Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ersan Gürsoy

10 theses · Erzincan Binali Yıldırım University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 pandemisinin hastaların geleneksel ve tamamlayıcı tıbba bakışına etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı COVID-19 pandemisiyle birlikte hastaların GETAT, modern tıp ve bütüncül tıbba olan bakışının etkilenip etkilenmediğini araştırmak. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tanımlayıcı nitelikte olup çalışmanın evrenini Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne Ocak 2022 ile Haziran 2022 tarihleri arasında başvuran hastalar oluşturmaktadır. Çalışmaya 18 yaş ve üstü, gönüllü, Türkçe bilen bireyler dahil edilmiştir. Katılımcılara 18 maddeden oluşan sosyodemografik anket ve bunun yanında Mc-FADDEN ve arkadaşlarının hazırladığı, KÖSE ve arkadaşlarının Türkçe geçerlilik ve güvenirliliğini yaptığı 27 maddeden oluşan GETAT tutum ölçeği (CACMAS) yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. 38 kişi ile pilot çalışma yapılmıştır. Bu çalışma esnasında bazı anket soruları değiştirilmiş, bazı sorular eklenmiş, bazıları ise anketten çıkarılarak daha faydalı ve pratik bir veri toplama anketi oluşturulmuştur. Bu değişiklikler sadece demografik veri ve GETAT bilgi anketi üzerinde yapılmıştır. CACMAS anketi üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Pilot çalışmadan çıkan sonuca göre örneklem hesabına gidilmiştir ve 450 kişi ile yürülmüştür. Bulgular: Covid aşısı olmayanların "modern tıbba karşı memnuniyetsizlik" boyutunda, aşı olanlara göre puan ortalaması istatiksel olarak yüksek saptandı (sırayla p=0,004 ve p=0,003). Her iki cinsiyette de COVID geçiren ve geçirmeyen, kronik hastalığı olan ve olmayan, tüm yaş gruplarında GETAT'a olan bakışın COVID öncesine göre COVID sonrası daha da olumlu olacak şekilde artmıştır. Ailesinde ve kendisinde GETAT yöntemini tercih edenler GETAT'a olan bakışı istatistiksel olarak anlamlı yüksek çıkmıştır (p<0,001). Uygulayıcının "hekim" olduğu grupta "geleneksel tıbba bakış" ve "modern tıbba karşı memnuniyetsizlik" konularında ortalama değerler diğer gruplara göre istatistiksel olarak yüksek çıkmıştır (p<0,001). Sonuçlar: "Toplam puan", "geleneksel tıbba bakış", "modern tıbba karşı memnuniyetsizlik" ve "sağlığa bütüncül bakış" alt ölçek boyutlarında COVID sonrasının puan ortalaması COVID öncesine göre yüksek saptandı. COVID sonrasında GETAT'a bakışın olumlu olarak arttığı bulundu. GETAT'ın modern tıbba altenatif değil, tamamlayıcı xiii olabileceği ve modern tıpla birlikte entegre olarak kullanılması gerektiği ve uygulamaların tamamen zararsız olmadığı bilinmelidir. Kullanılabilecek ve kullanılamayacak durumları gerek medya gerekse hekimler vasıtasıyla halka anlatılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Geleneksel tıp, Tamamlayıcı tıp, Modern tıp, Bütüncül tıp, Aile hekimliği, COVID-19

Aile hekimliğiCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+4
Bilal Karabaş
Erzincan Binali Yıldırım University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erzincan ili merkez ilçesinde aile sağlığı merkezlerine başvuran 40-69 yaş arası kadınların meme kanseri taramalarına yönelik tutumları ve etkileyen faktörler

Amaç: Çalışmamızın amacı hedef popülasyondaki kadınların meme kanseri taramalarına yönelik tutumlarını, meme kanseri taramalarını yaptırmama nedenlerini ve taramaları yaptırmalarının önündeki engelleri saptamak ayrıca kadınları meme kanseri taramalarına yönlendirmede bilgilendirme yapmanın mı yoksa kişisel meme kanseri riskini bildirmenin mi daha etkili olduğunu saptamaktır. Gereç Yöntem: Araştırmamız deneysel tipte bir çalışmadır ve Erzincan ili merkez ilçesinde ikamet edip buradaki bir aile sağlığı merkezine 01.12.2022 ve 01.04.2023 tarihleri arasında başvuran 40-69 yaş arası gönüllü ve meme kanseri öyküsü olmayan 300 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara araştırmacılar tarafından literatür taranarak hazırlanan 22 soruluk bir anket ve MEKÖD (kadının meme kanseri önleme davranışlarını etkileyen faktörleri belirleme) ölçeği yüz-yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Ardından hastalar basit randomizasyon ile 2 gruba ayrılmış (tek ve çift) ve bir gruba toplam 212 kelimeden oluşan standart bir metin ile kısa bir bilgilendirme yapılmış diğer gruba ise sadece "modifiye gail risk modeli"nden elde edilen ömür boyu meme kanserine yakalanma riski yüzdesi söylenmiş ve sonrasında kanser taraması isteği açısından gruplar karşılaştırılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 53,49±8,03'tür. Kadınların düzenli olarak KKMM (Kendi kendine meme muayenesi), KMM (klinik meme muayenesi) ve mamografi taraması yaptırmama nedenlerine bakıldığında en sık neden üç grupta da bilgi eksikliğiönemini bilmeme olmuştur (sırasıyla %54,7, %54,7 ve %89,75). Katılımcıların meme kanseriyle ilgili sahip olduğu bilginin başlıca kaynağı %46 (n=138) ile hekimlerdir. Katılımcıların MEKÖD puanlarına bakıldığında düzenli meme kanseri tarama yöntemlerinden birini uygulayanlarda, evli olanlarda, meme kanseri olan arkadaşı olanlarda ve bilgi kaynağı ailesi olanlarda MEKÖD puanları anlamlı olarak daha yüksektir. Çalışma sonunda bilgilendirme yapılan grubun %40,5'i (n=41), risk düzeyi söylenen grubun %55,8'i (n=72) mamografi çektirmeyi kabul etmiştir (p=0,022). Ayrıca risk söyleme grubunda KKMM, KMM ve mamografi taramalarını yaptırma isteği bilgilendirme grubuna göre anlamlı derecede daha fazla artmıştır (hepsi p<0,001). Sonuç: Kişisel meme kanserine yakalanma riskini hastaya söyleme yönteminin daha kısa sürede uygulanabilen daha etkin bir yöntem olması açısından bilgilendirme yöntemine göre daha avantajlı olduğu tespit edilmiştir.

Aile sağlığı merkeziErken teşhisErzincan+6
Cihat Üstün
Erzincan Binali Yıldırım University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erzincan ili evde sağlık hizmeti alan hastaların yakınlarının siberkondri düzeyi ve sağlık anksiyetesi arasındaki ilişki

Amaç: Çalışmamızın amacı evde sağlık hizmeti alan hastaların yakınlarında siberkondri düzeyini saptamak ve sağlık anksiyetesi ile arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışmamızın hedefi hem bu ilişkiyi belirlemek hem de siberkondri ve sağlık anksiyetesi üzerinde etkili olan faktörleri belirleyip aralarında değişime uğrayabilecek olanları tespit ederek sağlık hizmetlerinin sunumu ve yönetimi açısından gelecekte yapılacak olan yeniliklere ve çalışmalara ışık tutmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel ve tanımlayıcı niteliktedir. Araştırmanın evreni Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimi'ne kayıtlı hastaların arasından 15.05.2023-15.07.2023 tarihleri arasında muayene talep edilip evde ziyareti gerçekleştirilen hastaların yakınlarından oluşmaktadır. Çalışmaya 18-65 yaş arası gönüllü bireylerden bir evde sağlık hastasının bakımından primer sorumlu olan, bilişsel düzeyi soruları cevaplayabilecek yeterlilikte ve internet kullanıcısı olan, sağlık çalışanı veya emeklisi olmayan bireyler dahil edilmiştir. Katılımcılara literatür taranarak hazırlanmış 19 soruluk bir anket formu, 2021 yılında Söyler ve arkadaşları tarafından Türkçe geçerlik güvenirliği yapılan 'Siberkondri Ciddiyeti Ölçeği', 2013 yılında Aydemir ve arkadaşları tarafından Türkçe güvenilirlik ve geçerlilik çalışması yapılan Sağlık Anksiyetesi Envanteri uygulanmıştır. Bu çalışma gönüllü olan hasta yakınları ile yüz yüze görüşülerek yürütülmüştür. Veri toplamadan önce katılımcılara çalışma hakkında bilgi verilmiş ve sözlü ve yazılı onamları alınmıştır. Çalışmamızın örneklem büyüklüğü 235 kişi olarak hesaplanmış olup toplam 240 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın her aşamasında Helsinki deklarasyonunun ilkelerine uyulmuştur. Bulgular: Katılımcıların %64,2'si kadın (n=154), %35,8'i erkeklerden (n=86) oluşuyordu. Katılımcıların %77,9'u evli (n=187), %41,7'si ev hanımı (n=100), %1,7'si (n=4) okuma yazma bilmiyordu. Bakım görevini üstlenen katılımcıların %57,1'i hastanın kızı-oğlu grubundan (n=137) idi. Katılımcıların %37,1'nin kronik bir rahatsızlığı (n=89) olup %7,9'u (n=19) psikiyatrik bir ilaç kullanmaktaydı. Katılımcıların gün içerisinde kendine ayırdıkları vakit ortalaması 2,03±1,63 saat, günlük olarak internette vakit geçirme süre ortalaması 1,5±1,42 saat, günlük olarak internette sağlık araştırmalarına ayrılan süre ortalaması 0,48±0,68 saat idi. Katılımcılardan bakım alan hastanın yanına bir haftada gelinen gün sayısı ortalaması 6,01±1,59 idi. Bakım alan hastaya günlük ayrılan süre ortalaması 8,48±4,93 saat, hastaların bakımıyla ilgilenilen toplam süre ortalaması 60,40±60,55 ay idi. Katılımcılardan hastalarının bakım zorluğunu en düşük 1 puan, en yüksek 10 puan olacak şekilde değerlendirilmesi istendiğinde bakım zorluğu puan ortalaması 7,85±2,09 idi. Katılımcıların bakıcı desteği alma durumlarına bakıldığında %20'sinin hiç destek almadığı saptanmıştı. Sonuçlar: Katılımcıların Siberkondri Ciddiyeti Ölçeği'nden alınan toplam puan ortalaması 22,36±11,63 olarak bulunmuştur. Katılımcıların Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'nden aldıkları puanların ortalaması 17,69±11,54 olarak bulunmuştur. Katılımcılardan genç ve orta yaş grubunda olanların, kadınların, bekarların, bakım verdikleri hastalardan üniversite ve üstü eğitim düzeyine sahip olanların siberkondri düzeyinin diğerlerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcılardan gün içinde kendine daha çok vakit ayıranların, günlük olarak internette daha fazla vakit geçirenlerin ve günlük olarak internetten yapılan sağlık araştırmalarına daha çok vakit ayıranların diğerlerine göre siberkondri düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcılardan ileri yaş grubunda olanların, hastalarının bakım zorluğu derecesi daha yüksek olanların, günlük olarak internetten yapılan sağlık araştırmalarına daha çok vakit ayıranların sağlık anksiyetesi düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcıların siberkondri düzeyleri ve sağlık anksiyetesi düzeyleri arasında pozitif, anlamlı ve zayıf bir ilişki olduğu görülmüştür.

Merve Özçinar
Erzincan Binali Yıldırım University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran hastaların sigara içme durumları ile uyku kalitesi ve öz yeterlilik algısı arasındaki ilişki

Amaç: Bireyin belli bir performansı başarılı olarak yapması için kendine olan inancına ya da kendi yargısına öz yeterlilik denir. Öz yeterlilik inancı, öğrenen için okul yaşamında akademik başarının önemli bir belirleyicisi olmasının yanı sıra, okul dışı yaşamında tüm hayatı boyunca kullanacağı bir beceridir. Ayrıca sağlıklı bir yaşam için kaliteli uyku vazgeçilmezdir. Kötü kaliteli uyku depresyon, anksiyete, diyabet, obezite ve hipertansiyon gibi birçok hastalık ile ilişkilidir. Toplumda sigara içme alışkanlığı olan bireylerin sayısı oldukça fazladır. Bireylerin sigara içme durumları ile öz yeterlilik algısı ve uyku kalitesi arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını saptamak çalışmamızın temel amacıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tanımlayıcı nitelikte olup çalışmanın evrenini Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne Haziran 2023 ile Ağustos 2023 tarihleri arasında başvuran hastalar oluşturmaktadır. Çalışmaya 18 yaş ve üzeri, gönüllü, Türkçe bilen, iletişim kurma problemi olmayan bireyler dahil edilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve dahil edilme kriterlerini karşılayan katılımcılara literatür taranarak hazırlanmış 20 soruluk bir demografik veri anket formu uygulanmıştır. Ülkemizde Uysal ve arkadaşları tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği yapılmış "Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi(FNBT)" uygulanmıştır. Ülkemizde Ağargün ve arkadaşları tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenlirliği yapılmış "Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi(PUKİ)'' uygulanmıştır. Yine ülkemizde Yıldırım ve arkadaşları tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği yapılmış ''Genel Özyeterlilik Ölçeği'' uygulanmıştır. Demografik veri formunda yer alan her bir soru için toplam 20 kişiyle olmak üzere toplam 400 kişiyle görüşülmesi planlanmıştır. %10 luk veri kaybı da göz önünde bulundurularak 440 kişiyle görüşülmesi planlanmıştır. Katılımcıların tamamından sözel ve yazılı olarak bilgilendirilmiş gönüllü onam formu alınmıştır. Çalışmanın her aşamasında Helsinki deklarasyonunun ilkelerine uyulmuştur. Bulgular: Katılımcıların ortalama PUKİ puanı 11,74 (min=6, max=21) ve Genel Öz Yeterlilik Ölçeği puan ortalaması ise maksimum 85 üzerinden 63,9 (min=37, max=85) idi. Sigara içenlerin ortalama Fagerstrom puanı 3,72 (min=0, max=10) idi. Sigara içenlerin PUKİ puanları içmeyenlere göre anlamlı derecede yüksekti ve bu da uyku kalitesinin daha kötü olduğunu gösteriyordu (p <0.001). Sigara içenlerin öz yeterlilik puanları içmeyenlere göre daha yüksek olmasına rağmen aralarında anlamlı bir ilişki gözlenmedi (p=0,431). Sonuçlar: Bu çalışma sonucunda sigara içmenin uyku kalitesini olumsuz etkilediği ancak öz yeterlilik algısını anlamlı düzeyde etkilemediği görülmüştür.

İbrahim Halil Ölmez
Erzincan Binali Yıldırım University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İşe giriş muayenesi için başvuran hastalarda hava kalitesinin solunum fonksiyon testi ve hemogram parametreleri üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışma, resmi kayıtlara göre Türkiye'nin en kötü hava kalitesine sahip şehirlerinden birinde Hava Kalitesi İndeksinin(HKİ) hemogram ve solunum fonksiyon testi parametrelerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tanımlayıcı nitelikte olup çalışmanın evrenini Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne 1 Ocak 2022 ile 31 Aralık 2022 tarihleri arasında işe giriş muayenesi için başvuran hastalar oluşturmaktadır. Araştırmaya, çalışmanın yapıldığı Erzincan il sınırları içerisinde en az bir yıl ikamet eden, bilinen kronik hastalığı olmayan, işe giriş muayenesi için istenen rutin hemogram ve solunum fonksiyon testlerini yaptıran, 18-65 yaşları arasındaki bireyler dahil edildi. HKİ değerleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın resmi web sitesinden alınmıştır. Bulgular: Çalışma, yaş ortalaması 32,30 olan %17,5'i kadın, %82,5'i erkek olmak üzere 326 kişiden oluşmaktadır. Ortalama HKİ değeri 68,20'idi. HKİ ve SFT parametreleri arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı. Öte yandan, HKİ'deki artışla birlikte lenfosit, lökosit ve trombosit sayısında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma bulundu (sırasıyla p= 0,001 , p= 0,022, p=0,011). Sonuç: Bu çalışmada, akut hava kirliliğinin sağlıklı bireylerde SFT parametrelerini anlamlı olarak etkilemediğini, ancak hemogram parametrelerini etkilediğini gözlemledik. Anahtar Kelimeler: Hava Kirliliği, Hava Kalitesi, Solunum Fonksiyon Testleri, Hemogram

Mehmet Kılınçer
Erzincan Binali Yıldırım University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erzincan ili merkez ilçesine bağlı aile sağlığı merkezlerine evlilik raporu için başvuran bireylerin sma taraması hakkında bilgi ve tutumları

Giriş ve Amaç: Spinal Müsküler Atrofi'nin (SMA) erken teşhisi çok önemlidir. Bu çalışma, evlilik hazırlığı yapan bireylerin SMA taramasına yönelik farkındalık ve tutumlarını değerlendirmektedir. Yöntemler: Bu kesitsel çalışma, Haziran-Eylül 2023 tarihleri arasında Erzincan Merkez ilçesindeki üç aile sağlığı merkezinde yürütülmüştür. Demografik veriler toplamak ve katılımcılar arasında SMA ile ilgili bilgi ve tutumları değerlendirmek için araştırmacı tarafından tasarlanan 23 maddelik bir araç kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 197 kişi katılmış olup yaş ortalaması 29,45±7,48 olarak belirlenmiştir. SMA taramasının uygulanmasını destekleyenlerin oranı %84,8 (n=167) iken, test yaptırma isteği %72,6 (n=143) olarak belirlenmiştir. Test yaptırma isteği ile eğitim düzeyi, engelli yakın akrabanın olmaması, SMA genetik geçişli olduğunu düşünmeme, taramaları uygun bulma, test sonuçlarının evlilik üzerinde olan etkisi ve evlendikten sonra tarama yapılamayacağı inancı gibi değişkenler arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Çoğu kişi SMA'nın ciddiyetini kabul etse de önlenebilirliğini anlama konusunda kayda değer bir eksiklik vardır ve bu da genetik tarama alımını artırmak için hedefli eğitim müdahalelerine ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Spinal Müsküler Atrofi, Genetik Tarama, Tanısal Tarama Programları, İkincil Önleme

Gadime Yanmaz
Erzincan Binali Yıldırım University
2024
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin hastalarda D vitamini düzeylerinin metabolik ve inflamatuar parametrelerle ilişkisinin retrospektif analizi

Giriş ve Amaç: D vitamini eksikliğinin inflamasyon ve metabolizma üzerine etkileri olup erken teşhisi önemlidir. Çalışmamızın amacı platelet/lenfosit oranı (PLR), nötrofil/lenfosit oranı (NLR), monosit/HDL kolesterol oranı (MHR), fibrozis-4 (FİB-4) skoru ve hemoglobin, albümin, lenfosit, platelet (HALP) skoru gibi parametrelerin D vitamini düzeyleri ile ilişkilerini inceleyerek, ulusal ve uluslararası literatürdeki mevcut bilgi boşluklarını doldurmayı hedeflemektedir. Retrospektif olarak planlanmış olan çalışmamıza, 01.06.2024 ve 01.06.2025 tarihleri arasında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniğine rutin kontrol amacı ile başvuran bireyler dahil edildi. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak yaptığımız çalışmaya katılan bireylerin D vitamini ile yaş, cinsiyet, PLR, NLR, MHR, FİB-4 Skoru, HALP skoru ve laboratuvar parametreleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda D vitamini medyan değeri 20,85 (minimum 5,3, maksimum 114,5) saptandı. HALP skoru medyan değeri 5,907 (minimum 1,579, maksimum 23,716) saptandı. D vitamini grupları ile HALP skoru karşılaştırıldığında ciddi eksiklik olanlarda 4,568 (1,579-12,681), eksiklik olanlarda 5,932 (1,679-23,716), yetersizlik olanlarda 6,742 (1,629-17,528), normal olanlarda 5,518 (2,203-13,291) olarak hesaplandı. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,026). D vitamini grupları ile FİB-4 skoru karşılaştırıldığında ciddi eksiklik olanlarda 0,515 (0,197-1,558), eksiklik olanlarda 0,787 (0,232-2,099), yetersizlik olanlarda 1,085 (0,244-2,939), normal olanlarda 0,78 (0,226-2,683) olarak hesaplandı. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,004). Çalışmamızda yaptığımız korelasyon analizinde D vitamini ile HALP skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (r=0,145, p=0,036). D vitamini ve FİB-4 skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (r=0,219, p=0,001). D vitamini ve yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (r=0,168, p=0,014). Çalışmamızdaki parametrelerin korelasyon analizinde D vitamini ile üre, kreatinin, albümin, GGT, ALT, AST, sodyum, LDL kolesterol, LDH, folat, hemoglobin arasında anlamlı ilişki saptandı. D vitamini ile GFR, platelet ile ters korelasyon izlendi. Çalışmamızda normal açlık glukozu olan 0,747 (0,197-2,939) ve bozulmuş açlık glukozu olan 0,994 (0,232-2,152) gruplar arasında FİB-4 skoru ile anlamlı ilişki saptandı (p=0,012). Sonuç: D vitamini ile HALP skoru ve FİB-4 skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptadık. D vitamini eksikliğinin kalsiyum metabolizması ve bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkileri mevcuttur. Bu yüzden D vitamininin erken tanı ve tedavisi önemlidir. İnflamatuar parametreler ve D vitamini ilişkisi göz önüne alındığında HALP skoru parametrelerinde, D vitamini artışı ile korelasyon saptandığı için HALP skoru ile de korelasyon olması beklenir. D vitamininin bağışıklık ve inflamatuar durumların kontrolünde potansiyel faydaları olabilir, ancak bu faydaları doğrulamak için daha fazla klinik çalışmaya gerek vardır.

Gülay Kızılgün Öztürk
Erzincan Binali Yıldırım University
2025
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği anabilim dalları ve klinikleri dışında hazırlanan, aile hekimliği ve birinci basamak ile ilişkili uzmanlık tezlerinin bibliyometrik analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı başlangıçtan 15 Aralık 2024 tarihine kadar ki dönemde Aile Hekimliği Klinikleri dışında, Aile Hekimliği ve Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri hakkında hazırlanan tezlerin bibliyometrik analizini yapmaktır. Gereç-Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışmada başlangıçtan 15 Aralık 2024 tarihine kadar https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/ internet adresi üzerinden ulaşılabilen erişime açık 220 tez bibliyometrik olarak incelenmiştir. İlk aşamada tez sahibine ait bilgiler (Cinsiyet, Kurum, Fakülte vb.), tez danışmanına ait bilgiler (cinsiyet, branş, unvan vb.) ve teze ait bilgiler (tez konusu, araştırma tipi, araştırma yöntemi vb.) kaydedilmiştir. İkinci aşamada tezin yayın olma durumu Google (www.google.com), Google Akademik ( https://scholar.google.com/?hl=tr ), Pubmed ( https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/ ), Tr Dizin TUBİTAK ULAKBİM (https://trdizin.gov.tr/ ), Dergipark (https://dergipark.org.tr/tr/ ) arama motorlarında arama motoruna tezi yazan öğrencinin adı soyadı, tez danışmanının adı soyadı, tezin Türkçe veya İngilizce başlığı veya anahtar kelimeler ile aratılarak kaydedilmiştir. Yayın olan tezlerin dergi indeksleri, atıf sayıları, q sınıflamaları kaydedilmiştir. Bulgular: Tez öğrencileri %45 ile Sağlık Bilimleri Fakültesi, %26,8 ile Tıp Fakültesi, %16,4 ile Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinden oluşmaktadır. Danışman ünvanları dağılımı %42,7 ile Profesör, %32,3 ile Doçent, %24,1 ile Yardımcı Doçent/Doktor Öğretim üyesidir. Danışman Branş dağılımı %28,2 Halk Sağlığı, %14,5 Hemşirelik, %9,1 Sağlık Yönetimidir. Tezlerin %86,4 'ü saha çalışması, %97,7 'si tek merkezlidir. %92,3'ünde anket kullanımı, %3,6'sında laboratuvar kullanımı, %4,1'inde proje destek alımı mevcuttur. Görüntüleme yöntemi hiçbir tezde kullanılmamıştır. Tezlerde kullanılan araştırma yöntemlerinin %93,2'si Tanımlayıcı/ Kesitsel tiptedir. Tezlerde en çok işlenen konular %16,4 ile Aile Hekimliği, %9,5 ile Özbakım, %7,7 ile Koruyucu Sağlık Hizmetleri, %5,9 ile Sağlık Yönetimidir. Tez Sahiplerinin aynı konuda çalışmalara devam etme ve akademik kariyer yapma durumları eşit olup %18,6'dır. Tezlerin %26,8'i yayınlanmış olup bunların da %22,4'ü SCI/SCI-E indeksli dergilerde, %15,5'i ESCI indeksli dergilerde yayınlanmıştır. SCI/SCI-E indeksli dergilerde yayınlanan tezlerin %46'sı Q2, %23'ü Q1, %23'ü Q3, kalan %8'i Q4 sınıflamasındadır. Tez öğrencileri makalelerin %86,2'sinde 1. Isim olarak yazılmıştır. Tezlerin yazım yılı-yayın yılı farkı medyan değeri 2, Tezlerin yayınlandığı dergilerin etki faktörü medyan değeri 1,26, Yayınlanan tezlerin aldığı atıf sayısı medyan değeri 3 'tür. Tezlerin yayınlanma durumlarını istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkileyen durumular Danışman 2 Branşı, Proje Destek Alımı, Tez Konusu, Akademik Kariyer Yapma durumudur. Danışman branşı Sağlık yönetimi olan tezlerin yayın olma oranı %55, danışman branşı Halk Sağlığı olanlarda %30,6 , danışman branşı Ebe-Hemşirelik olanlarda %37,5, diğer branşlarda danışmanı olanlarda ise %14,2 olup istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0,05). Konusu Özbakım olan tezlerin yayınlanma durumu %47,6, Konusu Aile Hekimliği olan tezlerin yayınlama oranı %36,1 olup diğer konulara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir(p<0,05). Proje desteği alan tezlerin (%4,1) yayınlanma oranı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir(p<0,05). Akademik kariyer yapan (%18,6) tez öğrencilerinin tezlerinin yayınlanma oranı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir(p<0,05). Sonuç ve Öneriler: Halk Sağlığı ve Sağlık Yönetimi alanlarının tez danışmanlığında öne çıkması ve Sağlık Yönetimi tezlerinin %55'inin yayımlanması, bu alanlardaki çalışmaların sağlık sistemini doğrudan etkileyebileceğini göstermektedir. Çalışmamızda incelenen tez konuları arasında Aile Hekimliği (%36), Özbakım (%21), Koruyucu Sağlık Hizmetleri (%17) ve Sağlık Yönetimi (%13) öne çıkmaktadır. Bu dağılım, aile hekimliği klinikleri dışındaki disiplinlerin birinci basamak sağlık hizmetlerinin sistem içindeki rolüne, yönetimine, çalışanların koşullarına ve mesleki tükenmişlik gibi iş gücü sorunlarına odaklandığını göstermektedir. Bu durum, birinci basamak sağlık hizmetlerinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda sosyal ve yönetsel boyutlarıyla da ele alındığını ve sağlık sisteminin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirildiğini ortaya koymaktadır. Özbakım (%47,6) ve Aile Hekimliği (%36,1) temalı tezlerin yayın oranlarının yüksekliği (p<0,05), bu konuların bilimsel üretime uygunluğunu göstermektedir. Proje desteği alan tezlerin (%4,1) ve akademik kariyerine devam edenlerin (%18,6) yayın oranlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olması (p<0,05), destek ve akademik sürekliliğin yayın başarısında belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Genel olarak, proje desteği ve akademik teşvikin artırılması, disiplinler arası yaklaşımın sürdürülmesi ve birinci basamak hizmetlerin sosyal boyutunun güçlendirilmesi; sağlık sisteminde bilgi üretimi ve hizmet kalitesini doğrudan geliştirecektir.

Yavuz Selim Apaydın
Erzincan Binali Yıldırım University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erzincan ilinde aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık profesyonellerinin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu hakkındaki tutum ve görüşleri

Amaç: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk, ergenlik ve erişkinlik dönemlerinde görülen, dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileriyle seyreden nörogelişimsel bir bozukluktur. Yaşa bağlı olarak belirtiler farklılaşmakta; çocuklukta hiperaktivite daha belirgin iken erişkinlikte dikkat sorunları ve yürütücü işlev yetersizlikleri ön plana çıkmaktadır. DEHB, bireylerin akademik, mesleki ve sosyal işlevselliğini olumsuz etkilemekte, istihdamda azalma, riskli davranışlarda artış ve ilişkilerde sorunlara yol açabilmektedir. Birinci basamak sağlık çalışanları, DEHB'li bireylerin ilk başvuru noktası olması nedeniyle erken tanı, doğru yönlendirme ve aile danışmanlığında kritik rol üstlenmektedir. Bu doğrultuda, çalışmanın amacı aile hekimleri ve yardımcı sağlık personelinin DEHB'ye ilişkin bilgi ve farkındalık düzeylerini belirlemek ve elde edilen verilerle gelecekteki tarama ve izlem protokollerine katkı sağlamaktır. Yöntem: Bu araştırma, Erzincan ilindeki 32 Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) görev yapan sağlık çalışanlarıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada 85 aile hekimi ve 65 yardımcı sağlık personeline ulaşılmış; toplam 148 katılımcıdan elde edilen verilerden eksik doldurulan 4 anket çıkarılarak analizler 144 kişi üzerinden yürütülmüştür. Veriler, akademik bir kurul tarafından hazırlanıp bilimsel geçerliliği sağlanan 37 soruluk anket aracılığıyla toplanmıştır. Anketin 14 sorusu sosyodemografik özellikleri, 23 sorusu ise DEHB'ye ilişkin bilgi, tutum ve farkındalık düzeylerini değerlendirmeye yöneliktir. Soruların 6'sı açık uçlu, 11'i çoktan seçmeli, 19'u ise kapalı uçlu olup üçlü ve beşli Likert tipi ölçeklerden oluşmaktadır. Bilgi düzeyi DEHB'nin etiyolojisi, çekirdek belirtileri, tanı, klinik seyir ve tedavi alanlarını kapsamış; doğru yönlendirme ve tutumlar ayrıca ölçülmüştür. Bulgular: Çalışmaya katılan 144 sağlık çalışanının %63,2'si kadın, yaş ortalaması 36,8±8,1 yıl, mesleki deneyim süresi 12,6±7,8 yıl ve aile hekimliği sistemindeki deneyimi 7,2±5,1 yıl olarak saptanmıştır. Katılımcılar günde ortalama 57 hasta görmekte, bunun yaklaşık 13'ü çocuk hastadır. Katılımcıların %54,2'si hekim, %45,8'i yardımcı sağlık personelidir. 2 Katılımcıların %40,9'u daha önce DEHB eğitimi aldığını, %27,1'inin ise yakın çevresinde DEHB tanılı birey bulunduğunu belirtmiştir. DEHB şüphesi olan öğrencilerde %86,1'i çocuk ve ergen psikiyatrisine yönlendirme yapacağını ifade etmiştir. Tedavi yöntemlerinde en etkili yaklaşım olarak %47,9 bilişsel davranışçı terapileri, %22,9 aile eğitimini, %18,8 farmakolojik tedaviyi belirtmiştir. İlacın kullanımı konusunda %84'ü, çocuk psikiyatrisi hekiminin önerisine uyulmasını savunmuştur. Bilgi düzeyi puan ortalaması 9,27±4,16 olup hekimler yardımcı personele kıyasla anlamlı derecede daha yüksek puan almıştır (p<0,001). Daha önce eğitim alanlar ve yakın çevresinde DEHB tanılı birey bulunanlar anlamlı düzeyde daha yüksek bilgi puanı elde etmiştir (p<0,001). Ünvanlar arasında bilgi düzeyi açısından fark saptanmamıştır. Sonuç: Çalışma, birinci basamak sağlık çalışanlarının DEHB'ye ilişkin bilgi düzeylerinin genel olarak orta seviyede olduğunu, özellikle tanı, klinik seyir ve tedavi alanlarında önemli eksiklikler bulunduğunu ortaya koymuştur. Çekirdek belirtilere yönelik farkındalık yüksek olsa da bu durum tanı ve yönetim süreçlerine yeterince yansımamaktadır. Eğitim almış katılımcıların daha yüksek bilgi düzeyine sahip olması, hedefe yönelik eğitimlerin etkili olduğunu gösterirken, katılımcıların yalnızca %40'ının bu konuda eğitim almış olması mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerde yetersizlik olduğunu düşündürmektedir. Hekimlerin ünvanlarına göre bilgi düzeyleri arasında anlamlı farklılık olmaması bireysel ilgi ve güncel eğitimlerin bilgi düzeyinin belirlenmesinde daha kritik olduğunu ortaya koymaktadır. Yakın çevresinde DEHB tanısı bulunan katılımcıların daha yüksek puanlar elde etmesi, kişisel deneyimlerin öğrenme sürecine katkısını desteklemektedir. Sonuç olarak, birinci basamak sağlık çalışanlarının DEHB'nin tanı, tedavi ve yönetiminde etkin rol üstlenebilmeleri için düzenli, vaka temelli eğitimler ile ulusal rehber ve tarama programlarının geliştirilmesi önerilmektedir.

Salih Eren
Erzincan Binali Yıldırım University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetli bireylerde risk algısı ile öz yönetim davranışları arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 diyabet tanısı ile izlenen bireylerde risk algısı ile diyabet öz-yönetim davranışları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ayrıca risk algısı ve öz-yönetim davranışlarının sosyodemografik, klinik ve yaşam tarzı değişkenleri ile ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte olup Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği ile Kavakyolu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'nde yürütülmüştür. Çalışmaya, en az bir yıldır Tip 2 diyabet tanısı olan ve gönüllü olarak katılmayı kabul eden 102 birey dahil edilmiştir. Veriler; sosyodemografik ve klinik özellikleri içeren Tanıtıcı Bilgi Formu, Diyabet Öz Yönetim Skalası (DÖYS) ve Risk Algı Ölçeği (RAÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde non-parametrik testler ve Spearman korelasyon analizi kullanılmış, p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların RAÖ risk bilgisi puanları ile DÖYS toplam ve tüm alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif ilişkiler saptanmıştır (p<0,05). RAÖ birleşik risk bilgisi yalnızca DÖYS fiziksel aktivite alt boyutu ile anlamlı ilişki göstermiştir (p=0,006). RAÖ endişe alt boyutu ile DÖYS glikoz yönetimi arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p=0,030). RAÖ iyimserlik alt boyutu, DÖYS toplam puanı, diyet ve sağlık hizmeti kullanımı alt boyutları ile anlamlı ilişkiler göstermiştir. DÖYS toplam puanı yalnızca komplikasyon süresi ile anlamlı korelasyon göstermiştir. RAÖ çevresel risk alt boyutu ile DÖYS puanları arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç ve Öneriler: Bu çalışma, diyabetli bireylerde risk algısının özellikle bilgi temelli bileşenlerinin öz-yönetim davranışlarını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Aile hekimliği uygulamalarında, yalnızca komplikasyon riski vurgusu yerine, doğru ve dengeli risk bilgilendirmesi ile birlikte öz-yeterlik ve davranış destekleyici yaklaşımların benimsenmesi önerilmektedir. Birinci basamakta yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, diyabet öz-yönetimini ve klinik sonuçları iyileştirebilir.

Rıdvan Kaya
Erzincan Binali Yıldırım University
2025
10

Other supervisors