Prof. Cebrail Ötgün danışmanlığındaki tezler

14 tez · Hacettepe University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yer yapıt bütünleşikliği

Bu raporda, yer-yapıt bütünleşikliği bağlamında üretilen uygulamalar geçmişten günümüze kadar sanat tarihi ve günümüz dinamikleri referans alınarak incelenmiştir. Temellerini ilk topluluklara kadar dayandırabileceğimiz yer-yapıt bütünleşikliği, bugünkü anlamlarını 1960'larda sanat kurumlarına karşı geliştirdiği tavırlarla kazanmıştır. İlk başlarda mekânın fiziksel bileşenleriyle sınırlı anlatım dili olan yer-yapıt bütünleşikliği zamanla yerin sosyo-ekonomik, toplumsal, tarihsel gibi anlamlarını da konu edinerek dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşüm sürecinde yeryüzü sanatı, kavramsal sanat, beden sanatı, enstalasyon gibi diğer sanat pratikleri ile iç içe geçmiş ve çoğu zaman uygulamalarda izleyicinin rolü önemsenmiştir. Yer-yapıt bütünleşikliğinde karşılıklı aidiyet söz konusu olduğundan mekâna anlamı kazandıran yapıt, yapıta anlamı kazandıran mekandır. Bu nedenle mekânın tarihsel, toplumsal gibi anlamlarıyla ilişki kurulurken fiziksel koşulları göz önünde bulundurulur. Bu raporda yer-yapıt bütünleşiklği bağlamında uygulamalar yapılmıştır. Bu uygulamalar kamusal alan, kurumsal mekân, sanal ortam gibi yerlerde gerçekleştirilmiştir. Uygulamalarda deneyselliğe önem verilmiş ve birçok sanat pratiği kullanılmıştır.

EserMekanNesne+1
Doğancan Yıldırım
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2020
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Kurgu mekanda zaman-mekan-yüzey ilişkileri

Tüm yaşamların merkezinde yer alan mekan ve zaman pek çok yüzyılda pek çok düşünür tarafından anlaşılmaya çalışılmış ve üzerine düşünceler üretilmiştir. Kimi zaman birbirinden ayrı kimi zaman da birlikte var oldukları düşünülen mekan ve zaman, günümüzde kendisine dahil olan pek çok anlamla birlikte kurgusal yapıya bürünmüştür. Bu anlamda kurgusal nitelikler taşıyan sanat yapıtının yüzeyi ise resimden sinemaya, edebiyata kadar kurgu mekanın varlık alanını oluşturur ve böylece düşünsel olanın, yüzeye tutunarak gerçekliğe bağlandığı görülür. Araştırmada, mekan-zamanın tarihsel süreç içindeki yansımaları ve bugüne kadar geçirdiği değişimler ışığında, yüzey/ara mekan olan sanat yapıtı aracılığıyla kurgu mekana dönüşmesi irdelenmiştir. Yapılan okumalarla da desteklenen, içinde bulunduğumuz fiziksel mekan-zaman ve algılanan kişisel mekan-zamanın, arasındaki birbirlerini var eden sarmal yapı üzerinden ele alınan kurgu mekanın yüzey aracılığıyla sonsuza görünmeyene uzandığı bir süreç izlenmiştir. Tez kapsamında yer alan uygulama çalışmalarıyla, hem tüm bu araştırmalar desteklenmiş hem de uygulama çalışmaları araştırmanın gelişmesine şekil vermiştir. Böylece aynı zamanda varoluşsal bir alan da olan kurgu mekanda mekanın artık katı sınırlarının dışına çıkarak neden-sonuç ilişkilerinin aranmadığı düşüncelerle üretilmeye, organik ve fraktal geometrilerle yansıtılmaya başlandığı görülmüştür. Belirli sınırlara uyma zorunluluğu ortadan kalkan mekan, kurgu kavramını da devreye sokarak parçalanmanın ve birleşmenin, ışığın ve gölgenin, yansımaların, tekrarların hatta sonsuzluğun mekanı olan kurgu mekanın oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Anahtar sözcükler: Sanat, kurgu mekan, zaman, yüzey, labirent, monad, alef, sınırlar, sonsuzluk

Kurgusal mekanResim sanatıSanat+5
Elif Anbarpınar
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Grotesk anlatımda delilik, gülme ve iğrençlik

"Grotesk anlatımda delilik, gülme ve iğrençlik" adlı bu çalışmada, eril dilin bu üç öğe üzerine inşa edilmiş ilişkileri araştırılmıştır. Grotesk sanat bağlamında ortaya çıkan biçimler aşırı abartılı, güldüren, maskaracı, itibarsızlaştıran, alaya alan yıkıcı sert imgeler olarak görülmektedir. Grotesk dilin politik yönü, halk kültürü ile ilişkili yapısı ve dönemlerin toplumsal yapısıyla beraber uğradığı başkalaşımın sanat bağlamında ilişkileri örneklerle açıklanmıştır. Araştırmada, söz konusu öğelerin mizah ve şiddet diline karşı yaklaşımlarıyla çok daha sertleşen özelliği de irdelenmiştir. Nitekim çatışmalı dil olarak görülmesinin sınırlara ilgisinden kaynaklı bu anlatım, her dönemde anarşist tavır olarak kabul edilmesine, biçimi uyumsuzluk ve rahatsızlık veren ihmalkâr konumlandırılmasına sebep olmuştur. Grotesk anlatımda deli-lik, gülme ve iğrençliğin ihlal anlatılanlar kapsamında bakıldığında, sapkın olarak görüldüğü anlaşılabilir. İhmalkâr bu anlatılar, her tür aşırı söylemin ve verili veya çizilmiş toplumsal ahlaki-etik sınırların dışında olan söylemler bütününden kaynaklıdır. Bu söylemler grotesk anlatımda alçaltıcı bir sunum ile eleştirilir. Çünkü grotesk anlatım, kabul edilemez olanı, zıt kutupların arasında gerilimi ve göreceliğini gösterir. Öyle ki karşılık verdiği ifadeler kutsal, yüce ve mutlak olanın itibarsızlaştıran söylemleri kendinden barından öğelerle şirazeden çıkaran yorumlamalarla algıları alt üst eder. Söz konusu ifadelerin toplumun gerek ahlaki, gerekse fikri çatışmaların belirlediği bir sınır ve sınırları aşan öğeleriyle ilişkili olması etkiyi çok daha artırdığı görülmektedir. Bu tez kapsamında delilik, gülme ve iğrençlik anlatımlarının düşünsel arka planları irdelenmiş, geçmişten günümüze konunun özüne uygun sanat örnekleri incelenmiş ve bir dizi resim, heykel ve enstalasyonlarla konu hakkında kişisel görüş oluşturulmuştur. Kişisel anlatımlarımda grotesk biçimlerin; metaforik, alegorik, ironi ve sert mizah ile yergi öğeleri ön plana çıkarılmıştır.

DelilikGroteskGülme+7
Mehmet Sıddık Turan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Monolog deneyimlemeleri

Monolog insanın kendi kendisiyle iletişimi ile gerçekleştirdiği, kendi varoluşunu en derinlerde sorguladığı, kendi gerçekliğiyle karşı karşıya kaldığı alandır. Bu yapısından dolayı edebi eserlerde ruh tahlillerini derinleştirmek isteyen yazarlar tarafından içsel yaşamı anlatma tekniği olarak kullanılır. Euripides, Shakespeare, Dostoyevski, James Joyce, Sartre, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Atiq Rahimi monolog tekniğini olabildiğince kullanarak insanın gizemli iç dünyasını etkili ve çarpıcı bir şekilde sunan yazarlardandır. Monologlar ölüm, yalnızlık, iç hesaplaşma, vicdan ve öteki gibi sorunları açığa vurarak insanın varoluşsal sancılarını dolaysız olarak dışavurulmasını sağlar. Görsel Sanatlar alanında da benzer varoluş kaygılardan yola çıkarak içsel yaşamını sanat eserine dönüştüren sanatçılar vardır. Rembrandt, Kathe Kolwitz, Frida Kahlo, Nan Goldin, Sofie Calle, Elina Brotherus kendilerine dair, hayatlarına dair bütün varoluşsal sorgulamaları samimi bir şekilde eserlerine yansıtan sanatçılar arasındadır. Burada yansıtılmak istenen zamansız ve mekansız yaşanan ortak duyguların edebiyat ve görsel sanatlardaki dışavurumudur. Monolog Deneyimlemeleri adlı bu tezde; edebiyatta içsel yaşamı sunma tekniği olarak kullanılan monologdan yola çıkılarak insanın içsel yaşamı, varoluşsal sorunları ve hesaplaşmaları edebiyat, sinema ve görsel sanatlarda ki somutlaşmış hali incelenmiştir. Aynı zamanda resim ve fotoğraflardan oluşan çalışmalar ile monologun bir deneyimleme olarak kişisel çalışmalarda nasıl yer bulduğu ve konu seçimindeki önemli etkenler açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: Monolog, İçsel Yaşam, Varoluş Sancısı, Resim, Görsel Günlük, Otoportre.

MonologResim sanatıResimler+2
Yasemin Doğan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2018
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

İmgenin bakışı

İmge, zihne yerleşmiş olan bir şeyin dış dünyada görünürlük kazanma durumudur. Bu durum zihindeki şeyin varoluş biçiminin başkalaşması ve böylece imge olarak karşımız da durması demektir. Yani görünmez olan şey bu sayede görünür olanın safına geçmektedir. Görünürlük safında olan imge, bakış aracılığı ile ötekinin dünyasıyla iletişim haline geçer. Öteki konumundaki bizin imgeyle ilişkisi bu şekilde başlamaktadır. Dolayısıyla imge, bakış aracılığı ile konuşmakta ve varlığına dair mesajları bu şekilde ötekine yollamaktadır. Çünkü bakış, varlığa hem alan açmakta hem de onu açtığı koridordan beslemektedir. Peki, imgenin bakışları bize ne gibi mesajlar yollamaktadır? Bakış, zihnin duvarını dış dünyayı yansıtan, zihin duvarındakini de ötekine yansıtan bir tepegözdür. Bu doğrultuda bakıldığında imgelerin bakışları daima olası mesajlar barındırmaktadır. Bu mesajları olası anlam boşluklarıyla doldurmak yaklaşım biçimimizle ilgili bir durumdur. Dolayısıyla her imgenin bakışı farklı vücutlarda farklı anlam katmanlarına bürünerek bizimle iletişime geçmektedir. O halde tek bir iletişim kanalı yoktur. İmgenin bakışlarına bakıldıkça açılan iletişim pencereleri vardır. Bu bağlamda İmgenin Bakışı isimli bu tezdeki yaklaşım biçimi açılmış olan bu iletişim pencerelerinden sadece biridir.

Resim sanatıResimlerİmge
Şemsi Altaş
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yığın kavramı üzerine görsel çözümlemeler

"Yığın Kavramı Üzerine Görsel Çözümlemeler" başlıklı bu tezde yığınlar, doğadaki görünümlerinin aksine, insan eliyle oluşturulmuş mekanik ve yapay nesnelerin birikiminin yanı sıra yoğun kent kalabalıkları olarak ele alınmış ve bu anlamıyla sanat tarihsel süreç içerisinde kullanımlarına değinilmiştir. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde yığın kavramının dilsel tanımına, sosyolojik ve sanatsal boyutlarına ve yaşanan endüstriyel, teknolojik gelişimler sonrasında kazandığı yeni anlamıyla birlikte sanat tarihsel süreçte yer almaya başladığı dönemlere değinilmiştir. 19. yüzyılla birlikte ortaya çıkan gelişmelerden en önemlisi olan Endüstri Devrimi, üretim-tüketim ilişkilerini değiştirirken insan alışkanlıklarını da dönüştürmüş ve bu değişimlerden uzak kalamayan sanat da seri üretim nesneleri ve tüketim toplumu üzerinden 20. yüzyılda tanık olduğumuz değişimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. İkinci bölümde biçimselden kavramsala yığının kazandığı anlam ve sanatçıların biçimselden kavramsala yığınları hangi yaklaşımlarla kullandıkları sanat tarihsel referanslarla incelenmiştir. Kişisel çalışmalardan oluşan son bölümde ise hem bir sanatçı hem de bir tüketici olarak gözlemlediğimiz toplumun görmezden gelemeyeceğimiz yığınları incelenmiştir. Çoğunlukla günlük yaşamda karşılaşılan halleri ile yığınların, daha çok insan üretimi nesnelerin birikimli, tekrarlı ve istifli bir şekilde bir arada bulunma hallerinden yola çıkılarak görsel uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Şimdiden çok kalabalık olan ve ürediğimiz, ürettiğimiz ve tükettiğimiz için daha da kalabalık olacak olan dünyada maruz kaldığımız ve kalacağımız günlük yaşamın yığınları bu tezin başlangıç noktasıdır.

EndüstrileşmeGünlük yaşamKalabalık+5
Cansu Çalışkan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2018
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Ortam odaklı sanatta nesne mekan simbiyozu

Bu tezde ortam odaklı sanatın, tarihsel süreçten günümüze dönüşen yeni alternatif stratejileri, mekânın özüne ait kurumsal, sosyo-politik, tarihsel, coğrafi, söylemsel, fenomenolojik ve işlevsel içerikleri incelenmiştir. Güncel verilere ulaşılarak sanatın değişkenleri bağlamında mekan algısı, imgelem ve anlam, ortam odaklı sanatın kodlarıyla kuramsal bir çerçeveye oturtulmaya çalışılmıştır. Sanatın metalaşmasına karşı kurumsal eleştiri ile başlayan ve mekanın fiziksel parametrelerine sıkı sıkıya bağlı olan ortam odaklı sanat, zamanla mekanın sosyoekonomik ilişkilerine doğru bir değişim göstermiştir. Bu değişim sürecinde deneyselliğe önem vermiş, arazi sanatıyla, performansla, kavramsal sanatla, enstalasyon sanatıyla, kamu sanatıyla kesişmiş, çoklu söylemlerle melezleşmiş, izleyicinin rolü önemsenmiş ama bağlamın mekanla ayrılmazlığı konusunda ısrarcı olmuştur. Ortam odaklı sanatın en temel özelliği anlamın yer tarafından belirlenmesi, nesne ve mekanın zorunlu simbiyozudur. Bu tez çalışmasında nesne mekan simbiyozu olan ve ortamla anlam bulan uygulamalar yapılmıştır. Bu araştırma sürecinde elde edilen veri ve deneyimlerle mekanla diyaloğa giren, kişisel bakış açısı ve yeni görme biçimleri ile genişletilmiş ortam odaklı deneysel uygulamalar yer alır. Bu uygulamalarda mekan kurumsal alan olabildiği gibi; kamusal alan, kırsal alan, deniz, orman veya gölet gibi mekanlar da kullanılmıştır. Sanatsal üretimlerde yerin lokasyonu, coğrafi özellikleri ve tarihsel geçmişi anlamın ana eksenini oluşturmuştur. Disiplinlerarası yaklaşımla üretilen uygulamalarda resim, heykel ve seramiğin yanı sıra video performanslar da eklenmiştir.

AlgıMekanMelezleme+4
Özlem Vargün
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2018
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Çağdaş sanatta kolektif imgelerin dönüşümü

Sanat tarihçilerinin sanatı tanımlamak için akımlara, ekollere, tarihsel dönemlere ya da sanatçılara başvurmayı tercih etmelerine karşın sanatın tarihinin aslında imgeler tarihi olduğunu gerçeğinin çoğu zaman unutulduğu, gözden kaçtığı görülmektedir. Amacı sanat olsun ya da olmasın, son otuz bin yılda (kim bilir, daha eski buluntulara rastlanması an meselesi olabilir) insan eliyle yaratılan imgeler önce doğayı taklit ederek, sonrasında ise bu taklitlerden hareketle değişip dönüşerek ortak bir bilincin maddi kanıtlarını oluşturmuştur. İnsanoğlunun kolektif imgeleminin yansımaları olan bu imgeler önceleri tanıtıcı işaretler, büyüyü içeren ritüellerin simgeleri ve iletişim kurma yönteminin bir parçasıyken günümüzde tüm bu işlevlerine ek olarak sanatsal bir ifade aracına dönüşme potansiyelini de taşımaktadır. Söz konusu potansiyeli gerçekleştirmek için sanatçının başvurduğu yöntemlerden biri eleştirel bir tutum takınmaktır. Zaten pek çoğu uzunca bir süredir varlığını sürdüren kolektif imgeler; taşıdıkları, üzerine uzlaşılmış anlamların tarihsel ve toplumsal derinliğiyle sanatçı için kullanıma hazır bir zemin oluşturmaktadır. Bu sayede, günümüz sanatında, kavramsal düzeyde imgeyi kolektifleştirerek simgeye dönüştüren süreçte sanatçı, kendi öyküsünü başkalarının hikayelerine dönüştüren ortak bir dil konuşabildiğini görmüştür. Bir yandan sanatçı tipi değişip W.A.S.P. ( beyaz-anglo-sakson-protestan) klişesinin dışına çıkarken gerek cinsel kimlik, gerekse etnik ve kültürel çeşitliliğin temsilinin artması kitle kültürünün toplumlara aşıladığı politik temayüllerin aksine sanatın daha fazla insanın ortak paydasına dönüştüğünü gösteren bir panorama sunması bakımından ilgi çekicidir. Anahtar sözcükler: İmge, simge, kolektif, eleştiri

Kolektif imgeModern sanatSimge+1
Özkan Köse
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşantı ve kimlik ilişkisi üzerine görsel önermeler

Bu Yüksek Lisans Tezinde, kelime olarak kapsamlı bir kavram olan "yaşantının" kimlik problemi çerçevesinde geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı kapsayan travmatik etkilerine odaklanılmaktadır. Burada Kastedilen yaşantı, kimlik siyasetinin neden olduğu trajik olaylarda sonuçları açısından sanatçıya dolayısıyla da sanata yansıyan, tanık olunan yaşantıdır. Buradan hareketle çalışma süresince sanat ve siyaset birlikteliğinde maruz bırakan/bırakılan karşıtlığında sanatçı yaşantısına, üretimlerine olan etkisi tartışılmaktadır. Çalışmanın amacı, kimlik kavramının sanat tarihi perspektifinde kavram olmaktan çıkarak problem durumunu simgeleyen protest bir tavra nasıl dönüştüğüne ve sanatçı yaşantısının bu durumdaki rolüne açıklık getirmektir. Çalışmanın yöntemi; yazınsal ve uygulama olarak üç bölümde gerçekleşmiştir ve bu bölümler birbirine paralel şekilde yürütülmüştür. Sanatçıların, eleştirmenlerin ve düşünürlerin benzer konulara yaklaşım biçimleri konu içerisine dahil edilerek son bölümde konu ile ilgili bir dizi resim, video ve fotoğraf uygulaması yapılmıştır. Sanatta Rönesans'la başlayan eşitlik ve özgürlük fikri, Fransız devrimiyle yeniden boyutlansa da bireysel, ideolojik yaklaşımlar resimlerde kendini 18. Yüzyılın sonlarına doğru göstermeye başlar. Bu dönemde, yaşanmış gerçek şiddet olay ve olguları sanatın konusu olurken 19. Yüzyıl romantizm akımının etkisiyle de insani duygular ilk defa sanatta yer edinmiştir. 18. Ve 19. Yüzyılın Romantik düşüncelerinden beslenerek gelişen ve değişen "kimlik" tanımı 20. Yüzyıl sanatında temel konulardan biri haline dönüşür. Özellikle 1980'li yıllarda öncelikle Batı dünyasında modernizmden post-modernizme sömürgecilikten küreselleşmeye doğru geçen süreçte uygulanan kimlik siyasetinin sanat ve sanatçıya etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Bu doğrultudan hareketle sanat ve siyaset arasındaki ilişkiyi temel alan yaklaşımla, kimlik siyasetinin sanattaki yansımaları araştırılarak konuyla ilgili çalışmalar yapan sanatçı örneklerine yer verildi. Türkiye siyasetinde kimlik; siyasi hareketin ve teorinin temel kavramlarından biri olma özelliğindedir. Bu düşünce doğrultusunda 1980 ve sonrasındaki dönemlerde resmi ideolojilerin kimlik kavramına olan yaklaşımına değinilmiş, sanatçıların çalışmalarına etkileri açısından bu sürece bakış açıları açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sanat, resim, yaşantı, kimlik, öteki, şiddet, siyaset.

Görsel sanatlarKimlikResim sanatı+4
Sevin Baycan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sanatsal ifadede başkalaşım

Sanatsal İfadede Başkalaşım başlığı altında yürütülen bu tezde başkalaşım kavramının, tarihsel bağlamda birey, toplum ve sanat ile ilişkileri hedef alınmıştır. Buna ilişkin, tarih öncesi dönemlerden günümüz modern sanat anlayışına kadar geçen süre içerisinde, yazınsal ve görsel sanat disiplinleri arasında birçok sanat yapıtına konu olan başkalaşım kavramının, sanatsal bir ifade biçimi olarak kullanıldığında, yaratıcı düşünce üzerinde ne tür katkılarının olduğu gözlemlenerek, kavramın farklı dillerde nasıl kullanıldığı incelenmiştir. Araştırmanın temel konusunu belirleyen kavram, sanatın farklı disiplinlerinde kullanım yerlerinin yanı sıra, uygulamalar üzerinden kullanılan malzeme ve teknik bakımından nesnenin hem biçim hem de kavramsal açıdan dönüşümü üzerinden örneklendirilerek açıklanmıştır. Yanı sıra, bu çalışmanın kilit noktasını oluşturan başkalaşım konusuna ilişkin bir dizi uygulama yapılarak konu, çeşitli materyal ve çalışmalar üzerinden farklı biçimlerde deneyimlenmiştir. Öte yandan, başkalaşım veya dönüşüm olgusu, efsanelerde geçen tanrıların sınırsız başkalaşma hikâyeleri ile de mitolojide sıkça başvurulan bir kavramdır. Mitolojik öykülerde adı geçen efsanevi figürlerin ne tür bir dönüşüme uğradıkları ve bu dönüşümlerin sanatçı birey tarafından ne şekilde değerlendirildikleri, sanat yapıtlarının kıyaslanması ile ele alınmıştır. Sanat yapıtlarındaki kıyaslama esnasında, bulundukları dönemin sanat anlayışına uygun biçimde şekillenen biçimsel farklılıklar göz önünde bulundurularak yapıt, başkalaşım olgusunun sanat tarihindeki konumu üzerinden değerlendirilmiştir.

BaşkalaşımDönüşümResim sanatı+3
Adil Öksüz
Hacettepe University
2019
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Sanatsal bir eylem biçimi olarak yıkım ve yeniden yapılandırma

Yıkım ve yeniden yapılandırma kavramlarına dayalı pratiklerin, uygulanma amaçları, yöntemleri sanatın tarihsel sürecinde farklılıklar göstermiştir. Bu farklılıklar, özellikle yıkıcı sanatsal eylemlerin artış gösterdiği modernizm ve avangard hareketler kapsamında belirgin bir hale gelmiştir. Sanatta bu değişkenliğe kaynaklık eden temel unsurların saptanabilmesi için kavramlara dayalı uygulamaların amaçlarını, işlev ve yöntemlerini tespit etmeye yönelik bir araştırmanın yapılması önem kazanmıştır. Bu kapsamda yıkım ve yeniden yapılandırma, öncelikle farklı kavramlarla ilişkileri bağlamında ele alınarak incelenmiş, daha sonra da tarih, psikoloji, sosyoloji ve felsefe alanlarıyla bağlantıları tespit edilerek, sanata yansımaları saptanmıştır. Elde edilen bulgular paralelinde kavramların, uygulama çalışmaları aracılığıyla somut bir gerçeklik alanına taşınması amaçlanmıştır. Tez çalışmasında yıkım; yaratıcılığa kaynaklık eden eylemler bütünü, sanatın yok edilmesinde avangard bir tavır ve eleştirel bir anlatımın dili olarak incelenmiştir. Yıkımın devamında tamamlayıcı bir uygulama olarak ortaya koyulan yeniden yapılandırma, sanatçının benlik bütünlüğüne ulaşmak üzere varlığı dönüştürdüğü eylemler toplamı olarak ele alınmıştır. Bu eylemler sanatçının, eser ve nesne üzerinde gerçekleştirdiği uygulamalar kapsamında değerlendirilmiştir. Postmodern süreçte varlığın yeniden inşasına yönelik sanatsal pratiklerle, Jacques Derrida'nın yapıbozum üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar ilişkilendirilerek, felsefe ile bağlantılar kurulmuştur. Kişisel uygulamalar bölümünde yıkım ve yeniden yapılandırma kavramları, farklı konu, uygulama yöntemleri ile ele alınarak, bu kavramlara dayalı eylemlerin sanatsal bir anlatımın ifade dilini oluşturduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar sözcükler: Resim, Sanat, Yıkım, Yeniden Yapılandırma, Yaratıcılık, Yapıbozum

Güncel sanatGüzel sanatlarModern resim sanatı+7
Sümeyra İlhan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2020
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Simurg söyleni üzerine görsel anlatılar

Simurg Söyleni kuşlar alemindeki tüm kuşların bilge kuş Simurg'u bulmak adına Kaf Dağı'na yaptıkları yolculuğu anlatır. Yol ve yolculuk kavramları metaforik olarak çokluktan birliğe varış sürecinde kişinin kendini gerçekleştirdiği yer olarak yaşamı tanımlar. Yaşam gerçekliğinde bireyin temel sorunsalı ise varoluş meselesidir. Kuşların Simurg'a ulaşması, özün kaynağına ulaşması şeklinde yorumlanırken bireyin varoluşuna dair yaptığı sorgulamalar onu kendi gerçekliğine ulaştırır. Bu çalışmada varlık meselesi, sözel bir anlatıdan hareketle sanatsal pratikler eşliğinde yeniden yorumlanmaya çalışılmıştır. Sanatın bünyesinde barındırdığı metaforik yapılanma söylenler içerisinde de mevcuttur. Simurg Söyleni'nin içeriğinde yere alan kuş, yol, dağ, ateş ve ayna imgeleri sanat tarihsel süreçte sıklıkla kullanılan imgelerdir. Seçilen bu imgeler, söylensel olanla sanatsal olan arasında bağ kuran yeni bir alan yaratmaktadır. Farklı sanatsal pratikler eşliğinde deneyimlenen bu alan, yapıtların içeriğini zenginleştiren anlatım olanaklarını da beraberinde sunar. Anahtar sözcükler: Sanat, Simurg, söylen, metafor, kuş, yol, ateş, dağ, ayna.

AynaDağlarKuşlar+6
Gülay Karakuş
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortak nesnenin yitirilen biricikliği

"Ortak Nesnenin Yitirilen Biricikliği" başlıklı bu tezde, geçmişten günümüze toplumların yaşamış olduğu kırılma noktaları (savaşlar, keşifler, modern ve teknolojik gelişmeler) ve bu kırılma noktalarının yarattığı toplumsal süreçlerin sanata olan etkileri ele alınmıştır. Toplumun ve mikro düzeyde bireyin yaşadığı kaos durumunun, bireye doğrudan etkileri üzerinde durulmuştur. Bu etkilenme içerisinde nesne, bu süreçlerin en fazla değişime uğrayan kavramlarındandır. Küreselleşen dünyada kentleşmeyi zorunlu hale getiren birtakım gelişmeler vardır. Sanayileşme, sanayileşmenin yön verdiği ve belli bir zaman süresince hakim olan fordist üretim kenti, rant merkezi haline getirir. Bu nedenler, toplumu, dolayısıyla sanatı ve sanatçıları da çeşitli anlatım durumlarının içerisine sürükler. Kentler, toplumlar ve iktidarlar arasında bir tür ortak alan haline gelir ve kent imgesi genel anlamda bireyin zihninde en güçlü manipülasyon aracı olur. Bu çalışmanın ortak nesnesi olan kent imgesi, tezin ana konusu olarak ele alınmıştır. Yaşanan dönemler ışığında, örneğin ikinci bölümde ele alınan ortak nesnenin değişen görünümü ile Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının toplum-birey-nesne değerlendirmesi yapılmış, bu bağlamda yapılan projelerle de desteklenmiştir. Bu araştırmada, toplum-nesne ilişkisi; toplumsal sorunların ortak nesneyi gündeme getirmesi ve toplumsal sorunların yarattığı ortak nesne algısı göz önünde bulundurarak incelenmiştir. Nesne-birey ilişkisi ise sanatta hazır nesne oluşumu ve nesnenin değişim süreci ile ele alınmıştır. Aynı zamanda nesne kavramının zamanla gelişen ve değişen anlamını ve biçimsel yönlerini, incelenen nesne-birey ilişkisinin, bireyin kırılmaları en fazla içinde yaşadığı -yaşamak zorunda bırakıldığı- kentler üzerinden işlenmiştir. Bu kırılmalar ise üçüncü bölümde işlenen uygulamaların projeleri ve yapılan resimlerin örnekleri ile incelenmiştir. Bu projelerde kent imgesinin, nesne olarak toplumsal biriciklik algısı ve bu algılanışta kültürlerin, alışkanlıkların ve geleneklerin yıkımı ile söz konusu olan yitirilişi işlenmiştir. Anahtar kelimeler: Sanat, kent, nesne, öz, kaos, biriciklik, birey

Gizem Zeydan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gerçek ötesi mekanlarda zaman ve aidiyet

Bu araştırma kapsamında teknolojinin getirisi olan ulaşılabilirliğin ve hızın günümüz insanını parçalanmışlığa götürmesiyle beraber gerçek mekandan, gerçek ötesi mekana doğru evrilen sürecin öyküsel açıklaması bulunmaktadır. Özellikle mekan tanımı üzerinden, sanatın içinde mekanın tarih boyunca edindiği farklı anlamlar incelenerek anlatılmıştır. İnsanın hayatında duyu organlarıyla deneyip algılayarak, zihninde tekrardan oluşturduğu mekanın bilinçdışında nasıl evrildiği sorgulanmaktadır. Mekanın gerçek ötesi mekana geçişi, sanat kompozisyonlarına geçmişten günümüze nasıl yansıdığı, değiştiği ya da sorgulandığı ele alınarak gerçek ötesi kavramının düşünsel ve psikolojik olarak sanat tarihi ve sanat çalışmaları üzerinden incelenmesi yapılmıştır. Tez kapsamında yapılan çalışmaların anlaşılması için öncesinde, psikolojik araştırmaların sonucunda ortaya çıkan psikanalitik teorilerin Dada ve Gerçeküstücülük akımlarını nasıl etkilediğinden bahsedilmesi uygun görülmüştür. Böylelikle anlatılmak istenen konunun, daha iyi anlaşılması için gerekli olan çerçeve oluşmaktadır. Tez kapsamında yapılan sanat çalışmalarında, günümüz insanın yaşamış olduğu parçalanmışlık hissi, kolaj tekniğinden yola çıkarak betimlenmiştir. Gerçek ötesine doğru dönüşüme uğrayan mekanlar, psikolojik bir alt metne dayandırılıp açıklanmaktadır. İnsanın benliğini oluştururken mekanın öneminin ve zihninde tekrar yaratırken mekanı nasıl etkilediğinin üzerinde durulmuştur.

AidiyetBilinçdışıDada+7
Hediye Begüm Tatar
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2020
00

Diğer danışmanlar