Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Polat
23 theses · Fırat University, İnönü University
The Story of Solomon in The Torah and The Quran
This study talks about the story of the Prophet of God Solomon, peace be upon him, as told by the Torah and the Noble Qur'an. The whole story was presented as it came in the two sources. It mentioned all the texts and verses related to the topic, with reference to the views of the most famous commentators, then compared and discussed them and commented on the views of their commentators, and mentioned similarities. And the difference between them, as the Noble Qur'an mentioned some issues and elaborated on them, while the Torah rejected it and did not mention it, and vice versa as well. In the first topic: We touched upon that God Almighty made him the heir of his father in prophethood and the caliphate, and that he sat on his father's chair, and we also mentioned his worship, his abundance of veneration, wisdom, his judgment, his virtue, and the use of his property to please God Almighty and jihad in his path, and that God Almighty gave him from the extraordinary habits and apparent miracles. And in the second topic: We mentioned the miracles of his king, building cities, trade and industry, and we shed light on the things that were ridiculed for him by no one after him, such as the wind, demons, jinn and the dropping of the eye of the country to him. As for the third topic, we dealt with his story with Queen Belqis, which is the closest story to the similarity between the Torah and the Holy Qur'an. In the fourth topic: We mentioned how he died, along with the issues related to it from magic, the unseen jinn claim, and so on.
Said Havva'nın "el Esas fi't Tefsir" adlı eserinde müteşabih ayetlere yaklaşımı
Müteşâbih ayetler anlamları kapalı olan, tek başına anlaşılmasında zorluklar barındıran, anlaşılması için başka karinelere ihtiyaç duyulan ayetlerdir. Muhkem ayetler ise manaları açık ve Kur'an'ın özü olarak değerlendirilen ayetlerdir. Müteşâbih ayetleri yorumlarken kendisine başvurulan ana esaslardır. Kur'an-ı Kerimde müteşbih ayetlerin bir kısmını ahiret hayatı ile ilgili gaybî meseleler, bir kısmını hurûf-u mukatta'a, bir kısmını da Allah'a nispet edilen istiva, istihya, gazab, mekr ityan ve meci gibi fiilî; ayn, vech, nefs, yed ve yemin gibi uzuv niteliğindeki haberî sıfatlar teşkil etmektedir. Müteşâbih ve muhkem Kur'an'ın önemli konuları arasında yer almaktadır. Müteşâbih ayetlerin anlaşılması Kur'an-ı Kerim'i anlamaya yardımcı bir faktördür. Bu konuda tarihi süreç içerisinde İslam tefsir geleneğinde çok fazla eser kaleme alınmıştır. Çağdaş tefsir âlimlerimizden olan Said Havva da farklı ayetlerin tefsirinde bu meseleyi ele almıştır. Bu çalışmada çağdaş bir müfessirin bu konuya yaklaşımını ortaya koymaya gayret ettik. Çalışmamızın birinci bölümünde Said Havva'nın hayatı, muhkem ve müteşâbihle ilgili genel bilgiler, müteşâbih ayetlerin kısımları, çeşitleri ve Âl-i İmran sûresi yedinci ayete değinilmiştir. İkinci bölümde ise Said Havva'nın müteşâbih ayetlere bakışı hurûf-u mukatta'a ve haberî sıfatlar üzerinden ele alınmıştır. Çalışmamızda vardığımız tespitler ise sonuç kısmında belirtilmiştir.
Müfdî Zekeriyyâ - Mehmet Akif Ersoy edebî karşılaştırma
Karşılaştırmalı edebiyat bilimi günümüzde diğer edebiyat bilimlerinden yeni olmasına rağmen edebiyattaki önemi artmıştır. Bu alana rağbetin artmasıyla beraber araştırmacılar birbirinden farklı edebiyatçıları karşılaştırma yoluyla ele almıştır. Bu çalışma karşılaştırmalı edebiyat bilimi bağlamında yapılmış olup Cezayir edebiyatının bağımsızlık mücadelesi şairlerinden Müfdî Zekeriyyâ ve Türk edebiyatının Milli Mücadele şairlerinden Mehmet Akif Ersoy'un şiirlerindeki imgeler karşılaştırmalı bir yöntemle ele alınmıştır. Cezayir ve Türkiye'nin işgale uğradığı dönemlerde halkların sömürgecilere karşı vatanlarını savunması, işgalcilere karşı verdiği tepki şairlerin şiirlerine farklı imgeler şeklinde yansımış, halklarının bağımsızlık mücadelesinde her iki şairin rol oynadıkları görülmüştür. Bu çalışmada karşılaştırmalı edebiyat, Müfdî Zekeriyyâ ve Mehmet Akif Ersoy'un hayatları ve eserleri hakkında bilgiler verilmiş, şairlerin şiirlerindeki konular ele alınmıştır. Bu çerçevede sömürgecilik, vatan, bağımsızlık mücadelesi, şehitlik, hürriyet, metinlerarasılık, sembol şahsiyetler ve semboller, şiirsel sözlük başlıkları altında şairlerin şiirlerinde bulunan imgeler tespit edilerek her iki şair edebî karşılaştırmaya tabi tutulmuş, şairlerin ele sömürgecilik, vatan, bağımsızlık, hürriyet gibi konularda birbirine benzer yönler taşıdıkları görülmüştür. Şairler seçmiş olduğu bazı imgeler yönüyle birbirinden ayrılmışlardır. Her iki şair de şiirlerini oluştururken dini kaynaklardan yararlanmıştır. Sonuç bölümünde bu çalışmada tespit edilen şairler arasındaki benzer, ortak ve farklı noktalar belirtilmiştir.
İmam Hatip ortaokul Arapça 5. sınıf ders kitabında bulunan 4 temel dil becerisi etkinliklerinin Avrupa ortak başvuru metnine uygunluğunun incelenmesi
Değişen ve gelişen dünya şartlarında her alanda farklı ilerlemeler yaşanırken yabancı dil eğitim ve öğretim yöntemleri alanında da dil seviyeleri, bunların tespiti, dil gelişim durumunun takip edilmesi gibi konularda uluslararası düzeyde bir takım çerçeveler belirlenerek; bu alandaki eğitim-öğretim faaliyetleri belli bir standarda oturtulmuş ve sonuç olarak bu şekilde hem sürecin takip edilmesi kolaylaşmış hem de faaliyetler daha hızlı ve sistemli bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Bu çalışmada ülkemizde ortaokullarda okutulan Arapça ders kitaplarında yer alan 4 temel dil becerisi etkinlikleri uluslararası bağlamda kabul gören ve uygulanan AOBM' ne uygunluğu A1 seviyesi açısından değerlendirilerek incelenmiştir. Yapılan değerlendirme paylaşıldıktan sonra birtakım önerilerde bulunulmuştur. Çalışmanın bundan sonraki araştırma ve düzenlemelere ışık tutacağına inanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Arap Dili ve Belagati, Arapça Öğretim Programı, Ortaokul 5. Sınıf Arapça Ders Kitabı, 4 Temel Dil Becerisi, Avrupa Ortak Başvuru Metni.
Abu al-Huda al-Sayyādi and his poetry objectives
This research deals with a personality whose fame was spread across the horizons in the late Ottoman era. His poetic legacy however has not yet been subject to any independent academic research since that era up until this current research. The man in question is no other than Abu Al-Huda Al-Sayyādi, an advisor to sultan Abdul Hamid the second and one of his close inner circle. This research aims firstly to give a small glimpse into the life of Al-Sayyādi followed by a few words on his most important academic contributions that were able to be procured. This research then takes a pause at his literary works which remained for a long time covered by the dusts of neglect are are only now being brought forth. Secondly this research looks into his poetic writings that can be found throughout his literature, specifically looking at the objectives of his poetry that are contained under the domes of his works. This whilst also trying to touch upon some of the grammatical and rhetorical beauty that one may find concealed within his poetry as well as highlighting the many forms in which this beauty is presented. Furthermore, it aims to clarify the main principles/axioms upon which these poetic objectives are built. It became apparent during the course of the research that Abu al Huda organised his poetry and its objectives in accordance to what was needed during his time. It is reported that his most prolific writings were poured out in the genres of 'Prophetic praise', panegyric and didactic poetry. Perhaps the most prominent influencing agent that can be gleaned from his poetry is that of Sufism as well as the continuous sadness that afflicted him due to his exile and the events of his time.
El-Keşşaf'ta sarf vezinlerindeki farklılıklar ve anlam üzerindeki etkisi
Sarf vezinlerindeki farklılıklar, âyetlerin anlamını etkilediğini hatta bazı yerlerde fikhî meselelerin farklı anlaşılmasına da neden olmuştur. Zemahşerî'nin el-Keşşâf adlı tefsîrinde bu olgu açık bir şekilde görülmektedir. el-Keşşaf'taki vezin farklılıklarının büyük bir kısmı kıraat kaynaklı olmasına rağmen bir kısmı da dil ve benzeri sebeplere dayanmaktadır. Vezin farklılıkları fiillerde olduğu gibi isimlerde de söz konusudur. el-Keşşaf'taki başlıca vezin farklılıkları şunlardır: Mâzî, muzârî ve emir fiillerin birbirinin anlamında, bir mücerred veznin başka bir müccerd veya mezîd vezin anlamında, mezîd veznin mücerred veya başka bir mezîd vezin anlamında, fiilin isim ismin fiil anlamında, bir ismin başka bir isim anlamında kullanılması.
Hâşim Er-Rufâî ve şiirlerinde romantizm
Romantizm, klasizmin enkazı üzerine kurulmuş ve ondan doğmuş edebî bir ekoldür. Birçok etken sonucunda Avrupa'da ortaya çıkmıştır. O etkenlerden biri tüm Avrupa'yı kapsayan yıkıcı savaşlardır. Romantizm, genel prensiplerinin çoğunda klasizimden ayrılmaktadır. Romantikler aklın gücü ile mücadele ediyor ve onun yerine duygulara ve hislere yöneliyorlar. Romantizm batıda yayılmasının ardından Arap âleminde de kendini göstermiştir. Kadim Arap edebiyat tarihi incelendiğinde, Arap ruhunun romantik olduğu görülür. Arap edebiyatçıları romantizme, kendi kültürleri ile uyuşacak şekilde alametler ve özellikler tanımlamışlardır. Özellikle Arap edebiyatının batı edebiyatıyla karşılaşmasından sonra romantizm akımının etkileri bütün edebi alanlarda görülmüştür. Arap şairlerin şiirlerinde oldukça etkisini gösteren bu akım, 20. Asrın ilk yarısında kısa bir ömür geçiren şair Hâşim er-Rufâî'nin şiirlerinde de yansımıştır. Onun divanını inceleyen ve şiirlerini okuyan bir kimse, özellikle doğayı, kadını ve vatanı tasvir ettiği şiirlerinde romantizm eğilimini görür. Anahtar kelimeler: Hâşim er-Rufâî, Şiir, Romantizm, Mısır, Edebi Akım
İbni Abdirabbihin el-İkdul Ferid adlı eserinde taziye ve mersiye
İbni Abdirabbih'in "el-İkd'ül-Ferîd" adlı eseri Arap dili ve edebiyatı açısından çok değişik konular hakkında bilgi veren bir genel kültür ve ontoloji kitabı olarak değerlendirilmektedir. Bu konulardan biri de Arap dili ve edebiyatının temellerinden sayılan ve şiirin bir bölümünü oluşturan tâziye ve mersiye konusudur. Bu eser özelinde tâziye ve mersiye konusunda Türkiyede yeterince çalışma yapılmadığı görülmüştür. Bu çalışmada İbni Abdirabbih'in hayatı, eseri, edebi kişiliği ve "el-İkdü'l-Ferîd" adlı eserinin konularına özet olarak değinilmiştir. Eserde müstakil bir bölüm olarak geçen ve çalışmamızın da konusunu oluşturan "tâziye ve mersiye" konusu etraflıca ele alınmıştır. Tâziye ve mersiye kavramlarının anlamları verilerek, tâziye ve mersiyeye dair şiir ve nesrin cahiliye ve sonraki dönemlerde geçirdiği evreler ele alınmıştır. Eserde ilgili bölümde geçen ve genel olarak ölüm öncesi söylenen sözler, ölüm esnasında dile getirilen şiirler, ölümden sonra ifade edilen tâziye ve mersiyeye dair Arapların dile getirdikleri nesir ve şiirlerin özellikleri geniş bir şekilde ele alınmış olup Arap edebiyatı açısından önemi vurgulanmış ve çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, İbni Abdirabbih, el-İkdü'l-Ferîd, Tâziye, Mersiye
(الأغراض الشعرية عند الحَدَّاد (1634-1720م
The research presented as an introduction an integral image of the poet-Abdullah bin Alawi Al-Haddad- AL-Hadrami, whose fame spread to Hadramout horizons' and its surroundings in Islamic countries. After that, it added the talk on his collection of poems in general, and sought the distinct notes on it, it also highlighted the remarkable phenomenon in it such as the AL- Hominy Poetry. Then, it moved to the small poetic purposes which were reduced: the purposes of supplication and lamentation. Then, it discussed the purposes that were published in his long poems, and went to speak on his great purposes that were increased: The Preaching, Prophetic Praise, and the Erotic Poetry drawing the attention in all that the forms that each purpose appeared separately. In addition to, it revealed the main axes in which the purposes turned about them. The research concluded with several results and recommendations. Key words: Abdullah Al-Haddad, Poetic Purposes, Preaching, Prophetic Praise, Al-Humini Poetry, Diwan al-Durr Al-Mandoom.
Abdurrahman Münı̂f ve Tuz Şehı̇rlerı̇ adlı romanının (El-tı̂h) teknı̇k ve tematı̇k yönden ı̇ncelenmesı̇
Arap romanı, kültürel Arap Rönesans'ı olarak görülen 'Nahda' hareketine kadar uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. 1930'lardan sonra Arap romanının gelişim sürecine girdiği dünya edebiyat çevrelerince kabul edilen bir gerçektir. Araştırmamızda eserini ele aldığımız Abdurrahman Münîf, Arap romanı için milat kabul edilen bu tarihten sonra doğmuş, uzun süreler başka dallarla uğraştıktan sonra edebiyatta karar kılmış bir şahsiyettir. Roman, hâlihazırda Batılı bir edebî tür olarak kabul edilse de 1930'lardan sonra Arap dünyasında öne çıkmaya başlamış, kalem sahiplerinin önceliklerine göre mesaj verme kaygısıyla yazılan bir tür hâline dönüşmüştür. Münîf bu kalem sahiplerinden biri olarak, yaşadıklarını yazdıklarına şahit tutan bir edebiyat insanıdır. Onun eserlerinde de görüldüğü üzere Arap romanı, klasik ve modern nesir özelliklerini bünyesinde barındıran bir nitelik arz eder. Arap romanını tarihi açıdan incelediğimizde onun oluşumunda, gelişmesinde sosyal ve siyasal değişimlerin etkili olduğunu görürüz. Münîf'in yazar kimliğinin realist bir bakış açısıyla bu çizgi üzerinden şekillendiğini çalışmamızda ortaya koymaya çalışacağız. Abdurrahman Münîf, Arap edebiyatının dünya çapında ses getiren yazarlarındandır. Gerek Batı'da gerekse Doğu'da ve ülkemizde onun hakkında doktora ya da yüksek lisans düzeyinde yapılmış akademik çalışmalar mevcuttur. Bizim bu çalışmayı yapmamızdaki etken, edebiyat dünyasında var olmuş böylesine başarılı ve nev'i şahsına münhasır edebî bir kişiliği, hayata ve edebiyata bakış perspektifinden yola çıkarak daha kapsamlı bir şekilde ortaya koymak, dünya edebiyatındaki yerini karşılaştırmalı olarak incelemek, bugün dünyanın pek çok ülkesinde alkışlanan bazı ülkelerinde ise yasaklı bulunan kitapları nezdinde ve Tuz Şehirleri (el-Tîh) adlı romanı özelinde onu Türk edebiyat dünyasıyla daha yakından tanıştırmayı amaçlamaktır. Anahtar Kelimeler: Arap Dili Ve Edebiyatı, Modern Arap Edebiyatı, Arap Romanı, Abdurrahman Münîf, Yabancılaşma, Kolonyalizm, Petro-Kurgu
مقارنة الآراء الأحكامية للجصاص والكي ا الهراسي في كتابيهما أحكام القرآن نماذج مختار ة
This thesis deals with the life of Imam Al-Jassas and the life of Imam Kiya Al-Harasi in general, and the analysis of their two books Ahkaam Al-Qur'an. The book Ahkam Al-Qur'an for each of the two imams is considered a treasure in the field of clarifying the verses of Al-Ahkam, and by explaining their approach and sources in interpretation, it becomes clear to us the high scientific value that characterizes their two books, and that the two imams are credited to the scholars who came after them, as they paved and clarified the approach adopted by the scholars in extracting evidence and deriving rulings and clarifying the rules of jurisprudence and fundamentalism. Furthermore, their skill in codifying rulings, and their opinion is very important in the jurisprudential heritage of the verses of rulings, and this message aims to clarify the views of the two imams relevant to the issues that we have chosen and the statement of the opinions of their two schools through their opinions, because each one of them represents a different school from the other. We also compared the opinions of each of the two imams with each other, by documenting their opinions and the opinions of their sects by referring to the main books and the sources of their sects. Some of these opinions and approaches can still be relevant and applicable in these modern times and therefore may aid in deriving rulings.
Fî Zılâli'l Kur'ân tefsirinde kadın
İnsanların yorumlama kabiliyetleri sosyal ihtiyaçlar çerçevesinde bazen zamana veya mekâna göre değişiklik gösterebilmektedir. Müfessirler de yaşadıkları toplumların sosyal, siyasi, manevi ve kültürel koşullarından etkilendikleri için bu etkiler kaçınılmaz olarak Kur'an yorumlarına yansımış, yapılan değerlendirmeler arasında farklılıklar ortaya çıkmıştır. Geleneksel tefsirlerle son dönemlerde kaleme alınan tefsirler arasında bu farklılığın belirgin olarak görülmesi genel itibariyle yaşanan dönemin koşullarından kaynaklanmaktadır. Kuşkusuz "kadın olgusu" tarihte zihinleri meşgul etmekle birlikte müfessirlerin ele aldığı konular arasında olmuştur. Zamanla mekân değişmiş olsa da bu konu daima ilgi uyandırmıştır, güncelliğini kaybetmemiştir. Çalışmada, kadınlar ile alakalı güncel tartışmalı konular arasında yer alan ayetler, çağdaş dönem tefsiri olarak bilinen ve kendinden sonra yazılmış birçok modern dönem tefsirleri etkileyen "Fî Zılâli'l Kur'ân" tefsiri çerçevesinde incelenip değerlendirilmiştir. Çağdaş dönem tefsiri arasında yer alan bu eserde kadının kimliği, ailedeki ve toplumsal yaşamdaki konumunu tespit edilmeye çalışılmıştır. Söz konusu çalışma yapılırken Fî Zılâl'de kadınla ilgili yorumlarla birlikte müellifin diğer kitaplarındaki görüşleri incelenerek, konular hakkındaki yorumları ve değerlendirmeleri bir bütünlük içerisinde aktarılmıştır. Giriş kısmında; Kutub'un hayatı, ilmi ve fikri yönü, İslam dünyasına etkileri, eserleri ve Fî Zılâli'l Kur'ân tefsirinin yazım süreci ile özellikleri ifade edilmiştir. Seyyid Kutub'un yaşadığı dönemin özelliklerine, eğitimine, görüşleriyle yaşadığı dönem ve sonrasında oluşturduğu etkiye kısaca değinilmiştir. Ayrıca Kutub'un kaleme almış olduğu eserler aktarılmış, tefsirine ilişkin bilgiler sunulmuştur. Eserini kaleme alırken tercih ettiği metotlar ele alınmıştır. İkinci bölümde; kadının yaratılışıyla alakalı rivayetler aktarılmakla birlikte kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmasıyla alakalı bilgilerin kaynağından söz edilmiştir. Üçüncü bölümde; kadının aile hayatında sahip olduğu vasfı "kavvâm" kavramı çerçevesinde aktarılmıştır. Kadının nüşûzu ve buna ön görülen müeyyideler aktarılmıştır. Çok eşliliğe konu edilen ayet farklı rivayetler bağlamında ele alınarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde; kadının toplumsal hayattaki konumu belirlenerek, farklı alanlarda uğradığı haksızlıklar ortaya konmuştur. Kadının sosyal-siyasal bazı hakları rivayetler bağlamında değerlendirilmiştir. Bu konuların çoğunda Kutub'un kadın lehine hükümler beyan ettiği görülmüştür.
دورالكتابة في محافظة القرآن في العهد المكي دراسة تأصيلية دلالية
The objective of research is the root the issue of writing before the prophetic mission; by explaining the purposes of writing that existed at the time, by using the inscriptions and discovered monuments. that is for prove that the awareness of calligraphy and writing, it was present among the Arabs at least three centuries before the mission, and the cultural situation of the Arabs, especially in the both city Mecca and Medina, is not in a deplorable position. The research also proves its existence in the Meccan epoch through the Quranic evidence by mentioning its meanings and indicating its importance by studying the Quranic roots related to writing in terms of; the number of iterations, the multiplicity of its forms, and its fields; To show the extent of the Quran's interest in writing, as it represents the turning point of the Arabs from oral to written. As well as the evidence from the Prophet's Sunnah to show the extent of the care of the Messenger (may God bless and grant him peace); and also through the building a generation that preserves the Quran, by explaining the details of the methods of preservation, and supervising the writing, and verifying the authenticity of the written by reviewing it to straighten it, and repair it from falling off, and also to determine the places of the revealed verses and suras; lastly Using evidence from biography and history. The research also aims responding to those who say that the Holy Quran was not written until after the Prophet's migration, with textual and mental evidence, to refute their suspicions about the integrity of the Quranic text, and that the popular saying; That writing was not on soft and easy-to-carry tools represents only part of the truth, and that the Qur'an was written on these soft tools; From leather, parchment, leaf, and paper... This is in order to clarify the fate of the written of the Holy Quran in Makkah, and to identify the methods used by them to transfer this written from Makkah to Madinah, by referring to the names of those who carry out such a great task. Keywords: The Hıstory of Quran, Preservation, Writing tools, Rooting, Semantics
Adalı Hoca Muhammed Hilmi'nin Tefsîru Sûreti'l Vâkıa adlı eseri bağlamında tefsir tarzı ve yaklaşımları
Bu çalışma kendisi ve eserleri hakkında son derece az sayıda ilmi araştırma bulunan son dönem önemli Osmanlı âlimlerinden Adalı Hoca Efendi'yi ve tefsir yaklaşımını konu edinmiştir. Adalı Hoca fıkıh, Arap dili ve belâgati ile tefsir alanındaki önemli eserleriyle tanınmıştır. Tefsir alanında kaleme aldığı Tefsîru Sûreti'l-Vâkıa Adlı eseri, tefsir geleneğimizde müstakil sûreleri ele alan eserler arasında özgün bir yere sahiptir. Müstakil sûre tefsirlerinin büyük kısmı genellikle nakil ağırlıklı bir tarz takip etmişken Adalı Vâkıa sûresi tefsirinde dirayet tarzını güçlü bir şekilde sergilemeyi başarmıştır. Bu bakımdan tefsir özgün yorum ve yaklaşımlarla doludur. Adalı tefsirinde meşhur ve mütedavil eserlerden yararlanmakla birlikte çok sayıda yazma eserden de istifade etmiştir. Çalışmada Adalı Hoca'nın hayatı, ilmi gayretleri ve eserleri detaylı bir şekilde ele alınmış, tefsir tarzı farklı yönleriyle incelenmiştir. Tefsirinde dayandığı rivayetler ve kaynaklar tespit edilmiş özgün yaklaşım ve görüşleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Çalışma neticesinde Adalı Hoca'nın gerek tefsir görüşleri ve eserleri gerekse de fıkıh ve Arap dili belagati alanındaki telifleriyle 19 yy. Osmanlı ilim geleneğinde nevi şahsına münhasır bir ilim adamı olarak önemli bir yeri olduğu görülmüştür.
Bâkûlî'nin Keşfü'l-müşkilât adlı eserinde İ'râb farklılığına neden olan temel etkenler
Kur'ân-ı Kerîm Arapça bir metin olarak indirildiği için anlaşılması Arapça'nın ve dil kurallarının bilinmesine bağlıdır. Ulûmu'l-Kur'ân kitaplarında müfessirlerin bilmesi gereken ilimlerin başında Arapça ve dil kuralları gelmektedir. Erken dönemlerden itibaren Kur'ân'ı, dil yönünden açıklayan eserler yazılmıştır. Bâkûlî'nin (ö.543) Keşfü'l-Müşkilât adlı eseri de Kur'ân'ı dilbilimsel açıdan tefsir etmek amacıyla yazılmış eselerden biridir. Bâkûlî, bu kitabında ayetleri nahiv, sarf ve belağat açısından açıklamakla birlikte özellikle farklı i'râb ihtimalleri ile müşkil ayetlerin i'râb ve tefsirini yapmaktadır. Çalışmamız, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, önemi, metodu ve kaynakları ele alınmıştır. Ayrıca İ'râbü'l-Kur'ân'ın tanımı, tarihi seyri ve bu alanda yazılmış bazı eserler tanıtılmıştır. Birinci bölümde İ'râbü'l-Kur'ân alanında yetkin bir âlim olan Bâkûlî'nin hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde ise Kur'ân-ı kerîmde i'râb farklılıklarına neden olan temel unsurlar belirlenmiş ve bunların anlam farklılıklarına etkisi örnekler üzerinden açıklanmıştır. Bâkûlî'nin Keşfü'l-Müşkilât adlı eseri temel araştırma konumuz olmakla birlikte diğer tefsir kaynaklarıyla da karşılaştırma yapılmıştır.
Arap dilinde edebi yazışmalar Câhiz ve Lisânüddin İbnü'l-Hatîb özelinde
Risâle edebiyatı insanlığın ruh derinliklerini ifade etmek için kullandığı en eski sanat dallarından biridir. Bu edebî tür, yazarın fikirlerini dile getirirken Bedî' sanatlarıyla estetik güzelliği buluşturarak, yaratıcı ve belâgatli yeteneğini ortaya koyduğu bir alandır. Böylece fikirlerin derinliğiyle ifadenin zarafeti birleşmiş, edebyatın ruhu, risâlelerin satır aralarında ortaya çıkmıştır. Bu da, ifadelerin inceliği ve anlamların titizliği sayesinde, okuyucunun kalbinden önce aklını esir almıştır. Risâle edebiyatı, özellikle Abbâsîler döneminde ve Endülüs'te, Arap medeniyetinin zirveye ulaştığı çağda gelişip yayılmıştır. Bu sanat, edebiyatçılar risâlelerinde "sanatkârlık üslûbunu" (uslûbu's-sınâa) benimsediklerinde en yüksek noktasına ulaşmıştır. Bu yaklaşım, risâlelere hem etkileyici bir ruh hem de dikkat çeken bir edebî üslup kazandırmıştır. Bağlamda, Câhız ve Lisânuddîn İbnu'l-Hatîb'in eserleri, risâle edebiyatının önde gelen örnekleri olarak öne çıkmaktadır. Onlar, Arap nesir geleneğinin merkezî bir parçasını teşkil etmektedirler. Çünkü her ikisi de, risâlelerinde hem belâgat hem de sanat unsurlarını bireysel yeteneklerini ve yaşadıkları dönemin özelliklerini yansıtan bir tarzla işlemişlerdir. Aynı zamanda bu risâleler, dönemin kültürel, sosyal ve siyasî boyutlarını da ortaya koymuştur. Câhız, Abbâsî döneminde risâle edebiyatının en önemli kurucularından biri kabul edilir. O, düşünsel titizlikle akıcı üslubu birleştirerek belâgat gücü ile sanatlı ifade arasında bir denge kurmayı başarmıştır. Onun risâleleri, tekellüfsüz, özgün ve yaratıcı bir niteliğe sahiptir. Buna mukabil, Lisânuddîn İbnu'l-Hatîb, Endülüs risâle edebiyatında belirgin bir dönüm noktasını temsil eder. Onun risâleleri, Endülüs'ün sosyal ve siyasî gerçekliğini canlı bir şekilde yansıtan bir kayıt mahiyetindedir. Ancak, onun risâlelerindeki tekellüf (aşırı sanatkârlık ve süsleme), bu edebî türün özünden bir miktar uzaklaşmasına sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Arap Dili ve Belagati, Risâle edebiyatı, Câhız, Lisânuddin İbnu'l- Hatîb, Sanatsal Üslup.
Göstergebilimsel bir çözümleme örneği olarak Filistin şiirleri
Bu çalışma, modern Arap edebiyatının zenginliği ve edebi eserin toplumu anlamada sunduğu imkânı Filistin edebiyatı örneği üzerinden göstermeyi amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmeye olanak sağlayacağından ötürü, R. Barthes'in göstergebilimsel metodolojisi benimsenmiş, Barthes'ın sunduğu perspektif ile her şiir için birtakım temel göstergeler seçilmiş ve bu göstergeler yananlam ve düzanlam düzleminde incelenmiştir. Düzanlam bağlamında yapılan açıklamalarda Arap dilinin zenginliğini yansıtmak üzere zaman zaman kadim mu'cemlerden yararlanmaya özen gösterilmiştir. Yananlam düzleminde ise, şiirin toplumsal-kültürel boyutuna odaklanılmış; böylece şiirin yazılış sebebini inceleyen ve delillendiren bir yaklaşımla yoruma ağırlık verilmiştir. Genel hatlarıyla çalışmanın süreci ele alınacak olursa, Filistin edebiyatında yer alan şiirlerin anlamlarındaki örüntüleri aramakla başlanan bu çalışmada, şiirlerin hangi konular üzerinde yoğunlaştığı sınıflandırılmış; ardından temaları oluşturulmuştur. Elde edilen bulgular sonucunda, şiirin siyasi koşullarla iç içe geçmiş olduğu saptanmış ve bunun bir sonucu olarak şiire edebi boyutunun yanı sıra iki işlev yüklenmiştir: İlki, Filistin'in direnişini ortaya koymak ve böylece Filistin halkının yıllardır süregelen mücadelesini şiirler üzerinden aktarmak; ikincisi ise, yerleşimci sömürgeciliğin mantığını şiirlerle verilen cevaplar üzerinden deşifre etmektir. İlk hedef ile bu çalışmanın gayesi Filistin edebiyatını direnişle sınırlandırıp edebi boyutunu aşındırmak değil, direnişin bir parçası olarak ulusal direnişlerinde önemli bir araç olduğu ve Arap edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturduğunu göstermektir. İkinci hedefte ise, direnişlerin şiirlere yansıması neye karşı direndiklerine dolaylı olarak ışık tutacağından, şiir edebi boyutunun yanı sıra, Filistin'deki sömürgeciliği anlamlandırmaya olanak tanımak üzere çalışmada araçsallaştırılmıştır. Sonuç olarak makaledeki genel amaç, oluşturulan temaları açıklamak üzere şiirleri göstergebilimsel yöntemle inceleyerek edebi ve sosyolojik bir perspektif sunmak, böylece 1948-1980 yılları arası Filistin edebiyatının çok yönlü portresini çizebilmektir.
Abdullah b. Mübarek'in divanında bedî sanatları
Abdullâh b. Mübârek, ilk Abbasî döneminin âlim, edip ve şairlerindendir. Tebeu't-tâbiînnin ileri gelenleri arasında yer alan İbn Mübârek şiir ile birlikte hadis, fıkıh, tefsir, tarih, nahiv ve dil bilimleri gibi alanlarında da öne çıkmıştır. Onun şiirleri hem içerik hem edebî sanatlar açısından önem arz etmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı İbn Mübârek'in divanındaki şiirlerde yer alan bedî sanatları tespit etmek, bu sanatların sözün estetik yapısına kattığı değerleri ve taşıdıkları anlamları açıklamaktır. Bu doğrultuda divanda yer alan şiirlerin konuları belirlenmiş ve bu konuların işleniş biçimleri değerlendirilmiştir. Araştırmada belâgatın temel klasik kaynaklarına ve modern eserlere başvurulmuş; bedî sanatları tespit edilerek ayrıntılı bir şekilde tahlil edilmiştir. Divan, birçok çalışmaya konu olmasına rağmen edebî sanatlar açısından dikkate değer bir şekilde incelenmemiştir. Bu nedenle, söz konusu divanın bedî sanatları bakımından ele alınması önemli görülmüştür. İbn Mübârek'in, şiirlerinde kullandığı bedî sanatlarında tekellüften kaçındığı görülmektedir. Şair, gereksiz süslemelerden uzak, sade bir dil ve anlaşılır bir üslupla muhatabına iletmek istediği mesajı aktarmaya çalışmıştır. Şiirleri, hayatın gerçekleriyle iç içe olup yaşanmışlıklara dayandığı için hala güncelliğini korumaktadır. İbn Mübârek, şiir yoluyla insanları kötülüklerden sakındırmış ve erdemli bir yaşama davet etmiştir. Nazik ve mütevazı kişiliğiyle tanınan şair, yanlış ve sapkın olarak gördüğü kişi veya mezhepleri eleştirirken sert ve açık bir üslup kullanmaktan çekinmemiştir.
دراسة تطبيقة لنظرية الحجاج في الخطب الأولى للخلفاء الراشدين أنموذجًا
This research focuses on the analysis of the inaugural speeches of the Rightly Guided Caliphs, may Allah be pleased with them, after they assumed power, in light of argumentation theory. Through this analysis, the research aims to identify the methods of argumentation employed in these speeches and to extract the various argumentation terminologies that regulate its usage and application. To achieve this, the study has selected a corpus titled "The Speeches of the Rightly Guided Caliphs After Assuming Power," and it examines the concept of argumentation in both classical and modern theoretical sources. The study also defines the categories of argumentation and its methods of practical implementation, clarifying the terminologies within this field of knowledge, which has recently gained attention, particularly within what is called New Rhetoric. This rhetoric is grounded in the Aristotelian concept of argumentation and its three pillars: logos, pathos, and ethos.
Selçuklu şairi Tuğrâî'nin hayatı, Lâmiyyetü'l Acem'indeki medih, hiciv ve şekvâ örnekleri
Bu çalışma Büyük Selçuklu döneminin öne çıkan şairlerinden ve devlet yönetiminde defterdarlığa kadar yükselmiş Tuğrâî'nin hayatını, eserlerini ve ünlü Lâmiyyetü'l-Acem kasidesini hiciv, medîh ve şevkâ yönleriyle ele almaktadır. Tuğrâî'nin Lâmiyye kasidesinin Klasik Arap Edebiyatının son dönemlerine yetişmiş olması ve dünya edebiyatında çeviri ve şerhleriyle gördüğü değer ele alınmıştır. Farklı dönemlerde ortaya çıkmış olmalarına rağmen bu eser, Şenferâ'nın Lâmiyyetü'l-Acem kasidesiyle ilişkilendirildiğinden, Şenferâ'nın hayatına ve Lâmiyyetü'l-Arab kasidesine de değinilmiştir. Çalışmada eserin daha iyi kavranması için şairin yaşamış olduğu dönem sosyal, ekonomik ve edebî açıdan değerlendirilerek devrin şiir ve şairlerine de yer verilmiş, eserlerinden örneklerle incelenmiştir. Lâmiyyetü'l-Acem'de yapılan hicviye ve methiyelerin kimlere ve hangi sebeplerle yazıldığı üzerinde durulmuştur.
Furkân Sûresinin beyân ilmi yönünden incelenmesi
Belâgatın insanların duygu ve düşünceleri üzerindeki etkisi büyüktür. Kur'an-ı Kerîm'in belâgatı bu anlamda yüksek bir muhtevaya sahiptir. "Furkân Sûresi'nin Beyân İlmi Yönünden İncelenmesi" isimli bu çalışmada, her bakımdan insanı tesiri altında bırakan ve benzerinin hiçbir sûrette yazılamayacağı yüce Kur'ân'ın sûrelerinden biri olan Furkân Sûresi'nin beyân ilmi açısından tahlîli yapıldı. Ele aldığı konular bakımından Rasûlullâh'a (s.a.s.) yapılan haksız ithamlara cevap vermekte olup, bu ithamlarda bulunanlar uyarılmaktadır. Bu çalışma, giriş ile iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde sûrenin incelenmesinde yardımcı olacak edebi sanatlar ve belâgat özelliklerine yer verilmektedir. İkinci bölümde ise sûre ile ilgili kısa bilgiler verildikten sonra ayet ayet belâgi özellikleri açıklanmaktadır. Mecâz ve istiâreye Kur'ân'da etkili biçimde yer veren Yüce Allah, farklı benzetmelerle insanı sürekli düşünmeye sevk etmektedir. Ayetlerin her okuyuşta daha geniş bir anlam çerçevesi sunması mananın derinliğini göstermektedir.
Modern Arap Edebiyatında sembolizm Zekeriya Tâmir örneği
Sembolizmin ve dilin sembolik kullanımının edebî açıdan örneklendirilerek ele alındığı bu çalışmada öncelikle sembol kavramı üzerinde durulup, genel geçer kuramsal yaklaşımların sembolleri nasıl tanımlayıp yorumladığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonrasında tümel bir yaklaşımdan hareketle sembolik dil etüdü, Dünya Edebiyatı ve Arap Edebiyatı perspektifinden ele alınmıştır. Nihayetinde, çalışmamıza konu olan Modern Arap Edebiyatı temsilcilerinden Suriyeli öykücü Zekeriya Tâmir'in hayatı ve edebî şahsiyeti hakkında genel bilgilendirme yapılıp eserlerindeki sembol kullanımı ve sembolik dili analiz edilmeye çalışılmıştır. Ülkesinde hikâyeciliğin öncülerinden kabul edilen Tâmir, dışavurumculuk (expresyonizm) akımına dâhil edebiyatçılardandır. Bazı değerlendirmelerde Arap nesrinin şairi olarak görülen Tâmir'i diğer yazarlardan farklı kılan özellik, sembolik diliyle Arap öykücülüğüne getirdiği kabul edilen tarzıdır. Bu yeni tarzın muhdisi olarak eleştirmenler tarafından tam not alan yazar, son dönem neslin takip ettiği ve örnek aldığı bir kalem hâline gelmiştir. Zekeriya Tâmir hem Arap hem Dünya edebiyatında önem atfedilen, çok okunan ve eserleri başka dillere çevrilen yazarlardan biri olarak çağdaş edebiyatın kriter ve hassasiyetlerine uyum sağlayan edebî bir şahsiyettir. Ülkemizde akademik anlamda Modern Arap Edebiyatı çalışmalarına konu olan Tâmir'in ağırlıklı olarak, çocuk edebiyatı alanında verdiği eserlerle incelemeye tâbi tutulduğu görülmektedir. Bizim çalışmamız, yazarın eser verdiği tüm alanlar üzerinden yürütülecek olup yetişkin ve çocuk edebiyatı ayrımı gözetilmeksizin eserlerine yansıyan ve neredeyse tamamına hâkim olan sembolik dilinin, Arap Edebiyatı özelinde Dünya Edebiyatı'na verdiği katkıyı incelemeye yönelik olacaktır. Bunun yanında, Modern Arap Edebiyatı'nın dünya çapında bir edebiyat olduğuna, tercüme döneminin nihayetlendiğine ve Arap nesrinin öykü özelinde geldiği yeri belirlemeye yönelik kıstaslar ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Sözcükler: Arap Dili ve Belâgati, Sembolik Dil, Arap Nesri, Modern Arap Edebiyatı, Modern Arap Öyküsü, Zekeriya Tâmir.
Savaş psı̇kolojı̇sı̇nı̇n cahı̇lı̇ye dönemı̇ şı̇ı̇rı̇ne yansımaları
Risâ', bireysel ve duygusal yönü ağır basan bir şiir türü olup insani benlikle (zât) doğrudan ilişkilidir. Kaybedilen kişi için şiir sanatının icrasında; ağlama, feryat (Nedb), anma/övgü (Te'bîn) ve taziye (azâ') unsurlarına sadık kalmıştır. Bu tür; bir insanın, kaybettiği hemcinsi için ağlaması üzerinden, sevilen birinin gidişiyle oluşan hüzün ve kederin, ölüme duyulan öfkeye dönüştüğü o samimi ve coşkulu duyguları yansıtmaktadır. Mersiye'de söz; acıyı dışarıya yansıtma, teselli, sabır, ölüyü övme, erdemlerini sıralama, başarılarını yüceltme ve onun için kederlenme işlevleriyle ilişkilendirilmiştir. Aynı şekilde Fahr (övünme) şiiri de zafer ve kahramanlıklarla ilişkilidir. Şairler, çevrelerinde olup bitenlerden en çok etkilenen, sahip oldukları sanatsal yetenekle duygularını yönlendirmede ve hislerini biçimlendirmedeki maharetleriyle kendilerini ifade etmeye en muktedir kişiler olmuşlardır ve hâlâ da öyledirler. Bu sebeple şairler –geçmişte ve günümüzde– bu insani trajedi (ölüm) karşısında durmuşlar; sevdiklerine mersiyeler söylemiş, yakınlarının arkasından ağlayarak güzelliklerini zikretmişlerdir. Onların övülecek özelliklerinden (mahamid) adeta birer övgü ve gurur gerdanlığı örerek onlara giydirmişlerdir. Böylece Mersiye, Arap şiir sanatlarından biri olarak temayüz etmiştir. Kadınlar da doğuştan gelen duygu inceliği, hassasiyet ve musibetler karşısındaki derin sarsıntıları nedeniyle bu alandan uzak kalmamışlardır. Anahtar Kelimeler: Savaşlar, Psikolojik Etki, Cahiliye Şiiri, Risa', Fahr.