Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Resul Ertuğrul
10 theses · Bayburt University
Sâbûnî'nin "Ḳabes min-Nûri'l-Kur'âni'l-Kerîm" adlı tefsirindeki metodu
Yüce Allah, insanı hem manen hem madden en iyi tanıyandır. Allah insana hem kendini hem de yaratıcısını en iyi şekilde tanıması ve hakla batılı ayırıp hidâyet üzere, delâlete düşmeden yaşaması için şifa ve rahmet kaynağı olan Kur'an'ı göndermiştir. Bu yüzden asırlar boyunca insanların başlıca uğraşlarının Kur'an olmasında yadırganacak bir durum yoktur. Kur'an'ın, muhatapları tarafından anlaşılabilmesi için ulema her çağda büyük çaba sarfetmiş ve önemli eserler ortaya çıkarmıştır. Bu eserlerin bir kısmı gün yüzüne çıkarılıp tanıtılsa da bir kısmı geri planda kalmıştır. Çağımız müfessirlerinin önde gelen isimlerinden Muhammed Ali es-Sâbûnî'nin Ḳabes min Nuri'l-Kur'âni'l-Kerîm isimli eseri diğerlerine nazaran daha az bilinmektedir. Yaptığımız literatür taraması sonucunda, bu eser hakkında herhangi bir akademik çalışmanın olmadığını tespit ettik. Bu sebeple çalışmamızda Sâbûnî'nin eserini tanıtmaya ve bu eserindeki tefsir metodunu incelemeye karar verdik. Araştırmamız giriş, iki bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Giriş bölümünde çalışmamızın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları üzerine bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Sâbûnî'nin hayatı, ilmî şahsiyeti, hocaları ve eserleri zikredilmiştir. İkinci bölümde Sâbûnî'nin söz konusu tefsirindeki Kur'an ilimleri ve tefsir usulüne dair metodu rivâyet ve dirâyet tefsiri başlıkları altında ele alınmıştır. Konunun daha iyi anlaşılması için Sâbûnî'nin görüşlerini vermeden önce klasik tefsir kaynaklarından konu hakkında genel çerçeve özetlenmiştir. Daha sonra müellifin görüşleri örneklerle zikredilmiştir. İhtilaflı bazı meselelerde zıt görüşlere detay verilmeden yer verilmiştir. Sonuç kısmında ise araştırmanın genel değerlendirmesi yapılmıştır.
Kadınlarla ilgili bazı tefsir problemlerinin tarihsellik bağlamında incelenmesi
Felsefi bir kavram olarak tarihsellik ve tarihselcilik meselesi 16. ve 19. yüzyıllar arasındaki süreçte tarih ilminin tekrardan şekillenerek gelişme ve değişim gösterdiği bir süreç içerisinde ortaya çıkarak ilk kez Almanya'da zikredilen bir konu olmuştur. Bu, tarih ilminden ne anlaşılması gerektiği felsefî tartışmalar süreci olarak bu sürece bağlı birtakım kavramların hasıl olduğu bir dönemdir. Tarihselcilikten kastedilen şey tarihe ait olanın metodunu anlama yöntemidir. Önce batı dünyasında ortaya çıkan ve sonra Hint alt kıtalarına kadar yayılan ve nihayet İslâm dünyasına da ulaşan tarihsellik meselesi Türkiye'de henüz yeni yeni yankı bulmuştur. Müslüman tarihselcilerin kendilerine referans olarak gösterdikleri Fazlurrahman vb. düşünürler, Kur'ân-ı Kerîm'in tarihsel olduğunu söyleyerek Kur'an'ın kendi tarihi içinde anlaşılması ve yaşanan dünyanın şartlarına göre yeniden yorumlanması gerektiğini savunmuşlardır. Kadınların şahitliği, mehir hakları, çok evlilik yapamamaları, erkeklerden daha az miras almaları ve dövülmeleri gibi meseleler tarihsellik tartışmalarına konu olmuş ve günümüze göre yeniden yorumlanması gerektiği savunulmuştur. Bu çalışmada geleneksel ve modern dönem tefsirlerinin konuyla ilgili ayetlere bakışları ortaya konulmaya çalışılmış, tarihselcilerin argümanları da buna göre değerlendirilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm, metin ve hitap şekliyle tarihsel olarak kabul edilse bile hükümleri evrenseldir ve sonsuza kadar geçerlidir.
Kadınlarla ilgili hükümler açısından Konyalı Mehmet Vehbi Efendi ve Sait Şimşek tefsirleri
"Kadınlarla İlgili Hükümler Açısından Konyalı Mehmet Vehbi Efendi ve Sait Şimşek Tefsirleri" isimli çalışmamız da Kur'an-ı Kerim'de kadın ile ilgili hükümleri ilgili âyetler ışığında ele alıp, tezimizin ana kaynağı olan iki eserin bu âyetlere yaklaşımını mukayese ederek, İslam'ın kadına verdiği değeri anlamaya çalıştık. Çalışmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu ve problemi, amacı, önemi ve sınırlılıkları ile her iki eser ve yazarları hakkında bilgi verdik. Birinci bölümde Tevrat, İncil ve Kur'an'a göre kadının yaratılışı ile İslam öncesi medeniyetlerde ve İslam'da kadının konumunu inceledik. İkinci bölümde ibadet hükümleri açısından, kadınlara özel durumlar ve kadının örtünmesi konularını Hülasâtü'l-Beyân ve Hayat Kaynağı Kur'an tefsirlerini mukayese ederek ben-zer ve farklı yorumlara dikkat çektik. Üçüncü bölümde hukuki hükümler açısından kadının konumunu aynı şekilde Hü-lasâtü'l-Beyân ile Hayat Kaynağı Kur'an Tefsirlerini mukayese ederek inceledik.
Kur'an-ı Kerim'de kazanç ve kayıp
Dünya hayatı bir imtihandır. İnsan bu imtihan yurdunda yaptıklarıyla ya kazanır veya kaybeder. İnsanları rahmeti için yaratan Yüce Allah, kullarının kazanmalarını sağlayacak olan mesajlarını elçileri vasıtasıyla onlara bildirmiştir. Dünya imtihanından başarıyla çıkabilmek için hidayet rehberi olan Kur'an'ı doğru anlamak ve hayata tatbik etmek gerekir. Buradan hareketle "Kur'an-ı Kerim'de Kazanç ve Kayıp" isimli çalışmamızda kazanç ve kaybı ifade eden âyetlerden yola çıkarak insan için hangi durumların kazanç hangi durumların kayıp olacağını ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin önemi, amacı, metodu ve kapsamı hakkında bilgi verdik. Birinci bölümde Kur'an'da kazanç ve kaybı ifade eden kelimeleri tespit ederek bu kelimelerin sözlük anlamlarını ve Kur'an'da ifade ettikleri anlamları ortaya koymaya çalıştık. İkinci bölümde insanı kazanca götüren özelliklere ve kayba sürükleyen etmenlere dikkat çektik. Üçüncü ve son bölümde Kur'an kıssalarından seçtiğimiz örnekler vasıtasıyla tezimizi somutlaştırarak yani kazanan ve kaybedenleri belirginleştirerek daha anlaşılır kılmaya çalıştık. Tezimizi sonuç, kaynakça ve özgeçmiş ile tamamladık. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur'an, kazanç, kayıp, felâh, hüsrân
Tefsîru'l-Menâr'da kıyamet ve ahiret olgusu
Kıyâmet ve Âhiret İslam dininin temel inanç esaslarının en önemlilerindendir. Bunlar, Kur'ân'ın birçok ayetinde bazen peşpeşe, bazen de muhtelif yerlerde geçmekte olup insanların zihinlerinde canlandırılabilecekleri bir şekilde tasvir edilmiştir. Bu âyetlerin doğru bir şeklide anlaşılabilmesi için Kur'ân'ın bütüncül bir tarzda okunması gerekmektedir. Bu tezde Kıyâmet ve âhiret konusu Tefsîru'l-Menâr penceresinden ele alınmıştır. Söz konusu tefsir akılcıl bir metotla yazılmış, pek çok ayet aklın verilerine müracaat edilerek yorumlanmıştır. Hiç şüphe yok ki Kıyâmet ve âhiret bütünüyle gaybın konusudur. Müellifler mezkûr konuları işlerken bu duruma sıkça vurgu yapmış, Allah'ın öte âlemden haber verdiği her şeye şeksiz şüphesiz îman edilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Bununla birlikte pek çok âyeti izah ederken aklı son derece etkin kullanmışlar, Allah'ın âhiret âlemiyle ilgili verdiği bilgileri farklı şekillerde tevil etmekten kaçınmamışlardır. Ancak burada şunun vurgulanması gerekir ki, Menâr tefsirinin müellifleri olan Muhammed Abduh ve Reşid Rızâ arasında her ne kadar hoca talebe ilişkisi olsa da bazı konularda aynı düşünmelerine karşın birçok konuda birbirlerinden ayrılmışlardır. Tezde bunun örnekleri yer almaktadır. Çalışmanın ana kaynağı olan Tefsîru'l-Menâr, müelliflerinin ömürlerinin kifâyet etmemesi nedeniyle tamamlanamamış bir çalışmadır. Müelliflerden biri olan Abduh, söz konusu tefsiri Nisâ sûresinin yüz yirmi altıncı ayetine kadar olan kısmını, Reşid Rızâ ise buradan itibaren Yusuf sûresinin elli ikinci ayetine kadar tefsir etmiştir. Geri kalan kısmını ise Behcet el-Baytar tamamlamıştır. Dolayısıyla tez yazılırken Kıyâmet ve âhiret konusu belirtilen ayetlerde geçtiği kadarıyla ele alınmıştır. Tefsîru'l-Menâr'da ahiret ve kıyametle ilgili sınırlı sayıda ayetin tefsiri yapıldığı için Muhammed Abduh'un "Tefsîru cüz'i Âmme" sinden de istifade edilmiştir. Tezde Kıyâmet ile âhiret konusu ayrı başlıklar halinde ele alınmış, bunlarla bağlantılı olan konular ilgili başlığın altında incelenmiştir.
Kur'an'da insana etkisi açısından şeytan ve nefis
Kur'an-ı Kerim'de şeytanın, kibri yüzünden kendini aşağı konuma düşürdüğü, bundan da Yüce Allah'ı sorumlu tutarak insanı suçladığı ve insana düşman olduğu vurgulanmaktadır. Şeytan, Allah'ın asla rakibi değildir, asi bir kuludur, insanın rakibi ve düşmanıdır. Şeytan, Allah'ın huzurundan kovulmasından itibaren şerle özdeşleşerek, insanı hataya, belaya uğratmak için kini, fesadı, yalanı ve çeşitli kötülükleri kullanmıştır. Bunları kullanmaya da devam edecektir. Şeytandan bir an ya da kısa bir süre için uzaklaşmak mümkündür, ancak bir ömür boyunca ondan kurtulmak zordur, hatta imkânsızdır. Şeytan nefiste bulunan unsurları (hevâ, heves, vb.) kullanarak insanı kandırmaya çalışır. İnsan üzerinde yaptırım gücü olmayan, sadece günahı süsleme ve vesvese verme özelliğine sahip olan şeytandan daha çok insana şiddetle kötülüğü emreden nefsi etkilidir. Nefis ve şeytan insanı, hayır olmayan şeylere çağırır. Bu çağrıya icabet eden insan hayırsız şeylere müptelâ olur ve beyhude birtakım işlerle uğraşarak bir fayda elde edememiş olur. Ahirette ise şiddetli azap içinde kalır. Dolayısıyla dünyası ve ahireti rezil ve rüsvâ olur. Her müminin gayesi Allah'a yaklaşmaktır. Şeytan ve nefsin birlikteliği insanın bu gayesinde büyük bir engel oluşturur. Şeytanın vesveselerine karşı koymak Allah bilinciyle dolu olmak ve O'na sığınmakla gerçekleşir. Ancak hidayet ve dalâlet Allah'ın dilemesi ve kulun iradesini iyi veya kötü yönde kullanmasıyla mümkündür. İnsana fücûrunu (günah işleme yeteneğini) ve takvasını (günahtan kaçınma yeteneğini) ilham eden Allah her insana birçok niteliği bilkuvve (harekete geçmemiş güç) olarak vermiştir. Bunun yanında ona bu nitelikleri harekete geçirebilecek irade de bahşetmiştir. İradenin iyi tarafında ilahi kuvvet, kötü tarafında şeytaniyet bulunmaktadır. Bu nedenle insan iradesiyle yaptığı işlerden sorumludur. Bu çalışmamızda insan, insanın ayrılmaz bir özelliği olan nefs ve nefsani istekleri süsleyerek insanı aldatmaya çalışan şeytanın özellikleri incelenerek her birinin varoluş amaçları açıklanmıştır. Şeytan ile nefis arasındaki ilişki ele alınarak şeytanın ve nefsin insan hayatındaki etki ve rollerinin ne olduğu incelenmiştir. Kur'an'ın anlatımlarından yola çıkılarak insanın nefsani istekleri ve şeytanın insan üzerindeki etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Tefsir, Kur'an, akıl, kalp, nefis, şeytan
İşârî tefsirlerde cennet-cehennem tasavvuru (Rûhu'l-Beyân ve Rûhu'l-Meânî örneği)
İnsan, tarih boyunca bilemediği gayb konuları hakkında sürekli bir merak içerisinde olmuştur. İlk insandan günümüze kadar bu konular hakkında sorular sorulmuştur. Ölüm ve ölüm ötesi hayat da bunların başında gelmektedir. İnsan, akıllı bir varlık olması münasebetiyle ister istemez "Ben kimim? Niçin varım? Nereden geldim? Nereye gideceğim?" gibi soruları kendisine sormuş ve bunların cevabını aramıştır. Bu tür soruların cevaplarını da açıklamak için Allah, insanlara, uyarıcı ve yol gösterici elçiler göndermiştir. Bütün nebiler insanları hakka davet etmiş onlara yaratılış gayelerini hatırlatmış, cennet ve cehennem hakkında onları bilgilendirmiştir. İnsanların bir kısmı bu uyarıları dinlemiş ve iman etmiştir. Diğerleri ise uyarılara kulak vermemiş ve inkâr etmiştir. Âhiret denince cennet ve cehennem ilk akla gelen konulardan olmuştur. "İşârî tefsirlerde cennet ve cehennem tasavvuru (Rûhu'l-Beyân ve Rûhu'l-Meânî örneği)" adlı bu teze başlamadan önce, tasavvufî tefsirlerin cennet ve cehenneme bakışını ortaya koyan müstakil bir çalışmanın yapılmadığı görülmüştür. Bu eksikliği gidermek adına bu konu seçilmiştir. Başta İsmâil Hakkı Bursevî'nin (ö. 1137/1725) "Rûḥu'l-beyân fî tefsîri'l-Ḳurʾân" ve Şihâbüddîn Mahmûd el-Âlûsî'nin (ö. 1270/1854) "Rûḥu'l-meʿânî fî tefsîri'l-Ḳurʾâni'l-ʿaẓîm ve's-sebʿi'l-mes̱ânî" adlı tefsirleri olmak üzere, diğer bir kısım tefsirlerden, bu alanda yazılan kitap, tez, makale gibi çalışmalardan istifade edilmiştir. Bu çalışma, genel olarak giriş, iki bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konusu, önemi, metodu, amacı ve araştırmanın kaynaklarına yer verilmiştir. Birinci bölümde Bursevî ve Âlûsî'nin hayatları, ilmi çalışmaları ve eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde cennet, cennetin isimleri ve cennetin mertebeleri işlenmiştir. Aynı şekilde bu bölümde cehennem, cehennemin isimleri ve cehennemdeki azap çeşitleri de ele alınmıştır. Bursevî ve Âlûsî'nin bu konulara bakışı ve işârî yorumları ortaya konmaya çalışılmıştır.
Süleyman Ateş'in Ahkâm Âyetlerine bakışı
Kur'ân-ı Kerim'in âyetlerini konularına göre itikad, ahlâk, ahkâm ve kıssalar olmak üzere temelde birkaç bölüme ayırabiliriz. Kur'an'ın ahkâma dair âyetleri de ibadât, muâmelât ve ukûbât olmak üzere fıkhî açıdan üç kısımda kategorize edilmiştir. Kur'an, İslâm tarihi boyunca çeşitli usullerde tefsir edilmiştir. Bu çalışmalar genel olarak rivâyet tefsiri ve dirâyet tefsiri olmak üzere iki ana başlık altında ele alınıp incelenmiştir. Tefsir alanında yaptığı çalışmalar ve yetiştirdiği öğrenciler açısından önemli ilim adamlarından birisi de Süleyman Ateş'tir. Bu çalışmada Süleyman Ateş'in "Kur'ân-ı Kerim Tefsiri" isimli eseri bağlamında ahkâm âyetlerine getirdiği yorumlar, âyetleri açıklama yöntemi ve bu âyetleri nasıl değerlendirdiği incelenmiştir. Süleyman Ateş, tefsirinde belli bir mezhebi taklit etmeyip, konu ile alakalı özgün görüşler zikretmiştir. Ateş, ahkâm âyetlerini tefsir ederken bazen önceki müfessirlerin görüşünü naklederek bu görüşlerden birini tercih etmiş bazen de kendisi geleneğin aksine farklı bir görüş ileri sürmüştür. Hadislere de temkinli yaklaşan Ateş, Kur'an'a aykırı rivâyetleri nedenleri ile tenkide tabi tutmuştur. Eserinde meselelerin fıkhî tafsilatına da yer vererek, ahkâm ile ilgili âyetlerin açıklamalarını yaptığı bölümlerde sadece âyetlerin fıkhî boyutunu ele almamış, aynı zamanda bu âyetlerden çıkarılabilecek mesajlara da yer vermiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'de helâk olan kavimler bağlamında iş, ticaret ve yönetim ahlâkı
İnsanlara rehberlik etmek üzere indirilen Kur'ân-ı Kerim'de kıssalar önemli bir yer tutmaktadır. Yaşanmışlıklar üzerinden hayata dokunan kıssalar, eğitici özellikleriyle insanlara dünyevi ve uhrevi açıdan ibretler sunmakta ve onların hayatlarına çekidüzen vermelerini sağlamaktadır. Aynı şekilde helâk olan kavimler inançsızlık, zulüm ve ahlâki zaaflar bakımından eleştirilmektedirler. Ayrıca helâk kıssaları, helâk olan kavimlerle benzer suçları işleyen günümüz toplumlarına da birçok açıdan ibret dersleri sunmaktadır. Bu çalışmada helâk olan kavimler bağlamında, iş, ticaret ve yönetim ahlâkı ele alınmakta ve önceki toplumların helâk sebepleri üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda, günümüz toplumlarının ahlâki sorunlarıyla karşılaştırmalar yapılarak bazı çözümler sunulmaya çalışılmaktadır. Toplumları helâk sürecine götüren davranışlar irdelenerek günümüz toplumlarının benzer yanlışlardan ve kötü sondan korunması noktasında Kur'ân'ın rehberliği ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Önceki toplumlar, iş, ticaret ve yönetim ahlâkı açısından incelenmekte ve insanların daha adaletli ve düzgün bir yaşam sürmeleri için öneriler yapılmaktadır. Bu çalışmada, ilgili âyetlerden, klasik ve modern tefsirlerden, ilgili makale ve tez çalışmalarından faydalanılmaktadır. Bu bağlamda Kur'ân çerçevesinde, adalet, dürüstlük ve sorumluk gibi özelliklerin, insanlar ve toplumların dengeli bir şekilde işleyişindeki önemi vurgulanmaktadır.
Seyyid Kutub ve Mevdûdî'nin tefsirlerinde güncel tefsir problemleri
Bu çalışmada Seyyid Kutub ve Mevdûdî'nin tefsirlerinde ele alınan güncel tefsir problemleri incelenmiştir. Çalışmada, modern dönemde ortaya çıkan sosyal, siyasal ve fikrî meselelerin bu iki müfessirin Kur'an yorumlarına nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Konu, çağdaş tefsir anlayışını anlamak açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Seyyid Kutub ve Mevdûdî'nin tefsirlerinde güncel tefsir problemlerine yaklaşımlarını ortaya koymak ve bu yaklaşımları karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini çağdaş Kur'an tefsirleri oluşturmaktadır. Örneklem olarak Seyyid Kutub'un Fî Zılâli'l-Kur'ân adlı tefsiri ile Mevdûdî'nin Tefhîmu'l-Kur'ân adlı eseri seçilmiştir. Araştırmanın veri toplama aracı doküman incelemesidir. Veriler, ilgili tefsir metinlerinin incelenmesi yoluyla elde edilmiştir. Veri çözümleme sürecinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, her iki müfessirin de Kur'an'ı yaşanan hayata rehber olarak gördüğü tespit edilmiştir. Seyyid Kutub'un tefsirinde daha çok toplumsal adalet, hâkimiyet ve cahiliye kavramları öne çıkmaktadır. Mevdûdî'nin tefsirinde ise sistemli düşünce, siyasal yapı ve İslam toplumunun inşası konuları ön plandadır. Her iki müfessirin de güncel problemlere Kur'an merkezli çözümler üretmeye çalıştığı sonucuna ulaşılmıştır.