Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Feride Yiğit
15 theses · Hasan Kalyoncu University
Beyin ameliyatlarında saçı kesilen hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası beden imajı ve benlik saygısı
DİLMEN A. (2018). Beyin Ameliyatlarında Saçı Kesilen Hastaların Ameliyat Öncesi ve Ameliyat Sonrası Beden İmajı ve Benlik Saygısı. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik ABD. Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep. Bu araştırma; Gaziantep ili Araştırma ve Uygulama Hastanesi Nöroşirurji Kliniğinde beyin ameliyatlarında saçı kesilen hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası beden imajı ve benlik saygısını belirlemek amacıyla tanımlayıcı türde bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırma örneklemini, 1 Aralık 2015-31 Mart 2016 tarihinde Nöroşirurji Kliniği'ne beyin ameliyatı nedeniyle başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden, iletişim problemi olmayan ve ameliyat öncesi saç kesimi planlanan 65 hasta oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak, literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu, Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Sosyal Görünüş Kaygı ölçeği kullanılmıştır. Anket formunun 8.soruya kadar olan ilk bölümü ameliyattan önce, ikinci bölümü ameliyattan 1 hafta sonra hasta ile yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Araştırma grubunun %56,9'unu erkekler oluşturmakta olup %73,8'i 35 yaş ve üzeri, %86,2'si çocuk sahibi, %67,7'si evli, %53,8'i ilkokul mezunu, %64,2'sinin çalıştığı ve %95,6'sının sosyal güvenceye sahip olduğu belirlenmiştir. Hastaların %97'si malign tümör tanısı almıştır. Ameliyat sonrası saçları kısmen kesilen ve eğitim düzeyi yüksek olan hastaların benlik saygılarının daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Anahtar kelimeler: Hemşirelik, beyin ameliyatı, beden imajı, benlik saygısı.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almış çocuklarda ev kazalarının incelenmesi
Mustafa ŞEKER, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tanısı Almış Çocuklarda Ev Kazalarının İncelenmesi, Hemşirelik A.D., Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Araştırma Gaziantep İl Sınırları içerisinde bulunan bir devlet hastanesinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocukların ev kazalarını incelemek amacıyla 72 çocuk ile yapılmıştır. ''Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu'' ve ''15 Günlük Ev Kazası Takip Formu'' kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 22.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version22.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Çocukların %83.3'ünün erkek, %75.0'inin 7-12 yaş arasında olduğu, %68.1'inin 2501-3500 gr arasında doğduğu, %37.5'inin 6 ay ve daha altında anne sütü aldığı, %84.7'sinin 9 saat ve altında uyuduğu belirlenmiştir. Çocukların %25'inin ev kazasına maruz kaldığı, ev kazası geçiren çocukların %8.3'ü iki ev kazası geçirdiği saptanmıştır. En çok görülen ev kazası tipler; düşme (%75.0), çarpma (%12.5), kesici/delici alet yaralanmasıdır (%8.3). Tüm kazaların %37.5'i salonda meydana geldiği ve en çok (%33.3) yaralanan vücut bölgesinin ile dizler olduğu belirlenmiştir. Ev kazası geçirme durumu ile DEHB'li öocuk yaş ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Ev kazası görülme oranının büyük çoğunluğunu erkek, 7-12 yaş arası, 9 saat ve altında uyuyan, 5 veya daha fazla kişinin yaşadığı ve 2 veya daha fazla kardeşi bulunan çocuklar oluşturmuştur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almış çocukların ve ailelerinin ev kazası konusunda bilgilendirilmesi ve eğitim verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ev Kazası, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Hemşirelik
Epizyotomi uygulanan lohusalarda perineal sıcak ve soğuk uygulamanın ağrı düzeylerine etkisinin incelenmesi
ÖZET Gülfem ELMAS, Epizyotomi Uygulanan Lohusalarda Perineal Sıcak ve Soğuk Uygulamanın Ağrı Düzeylerine Etkisinin İncelenmesi, Hemşirelik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2019. Araştırma, lohusaların vajinal doğumdan sonra yaşadığı perineal ağrının giderilmesinde sıcak ve soğuk uygulamanın etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak planlanmıştır. T.C S.B.Ü Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Lohusa Servisinde 03.11.2017-03.12.2018 tarihleri arasında soğuk uygulama yapılan 32, sıcak uygulama yapılan 31 ve uygulama yapılmayan 32 olmak üzere toplam 95 epizyotomi uygulanmış lohusa ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ağrı Takibi ve hemşirelik girişimleri formu" ve "Visüel Analog Skala" kullanılmıştır. Örnekleme alınan lohusaların ağrıları değerlendirilmiş, sıcak, soğuk jel ped lohusalara doğum sonu 2. ve 8. saatte 15 dakika süre ile uygulanmıştır. Uygulama öncesi ve sonrası tekrar ağrıları değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC-Version 22.0) paket programı kullanılarak uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre olguların çoğunluğu; 19-29 yaşları arasında, çalışmadığı ve ilkokul mezunu olduğu belirlenmiştir. Doğum sonrası 2.saat ile uygulama öncesi perineal ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı (p>0.05), ikinci uygulama öncesi ve sonrası puan ortalamalarına bakıldığında; uygulama öncesi soğuk uygulama grubunun ağrı puan ortalaması 2.91±1.20 iken, uygulama sonrası 1.34±0.66, sıcak uygulama grubunun ağrı puan ortalaması önce 4.48±1.96 iken sonra 3.03±1.76 ve kontrol grubunun ağrı puan ortalaması önce 3.97±2.62 iken sonra 3.84±2.61 olarak belirlenmiştir. Grupların ağrı puan ortalamaları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak çok ileri düzeyde anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.001). Soğuk uygulama grubu işlem sonrasında en az ağrı hissederken, onu sıcak uygulama grubu izlemiş, kontrol grubu lohusalar en fazla ağrı hissettiklerini ifade etmişlerdir. Sonuç olarak vajinal doğum sonrası perineye soğuk ve sıcak uygulamanın perineal ağrıyı azalttığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Epizyotomi, Perineal Ağrı, Sıcak ve Soğuk Uygulama.
Eşi doğum yapacak baba adaylarının stres, depresyon ve anksiyete durumlarının belirlenmesi
Gebelik süresi, insanların kendini anneliğe ya da babalığa hazırladığı bir dönemdir. Dolayısıyla bu süreç, artan sorumluluklar nedeniyle bireylere çeşitli psikolojik engeller gelişebilir. Bu çalışma, eşi doğum yapacak baba adaylarının stres, depresyon ve anksiyete durumlarının belirlenmesi amacıyla planlanmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma, Gaziantep Özel NCR İnternational Hospital'da, 01.03.2017-31.10.2018 tarihleri arasında doğumhane servisinde yürütülmüştür. Gaziantep merkezindeki NCR hastanesine gelen gebelerin eşleri olup belirlenen tarihler arasında eşleri doğuma gelen ve sağlıklı iletişim kurulabilen, bilinen kronik ve psikiyatrik bir hastalığı olmayan eşi gebe olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden baba adaylarından kriterlere uyan 157 baba adayı örnekleme alınmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından düzenlenen "Tanıtıcı Bilgi Formu","DASÖ (Depresyon Anksiyete ve Stres Ölçeği)" ve "Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmış uygun istatistiksel yöntemlerle bilgisayarda değerlendirilmiştir. Değerlendirmelere göre baba adaylarının DAS durumları incelendiğinde; baba adaylarının çoğunluğunda stres durumunun normal olduğu, yaklaşık 10'da 1'inin stresli olduğu, çoğunluğunun anksiyete olmadığı, bulunmuştur. Bulgular doğrultusunda, baba adaylarının %89.2'sinin stres durumunun normal seviyede olduğu, %10.7'sinin stresli olduğu, %75.2'sinde anksiyete olmadığı, %24.9'unda anksiyete olduğu, %82.2'sinde depresyon olmadığı, %17.9'unda depresyon olduğu saptanmıştı. Bu oranlara bakılarak baba adaylarının eş hamileliğinde belirli ruhsal semptomlar gösterdiği söylenebilmektedir. Stres olgusu arttıkça kaygı, depresyon ve ortalama oranın da sürekli arttığı gözlenmiştir. İstatiksel olarak da bunlar arasında önemli farklar vardır. Buradan hareketle söylenebilir ki, eşleri doğum yapacak baba adayları eşlerin yanında olmalıdır ve bu durum eşlerin daha iyi hissetmesini sağlar.
Perinatoloji kliniğinde yatan gebelerin gebelik semptomlarının yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışmanın amacı perinatoloji servisinde yatmakta olan gebelerde görülen gebelik yakınmalarını ve bu yakınmaların gebenin yaşam kalitesini nasıl etkilediğini tespit etmektir. Çalışma 1 Şubat – 5 Mayıs 2019 tarihler arasında Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Ek hizmet binasında 330 gebe ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Gebelikteki Yakınmalar ve Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği (GYYKEÖ)" kullanılarak toplandı. Araştırmada elde edilen veriler araştırmacı tarafından SPSS 20 istatistik paket programı kullanılarak değerlendirildi. Gebelerin hepsi halsizlik bildirmistir, diger yakınmaların oranı %99,4 reflü, %99,1 kalça ve bel ağrısı, %98,2 sırt ağrısı, %97,3 sık idrara çıkma, %95,2 korku endişe, %94,2 uykusuzluk, %92,4 vajinal akıntıda artma, %90,3 cinsel istekte değişim, %87,9 çatlaklar, %87,6 bacak arkasında ağrı, %87,3 unutkanlık, %87,0 solunum güçlüğü, %87,0 bacaklarda kasılma/kramp, %86,7 dış görünüşte değişiklik, %86,4 el veya ayaklarda şişme/ödem,%84,5 ağız kuruluğu, %83,9 tat/koku, %80,9 bacaklarda uyuşma/karıncalanma, %80,3 baş ağrısı, %76,7 kabızlık, %75,5 ciltte kaşıntı, %72,1 depresif/mutsuz, % 67,9 bulantı, %66,7 bacaklarda varis, %66,1 vajinal mantar enfeksiyonu, %61,5 ellerde uyuşma, %57,0 çarpıntı, %55,8 baş dönmesidir.Araştırmada gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik verileri ile GYYKEÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bunun yanı sıra, GYYKEÖ de yer alan horlama ve aşerme dışındaki tüm yakınmaların gebelerin günlük yaşamlarını etkilediği saptandı.Sonuç olarak riskli gebeliği olan gebelerde gebelik yakınmalarının sık olduğu ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gebelik Yakınmaları, Yaşam Kalitesi, Hemşirelik
Kadının meme kanseri önleme davranışlarını etkileyen faktörleri belirleme ölçeği' nin geçerlik ve güvenirlik çalışması
Meme kanserini önleyici davranışların kadınların sağlığı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Meme kanseri ile ilgili önleyici davranışların yararlarına rağmen, sağlıklı kadınlar için, rutin bakım olarak uygulanmamıştır. Bu sağlık sorununu değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir ölçek gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, kadının meme kanseri önleme davranışlarını etkileyen faktörleri belirleme ölçeğini Türkçe' ye uyarlayarak, Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemektir. Araştırma 1 Temmuz 2018-31 Aralık 2018 tarihleri arasında Adıyaman' da yürütüldü. Araştırmanın evrenini 7 no' lu Aile Sağlığı Merkezi' ne kayıtlı kadınlar oluşturmuş olup, örneklemine ise 30 yaş ve üzerinde olan, araştırmaya katılmayı kabul eden, iletişim kurulabilen, en az okur-yazar olan ve meme kanseri öyküsü bulunmayan 190 kadın alındı. Belirlenen özellikteki örneklem, merkeze kayıtlı ve herhangi bir nedenle merkeze başvuran veya ev ziyaretleri yapılan kadınlar arasından seçildi. Veri toplama aracı olarak, kadınları tanıtıcı bilgi içeren Kişisel Bilgi Formu ile Kadının Meme Kanseri Önleme Davranışlarını Etkileyen Faktörleri Belirleme Ölçeği (MEKÖD) kullanıldı. Araştırmanın verileri bilgisayar ortamında SPSS 22.0 paket programı ile değerlendirildi. Çalışmanın geçerlilik ve güvenirliliği için açımlayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, güvenirlik ve normallik analizi yapıldı. Örneklem uygulamasında parametrik dağılım gösteren verilerin analizinde Student t testi ve Anova testi, grup içi farklılıkların analizinde ise HSD-Tukey testi yapıldı. Bulgular, ölçeğin, kadınların meme kanseri önleme davranışlarını etkileyen faktörleri değerlendirmek için hem pratikte hem de gelecekte yapılacak çalışmalarda geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu gösterdi. Katılımcılardan, boşanmış/dul, sağlık güvencesine sahip, gelir düzeyi iyi, KKMM eğitimi alan, KKMM ve KMM yapanların meme kanserini önleme davranışlarında daha olumlu olduğu görüldü. Anahtar Sözcükler: Meme Kanseri, Önleyici Davranışlar, MEKÖD, Hemşire
Vulva kanseri ve kendi kendine vulva muayenesine yönelik planlı eğitimin kadınların bilgi ve tutumlarına etkisi
Vulva kanserinin erken tanı ve tedavisi için yapılan Kendi Kendine Vulva Muayenesi (KKVM) uygulanması basit, her kadın tarafından uygulanabilen, özel bir muayene aracı gerektirmeyen, kadınların ayda bir kez 10 dakikasını alan etkili bir yöntemdir. Bu çalışmada vulva kanseri ve bu jinekolojik kanser türünün erken tanısında önemli bir rol oynayan kendi kendine vulva muayenesi eğitiminin kadınların bilgi ve tutumlarına etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Kilis ili merkezindeki Kilis Belediyesine bağlı faaliyet gösteren Kadın Meslek Zenginleştirme Merkezlerindeki 45 kadın oluşturmuştur.Çalışma tek grup ön test- son test yarı deneysel araştırma deseni kullanılarak tasarlanmıştır. Çalışmada kadınların bilgi ve özelliklerini belirlemek için araştırmacı tarafından 42 maddelik bir anket kullanılmıştır. Anket kadınların kişisel özelliklerinin belirlendiği birinci bölüm ve vulva kanseri ve KKVM hakkındaki bilgilerinin belirlendiği ikinci bölümden oluşmuştur. Seksen dört kadından oluşan başlangıç grubuna uygulanan anket formu sonrası slayt sunumu ve maketler kullanılarak eğitim verilmiş ve KKVM ile ilgili araştırmacı tarafından hazırlanan el broşürü dağıtılmıştır. 10 hafta sonra ulaşılan 45 katılımcıya anket formunun ikinci kısmı tekrar uygulanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %46.7'si 18-29 yaş arasında olup, %57.8'i evlidir. Kadınların tamamına yakını (%93.4) lise ve üzeri eğitim seviyesine sahiptir. Katılımcıların %71.1'i vulva kanseri hakkında hiç bilgisi olmadığını; tamamına yakını ise (%93.3) KKVM'yi daha önce hiç yapmadıklarını ifade etmişlerdir. Verilen eğitim sonrasında kadınların %93.3'ü düzenli vulva muayenesi yaptıklarını belirtmektedirler. Araştırmanın sonucunda kadınların vulva kanseri belirtileri, risk faktörleri, erken tanı yöntemi muayenesi, kadın dış genital organ anatomisi bilgileri hakkında çok fazla eksikliklerin olduğu ve eğitimlerle bu bilgi eksikliklerinin giderilebileceği saptanmıştır.
Emzirmeyi ilk kez deneyimleyen annelerde, meme başı ağrısı ve çatlaklarının önlenmesinde, aloe vera jeli ile saf balmumunun etkisinin karşılaştırılması
Erken postpartum dönemde çeşitli nedenlere bağlı önemli meme sorunları yaşanmaktadır. Meme sorunlarından yaygın olarak görülen meme başı ağrısı ve çatlakları daha çok emzirmenin ilk 1-2 haftasında ortaya çıkmaktadır. Araştırmada, emzirmenin meme başı çatlağı ve/veya meme başı ağrısından dolayı erken postpartum dönemde bırakılmaması, annelerin doğru emzirme tekniklerini öğrenerek acı çekmeden emzirmelerini sürdürebilmelerinin sağlanması için aloe vera jeli ve saf balmumunun etkilerinin karşılaştırılması ve ne derece etkili olduğunun anlaşılarak meme başı çatlağının ve ağrısının daha oluşmadan önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Gaziantep'te, bir kadın hastalıkları ve doğum hastanesinde sezaryen doğum yapan, örneklem kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 105 kadınla yapılmıştır (Aloe Vera Grubu:35, Saf Balmumu Grubu:35, Kontrol Grubu:35). Veri toplanması aşamasında Soru Formu, İzlem Formu, LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği ve Visual Analog Skala (VAS) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Aloe vera ve balmumunun meme ucu ağrısını önlemede etkili olduğunu ve kontrol grubu ile deney grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğunu belirlenmiştir (x²:68,7 p:0,00<0.05). Katılımcıların uygulama sonrası meme ucunda çatlak oluşma durumlarını karşılaştırdığımızda deney grupları ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p:0,00<0.05). Aloe vera ve balmumunun meme ucu çatlağını önlediği belirlenmiştir. Meme ucu çatlağını önlemede aloe vera ve balmumunun etkisi aynı orandadır. Sonuç olarak, aloe vera jeli ve saf balmumunun meme ucu çatlakları ve ağrısını önlemede etkinliğini değerlendirmek için yaptığımız çalışmamızda, aloe vera jeli ve saf balmumunun meme ucu çatlağını ve ağrısını önlemede etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Primipar, Emzirme, Meme başı, Çatlak, Ağrı, Sezaryen, Aloe vera, balmumu
Üreme çağı kadınlarının kontraseptif yöntem tercihlerine etki eden faktörlerin belirlenmesi
Değişen doğurganlık politikalarının kontraseptif tercihlere etkisini belirlemek hizmet sunumunu yeniden düzenlemek açısından son derece önemlidir. Yeni politikalar doğrultusunda kadınların aile planlaması yöntem tercihlerine etki eden faktörlerin belirlenmesi, danışmanlık ve hizmet sunumunu yaparken hemşirelik girişimlerinin ve eğitimlerin buna göre yeniden yapılandırılması için rehberlik edeceğinden yola çıkılarak çalışma planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma bir aile sağlığı merkezine kayıtlı 15-49 yaş arası üreme çağı kadınlarının aile planlaması yöntemi tercihlerine etki eden faktörleri belirlemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Osmaniye 4 Nolu Aile Sağlığı Merkezi 25 Nolu Birime kayıtlı 1105 kadın oluşturmaktadır. Ancak 598 kadın araştırmanın örneklem grubunu oluşturmuştur. Veri toplama aracı araştırmacılar tarafından geliştirilen anket formundan oluşmaktadır. Araştırmaya Osmaniye 4 Nolu Aile Sağlığı Merkezi 25 Nolu Birime kayıtlı 15-49 yaş kadınların katılacağı belirlendikten sonra, veriler bu birimin sisteminden tek tek alınarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %79.6'sı aile planlaması yöntemi kullanmaktadır. Kullanılan aile planlaması yöntemleri arasında %34.9 gibi en yüksek oranda kondom olduğu belirlenmiştir. Kadınların aile planlaması yöntemi kullanmama nedenleri arasında; gebe kalmak istemesi (%7.7), eşinin istememesi (%3.8) ve şu an gebe olması (%5.0) gibi çeşitli durumların olduğu bulunmuştur. Kadınların yaş ve sahip oldukları çocuk sayılarının ortalamalarının aile planlaması yöntemini kullanma durumuyla istatististiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kadınların ev halkı hane sayısı ve kronik hastalık durumuyla aile planlaması yöntemini kullanma durumuyla da istatististiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kadınların eğitim düzeyi ile kullanılan aile planlaması yöntemini temin etme durumu arasında da ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Son yıllarda 15-49 yaş kadınların aile planlaması yöntemi kullanma oranlarının oldukça yüksek olduğu ancak etkili yöntem kullanma oranlarının oldukça düşük olduğu belirtilmiştir. Birinci basamakta yürütülen aile planlaması danışmanlık hizmetlerinin etkili bir sunumuyla modern aile planlaması yöntemlerin kullanımı da artacaktır.
Lise yurdunda kalan kız öğrencilere verilen planlı genital hijyen eğitiminin davranışlarına etkisi
Kadınlarda en fazla görülen rahatsızlıklardan biri genital enfeksiyonlardır. Öğrenim hayatı boyunca yurtta kalan kız öğrenciler genital hijyenlerini sağlama konusunda zorlandıkları için özellikle genital enfeksiyonlar açısından risk altındadırlar. Bu yüzden bu dönemde yapılacak olan eğitim ve davranış değişikliği genel sağlığı ve genital sağlığını korumada son derece etkili olacaktır. Araştırma lise yurdunda kalan kız öğrencilere verilen planlı planlı genital hijyen eğitiminin davranışlarına etkisini inceleyebilmek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Şırnak il merkezinde bulunan Fatih Sosyal Bilimler Lisesi Öğrenci Pansiyonunda 15 Ekim 2019-15 Ocak 2020 tarihleri arasında yapılan araştırmanın evrenini bu yurda kayıtlı olan 144 kız öğrenci oluşturdu. vrenin tamamı araştırmaya dahil edildi (72 deney, 72 kontrol grubu). 18 kişilik gruplara ayrılan deney grubun öğrencilerine araştırmacı tarafından genital hijyen hakkında teorik ve pratik olmak üzere 30 ar dakikalık (toplamda 60 dakikadan oluşan) iki oturum şeklinde eğitim verildi. Araştırma verileri literatüre uygun olarak geliştirilen, anket formu ve "Genital hijyen davranışları ölçeği" uygulanarak toplandı. Eğitimden 3 ay sonra Genital hijyen davranışları ölçeği tekrar uygulandı. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirildi. Olguların eğitim öncesi Genital Hijyen Davranışları Ölçeği toplamından aldıkları puan eğitim verilen grupta 87,54±10,24 iken, kontrol grubunda 86,28±11,79 olarak saptanmıştır. Olguların eğitim sonrası puanları eğitim verilen grupta 98,14±9,62 iken kontrol grubunda 91,22±10,46 olarak saptanmıştır. Eğitim verilen gruptaki olguların eğitim sonrası aldıkları puanlar, kontrol grubu olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Sonuç olarak; Yapılan bu çalışma sadece bilgi ve tutum belirleme düzeyinde yapılmış olup, oluşturduğu kalıcı davranış değişikliği öğrencilerin beyanıyla sınırlı kalmış ve yeterli düzeyde belirlenememiştir. Ancak eğitim sonrasında birçok hijyen davranışlarında olumlu yönde değişiklikler saptanmış olup, eğitiminin öğrenciler üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Hijyen, Genital Hijyen, Menstruasyon, Eğitim, Kız Öğrenci
Epilepsi tanılı gebelerin kaygı deneyimleri
Bu çalışmanın amacı, "epilepsi tanılı gebelerin kaygı deneyimleri"ni belirlemektir. Niteliksel bir araştırma olarak belirlenmiş ve epilepsili olan gebelik deneyimlemiş katılımcılar üzerinde 2019-2020 yıllarında uygulanmış olan çalışmada, epilepsili olan gebelik deneyimlemiş kadınların "kaygı deneyimleri" hakkındaki görüşleri ve bu görüşler ışığında sunulan çözüm önerileri yer almaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, Gaziantep ili sınırlarında yer alan Gaziantep Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde bulunan epilepsi tanısı olup gebelik deneyimlemiş olan kadınlar oluşturmaktadır Araştırmada yer alan veriler, odak grup görüşmesi yoluyla elde edilmiştir. Odak grup görüşmelerinden elde edilen verilerin analizi için nitel veri analizi tekniklerinden benzeşik (homojen) örnekleme yöntemi ve içerik analizi yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilerek yazıya dökülen verilerin, MAXQDA 2020 Veri Analiz aracıyla yorumlanmaya hazır duruma getirilmesi sağlanmıştır. Araştırmaya katılan 10 kişilik grubun, araştırma sorularına verdiği cevaplar doğrultusunda 7 tema belirlenmiştir. Belirlenen temalar sırasıyla; "hastalığın tanımı, nöbet kaygıları, fetüste oluşabilecek sorunlara dair kaygılar, doğum kaygıları, bebekte sonradan oluşabilecek sorunlara dair kaygılar, toplum baskısına dair kaygılar ve kaygılarla başa çıkma yöntemleri" biçimindedir. Elde edilen bu bulgular doğrultusunda epilepsili gebe kadınlara, hemşirelere, hasta yakınlarına ve araştırmacılara uygun öneriler sunulmuştur.
İnfertil bireylere yönelik roy adaptasyon modeline temellendirilmiş eğitimin uyum ve stresle başa çıkma durumlarına etkisi
Bu araştırma, Revize İnfertilite Uyum Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini yapmak ve İnfertil Bireylere Roy Adaptasyon Modeline Temellendirilmiş Eğitimin Uyum ve Stresle Başa Çıkma Durumlarına Etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışma metodolojik ve deneysel olarak iki aşamada gerçekleştirildi. Çalışma Özel bir Tüp Bebek merkezinde Haziran- Eylül 2021 tarihleri arasında 280 kadın ile yapıldı. Ölçeğin dil ve kapsam geçerliği değerlendirildi. Kapsam geçerliği oranı (CVI) 0.8484 olarak tespit edildi ve ölçekte gerekli düzeltmeler yapılarak son hali verildi. Ölçeğin örneklem büyüklüğü çok iyi olarak değerlendirildi(KMO=0.948, χ2=3566.966, p=0.000). DFA'de R-İUÖ 11 maddelik tek faktörlü yapıda olduğu, maddelerin faktör yüklerinin 0,841-0,915 arasında değiştiği ve DFA uyum indekslerinin değerlerinin tümünün kabul edilebilir sınırlar /mükemmel uyum sınırları (X 2 /df: 4.560, RMSEA: 0.083, CFI: 0.98, GFI: 0.98, AGFI: 0.83, NNFI: 0.98, NFI: 0.98, RMR: 0.079, SRMR: 0.036) içerisinde olduğu belirlendi. Ölçeğin güvenirlik analizi için Cronbach Alfa Katsayısı, Madde- Toplam Puanı ve test-tekrar test korelasyonu incelendi. Ölçeğin Cronbach Alfa' sı 0.968, madde toplam puan korelasyonu yüksek, test tekrar test korelasyonu ise 0.940 bulundu. Çalışmanın ikinci aşamasında 40'ı kontrol 40'ı girişim olmak üzere toplam 80 kadın ile çalışıldı. Roy Adaptasyon Modeline temellendirilmiş eğitim programının uygulandığı girişim grubunun infertiliteden olumsuz etkilenmelerini azalttığı, uyum düzeylerini artttırdığı, stresle etkili başetmelerini sağladığı saptandı. Sonuç olarak; R-İUÖ 'nin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabileceği, Roy Adaptasyon Modeline temellendirilmiş eğitim programının kadınlarda uyum ve stresle başaçıkma durumlarını olumlu şekilde etkilediği belirlendi.
Primipar gebelere son trimesterde farklı iki yöntem (yüzyüze/webtabanlı) ile verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisi
Prenatal dönemde başlayıp, doğum sonu ilk bir yılda annelik kimliğinin oluşması ile tamamlanan süreç annelik rol kazanımı olarak belirtilmektedir. Mercer, bu rolün kazanılabilmesi için annenin gebeliğine ve doğumuna sadece fizyolojik yönden bakmayıp doğum sonrasındaki ilk bir yıl boyunca annenin desteklenmesi ve annelik rolüne hazırlanması gerektiğini belirtmektedir. Ülkemizde şu ana kadar primipar gebeler ve lohusalarla ilgili ölçeklerin bulunmasına karşın, annelik rolü ile ilgili bir ölçek bulunmamaktadır. Çalışmanın amacı ilk kez anne olacak olan gebelere son trimesterde farklı iki yöntem (yüzyüze/ web tabanlı) ile verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisini belirlemektir. İki aşamalı olarak gerçekleştirilen çalışma Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde bulunan 2 Aile Sağlığı Merkezi (ASM)'nde ve Özel Dr Tuncay Yüce Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde, primipar gebeler ile 2021 Mayıs ve 2022 Haziran ayları arasında gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada Annelik Rolü Ölçeği geliştirilmiş, ikinci aşamada ise son trimesterde bulunan gebelere eğitim verilerek, verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında 402 anne örnekleme alınmıştır. Ölçeğin geçerlilik ve güvenirliğinin belirlenmesi için rastgele örnekleme yoluyla seçilen 139 anneye r-test uygulanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında Web Tabanlı Eğitim Grubuna 42, Yüz Yüze Eğitim Grubuna 44 ve Kontrol Grubuna 47 gebe örnekleme alınmıştır. Eğitim öncesi Annelik Rolü Ölçeği uygulanmıştır. Gebelere 3 modülden oluşan 3'er haftalık eğitim verilmiştir. Gebelere doğum sonu 40. günde Annelik Rolü Ölçeği tekrar uygulamıştır. Çalışmamızın sonucunda Annelik Rolü Ölçeği, annelerin annelik rolünü belirlemede geçerli ve güvenilir olan bir ölçüm aracı olduğu bulunmuştur. 3 alt boyutu bulunan,5'li likert tipinde, 26 maddelik bir ölçek elde edilmiştir. Primipar gebelere verilen yüz yüze eğitimin annelik rolü kazanmada web tabanlı eğitime göre daha etkili olduğu bulunmuştur.
Anne otelinde kalan bebeğini emzirememiş annelere video ve emzirme simülatörü destekli verilen eğitim etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışma, bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde olan ve anne otelinde kalan annelere video ve simülatör kullanarak verilen emzirme davranışı geliştirme eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü ön test- son test kontrol gruplu deneme modeli yöntemiyle yapılmıştır. Araştırma, Haziran 2022 ve Mart 2023 tarihleri arasında Bitlis İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Bitlis Devlet Hastanesi Anne Otelinde yürütülmüştür. Çalışmada gönüllü katılımcı anneler (n:111), randomize kontrollü olarak kontrol grubu:37, video grubu:37, simülatör grubu:37 olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Araştırma toplamda 100 gönüllü anne (kontrol grubu: 33, video eğitim grubu: 33, simülatör eğitim grubu: 34) ile tamamlanmıştır. Veriler sosyo-demografik veri anketi, annelerin emzirmeye yönelik bilgi düzeyleri ve tutumları formu, emzirme öz yeterlilik ölçeği (kısa formu) ve matermal bağlanma ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin toplanılması için katılımcı annelere veri toplama araçları ile ön test, son test ve tekrar test uygulanmıştır. Kontrol grubundaki annelere ön test sonrası eğitim verilmemiş olup veri toplama araçlarıyla 1 ay sonra son test uygulanmıştır. Video grubundaki annelere ön test sonrası araştırmacı tarafından eğitim içerikleri IMB ( bilgi, motivasyon, davranış becerileri modeli) modeline dayandırılarak hazırlanmış video ile eğitim verilmiştir. Eğitim sonrası gruptaki annelere veri toplama araçlarıyla son test uygulanmış olup, son testten 1 ay sonra tekrar test uygulanmıştır. Simülatör grubundaki annelere ön test sonrası emzirme simülatörüyle araştırmacı tarafından IMB modeline dayandırılarak hazırlanmış eğitim verilmiştir. Eğitim sonrası gruptaki annelere veri toplama araçlarıyla son test uygulanmış olup, son testten 1 ay sonra tekrar test uygulanmıştır. Verilerin analizi SPSS 21.0 ile yapılmış ve %95 güven düzeyinde çalışılmıştır. Ön test puanları gruplar açısından incelendiğinde; ön test puanları, gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Başlangıçta homojenliğin sağlandığı görülmüştür. Eğitim sonrası Emzirme öz yeterlilik son test ortalamaları video grubunda 57,21±9,24, simülatör grubunda 63,38±5,19 ve kontrol grubunda 57,09±9,04, tekrar test ortalamaları video grubunda; 62,91± 6,37 ve simülatör grubunda; 66,44±3,88 olarak bulunmuştur. Maternal bağlanma son test ortalamaları video grubunda 84,4±7,82, simülatör grubunda 92,62±4,92 ve kontrol grubunda ise 90,36±7,01, tekrar test ortalamaları video grubu; 91,88±8,47 ve simülatör grubu 94,88±6,18 olarak son teste göre biraz daha yükselmiştir. Emzirmeye yönelik bilgi düzeyi ve tutum son test ortalamaları video grubunda; 12,39±1,17, simülatör grubunda; 13,82± ,46 ve kontrol grubunda 10,48±1,48 olup, tekrar test ortalamaları video grubunda; 12,45±1,09, simülatör grubunda; 13,91± ,38 olarak bulunmuştur. Çalışmamızın sonucunda kadınlara simülatör destekli olarak verilen emzirme eğitiminin emzirme başarısını, emzirme öz yeterlilik algısını, maternal bağlanma ve emzirmeye yönelik tutum ve bilgi düzeyini arttırmada video yöntemine ile verilen eğitime göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anne Oteli, Video Destekli Eğitim, Simülatör Destekli Eğitim, IMB Modeli
Üreme çağı kadınlarına cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmaya yönelik öğrendiğini anlat yöntemiyle verilen eğitimin davranışlarına etkisi
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar her yıl birçok kadın için önemli sağlık problemlerine sebep olmaktadır. Koruyucu sağlık hizmetleri arasında yer alan sağlık eğitimleri ile cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşması önlenebilir. Araştırmanın amacı, üreme çağı kadınlarına cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmaya yönelik öğrendiğini anlat yöntemiyle verilen eğitimin davranışlarına etkisini incelemektir. Araştırma, Metodolojik ve deneysel olarak tasarlanmıştır. Metodolojik çalışma olarak "Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunmaya Yönelik Davranış Ölçeği" geliştirilip; Deneysel olarak üreme çağı kadınlarına cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmaya yönelik öğrendiğini anlat yöntemi ve yüz yüze eğitim verilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasına 18-47 yaş arası 505 kadın katılmıştır. Yapılan açıklayıcı faktör analizi sonucunda ölçek 21 madde olarak tanımlanmıştır. Ölçeğin KMO değeri %90.6'dır. Varimax döndürme sonucunda ölçekte öz değeri 1'den büyük olan iki faktör bulunmuştur. Ölçeğin genel Cronbach Alpha katsayısı 0.911, birinci alt boyut için 0.941 ve ikinci alt boyut için 0.889 olarak hesaplanmıştır. 5'li Likert tipinde Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunmaya Yönelik Davranışlar Ölçeği geliştirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında her grupta 42 katılımcının bulunduğu öğrendiğini anlat yöntemi, yüz yüze eğitim verilen ve eğitim verilmeyen üç grupta yer alan kadınlara tanımlayıcı bilgi formu, Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunmaya Yönelik Davranışlar Ölçeği ve Genital Hijyen Davranışları Ölçeği eğitim öncesi, eğitimden 15 gün ve 3 ay sonra uygulanmıştır. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunmaya Yönelik Davranışlar Ölçeği puan ortalaması öğrendiğini anlat yöntemi ile eğitim verilen kadınlarda eğitim öncesi 75.57±12.78, eğitimden 15 gün sonrası 82.54±9.59 ve eğitimden 3 ay sonra 81.85±9.28, yüz yüze eğitim verilen kadınların eğitim öncesi 76.92±10.03, eğitimden 15 gün sonra 80.78±8.72 ve eğitimden 3 ay sonra 80.21±8.77, eğitim verilmeyen kadınların eğitim öncesi 75.73±6.14, eğitimden 15 gün sonra 75.61±6.01 ve eğitimden üç ay sonra 75.54±6.09 olarak bulunmuş ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (F=6.736; p<0.001). Araştırma sonucunda kadınlara öğrendiğini anlat yöntemi ile verilen eğitimin kadınların davranışlarını olumlu yönde etkilediği yüz yüze eğitime göre daha etkili olduğu bulunmuştur.