Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Ünlü
16 theses · Hasan Kalyoncu University
Hafif şişman ve şişman yetişkin bireylerde bel-boy oranı ile kardiyovasküler hastalık riskinin belirlenmesi
Bu çalışma Mart-Mayıs 2018 tarihleri arasında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim Araştırma Hastanesi diyet polikliniğine başvuran 18-64 yaş arası 275 kişinin (62 erkek, 213 kadın) bel-boy oranı ile kardiyovasküler hastalık riski arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylere anket formu uygulanmış, katılımcıların demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal kan bulguları sorgulanmıştır. Verilerin analizinde parametrik testlerden faydalanılmıştır. Bağımsız 2 grubun ortalamaları karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, ROC eğrisi ve ölçeklerin ilişki analizinde Pearson korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin ortalama yaşı 42,95±13,04 yıldır. Bireylerin diyetle aldıkları günlük enerji ortalaması erkeklerde 1473,23±529,17; kadınlarda 1600,48±537,35 kcal/gündür. Erkeklerde günlük alınan enerjinin %48,77'si karbonhidrattan, %34,31'i yağdan, %17'si proteinden; kadınlarda ise %50,22'si karbonhidrattan, %34,10'u yağdan, %15,66'sı proteinden gelmektedir. Erkek katılımcıların %42'sinin BKİ'si, %53'ünün bel çevresi, %76'sının bel-kalça oranı, %92'sinin bel-boy oranı; kadın katılımcıların %82'sinin BKİ'si, %86'sının bel çevresi, %66'sının bel-kalça oranı, %95'inin bel-boy oranı riskli grubundadır. Bireylerin biyokimyasal kan parametreleri ve kardiyovasküler hastalık risk faktörleri karşılaştırıldığında risk sıklığı; erkeklerde total kolesterol% 45, LDL kolesterol% 58; HDL kolesterol% 61; trigliserid % 71 ve kadınlarda total kolesterol% 45; LDL kolesterol% 61; HDL kolesterol % 43; trigliserid % 59'dur.Araştırmaya katılan erkek ve kadınlarda kan parametreleri sınır değerinin üzerinde bulunmuştur. BKİ'ye göre bel-boy oranı değerlendirildiğinde her iki cinsiyette de bel-boy oranı şişman bireylerde hafif şişman bireylerden daha yüksek bulunmuştur. Hafif şişman kadınların ortalama total kolesterol ve LDL değeri anlamlı olarak, şişman kadınlardan yüksek (p<0.05) iken erkeklerde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. ROC eğrileriyle bel-boy oranın riskli kan yağlarını öngörmedeki başarısı değerlendirildiğinde kadınlarda total kolesterolü ve LDL kolesterolü öngörmede başarılı bulunmuştur.
Düşük kalorili diyet tedavisi uygulanan hafif şişman/şişman bireylerin depresyon derecesi ve yeme davranışının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı hafif şişman ve şişman bireylerde diyet tedavisinin depresyon derecesi ve yeme davranışına etkisini araştırmaktır. Araştırma Haziran 2018-Ekim 2018 Tarihlerinde Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran 18-50 yaş aralığında %55,1'i kadın %44,9'u erkek olmak üzere toplam 127 gönüllü bireyde yapılmıştır. Bireyler beden kütle indeksine (BKİ) göre normal, hafif şişman ve şişman olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Üç gruba da ön test olarak Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ölçekleri yapılmıştır. Sonrasında hafif şişman ve şişman bireylere diyet tedavisi başlanmıştır. Ortalama 28 günün sonunda hafif şişman ve şişman bireylere son test olarak yine BDÖ ve DEBQ ölçekleri yapılmıştır. Normal, hafif şişman ve şişman bireylerin BDÖ testi puanları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=,001). Hafif şişman ve şişman bireylerin BDÖ ön test ve son test puanları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=,000). Normal, hafif şişman ve şişman bireylerin duygusal yeme puanları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=,002). Cinsiyete göre duygusal yeme puanları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuş olup kadınların erkeklere göre duygusal yeme puanı daha yüksek bulunmuştur (p=,002). Yaş arttıkça duygusal yeme puanı azalmaktadır (r=-,363 p=,000). Yaş arttıkça dışsal yeme puanı azalmaktadır (r=-,371 p=,000). Bireylerde BDÖ puanı yükseldikçe duygusal yeme puanının artmakta olduğu tespit edilmiştir. Bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r=,271 p=,002). Sonuç olarak bireylerde BKİ yükseldikçe BDÖ puanı ve duygusal yeme puanı artmaktadır. Bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r=,404 p=,000 ,r=,309 p=,000). Anahtar Kelimeler: beden kütle indeksi, obezite, diyet tedavisi, depresyon derecesi, yeme davranışı
Kilis ili merkez aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık personelinin beslenme alışkanlıkları, sağlıklı beslenme durumları ve beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi.
Bu çalışmanın amacı Kilis İli Merkez Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan sağlık personellerinin beslenme alışkanlıkları, sağlıklı beslenme durumları ve beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırma Ekim 2020 – Haziran 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya toplam 72 sağlık personeli (Erkek (E) %37,5 Kadın (K) %62,5) dâhil edilmiştir. Bireylere demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, beslenme bilgi düzeyi, Akdeniz Diyet Ölçeğine Uyumları (PREDİMED), antropometrik ölçümleri, besin tüketim sıklığı ve 1 günlük geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kaydından oluşan soru kâğıdı yöneltilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması±S 35,4±9,2 (E:40,2±9,4 K:32,6±7,9) yıldır. Sağlık çalışanlarının %44,4'ü hekim, %27,8'i hemşire, %19,4'ü ebe, %5,6'sı acil tıp teknisyeni ve %2,8'i paramediktir. Erkeklerin %44,4'ü, kadınların %55,6'sı düzenli kahvaltı yapmaktadır. Sağlık çalışanlarının öğün atlama durumu incelendiğinde öğün atlama sorusuna erkeklerin %48,1 evet, %48,1'i bazen cevabını verirken kadınların ise %46,7'si evet, %42,2'si bazen cevabını vermiştir. Öğün atlayan erkeklerin %38,5'i en çok ara öğünü, kadınların ise %42,5'i en çok kahvaltıyı atladığı bulunmuştur. Bireylerin %54,2'sı (E:%48,1 K:%57,2) 2 ana öğün tüketmektedir. Bireylerin yeşil yapraklı sebze ve turunçgilleri her gün tüketenlerin oranı sırasıyla %18,1 (E:%14,8 K:%20,0) ve %23,6 (E:%7,4 K:%33,3)'dır. Yağ türü olarak zeytinyağını her gün tüketen bireylerin oranı %51,4 (E:%48,1 K:%53,3)'tür. Erkeklerin hafta içi 1 günlük aldıkları enerjinin ortalaması±S 1657,5±536,5 kkal iken kadınlarınki 1426,8±522,6 kkal'dir. Erkeklerin %48,1'i kadınların ise %55,6'sinin beslenme bilgi düzeyleri orta düzeydedir. PREDİMED sınıflamasına göre bireylerin %47,2'sinin orta seviyededir (E:%44,4 K:%51,9). Toplumun sağlığına yön veren sağlık personelleri için belirli zamanlarda konferanslar ve hizmet içi seminerler düzenlenebilir. Ayrıca bireylerin beslenme durumunun iyileştirilmesi için Aile Sağlığı Merkezlerinde diyetisyen istihdamı sağlanabilir.
Hatay ili Dörtyol ilçesinde yaşayan yetişkin bireylerin sağlıklı yeme indeksi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bireylerin yeterli ve dengeli beslenmesi sonucu diyet kalitelerinin arttırılması ile daha sağlıklı olmaları ve daha hareketli bir yaşam tarzı ile yaşam kalitelerinin arttırılması sağlanabilir. Bu çalışmanın amacı; Hatay ili Dörtyol ilçesinde yaşayan yetişkin bireylerin beslenme durumlarını Sağlıklı Yeme İndeksi 2015 (SYİ-2015) ile değerlendirmek ve Kısa Form Yaşam Kalite Ölçeği (SF-36) kullanarak yaşam kalitesi ile arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Antropometrik ölçümler, SF-36 ölçeği, SYİ-2015, IPAQ, besin tüketim sıklığı ve 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır ve değerlendirilmiştir. Araştırma Hatay İli Dörtyol İlçesi'nde, Ekim 2020- Haziran 2021 tarihleri arasında 19-65 yaş arası 200 yetişkin birey üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların 92'si (%46,0) erkek, 108'i (%54,0) kadındır ve ortalama yaşları 35,3±12,61 yıldır. Diyet kalitesi gruplandırmasına göre kötü diyet kalitesi (≤ 50 puan) grubunda toplam %54,0 katılımcı, iyileştirilmesi gereken diyet kalitesi (51-80 puan) grubunda toplam %46,0 katılımcı bulunmaktadır. İyi kalite diyete sahip katılımcı bulunmamaktadır. Cinsiyetler arasında diyet kalitesi sınıflamasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Erkekler kadınlardan daha düşük diyet kalitesine sahiptir. SYİ toplam puan erkek bireylerde 48,1±13,10, kadın bireylerde 50,1±13,36 puandır. Bireylerin sadece %15,5'inin fiziksel olarak aktif düzeyde olduğu belirlenmiş ve cinsiyete göre fiziksel aktivite düzeyleri arasında anlamlı olarak farklılık bulunmuştur (p<0.05). Erkek bireyler, kadın bireylerden daha aktiftir. Yaşam Kalite Ölçeği (SF-36) verilerine göre; fiziksel fonksiyon, vücut ağrısı, mental göstergeler değerleri bakımından cinsiyetler arası fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırmaya katılan bireylerin günlük enerji ve besin öğeleri alım miktarlarını incelediğimizde; erkek bireyler için posa, kadın bireylerde ise; enerji ve posa yeterli düzeyde alınmamıştır. İyileştirilmesi gereken diyet kalitesi grubunda yer alan bireylerin makro ve mikro besin öğeleri alımları anlamlı olarak daha iyi düzeydedir (p<0.05). SYİ-2015 puanı ile IPAQ değeri arasında ve SYİ-2015 puanı ile eğitim düzeyi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). SYİ-2015 skoru ile yaş ilişkisi pozitif yönlü ve anlamlı düzeyde görülmektedir (p<0.05).
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin gıda okuryazarlığı ve Akdeniz diyeti kalite indeksine uyum durumlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin gıda okuryazarlığı ve Akdeniz diyeti kalite indeksine uyum durumlarının belirlenmesi ve gıda okuryazarlığı ile diyet kalitesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Araştırma, Aralık 2020- Mart 2021 tarihlerinde Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde aktif lisans öğrencisi olan %19,6'sı erkek (n:40) ve %80,4'ü kadın (n:164) olmak üzere 204 gönüllü birey arasında yapılmıştır. Bu çalışmada öğrenciler bölümlerine göre beslenme ve diyetetik, fizyoterapi ve rehabilitasyon ve hemşirelik olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Anket formu ile öğrencilerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, beyana dayalı boy uzunluğu ve vücut ağırlığı belirlenmiştir. Gıda Okuryazarlığı Kısa Formu (SFLQ) ve Akdeniz diyet kalite indeksi (KİDMED) uygulanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,0±2,0 yıldır. Öğrencilerin ortalama BKİ değerleri erkeklerde 23,2±3,1 kg/m², kadınlarda ise 21,6±2,9 kg/m² saptanmıştır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu (%72,1) normal BKİ'ye (≥18.5-<24,9 kg/m²) sahiptir. Öğrencilerin KIDMED puan ortalaması 5,2±1,4'dir. Öğrencilerin %3,4'ü optimal diyet kalitesi ve %11,8'i düşük diyet kalitesine sahip iken %84,8'inin diyetine müdahale edilmelidir. 0-52 arasında puanlanan SFLQ ölçeğinden öğrencilerin ortalaması 35,7±6,4 puandır. Öğrencilerin %81,4'ü yüksek gıda okuryazarlığı ve %18,6'sı düşük gıda okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Gıda okuryazarlığı ile diyet kalitesi arasında pozitif ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=,184, p<0,01).Gıda okuryazarlığı ile beden kütle indeksi arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r= -,052, p<0,01). Anahtar Kelimeler: Gıda okuryazarlığı, diyet kalitesi, gıda okuryazarlık ölçeği, beslenme okuryazarlığı
Yetişkin kadınların hedonik açlık durumları ile menstrual döngüleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Zeynep ÖZKARSLI. Yetişkin Kadınların Hedonik Açlık Durumları ile Menstrual Döngüleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı, Tezli. Yüksek Lisans, Gaziantep, 2022. Bu çalışmanın amacı; yetişkin kadınlarda menstrual döngünün her üç dönemi (menstruasyon dönem öncesi, menstruasyon dönemi ve menstruasyon dönem sonrası) ile hedonik açlık durumları arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Araştırma, Aralık 2021-Mart 2022 tarihlerinde Gaziantep'te özel bir beslenme ve diyet polikinliğine başvuran üreme çağındaki 125 gönüllü kadın ile yapılmıştır. Kadınların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, kalça çevresi, bel çevresi ölçümleri online sistemde bireyler tarafından, yüzyüze sistemde araştırmacı tarafından alınmıştır. Sonuçlara göre kadınların BKİ, bel çevresi/kalça çevresi oranı, bel çevresi/boy uzunluğu oranı hesaplanmıştır. Görsel Analog Skalası, Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmış olup, menstruasyon öncesi, menstruasyon ve menstruasyon sonrası dönemde 24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı alınmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 30.0 ± 10,11 yıldır. Kadınların ortalama BKİ değerleri 26,0 ±7,47 kg/m2 olarak saptanmıştır. Kadınların menstruasyon öncesi dönemde %37,6'sının, menstrual döneminde %26,4'ünün, menstruasyon dönem sonrasında %8,8'inin normalden daha fazla yediği saptanmıştır. Kadınların gece uykudan kalkıp atıştırma durumu menstrual döngülerinin her 3 döneminde BGÖ toplam puanı ile pozitif ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Kadınların menstruasyon öncesi dönemde BGÖ toplam puanı 2.8±0.78, menstruasyon sırasında 2.7±0.82, menstruasyon sonrası dönemde 2.5±0.73 olarak bulunmuştur. Menstruasyon dönemlerine göre besin gücü ölçeği puanları farklılık göstermektedir. Dönemler arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Menstruasyon; kadın yaşamının büyük bir kısmını etkileyen önemli bir dönem olup, besin ögesi yetersizlikleri, yanlış yeme davranışlarını ortaya çıkarabilmektedir. Menstrual döngüde hormonlardaki değişiklikler besin alımı ve iştah üzerinde olumsuz etkiler yapabilmektedir. Menstrual döngüdeki bu olumsuz etkileri ve mekanizmalarını anlayabilmek için geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konuda farkındalık oluşturmakta diyetisyenlere önemli görev düşmektedir.
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin besin seçimlerini etkileyen etmenler ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin besin seçimlerini etkileyen etmenler ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma, Nisan 2022- Haziran 2022 tarihlerinde Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitim gören 18-28 yaş arasında 51'i erkek, 145'i kadın olmak üzere 196 gönüllü birey ile yapılmıştır. Bireylerin genel bilgileri, günlük enerji harcaması kaydı, boy ve vücut ağırlığı bilgileri alınmış, Beden kütle indeksleri (BKİ) hesaplanmış ve sınıflandırılmıştır. Besin seçimlerini etkileyen etmenlerin belirlenmesi için Besin Seçim Testi (Food Choice Questionnaire/ FCQ) uygulanmıştır. Bu testten elde edilen puanlara göre besin seçimlerini etkileyen etmenlerin önem sıralaması değerlendirilmiştir. Bireyler için besin seçimini etkileyen en önemli etmen duyusal çekiciliktir, en az önemsenen etmen ise etik kaygıdır. Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre ağırlık kontrolü etmeni puanları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Besin seçimi yaparken ağırlık kontrolünü en çok önemseyenler hafif şişman bireylerdir, en az önemseyenler ise zayıf bireylerdir. Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre sağlık, duygu durum, uygunluk, duyusal çekicilik, doğal içerik, fiyat, aşinalık ve etik kaygı etmenlerinin puanları arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre dikkat çeken reklam, besin etiketi okuma durumu arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre cinsiyet, lisans sınıf seviyesi, sigara içme durumu, tanısı konulmuş hastalık durumu arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.05). BKİ ile ağırlık kontrolü etmeni arasında ve fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ile sağlık etmeni arasında sırasıyla (r= 0,188; p=0,004), (r= 0,144; p=0,022) pozitif yönlü, zayıf ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşmaması ve besin seçimlerinin doğru yapılabilmesi için bireylere multidisipliner bir yaklaşımla, sürekli beslenme eğitimi verilmelidir. Besin seçimlerini etkileyen etmenlerin önem derecelerinin belirlenmesi, etkinliğinin irdelenmesi toplumsal sağlığın olumlu yönde gelişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin sağlık için önemi vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Beden kütle indeksi, besin seçimi, besin seçim testi
Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin preoperatif ve postoperatif diyet uyumunun, antropometrik ölçümlerinin ve biyokimyasal parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Bariatrik Cerrahi geçirmiş bireylerin operasyon öncesi beslenme alışkanlıklarının operasyon sonrası beslenme tedavisine olan uyumun sağlanması, antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerdeki değişimin incelenmesidir. Bariatrik Cerrahi ameliyatına uygun görülmüş olan 18-40 yaş arası 31 birey (23 kadın, %74,2) preoperatif dönemde görüşmeye alınmış ve postoperatif 6. aya kadar takibi sürdürülmüştür. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıkları, besin takviyesi kullanımı, besin tüketim sıklığı, 24 saatlik besin tüketim kaydı, 24 saatlik fiziksel aktivite kaydı sorgulanmış antropometrik ölçümleri yapılmış, biyokimyasal bulgularına bakılmıştır. Bireylerin çoğunun (%80,6) vücut ağırlık kaybı için cerrahi tedaviden önce diyet tedavisine başvurdukları ve başarısız olduğu görülmüştür. Ameliyat öncesi ve sonrası öğün tüketim alışkanlıklarında değişiklikler olmuştur. Sabah öğünü tüketimler %58,1'den ameliyat sonrasında %96,8'e yükselmiş ve gece öğünü tüketimlerinin azaldığı (sırasıyla %87,1, %77,4) görülmüştür. Ameliyat öncesi bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin düşük olduğu ve sedanter bir yaşam sürdürdükleri saptanmıştır (PAL:1,5±0,2). Operasyon öncesi bir veya daha fazla hastalığı olan bireylerin (%70,9) ameliyat sonrası 6 ay içerisinde sahip oldukları hastalıklarda %81,8 (18 birey) iyileşme olduğu görülmüştür. Bireylerin ameliyat öncesi ve sonrası BKİ değerlerine bakıldığında sırasıyla; erkeklerde preop BKİ değeri 46,9±5,76 kg/m2, postop 6. ay 30,9±7,23 kg/m2, kadınlarda preop BKİ değeri 53,8±11,01 kg/m2, postop 6. ay 30,2±11,23 kg/m2 olduğu saptanmıştır. Erkek ve kadın bireylerin ameliyat öncesi yüksek seyreden açlık glukoz seviyelerinde iyileşme olduğu (sırasıyla 102,8±15,12 mg/dL, 113,1±39,76 mg/dL, p<0,05) ve operasyon sonrası sağlık problemleri açısından daha iyi hissetikleri (92,2±9,82 mg/dL, 89,9±13,44 mg/dL, p<0,05) saptanmıştır. Obezite tedavisinde kullanılan bariatrik cerrahiye bütüncül bakıldığında sağlık üzerinde birçok olumlu etki sağladığı görülmektedir. Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin ameliyat öncesi ve sonrasında çok yönlü multidisipliner bir yaklaşım ile takibinin sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Bireylerin şişmanlamasını önlemeye yönelik müdahalelerin anne karnında başlayarak tüm yaşam sürecinde sağlıklı beslenme ve yaşam biçimi düzenlemeleri ile önlenmesi temel hedef olmalıdır.
Türkiye'deki sağlıklı beslenme ve diyet danışmanlığı yapan diyetisyenlerin fonksiyonel besinlere yönelik farkındalığının, bilgi düzeyleri ve tercih nedenlerinin belirlenmesi
Çalışma, Türkiye'de Beslenme ve Diyetetik bölümlerinden mezun olmuş, gönüllü katılmayı kabul eden, sağlıklı beslenme ve diyet danışmanlığı veren diyetisyenlerin fonksiyonel besin bilgi düzeylerinin, tercih etme/etmeme nedenlerinin ve danışanlarına önerme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, genel bilgileri, danışan profilleri, fonksiyonel besinleri tercih etme ve önerme durumlarının belirleneceği çoktan seçmeli ve açık uçlu soruları içeren 21 soruluk anket formu uygulanmıştır. Anket linki e-posta veya sosyal ağ üzerinden online olarak iletilmiştir. İletilen anketlere yanıt oranı %25,75 olarak hesaplanmış, çalışmaya yaş ortalaması 27,91±4,79 olan %94.2'si kadın ve %5.8'i erkek toplam 103 diyetisyen katılmıştır. Diyetisyenlerin %97'si fonksiyonel besinleri tercih etmiştir. Fonksiyonel besinler hakkında genel bir bilgi sahibi oldukları ve danışanlarına fonksiyonel besinleri önerdikleri görülmüştür. Diyetisyenlerin %65,0'ı fonksiyonel besinleri "Vücut için ek faydası olan belirli sağlık durumları için kullanılan besinlere fonksiyonel besin denir" olarak tanımlamıştır. Fonksiyonel besinleri tercih edenlerin %75,7'i sağlık yararının kanıta dayalı olması sebebiyle tercih etmiştir. Kadın diyetisyenler erkek diyetisyenlere göre tam tahıl içerikli besinleri daha çok tercih etmiştir (p<.05). Danışan kabul ettikleri yıl sayısı arttıkça bitkisel çayları tercih etme sıklıkları azalmıştır (p<.05). Danışanlarına uyguladıkları beslenme programlarında(kanser ve beslenme, diyabet ve beslenme,..) tercih ettikleri fonksiyonel bileşenler genelde benzer bulunmuştur. Kendi beslenmelerinde ve uyguladıkları diyet listelerinde soya proteinlerini tercih etme oranları oldukça düşüktür. Bu çalışmanın sonucunda diyetisyenlerin fonksiyonel besinleri genel olarak bildikleri hem kendi kullanımlarında hem de danışanlarına uyguladıkları programlarda fonksiyonel besinlere yer verdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Diyetisyenler fonksiyonel besinleri, belirli durumlarda ek sağlık yararı sağladığı ve bu sağlık yararının kanıta dayalı olduğunu düşündükleri için tercih etmektedir. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel Besin, Diyetisyen, Sağlıklı Beslenme
Tip 2 diyabetlilerde besin destekleri ve bitkisel ürünlerin kullanılma durumlarının ve etkileyen faktörlerin araştırılması
Bu çalışmanın amacı; İzmir ilinde özel bir hastaneye ayaktan ya da yatarak tedavi olmak için başvuran 18-65 yaşları arasındaki (genel yaş ortalaması 46,0±11,97 yıl) yetişkin tip 2 diyabet tanısı almış bireylerin besin desteklerini ve bitkisel ürünleri kullanma durumlarının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Çalışma 18-65 yaş arası 162 tip 2 diyabetik yetişkin birey (76 erkek, %46,9; 86 kadın, %53,1) üzerinde yapılmıştır. Erkek katılımcıların BKİ ortalaması 27,3±5,01 kg/m2, kadın katılımcıların ise 27,6±3,69 kg/m2 olarak bulunmuştur. Araştırma kapsamına alınan bireylerin genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, sağlıklı yaşam ile ilgili alışkanlıklarını, hastalık bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını, besin destekleri ve bitkisel ürün kullanımlarını ve etkileyen faktörleri, fiziksel aktivite durumlarını ve 24 saatlik besin tüketim durumlarını sorgulayan soru kâğıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Tip 2 diyabeti için besin desteği kullanan katılımcılar (%56,2) arasında D vitamininin en çok tercih edilen (%41,8) besin desteği olduğu saptanmıştır. Tip 2 diyabeti için bitkisel ürün kullanan katılımcıların oranı %73,5 iken bu bireylerin en yüksek oranda (%54,6) tercih ettiği ürünün tarçın olduğu belirlenmiştir. Bu destekleri kullanan bireylerin %59,2'si kullanma nedenlerinin diyabet tedavisinin etkinliğini artırmak olduğunu ifade etmiştir. Bireylerin %50'sinin destek ürünlerini uzmanların önerisiyle kullandığı, %43,8'inin akraba/arkadaş çevresinin önerisiyle kullandığı tespit edilmiştir. Besin destekleri ve bitkisel ürünleri kullanan bireylerin %45,7'sinin kullandıkları ürünleri, sağlık süreçlerini takip eden uzmanlarla (hekim, diyetisyen vb.) paylaşmadıkları saptanmıştır. Besin desteklerini ve bitkisel ürünleri kullanan katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerinin kullanmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak besin desteklerinin ve bitkisel ürünlerin tip 2 diyabetlilerde yaygın olarak kullanıldığı saptanmıştır. Kullanılan ürünlerin mevcut sağlık problemleriyle ve ilaçlarla etkileşime girmemesi önemlidir. Bu nedenle bu ürünlerin bilinçli kullanımı için durumun sağlık süreçlerini takip eden uzmanlarla (hekim, diyetisyen vb.) paylaşılması ve konuyla ilgili görüşlerinin alınması gerekmektedir. Besin desteklerinin ve bitkisel ürünlerin sağlık faydaları için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Sosyal medya kullanan yetişkin bireylerin beden kütle indeksi, uyku kalitesi ve sağlıklı yeme davranışı yönünden değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin beslenme bilgileri, sosyal medya paylaşımları, beden kütle indeksi (BKI), uyku kalitesi, vücut algısı ve sağlıklı yeme davranışı yönünden araştırılmasıdır. Çalışma, Ekim 2022- Şubat 2023 tarihlerinde Gaziantep il sınırları içerisinde yer alan Şehitkamil ve Şahinbey ilçelerindeki 6 mahallede (İbrahim, Emek, Karataş, Akkent, Perilikaya, Yeditepe) yaşayan 18-65 yaş aralığındaki %52,5'i erkek, %47,5'i kadın olmak üzere 200 gönüllü birey arasında yapılmıştır. Tüm bireylerin demografik özellikleri, vücut ağırlığı, boy uzunluğu gibi antropometrik ölçümleri alınmış, BKİ'leri hesaplanmış ve değerlendirilmiştir. Ayrıca 'Yeme Tutum Testi (YTT-40)', 'Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ)' ve 'Vücut Algısı Skalası' uygulanmıştır. Veriler uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. En fazla kullanılan sosyal medya platformunun Instagram olduğu saptanmıştır. Bireylerin yeme tutum testine göre sıradan bir günde ne sıklıkla sosyal medyaya girerseniz sorusuna verilen cevapların ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,036, p<0,05). Sosyal medyaya giriş sıklığı arttıkça yeme bozukluğu da artmaktadır. Bireylerin YTT-40 testine göre BKI ortalamaları arasında, PUKİ'ye göre vücut ağırlıkları ortalamaları arasında ve cinsiyete göre vücut algı ortamları arasında sırasıyla (p=0,030, p<0,05), (p=0,009, p<0,05), (p=0,042, p<0,05) olmak üzere istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Yeme tutum testi ile PUKİ arasında negatif yönde istatiksel açıdan anlamlı korelasyon (r=-,172, p<0,05) buna karşın YTT-40 ile vücut algısı arasında pozitif yönde istatiksel açıdan anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=,349, p<0,05). Sosyal medya bilgiye ulaşmada hızlı ve etkili bir araç olup, paylaşılan beslenme ile ilgili bilgilerin konunun uzmanları tarafından yapılması ve ciddi olarak denetlenmesi gerekir.
Afyonkarahisar ili yöresel yemeklerinin beş farklı besin ögesi örüntü profili ile değerlendirilmesi
Besin ögesi örüntü profilleri, besinleri besin ögesi içeriğine göre değerlendiren bir sistem olup yiyecek ve içeceklere, menülere veya günlük besleme düzenine uygulanabilmektedir. Yöresel mutfakların genellikle gastronomi boyutuyla değerlendirildiği bilinmekte, mutfakların beslenme ve sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirmenin de önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışma, Afyonkarahisar ili yöresel yemeklerinin beş farklı besin ögesi örüntü profili ile değerlendirmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada kullanılan besin ögesi örüntü profili modelleri; NRF9.3, FSA-Ofcom WXY, SAIN-LIM, Nutri-Score ve Choices Programı'dır. Çalışmada, tarifeler 7 gruba ayrılmış ve 52 yöresel tarife değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; NRF9.3 profil puanı ortalamalarına göre en yüksek puanı salatalar, en düşük puanı çorba almıştır. FSA-Ofcom WXY puanlarına göre yöresel yemeklerin %36,54'ü daha az sağlıklı, %63,46'sı daha sağlıklı olarak tanımlanmıştır. SAIN-LIM profiline göre, Sınıf 1 tüketilmesi önerilen, Sınıf 4 sınırlı tüketilmesi önerilen olmak üzere, yöresel yemeklerin %17,31'i Sınıf 1, %30,77'si Sınıf 2, %13,46'sı Sınıf 3 ve %38,46'sı Sınıf 4 olarak tanımlanmıştır. Nutri-Score profiline göre, A harfi en yüksek kalite, E harfi en düşük kalite olmak üzere, yöresel yemeklerin %26,92'si A harfi, %25'i B harfi, %28,85'i C harfi, %19,23'ü D harfi olarak tanımlanmıştır. E kategorisine ait herhangi bir tarife bulunmamıştır. Choices programı kriterlerine göre yöresel yemeklerin %3,85'i uygun, %96,15'i uygun olmayan olarak tanımlanmıştır. Bazı modellerin rank skorları arasında yüksek düzeyde, pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak, Afyonkarahisar ili yöresel yemeklerinin porsiyon ölçüsü, doymuş yağ asidi, sodyum ve eklenmiş şeker içeriği açısından değerlendirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir. Çalışma bulguları doğrultusunda ilgili otoriteler tarafından planlamalar yapılması, besin ögesi örüntü profillerinin toplum sağlığında beslenmeyi destekleyici olarak aktif kullanımı önerilmektedir.
Galaktozemili çocuk ve ergenlerde ailenin hastalık ve besin etiketi okuma bilgilerinin çocukların beslenme durumları ve yaşam kalitesi ile ilişkisi
Bu çalışmada galaktozemili hastaların ve ailelerinin hastalık ve besin etiketi okuma bilgilerinin çocukların beslenme durumları ve yaşam kaliteleri ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Pediatrik Metabolizma Polikliniğinde, Galaktozemi tanısı ile takip edilen 2-18 yaş arası, 15'i (%44,1) erkek ve 19'u (%55,9) kadın olmak üzere 34 hasta ve aileleri üzerinde yapılmıştır. Ailelerin %67,6'sında akraba evliliği, hastaların %61,8'inde ise galaktozemili kardeş öyküsü olduğu saptanmıştır. Hastaların %17,6'sı(6) normal ağırlıkta, %29,4'ü(10) zayıf ve %2,9'u(1) çok zayıftır. Boy uzunluklarında ise %32,4'ü(11) normal, %41,2'si(14) kısa, %23,5'i(8) çok kısa(bodur) ve %2,9'u(1) ise uzundur. Bel çevresi/boy uzunluğu değerlendirmesinde ise %20,6'sı(7) riskli grupta yer almaktadır. Hastaların %44,1'inin diyete genellikle uyduğu ve diyete uyumun yaşla beraber azaldığı görülmüştür(p<0,05). Hastaların %52,9'u formüla kullanmakta, %67,6'sı ise en az 1 besin takviyesi kullanmaktadır. Hastaların beslenme alışkanlıkları incelenmiş, besin tüketim kaydı (BTK) ve besin tüketim sıklık formlarından elde edilen bilgiler Türkiye Beslenme Rehberi - 2022 (TÜBER-2022)'e göre değerlendirilmiştir. Hastaların %47,1'inin günlük enerji ihtiyacını karşılayamadığı, mikro besin öğesi alımlarında ise birçok hastanın günlük yeterli alım düzeyinin altında kaldığı ve en fazla eksikliğin kalsiyum alımlarında olduğu görülmüştür. Formüla kullanmayan hastaların kullananlara göre kalsiyum alımları anlamlı ölçüde düşük çıkmıştır(p<0,05). Ailelerin temel düzeyde bilgi sahibi olduğu ancak ayrıntılı bilgiye hakim olmadıkları, en fazla bilgi eksikliğinin etiket okuma konusunda olduğu ve bilgi düzeyleri arttıkça diyete uyumun arttığı görülmüştür. Hastaların yaşam kalitesi ölçek skorları örnek çalışmalardaki sağlıklı çocuk skorlarından düşük bulunmuştur. Yaşla beraber yaşam kalitesinin azaldığı, erkeklerin yaşam kalitesinin kadınlardan daha yüksek olduğu, formüla veya besin takviyesi kullanımının yaşam kalitesini etkilemediği görülmüştür. Diyete uyan ve öğün atlamayan grupta yaşam kalitesi daha yüksek bulunmuştur. Son olarak hastaların bilgi düzeyi azaldıkça yaşam kalitesinin de azaldığı saptanmıştır. Daha fazla sayıda hasta ile yapılacak farklı çalışmalarla hastalığa özgü yeni stratejiler geliştirilebileceği, ailelerin bilgi düzeyinin ve hastaların yaşam kalitesinin arttırılabileceği düşünülmektedir.
Kavuzsuz arpadan mikrodalga destekli beta glukan ekstraksiyonu
Bu araştırma ülkemizde en çok yetiştirilen tahıllardan olan arpadan yüksek verim ve saflıkta beta glukan ekstrakte etmek amacıyla yapılmıştır. Ekstraksiyon için beta glukan içeriği daha yüksek olan kavuzsuz arpa seçilmiştir. Ekstraksiyon yöntemi olarak mikrodalga destekli yüksek basınç CO2/H2O kullanılmıştır. Bu yöntem bu konuda dünyada ilk kez denenmiştir. Ekstraksiyonda optimum koşullar sıcaklık olarak 47,74 °C, zaman olarak 19,92 dakika ve su: arpa unu oranı olarak 10,10:1 olarak belirlenmiştir. Bu koşullar altında beta glukan verimi %62,43±1,39 ve beta glukan saflığı ise %67,17±0,57 olarak belirlenmiştir. Ayrıca klasik sulu ekstraksiyona göre daha yüksek verim ve saflıkta beta glukan ekstraktı elde edilmiştir (p<0,05). Geliştirilen yöntem, daha kısa sürede (180 dakika; 19,92 dakika) daha az çözücü (15:1; 10,10:1) kullanılarak avantaj sağlamıştır. Total kolesterolü ve düşük dansiteli lipoprotein (LDL) kolesterolü azaltması, postprandiyal glikoz artışını inhibe etmesi, kronik gastritte mukozal hasarı azaltması, bağışıklık sistemini geliştirmesi, immünomodülatör gibi birçok sağlık yararına sahip beta glukanı molekül yapısına zarar vermeden ekstrakte etmek önemlidir. Bu sebeple literatürde en çok kullanılan klasik sulu ekstraksiyon ile kıyaslanmıştır. Her iki yöntemle elde edilen beta glukan ekstraktlarının karakterizasyonu tanımlanmıştır. Ekstraktların bileşim analizlerine bakıldığında geliştirilen yöntem ile daha fazla miktarda beta glukan, protein, nişasta, kül, arabinoksilan, lignin ve diğer maddeler ekstrakte edilmiştir (p<0,05). Molekül ağırlıkları incelendiğinde, yüksek molekül ağırlıklı ekstraksiyon sağlanmıştır. Ağırlık ortalamalı molekül ağırlığı (Mw) istatistiksel olarak anlamlı değilken, sayı ortalamalı moleküler ağırlık (Mn), tepe noktası molekül ağırlığı (Mp) ve polidispersite indeksi açısında (PDI) istatistiksel olarak geliştirilen yöntem daha avantajlı bulunmuştur (p<0,05). Mikrodalga destekli yüksek basınç CO2/H2O ekstraksiyonu yöntemiyle elde edilen ekstraktların molekül ağırlığı daha yüksek olduğu için suda çözünürlükleri daha düşük (%69,4±2,25) ve su tutma kapasitesi (%8,05±0,18) daha yüksektir (p<0,05). Ekstraktların Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) ve Diferansiyel Taramalı Kalorimetre (DSC) özellikleri benzerdir. Ekstraktların ısıya dayanıklı olduğu ve su tutma kapasiteleri nedeniyle pişirmeye ve kıvam verici olarak endüstriyel kullanıma uygun olduğu saptanmıştır. Ekstraktların rengi kıyaslandığında geliştirilen yöntem klasik yönteme göre istatistiksel olarak daha parlak ve sarılığı daha azdır. Ayrıca her iki ekstrakt benzer morfolojik görüntülere sahiptir. Elde edilen beta glukan ekstraktı, sağlık yararlarından dolayı besin desteği veya gıda katkı maddesi olarak kullanılma potansiyeline sahiptir.
0-2 yaş arası çocuklarda sık görülen inek sütü proteini ve yumurta alerjisine annenin gebelikteki beslenme durumunun etkisi
Bu çalışmada; çocukta, yumurta ve inek sütü proteini alerjisinin hem annenin hem de çocuğun beslenmesi ile olan ilişkinin araştırılması ve elde edilecek sonuçlarla besin alerjisinin nedenlerine yönelik yeni bir bakış açısı kazandırmaktır amaçlanmıştır. Çalışma; 04.04.2024 - 05.07.2024 tarihleri arasında İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Alerji ve İmmünoloji polikliniğine başvuran, inek sütü proteini ya da yumurta alerjisi ya da hem inek sütü proteini hem de yumurta alerjisi tanısı alan 24 aydan küçük 54 hasta araştırma grubu ve hastane servisinde farklı nedenlerden dolayı yatan 24 aydan küçük 34 hasta sağlıklı grup olmak üzere toplam 88 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların %13,0'ünde inek sütü, %40,7'sinde yumurta %46,3'ünde ise her iki hem inek sütü hem yumurta alerjisi olduğu belirlenmiştir. Tekli alerjisi olan bireylerin oranı %53,7 iken çoklu alerjisi olan bireylerin oranı %46,3 olarak belirlenmiştir. Alerjik grupta yer alan katılımcıların %46,3,'ünün ilk gebelikten olduğu saptanmıştır. Gebelik sayısı ve alerjik olma durumu arasında negatif bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). İlk altı ay sadece anne sütü kullanımının alerjik olma durumuyla arasında pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanının gecikmesi ile alerjik olma arasında pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sağlıklı grupta yer alan katılımcıların ilk tüketilen ek gıda ürünü %41,2'yle süt, yoğurt ve kefir olurken alerjik grupta bu besin grubu %59,3 oranla meyve ve sebze olmuştur (p<0,05). Çocuğu sağlıklı ve alerjik grupta olan annelerin gebelik süresinde probiyotik kullanma oranları sırasıyla %26,5 ve %9,3 olarak belirlenmiştir (p<0,05). Açık yoğurt tüketimi ile alerjik olma arasında negatif bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Çocuğu alerjik grupta yer alan annelerin tüketmiş olduğu; fındık, ceviz, çökelek ve beyaz ekmek miktarının, çocuğu sağlıklı grupta olan annelerin tüketim miktarına göre daha yüksek olduğu; çocuğu sağlıklı grupta yer alan annelerin tüketmiş olduğu; Antep fıstığı, yarım yağlı süt ve nohut miktarının çocuğu alerjik grupta olan annelerin tüketim miktarına göre daha yüksek olduğu ve bu ortalamalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Tüm bu bilgiler doğrultusunda besin alerjilerinde; doğum sırası, anne sütü alımı, tamamlayıcı beslenme, probiyotikler, annenin gebelikteki beslenme durumu gibi pek çok faktörün etkili olduğu görülmüştür. Annenin gebelikteki diyetinin, yenidoğanda görülen besin alerjilerine etkisine yönelik literatürde az çalışma bulunmaktadır. Bu konuya yönelik daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Bu anlamda, çalışmamızın literatüre katkı sağlayarak bu konuda yapılacak başka çalışmalara da yol gösterici olabileceğini düşünüyoruz.
Okul çağı çocuklarının besin tercihlerinde beslenme eğitim programının etkinliği ve obezite durumunun değerlendirilmesi
Okul çağı çocukluk dönemi, çocukların yoğun olarak yaşadığı bir dönem olup bu dönemde çocukların beslenme alışkanlıklarını birçok faktör etkileyebilmektedir. Bu çalışma; oyun destekli beslenme eğitiminin, okul çağı çocuklarının beslenme bilgileri ve davranışları üzerine etkisini ve obezite durumlarını değerlendirmesini amaçlamaktadır. Çalışmanın kapsamı, Mersin Mezitli Belediyesi İlkokulu ve Ortaokulu'nda eğitim gören 8-11 yaş arası Beden kütle indeksi (BKİ) ≥85. persentil olan hafif şişman ve BKİ ≥97 percentil olan obez 54 (Erkek:20, Kız:34) öğrenciden oluşmaktadır. Beslenme alışkanlıkları, besin tercihleri, beslenme bilgi düzeyleri sorukağıdı ile sorgulanmıştır. Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KIDMED), 24 saatlik besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı ve antropometrik ölçümler eğitim öncesi ve sonrası şeklinde değerlendirilmiştir. Ayrıca Fiziksel Aktivite Soru Formu (PAQ-C) uygulanmıştır. Beslenme eğitimi 6 hafta olup bu araştırma kapsamında; anket formu, mezura, tartı aleti, bilgisayar paket programları, çeşitli oyun materyalleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan çocukların yaş ortalamaları (±S) 9,8±0,82 yıldır. Günlük ana öğün sayısı %51,9 oranıyla 3 ana öğün olup en çok atlanan öğünün öğle yemeği olduğu bulunmuştur. Kızlarda vücut ağırlığı ortalamasının eğitim sonrasında öncesine göre azaldığı ve her iki cinsiyette de eğitim sonrasında BKİ z skor değerlerinde iyileşmeler olduğu gözlemlenmiştir. Besin ögelerinin ve besin tüketim sıklığının eğitim öncesi ve sonrası alımlarına istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Çocukların eğitim öncesi KIDMED puanları 4,9±2,53 iken eğitim sonrasında 8,5±1,98'e yükselmiş olup bu iki değer arasında istatistiksel anlam içeren bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Fiziksel aktivite düzeyleri ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bu çalışmanın çocukluk çağı obezitesinin çözümüne katkı sağlayacağı ve gelecek çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir. Çocukların sağlıksız beslenme risklerine karşı eğitime muhtaç olduğu unutulmamalı ve diyetisyenlere gereken önem verilmelidir.