluslararası tesciline ilişkin Madrid Protokolü gibi birçok düzenleme yapılmıştır. Türkiye ise, birçoğuna taraf olması sonucu iç mevzuatını bu hususta revize etmiştir. 2017 yılında SMK' nın kabulü ile birlikte marka hukuku, kapsamlı olarak düzenlenmiştir.
Özel sağlık sigortası sözleşmesi
Bu çalışmanın amacı, Türk Özel Sigorta Hukuku'nda önemli sigorta türlerinden biri olan özel sağlık sigorta sözleşmesinin incelenmesi ve temel esaslarının ortaya konmasıdır. Özel sağlık sigortası ile genel sağlık sigortası sistemine alternatif olarak kişilerin daha kaliteli şekilde hizmet alabilmeleri mümkün olmakta; sağlık harcamalarının finansmanının özel sigorta şirketleri ile paylaşılması yoluyla da devletin üzerindeki finansman yükü hafifletilmektedir. Özel sağlık sigortası sözleşmesi ilk defa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş ve Sigorta Hukuku kitabının İkinci Kısım İkinci Bölümünde yer alan "Can Sigortaları" başlığı altında madde 1511 ilâ 1519 arasında hastalık sigortaları ile aynı başlık altında hüküm altına alınmıştır. Bu sözleşme bir can sigortası türü olmaktan çok, pasif bir zarar sigortasıdır. Bu bakımdan TTK'da zarar sigortalarına ilişkin hükümlerin kıyasen özel sağlık sigortası sözleşmesine de uygulanacağının kabulü gerekir. Bu kapsamda her ne kadar özel sağlık sigortası sözleşmesi bakımından yasal düzenleme yapma gerekliliği bir nebze giderilmişse de düzenlenen hükümler birçok açıdan genel nitelikte kalmakta ve uygulamaya ışık tutmamaktadır. Sözleşmenin uygulanması bakımından ikincil mevzuat niteliğindeki Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik ve Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği ile bu eksiklik giderilmeye çalışılmış; ancak, bu defa da TTK'da düzenlenmesi gereken birçok hususun kanun yapma tekniğine aykırı olarak yönetmelik ile hüküm altına alındığı ve kimi hükümlerin sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliği taşıdığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda çalışmamızda özel sağlık sigortası sözleşmesi bakımından mevzuatta yer alan çelişkiler ve eksikliklerin ortaya konulması, doktrinde yer alan görüşler ve Yargıtay kararları doğrultusunda ihtilafların çözümüne yarayacak tespitlere yer verilmesi amaçlanmıştır.
Faktoring sözleşmesi
Teknolojinin, ekonominin, insan ilişkilerinin, iletişimin hızla gelişimi, beraberinde mal ve hizmet satışının temelini teşkil eden ticaretin gelişimini de getirmiş, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ticari hayatta varlıklarını sürdürebilmesi, onların malvarlıklarının likidite ile desteklenmesini zaruri kılmış, KOBİ sektörü pazar piyasalarında yaşanan büyük gelişmelere ayak uydurabilmek için yeni finansal araç arayışına gitmiştir. Bankaların ağır ayni ve şahsi teminat talepleri ve kredi süreci içerisindeki formaliteleri ile uğraşmak istemeyen, kısa vadeyle hizmet arzı veya mal satışı yapan firmalar, şiddetli likidite ihtiyaçlarını, ticari işletmelere cazip fırsatlar sunan faktoring müessesesi ile telafi etmeye, satışları dolayısıyla müşterilerinden olan alacaklarını faktoring şirketlerine satmaya başlamışlardır. Çalışmamız öğreti, uygulama ve içtihatlar zemininde irdelenen iki ana bölümden ve bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde, faktoring kavramı, faktoringin küresel ve ulusal çaptaki tarihsel açıdan gelişimi, işlevleri, türlerine ve benzer finansman teknikleri ile karşılaştırılmasına ilişkin; ikinci bölümde ise faktoring sözleşmesine, faktoring sözleşmesinin taraflarına, tartışmalı olan hukuki niteliğine, taraflarının hak ve yükümlülüklerine ve faktoring sözleşmelerinin sona ermesine ilişkin çalışma yürütülmüş sonuç bölümünde ise çalışmanın genelinde varılan sonuçlar birlikte sunulmuştur.
Anonim şirketlerde şirketler topluluğuna özgü uygulamalar ve hukuka aykırı müdahaleden doğan sorumluluk
Ticari hayatta birbiriyle bağlantısı bulunmayan teşebbüs ve şirketlerin; yatırım, işletme vb. pek çok maliyeti azaltıp daha çok gelir elde edebilmek ve büyüyebilmek için bir politika dâhilinde bir araya gelerek, bir organizasyon oluşturmalarına sık sık rastlanmaktaysa da 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu yasalaşıncaya kadar önceki ticaret kanunlarımızda bu yapılara ilişkin düzenlemelere yer verilmemekteydi. Zaman içerisinde, bu yapıların Türk medeni hukukunda ve şirketler hukukunda geçerli olan temel ilkelerin bir kısmından belli şekillerde ayrışması gerekliliği anlaşılmış ve ilk olarak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile "Şirketler Topluluğu" kavramı ve bu kavrama özgü düzenlemeler getirilmiştir. Şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler; Türk medeni hukukundaki ve şirketler hukukunda anonim şirketler için geçerli olan birtakım temel ilke ve kuralların; özellikle de sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin, şirketler topluluğunun mevcudiyeti hâlinde, bağlı şirketin alacaklıları, pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri için yeterli korumanın sağlanmasında yetersiz kaldıkları gerçeğinden hareketle, yalnızca hâkimiyet ilişkisinin varlığı hâlinde uygulanacak olan ve bir yandan imtiyaz bir yandan yükümlülük getiren özel düzenlemelerdir. Çalışmamız kapsamında, anonim şirketler bakımından şirketler topluluğunun temel kavramları, şirketler topluluğunun mevcudiyetinin temeli olan ve TTK m.195 hükmünde düzenlenen hâkimiyet araçları, şirketler topluluğuna özgü düzenlemelerin uygulanma alanı, şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı kararlaştırılan birtakım yapılar, Türk medeni hukuku ve şirketler hukukunda anonim şirketler için geçerli olan birtakım ilke, teori ve kuralların şirket topluluklarına uygulanma şekli, topluluk hâkiminin bağlı şirkete müdahalesi, topluluk hâkiminin bağlı şirketin kaybını denkleştirmesi ve en nihayetinde de topluluk hâkiminin müdahalesinden kaynaklı sorumluluğu ve bağlı şirket alacaklıları ile pay sahiplerinin talep hakları ayrıntılı şekilde incelenmiştir.
Rekabet Hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi ve özel hukuktan doğan sonuçları
Piyasa ekonomisini korumayı hedefleyen hukuk sistemleri, etkin bir rekabet ortamının sağlanması ve bu rekabet ortamının korunmasını amaçlamışlar ve bu amaçları doğrultusunda bazı düzenlemelere ihtiyaç duymuşlardır. Rekabet hukuku normları işte bu ihtiyaca cevap verir niteliktelerdir ve piyasa ekonomisi ve serbest rekabetin kabul bulduğu sistemlerde, sözü edilen etkin rekabet ortamının sağlanması amacına hizmet ederler. Rekabet normları etkin rekabeti, rekabete zarar verici hukuki işlem ve eylemlere karşı birtakım kamu ve özel hukuk yaptırımları öngörerek korurlar. Hem yabancı hukuk sistemleri hem de Türk Rekabet Hukuku düzenlemeleri, buna paralel olarak birtakım sonuçlar öngörmüştür. Rekabete zarar verecek nitelikteki işlemlerden bir tanesi de birleşme ve devralmalar, başka bir deyiş ile yoğunlaşmalardır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (RKHK) bu birleşme ve devralmaların zararlı etkilerini engellemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, birleşme ve devralmaların kontrolü ile ilgili düzenlemeler ve mahkeme kararları ve bu kontrol sistemi için öngörülen özel hukuktan doğan sonuçlar ve yaptırımlar incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde rekabet hukukunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi ve özel hukuk sonuçlarını ilgilendiren, Türk, ABD ve AB hukuk sistemleri içerisindeki düzenlemeler incelenmiş ve çalışmanın devamına ilişkin mevzuat mahkeme kararları ışığında tanıtılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Rekabet Kurulu tarafından çıkarılan tebliğler ve ilgili diğer düzenlemeler doğrultusunda birleşme ve devralmaların denetlenmesi sisteminin, özel hukuk sonuçlarını da ilgilendiren yönleri ile incelenmesi amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise birleşme ve devralmalara ilişkin normlara aykırılıktan doğan rekabet ihlallerinin yaptırımları incelenmiştir. Geçersizlik yaptırımı ve tazminat sorumluluğu incelendikten sonra, tazminat sorumluluğuna ilişkin tartışma ve tarafımızca savunulan görüşün de belirtilmesinin ardından çalışma neticelendirilmiştir.