Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Emel Erdoğdu
10 theses · Feyziye Schools Foundation Işık University
Kişilik inançları ve somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolü
Bu çalışmanın amacı kişilik inançları ve somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı etkisini incelemektir. Kişilik inançları; çekingen, bağımlı, antisosyal, pasif-agresif, obsesif-kompulsif, histriyonik, narsisistik, şizoid, paranoid ve sınırda kişilik inancı alt ölçeklerini içermektedir. Araştırmaya katılan katılımcı sayısı toplam 457 kişidir ve bu katılımcıların 295'i kadın 162'si erkektir; katılımcıların yaş aralığı 18-65'tir. Araştırma değişkenlerini ölçmek amacıyla kullanılan ölçekler sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Kişilik İnanç Ölçeği Kısa Form (KİÖ-Kısa Form), Somatizasyon Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20)'dir. Araştırma verileri çevrimiçi yollarla toplanmıştır. Katılımcılara uygun örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Veri analizi IBM SPSS Statistics 25 paket programında yapılmıştır. Araştırmanın bulgular kısmında yürütülen analizlerde Pearson korelasyon analizi, güvenirlik analizi, Tek Yönlü ANOVA, Bağımsız Gruplar T-Testi, Hiyerarşik Regresyon ve PROCESS Makro v4.2 Model 4 ile Aracılık Etkisi analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre kişilik inanç ölçeğinin tüm alt boyutlarının somatizasyon üzerinde anlamlı etkisi olduğu, aleksitiminin somatizasyon üzerinde anlamlı etkisi olduğu ve kişilik inanç ölçeğinin tüm alt boyutlarının aleksitimi üzerinde anlamlı etkisi olduğu bulunmuştur. Aracılık etkisi analizleri kişilik inançlarının 10 alt boyutu için ayrı ayrı yürütülmüştür. Bulgulara göre kişilik inançlarının tüm alt boyutları için, kişilik inançları ve somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolü olduğu bulunmuştur.
Olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ve somatizasyon belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme ve zihinselleştirmenin aracı rolü
Bu araştırma çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenleme ve zihinselleştirmenin aracı rolünün incelenmeyi hedeflemekle birlikte bu değişkenler arasındaki yordayıcı etkileri araştırmayı amaçlamaktadır. Yapılan araştırmanın örneklemi 184 kadın (%51) ve 176 erkek (%49) olmak üzere 360 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların yaşları 18-61 yaş (31.14±10.70) arasında dağılım göstermektedir. Kartopu örnekleme yöntemi ile katılımcılar araştırmaya çevrimiçi ortamda ve gönüllü olarak dahil olmuşlardır. Araştırmaya katılan kişiler Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği, Somatizasyon Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği -Kısa Form ve Zihinselleştirme Ölçeği'ne ait soruları çevrimiçi olarak yanıtlamışlardır. Çalışmanın ana hipotezini test etmek amacıyla SPSS Macro ile PROCESS Hayes aracı etki analizi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı etkisi varken (β=0.53, BootSE=0.10, t=9.84, p<0.05, CI [0.34, 0.75]) zihinselleştirmenin aracı etkisi bulunmamaktadır (β=0.01, BootSE=0.01, t=-1.25, p>0.05, CI [-0.01, 0.06]). Ayrıca, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarının somatizasyon (β=0.37, t=7.69, p<.05) ve duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönde (β=0.36, t=7.48, p<.05) zihinselleştirmeyi ise negatif yönde yordadığı (β=-0.10, t=-1.99, p<.05) görülmüştür. Ek olarak, duygu düzenleme güçlüğü somatizasyonu pozitif yönde yordarken (β=0.55, t=12.74, p<.05) zihinselleştirme somatizasyonu negatif yönde anlamlı şekilde yordamaktadır (β=-.099, t=0.024, p<.05). Çalışmamız çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı etkisi olduğunu göstermektedir. Bu bulguların ilgili uzmanlarca somatik semptomlar bildiren hastaların tedavi planlarında göz önünde bulundurulması önerilmektedir. Araştırmanın sonuçları geçmiş çalışmalar doğrultusunda tartışılmıştır.
Ortoreksiya nervosa eğilimi ve dikkat yanlılıkları arasındaki ilişkide obsesif-kompulsif belirtilerin düzenleyici ve yeme tutumunun aracı rolü: Bir göz izleme çalışması
Ortoreksiya Nervoza (ON), sağlıklı beslenmeye yönelik aşırı ilgi ve katı tutumlarla karakterize edilen, henüz tanı kılavuzlarında yer almayan fakat klinik ilgiyi giderek daha fazla üzerine çeken bir yapıdır. ON'nin yeme bozuklukları (YB) ve obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) ile gösterdiği benzerlikler, bu yapının nasıl kategorize edilmesi gerektiği konusunda süregelen tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bu doğrultuda, ON'nin yalnızca davranışsal özelliklerinin değil, aynı zamanda bilişsel süreçlerle olan ilişkilerinin de incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışma, ON eğilimi ile dikkat yanlılığı arasındaki ilişkiyi, yeme tutumu ve obsesif-kompulsif belirtiler bağlamında deneysel bir yöntem olan göz izleme tekniği ile araştırmayı amaçlamıştır. Çalışma iki aşamadan oluşmuştur. Tarama aşamasına, klinik tanısı bulunmayan 347 sağlıklı yetişkin katılmış; bu aşamada ORTO-11, Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26) ve Maudsley Obsesif-Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) katılımcılara uygulanmıştır. Deneysel aşamada ise ON eğilimi yüksek (n=17) ve düşük (n=17) bireylerden oluşan iki grup oluşturulmuştur. Katılımcılara daha önce ön çalışması gerçekleştirilerek seçilen sağlıklı, sağlıksız yiyecek ve nötr nesnelerden oluşan 30 çift görsel gösterilmiş ve her bir çift için 8 saniyelik süre boyunca göz hareketleri kaydedilmiştir. Dikkat yanlılığı dört bileşen üzerinden değerlendirilmiştir: ilk bakış yönü/süresi, toplam bakış süresi, toplam bakış sayısı ve ilgi alanları arası geçiş sayısı. Hayes'in PROCESS Model 5 analizi kullanılarak, ortorektik eğilim ile dikkat yanlılığı arasındaki ilişkide yeme tutumunun aracı, obsesif-kompulsif belirtilerin ise düzenleyici etkisi test edilmiştir. Tarama aşaması için yapılan analizler ışığında deney aşamasından elde edilen bulgular, ortorektik eğilimlerin yeme tutumlarını tüm dikkat yanlılığı parametrelerinde anlamlı ve negatif biçimde yordadığını göstermiştir. Ancak bu ilişkinin aracılık ve düzenleyicilik üzerindeki etkisi dikkat parametrelerine ve uyaranın türüne göre farklılık göstermiştir. İlk bakış yönü ve süresinde anlamlı bir etki saptanmamış; toplam bakış süresi ve sayısında ise grup farkı olmaksızın bazı uyaran türlerinde dikkat kaçınmasına işaret eden örüntüler ortaya çıkmıştır. İlgi alanları arası geçiş sayısı ise anlamlı bir etki göstermemiştir. Sonuç olarak bu tez çalışması, ON'nin yalnızca yeme tutumlarını değil, aynı zamanda dikkat süreçlerini ve psikopatolojik yapılarla olan ilişkisini de etkileyebilecek bilişsel bir yapı olduğunu ortaya koymakta ve alandaki teorik tartışmalara katkı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ortoreksiya Nervoza, Dikkat Yanlılıkları, Yeme Tutumu, Obsesif-Kompulsif Belirtiler, Göz-İzleme
4-6 yaş aralığında çocuğu olan annelerin kabul ve red tutumu ile çocukların sosyal kaygısı arasındaki ilişkide çocuğun duygu düzenleme becerilerinin aracı rolü
Araştırma kapsamında annelerin çocuklarına yönelik kabul ve red davranış eğilimleriyle annelerin algıladığı çocukların sosyal anksiyete düzeyleri aralarındaki etkileşimde annelerin algıladığı çocuğun duygu düzenleme becerilerinin aracı rolü değerlendirilmiştir. Araştırma 4-6 yaş aralığında en az bir çocuğa sahip 403 anne ile yürütülmüştür. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerinin ölçeklerde göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir Annelerin çocuğuna yönelik red düzeyini incelemek amacıyla Ebeveyn Kabul Ret Ölçeği (Anne Formu), çocukların sosyal kaygı seviyelerini ölçmek için Yeniden Düzenlenen Okul Öncesi Kaygı Ölçeği, çocukların duygu düzenleme becerilerini ölçmek üzere Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Spearman korelasyon katsayıları incelendiğinde annenin çocuğuna yönelik toplam red tutumu ile çocuğun sosyal kaygı düzeyi arasında orta düzeyde pozitif, annenin çocuğuna yönelik toplam red tutumu ile çocuğun pozitif duygu düzenleme becerisi arasında orta düzeyde negatif yönde ve annenin red tutumu ile çocuğun negatif duygu düzenleme becerisi arasında ise orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki gözlemlenmiştir. Bununla beraber çocukların sosyal kaygı düzeyleri ile pozitif duygu düzenleme becerileri arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır ancak çocukların sosyal kaygı düzeyi ile çocukların negatif duygu düzenleme becerileri arasında pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. SPSS programında Process Makro eklentisi ile yapılan aracılık analizinde annenin çocuğuna karşı gösterdiği red tutumu ile çocuğun sosyal kaygı düzeyi arasındaki ilişkide çocuğun pozitif ve negatif duygu düzenleme becerilerinin kısmi aracı rol oynadığını tespit edilmiştir.
Kanser tanısı almış bireylerde ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide savunma mekanizmalarının düzenleyici rolü
Mevcut araştırmanın temel amacı kanser tanısı alan bireylerde ölüm kaygısı ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide savunma mekanizmalarının düzenleyici rolünü incelemektir. Nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel araştırma modeli kullanılarak yürütülen çalışmaya, herhangi bir tür ve evrede kanser tanısına sahip, aktif tedavi sürecinde bulunan ya da bu süreci tamamlamış ve en az 18 yaşında olan 212 yetişkin birey katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik ve Kanserle İlgili Bilgi Formu, Travma Sonrası Büyüme Envanteri, Ölüm Kaygısı Ölçeği ve Savunma Biçimleri Testi uygulanmıştır. Araştırmaya ilişkin veriler, çevrimiçi paylaşılan anket formları yoluyla elde edilmiştir. Veri analizinde, Bağımsız Örneklem T-Testi, ANOVA, Kruskal-Wallis Testi, Pearson Korelasyon Analizi, Hiyerarşik Regresyon Düzenleyici Değişken Analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları, ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını ve savunma mekanizmalarının bu ilişkiyi düzenleyici bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Öte yandan, olgun/matür savunma mekanizmalarının yanı sıra, nevrotik ve olgunlaşmamış/immatür savunma mekanizmalarının da travma sonrası büyümeyi anlamlı şekilde pozitif yönde yordadığı belirlenmiştir. Ölüm kaygısı ise yalnızca nevrotik savunma mekanizmalarıyla pozitif yönde ilişkili bulunmuş; olgunlaşmamış ve olgun savunma mekanizmalarıyla anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Sosyodemografik değişkenler açısından değerlendirildiğinde, yalnızca gelir getiren bir işte çalışma durumunun travma sonrası büyüme düzeylerinde anlamlı farklılık yarattığı; çalışan bireylerin travma sonrası büyüme düzeylerinin çalışmayanlara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ölüm kaygısı düzeyleri ise gelir düzeyine göre anlamlı biçimde farklılaşmış; yüksek gelir grubundaki bireylerin ölüm kaygısı düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Hastalıkla ilgili özelliklerden yalnızca tanı konulmasının üzerinden geçen zamanın ölüm kaygısı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu ortaya konmuştur. Tanı konulmasının üzerinden 7-12 ay geçen bireylerin ölüm kaygısı düzeyleri, hem 0-6 ay hem de 13 ay ve üzeri süredir tanı almış bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, araştırma sonuçları, savunma mekanizmalarının travma sonrası büyüme üzerinde önemli bir yordayıcı rol oynayabileceğini, ancak ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide düzenleyici bir rol oynamadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, bazı sosyodemografik ve hastalıkla ilişkili faktörlerin psikolojik süreçler üzerinde anlamlı etkileri olabileceğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, literatürdeki ilgili çalışmalar doğrultusunda tartışılmış; bulguların gelecek araştırmalara ve klinik uygulamalara yönelik olası katkıları değerlendirilmiştir.
Yeme tutumu ile bağlanma stili, aleksitimi ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yeme tutumunda bozulmalar ile başlayan ve yeme bozukluklarına kadar giden sürecin kaynağında hangi etkenlerin olduğu literatürde sıkça araştırılan bir konudur. Erken dönemde ebeveynler ile kurulan bağın yetişkinlik döneminde öne çıkan etkilerinin yanında, bireyin duygu tanımlama becerileri ve obsesif kompulsif belirtilerinin yeme tutumunda bozulmalar ile ilişkili olduğu göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yeme bozukluklarına giden süreç ile ilişkili olduğu bilinen bağlanma stilleri ve aleksitimi düzeyinin yeme tutumları üzerinde yordayıcı etki güçlerini incelemek ve obsesif kompulsif belirtilerin yeme tutumu ile ilişkisinin anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca, sosyodemografik ve diğer özelliklere göre bağlanma stilleri, aleksitimi, obsesif kompulsif belirtiler ve yeme tutumu puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya psikiyatrik tanısı bulunmayan ve yaşları 18-45 arasında değişen 248 birey (131 kadın, 117 erkek) katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği (ÜBBSÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) ve Yeme Tutum Testi (YTT-26) anket şeklinde çevrimiçi olarak sunulmuştur. Sosyodemografik ve diğer değişkenlerin değerlendirilmesi için betimleyici analizler, bu değişkenlerin bağımlı ve bağımsız değişkenler üzerindeki etkilerini incelemek için parametrik olmayan testler, hipotezleri test etmek için ise korelasyon, basit doğrusal ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgulara göre, aleksitiminin yeme tutumu üzerinde pozitif yönlü en güçlü yordayıcı etki gücüne sahip olduğu, bağlanma stilleri alt boyutlarından kaçınan bağlanmanın yeme tutumunu pozitif yönde yordadığı saptanmıştır. Ayrıca, obsesif kompulsif belirtiler ile yeme tutumu arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Sağlıklı bireylerde bu tür ilişkilerin preklinik dönemde ortaya koyulması, yeme bozuklukları patolojisini tetikleyen faktörleri tanımlamanın yanı sıra farkındalık yaratmaya yardımcı olmak, yeme bozukluklarının tedavisinde önleyici stratejiler geliştirmek ve prognozu mümkün kılmak için uzun vadede önemlidir.
Geç ergenlik döneminde kişilik özellikleri ve oyun bağımlılığı arasındaki ilişkide baş etme yöntemleri ve algılanan sosyal desteğin düzenleyici rolünün incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada geç ergenlik dönemindeki bireylerin kişilik özellikleri ile oyun bağımlılığı arasındaki ilişkide baş etme yöntemleri ve algılanan sosyal desteğin düzenleyici etkileri araştırılmıştır ve sosyodemografik özelliklerin, oyun ve dijital kullanım ile ilgili özelliklerin oyun bağımlılığı ile ilişkisi incelenmiştir. Yöntem: Çalışma, kolaylıkla bulunabileni örnekleme yöntemi kullanılarak 18-25 yaş arasında 182 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Beş Faktör Kişilik Ölçeği (BFKÖ), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği Kısa Formu (İOOBÖKF) kullanılmıştır. Çalışmada hipotezleri test etmek amacıyla SPSS programı ile çoklu regresyon analizi ve Process Macro eklentisi kullanılarak moderatör analizi uygulanmıştır. Sosyodemografik değişkenlerin ve ana değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkilerini değerlendirmek için bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda deneyime açıklık, özdenetim ve algılanan sosyal desteğin tüm alt boyutlarının oyun bağımlılığı ile ilişkili olduğu, baş etme yöntemleri ve algılanan sosyal desteğin kişilik özellikleri ve oyun bağımlılığı arasındaki ilişkide düzenleyici etkiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Oyun bağımlılığı puanlarının cinsiyet, yaş, meslek durumu, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, oyun aracı, oyun türü, oyundan arkadaş edinme, oyun platformu, kullanılan sosyal medya uygulaması, sürekli kullanılan madde ve ortalama oyun saati değişkenleri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Örneklemin oyun bağımlılığı açısından risk grubunda bulunanların oranının %3,8 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre oyun bağımlılığı ve oyunla uğraş arasındaki farkın daha iyi anlaşılması gerektiği görülmüştür. Diğer yandan nörotik kişilik özelliğine sahip gençler için işlevsel baş etme yöntemleri ve algılanan sosyal desteğin koruyucu faktör olduğu değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Geç Ergenlik, Kişilik Özellikleri, Oyun Bağımlılığı, Baş Etme Yöntemleri, Algılanan Sosyal Destek
Psikoterapistlerde durumluk ve sürekli kaygı ile kişilik özelliklerinin terapötik ittifak üzerindeki yordayıcı rolü
Bu araştırmanın amacı psikoterapistlerin terapötik ittifak düzeylerinin belirlenmesi, kişilik özellikleri, kaygı düzeyleri, terapi bağlamı ve diğer sosyodemografik özellikler ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini aktif danışan gören psikolog, klinik psikolog, psikiyatrist olmak üzere 177 psikoterapist oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Terapötik İttifak Ölçeği Terapist Formu, Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda psikoterapistlerin algıladığı terapötik ittifak düzeyi ile durumluk ve sürekli kaygı arasında negatif yönde anlamlı ilişki gözlenmiştir. Terapötik ittifak ile sorumluluk, yumuşak başlılık, deneyime açıklık ve dışadönüklük kişilik özellikleri arasında pozitif, nevrotiklik arasında ise negatif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Aynı zamanda sorumluluk, yumuşak başlılık kişilik özellikleri ve durumluk kaygısı terapötik ittifak toplam puanı üzerinde yordayıcı etkiye sahip bulunmuştur. Yaş, psikoterapistlerin danışan gördüğü yıl ve danışan sayısı arttıkça terapötik ittifak düzeylerinin de arttığı görülmüştür. Terapi bağlamı ile terapötik ittifak ilişkisine bakıldığında, çevrimiçi terapi ve yüz yüze terapilerde kurulan terapötik ittifak düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Araştırma sonucunda aktif danışan gören psikoterapistlerin danışanları ile kurdukları terapötik ittifak düzeyleri üzerinde ilişkili olabilecek değişkenler incelenmiş ve anlamlı bulgulara ulaşılmıştır. Bu çalışmada incelenen tüm değişkenler arasından sorumluluk, yumuşak başlılık ve durumluk kaygısının psikoterapistlerde terapötik ittifak düzeyini öngörmede önemli faktörler olduğu ve çevrim içi ile yüz yüze terapi bağlamı için terapötik ittifak düzeyinin eşit derecede güçlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulguları ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkide psikolojik sıkıntının aracı rolü ve sosyal karşılaştırma yöneliminin düzenleyici rolünün incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide psikolojik sıkıntı ve sosyal karşılaştırma yöneliminin olası aracı ve düzenleyici rollerini incelemektir. Sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkiyi sosyal karşılaştırma teorisi çerçevesinde incelemek hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırma verileri 18 yaş üzeri yetişkin, bir romantik ilişki içinde olan ve sosyal medya kullanan gönüllülerin katılımıyla çevrimiçi olarak toplanmıştır. Çalışma örneklemi 282 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara "Bilgilendirilmiş Onam Formu", "Sosyodemografik Bilgi Formu", "İlişki Değerlendirme Ölçeği", "Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği", INCOM-T Sosyal Karşılaştırma Yönelimi Ölçeği" ve "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu" sunulmuştur. Araştırma verilerinin analizi için bağımsız gruplar t-testi analizi, Pearson korelasyon analizi, doğrusal regreyon analizi ve PROCESS analiz yöntemi ile aracı etki analizi ve düzenleyici etki analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma bulguları sosyal medya bağımlılığının ilişki doyumunu negatif yönde yordadığını, sosyal medya bağımlılığının psikolojik sıkıntıyı (depresyon, anksiyete ve stresi) yordadığını, psikolojik sıkıntının ilişki doyumunu negatif yönde yordadığını ve psikolojik sıkıntının sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkide aracı rol oynadığını göstermektedir. Bulgular sosyal karşılaştırma yöneliminin sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkide istatistiksel olarak anlamlı bulunan düzenleyici bir rolü olmadığını göstermektedir. Herhangi bir değişkende cinsiyete göre farklılaşma olmadığı görülmüştür. Evli olan veya olmaya katılımcılar arasında yalnızca anksiyetenin farklılaştığı ve evli katılımcıların daha düşük anksiyete bildirdiği görülmüştür. Araştırma sonuçları çocuk sahibi olan bireylerin daha düşük ilişki doyumu bildirdiğini, daha düşük sosyal karşılaştırma yönelimine sahip olduklarını ve daha düşük anksiyete düzeyleri olduğunu göstermiştir. Katılımcıların yaşı ile ilişki doyumu, sosyal karşılaştırma yönelimi, sosyal medya bağımlılığı ve psikolojik sıkıntı arasında olumsuz bir ilişki bulunduğu görülmüştür. İlişki süresi ile sosyal karşılaştırma yönelimi, sosyal medya bağımlılığı ve anksiyete arasında olumsuz bir ilişki olduğu görülmüştür. Günlük sosyal medya kullanım süresi ile sosyal medya bağımlılığı ve sosyal karşılaştırma yönelimi arasında olumlu yönde ilişki olduğu görülmüştür. Sonuç: Sosyal medya bağımlılığının ilişki doyumunu olumsuz yönde yordadığı ve bu ilişkide psikolojik sıkıntının aracı rolü olduğunu görülmüştür. Sosyal karşılaştırma yöneliminin ise bu ilişkide düzenleyici bir rolü bulunamamıştır. Sonuçlar sosyal karşılaştırma teorisi çerçevesinde geliştirilen hipotezleri desteklememektedir. Bu ilişkiyi sosyal karşılaştırma teorisi perspektifinden inceleyen daha fazla araştırma gerekmektedir.
Nesne ilişkileri ile empati ve zihin kuramı arasındaki ilişkide narsisizmin aracı rolü
Bu araştırmanın ana amacı, bireylerde nesne ilişkileri ile empati ve zihin kuramı arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerde narsisizmin aracı rolünü incelemektir. Çalışma 18-45 yaş aralığında, normal popülasyondan seçilmiş 409 katılımcı ile yürütülmüştür. Veri toplama aşamasında katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği, Patolojik Narsisizm Ölçeği, Kişilerarası Tepkisellik İndeksi ve Gözlerden Zihin Okuma Testi online form şeklinde verilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular SPSS (Statistical Package for Social Sciences) v.26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Cinsiyetler arası farkları belirlemek için bağımsız gruplar t-testi; empati, zihin kuramı, nesne ilişkileri ve narisisizm arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson korelasyon analizi ve doğrusal regsesyon analizi; son olarak aracı etki analizi için PROCESS eklentisi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda nesne ilişkileri ile empati arasındaki ilişkide narsisizmin tam aracı rolü olduğu görülse de nesne ilişkileri ile zihin kuramı arasındaki ilişkide narsisizmin aracı bir rol üstlenmediği bulunmuştur. Bulgular, nesne ilişkileri ve empati arasındaki ilişkinin narsisizm ile sağlandığını göstermekte olup narsisizmin bu ilişki için önemini vurgular niteliktedir. Son olarak, araştırmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış, çalışmanın sahip dolduğu sınırlılıklarla birlikte gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Empati, Zihin kuramı, Nesne ilişkileri, Narsisizm