Dr. Öğr. Üyesi Arzu Somay danışmanlığındaki tezler

13 tez · İstanbul Gelişim University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Felsefi sağaltım yaklaşımlarının gelişimsel ve önleyici psikoloji uygulamalarında kullanılması

GİRİŞ: Bu tez çalışmasının konusu felsefi sağaltım yaklaşımının, gelişimsel ve önleyici psikolojik hizmetler alanı ile bütünleştirilmesi ile ilgilidir. Alan yazında, felsefenin hapsolduğu akademik alandan çıkıp insanın yaşamına katılmasıyla felsefi sağaltımın sağlanabileceği ile ilgili ifadeler yer almaktadır. Carl Gustav Jung, birçok eserinde psikoterapiyi "felsefi doktorluk" olarak tanımlamış; felsefi bilgisi olmayan tıp doktorlarının psikoterapi uygulamaya uygun olmadıkları tezini savunmuştur. Literatür çalışmalarından tartışmaya sunulan sorular neticesinde felsefi danışmanlık her ne kadar felsefenin dilini kullanıyor olsa da gelişimsel ve önleyici hizmetler alanında da var olabilmesi için psikoloji biliminin dili ile de bütünleşmesi önemli görülmüştür. Psikolojinin ise, insanlığın savaşa düşmeden önce barışın sağlanması için uygulamalarında felsefi sağaltım süreçlerine yer vermesi önerilmiştir. Bu çalışma ile sağlıklı gelecek için özellikle okullarda her iki disiplinin birlikte aktif olabilmesinin önemini ortaya çıkarmak hedeflenmektedir. AMAÇ: Bütün bilimlere kaynaklık etmesi açısından, insana ve sorunlarına yaklaşımda temel disiplin olarak felsefenin yaklaşımlarına başvurmak, gelişimsel ve önleyici psikolojik uygulamalar bağlamında, insanının zihinsel, bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasında öncelikli bir ihtiyaç olarak ele alınmıştır. Bu anlamda kendi yolculuğunda bunalıma girmeden, hasta olmadan önce insanın kendisini tanımasına ve mutluluk için felsefi sağaltımla tanışmasına ve yaşamında bu öğretileri uygulamaya geçirmesine gereksinimi vardır. Araştırmanın amacı felsefi sağaltımın gelişimsel ve önleyici hizmetler bağlamında nasıl ele alınacağı sorusuna cevap bulmaktır. Alt problemler: 1. Felsefi sağaltımla gelişimsel ve önleyici psikolojik hizmetler arasında bir ilişki var mıdır? 2. Felsefi sağaltım insanın yaşamında hangi aşamada var olmalıdır? 3. Okullarda çocuklar felsefi sağaltımla hangi kademede tanıştırılmalıdır? Ders olarak müfredatta olmalı mıdır? YÖNTEM: Bu tez çalışmasında felsefi sağaltımla ilgili betimsel ve deneysel çalışmalar incelenmiş, sağaltım çalışmalarının ne amaçla ve nasıl kullanılmış olduğu örnekler verilerek açıklanmıştır. Gelişimsel ve önleyici psikolojik hizmetlerin ruh sağlığı alanındaki yeri araştırılmıştır. Özellikle okullardaki uygulamaların, literatür çalışmalarıyla değerlendirilip, kuramsal ve kavramsal çerçeve içerisinde felsefi sağaltımın düşünceden duygulara doğru yolculuğunda psikoloji biliminin içinde ne kadar var olduğu, sağaltımın nasıl mümkün olacağı niteliksel araştırma modeline göre araştırılmıştır. Bu çerçevede alan yazından yararlanılmıştır; niteliksel araştırma modeli ile amaçlı örnekler oluşturma yaklaşımı ile belirlenmiş tipik yazınlar bir araya getirilmiştir. Felsefi sağaltımı ve danışmanlığı betimleyen tipik dokümanlardan oluşan örneklem üzerinde içerik analizi yapılmıştır. Felsefi sağaltımın gelişimsel ve psikolojik hizmetler alanında yapılan çalışmalara ne ölçüde katkısının olabileceği, yapılan araştırmalar doğrultusunda tartışmaya sunulmuştur. TARTIŞMA VE SONUÇ Bu çalışmada insanın gelişim dönemleri göz önünde bulundurularak okullarda öğrencinin daha küçük yaşlardan felsefi sağaltımın özgürleştirici, eleştirel bakabilme, sorgulayıcı, muhakeme edebilme, çıkarımda bulunabilme özelliklerinden yararlanarak doğru düşünebilme gücünün temelinin atılabileceği yönünde bilgilere ulaşılmıştır. Felsefi sağaltım ile çocuklarda sağlıklı düşünme, yaşamın getirdiği zorluklarla mücadele etme, sağlıklı davranışsal stratejiler kullanma, etik değerler doğrultusunda toplumda yer edinme, insanlığa bir değer kazandırma becerilerini geliştirmek mümkündür. Bu alanda yapılan çalışmalar, felsefi sağaltımın yöntemleriyle donanmış insanın kendini gerçekleştirme yolunda karşısına çıkan engelleri nasıl aşacağına, zorluklara ve kayıplara uğrasa bile yeni bir ben yaratarak daha güçlü olabileceğine işaret etmektedir. Her türlü psikolojik ve sosyal sıkıntının düşünce hatalarından çıktığına vurgu yapıldığında, bir insan birçok felsefi sağaltım yaklaşımı sayesinde patoloji geliştirmekten korunabilir. Felsefi sağaltım okullara gelişim dönemi göz önüne alınarak okul öncesi kademeden başlayarak orta öğretim de dahil olmak üzere müfredata alınmalıdır. Gelişim dönemlerine uygun düşünme eğitimi, çocuklarla felsefe ve gençlerle felsefe ve sağaltım, zorunlu ders olarak verilmelidir. Okullarımızda psikolojik destek uygulamaları, bu yaklaşımlarla daha etkili ve işlevsel hale getirilmelidir. Böylece geleceğe daha sağlıklı düşünen bireyler yetiştirilmesi söz konusu olabilir. Her türlü derste kendini daha iyi değerlendiren, bilen ve gerçekleştiren nesiller geleceğe de olumlu biçimde yön verebileceklerdir. Yeni nesil insanlığın sağlığı ve huzuru için felsefi yaklaşımın eğitim sistemi ile bütünleştirilmesi değerli ve öncelikli görünmektedir.

Füsün Oruç
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın sosyal medya kullanıcılarında, estetik işlem yaptırma algısı ile sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada, kadın sosyal medya kullanıcılarında estetik işlem yaptırma algısı ile sosyal görünüş kaygısı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı incelenmiştir. Önceki çalışmalar, bireylerde olumsuz etkilerin, çeşitli medya araçlarını kullanarak harcanan zaman ve sosyal medyanın problemli kullanımıyla da güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu göstermiştir. Buna göre sosyal medyada zaman geçiren kadınlar, bu platformlarda takip ettikleri ünlüler, fenomenler ya da hemcinsleri tarafından teşvik edilen kusursuz beden görüntüsüne sürekli maruz kaldığında, sosyal çevre, sosyo-ekonomik durum, eğitim durumu gibi bazı demografik özellikler bağlamında, estetik işlem yaptırma algısı ve sosyal görünüş kaygısının ne düzeyde etkilendiği incelenmiştir. Yöntem: Araştırma grubu 18 yaş ve üzeri sosyal medya kullanan 562 kadından oluşmuştur. Bu araştırmada kullanılan ölçekler "Sosyal Medyada Estetik İşlem Yaptırma Algısı Ölçeği'', "Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği" ile araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel (Demografik) Bilgi Formu" online olarak uygulanmıştır. Araştırmada anket yöntemine dayanan ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Sosyal görünüş kaygısı bağımsız, estetik işlem yaptırma algısı bağımlı değişken olarak belirlenmiştir. Kadın sosyal medya kullanıcılarında estetik işlem yaptırma algısı ile sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişki düzeyleri belirlenmiş olup yöntem bölümünde konuyla ilgili detaylı bilgi verilmiştir. Elde edilen verilerin istatistik analizi "Statistical Package For The Social Sciences" (SPSS) 25 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi kabul edilmiştir. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda, sosyal medya kullanan kadınlarda, sosyal görünüş kaygısı ve estetik işlem yaptırma algısı arasındaki neden sonuç ilişkisindeki regresyon analizi anlamlı bulunmuştur. Estetik İşlem Yaptırma Algısı düzeyindeki toplam değişim %17,9 oranında sosyal görünüş kaygısı tarafından açıklanmaktadır (R2=0,179). Sosyal Görünüş Kaygısı estetik işlem yaptırma algısı düzeyini arttırmaktadır. Sosyal Görünüş Kaygısı puanlarının tanımlayıcı özelliklere göre karşılaştırılmasına bakıldığında yaş, medeni durum, çalışma durumu, çocuk sahipliği gibi demografik değişkenlere göre anlamlı farklılık olduğu, eğitim durumu, gelir düzeyi, sosyal medyada geçirilen süre gibi değişkenlere göre anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Estetik İşlem Yaptırma Algısı ihtiyaç puanlarının tanımlayıcı özelliklere göre karşılaştırılmasına bakıldığında yaş, sosyal medyada geçirilen süre, medeni durum, çalışma durumu, çocuk sahipliği, gelir düzeyi, estetik girişimleri takip etme durumu gibi demografik değişkenlere göre anlamlı farklılık olduğu, eğitim düzeyi değişkenine göre anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Sonuçlar: Araştırma sonucunda, sosyal medya kullanan kadınlarda, sosyal görünüş kaygısı ve estetik işlem yaptırma algısı arasındaki neden sonuç ilişkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Estetik İşlem Yaptırma Algısı düzeyindeki toplam değişim %17,9 oranında sosyal görünüş kaygısı tarafından açıklanmaktadır. Sosyal Görünüş Kaygısı estetik işlem yaptırma algısı düzeyini arttırmaktadır. Estetik İşlem Yaptırma Algısı Ölçeğinin alt boyutlarının demografik değişkenler ile yapılan analizinde, tutarlı ve anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.

EstetikEstetik algıEstetik kaygı+4
Güneş Gözek
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

LGBT bireylerin bazı demografik özellikler açısından umut, kaygı ve mutluluk durumlarının incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada LGBT bireylerin bazı demografik özellikler açısından umut, kaygı ve mutluluk durumlarının incelenmesi ve istatistiksel olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Umudu, kaygıyı ve mutluluğu etkileyen; cinsiyet, yaş, eğitim, cinsel eğilim ve kimlik, ilişki durumları, sosyal çevre ve statü, sosyo-ekonomik durum, ebeveyn tutumları gibi bazı demografik özellikler bağlamında, LGBT bireylerde umut, kaygı ve mutluluk puanları incelenmiştir. Yöntem: Araştırma grubu İstanbul ilinde ikamet eden on sekiz yaş ve üzeri 103 gönüllü LGBT bireylerinden oluşmuştur. Bu araştırmada kullanılan ölçekler "Oxford Mutluluk Ölçeği'', "Beck Umutsuzluk Ölçeği", "Beck Anksiyete Ölçeği", "Lezbiyen Gey Biseksüel Kimlik Ölçeği" ile araştırmacı tarafından hazırlanan "LGBT Kişisel Bilgi Formu" ve "Heteroseksüel Kişisel Bilgi Formu" yüz yüze olarak uygulanmıştır. LGBT ve Heteroseksüel bireylerin umut, anksiyete ve mutluluk durumlarının karşılaştırılması yapılmış olup yöntem bölümünde de konuyla ilgili detaylı bilgi verilmiştir. Elde edilen verilerin istatistik analizi yapılırken "Statistical Package For The Social Sciences" (SPSS) 25 paket programı kullanılmış ve analiz edilmiştir. Veri analizlerinde güven aralığı olan %95 düzeyine göre yapılmıştır. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi kabul edilmiştir. Analizlerde "T-testi, Mann-Whitney U Testi, Anova Analiz, Kruskal Wallis H Testi ve Spearman's Korelasyon Analizi" kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan analizler neticesinde LGBT bireylerin umut, kaygı ve mutluluk durumlarında ilişki durumları, eğitim durumları, geleceğe bakış açıları ve sosyal dışlanma durumları gibi bazı demografik değişkenlere göre anlamlı farklılık olduğu, medeni durumları, psikolojik destek alma durumları, sahte evlilik yapma gibi bazı değişkenlere göre anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. LGB bireylerine uygulanan LGB Kimlik Ölçeği alt boyutlarına göre yine cinsel yönelimleri, ilişki durumları, eğitim ve gelir düzeyleri gibi bazı demografik değişkenlerde anlamlı farklılık olduğu, yaşam biçimleri ve aile yaklaşımı gibi bazı değişkenlerde ise anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Bazı demografik özelliklere göre hem umutsuzluk, anksiyete ve mutluluk düzeylerinde farklılaşma olduğu gibi bazı değişkenlerde ise sadece mutluluk, anksiyete ve umutsuzluğun farklılaştığı ve/veya farklılaşmadığı görülmüştür. LGBT ve heteroseksüel bireylerin karşılaştırma analizinde mutluluk düzeylerinde anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Umutsuzluk ve anksiyete durumlarında ise anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Sonuçlar: Araştırma sonucunda LGBT bireylerin ilişki durumları, yaşam biçimleri, aile yaklaşımları, geleceğe dair plan yapmaları, psikolojik destek almayı düşünmeleri ve hormon tedevisi görme durumları gibi değişkenlerde umutsuzluk, anksiyete ve mutluluk düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Lezbiyen Gey Biseksüel Kimlik Ölçeğinin alt boyutlarının demografik değişkenler ile yapılan analizlerde ise sorulan demografik soruların alt boyutlar ile tutarlı ve anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Yapılan görüşmeler sonucunda, LGBT bireylerin demografik sorulara verdikleri cevaplar ile umutsuzluk, anksiyete ve mutluluk düzeylerinin birbiri ile bağlantılı olduğu sonucuna varılmıştır. Korelasyon analizinde umut, kaygı ve mutluluk durumları arasında negatif ve pozitif ilişkiler görülmüştür.

Cinsiyet değişimiCinsiyet rolleriDemografik özellikler+5
Mehmet Buğra Burak Gürkan
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yöneticilerin psikolojik niteliklerinin Mevlana Celâleddîn-i Rûmî ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî bakış açıları ile Allah esmaları bağlamında değerlendirilmesi

İnsanların öz varlığını anlama, kendini ve çevresini anlamlandırma çabası, doğasını bilmek isteme ve kendileşmesi süreci hem psikoloji hem de din bilimlerinin konularını oluşturmaktadır. İnsanın kendisine ait olan değerleri keşfetmesi ve yaşaması varoluş ile ilgili bir olgudur. Kişi, doğduğu andan itibaren yaşadığı dünyaya yabancılık çekmemek adına içinde varolduğu deneyimlerle öğrenmeye başlar. Jung'un arketipleri ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin Â'yân-ı Sâbite'si ve dahi Rumi'nin eserleri bunları derinlemesine ele alır. Bunun yanı sıra, insan iç dünyasında söz konusu olan gizil imgeler ile dış dünya tarafından tanınır ve dış dünyayı öğrenir. Psikoloji biliminde yapılan çalışmalar bağlamında, "teolojiyle olan yakınlık ile bilinen Jung", analitik psikolojinin temelini oluşturan ortak bilinçdışı ve arketipler kuramını, İslam dünyasında, konuyu yüzyıllar öncesinde, ilahi boyutta ele almış olan Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin Â'yân-ı Sâbite'si ile değerlendirmiştir. Dolayısıyla, insanın psikolojik niteliklerini ve dahi yönetici özelliklerini bu bağlamda ele almak oldukça önemlidir. İnsan ruhunu ve mesleklerin doğalarını "olması gereken bağlamında" eşsiz ve son kitap olan "Kur'ân-ı Kerîm" aracılığıyla ele almak mümkündür. Ayrıca, ömrünü bu kitaptaki mesajları deşifre etmeye ve "İslâm düşüncesinde sezginin bir çeşidi olarak ifade edilen ilham yoluyla elde ettiği" Allah'tan gelen hakikatleri yaymaya adamış Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî bakış açılarıyla incelemek doğru kanaldan önemli bilgiler sağlayabilecektir. Her bir meslek, insanlık ve toplumlar için oldukça önem arz etmekle beraber, insanlığın varoluşundan beri olan "yönetim" bağlamında konuyu ele alıp, kültüre dayalı psikoloji akımını temele alarak, insan ve yönetici niteliklerini yaradandan insana yansıyan isimler ve sıfatlar noktasında işlemek, alana yeni ve önemli bakış açıları kazandırabilecektir. Zira, daha önce yapılmış çalışmalarda böyle bir esere rastlanmamıştır. Bu tez benzer çalışmalar için öncü olması bakımından oldukça önemli görülmektedir. İnsanlar, her zaman müte'âl/aşkın olan Yüce Yaratıcı'ya inanma, O'na sığınma ihtiyacı duymuştur. Farklı coğrafyalarda ve farklı zamanlarda inanç sistemlerinin var olması, bu gerçeği ispatlar niteliktedir. Bunun yanı sıra, bir yaratıcıya inanma ihtiyacına sahip olan insanlar, bu yüceliği aynı zamanda tanıma ihtiyacı da duymuşlardır. Zira bir varlığa inanmak, onu açıklamayı gerektirir. O halde bilinmesi gereken ilk şey, her şeyin yaratıcısı olan Allah'ın bilgisidir. İslam düşüncesindeki yaygın anlayışa göre Allah, isim ve sıfatlarıyla bilinebilir. Kur'ân-ı Kerîm'e bakıldığında; Kur'ân-ı Kerîm'in Allah'ı farklı isim ve sıfatlarla insanlara tanıttığı ve bu sıfatları "el-Esmâü'l-hüsnâ" (El-esma El-hüsna) olarak isimlendirdiği görülür. el-Esmâü'l-hüsnâ terkibi, ismin çoğulu olan "esmâ" ile, "güzel", "en güzel" anlamındaki "hüsnâ" kelimelerinden oluşmuş olup, Allah'a ait tüm isimleri ifâde etmek üzere "en güzel isimler" anlamına gelmektedir. Esmâü'l-hüsnâ, Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın kutsi huzuruna layık olan isimleri olarak ifade etmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de çokça yer alan Esmâü'l-hüsnâ, zât-ı ilâhîyi niteleyen ve tanıtan vasıflardır. Hakikaten Kur'ân-ı Kerîm'in temel konusu insanlar olsa da Kur'ân-ı Kerîm'de sıkça geçen kavram ve isimlerden biri de Allah kavramıdır. Dolayısıyla Kur'ân-ı Kerîm içerisinde yer alan tüm konular, Allah merkezli bir ifâde örgüsü içerisindedir. İslamî kültürde yer alan Esmâü'l-hüsnâ'yı anlamak, tanımak ve tanımlamak oldukça önemlidir. Mü'minler, kendilerini yaratana bu isimler ve sıfatlar çerçevesi ile inanmaktadırlar. Seyr-u sülük (tasavvuf yolculuğu ya da manevi yolculuk) şekilleri Esmâü'l-hüsnâ'ya binaen belirlenmiştir. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî'nin eserlerinde olan konular her daim Allah'ın güzel isimleri çerçevesi içerisinde işlenmiş ve bu isimler çerçevesince değerlendirilmiştir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, tüm sufilerin yaptığı gibi, hayata Esmâü'l-hüsnâ penceresi ile bakmaktadır. Eserlerinde bazen Allah'ın güzel isimlerinin açıklamaları yapılmakta olup bazen de bu isimlerin eşya ve olaylar üzerindeki etkisi ele alınmaktadır. Muhyiddin İbnü'l-Arabî ise eserlerinde varlık mertebeleri ve menzilleri bağlamında Esmâü'l-hüsnâ'yı incelemiştir. Bu mertebeleri, isimleri ve insan ilişkilerini irdelemiş olan Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin düşünceleri içerisinde, Allah ve insan-âlem irtibatı vardır. Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin, Şeyh-i Ekber unvanını hak etmesinin esas nedenleri arasında; İslam akidesinin temeli olan Allah-insan irtibatını, insanlık mirasını ve düşüncelerini dikkate alması ve tüm bunları evrensel bir bakış açısı ile ortaya koyması sayılabilir. Kur'ân-ı Kerîm ise insanı, kendi nefsi ve yaradılışı ile ilgili düşünmeye teşvik etmekte ve aynı zamanda, bugün bazıları bilim olarak anılan ilimleri araştırmaya sevk etmektedir. Bu çalışmada, yöneticilerin psikolojik niteliklerinin Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî bakış açılarıyla Allah esmaları bağlamında ele alınması amaçlanmıştır. Kültüre dayalı psikoloji akımı bağlamında; insanların, Allah'ın isimleri ile ifade edilmesinden hareketle Esmâü'l-hüsnâ'nın "yönetici" kişilerin özelliklerine yansıması Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin bakış açılarıyla örülmüştür.

Esma-i HüsnaMevlana Celaleddin-i RumiMuhyiddin İbnü`l-Arabi+4
Okyanus Işık Seda Yılmaz
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikolojik destek almaya karar veren bireylerde çocukluk çağı travmaları ve algılanan sosyal desteğin incelenmesi

Travmatik deneyim bireyin kendisine dair algısını, dünyaya dair görüşlerini, fiziksel ve ruhsal sağlığını etkileyen bu etkinin uzun süreye yaydığı sorunlara sebep olmaktadır (Ruppert, 2014). Bu bağlamda sosyal destek, hayatımız içinde meydana gelen krizlere karşı yanıt olarak oluşan olumlu yönde değişmeleri ve yaşantıları daha iyi anlayabilmek için önemli bir unsur olarak görülmektedir. Travma ile sosyal destek ilişkisinin bilinmesi bireylerin psikolojik gelişimine katkı sağlanması açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmaları ile algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Bu çalışmada çocukluk çağı travmaları ile algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla 50 kişi ile çalışılmıştır. Çalışmada Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Çok Boyutlu Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Kullanılan ölçme aracı ile elde edilen veriler, alt amaçlara uygun istatistiksel teknikler ile analiz edilmiştir. Katılımcılara uygulanmış olan ölçekler, SPSS 21Windows paket programı kullanılarak istatistiksel işlemlere devam edilmiştir. Duygusal istismar ile aileden alınan destek arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r= -.629, p<.01). Fiziksel istismar ile aileden alınan destek arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r= -.486, p<.01).Cinsel istismar ile aileden alınan destek arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur(r= -.486, p<.01).Fiziksel ihmal ile aileden alınan destek arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur(r= .506, p<.01).Duygusal ihmal ile aileden alınan destek arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur(r= .547, p<.01).Çocukluk çağı travmaları ile sosyal destek arasında ilişki bulunmuştur.

Algılanan sosyal destekPsikolojik destekPsikoterapi+5
Meriç Erkılınç
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yunus Emre'nin şiirlerinin Pitirim Aleksandroviç Sorokin'in özgecilik teorisi bağlamında incelenmesi

İnsanı, insan duygularını, düşüncelerini, neden ve nasıl değiştiğini inceleyen sosyal psikolojinin önemli kavramlarından birisi de özgecilik kavramıdır. Özgecilik başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgememe durumudur. İnsanda sevgi; özgecilik ve yaratıcılık potansiyelini yükseltebilecek metotları keşfetmeyi amaçlayan sosyolog P.A. Sorokin'e göre varılması gereken yöntem daha ne kadar özgeci olabilmek gayesi taşımaktır. İnsan zihni; ideaları, inançları, zevkleri, ahlak ve estetik değerleri kapsamaktadır. Tinsel olgular, insan kişiliğinde en etkili olguları oluşturmaktadır. Bu noktada insan kendi benliğini ikinci plana atıp, başkalarının iyiliğini ön plana alma noktasında en etkili olgu olmuştur. On üçüncü yüzyılın ikinci çeyreği ile on dördüncü yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu'da yaşayan ve dünyaca bilinen mutasavvıf ve şair olan Yunus Emre şiirlerinde; barış dostluk, birlik, beraberlik, nefsine hâkim olma, yardımseverlik, kötülükten uzak durmak ve iyiye yakın olmak gibi konuları ele almıştır. Bu çalışmada ilk olarak Yunus Emre'nin şiirleri Sorokin'in özgecilik teorimi açısından ele alınmıştır. Bu tez çalışmasında psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyolojinin kuramsal ve uygulama alanına bulunduğu katkılar tespit edilmiştir. Bu araştırma nitel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülmüş bir çalışmadır ve doküman incelemesi tekniği çerçevesinde elde edilen veriler içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Yunus Emre'nin Divan'ı ve Risâletü'n-Nushiyye isimli mesnevisindeki şiirlerinin evrensel boyutlarına ulaşılarak Sorokin'in özgecilik teorisine ve özgecilik manasına ne kadar uyumlu olduğu bu tez kapsamında tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yunus Emre, Psikoloji, Sosyal Psikoloji, Özgecilik, P. A. Sorokin.

PsikolojiSorokin, Pitirim AleksandroviçSosyal psikoloji+4
Yakar Almacak
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımı ile narsistik eğilimler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Sosyal medya kullanımı ile narsisizm arasındaki ilişki, ilk sosyal medya sitelerinin çıkmasının ardından araştırmalara konu olmuştur. Yapılan araştırmalarda sosyal medya kullanımının bir taraftan narsisizme diğer taraftan da narsisizme sebep olabileceği ve iki durum arasında potansiyel karşılıklı etkileşimle sosyaL medya kullanımının artabileceği gösterilmiştir. Günümüzde sosyal medyada narsisizm teşvik edilmektedir. Sosyal medyanın narsistik ihtiyaçları karşılamak için ideal bir ortam olduğu ve narsistik davranışların ödüllendirildiği gözlemlenmiştir. Kişinin gerçek yaşamındaki narsistik tutum ve davranışlar sosyal medyadaki davranışlara da yansımakta ve narsistik düzeyleri daha da artmaktadır. Sonuç olarak aktif sosyal medya kullanıcı sayısı arttıkça sosyal medya sitelerine ve narsisizme olan ilgi de artmaktadır. Pek çok insan sosyal medyayı diğer kullanıcılarla iletişim için kullansa da yapılan bu araştırmada da sosyal medya kullanımıyla narsisizm arasında pozitif yönlü bir korelasyon olduğu saptanmıştır.

BağımlılıkNarsisizmSosyal medya+5
Münevver Hüsna Uzun
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID 19 salgını sürecinde evden çalışan ve iş yerlerinde çalışan evli bireylerde dayanıklılık, evlilik uyumu ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmada, COVID 19 pandemi sürecinde çalışan evli bireylerin anksiyete, evlilik uyumu ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma kapsamında, 667 katılımcıya Sosyodemografik Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Evlilik Uyumu Ölçeği ve Yetişkin Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada, sosyo-demografik ve COVID 19 pandemi sürecindeki çalışma koşullarına ilişkin değişkenler bakımından anksiyete, evlilik uyumu ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca, anksiyete, evlilik uyumu ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişki ve anksiyete düzeyinin yordayıcı değişkenleri incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik süresi COVID 19 pandemisinde ücretsiz izne ayrılma ve maaşı kesilen katılımcılarda anksiyete, evlilik uyumu ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin anlamlı farklılıklar gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların anksiyete, evlilik uyumu ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişki ele alındığında ise, anksiyetenin evlilik uyumu ve psikolojik dayanıklılık düzeyleriyle negative yönlü ve anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur. Aynı şekilde, katılımcıların evlilik uyumu puanlarının psikolojik dayanıklılık toplam ve alt boyut puanlarıyla pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anksiyete düzeylerinin yordayıcıları incelendiğinde ise, daha genç katılımcıların, kadınların, evlilik uyumu ve kendilik algısı düzeyleri düşük olan katılımcıların anksiyete düzeylerinin yüksek oluşunu öngördüğü sonucu elde edilmiştir. Araştırma bulguları, günümüzde COVID 19 salgını ile değişen koşulların kişilerin iş ve aile yaşamları üzerindeki etkilerinin neler olabileceğini ve psikolojik belirti olarak salgın sürecinde anksiyete düzeylerinin anlaşılması açısından güncel veriler sunmaktadır. COVID 19 salgını ve ruh sağlığı konularında yapılacak diğer araştırmaların bu çalışmada elde edilen bulgulardan yola çıkarak destekleyici bulgular elde edebileceği düşünülmektedir.

AnksiyeteCOVID 19Evde çalışanlar+6
Görkem Arı
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynlerin evlilikte problem çözme becerileri ile öz-anlayış özelliklerinin bazı sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi

Bu çalışmada ebeveynlerin evlilikte problem çözme becerileri ile öz-anlayış özellikleri bazı sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmiş ve bu değişkenlerden hareketle ebeveynlerin evlilikte problem becerileri ile öz-anlayış özellikleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul ili Küçükçekmece ilçesinde yaşayan Özel Halkalı Küçük Şeyler anaokulunda çocuğu eğitim gören 110 ebeveyn katılım sağlamıştır. Araştırmaya katılan ebeveynler 21 yaş ve 45 yaş üzeri aralığındadır. Araştırmada verileri toplarken araştırmaya katılanların demografik özelliklerini (cinsiyet, yaş, şuanki medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, evlilik süreleri, kaç çocuk sahibi oldukları) belirlemek amacıyla "Sosyo-demografik Bilgi Formu", evlilikte problem çözme puanlarını belirlemek amacıyla "Evlilikte Problem Çözme Ölçeği", Öz-Anlayış düzeylerini belirlemek amacıyla da "Öz-Anlayış Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı (SPSS 25) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda; ebeveynlerin evlilikte problem çözme ve öz-anlayışları arasında istatistiksel ve pozitif olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin evlilikte problem çözme puanları arttıkça öz-anlayış puanları da arttığı belirlenmiştir. Ayrıca; ebeveynlerin evlilikte problem çözme becerilerinin ve öz-anlayış özelliklerinin kadınların erkeklerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu, öz-anlayış özelliklerinin yaş değişkenine göre anlamlı farklılık gösterdiği ve 36-45 yaş arası katılımcıların öz-anlayış puanlarını daha yüksek olduğu, öz-anlayış düzeylerinin medeni durum değişkenine göre anlamlı farklılık gösterdiği ve evli katılımcıların ayrı yaşayan katılımcılara göre öz-anlayış puanlarının daha yüksek olduğu, üç ve daha fazla çocuk sahibi olan katılımcıların tek çocuk sahibi olan katılımcılara göre evlilikte problem çözme beceri puanlarının daha yüksek olduğu sonuçları elde edilmiştir.

EbeveynlerEvli çiftlerEvlilik+5
Nurşah Şekerli
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medya kullanımının yalnızlık algısına olan etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, ülkemizdeki bireylerde sosyal medya kullanımın, yalnızlık üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Günümüz bireylerinin, önceki nesillere göre internet ve sosyal medya kullanımının daha fazla olduğu düşünüldüğünde, yaşanabilecek olumsuz durumların araştırılarak ortaya konması bu alanda fayda sağlamaktadır. Bilinçsiz kullanım sonucu günümüzde yeni olarak ortaya çıkmaya başlayan sosyal medya bağımlılığı; bireyin sosyal medya kullanmaya karşı duyduğu isteği bastıramaması ve engelleyememesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal medya kullanımı aşırı olan bireyler fiziksel ve psikolojik zarar görebilmekte ve gündelik yaşantıları sıkıntıya girmekte ve bireyler bu durumda bile sosyal medya kullanımına son vermemektedir. Bu zararların arasında kişinin toplumsal yaşamı ile bağının kopmasına neden olan yalnızlık duygusunun yaşanması yer almaktadır. Araştırma grubunu Denizli İli Pamukkale İlçesi Cerrahi Hastanesi çalışanları oluşturmaktadır. Araştırmada sosyal medya bağımlılığı Şahin ve Yağcı (2017) "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği- Yetişkin Formu değerlendirilmiştir. Yalnızlık ise; Dan ve arkadaşları tarafından (1978) geliştirilen ve Demir (1989) tarafından Türkçeye adapte edilen "U.C.L.A. Yalnızlık Ölçeği" ile ölçülmüştür. Sonuçlara göre; cinsiyet, yaş ve eğitim seviyesi bağlamında yalnızlık açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. 15-19 yaş ve 20-24 yaş grubundaki katılımcıların 25-29 yaş grubuna göre sosyal medya bağımlığının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Ön lisans-lisans mezunlarının, lisansüstü ve lise mezunlarına göre sosyal medya bağımlılığının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. 2000tl'den az geliri olanların, 6000tl'den fazla geliri olanlara göre ise yalnızlık düzeyinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Yalnızlık ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde sosyal medya bağımlılığı arttığında kısmen yalnızlığında da arttığı belirlenmiştir. Ayrıca bir birimlik sosyal medya bağımlılığındaki artışın, yalnızlık düzeyi üzerinde kısmi düzeyde bir artışa neden olacağı saptanmıştır.

BağımlılıkSosyal medyaYalnızlık+4
Ecrin Zeybek
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı travmaları ile erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı travmaları ile erken dönem uyumsuz şemaları ve sosyodemografik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaç çerçevesinde üniversite öğrencilerinden ölçek seti aracılığıyla toplanan veriler analiz edilmiş ve çalışma bulguları saptanmıştır. Çalışmaya araştırma grubu olarak 2020 yılında İstanbul ilinde yaşamını sürdüren 62 erkek ve 198 kadın olmak üzere toplamda 260 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak demografik özellikleri belirlemek amacıyla çalışmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği ve Çocukluk Çağı Travma Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları online olarak katılımcılara sunulmuş ve katılımcıların doldurup tekrar çalışmacıya göndermeleri yoluyla veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı aracılığıyla analiz edilmiş ve çalışma sonuçları edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda şu sonuçlar elde edilmiştir: Çocukluk çağı travmalarından duygusal istismar ile duygusal yoksunluk, terk edilme, sosyal izolasyon, kusurluluk, bağımlılık, dayanıksızlık, başarısızlık, yetersiz özdenetim, onay arayıcılık, karamsarlık, duyguları bastırma, yüksek standartlar ve cezalandırıcılık şemaları arasında orta seviyede pozitif ilişki vardır. Fiziksel istismar ile duygusal yoksunluk, terk edilme, sosyal izolasyon ve başarısızlık arasında orta seviye pozitif ilişki bulunmaktadır. Cinsel istismar ile duygusal yoksunluk, terk edilme, sosyal izolasyon, kusurluluk, bağımlılık, dayanıksızlık, başarısızlık ve cezalandırıcılık arasında orta düzeyde pozitifi ilişki olduğu saptanmıştır. Fiziksel ihmal ve duygusal yoksunluk, terk edilme, sosyal izolasyon, kusurluluk, arasında orta seviye pozitif ilişki vardır. Duygusal ihmal ve duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon, arasında orta seviye pozitif ilişki vardır. Elde edilen diğer tüm sonuçlar çalışmanın bulgular bölümünde sunulmuştur.

Erken dönem uyum bozucu şemalarSosyodemografik özelliklerÇocukluk çağı travmaları+3
Burcu Balbaba
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin aile içi şiddete yönelik tutumları ile öfke ifade tarzı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Gençlik araştırmaları, özellikle Türkiye gibi oldukça büyük ve genç nüfusa sahip, gelişmekte olan her ülke açısından daha da önem kazanmaktadır. Konuya bu açıdan bakıldığında gençliği araştıran, gençlik sorunları üzerinde duran, özellikle gençlik ve şiddet ile ilgilenen bilimsel araştırmaların, ülkemiz için önemi daha anlaşılır hale gelmektedir. Bu çalışmada son zamanlarda çok fazla yaygınlık gösteren ve dikkat çeken aile içi şiddete yönelik tutumlar konusunun üniversite öğrencileri üzerinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda üniversitede eğitim gören gençlere anket çalışması uygulanarak şiddetin sadece fiziksel şiddetle sınırlı kalıp kalmadığı ayrıca ekonomik, duygusal, sözel ve cinsel şiddetin de var olup olmadığı incelenecektir. Geleceğin anne babaları olacak gençlerin şiddet karşısında takındıkları tutumları, onların ilerleyen süreçte eşlerine ya da çocuklarına şiddet uygulayıp uygulamayacakları konusunda davranışlarını etkileyebileceğinden, gençlerin görüşleri tespit edilecek ve öfkelerini ifade ediş biçimleri ile aile içi şiddete yönelik görüşleri incelenecektir. Böylelikle bu tez çalışmasının gelecekte yapılacak şiddetin azaltılabilmesi ile ilgili teorik ve uygulamalı çalışmalara ışık tutması düşünülmektedir. Araştırma grubu, İstanbul Gelişim Üniversitesi, İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Psikoloji Bölümü 1, 2, 3 ve 4. sınıf öğrencisi olup gönüllü olarak çalışmaya katılan kişilerden oluşmaktadır. Araştırma grubunu, 2019-2020 yılları arasında eğitim ve öğretimine devam eden İktisadi İdari Ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji bölümü 1, 2, 3 ve 4. Sınıf öğrencilerinden rastgele ve gönüllülük esasına göre seçilen 200 lisans öğrencisi oluşturacaktır. Bu araştırma için veriler uygulanan anketler aracılığı ile toplanmıştır. Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin, araştırmada kullanılacak olan Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği' ni ve Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği' ni içten ve doğru cevapladıkları varsayımından hareket edilmiştir. Sonuç olarak araştırma bulguları Birinci sınıf öğrencilerinin öfkeyi içselleştirme düzeyleri dördüncü sınıf öğrencilerinden daha fazla olduğunu ve erkeklerin şiddeti olağanlaştırma, şiddeti genelleştirme ve şiddeti saklama düzeyleri kadınlardan daha fazla olduğuna işaret etmektedir.

AileAile içi şiddetGençler+5
Gülşah Kılınç
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlik dönemindeki öğrencilerin internet bağımlılığı ve sosyal kaygı özellikleri arasındaki ilişkinin bazı değişkenler açısından incelenmesi

Ergenlik dönemindeki öğrencilerin internet bağımlılığı ve sosyal kaygı özellikleri arasındaki ilişkinin bazı değişkenler açısından incelenmesi adlı çalışma Niğde ilinde yaşayan 397 ergen üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmadaki veriler kişilerin sosyo-demografik özelliklerinin, akademik başarılarına ilişkin yılsonu başarı ortalamalarına dair soru ile internet bağımlılığı ve sosyal kaygı düzeylerinin tespit edildiği ölçeklerle araştırılmıştır. Araştırmada ergenlerin sosyal kaygı düzeylerini tespit etmek amacıyla Aydın ve Sütcü (2007) tarafından geçerliliği güvenirliği gerçekleştirilen, ergenler için sosyal kaygı ölçeği kullanılmıştır. Ölçek 22 madde ve 3 alt boyuttan oluşan 5'li likert tipinde ölçektir. Ergenlerin internet bağımlılığını tespit etmek için Günüç ve Kayri (2010) tarafından geçerliği ve güvenirliği gerçekleştirilen, 5'li likert tipinde 4 alt boyut ve 35 sorudan oluşan ölçek kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ergenlerin internet bağımlılıkları ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişki korelasyon analizi yapılarak internet bağımlılığı yoksunluk alt boyutu ile genel sosyal kaygı arasında pozitif yönlü ve düşük düzeyli ilişki olduğu tespit edilmiştir. Genel internet bağımlılığının ise sosyal kaygı ölçeği Yeni Sosyal Durumlarda Korku ve Huzursuzluk Duyma (Y-SHKD) alt boyutu ile pozitif yönlü ve düşük düzeyli ilişkili olduğu tespit edilmiştir.

Akademik başarıBağımlılıkErgenler+6
Hande Tecimer
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00

Diğer danışmanlar