Theses supervised by Prof. Dr. Ahmet Aksoy
23 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University, Akdeniz University
Müteşebbisin desteklenmesinde mikrokredilerin rolü ve uygulanmasıyla ilgili sorunlar ve öneriler
Mikrokredi sistemi 1970'lerde Prof.Dr. Muhammed Yunus tarafından Bangladeş'te başlatılmıştır. Amacı; Dünya'da yoksulluğun ortadan kaldırılmasıdır. Mikrokredi; iş kurma yahut mevcut işini geliştirme niyetinde olan ancak klasik bankacılık sisteminden kredi alabilmek için gerekli şartları taşımayan kimselere, teminat göstermeksizin verilen küçük bir başlangıç sermayesidir. Kendi işini kurmak isteyen ancak çeşitli nedenlerle yeterli finansal desteği bulamayan girişimcilere sunulan mikrokredinin, bu amaca hizmet etme hususundaki rolü ve etkinliği ile uygulamada karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerilerinin sunulması bu tezin amacını oluşturmaktadır.Çalışmada öncelikle mikrokredi sistemi ve işleyişi tanıtılmıştır. Sistemin Türkiye ve Dünya'daki tarihsel gelişimi ile mikrofinans kurumlarına ve uygulamalarına yer verilmiştir. Daha sonra da girişimcilerin desteklenmesi açısından mikrokredilerin rolüne değinilmiştir. Son olarak da Türkiye uygulamasında karşılaşılan sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler1- Mikrokredi2- Mikrofinans3- Girişimci4- Girişimci Destekleme5- Mikrokredi Sorun ve Öneriler
2000 Kasım ve 2001 Şubat finansal krizleri sonrasında Türk bankacılık sektörünün yeniden yapılandırma süreci ve sonuçları: 2001-2011
Ülkemizde 2001 yılında yaşanan finansal kriz Türk ekonomisinin ve bankacılık sektörünün kırılgan, sağlıksız yapısını gözler önüne sermiş, başta finans sektörü olmak üzere ülke ekonomisinde derin yaralar açmıştır. Krizin oluşumunda baş rolu üstlenen bankacılık sektörünün krizlerden almış olduğu hasarın onarılması, rekabet gücü yükseltilmesi, yasal ve kurumsal tabanının sağlamlaştırılması, iç ve dış şoklara dayanıklı bir yapıya kavuşturulması amacıyla 2001 Mayıs ayında Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı yürürlüğe sokulmuştur. Geçen 10 yıl boyunca bankacılık sektöründe büyük bir gelişim süreci yaşanmıştır.Çalışmamızda, Türkiye'nin 2000 Kasım ve 2001 Şubat aylarında yaşamış olduğu finansal krizler sonrası BDDK tarafından açıklanmış olan Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı esas alınarak oluşturan ?Kamu Bankalarının Yeniden Yapılandırılması?, ?TMSF Bünyesindeki Bankaların Çözümlenmesi?, ?Özel Bankaların Sağlıklı Bir Yapıya Kavuşturulması? ve ?Kurumsal/Yapısal Düzenlemeler? süreçleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Söz konusu süreçler içerisinde alınan önlemlerin, banka satış ve devirlerinin, bankacılık sektörünün güçlendirilmesi için yapılandırılan hususların, yasal ve kurumsal düzenlemelerin sonuçları üzerinde durulmuştur. Yeniden yapılandırma çalışmalarının başlangıcı ardından geçen 10 yıllık süreç; karlılık, bilanço yapısı, likidite ve sermaye yeterliliği göstergelerinin yıllar itibariyle değişimlerinden yararlanılarak değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler:1.Finansal Kriz,2.Yeniden Yapılandırma,3.Bankacılık
Türk bankacılık sisteminde mevduatların krediye dönüşüm oranlarının dönemler itibari ile incelenmesi (1959-2011 yılları arası)
Mevduatların krediye dönüşüm oranları, finansal sistemin etkinliğinin ve bankaların temel görevi olan aracılık faaliyetlerinin bir göstergesidir. Bu çalışmada Türk bankacılık sisteminde, aracılık faaliyetin bir ölçüsü olan mevduatların krediye dönüşüm oranlarında yıllar içerisinde meydana gelen değişimlerin nedenleri anlatılmaya çalışılmıştır. Türk bankacılık sisteminde mevduatların krediye dönüşüm oranları yaşanan krizlerle bağlantı kurularak anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız 1959-2011 yılları arasını kapsamakta olup, 1959-2002 yılları arası ve 2003-2011 yılları arası olarak 2 döneme ayrılarak incelenmiştir. Son dönem olan 2003-2011 yılları arası olan dönemde Türk bankacılık sisteminde mevduatların krediye dönüşüm oranları sadece kendi içerisinde değil seçilmiş 13 ülke ile kıyaslanarak Türk bankacılık sisteminin dünyadaki yeri anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Türk Bankacılık Sistemi 2. Mevduat 3. Kredi 4. Mevduatların Krediye Dönüşüm Oranı 5. Kriz
Sorunlu kredilerin kârlılık üzerine etkisinin kamu ve özel bankalar ayırımına göre karşılaştırmalı analizi
Sorunlu Kredilerin kârlılık üzerine etkisinin ele alındığı bu tez çalışmasında, 2012-2020 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösteren Kamu Sermayeli Mevduat Bankaları ile Özel Sermayeli Mevduat Bankalarının verileri kullanılarak parametrik olmayan analiz yöntemlerinden Veri Zarflama Analizi ve Malmquist Toplam Faktör Verimliliği Endeksi kullanılarak sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Analizlerde girdi olarak banka raporlarında yer alan üçüncü, dördüncü ve beşinci grupların oluşturduğu Donuk Alacaklar ve çıktı verisi olarak bankaların bilanço kârı kullanılmıştır. Veri Zarflama Analizi ve Malmquist Toplam Faktör Verimliliği Endeksi hesaplamaları Win4Deap2 yazılımı ile yapılmış ve sonuçların analiz ve yorumlanmasında hesap tabloları kullanılmıştır. Analizde elde edilen bulguların değerlendirilmesi ile sorunlu kredilerin doğrudan kâr üzerindeki etkisi bakımından Kamu Sermayeli Mevduat Bankalarının Özel Sermayeli Mevduat Bankalarından daha başarılı, ancak bankacılığın vermiş olduğu imkânları kullanarak sorunlu kredilerin kâra etkisini azaltmada Kamu Sermayeli Mevduat Bankalarının Özel Sermayeli Mevduat Bankalarına göre başarısız oldukları sonucu elde edilmiştir.
Batık kredilerin hesaplanması ve ekonomik krizlerin batık kredilere etkisi
Çalışmamamızda ilk olarak ekonomik kriz olgusu anlatılacak, krizin özellikleri, oluşumu, nedenleri ve çeşitleri sınıflandırılarak anlatılacaktır. Daha sonra çalışmada kullanılması düşünülen iktisadi değişkenlerden, cari açık, borçlanma ve büyüme kavramları detaylı bir şekilde ifade edilecektir.Çalışmanın ikinci bölümünde batık kredilerin hesaplama yöntemleri üzerinde durulacaktır. Batık kredilerin önceden doğru olarak tahmin edilmesi, hâsılatın doğru olarak tahminine yardımcı olacağı gibi, diğer bilanço kalemlerinin yönetimine katkı sağlayacağı açıklanacaktır. Alacakların firmanın varlıkları içerisindeki ağırlığı arttıkça batık kredilerin tahmini konusunda da daha gerçekçi çalışmaların yapılması zorunlu olmaya başlamıştır. Bu amaçla geleneksel muhasebe uygulamalarında kullanılmakta olan yöntemlerin yanında, niceliksel bazı tekniklerde geliştirilmiştir. Çalışmamızda, tahmin yöntemleri bu gelişmeye paralel olarak Klasik Yöntemler ve Markov Zincirler Yöntemi olarak gruplandırılmış, Türkiye'deki durumu vurgulamak yönünden de Vergi Usul Kanunu'ndaki düzenlemeler de incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde, ilk iki bölümde teorik olarak anlatılan batık kredileri hesaplama yöntemleri ile enflasyon değişkenleri arasındaki ilişki birlikte değerlendirilecektir. Bu bağlamda öncelikle 1998 ? 2008 yıllarında İMKB' ye kote olan şirketlerin şüpheli ticari alacakları ile ilgili yılda gerçekleşen cari fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla arasında regresyon yöntemi ile ilişki aranacak ve açıklanmaya çalışılacak, ardından 1998-2008 yılları arasında T.C. Merkez Bankası tarafından yayınlanan genel sektör bilançolarında yer alan şüpheli alacaklar ile ilgili yıllar arasında gerçekleşen cari fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla arasındaki ilişkinin araştırılacak ve alt sektörlerin şüpheli alacakları ile cari fiyatlarla gayri safi hasıla arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılacaktır.
Uluslararası finansal krizlerin ulusal finansal piyasalara olan etkilerinin analizi
Yenidünya düzeninde ekonomik ve finansal entegrasyonların şekillendirdiği piyasa yapısında, coğrafi sınırlar silik bir hat oluştururken ulusal ve uluslararası piyasalar birbirleriyle daha bütünleşik bir görünüm arz eder. Piyasalar arasında hassas bir duyarlılığın varlığını açıklayan bu yapı, özellikle az gelişmiş ülkeler için ekonomik ve finansal gelişme adına yeni fırsatlar yaratırken; sahip olduğu hassas duyarlılık sebebiyle, olumsuz piyasa koşullarının varlığı halinde önemli bir tehdit oluşturur. Öngörülmeyen bazı olumsuzlukların sonucu olarak ani ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan finansal krizler, bu tehditlerin en önemlilerini oluşturur.Bu çalışmada, uluslararası finansal krizlerin ulusal finansal piyasalara olan etkileri; finansal entegrasyon, küreselleşme, nedensellik esaslarında, coğrafi yakınlık ve gelişmişlik perspektiflerinde analiz ederek, farklı kombinasyonlarda kriz modelleri belirleyip, gelecek projeksiyonları oluşturma amaçlanmıştır. Bu bağlamda 1990-2010 arası 20 yıllık dönemde meydana gelen 6 finansal kriz, 14 ülke perspektifinde, coğrafi yakınlık ve gelişmişlik kriterlerine dayalı olarak irdelemiştir. Gerçekleşmiş krizleri tanımlayan modellerin oluşturulduğu, piyasalar arası mevcut eşbütünleşme durumunun belirlendiği, piyasalar arası ilişkilerde nedensellik ilişkilerinin irdelendiği çalışmada, ileride meydana gelebilecek bir şokun ulusal piyasalarda nasıl bir tepki bulacağına ilişkin bilimsel öngörülere yer verilmiştir. Uluslararası literatürde bu tür ilişkilerin belirlenmesine esas teşkil edecek yöntemlerden, regresyon ve korelasyon analizinden Granger Nedensellik Testine, Eşbütünleşme Analizinden VAR analizine, varyans ayrıştırmasından Etki -Tepki analizine kadar birçok ekonometrik modelden istifade edilmiştir.Anahtar Sözcükler: Finansal Kriz, Vektör Otoregresif Model (VAR), Eşbütünleşme, Etki-Tepki Analizi, Granger Nedensellik Testi
KOBİ'lerin kaynak ihtiyaçları ve uluslararası finansal piyasalardan yararlanma imkanları
KOBİ' lere ilişkin yapılan tüm çalışmalarda kaynak ihtiyaçları ve bunlara ilişkin sorunların ön plana çıktığı görülmektedir. Kaynak ihtiyaçlarıyla ilgili sorunlar saptanarak çözümü için ve özellikle de dış piyasalardan ne ölçüde yararlanıldığının tespiti amacına yönelik olarak hazırlanan tez ile rekabet güçlerinin artırılmasına katkı sağlanacağı düşünülmüştür.KOBİ' lerin en önemli sorunlarının başında kaynak ihtiyacı ve bunun temini olduğu, bu sorunun çözümünde çeşitli nedenlerle iç kaynaklardan yeterince yararlanılamadığı gibi dış kaynaklardan da istenilen düzeyde istifade edilemediği, uluslararası kaynakların etkin bir şekilde temini ve kullanımı sağlanamadan sorunun çözümünde başarılı olunamayacağıvarsayımından hareket edilmiştir.KOBİ'lerin kaynak ihtiyaçlarının nerelerden kaynaklandığı ve nasıl giderildiği, özellikle de uluslararası finansal piyasalardan ne ölçüde yararlanıldığı, bu alanda yaşanan sorunların ve çözüm önerilerinin neler olduğu kapsamındaki çalışmada KOBİ tanımına giren firmalarla sınırlı kalınmıştır. Ankara da faaliyette bulunan KOBİ mahiyetindeki firmalar ve Türkiye'de faaliyette bulunan bankalar üzerinde anket uygulaması yapılmıştır.Öncelikle literatür taraması yapılmıştır. Daha sonra ise KOBİ ve bankalara anket uygulanarak, varsayım doğrulanmaya çalışılmıştır. Kaynak ihtiyaçları ve nedenleri ile çözüm önerileri bizzat KOBİ'lerin ve bankaların görüşlerine dayanılarak ele alınmıştır.Son yıllarda KOBİ'lerin bankacılık sisteminden aldığı pay gittikçe artan bir seyir izlemektedir. Toplam nakit banka kredileri içinde nakit KOBİ kredilerinin payı Ekim 2010 tarihinde %23 düzeyine ulaşmıştır.Yine aynı tarih itibariyle bankaların döviz olarak kullandırdığı nakit KOBİ kredilerin toplam kullanılan nakit KOBİ kredilerine oranı %22 düzeyindedir. Krediler bankaların hem kendi kaynaklarından hem de yurt dışı kaynaklardan kullandırılan kredilerden oluşmaktadır.Yurt dışı kaynakların kullanılmasında ülke içindeki bankalar ve ilgili diğer finansal kuruluşlar aracılık etmektedir. Önceden kredilerin bir çoğu için hazine garantisi istenmekte iken şimdi bu uygulamanın zorunlu olmadığı görülmektedir.1999-2008 yılları arasında ikrazlı yada garantili olarak KOBİ' ler için yurt dışı kaynaklardan temin edilen kredi miktarı yaklaşık 5.1 milyar $ dır. Son yıllarda özel sektörün dış borcu önemli artışlar kaydetmiş olup toplam dış borç içinde kamu sektörünün payının üzerine çıkmıştır. 2009 yılı sonu itibariyle Türkiye'nin 268.2 milyar $ olan toplam dış borcunun içinde özel sektörün payı 171.5 milyar $'a ulaşmış olup 127.3 milyar $ ise uzun vadelidir.KOBİ'lerin kaynak sorunlarının çözümünde olumlu gelişmeler yaşanmasına rağmen henüz istenilen düzeye ulaşılamadığı görülmektedir. Sorunların başta devlet olmak üzere, KOBİ' ler, aracı kuruluşlar ve ilgili diğer taraflar arasında koordinasyon sağlanıp etkin önlemler alınarak, KOBİ konusunun milli bir politika haline getirilerek çözülebileceği sonucuna varılmıştır.
Çeşitli piyasalarda yatırımcının korunması ve karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı tüm finansal sistem içinde önemli bir yere sahip olan yatırımcının para, sermaye, altın ve gayrimenkul piyasalarında korunmasına yönelik olarak, ülkemizde ve yabancı ülke olarak ele alınan ABD, AB, İngiltere, Japonya ile Almanya'da yapılan düzenlemelerin incelenmesi ve bu incelemenin sonucunda ülkemizde konuyla ilgili yapılan düzenlemelerin durumunun ortaya çıkarılmasıdır. Çalışmamın çıkış noktası finansal piyasalar ve yatırımcıdır. Yatırımcı, ilerde daha fazla gelir elde edebilmek için bugünkü harcamalarından vazgeçen kişidir. Vazgeçilen harcamalar tasarrufları oluşturur. Tasarruflar da yatırım araçları vasıtasıyla yatırıma dönüşürler. Yatırımlar bir ülke ekonomisinin gelişmesi için çok önemli kaynaklardır. Ülke ekonomisi için bu kadar önemli olan yatırımcılar güven duymadıkları piyasalara yatırım yapmaktan kaçınırlar. Bir ülkede yatırımcılar, piyasalarda çeşitli risklere karşı korunduklarını bildiklerinde yatırım tutarlarını arttıracaklardır. Böylece tasarruflar piyasalar aracılığıyla ekonomik büyümeye katkı sağlamış olacaktır. Yabancı ülkeler yatırımcının korunmasına ülkemize göre çok daha önce önem vermişlerdir. Ülkemizde de özellikle AB uyum çalışmaları sırasında bu konudaki eksiklikler görülmüş ve piyasalarda çeşitli düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır.Bu çalışmada dört konu üzerinde durulmuştur. İlk konumuz finansal piyasalarda genel olarak yatırımcının korunmasının incelenmesidir. Konumuzla ilgili yatırım, yatırımcı gibi başlıklar genel literatür çalışması yapılarak açıklanmıştır. İkinci olarak para, sermaye, altın ve gayrimenkul piyasalarının ülkemizdeki gelişimi ve yatırımcının korunmasına yönelik düzenlemeler incelenmiştir. Uluslararası ilişkilerin giderek önem kazanması ve yaşanan ekonomik krizlerin etkisiyle ülkemizde yatırımcının korunması ile ilgili düzenlemeler son yıllarda hız kazanmıştır. Ancak hala eksiklikler olduğu görülmektedir. Üçüncü olarak, dünya piyasalarında önem taşıyan ve çalışmalarıyla ülkemize örnek olabilecek ABD, AB, İngiltere, Japonya ve Almanya'nın bu piyasalardaki düzenlemeleri incelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde incelenen ülkelerle ülkemiz arasındaki çalışmalar karşılaştırılmış, benzerlikler, farklılıklar ve eksiklikler açıklanmıştır. Özellikle bu piyasalarda yatırımcılar için en önemli konuların şeffaflık, manipülasyon, denetim, aracılara ait riskler ve yatırımcıların eğitimi olduğu görülmüştür. Ülkemizde para, sermaye, altın ve gayrimenkul piyasalarıyla ilgili yatırımcının korunması ile ilgili düzenlemeler dikkat çekicidir. Özellikle para ve sermaye piyasasında yapılan son düzenlemelerle yabancı ülkelerdeki koruma düzeyine oldukça yaklaşılmıştır. Altın piyasasında ayar evleri, sertifikalı altınlar yatırımcının uluslararası alanda da yatırım yapmasına ve korunmasına fayda sağlamıştır. Gayrimenkul piyasasında özellikle dolaylı yatırıma ait ikincil piyasanın hala oluşmamış olması bu piyasa için önemli bir eksikliktir. Yapılan bu karşılaştırmalar ülkemizde yapılan çalışmaların oldukça önemli aşamalar kaydettiğini fakat hala eksikliklerinin olduğunu göstermiştir.
Kurumsal yönetim ve şirket nakit tutuşuna etkisi: Bir dinamik panel veri analizi
İşletme aşırı tutarda nakit bulundurduğunda, yöneticiler kendi çıkarlarını gerçekleştirirler ve firma değerinin maksimizasyonu engellenir. Yasalar yatırımcıları iyi koruduğunda, yönetici ve yatırımcı arasında beklenen temsilci maliyetleri düşük ve dışsal finansmana ulaşmak daha kolay olacağından, firmalar daha az nakit tutatcaklardır. Diğer yandan, yasaların hissedarları iyi korumadığı ülkelerde, sahiplik yoğunlaşması artarak kurumsal yönetim mekanizması fonksiyonunu yerine getirmektedir. Yatırımcıların iyi korunmadığı ülkelerde, sermaye piyasaları gelişmediğinden, işletmelerin ek fon ihtiyacının işlem maliyetlerini yükseltmektedir ve işletmelerin daha fazla nakit tutmasına sebep olmaktadır. Bu çalışmada 10 adet gelişen piyasadan 1168 işletme verisiyle 1991?2008 döneminde, işletmelerin bulundurdukları nakit düzeyini etkileyen faktörler dinamik panel veri analizi ile tahmin edilmiştir. Bu çalışma, gelişen piyasalarda kurumsal yönetim könularının önemi üzerine odaklanmıştır. Çalışmaya, mülkiyet yoğunluğu, hissedar ve borçveren korunma seviyesi gibi yasal ve kurumsal özellikler dahil edilmiştir. Çalışmanın bulguları, mülkiyet yoğunluğunun ve yatırımcı korunmasının işletmelerin nakit dengelerini negatif etkilemesi konusunda güçlü istatistiksel kanıtlar sağlamaktadır. GMM analiz sonuçlarına göre, işletmelerin nakit dengelerinde dinamik etkiler önemlidir. Likit varlıklar, kaldıraç ve maddi duran varlık yatırımları nakit düzeyini negatif etkilerken, nakit akışları pozitif etkilemektedir. Şaşırtıcı biçimde yatırım fırsatları olan firmaların teoriyle ters biçimde daha fazla nakde sahip oldukları bulunmuştur. Türkiye, Yeni Zelenda, Hindistan ve Arjantin'deki işletmelerin, hedef nakit düzeylerine oldukça hızlı ulaştıkları bulunmuştur.
Sosyal güvenlik sistemlerinin finansman açıkları ve ülkelere göre karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmada Sosyal Güvenlik Sistemlerinin tanımı yapılarak, finansman açıklarının tespiti ve boyutu ülkelere göre tablo ve grafiklerle karşılaştırılmıştır.Gerekli veriler uluslar arası kaynaklardan, veri bankalarından, çeşitli raporlardan, makalelerden ve konuyla ilgili yayımlanan kitaplardan oluşturulmuştur.Genel olarak dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sosyal güvenlik sistemiyle ilgili tartışmalar son yıllarda giderek artmış, sistemin var olan biçimiyle sürdürülemez olduğu ve yeniden yapılandırılması gerektiği birçok kesim tarafından ortaya konmuştur. Bu çerçevede 1999 yılından itibaren Sosyal Güvenlik Reformu çalışmalarına başlanmış ve 2008 yılında yasalaşarak yürürlüğe girmiştir.Bu çalışmanın amacı, var olan sosyal güvenlik sistemleri hakkında özgün şeyler söylemek değildir. Amaçlanan, sosyal güvenlik sistemleri finansman açıklarının nedenleri ve boyutlarını araştırmak, ülkeler arasında mukayese yaparak dünya genelindeki durumu ortaya koymaktır.Birinci bölümde Sosyal Güvenlik Sistemlerine genel bakış çerçevesinde, Sosyal Güvenliğin tanımı, amacı, tarihsel gelişimi, uluslararası normlardaki yeri ortaya konmuş, Osmanlı İmparatorluğu ve devamında Türkiye Cumhuriyeti `ndeki gelişimine değinilmiştir.İkinci bölümde Sosyal Güvenlik Sistemi Modelleri üzerinde durulmuş, sistemin yapısı, gelişimi, bazı Avrupa ülkelerindeki uygulamaları ve Türkiye'deki reform çalışmaları ele alınmıştır.Yine bu bölümde Sosyal Güvenlik finansman açıkları problemi ele alınarak bunların nedenleri üzerinde durulmuş, bu problemin gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin -boyutları ve nedenleri değişmekle birlikte- ortak sorunu olduğu görülmüştür. Ayrıca bu bölümde ortaya atılan çözüm önerilerine değinilmiştir.Üçüncü bölümde Sosyal Güvenlik Sistemlerinin ülkelere göre karşılaştırması yapılarak dünya genelindeki genel tablo ortaya konmuştur.Sonuç olarak Sosyal Güvenlik finansman açıkları problemi sadece Türkiye'ye özgü değildir. Gelişmiş ülkelerde yaşanan sorunlarla gelişmekte olan ülkelerde yaşanan sorunlar, boyutları ve kaynakları açısından farklılıklar gösterse de sosyal güvenlik sistemlerine ilişkin çözüm önerileri ortak noktalar taşımaktadır.Gelinen noktada sosyal güvenliğin devlet politikasına dönüştürülmesi, toplumda sosyal güvenlik bilinci oluşturulması, kayıt dışı istihdamın engellenmesi ve gerekirse bunun için idari para cezalarının artırılması, denetimlerin ciddiyetle yapılması ve devletin finansman katkısının gözden geçirilmesi gerekmektedir.Anahtar Sözcükler1.Sosyal Güvenlik2.Reform3.Finansman Açıkları4.Aktif-Pasif Dengesi5.Emeklilik
Sigorta işletmeciliğinde katkı ve fayda planlamasının karşılaştırmalı olarak analizi ve örnek uygulama
İlgili tez çalışmasının temel amacı, belirli fayda planı ve belirli katkı planının karşılaştırılmasıdır. Bu kapsamda karşılaştırmaya temel olan unsur getiri oranı riskidir. Getiri oranının sabit koşullar altında ve belli bir dönem sonra farklılaşması koşullarında katkı payı, emekli maaşı, aktüeryal yükümlülük, toplu ödeme ve stopaj kesintileri üzerine etkisi incelemeye çalışılmıştır. Diğer bir ifade ile beklenen getiri oranının farklılaşmasını ifade eden getiri oranı riskinin katılımcı, emeklilik şirketi ve devlet üçlüsü üzerine etkisi incelenmiştir. Daha sonra da yeni bir emeklilik planı önerisinde bulunulmuştur.İlgili örnek uygulama, iki emeklilik planının aynı koşullarda karşılaştırılabilirliğinin sağlanması amacıyla bireysel emeklilik sistemi esas alınmış uygulama örneği sisteme ait kurallara bağlı kalınarak geliştirilmiştir. Örnek uygulama kapsamında, özel emekliliğe katılmayı gönüllü olarak isteyen 18?46 yaş arasındaki erkek bireyler alınmıştır. Bu bireylerin belirli fayda planında çalışma dönemi maaşının son üç döneminin ortalamasının %90'ını emekli maaşı olarak almak isterken, belirli katkı planında ise çalışma dönemi maaşının %10'unu katkıda bulunmak istedikleri varsayılmıştır. Bu amaçla aktüeryal dengelerin kurulmasında ?Bireysel Sabit Prim Yöntemi? uygulanırken, aktüeryal yükümlülük hesaplamalarında ise ileri doğru yöntem uygulanmıştır.Uygulama sonuçlarında ise, belirleri fayda planlarında, sabit getiri oranı koşullarında getiri oranındaki artışın katkı payı tutarını, aktüeryal yükümlülüğü, toplu ödeme tutarını ve dolayısıyla stopaj tutarlarını azalttığı, emekli maaşı tutarını etkilemediği tespit edilmiştir. Getiri oranının 10. dönemde farklılaşması durumunda ise, katkı payı tutarı ve emekli maaşı, katılımcıya yapılan toplu ödemeler ve stopaj kesintilerinin bundan etkilenmediği ancak, emeklilik şirketinin aktüeryal yükümlülüğünü etkilendiği tespit edilmiştir. Belirli katkı planında ise, sabit getiri oranı koşullarında, getiri oranındaki farklılaşmanın katkı payı ödemelerini etkilemediği ancak getiri oranındaki artışın emekli maaşlarını, aktüeryal yükümlülüğü, toplu ödemeleri ve stopaj ödemlerini artırdığı, getiri oranının 10. dönemde arttığı koşullar altında ise, katkı payı ödemelerinin ve aktüeryal yükümlülüğün bu farklılaşmadan etkilenmediği, emekli maaşının, toplu ödemelerin ve stopajın artış gösterdiği tespit edilmiştir. Önerilen yeni planda ise, sabit getiri oranı koşullarında belirli fayda planı sonuçlarını verirken 10. dönemde farklılaşan getiri oranı koşullarında katılımcının katkı payı ödemeleri getiri oranı ile ters yönlü hareket ederken, emeklilik şirketinin aktüeryal yükümlülüğü ve emeklilik maaşı etkilenmemektedir. Bu etki prim ödeme döneminde devam etmekte, prim ödeme dönemi sona erdiğinde ise belirli fayda planındaki gibi sonuçlar doğurmaktadır. Ancak getiri oranı riskinin sadece katılımcıya ya da sadece emeklilik şirketine yüklenmesi engellenmektedir. Böylece getiri oranı riski bakımından daha adil bir emeklilik planı yapısı ortaya koymaktadır.
Mevduat bankalarında 1984 ? 2008 itibariyle varlık ve kaynak yapısındaki değişmelerin analizi
Ülkemizde 1980 sonrası yaşanan serbestleşme finansal sektör üzerinde oldukça önemli değişikliklere neden olmuştur. Yaşanan serbestleşme ile birlikte kur politikasındaki değişiklikler, sermayenin yurtiçi ve yurtdışı transfer imkanının sağlanması gibi düzenlemelerle kürselleşme yolunda ilk adımlar atılmıştır. Bu gelişmelerden doğal olarak finansal sistem içerisinde şüphesiz önemli bir paya sahip olan bankacılık sektörü de etkilenmiştir.Türk Bankacılık Sektöründe serbestleşme sonrası yaşanan gelişmelerin anlatıldığı bu çalışmada, serbestleşme sonrası bankaların varlık ve kaynak yapısındaki değişmeler fon akım analizi yapılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan fon akım analizi Türk Bankacılık Sektöründe faaliyet gösteren bankaların 1984 - 2008 dönemini kapsamakta olup, bu dönem içerisinde bankacılık sektörünün fon kaynaklarında ve fon kullanımlarında yaşanan değişimleri göstermektedir. Daha sonra ekonometrik analiz yöntemleri kullanılarak, finansal serbestleşme sonrası yaşanan gelişmelerin bankaların varlık ve kaynak yapıları üzerindeki etkileri istatistiksel olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada Türk Bankacılık Sektöründe faaliyet gösteren bankaların 24 yıllık bilanço verileri ile bazı ekonomik değişkenler karşılaştırılarak eşbütünleşme analizi yapılmış ve analiz sonucunda bulunan ekonometrik sonuçlar sonuç bölümünde paylaşılmıştır.
Sermaye yapısı ve hisse senedi değeri arasındaki ilişkinin çeşitli borsalarda mukayeseli olarak incelenmesi
Sermaye yapısı teorileri firmaların sermaye yapılarının firma değeri ve sermaye maliyeti üzerinde nasıl bir etkisi olacağını incelemektedir. Ampirik çalışmalara göre genel olarak hisse getirileriyle sermaye yapısı oranları arasında pozitif bir ilişki beklenilmektedir.Çalışmada 1996 ? 2006 yıllarında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), Brezilya Borsası (Bovespa), New York Hisse Senetleri Borsası (NYSE) ve Londra Hisse Senetleri Borsasında (FTSE) işlem gören firmaların yatay-kesit verilerini kullanmak suretiyle, sermaye yapıları ile hisse senedi değerleri arasında bir ilişkinin olup olmadığı mukayeseli olarak incelenmiştir. Çalışmanın bağımlı değişkeni hisse senetlerinin aylık getirileri, bağımsız değişken ise sermaye yapısı oranlarıdır. Beta, firma büyüklüğü değişkenleri de diğer açıklayıcı değişkenler olarak kullanılmıştır. Çalışmada korelasyon analizi, portföy analizi ve panel regresyon analizi olmak üzere üç çeşit uygulama yapılmıştır.Yapılan analiz sonuçları, tüm borsalarda hisse getirileriyle borç oranı (Toplam Borçlar/Piyasa Değeri) arasında pozitif ve istatistikî olarak anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu ilişki NYSE ve FTSE'de İMKB ve Bovespa'ya göre daha güçlüdür. Analiz sonuçları Bovespa ile İMKB, NYSE ile de FTSE arasında ortak özellikler bulunduğunu göstermiştir.Anahtar Sözcükler: Sermaye yapısı, Hisse getirisi, Firma değeri
Bankaların tasfiyesinde ekonomik katma değerin hesaplanması ve Türk bankacılık sektöründe uygulanması
?Bankaların Tasfiyesinde Ekonomik Katma Değerin Hesaplanması ve Türk Bankacılık Sektöründe Uygulanması? adlı çalışmada, ilk önce, ekonomik katma değer (economic value added: EVA) yaklaşımının temel kavramlarına yer verilerek, bankalarda EVA'nın hesaplanması konusuna açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Daha sonra, Türk bankacılık sektördeki gelişmelerden bahsedilerek, tasfiye olan bankalar incelenmiş ve Türk bankacılık sektöründe tasfiye olan bankaların ekonomik katma değer yaratma potansiyelleri analiz edilmiştir.Türk bankacılık sektöründe tasfiye olan halka açık dört bankanın EVA tutarları 1998 yılından itibaren hesaplanmıştır. Tasfiye olan bankalardan, üçü ekonomik katma değer yaratamamışken, bir bankanın ekonomik katma değer yaratma potansiyeli olduğu tespit edilmiştir. Ancak, ekonomik katma değer yaratmasına rağmen, bu bankanın da tasfiye edildiği görülmüştür.Bankalarda, tasfiye kararı gibi stratejik kararların verilmesinde, banka performansı belirlenirken, değer odaklı performans ölçütlerinin en önemlilerinden biri olan EVA yaklaşımının da göz önünde bulundurulmasının yararlı olabileceği sonucuna varılmıştır.
Altın piyasaları ve Türkiye ekonomisindeki yeri
Bu çalışmada insanlık tarihinde çok önemli bir yere sahip olan altının tarihçesi, temel özellikleri, bu önemliliğin temel nedeni olan ekonomideki yeri, devletler için altının önemi ve günümüzde organize hale gelmiş olan altın piyasaları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde altının neden değerli bir maden olduğu ve ona bu değeri atfeden özellikler ile birlikte altının tarihçesi incelenmiştir. İkinci bölümde ise, altının ekonomik analizi yapılarak, dünyada altının arz ve talebi, altın arz ve talebinin ekonomiye etkileri incelenmiştir. Bu bölüm daha çok dünyada ve Türkiye'de mevcut durumu tespit etmeye yöneliktir.Üçüncü bölümde ise, dünyada altın piyasalarının oluşumu ve etkileri incelenmiş ve dünyadaki başlıca altın piyasalarına genel olarak bakılmıştır.Dördüncü ve son bölümde ise, Türkiye'de altın ve altına dayalı piyasaların gelişimleri anlatılmış, Türkiye'deki altın arz ve talebi ve kaynakları incelenmiştir. Ayrıca Türkiye'de altın piyasaları, altına dayalı yatırım araçları, İstanbul Altın Borsası ve İstanbul Altın Rafinerisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise, ülkemizde altın sektörünün ve altın piyasalarının sorunlarına kısaca değinilerek, geleceğe yönelik önerilerimiz ana hatlarıyla belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Altın Piyasaları, Altın Borsası, Altın Talebi ve Arzı, Altına Dayalı Yatırım Araçları, Altın Rafinerisi
Dünya'da ve Türkiye'de özelleştirme uygulamaları: Türkiye'deki özelleştime başarısının ölçülmesi
Özellestirme Kavramı son otuz yıldır literatürde kullanılan bir kavram olarakkarsımıza çıkmaktadır. Özellestirme ekonomik kalkınma için amaç olarak bir piyasaaracı olarak kullanılmaya basladıgından beri devam etmektedir.Çalısmamızda, Dünya'daki özellestirme uygulamaları ısıgında ortaya konulanamaçlar dogrultusunda, ülkemizdeki basarısının ölçülmesine çalısılmıstır.Özellestirme sürecinde; düsük degerlenmis isletmeler, çalısan sayısındaki düsüslerve özellestirme sonrası ilgili sektörlerdeki fiyatların göreceli artısı ülkemizdekiözellestirme uygulamalarına ön yargıyı artırmaktadır. Bununla birlikte; özellestirmesonrası kapasite kullanım oranlarının, verimliligin ve vergi ödeme güçlerindeki artıs,özellestirmeyi bir amaç haline getirmektedir. Son yıllarda ekonomik sistemdeki cariaçık özellestirme gelirleri ile kapatılmaya çalısılmaktadır. Bu durum, hükümetlerinözellestirme ile borçlarını kapatma istegini artırmıstır.Bu veriler ısıgında, yürütülen çalısmada ilginç sonuçlar elde edilmistir.Çalısmanın uygulama kısmında ülkemizdeki özellestirme uygulamalarının nebahsedildigi gibi hezimet nede çok basarılı oldugu sonucuna varılmıstır.Anahtar Kelimeler: Özellestirme, Dünya'da Özellestirme, Kamu sletmeleri,Mali Rasyolar
Döviz kuru politikası ve Türkiye'de yaşanan Şubat/2001 ekonomik krizindeki rolü
ÖZET Türk ekonomisinde, yaklaşık son 20-25 yıldır görülen yüksek enflasyon, kamu açıkları, iç ve dış borç miktarlarındaki artışlara paralel olarak, çeşitli dönemlerde ciddi ekonomik krizler yaşanmıştır. Bu krizlerden çıkmak üzere de çeşitli istikrar tedbirleri ve yapısal değişim programları uygulama alanına konulmuştur. 1999 yılında, Türk Ekonomisinde hüküm süren yüksek enflasyonla mücadele edilmesi, mali hesapların ve finans piyasalarının güçlendirilmesi, büyümenin istikrarlı bir temele oturtulması ve Avrupa Birliğine yaklaşmayı da kolaylaştırmak üzere IMF ile stand-by anlaşması yapılmıştır. Bu anlaşmada 2000-2002 döneminde uygulanacak makro ekonomik politikalar çerçevesi çizilmiştir. Bu program, döviz bazlı bir istikrar programı olup, üç yıllık bir sürede enflasyonu düşürmeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede 2000 yılında enflasyonun %20-25'e düşürülmesi planlanmış, 2000 yılının başından itibaren gerçekçi döviz kuru bırakılarak ucuz döviz kuru politikasına geçilmiş ve döviz kurunun ne olacağı yıl sonuna kadar Merkez Bankası tarafından günlük olarak ilan edilmiştir. İlan edilen döviz kurlarına göre yıl sonuna kadar TL'nin %20 değer kaybedeceği bildirilmiş olmaktadır. Ancak herşey planlandığı gibi gelişmemiştir. Enflasyon beklenen oranların çok üstünde gerçekleşmiş, TL Dolara karşı %20 civarında aşırı değerlenmiş, bankaların açık pozisyonları artmış ve bu pozisyonlarını kapatmak için dövize yönelmişler, dış ticaret açığı artmış ve ülke, kriz ortamına girmiştir. Bu tezde döviz kuru politikaları hakkında genel bir bilgi verilmiş ve Türkiye'de yaşanan Şubat/2001 krizinden önce uygulanan döviz kuru politikası üzerinde durularak, döviz kuru politikasının seçimi ve uygulama hataları üzerinde durulmuştur.
İhracatın finansmanında Eximbankların rolünün karşılaştırmalı olarak incelenmesi
ÖZET Eximbanklar, ihracatın finansmanına destek vermek amacıyla kurulan uzmanlaşmış kuruluşlardır. Bu kuruluşlar ihracata kredi, sigorta ve garanti yoluyla destek olmaktadırlar. Kredi, sigorta ve garanti programları hem ihracatçıya hem de ithalatçıya uygulanabilmektedir. Eximbanklar diğer kuruluşların reddettiği politik ve ticari riskleri de üstlenebilmektedirler. Genellikle ihracat kredi garanti ve sigorta acenteleriyle ortaklık içinde çalışırlar. Bazıları sadece kredi sağlamakta, bazıları sadece sigorta ve garanti hizmeti sunmakta bazıları ise her ikisini de vermektedir. Çalışmada Fransa'nın ihracat kredi kuruluşu olan COFACE, İtalya'nın ihracat kuruluşu olan SACE, İngiltere'nin ihracat kredi kuruluşu olan ECGD, Kanada'nın ihracat kredi kuruluşu olan EDC, Japonya'nın ihracat kredi kuruluşu olan NEXI, Amerika'nın ihracat kredi bankası olan US EXIMBANK, Almanya'nın ihracat kredi kuruluşu olan HERMES, Endonezya'nın ihracat kredi kuruluşu olan ASEI, Rusya'nın ihracat kredi kuruluşu olan ROSEXIM ve Türkiye'nin İhracat Bankası TÜRK EXIMBANK incelenmiştir. Her bir ihracat kredi kuruluşunun 1995-2002 yılları arasında ihracatın ne kadarını finanse ettiği incelenmiş ve NEXI, COFACE ve EDC'nin ihracatın finansmanına diğer ihracat kredi kuruluşlarından daha fazla katkı sağladıkları belirlenmiştir. Çıkan sonuçlara genel olarak bakıldığında beklendiği şekilde ihracatla ihracat kredi sigortası/garantisi arasında pozitif yönlü kuvvetli ve orta kuvvetli bir ilişkiye sahip olan ihracat kredi kuruluşları NEXI, COFACE ve EDC çıkmıştı. Eximbanklar sağladıkları uygun faizli kredi, sigorta ve garanti programlarıyla ihracatın gelişimine önemli katkılar sağlamaktadırlar. Ancak 257kaynak yetersizliği, sınırlandırmalar, Eximbanklann vereceği kredi, sigorta miktarlarının ülke politikası doğrultusunda belirlenmesi bu kurumların ihracat üzerindeki etkilerinin değişik düzeylerde gerçekleşmesine yol açmaktadır. Çalışmanın son bölümünde Türkiye İhracat İthalat Bankası detaylı olarak incelenmiştir. Türk Eximbank'in ihracat kredi ve sigortalarının ihracatı ne ölçüde etkilediği regresyon modeliyle ortaya konmuştur. Bu amaçla denkleme Türkiye'nin ihracatı, Türk Eximbank'in kısa vadeli ihracat kredileri ve sigortaları, döviz kuru, gayri safi milli hasıla, dünya ticareti, tüketici fiyat endeksi ve yatırım ve hammadde ithalatı değişkenleri dahil edilmiştir. Bu değişkenlerin ihracat üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla Hendry tarafından geliştirilen genelden özele metodu kullanılmıştır. Modelde yer alan değişkenlere Dickey-Fuller tarafından geliştirilen durağanlık testi uygulanmış, durağan olmayan serilerin birinci derece logaritmik farkları alınarak seriler durağan hale getirilmiştir. Daha sonra tüm değişkenlerin gecikmeli değerleri ve kendisi modele dahil edilerek regresyon denklemleri kurularak dört tane model oluşturulmuştur. Dört modelin tamamında ihracatla istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahip olan dört değişken çıkmıştır. Bu değişkenler GSMH'nın üç dönem önceki değişim oranı, Eximbank tarafından verilen kredi miktarının aynı dönem ve geçmiş dönemler için olan değişim oranı, yatırım ve aramal ithalatındaki değişim oranının cari ve geçmiş dönem değerleri ve ihracatın kendi geçmişidir. Bu modellerde gayrisafi milli hasıladaki değişim oranının ihracat ile pozitif bir ilişki içinde olduğu, İhracatla yatırım ve aramal ithali arasında da cari dönem için pozitif, geçmiş dönemler için negatif ilişki olduğu, ihracatın kendi geçmişiyle negatif bir ilişki içerisinde olduğu sonucu çıkmıştır. Ayrıca modellerde cari dönem kredi miktarı ile ihracat miktarı arasında negatif bir ilişki, geçmiş dönem kredi miktarları ve cari dönem ihracat miktarı arasında ise pozitif bir ilişki 258çıkmıştır. Sonuç olarak, Türk Eximbank tarafından geçmiş dönemlerde verilen ihracat kredilerinin ihracatı pozitif yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. 259
Enflasyonun bankaların karlılığı üzerindeki etkilerinin incelenmesi
ÖZET Bankalar fon arz edenler ile fon talep edenler arasında köprü görevi yapmak amacıyla kurulmuş finansal kuruluşlar dır. Para ve sermaye piyasalarının vazgeçilmez kurumları olan bankalar ülkemizde son yirmi yıllık dönemde yaşanan ekonomik gelişmelerden ve özellikle "enf lasyon"dan etki lenmişlerdir. Bu çalışmada, enflasyonun bankaların üzerindeki etki lerini görebilmek amacıyla başlıca bilanço ve gelir kalemlerinin yıllar itibariyle gösterdiği oransal değişim ler incelenmiş ve daha sonra mevcut veriler enflasyondan arındırılarak reel gelişmeler bulunmuştur. Hesaplamalarda Türkiye Bankalar Birligi'nin yıllık olarak yayınlanan Bankalarımız serisindeki istatistiki ver-i-lerden f aydalanı lmıştır. Hazırlanan tablalardan elde edilen sonuçlar karşılaş tırılarak değerlendirilmiştir.
Türkiye'de yayılış gösteren Scabiosa columbaria L. taksonlarının morfolojik, anatomik ve palinolojik özelliklerinin araştırılması
Bu tez çalışmasının amacı Türkiye'de doğal olarak yayılış gösteren Scabiosa L. cinsine ait S. columbaria taksonlarının morfolojik, anatomik ve palinolojik özelliklerini inceleyerek bu özelliklerin taksonomideki önemini belirlemektir. S. columbaria taksonları 3 alttür ve 4 varyeteden oluşmaktadır. Çalışmanın ana materyali olan S. columbaria taksonları 2018-2019 yılları arasında yapmış olduğumuz arazi çalışmaları sırasında toplanmıştır. Anatomik çalışmalar için arazide %70'lik alkol içerisine alınan taksonlara ait kök, gövde ve yapraklardan parafin metodu ile mikrotom yardımıyla enine kesitler alınıp boyanarak daimî preparat haline getirilerek incelenmiştir. Taksonların polen özellikleri Woodhouse yöntemi ile polen preparatları hazırlanarak ışık ve elektron mikroskobu ile belirlenmiştir. Taksonların stoma özellikleri saydamlaştırma yöntemi ile belirlenmiştir. S. columbaria taksonlarının kök enine kesitleri incelendiğinde en dış kısımda peridermis tabakası devamında 8-20 sıralı korteks tabakası, 15-40 sıralı floem tabakası ve merkez kısmı trakeal elemanlardan oluşan bir kök yapısına sahip olduğu görülmüştür. Kök kesitlerinde endodermis tabakası net olarak ayırt edilememiştir. S. columbaria subsp. columbaria var. columbaria ve S. columbaria subsp. columbaria var. intermedia kök kesitlerinde druz kristallerine rastlanmıştır. Gövde kesitlerinde en dış kısımda çift sıralı epidermis tabakası iç kısma doğru 2-5 sıralı korteks tabakası, iletim demetleri ve parankimatik hücrelerle dolu bir öz bölgesinin olduğu görülmüştür. Yaprak kesitleri incelendiğinde alt ve üst yüzeyde tek sıralı bir epidermis tabakası, orta kısımda belirli aralıklarla sıralanmış iletim demetleri ve parankimatik hücrelerden meydana gelmiş bir mezofil tabakası görülmektedir. Alınan kesitlerde yaprak yapısının monofasiyal olduğu belirlenmiştir. S. columbaria subsp. columbaria var. columbaria, S. columbaria subsp. ochroleuca var. webbiana ve S. columbaria subsp. paphlagonica'nın yapraklarının mezofil tabakasında druz kristallerine rastlanmıştır. S. columbaria taksonlarının stoma tipi anizositik olarak bulunmuştur. Taksonlar arasında en büyük stomalara sahip olan S. columbaria subsp. paphlagonica'dır. Taksonların polenleri radyal simetrili, isoporal ve trikolpattır. Polen şekilleri türler için S. columbaria subsp. columbaria var. columbaria prolat, S. columbaria subsp. columbaria var. intermedia subprolat, S. columbaria subsp. ochroleuca var. ochroleuca subprolat, S. columbaria subsp. ochroleuca var. webbiana prolat ve S. columbaria subsp. paphlagonica prolat olarak bulunmuştur. Taksonların tümünde polen yüzey ornemantasyonu ekinat olarak tespit edilmiştir. Yapmış olduğumuz çalışmada S. columbaria taksonları ile ilgili elde ettiğimiz veriler Türkiye Florası'nda yer alan verilerle paralellik göstermektedir. Türkiye Florası'nda yer almayan bazı karakterlerin (pedinkul boyu, korona, taban, gövde ve üst yaprak uzunlukları) metrik ölçümleri çalışmamızda verilmiştir. Anatomik ve palinolojik çalışmalar sonucunda taksonların benzer anatomi ve polen yapılarına sahip olduğu bulunmuştur. Bu yüzden anatomi ve polen karakterlerinin türlerin ayırt edilmesine katkı sağlayamayacağı öngörülmüştür.
Türkiye'de yayılış gösteren Scabıosa L. sensu lato (Caprıfolıaceae) cinsinin taksonomik revizyonu
Bu çalışmada Türkiye Florası'nda 38 takson (2'si şüpheli kayıt ve 2'si Ege adalarından bilinen) ile temsil edilen Scabiosa L. cinsinin taksonomik açıdan revize edilmesi amaçlanmıştır. Cins üzerindeki bu revizyon çalışması morfolojik ve nümerik çalışmalar olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın materyali olan Scabiosa taksonları 2015-2021 yılları arasında yapılan arazi çalışmaları ile Türkiye genelinden toplanmıştır. Morfolojik çalışmalar arazi çalışmaları sırasında toplanan ve incelenen ulusal ve uluslararası herbaryum örnekleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Nümerik analizler 44 metrik olmayan ve 48 metrik karakter olmak üzere toplam 92 karakter üzerinden yapılmıştır. UPGMA kullanılarak bir dendrogram elde edilmiştir. Metrik olmayan karakterlere, Metrik Olmayan Çok Boyutlu Ölçekleme analizi (Non-metric Multidimensional Scaling, NMDS) ve metrik karakterlere Temel Bileşenler Analizi (Principal Component Analysis, PCA), Past v4.06b programı kullanılarak uygulamış ve türler arasındaki fenetik ilişkiler ortaya konmuştur. Morfolojik açıdan Türkiye Scabiosa cinsinin 3 cins (Scabiosa L., Sixalix Raf. ve Lomelosia Raf.) altında toplanabileceği görülmüştür. Nümerik çalışmalar sonucunda taksonları ayırmada metrik olmayan verilerin metrik verilere göre daha kullanışlı olduğu belirlenmiştir. Ek olarak Scabiosa ve Lomelosia cinslerini net olarak ayırmış, ancak Sixalix cinsi içerisinde yer alan taksonu Scabiosa cinsi içerisinde değerlendirmiştir. Bu tez çalışması sonucunda Scabiosa cinsine bir yeni takson kaydı yapılmış, Scabiosa lucida ve L. brachiata taksonları için lektotip belirlenmiş, L. pseudograminifolia'nın statüsü değiştirilmiştir. Ayrıca 7 takson sinonim yapılmıştır. Böylece Türkiye'de yayılış gösteren Scabiosa cinsine ait takson sayısı 1'i endemik olmak üzere 11 takson, Sixalix cinsine ait takson sayısı 1 ve Lomelosia cinsine ait takson sayısı 7'si endemik olmak üzere 22 takson olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın yazılmakta olan Resimli Türkiye Florası'na katkı sağlayacağı ve ileride yapılacak çalışmalara ışık tutacağı beklenmektedir.
Endemik Campanula aktascii Aytaç & h. duman ve Campanula yaltirikii h. Duman'nin biyo-ekolojisi ve koruma biyolojisi
Son yıllarda küresel iklim değişikliği, bilinçsiz alan kullanımı, bilinçsiz tarım uygulamaları ve otlatma baskısı biyoçeşitlilik kaybına sebep olmaktadır. Bu nedenle biyoçeşitliliğin belirlenmesi ve kayıpların gözlenerek önlem alınması büyük önem taşımaktadır. Türkiye florasında toplam 139 takson ile temsil edilmekte olan Campanula L. cinsi %50'den fazla endemizm oranı ile en yüksek endemik takson içeren cinsler arasındadır. Bu çalışmada, CR tehlike kategorisindeki Campanula aktascii Aytaç & H. Duman ve Campanula yaltirikii H. Duman türlerinin anatomik, morfolojik, palinolojik ve üreme biyolojisi özelliklerinin ekolojik-biyolojik faktörlerle olan ilişkileri araştırılmıştır. Bunların yanı sıra, türlerin ekolojik niş modellemeleri yapılarak potansiyel yayılış alanları haritalanmış ve küresel iklim değişikliğinden tür yayılışlarının nasıl etkileneceği belirlenmiştir. Ayrıca bu türlere ait doğal populasyonlar için olası tehditler tespit edilmiş, tehditlerin bertarafına yönelik önerilerde bulunulmuş ve IUCN kategorileri güncellenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre dar yayılışlı olan iki türünde populasyon yoğunlukları azalan bir eğilim göstermektedir. C. aktascii türü toplamda 60,70 km2'lik bir alanı kapsayan yayılışa sahipken, C. yaltirikii ise 0,80 km2'lik alanda göstermektedir. C. aktascii'nin IUCN kategorisi CR - B1ab(ii, iii, v) c(iv); C. yaltirikii'nin tehlike kateorisi CR - B1ab(v)+2ab(iii, v) olarak belirlenmiştir. Her iki türde de protandri görülmektedir, çiçeği ilk evresinde erkek sonraki evrede dişidir. Otogami görülmez, tozlaşmak için bir polinatöre ihtiyaç duyarlar. Polen canlılığı C. aktascii'nin erkek çiçek evresinde % 94,17, dişi çiçek evresinde % 85,59, C. yaltirikii'nin erkek çiçek evresinde % 61,50, dişi çiçek evresinde % 76,78 olarak hesaplanmıştır. Her iki türünde stigmaları çiçeğin iki evresinde de canlıdır. C. yaltirikii tohumlarında çimlenme engeli bulunmaktadır, C. aktascii'de böyle bir sorun görülmemiştir. Türleri tehdit eden faktörler aşırı otlatma, alan kullanımı gibi antropojenik etkilerdir. İklim değişikliği sonucunda türlerin habitatlarının bir kısmında değişim olacağı öngörülmüştür. Eğer türler bulundukları alanlarda iyi bir şekilde korunmaz ve gelecekte kendileri için uygun olan habitatlara göç etmeyi başaramazlarsa yok oluş kaçınılmaz olacaktır. Çalışmamızdan elde edilen veriler ışığında türlerin korunması adına önerilerde bulunulmuştur.
Bankacılık sektöründe bilanço dışı risklerin analizi ve ölçülmesi
İşletmenin fonksiyonlarından muhasebe ve finansman işletmenin başarısının sağlanmasında kilit rol üstlenmektedir. Bu fonksiyonların sağlıklı şekilde işlememesi halinde işletmenin yaşamı son bulabilmektedir. Finansman sayesinde işletme ihtiyacı olan fonları sağlarken, muhasebe sayesinde ise işletme ile ilgili mali bilgiler toplanır, analiz edilir, ölçülür, kayıt altına alınır ve herkesin yararlanabileceği bir formata getirilir. Finans ve muhasebe bilimlerinin birbirlerini etkilediği birçok ortak alan mevcuttur. Bunlardan biri de bilanço dışı işlemler alanıdır. Bilanço dışı işlemlerin kullanımı özellikle bankacılık sektöründe karşımıza çıkmakta ve firmanın gerçek kaldıraç durumunun gizlenmesi başta olmak üzere çeşitli amaçlarla geçekleştirilmektedir. Bununla birlikte bilanço dışı işlemlerin en önemli sonucu bilanço dışı riskleri meydana getirmesidir. Bankacılık alanında bilanço dışı işlemler ve risklerine ilişkin genel düzenlemeler hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda yer almaktadır. Uluslararası mevzuat olarak temel nokta Basel Kriterleri olup; bilanço dışı işlemlere ilişkin düzenlemeler özellikle ABD Mortgage Krizi'nden sonra en yoğun çalışılan alan olmuştur. Buna paralel olarak Türkiye'de bankacılık sektörünü düzenleyen mevzuatlarda konuyla ilgili olarak gerekli güncellemeler sürekli olarak revize edilmektedir. Bankacılık sektöründe bilanço dışı riskler hem Türkiye'de hem de diğer ülkelerin bankaları üzerinde olumsuz sonuçlar meydana getirmektedir. Türkiye'de 2000 – 2001 Krizi'ne yol açan batan bankalar örneklerinde hakim ortak istismarlarının yoğun şekilde bilanço dışı işlemler üzerinden gerçekleştirilmiştir. Öte yandan 2007 – 2009 Küresel Finansal Kriz'inde dünya örneklerinden yola çıkıldığında ise küresel bankaların yüksek kar elde etmek amacıyla bilanço dışı işlemlere aşırı eğildikleri ve yüksek tutarlarda bilanço dışı risklere maruz kaldıkları anlaşılmaktadır. Buradan hareketle bankacılık sektöründe bilanço dışı risk üzerinde hangi faktörlerin etkili olduğunu anlaşılması önem taşımaktadır. Türkiye'de bu alanda ilk yapılan çalışmalardan biri olan tez bankacılık sektöründe bilanço dışı riski etkileyen faktörlerin tespitini amaçlamıştır. Literatüre bağlı kalınarak mikro ve makro değişkenlerden seçilen çeşitli parametreler Genelden Özele Hendry Ekonometrik Yöntem ile analiz edilmiş ve hangi değişkenlerin ne yönde bilanço dışı risk üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Bulunan sonuçların genel olarak literatürle uyumlu olduğu anlaşılmaktadır.