Theses supervised by Prof. Dr. Alper Ünlü
14 theses · İstanbul Technical University, Özyeğin University
Zamansallık ve mekansallık bağlamında heterotopyaların sentaktik ve semantik irdelenmesi
Tez çalışması, günümüz kentlerindeki mekansal heterotopyaların zamansallık ve mekansallık bağlamında nasıl anlamlarla yüklü olduklarını, nasıl biçimlendiklerini morfolojik, sentaktik ve semantik düzeyde irdelemeyi hedeflemektedir. Tezde Foucault'nun karşı mekan anlamına gelen ve birçok anlamsal kargaşayı içinde barındıran heterotopya kavramı altı özelliğine göre irdelenmektedir. Çok kültürlü ve tarihi mahalleler bağlamında heterotopik mekanların oluşumunu ve değişimini inceleyip, nicel ve nitel açıdan değerlendirilmelerini sağlayacak bir model oluşturulmaktadır. Alan çalışması mahalle ölçeğinde, heterotopik bir mekan olarak İstanbul'un Samatya semtini, modelde öne sürülen heterotopik özellikler üzerinden yorumlamayı, morfolojik, sentaktik ve semantik açıdan artzamanlı yaklaşım ile irdelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın amacı, zamansallık ve mekansallık çerçevesindeki bu kuramsal ve deneysel irdelemeler sonucunda, heterotopya kavramının güncel bir tanımını yapmaktır. Heterotopya kelimesi "diğer yer", "öteki yer" ya da "farklı yer" olarak Türkçe'ye çevrilmektedir. Heterotopyalar, normal düzen sistematiğini reddeden ve kendi düzen sistematiğini yeniden oluşturan bir oluşum olarak tanımlanabilmektedir. Mekansal olarak heterotopyalar, Foucault'nun "Başka Mekanlara Dair" adlı yazısında anlatılmıştır (Foucault, 1984, 1986, 2011). Tez çalışmasının kavramsal altyapısını oluşturmak için Foucault'nun heterotopyalar ile ilgili açıklamaları, diğer kuramlar ve kavramsal çalışmalara dayandırılarak hermenötik irdeleme ile ortaya konmuştur. Bu bölüm, kentsel mekana yansıyan özelliklerinin değerlendirilmesini ve bu özelliklere göre kavramın tekrar tanımlanmasını amaçlamaktadır. Çok kültürlü ve tarihi mahalleler kapsamında, heterotopik özellikler barındıran kentsel mekanları sentaktik ve semantik olarak irdelemek için, metodoloji bölümünde bir model ortaya konmaktadır. İlk aşamada, İstanbul Tarihi Yarımada'da heterotopik özellikler gösteren beş mahalle kentsel ölçekte sentaktik olarak irdelenmiştir. Bütünleşme ve topolojik seçim analizleri üzerinden beş farklı heterotopik mahallenin İstanbul tarihi boyunca değişimi gözlemlenip yorumlanmaktadır. Mahalle ölçeğinde ise, öncelikle morfolojik-sentaktik irdeleme yapılmaktadır. Bu, alan çalışmasının yapılacağı heterotopik bölgenin makro ölçekte kentle ilişkisinin dönüşümünü sorgulamaktadır. Heterotopik mekanları sentaktik irdelemek için üçlü bir irdeleme modeli izlenmektedir. İlk aşamada, heterotopyaların zamana bağlı oluşunu simgeleyen heterokronilerin, Türkçe'de artzamanlı nirengi noktalarının, irdelenmesi hedeflenmektedir. Artzamanlı nirengi noktaları, yani mahallede uzun zamandır varolan önemli yapılar mahallenin fiziksel ve sosyolojik değişimi nedeniyle fiziksel, sentaktik ve anlamsal değişimlere uğramaktadırlar. Kolektif hafızanın mahalini (locus) taşıyan bu yapıların sentaktik değerlendirmesi mekanın artzamanlı değişiminin gözlemlenmesi açısından önem taşımaktadır. İkinci aşamada, heterotopyaların kendi içlerinde tutarlı olmayan pekçok mekanı yan yana getirebilme özelliğini ele alarak, mahalle düzeyinde çok kültürlülüğün mekanlara yansıması ve çeşitli kültürleri temsil eden grupların mekan kullanımı, mahalle ve sokak ölçeğinde kültürel çeşitlilik ve etkileşimi irdelenmektedir. Üçüncü aşamada ise, illüzyon heterotopyaları irdelenecektir. Bu tip heterotopyalar, mahallenin gerçekliğinin dışında, bir anlam veya işlev kaydırılması ile bilinçli olarak ve genellikle başka bir yerden ödünç alınan bir gerçekliğin belli bir yere uyarlanması ile oluşmaktadır. Uzun vadede mahalleyi kendi gerçeğinden uzaklaştırmaktadır. Üçlü metodolojik kurgu semantik irdeleme ile desteklenmektedir. Semantik irdeleme, mahallede ortaya çıkan güncel durumları ve farklı kültürel grupların güncel yaşantısallığını; sosyolojik, sosyo-ekonomik ve sosyo-demografik açılardan tartışmaktadır. Samatya alan çalışmasından çıkan sonuçlara göre artzamanlı nirengi noktaları, kentsel mekanda algının zaman dilimlerine bağlı olarak değişmesi sonucu anlamlarını sürdüren veya kaybeden kültürel referans noktaları olarak tanımlanabilir. Mekan dizimi analizlerinde bütünleşme ve eşgörüş alanı değerleri azalan artzamanlı nirengi noktalarında semantik düzeyde de anlam kaybı oluşmaktadır. Anlam kaybı genel olarak bir artzamanlı nirengi noktasının operasyonel niteliğini kaybetmesi sonucunda oluşmaktadır. Aktif olarak kullanılmadığından ancak bir iz niteliğini taşımaktadır. Mekan dizimi analizlerinde bütünleşme ve eşgörüş alanı değerleri artan artzamanlı nirengi noktalarında ya anlam korunmakta ya da bu noktalara sahte anlamsal değerler yüklenmektedir. Bu gibi sahte anlamların yüklenmesi genellikle, soylulaştırma veya kentsel dönüşüm gibi süreçlerin sonucunda olmaktadır. Almaşık mekanlar, toplumun mekan kullanımının zaman dilimlerine bağlı olarak değişmesine ve dönüşmesine dayanır. Uzun yıllardan bu yana, kültürel ve sosyo-demografik süreklilik gösteren kentsel mekanların sentaktik okunabilirliğinin arttığı tesbit edilmiştir. Çok kültürlü almaşık mekanlarda, uyumsuz olarak belirlenen farklı kültürel gruplar mekansal olarak da gruplaşmayı seçmektedir. Bu gruplaşmaların bir sonucu olarak "mahalle içinde mahalle"ler oluşmaktadır. Bir kültürel grubun bir bölgeden çekilmesi ve pekçok farklı nitelikteki grup ve topluluklarla yeniden bölgenin mesken tutulması durumunda, yeni gruplar global bütünleşme değeri çok yüksek veya yüksek olan akslar üzerine yerleşmeyi, bu şekilde anonim kalmayı tercih etmektedirler. Bu şekilde kentlerde "onlar alanı" (Heidegger, 1996) oluşmaktadır. Bu alanlarda ana akımın belirlediği kurallar çerçevesinde, kültürel gruplara özgü değerler görmezden gelinerek veya kamusalda eritilerek yaşanmaktadır. İllüzyon mekanları ise, mekanın toplumsal meselelere göre değişmesi veya toplumun mekanların değişimine göre dönüşmesi ya da uyum sağlaması sonucu ortaya çıkmaktadır. Mekanın toplumsal meselelere göre değişmesi daha çok illüzyon heterotopyalarını, toplumun mekana göre değişmesi veya uyum sağlaması, soylulaştırma ya da kentsel dönüşüm gibi durumları simgeler. Mahallenin yapısına aykırı yaşam tarzları illüzyonlar yoluyla mahalle yaşamının bir parçası haline getirilebilmektedir. Yaşam tarzının ve kullanımın değişimi, morfolojik ve sentaktik değişimi ile bağlantılıdır. Daha önce başka mahalleye uygulanan değişim örnek alınarak illüzyonlar oluşturulmaktadır. Kentsel mekanlar, kendi gerçeklerinden koparılmaktadır. Bu değişim ve tektipleşmede, ayrıca bu mekanlara olan ilginin artırılmasında medya ve popüler kültür rol oynamaktadır.
Mekansal belleğin ortaöğretim binaları bağlamında irdelenmesi
İnsan ve çevresi arasındaki ilişki mimarlık, coğrafya, psikoloji, sosyoloji gibi disiplinlerin yanı sıra bu disiplinlerin kesiştiği çevresel psikoloji, ekolojik psikoloji, kent sosyolojisi gibi ara disiplinlerde de öne çıkan bir çalışma konusudur. Bu çalışmalar kapsamında çevre kimi disiplinlerde yer, kimi disiplinlerde ise mekan olarak adlandırılmaktadır. Fenomenolojik yaklaşımda mekan yer kavramının başlangıç noktasıdır ve her tür mekanın insan tarafından deneyimlenmeye başladığı andan itibaren yer olma sürecine girdiği kabul edilmekte, diğer bir deyişle mekanlar insanın algılama düzeyinden belleğe aktarıldığı andan itibaren yer olarak adlandırılmaktadır. Bir mekanın belleğe aktarılması ise temelde bireyin deneyimlediği mekana çeşitli anlamlar atfetmesi ile gerçekleşmektedir. İnsan ve yer ilişkileri çerçevesinde yer ve mekan kavramları üç temel yaklaşım kapsamında irdelenmektedir: psikometri, fenomenoloji ve sosyal yapısalcılık. Bu teorik alanlar çerçevesinde birbirleri ile tutarlı, benzer ya da paralel önermeler sunulduğu görülmektedir. Bu kapsamda çevresel psikoloji teorileri yer kavramını, iç içe geçmiş bireysel ve sosyal yaşam alanları çerçevesinde, duyuşsal, bilişsel, sosyal ve davranışsal boyutları üzerinden ele almaktadır. Algı ve bilişim teorilerinde ise mekansal bilgilerin nasıl algılandığı, kodlandığı, depolandığı, anımsandığı ve beynin hangi bölümlerinin bu süreçlerde görev aldığı araştırılmaktadır. Bireysel gelişim dönemleri, kısa süreli bellek, uzun süreli bellek, epizodik bellek, otobiyografik bellek ve mekansal bellek bu çalışmaların dahil olduğu temel araştırma alanlarıdır. Diğer yandan fenomenoloji teorilerinde yerin insan ile bütünleşik, karşılıklı olarak bağımlı ve yansıtmalı bir ilişkisi olduğu kabul edilmekte ve yer kavramı yerleşme, empatik içsellik, varoluşsal içsellik, immersiyon gibi kavramlar aracılığıyla değerlendirilmektedir. Son olarak bu çalışmanın da dahil olduğu mimarlık teorilerinde yer mimari ölçekte ele alınmakta ve bir mimarlık ürününün mimar ve/veya katılımcılar tarafından nasıl anlamlandırıldığı yapısalcı, sembolik, sentaktik ve bütüncül yaklaşımlar kapsamında irdelenmektedir. Bu tez çalışmasının başlangıç noktası yer ve mekan kavramlarıdır. Teorik zemin çerçevesinde insan ve mekan arasındaki ilişkinin bütüncül olarak değerlendirilebilmesi için çevresel psikoloji, mimarlık ve bilişsel psikoloji teorileri mekansal bellek kavramı etrafında bir araya getirilmiştir. Alan çalışması bağlamında en basit haliyle "Ben bu yeri neden anımsıyorum/anımsamıyorum?" sorusunun olası cevaplarının araştırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda mimari mekan ölçeği ile mimari mekanı deneyimleyen katılımcının belleğine odaklanılmış ve insan-yer ilişkilerinin farklı boyutlarını, mekansal faktörleri ve insan faktörlerini bir arada ele alan çok yönlü bir metodoloji kurgulanmıştır. Sonuç olarak bu alan çalışmasında bir eğitim binasında eğitim görmüş ve mezun olmuş bireylerin o binaya dair mekansal belleğinin insan-yer ilişkilerinin sosyal ve duyuşsal boyutlarına; mekanın işlevsel, imgesel, sentaktik niteliklerine; bireylerin ise yaş, cinsiyet ve eğitim görme biçimi özelliklerine bağlı olarak gösterdiği değişimler araştırılmıştır. Alan çalışması İstanbul (Erkek) Lisesi'nin 1933 yılından itibaren hizmet verdiği Düyun-u Umumiye binasında gerçekleştirilmiş ve çalışmaya orta öğrenimini bu binada görmüş olan 25 kadın ve 52 erkek katılmıştır. Çalışmanın mekansal verileri mekansal analizler ile, çalışmanın mekansal bellek verileri ise bireysel görüşme ve bilişsel harita yöntemleri ile toplanmıştır. Mekansal analizler kapsamında eğitim binasının mekansal bileşenleri imgesel kategoriler, işlevsel kategoriler ve sentaktik erişilebilirlik ve eş görüş ölçütleri üzerinden tanımlanmıştır. İmgesel kategoriler Lynch'in imgelenebilirlik kategorileri, işlevsel kategoriler ise 21. yüzyıldan itibaren yaygın olarak kullanılan eğitim binası programları dikkate alınarak belirlenmiştir. Son olarak Syntax 2D yazılımı kullanılarak her bir mekanın görülebilirlik ve erişilebilirlik düzeylerini ifade eden bütünleşme, bağlantısallık, eş görüş alanı, eş görüş çevresi ve kompaktlık değerleri hesaplanmıştır. Bireysel görüşmelerde katılımcıların öncelikli olarak anımsadıkları mekanlar, yere bağlılık hissi üzerinden anımsadıkları mekanlar ve sosyal bağlılık hissi üzerinden anımsadıkları mekanlar dört ayrı soru ile sorgulanmış; zemin ve birinci kat plan şemalarını temsil eden bilişsel haritalar çizmeleri istenmiştir. Mekansal bellek analizleri kapsamında birinci adımda her bir mekansal bileşenin, işlevsel kategorinin ve imgesel kategorinin bireysel görüşmeler bağlamında birinci sırada anımsama, toplam anımsama, öznel anımsama (yere bağlılık) ve sosyal anımsama (sosyal bağlılık) bağlamlarındaki anımsanma sayıları hesaplanmıştır. Mekansal bellek analizlerinin ikinci adımında ise katılımcıların çizdiği her bir bilişsel haritanın doğrulanmış derinlik grafiği (justified graph) oluşturulmuş ve bu grafik üzerinden en büyük derinlik, toplam derinlik, ortalama derinlik değerleri ile haritada anımsanan mekan sayıları hesaplanmıştır. Mekansal bellek ile mekansal nitelikler arasındaki ilişkiler işlevsel ve imgesel kategorilerin birinci sırada anımsama, toplam anımsama, öznel anımsama ve sosyal anımsama sayılarının dağılımları ve mekansal bileşenlerin anımsanma sayıları ile sentaktik değerleri arasında kurulan korelasyon bağıntıları üzerinden araştırılmıştır. Mekansal bellek ile mekansal nitelikler arasındaki ilişkiye yönelik bir diğer analizde ise mekanın morfolojik özelliklerine odaklanılmış ve mekanların bilişsel haritada gösterim sayıları ile sentaktik değerleri arasında korelasyon bağıntıları kurulmuştur. Mekansal bellek ile insan faktörleri arasındaki ilişkilere yönelik olarak ise zaman, mekansal deneyim ve bireysel özelliklerin mekansal bellek üzerindeki etkileri katılımcıların bilişsel haritalarından elde edilen anımsanan mekan sayısı, en büyük derinlik, toplam derinlik ve ortalama derinlik değerleri ile yaş, cinsiyet ve eğitim biçimi bağımsız değişkenleri arasında kurulan tek yönlü varyans analizi bağıntıları ile araştırılmıştır. Alan çalışmasının anlamlı sonuçları bağlamında bir mekanın imgesel niteliklerinin o mekanın öncelikli olarak anımsanmasında ve o mekana karşı bağlılık hissedilmesindeki en güçlü etken olduğu görülmüştür. Bir mimari mekanın diğer mekanlardan farklılaşmasını sağlayan biçimsel ve görsel özellikleri o mekanın ilk akla gelen özellikleri olmakta, mekanlar bu nitelikleri ile birer odak veya nirengi noktasına dönüşerek ilk sırada anımsanmaktadır. Bu kapsamda göreli olarak daha fazla deneyimlenen ana giriş holünün anımsanma sayısı en yüksek değeri almıştır. Diğer yandan imgesel nitelikler deneyim sürecinde belirgin olumlu duyguların ortaya çıkmasına neden olarak bir mekana karşı duyulan bağlılık hislerini beslemektedir. Bu çalışma özelinde ana giriş holü mermer merdivenleri, yüksek tavanlı bütüncül hacmi, camlı kubbesi ve duvar saatleri ile katılımcıları en çok etkileyen ve en fazla sayıda anımsanan mekan olmuştur. Buna ek olarak yine hem birinci sırada anımsama hem de öznel anımsama bağlamlarındaki ikinci önemli etkenin o mekanın sosyal niteliği olduğu görülmüştür. Katılımcılar ana giriş holünden sonra yatakhane, kantin, spor salonu gibi sosyal odak noktalarını ve derslik, bahçe gibi toplu olarak kullandıkları diğer mekanları burada gerçekleştirdikleri sosyal etkinlikler üzerinden anımsamışlardır. Çalışma kapsamında irdelenen bir diğer mekansal nitelik olan sentaktik özelliklerin ise mekanların sosyal bağlılık bağlamında anımsanmaları ve bilişsel haritalarda depolanmaları üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Sosyal bağlılığın ön koşulu sosyal deneyim ve bu deneyimlerin gerçekleşebileceği alanı sunan bir mekandır ve bu çalışma çerçevesinde bir mekanın sosyal ilişkileri desteklemesinde bütünleşme, bağlantısallık, eş görüş alanı ve eş görüş çevresi gibi sentaktik niteliklerinin etkili olduğu anlaşılmıştır. Görülebilirlik ve erişilebilirlik düzeyleri en yüksek olan açık ve kapalı mekanlar basketbol, futbol, sohbet, birlikte yürüme gibi çeşitli etkinlikler için tercih edilmiş ve sosyal olarak deneyimlenme oranları diğer mekanlardan daha yüksek olmuştur. Sosyal deneyimlerle özdeşleşen bu mekanlar sosyal bağlılık hisleri üzerinden en çok sayıda anımsanan mekanlardır. Diğer yandan mekanların bütünleşme, bağlantısallık ve eş görüş alanı değerleri ile bilişsel haritada gösterim sayıları arasında da güçlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç bilişsel haritaların mekanların göreli ilişki, büyüklük ve konum bilgileri üzerinden inşa edildiğini, mekanların sınır hatlarının ve biçimlerinin ise bilişsel haritalarda depolanmayan mekansal bilgiler olduğunu ortaya koymaktadır. Anlamlı sonuçlardan yola çıkarak yapılan bu tespitlerin bütünü mekan dizimi teorilerinin mekansal bellek araştırmaları için uygun bir araç olduğunu göstermesi ve mekanların sentaktik nitelikleri ile sosyal nitelikleri arasında güçlü bir ilişki olduğunu mekansal bellek bağlamında doğrulaması nedenleri ile önemlidir. Yine mekansal nitelikler çerçevesinde, işlevsel niteliklerin de mekansal bellek üzerinde etkili oldukları görülmüştür. Her gün deneyimlenen ana giriş holü en fazla sayıda anımsanan ve yere bağlılık duyulan dolaşım mekanı olurken, sosyal etkinlikler için ayrılan destek mekanları ve açık mekanlar ise sosyal bağlılık üzerinden en çok anımsanan mekanlar olmuşlardır. İşlevler mekana içkin mekansal niteliklerdir ve mekanların deneyimlenme biçimi, donatıları, malzemeleri, plan şeması, büyüklüğü, konumu gibi bir çok özelliğini henüz tasarım aşamasından itibaren tanımlamaktadır. Bu nedenle işlevlerin diğer mekansal nitelikler üzerinden de belleği etkileyen öncül faktörler olduğu kabul edilmiş, ancak mekansal niteliklerin kendi aralarındaki ilişkilerini ifade eden bu kabul alan çalışması kapsamında irdelenmemiştir. Mekanların yere bağlılık ve sosyal bağlılık hisleri üzerinden anımsanmasını irdeleyen analizlerde ise her iki kavramın farklı boyutlarını ortaya koyan sonuçlar ortaya çıkmıştır. Öncelikle yere bağlılık hislerinin inşasındaki temel faktör olan olumlu duyguların ortaya çıkmasında büyük oranda bir mekanın fiziksel bileşenlerinin görsel/biçimsel olarak algılanmasının etkili olduğu, mekanın sunduğu/desteklediği/çevrelediği sosyal ortamın ise bunun ardından gelen ikinci belirgin etken olduğu görülmüştür. Sosyal bağlılık hisleri bağlamında ise yalnızca o mekanda yaşanmış olan sosyal deneyimlerin etkili olmadığı, mekanların erişilebilirlik ve görülebilirlik değerlerinin de bir mekanın sosyal olarak kullanılması ve o mekana karşı sosyal bağlılık duyulması ile güçlü ilişkileri olduğu anlaşılmıştır. İnsan faktörlerinin mekansal bellek üzerindeki etkilerine yönelik bağıntılarda ise mekansal belleğin yaş faktörüne bağlı değişiminin anlamlı ve negatif yönlü olduğu, cinsiyet ve eğitim biçimi faktörlerine bağlı değişimlerin ise anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Alan çalışmasının anlamlı sonuçları çerçevesinde bilişsel haritada anımsanan mekan sayılarının katılımcı yaşı arttıkça ve/veya mekansal deneyimin üzerinden geçen süre arttıkça azaldığı görülmüştür. Buna ek olarak bilişsel haritaların sentaktik nitelikleri bağlamında en büyük derinlik, toplam derinlik ve ortalama derinlik değerlerinin yaş arttıkça azaldığı ve katılımcıların daha sığ bir mekansal düzen anımsadıkları tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu çalışma bağlamında katılımcıların deneyimledikleri mekanların çoğunlukla derin noktalarda konumlanan bazı bileşenlerini unuttukları, bu unutma sonucunda da mevcut mekansal düzenin yapısının daha basit bir sisteme dönüştüğü anlaşılmıştır. Diğer yandan mekansal belleğin yaşa bağlı performansındaki bu değişim doğrusal olmamış, genç yetişkin grup ile orta yaşlı grup arasındaki fark orta yaşlı grup ile yaşlı grup arasındaki farktan daha büyük olmuş ve bu durum 40 yaş civarının bellek performansının değişimi açısından bir eşik görevi gördüğü şeklinde yorumlanmıştır. Bu sonuç 40 yaş civarının yalnızca yaşlılık yıllarında daha az anımsanan bir dönem değil, belleğin anımsama performansının da belirgin biçimde değiştiği bir dönem olduğunu göstermesi nedeniyle otobiyografik bellek araştırmaları bağlamında önemli bir bulgudur. Mekansal bellek ve cinsiyet arasındaki ilişkiler bağlamında kadınların ve erkeklerin bilişsel haritalarının sentaktik yapısı ve içeriklerinin belirgin bir farklılık göstermediği ve mekansal bellek performanslarının birbirine çok yakın düzeylerde olduğu görülmüştür. Bu sonuç, eğitim düzeyi gibi tüm katılımcılar için benzer olan diğer bireysel faktörlerin mekansal bellek üzerinde daha etkili olduğu ve cinsiyetin potansiyel etkisini zayıflattıkları ya da ortadan kaldırdıkları şeklinde yorumlanmıştır. Mekansal bellek ile yatılı/gündüzlü eğitim görülmesi, dolayısıyla da binanın deneyimlenme süresi arasındaki ilişkiyi irdeleyen analizlerde de yine gruplar arasında bir farklılık tespit edilememiştir. Bu sonuç her ne kadar bir mekanda ikamet etmenin ve ikamet süresinin bir yere bağlılık duyulması üzerinde etkili olmadığını işaret etse de bu çalışma grubu özelinde katılımcıların tamamı için geçerli olan dört yıllık mekansal deneyim süresinin hem güçlü bir yere bağlılığın inşa edilmesi hem de katılımcıların bilişsel kapasiteleri oranınca mümkün olan en iyi bilişsel haritanın oluşması için yeterli olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Alan çalışmasının anlamlı sonuçları eğitim binaları bağlamında değerlendirildiğinde ise eğitim binalarının bireyin duyuşsal bağ kurduğu birincil mekanlardan biri olduğu görülmektedir. İstanbul Erkek Lisesi'nin yere bağlılık hissedilen mekanları (1) imgesel nitelikleri ile farklılaşarak birer odak noktasına dönüşen dolaşım mekanları ile (2) birer sosyal odak noktası olan destek mekanları ve derslikler olmuştur. Eğitim binasının bütünleşme değeri yüksek olan dolaşım alanları ve onların merkezinde yer alan mekanlar ise bilişsel haritalarda en çok anımsanan mekanlar olmuşlardır. Elde edilen bu bulgular eğitim binalarının imgesel, sosyal, işlevsel ve sentaktik niteliklerinin bu mekanlarla olumlu bağlar inşa edilmesi, plan şemalarının kolay kavranabilmesi ve bilişsel haritalara aktarılması üzerinde etkili olduklarını göstermektedir. Diğer bir deyişle bu nitelikler öğrencilerin mekansal algılarını, deneyimlerini ve mekansal belleklerini biçimlendiren öncül faktörler olmaktadır. Bu tespitler ışığında eğitim binası tasarımında (1) mekansal düzenin kavranabilirliğinin, (2) sosyal etkileşimin desteklenmesinin ve (3) bina içerisinde imgesel niteliği ile farklılaşan mimari mekan veya bileşenlerin yer almasının önemli faktörler olduğu anlaşılmıştır. Alan çalışması sonuçlarının bütünü mekansal belleğin farklı mekansal nitelikler ve bireysel özelliklere bağlı olarak değişebildiğini açıkça ortaya koymuştur. Mekansal bellek pasif bir kayıt cihazı olarak çalışmamakta, bir yere/mekana ait bilgileri depolarken imgesel karakteri tanımlayan görsel özellikler, orada yaşanmış olan sosyal deneyimler ve deneyim sürecinde ortaya çıkan duygular gibi belirli verilere odaklanmakta; dolayısıyla bir mekanın anımsanmasında o mekanın belirli nitelikleri daha güçlü etkilere sahip olmaktadır. Anımsama süreçlerinde duyuşsal anılara odaklanılması halinde mekanın imgesel, işlevsel ve sosyal nitelikleri, sosyal anılara odaklanılması halinde ise işlevsel, sosyal ve sentaktik nitelikleri öne çıkmakta; dolayısıyla geri çağırmayı tetikleyen etkenin insan-yer ilişkilerinin hangi boyutuna odaklandığı anımsanan mekansal bilgileri etkilemektedir. Yere bağlılığın mekanın imgesel nitelikleri, sosyal bağlılığın ise mekanın morfolojik nitelikleri ile ilişkili olduğunu gösteren sonuçların mevcut araştırmalara katkı sağlayan bulgular olması nedeniyle yeni çalışmalarla ayrıca irdelenmesi gerekmektedir. Diğer yandan insan faktörleri çerçevesinde ise bireyin yaşının anımsanan mekansal bilgileri belirgin biçimde değiştirdiği ve yaşam dönemleri bağlamında orta yaş döneminin başlangıcının daha kritik bir dönem olduğu görülmüştür. Öğrencilerin cinsiyeti ve binada yatılı ya da gündüzlü eğitim görmüş olmalarının ise mekansal bellekleri üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı anlaşılmıştır. Bu çalışmanın en önemli çıktısı ise bu sonuçların her birinin bilimsel birer tespit olmanın ötesine geçerek varoluş algımıza da katkı sağlayacak veriler sunmuş olmasıdır.
Tarlabaşı'nda yaşayanların göç sürecinde değişen bilişsel sınırlarının irdelenmesi
Göçmen toplulukları yeni bir yere ve o yerdeki mevcut sosyal dokuya uyum süreçlerinde kendilerine dair bir takım izler oluşturmakta ve bu izler bize kentin bazı sosyomekânsal parçalarını –göçmenlerin kendi egemenlik alanlarını- tanımlamaktadır. Her fiziksel göç ile birlikte sosyal yapının da taşınması bu izleri belirgin hale getirirken; özellikle yoksul göçlerinde uyum sürecindeki kalabalık yaşamın varlığı ve dayanışma çerçevesinde sosyal birlikteliğin daha da sıkılaşması bu duruma daha fazla önem atfetmektedir. Kuvvetlenen bu sosyal birliktelik bünyesinde; mahremiyet alanı, egemenlik alanı ve savunulan alan algısını barındırmaktadır. Uyumun ve yardımlaşmanın sağlanamadığı, birlikteliğin oluşmadığı tezat durumlarda ise yabancılaşma gözlemlenmekte ve ayrıştırıcı sınırlar oluşmaktadır. Bu sebeplerle yoksul göçlerinde yeni yere uyum; göçmenlerin kendi sosyokültürel grupları içinde dayanışma ağları kurup, ağ içerisindeki sınırları muğlaklaştırdığı ve diğer kültürlere ve kentin kalanına yabancılaşarak, kendi ağları dışına daha net sınırlar çizdiği bir sürece dönüşmektedir. Egemenlik alanı / savunulan alan algısı, yoksul göçleri ve uyum süreçleri kavramlarına insan çerçevesinde odaklanan ve bu odağı Tarlabaşı örneği üzerinde irdeleyen çalışmanın temel savı mekân algısının mekânın fiziksel özellikleri kadar yaşattığı sosyal özelliklere de bağlı olduğu savunusudur. İnsan çevreyi, fiziksel ve sosyal yapının ayrılmaz bütünlüğü içinde; hem ondan etkilenerek hem de onu etkileyerek algılar. Bu noktada algı ve davranışa dair süreçlerin tutarlı bir analizi için salt fiziksel etmenlere odaklanmak yerine; psikolojik, sosyolojik, kültürel, ekonomik etmenler bir bütün içinde değerlendirmeye alınmalıdır. Bu gereklilik sebebiyle çalışma kapsamında bütünlüklü bir kuramsal altyapı sunan işlemselci (ing. transaksiyonalist) yöntemden yararlanılmıştır. Bu kuramsal çerçevede çevresel davranış, egemenlik alanı / savunulan alan algısı, yoksul göçleri ve uyum süreçleri değerlendirilmiştir. Bu çerçevede öncelikle işlemselci yöntem detaylı biçimde incelenmiş; çevre davranışın bilişsel kuramları çerçevesinde bilişim, algı ve davranışın bütünleşik süreçler olarak ele alınmasından faydalanılmıştır. Bilişsel haritalama ve mekân imgeleri üzerinde durulmuştur. Ardından bilişsel alan kuramları irdelenmiş; mahremiyet, egemenlik alanı ve savunulan alan olgularına yoğunlaşılmıştır. Göç çerçevesinde ise komşuluk ilişkilerini ve uyum sürecini yöneten, anlatan durumlar olarak uyum ve çevresel stres kavramları öne çıkmaktadır. Kuramsal çerçevenin ardından geliştirilen alan çalışmasında ise Tarlabaşı'nda yaşayan kişilerin egemenlik alanı ve savunulan alana dair algısının bağımlı olduğu faktörler araştırılmıştır. Göç öncesi, göç sonrası ve mevcut durum halinde süreci gösteren üç dönem; konut ve hane durumu, yaşam hissiyatı, komşulukla ilişki ve yardımlaşma, egemenlik alanı / savunulan alan algısı kapsamında karşılaştırılmıştır. Bununla birlikte yabancılar ve geçici ziyaretçiler ile göçmenlerin ilişkileri; kültürler arası ilişkiler; göçmenlerin Tarlabaşı'nın içinde ve dışında vakit geçirdiği yerler ve kentin bu parçaları hakkındaki düşüncelerine dair bilgiler edinilmiştir. Alan çalışmasında 41 kişilik bir görüşme grubuna anket yapılarak sosyodemografik özellikler, göç süreci, sosyal yapı ve kültürler arası ilişkiler ve bilişsel haritalamaya ait bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Bilgiler SPSS'e girildikten sonra frekans ve çapraz tablo analizleri yapılmıştır. Çapraz tablo analizlerinde X2 (Ki-Kare) testi yapılmış ve 0.05 altı değerler bağıntı olarak Kabul edilmiştir. Egemenlik ve savunulan alan konut ve boş vakitte gidilen yerlerin bilgileri sentezlenerek haritaya aktarılmıştır. Bunun sonucunda Tarlabaşı'nda sosyokültürel bağlam temelinde yerleşim ve egemenlik alanı tanımının ortaya konması amaçlanmıştır. Alan çalışması sonucunda sosyal ilişkilerin bileşeni olarak komşuluk ilişkisinin niteliği, yardımlaşma düzeyi, görüşme sıklığı ve ev ziyaretleri ile egemenlik alanı / savunulan alan algısı arasında bağıntı bulunmuştur. Komşuluk ilişkisi olumlu oldukça egemenlik alanı / savunulan alan sınırları genişlemektedir. Benzer şekilde semtte yaşam süresi ve ilişki kurulmak istenen sosyokültürel gruplar arasında da ilişki tespit edilmiştir. Göç eden toplulukların akraba, hemşeri ve komşuluktaki diğer kimselerle kurdukları dayanışma ağları ile çevresel stresi, yabancılaşmayı azaltıp kente uyum sağlamaya çalıştıkları ve izlenen bu süreçte egemenlik alanının daha dar olduğu tespit edilmiştir. Tüm bunlara ek; göç zamanı ve bu yerde geçirilen süre diğer göçmenler tarafından benimsenme konusunda önemli bir kıstas olarak tespit edilmiştir. Bu noktada kuramsal çerçevede edinilen bilgi; çalışmanın temellendiği savunuyla paralel biçimde kentin bir bütün olarak algılanması, deneyimlenmesi ve anlamlandırılması gerekliliğidir. Göç koşullarının olumsuzluğu bir yandan mevcut sosyal çevreyi güçlendirerek görece olumlu ve geniş mekânsal aidiyet sunsa da; beraberinde getirdiği kentin ve kentlinin kalanına ve sonradan gelen göçmenlere karşı yabancılaşma olumsuz görülmektedir. Mimarlık mesleği mekânın en nihayetinde bir araç olduğunun farkını hatırlayarak, mekân deneyimi ve algısının özünde sosyal, ekonomik, psikolojik ve kültürel faktörlerin etkisinde oluştuğunu göz önünde bulundurmalıdır.
İran Tebriz konutlarında ana yaşam mekanındaki değişimin sentaktik irdelenmesi
Yaklaşık 8000 yıl boyunca varolmuş geleneksel İran konut mimarisi son yüz yılda unutulmaya yüz tutmuştur. 19. yüzyıl ortalarından itibaren Kaçar Şahı Nasıreddin Şah'ın batı mimarisi ile tanışması ve ondan etkilenmesi ile başlayan ve 20. yüzyıl içinde farklı teknik ve üslupların gelişiyle ilerleyen süreçte, geleneksel İran mimarisi değişime uğramıştır. Aslında bu değişime siyasi ve askeri olaylar öncülük etmiştir: Sürecin başlangıcı, 1514'te Safeviler ile Osmanlılar arasında gerçekleşen Çaldıran Savaşı'na dayanmaktadır. Bu savaşta ve daha sonra Basra Körfezi'nde Portekizliler'e karşı verilen savaşta İran ordusu geleneksel silahlara sahipken, karşı taraflar modern silahlara sahiptir. Bu savaşlardaki yenilgi, İran şahlarına batı dünyasını takip etmeleri gerektiğini göstermiştir. Bu bağlamda, ordunun modernleşmesi için önce Rusya'dan, sonra da İngiltere'den yardımlar alınmıştır. Askeri ve siyasi gelişmeler sonucunda batı ile kurulan ilişkiler, Nasıreddin Şah'ın 50 senelik hükümdarlığı süresince artarak ülkeyi Batılılaşma yoluna sokmuştur (Ghobadian, 2004). Batılılaşma sürecinde halka sunulan yeni yaşam tarzı, sosyo-kültürel ve ekonomik yapıyı etkilemiştir. Bu değişim insanları ve insanların yaşadığı mekanları da değiştirmiştir. Bu tezde, bahsedilen süreçte konut mimarisindeki değişim süreci ve bu süreçteki kırılma noktaları ve nedenleri, Tebriz evindeki merkezi mekan geleneği üzerinden irdelenecektir. Bu çalışmada İran'ın Tebriz kentinde inşa edilmiş konutlarda merkezi mekan olgusunun kronolojik gelişimi ile evrimi, gelenekselden ilk modern konuta ve daha sonra apartmanlara geçişte değişimi ve dönüşümü araştırılmaktadır. Çalışmada Revak'ın Tebriz geleneksel evlerindeki önemi, gelişimi ve daha sonra kullanılmama nedenleri de irdelenmektedir. Ayrıca geleneksel Tebriz evinden çağdaş konuta ve apartmanlaşma sürecine geçişte avlu, revak ve ana yaşam mekanı arasındaki ilişki, ana yaşam alanları, özel alanlar, geçiş alanları ve servis alanları arasındaki ilişkiler ve dönüşümleri araştırılmaktadır. Geleneksel ile modern Tebriz konutlarında mekansal örgütlenme ve sosyal yapı arasındaki ilişkinin ortaya konulması tezin hedeflerinden birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda 19. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar geçen zamanda, İran'ın Tebriz kentinde inşa edilmiş geleneksel hayatlı evler, çağdaş sıra evler ve apartman konutlar incelenecektir. Çalışmanın ana hipotezi, kültürel değişikliklerin konut mekanlarının örgütlenişini etkilediği ve yönlendirici role sahip olduğudur. Bu hipotezi sınamak ve desteklemek için gerekli bilgiler arşivlerden, binalarda yapılan rölövelerden ve görüşmelerden elde edilmiştir. Hipotezin doğruluğunu sınamak için Mekansal Dizim yöntemi kullanılmakta, 30 adet örnek bina planları üzerinden sentaktik analizler yapılmaktadır. Analizlerde ev mekanlarının ortalama derinlik (Mean Depth), bütünleşme (Integration), bağlantısallık (Connectivity), kompaktlık (Compactness), eş görüş alanı (Isovist area) ve eş görüş alanının çevresi( Isovist primeter) gibi sentaktik değerleri Syntax 2D yazılımı ile elde edilmektedir. Bu yöntem yardımı ile Tebriz konutları üç ayrı dönem olarak ele alınmıştır. Birinci dönem 1800 ile 1960 arası Kaçar ve birinci Pehlevi dönemi geleneksel konutları, ikinci dönem 1940 ile 1960 arası ikinci Pehlevi ve İslam Cumhuriyeti az katlı evleri ele alınmıştır. Üçüncü dönem devrim sonrası 1990 ile 2010 arası İslam Cumhuriyeti dönemi apartman konutları araştırılmıştır. Tez kapsamında sosyal yapı ve mekanın karşılıklı etkileşimini ortaya koymak ve mekansal konfigürasyonlarda temel değişmezleri irdelemek için mekansal dizim kuramı uygulanmaktadır. Sosyal, politik ve kültürel etkenlerin dönüşüm süreçlerinde konut morfolojisi ve mekansal öğeler arasındaki ilişkiyi nasıl değiştirdiği ve yönlendirdiği sentaktik olarak analiz edilmektedir. Bu bağlamda mekansal davranış ve sentaktik teorilerle insan davranışları ile mekan ve mekansal öğeler arasındaki ilişkiler irdelenecektir. Bu konuda çeşitli yöresel mimari örnekleri üzerinden kabul görmüş araştırmalar, tezin başlangıç noktası olan yöresel ve geleneksel Tebriz evlerine zemin hazırlamaktadırlar. Daha sonra modern az katlı konut ve apartmanlara geçiş dönemlerinde Mekansal Dizim ve Mahremiyet teorileri kapsamındaki çalışmaların ışık tuttuğu yol üzerinden, bu kentin konut tipolojisi ve bu tipolojilerin oluşumundaki sosyo-kültürel etkenler irdelenmektedir. Analizler için gerekli çizimlerin çoğu, yerinde rölöve alınarak baştan çizilmiştir. Tebriz'in en eski fotoğraf arşivine sahip olan Cedidülislam Fotoğrafçılık'ın arşivlerindeki eski kent ve konut fotoğrafları taranmıştır. Tez kapsamında Tebriz'in dönemler arası konut değişimlerini en yakından bilen mimar, müteahhit ve mühendisler ile görüşmeler yapılarak mekansal organizasyonlardaki değişiklik ve dönüşümlerin sebepleri hakkında ipuçları elde edilmiştir. Tüm konut planları kronolojik sıraya göre dizilmiş ve toplamda otuz adet örnek incelenmiştir. Her üç dönemdeki evler altı fonksiyonel alana ayrıştırılmış; elde edilen analiz verileri, bu alanlardaki ortalama değerleri ile ayrıca hesaplanmıştır. Bu alanlar açık geçiş, kapalı geçiş, sosyal, özel, mutfak ve servis alanı olarak adlandırılmıştır. Daha sonra en sığ mekanlar belirlenmiş, sığ mekandan derin mekana doğru sıralamalar yapılarak geleneksel konut, çağdaş az katlı konut ve apartman konutu örneklerinde bu sıralamanın nasıl değiştiği incelenmiştir. Sentaktik özelliklerini koruyan mekanlar ve değişime uğramış mekanlar belirlenmiştir. Böylece sentaktik analizlerden elde edilen sonuçlara göre Tebriz evlerinin geleneksel dönemlerde en yüksek bütünleşme değeri ile evin en sığ mekanı olan açık geçiş mekanı olduğu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla evin diğer mekanları hayat ve revağın etrafında konumlanmış ve iç mekanklara doğru geçişte derinliğin ve mahremiyetin arttığını görmekteyiz. Aynı şekilde ikinci dönem az katlı konutlarda açık geçiş mekanlarının önemini ve merkezilik özelliğinin devam ettiğini görmekteyiz ve bir önceki döneme göre evin orta holu en yüksek bütünleşik değeri ile en sosyal mekan konumuna geldiği de görülmüştür. Sonuç olarak servis ve özel alanlara geçişi sağlayan orta hol evin içinde en sığ ve bütünleşik mekan konumuna gelmiştir. Apartman evlerinde ise makansal kurugunun değişmesi ile orta holun yerini evin giriş holu ve koridor almıştır. Bu yüzden geniş ve hayatlı evlerden apartmanlara kadar ki bu araştırmalar Tebiz evlerinin merkezi mekan kugusundan daha çizgisel ve koridor etrafında konumlanan yaşam alanları haline geldiği görülmüştür. Tebriz evlerinde mekanların değişimini ve dönüşümünü gösteren bu araştırmada asıl önemli olan değişim noktalardır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi, arazi büyüklüğünün değişmesi ve arazi alanlarının 1969 yönetmeliğine göre 2000-1000 metrekareden 600-200 metrekareye düşürülmesidir. Öte yandan, 1993 yılında apartman binalarına yapım izin verilmesiyle ilgili imar kanunu, geleneksel ve modern evler arasındaki geçiş sürecinde bir başka değişim noktası olmuştur. Bir diğer önemli etken ise, evlerin ısıtma sistemlerinin soba dan radyatörlü merkezi ısıtma sistemlerine , yığma yapı sisteminden çelik ve beton yapılara geçilmesidir.Özet olarak televiyonun ve teknolojik gelişmelerin gelmesi ile ev in yaşam alanlarındaki mekansal düzen ve hatta mobilyalar bile değişmiştir. Pahlavi Hanedanlığı döneminde nüfus artışı, köylerden şehirlere göçün artması, modernleşme ve büyük ailelerden çekirdek ailelere geçiş gibi toplumdaki sosyo-kültürel değişimler ve sonrasında İslam Cumhuriyeti'nde günlük yaşamda dini kuralların önemi ve toplumda kadın erkek ilişkisinin kıstlanması yaşam ve sosyalleşmenin evlere geçmesine sebep olmuş ve geleneksel evlerin ana özellikleri olan açık ve yarı açık mekan, misafir odası ve oturma odası gibi mekanlar modernleşme sırasında karakterini ve önemini yitirmiştir. Bu çalışmada mekansal dizim metodu kullanılarak bu değişiklikleri ve bunların Tebriz evlerinin mekansal örgütlenmeleri üzerindeki etkilerini incelenecektir.
Pediyatrik tedavi mekanlarını kullanan bireylerin mekansal algılarının bilişsel ve mekan dizimi yöntemleriyle irdelenmesi
Çevre ve davranış teorileri, insanla çevre arasındaki ilişki ve etkileşimi algı, davranış, bilişim, zihinsel şema gibi kavramlar üzerinden tartışan bir araştırma alanıdır. Gündelik yaşantısında birey, sıklıkla bulunduğu çevreler dahilinde çevreden kaynaklanan uyaranlarla etkileşim kurmasının neticesinde belirli davranış kalıpları geliştirir. Bu bağlamda çevre, bireyin algısal süreçleri ile birlikte davranışları üzerinde etkili olan bir kavram olmakla birlikte bireyin davranışlarında hasıl olan değişiklikler de benzer şekilde çevre üzerinde etkindir. Bireyin gündelik yaşantısında alışkın olduğu çevre ile arasındaki uyumlu etkileşimi sekteye uğratan ve birey adına çevresel değişimi zorunlu kılan bazı dönemler vardır. Bu dönemlerden birisi de bireyin hasta olduğu zaman aralıklarıdır. Zira, bireyin sağlık ve sıhhat düzeyinin uzun süre bozulması, kimi zaman bireyin belirli bir süre boyunca alışkın olduğu çevrenin haricinde farklı bir çevrede bulunmasını ve hatta yatılı olarak tedavi göreceği ve bilmediği yeni bir çevreye dahil olmasını gerektirebilir. Hastalığın birey üzerinde sebep olduğu konfor eksikliği bir yana, adapte olunması gereken yeni bir çevresel bileşen, bireyin söz konusu bu çevreden kaynaklanan bir çevresel baskı yaşamasına neden olur. Yetişkin bireyler için dahi oldukça yıpratıcı olan bu süreç, çocuk bireyler söz konusu olduğunda ise çok daha stresli ve başa çıkılması güç olan bir süreçtir. Zira rutin yaşantısını, ev merkezli bir çevre ile birlikte okul ve rekreasyon alanlarında geçiren çocuklar, belirli bir süre yatarak geçirmek zorunda kaldıkları teşhis ve tedavi çevrelerinde, yeni bir mekan ve bu mekana ait olan sosyal faktörlere de uyum sağlamak zorunda kalır. Çevreyle arasındaki etkileşimi kökünden değişen çocuğun, maruz kaldığı bu çevresel baskı altında, edindiği deneyimin zihninde yeni ve farklı bir takım bilgi işleme süreçlerinin oluşmasına neden olarak yeni bir takım davranış kalıpları geliştirmesi mümkündür. Bu sebeple, yetişkinlere kıyasla özel bir pedagojik yaklaşımla tedavi edilmesi gereken yaşça küçük bireylerin tedavi gördüğü pediyatrik tedavi çevreleri, çocuğu fiziksel, bilişsel, sosyal ve psikolojik ihtiyaçları olan bütüncül bir varlık olarak ele alan çocuk merkezli bir çevre ve mekansal düzende tasarlanması gereken mekanlardır. Bu bağlamda, çocuğun tedavisi süresince, ona birinci dereceden bir yakının refakat etmesi elzem bir koşul olarak öne çıkar. Bununla birlikte, çocuğa refakat eden bireyin de alışkın olduğu çevreden belirli bir süre ve yeni bir gündelik rutin benimsemek ve yeni bir çevreye uyum sağlamak zorunda kaldığı söylenebilir. Dolayısıyla, çocukların tedavi süreleri boyunca refakatçilerle birlikte hemşire, hastabakıcı ve uzman doktor gibi gündelik yaşamda sıklıkla karşılaşmadığı sosyal bileşenlerden kaynaklanan uyaranlar sebebiyle bir takım farklı davranış kalıpları göstermekte oldukları söylenebilir. Dolayısıyla, bu tez kapsamında, araştırmanın ana aktörü olan pediyatri hastasının, birincil mekan olarak uyum sağladığı ev merkezli bir çevrenin dışında adapte olmak zorunda kaldığı ikincil mekan olan pediyatrik teşhis ve tedavi çevrelerinin fiziksel ve sosyal koşullarına bağlı olarak değişen algısı ve bu algısal süreçlerin çocukların bilişsel haritalarına olan etkilerinin araştırılması hedeflenmektedir. Bununla birlikte, tez kapsamında bir tasarım problemi olarak ele alınan pediyatri çevreleri, pediyatri hastaları olarak çocuklarla birlikte refakatçiler ve tez kapsamında ele alınan sağlık profesyönellerinden olan hemşire ve hastabakıcılarla paylaşılan mekanlardır. Zira, farklı fiziksel, duygusal ve sosyal ihtiyaçları olan fakat aynı çevre dahilinde bir arada bulunmaları gereken bu üç sosyal grup, kimi zaman aynı mekanları paylaşmak zorunda kalması sebebiyle bu sosyal ve çevresel etkileşimin her sosyal grup üzerinde farklı etkileri olduğu öngörülmüştür. Dolayısıyla tezin kapsamı, tasarım problemi olarak ele alınan bir pediyatri çevresinin fiziksel bileşenleri ile bu çevre dahilinde tedavi gören çocuk ile aynı tedavi çevresini kullanan refakatçiler ile hemşire ve hastabakıcılar arasındaki sosyal etkileşimi ve algısal süreçleri kişisel mekan, mahremiyet, psiko-sosyal alan, sosyo pedal ve sosyofugal mekan kavramları bağlamında irdelemek olarak belirlenmiştir. İrdeleme süreci kapsamında yapılan alan çalışması Cerrahpaşa Hastanesi Pediyatrik Hematoloji ve Onkoloji Servisi'nde, 30 çocuk, 30 refakatçi ile 13 hemşire ve hastabakıcının katılımıyla gerçekleştirilmiş olup, davranış haritaları, bilişsel haritalar ve mekan dizimi yöntemleriyle elde edilen verilerin geçerliliği istatiksel olarak araştırılmıştır. Çocuklara ilişkin elde edilen bilişsel veri ile birlikte farklı sosyal rollere sahip olan üç grubun davranışsal verisi ile, her mekanın sentaktik verileri arasında kurulan korelasyonlar sonucunda, mekanın fiziksel yapısına ilişkin sentaktik verilerin, bireylerin davranışsal ve bilişsel frekansları ile ilişkili olup olmadığı analiz edilmiştir. Tez çalışmasının analizlerinde, üç aşamalı bir metodoloji kullanılmıştır; ilk veri grubu kapsamında pediyatri hastaları, refakatçiler ve hemşire ve hastabakıcılara ilişkin davranışsal frekanslar, ikinci veri grubu kapsamında pediyatri hastalarına ilişkin bilişsel frekanslar elde edilmiştir. Üçüncü veri grubu kapsamında ise mekanın sentaktik değerleri Syntax 2D yazılımı aracılığıyla ortaya konmuştur. Elde edilen bu veriler arasında istatiksel bağlamda anlamlı ilişkiler olup olmadığı, SPSS istatistiksel programı aracılığıyla gerçekleştirilen kikare ve basit regresyon analizleri ile sınanmıştır. Gerçekleştirilen analizlerde ortaya çıkan anlamlı veriler ele alındığında, farklı kullanıcıların davranış haritaları bağlamında, refakatçilerin davranış frekanslarının, hemşire ve hastabakıcılar kadar yüksek olduğu, pediyatri hastalarının davranış frekansının ise en düşük seviyede olduğu ortaya çıkmıştır. Pediyatri servisinin plan şeması ele alındığında, hemşire istasyonu ve mutfak gibi mekansal bileşenlerin, farklı gruplar tarafından ortak olarak paylaşılan mekanlar olduğu ve sosyal etkileşimin artmasında etkili olan sosyopedal mekan bileşenleri olduğu tespit edilmiştir. Örneğin mutfak mekanı, özellikle refakatçilerin bir taraftan yemek pişirme eylemini sürdürürken, diğer taraftan onların sosyal etkileşimde bulunduğu ve dayanışmanın arttığı ailevi bir mekandır. Bir diğer sonuç, pediyatri hastalarının zamanlarının büyük bir bölümünü geçirdikleri hasta odalarının, onların serviste aidiyet kurdukları mekanlar olarak bağlandıkları, hobi gereçleri, kişisel eşyalar ve eğitsel faaliyetlerde ürettikleri ürünleri enstale ederek kişiselleştirme çabası gösterdikleri mekanlar olduğu söylenebilir. Bu sebeple, hasta odaları, çocuklar bağlamında, onların yeni adapte oldukları günlük rutinin ve çevrenin yeni referans noktası olarak kabul edilebilir. Hasta odaları ve koridor arasında yer alan pencerelerin, çocukları mekanda gerçekleşen eylemleri takip edebilmelerini ve çevrelerini algılayabilmelerini sağlayan etkili bir görsel bir iletişim aracı olduğunun tespit edilmesinin yanı sıra, pencereler sebebiyle çocukların sürekli olarak gözlem altında olma halinin ise, çocukların mahremiyet, kişisel ve psikososyal alanlarını tehdit edici bir unsur olduğu saptanmıştır. Çocuklar bağlamında en yüksek davranışsal frekansın oyun odası kapsamında ortaya çıkmış olması, çocukların yatarak tedavi gördüğü bu süre boyunca, sosyal etkileşime anlamlı miktarda ihtiyaçları olduğu gösteren önemli bir sonuçtur. Oyun mekanının refakatçilerin davranış haritalarında da oldukça yüksek bir frekansa sahip olması ise, bu mekanın hem çocuklar hem de diğer kullanıcı grupları arasındaki etkileşimi arttıran sosyopedal bir mekan olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, alan çalışmasının yürütüldüğü servisin plan şemasının merkezde yer alan tek koridorlu bir plan şemasına sahip olmasının, çocukların bilişsel haritalarında yüksek frekansta hatırlanmasında etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda, plan şemasının anlaşılabilir bir kurguya sahip olması (intelligibility), çocukların bilişsel haritalarında etkin bir faktör olduğu analizlerle de desteklenmektedir. Öte yandan koridor elemanının, farklı sosyal grupların davranış modlarının kesiştiği bir mekansal bileşen olduğu saptanmıştır. Çocuklar, koridoru, bir baştan bir başa yürümek suretiyle hem bir egzersiz, hem de diğer kullanıcılarla sohbet alanı olarak kullanırken, refakatçiler, bu mekanı diğer refakatçilerle sohbet etme, telefon görüşmelerini yapma ve hasta odaları enfeksiyon riski sebebiyle ziyarete açık olmadığından, ziyaretçilerini ağırlama amacıyla kullanmaktadır. Hemşire ve hastabakıcılar ise koridoru, sağlık takibini yaptıkları odalara ulaşma, refakatçilere bilgi aktarma, uzman doktorlarla bilgi alışverişinde bulunma ve çocuklarla küçük sohbetler yapma amacıyla kullanmaktadırlar. Bu sebeple koridor, tüm kullanıcılar bağlamında, sosyal etkileşim ve dayanışmanın kesişimi olan bir mekandır.
Kültür merkezlerinin sosyal etkileşim alanlarının mekansal dizim yöntemi ile irdelenmesi
Zamanla toplumun değişmesinin doğrudan etkileriyle mekanlar ve onların kullanımı da değişmiştir. Çevre–davranış çalışmaları çerçevesinde kaleme alınan bu tezde; değişen toplumsal yapı içinde farklı yıllarda yapılan kültür merkezlerinin sosyal etkileşim alanlarına odaklanılarak, sentaktik analizlerinin yapılması hedeflenmiştir. Tezin amacı, fiziksel çevre ile kullanıcı arasındaki ilişki üzerinden, kültür merkezlerinin sosyal etkileşim alanlarının zaman içinde güçlü ya da zayıf mimari programlanmasının ne yönde değiştiğini ortaya koymaktır. Kullanıcı-mekan ilişkisi bağlamında, girişten etkinlik salonuna kadar belirlenen hareket rotasında, kullanıcılarının birbirleri ile ya da mekanla olan karşılaşma noktalarında elde edilen sayısal veri analizleriyle sosyal etkileşimin değiştiği tartışması açılmıştır. Toplumsal değişim ile sosyal etkileşimi bina içinde inceleyebileceğimiz en iyi mimari örneklerden biri kültür merkezleridir. Kültür merkezleri, doğrudan toplumun ve egemen kültürün mimari olarak şekillendirdiği yapılı çevreyi yansıtmaktadır. Zaman içinde sosyo-kültürel ve politik etkenler kültür merkezi binalarının mimari programını/içerdiği işlevleri de değiştirmiştir. Cumhuriyet'in kurulması ve inkılâpların yerleştirilmesi amacıyla güçlü programlama ile yapılan kültür merkezleri, günümüze kadar gelen süreçte esneklik kazanmıştır. Çalışmanın ana strüktürünü oluşturan bu değişim, seçilen kültür merkezleri ile sentaktik olarak incelenmektedir. Birinci bölümde, tez konusuna giriş yapılarak, tezin amacı, kapsamı ve yöntemi hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde tez konusu çevre davranış çalışmaları kuramsal çerçevesine alınarak, kültür merkezlerindeki algı, bilişim, davranış kalıbı, kişisel alan gibi kavramlar sosyal etkileşim teorileri ile aktarılmıştır. Kullanıcı-çevre etkileşiminde, sosyopetal/sosyofugal mekan oluşumu ile güçlü/zayıf mimari programlama olgusuna değinilmiştir. Üçüncü bölümde; değişen toplumsal yapının, kültür merkezleri üzerinden tartışmaya açılabilmesi için, kültür merkezleri hakkında literatürde yer alan temel bilgiler ele alınmıştır. Sonrasında kültür merkezlerinin ortaya çıkışı, tipoloji oluşumu, zaman içindeki mekansal değişimi ve değişimi oluşturan sosyo-kültürel ve politik olaylar, 1930-2016 yılları arasında, üç dönem şeklinde gruplandırılarak aktarılmıştır. Bu dönemlerde yaşanan sosyo-kültürel ve politik olaylar kültür merkezi üzerinden aktarılarak konunun sentaktik olarak ele alınmasına zemin hazırlamıştır. Metodoloji kısmını oluşturan dördüncü bölüm kapsamında, farklı dönemlere ait kültür merkezlerinde kamusal alan kullanımının değişim gösterdiği hipotezi; mekansal dizim yönteminin neden seçildiği, alan çalışmasında ele alınan örnekler, veri toplama yöntemleri, karşılaştırma ölçütleri, ön kabulleri ve olası sonuçları ile birlikte açıklanmıştır. 1930-2016 yılları arasında farklı yapım yıllarına sahip, analiz edilecek örneklerden birinci dönem analizleri için Kadıköy Halk Eğitim Merkezi (KHEM), ikinci dönem analizleri için Pendik Atatürk Kültür Evi (PAKE) ve üçüncü dönem analizleri için Caddebostan Kültür Merkezi (CKM) seçilmiştir. Alan çalışmasının analizlerinin ve karşılaştırılmalarının oluşturduğu beşinci bölümde; örneklerin mekansal dizim yöntemi ile eş görüş alanı, eş görüş çevresi, bütünleşme ve bağlantısallık değerleri ile gözlem metodu kullanılarak kullanım frekansları ve sosyal etkileşim frekansları çıkartılmıştır. İlk etapta, dönemler arasında açıkça fark edilen kurgusal değişim, dizimsel değerler temelinde tartışılmıştır. KHEM derin ve parçalanmış mekanlardan oluşurken, PAKE ve CKM daha bütünleşik ve görsel erişimin sağlanabildiği bir arada mekanlardan oluşmaktadır. Analiz edilen kültür merkezi bina örneklerinde, girişten başlanarak etkinlik salonuna çizilen rotadaki alanların sentaktik okunmasını sağlayan ortalama eş görüş alanı, ortalama eş görüş çevresi, ortalama bütünleşme ve ortalama bağlantısallık değerlerinin değişimi; üç farklı yapım yılına sahip üç kurguyu sayısal olarak karşılaştırmayı sağlamaktadır. İkinci etapta binalardaki sosyal ve fiziksel yapı, binanın kullanım frekansı ile dizimsel değerleri arasındaki ilişkinin korelasyon verileri şeklinde ortaya konulmuştur. KHEM'de elde edilen dizimsel değerler-kullanım frekansı arasındaki korelasyon verileri PAKE ve CKM'ye göre daha kuvvetli ilişkiye sahip çıkmaktadır. Tezde fiziksel mekan-kullanım ilişkisini sosyal etkileşim bağlamında detaylandırmak için iki ve daha fazla birey arasında sosyal etkileşimin oluştuğu varsayılan mekansal davranış frekansı ile mekansal dizim değerleri arasındaki korelasyonlar da tartışmaya açılmıştır. Bu korelasyon değerleri ile farklı zaman diliminde yapılmış, farklı tipolojideki kültür merkezlerinin sosyal etkileşim alanlarının nasıl değiştiğine yönelik sayısal sonuçlara ulaşılmıştır. Tezin tartışma kısmında, farklı yapım yılına sahip kültür merkezlerinde sosyal etkileşim olgusu sentaktik biçimde analiz edilerek, sosyal etkileşime yönelik alanların kullanım frekansı ve mimari kurgusu arasındaki ilişkisi tartışılmıştır. Sonuç olarak; farklı zaman dilimlerinde farklı toplumsal zemin ile birlikte yapılmış olan kültür merkezi binalarının güçlü programlamasının değişim gösterdiği ortaya konulmuştur. 1930'dan günümüze, farklı dönemlerde inşa edilmiş kültür merkezlerinde, sosyal etkileşim bina içinde giderek yayılmaktadır. Tez kapsamında birden çok işlevi bir arada bulunduran kültür merkezlerinde, zamanla mimari programlamanın değişimi mekansal dizim yöntemi ile sayısallaştırılarak, kültür merkezlerinin kamusallık bağlamında nasıl bir programdan geldiği ve nasıl değişmekte olduğu durumlarına vurgu yapılmaktadır.
Alışveriş merkezlerindeki mağazaların satış yoğunluğunun mekansal dizim yöntemiyle irdelenmesi
Günümüzde bir çok alışveriş merkezi, işlev bakımından yetersiz kaldıklarından dolayı varlıklarını sürdürememektedir. Kullanıcının ihtiyacına yeterli derecede karşılık verememeleri, bünyelerinde bulunan işletmecilerin hedefledikleri kar oranına ulaşamamaları ve kapatma kararları, alışveriş merkezlerinin ömrünü kısaltmaktadır. Bu çalışmada, alışveriş merkezindeki tüketicilerin, mekan içerisindeki hareketlerinin kaynağı araştırılacaktır. Tüketicinin mekan içerisinde tercih ettiği rotanın, mağazaların marka gücüne ya da plan konfigürasyonuna bağlı olup olmaması tartışılacaktır. Tüketicinin mağaza tercihlerinin sebebinin araştırılması, alışveriş merkezi mağazalarının planlanması ve mekan tasarımı konularına ışık tutacaktır. Bu çalışmada kullanılacak yöntemlerin başında bir mekânsal okuma yöntemi olan mekânsal dizim yöntem gelmektedir. Mekânsal dizim yöntemi; mekânın morfolojik özelliklerinin kullanıcının sosyal yaşantısı ile ilişkilendirme amacı ile kullanılacaktır. Öncelikli olarak, alışveriş merkezindeki bütünleşme değerinin yüksek olması beklenen ve çoğunlukla da düğüm noktaları olarak adlandırılan noktalar belirlenecektir. Bu noktalar mekansal dizim analizi ile matematiksel bir düzlemde analiz edilecektir. Elde edilen veriler gözlem verileri ve mağazaların marka gücü verileri ile karşılaştırılarak analiz noktalarındaki mağazaların tasarımı hakkında bilgi edinilecektir. Alışveriş merkezindeki tüketici yoğunluğunun belirlenmesi için gözlem yöntemi kullanılacaktır. Alışveriş merkezinin plan düzleminde belirlenecek noktalarda, bu noktaları tercih eden tüketiciler fotoğrafik enstantane yöntemi ile sayılacaktır. Son olarak, mağaza çekiciliğini belirlemek üzere, marka puanlaması yapılacaktır. Bu yöntemde, uluslararası firmaların yayınladığı marka gücü raporlarından faydalanılarak, alan çalışması olarak seçilen alışveriş merkezindeki mağazalar puanlandırılacaktır. Gözlem verilerinin kullanılmasının başlıca sebebi, yaya hareketlerinin gözlemlenmesinin, mekânsal konfigürasyonun tüketiciyi ne kadar yönlendirdiğine dair ipuçları verebilmesidir. Mekânsal dizim, bu ipuçlarına ulaşabilmek için kullanılan matematiksel alt yapısı olan bir yöntemdir. Bu yöntem ile alışveriş merkezleri daha önce birçok kez ele alınmıştır. Ahmet Verdil'in yüksek lisans tezi "Mekân-Davranış İlişkisinin Dönüşümü: Alışveriş Merkezlerinin Mekânsal Dizim Yöntemiyle İncelenmesi" kullanıcı hareketi ile mekânın arasındaki ilişkiyi alışveriş merkezleri üzerinden okumuştur. Ervin Garip, "Büyük Mağazalarda Tüketici Mekânsal Davranışının Mekânsal Dizim Çerçevesinde İrdelenmesi" başlıklı doktora tezi çalışmasında alışveriş merkezlerinde mekân kurgusu ve tüketici davranışlarının pazarlama stratejileri arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Ufuk Doğu ve Feyzan Erkip'in Enviroment and Behaviour dergisinde yayınlanan "Spatial Factors Affecting Wayfinding And Orientation A Case Study in a Shopping Mall" adlı makalelerinde oldukça çeşitli bir kullanıcı kitlesi olan Ankara Karum Alışveriş Merkezi üzerinden alışveriş merkezlerindeki kullanıcıların yön bulma davranışlarının bina konfigürasyonu, görsel erişilebilirlik, sirkülasyon sistemleri ve tabelalardan nasıl etkilendiği araştırmıştır. Birinci bölümde, çalışmanın amacı ve yöntemi anlatılırken, ikinci bölümde bireylerin algılsal ve bilişsel süreçleri açıklanmış, algı teorilerine değinilmiştir. Alışveriş merkezlerinde tüketici için önemli olan yön bulma ve oryantasyon konuları açıklanmıştır. Tüketici davranışları ise alışveriş eyleminin bağlı olduğu diğer bir başlık olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, alışveriş merkezlerinin tarih boyunca, toplumun sosyal,ekonomik ve siyasal durumlarına bağlı olarak nasıl değiştiği incelenmiştir.Tarihsel süreçte yapılan çalışmalar incelendiğinde; alışveriş mekanlarının büyük ölçüde uğradıkları dönüşümün sanayileşme devrimi etkisiyle olduğu görülmektedir. Alışveriş mekanlarının dönüşümünde gelinen son nokta ise 21.yy da insanları her alanda tatmin etme çabası içinde olan alışveriş merkezleridir. Sanayileşmeden önce duyulan sosyal ve ekonomik ihtiyaçların, bu devrim ile birlikte değiştiği ve bu değişimin alışveriş mekanları ve toplanma mekanlarına yansıması plan düzeni, strüktür ve malzeme değişimleri üzerinden açıkça okunabilir. Kentlerdeki insan yoğunluğunun artması, sanayileşme ile birlikte üretimin şekil ve el değiştirmesi düşünülecek olursa; ticaretin de şeklinin değişmesi kaçınılmaz olacaktır. Buna bağlı olarak ürün pazarlama taktikleri sadece ürün kalitesine bağlı kalmayacaktır; ürünlerin daha iyi satılabilmesi için alışveriş mekanlarının mimari açıdan dönüşmesi beklenen bir sonuç olacaktır. Tarihte geçen ilk büyük uygarlıklar; Roma ve Yunan uygarlıklarında adı geçen "agora" ve "forum" kavramları, bulundukları kentlerin merkezidir ve alışveriş eylemi buralarda gerçekleşmeye başlamıştır. Sanayi Devrimi öncesi ticaret yapan kişiler ürünlerini satabilmek için İpek Yolu, Baharat Yolu gibi ticaret yollarını kullanmışlardır. Bu ticaret yolları üzerinde yapılan kervansaraylar ve hanlar konaklama amaçlı kullanıldığı gibi; içlerinde dükkanlar da bulundurmaktaydılar. Ortaçağ Osmanlı Dönemi incelendiğinde, ticaret yapılarının hanlar ile başladığı ve sonrasında arastalar, bedestenler ve kapalı çarşılar ile devam ettiği bilinmektedir. Arastalar, 15. yy. Osmanlı'da inşa edilmeye başlanan yapılardır. Bedestenler, Selçuklu Dönemi'nin sonundan itibaren yapılmaya başlanmıştır. Yerleşik ticaretin yapıldığı, üstü örtülü ya da açık olan ve genellikle ürünlerin çeşidine göre ayrılmış sokakları bulunan alışveriş yapıları ise çarşılardır. Çarşılar, çekirdek görevi gören bedestenlerin çevresinde oluşmaya başlamıştır. Ek olarak, bu bölümde alışveriş merkezlerinin nasıl tasarlanması gerektiği konusuna değinilmiştir. İncelenecek konular sırasıyla; yer seçimi ve konum, ulaşım ve erişilebilirlik, demografik faktörler, mekansal okunabilirlik ve planlama , mimari ve yönetimdir. Alışveriş merkezinin planlaması, kullanıcı için basit ve net olduğu sürece; kullanıcı mekanı okuyabilmekte zorlanmayacaktır ve kendini konforlu hissedecektir. Alışveriş merkezinde geçirdiği sürenin artması satış oranların artmasını sağlayacaktır. Dördüncü bölüm, alan çalışmasının anlatıldığı bölümdür. Bu bölümde, tez içeriğinin metodolojisi ele alınmıştır. Çalışmanın yapılma amacı açıklanmış ve alan çalışmasının amacına yönelik seçilen alışveriş merkezi hakkında bilgiler verilmiştir. Alan çalışması ile önceki bölümlerde bahsedilmiş olan alışveriş mekanları içerisindeki kullanıcı eylemlerinin mağaza çekiciliğine ve mekanın sentaktik özelliklerine bağlı olarak değişimi incelenmiştir. Alışveriş eylemi, ticari marka değerlerine, tüketici yoğunluğuna ve plan konfigürasyonuna bağlı olarak gerçekleşmektedir. Alan çalışması bölümünde, alışveriş eyleminin bağlı olduğu bu üç konunun korelasyonu sonucunda elde edilen veriler; alışveriş merkezindeki mağazaların çekiciliğinin, plan şeması ve kullanıcı yoğunluğunun birbirleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesinde kullanılmıştır. Alan çalışması yapılırken; üç analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu analizler: Sentaktik analiz, kullanıcı yoğunluğu analizi ve mağaza çekicilik analizleridir.Alışveriş merkezindeki gözlem analizinde, analiz noktalarında tespit edilen tüketici sayısı,kullanıcı yoğunluğunun matematiksel veri karşılığı olacaktır. Mağazaların ticari marka değerleri, uluslararası ve ulusal markaların değerlendirme raporlarından yola çıkılarak belirlenmiştir. Değerlendirmeye alınan noktaların sentaktik değerleri de matematiksel veriler olarak kullanılmıştır. Analiz noktaları, tezin ikinci bölümünde 'Alışveriş Merkezlerinde Yön Bulma ve Oryantasyonun İncelenmesi' başlığı altında bahsedilen yön bulma eylemi sürecindeki karar noktalarına bağlı olarak belirlenmiştir. Alışveriş merkezlerindeki karar noktaları, tüketicinin ulaşmak istediği mağaza bölgesi için rota tayin noktalarıdır. Alışveriş merkezleri yapısı itibariyle bir çok aktiviteyi içinde barındıran sosyal ve ticari yapılardır. Alan çalışmasında esas olarak tüketici hareketleri incelenecektir. Mekansal konfigürasyon ve mekansal algı arasındaki ilişkinin güçlü olması mekanın daha anlaşılabilir olduğunu göstermektedir. Alışveriş merkezinin sahip olduğu mekansal konfigürasyon, tüketicinin yön bulması ve rota tercihlerini yapmasında en etkili konulardan biridir. Alışveriş merkezi yöneticilerinin dikkat ettiği en önemli faktör, mekan içerisindeki tüketiciyi istenilen şekilde yönlendirmek ve tüketiciyi mekan içerisinde olabildiğince uzun tutabilmektir. Yöneticilerin tasarımcıdan istediği prensiplerin tasarımcı tarafından gerçekleştirebilmesi için; tasarımcının mekansal konfigürasyonu en verimli şekilde kullanması gerekir. Tasarlanan plan şemasının hedeflenen şekilde çalışmasını, analiz etmek için kullanılabilecek yöntem 'Mekansal Dizim Yöntemi'dir. Alışveriş merkezi planında belirlenen analiz noktalarında 5 dakikalık süre ile gözlem yapılmıştır. Gözlem analizi ile birlikte bu karar noktalarından yürüyerek geçen tüketici sayısı tespit edilmiştir. Kullanıcıların geri dönüşleri sayılmayacak sadece tek yönlü geçişler değerlendirmeye alınmıştır. 5 dakikalık gözlem süresi, mağaza vitrinlerinde ve mağaza içi keşif gezintilerinde harcanan en uzunsüre göz önüne alınarak belirlenmiştir. Mağazaların marka değerlendirmesinde kullanılacak olan puanlama sistemi; marka derecelendirme kuruluşlarının uluslararası ve Türkiye çapındaki markalara yönelik olarak son yıllarda hazırladığı raporlar göz önüne alınarak kurulmuştur. markalar 10 - 100 puan aralığında değerlendirilmiştir. Analiz verilerinin birbirleriyle olan ilişkisini incelemek üzere bağıntılar kurulmuştur. Bütünleşme, derinlik, bağlantısallık ve eşgörüş değerleri ile marka puanlaması ve analiz noktalarındaki tüketici sayısı arasındaki bağıntıların özet niteliğinde bir modeli 'Bağıntılar' bölümünde oluşturulmuştur. Analizlerden elde edilen veriler, SPSS (İstatiksel Değerlendirme Yazılımı) programı üzerinden basit regresyon yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. İstatiksel karşılaştırma sonuçları, 'Sentaks - Kullanıcı Yoğunluk Bağıntısı', 'Sentaks - Mağaza Çekicilik Bağıntısı' ve 'Kullanıcı yoğunluğu - Mağaza Çekicilik Bağıntısı' başlıklarında değerlendirilmiştir. 'Bağıntı Sonuçları' bölümünde ise elde edilen istatistiksel sonuçların bir diyagramı oluşturulmuş ve sonuçlar hakkında genel yorumlar yapılmıştır.
Hastanelerde plan kurgusunun yön bulma ve tahliyeye etkisinin irdelenmesi
Bu tez çalışması, acil durumlarda bir ihtiyaç olarak meydana gelen tahliye eylemini bir yön bulma problemi olarak ele almış olup, hastane örneği üzerinden incelemiştir. Tezin amacı tahliyeye etki eden bilişsel ve fiziksel süreçlerin bir bütünü olan mimarinin ve mekansal organizasyonun insanla olan ilişkisinin tahliye bağlamında incelenmesidir. Çalışma kapsamında tahliye eylemi ele alınmış olup, mekansal organizasyon tiplerinin tahliyeye olan etkisi tartışılmıştır. Kullanıcı, işlev ve ölçek bakımından karmaşık bina kategorisinde sayılabilecek hastane binalarındaki tahliyeyi konu alan tez çalışması, hastane tasarımında mekansal organizasyonun tahliyeye etkisini tartışmaya açmış olup, tasarımcılara kıyaslanabilecek örnekler sunmaktadır. Tezin ilk kısmında bir yön bulma problemi olarak kabul edilen tahliye eyleminin bilişsel süreçleri üzerine literatür taraması yapılmıştır. Yön bulmayı etkileyen etmenler araştırılmış olup, tahliyeye olan etkileri tartışılmıştır. Fiziksel çevrenin şartlarından bahsedilmiş ve veri toplamaya yarayan fiziksel öğelerin tahliye ile olan ilişkileri incelenmiştir. Ayrıca tahliye eylemini gerçekleştiren insanın özelliklerine değinilmiştir. Tahliye sırasındaki psikolojik durumun ve panik halinin tahliyenin işleyişine ne gibi etkileri olduğu araştırılıp sunulmuştur. Algı ve mekanın tahliye ile olan ilişkisi irdelenmiş olup, mekan analiz yöntemlerinden biri olan mekan dizim yönteminin tahliyeyi inceleme açısından ne gibi olanaklar sunduğu irdelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde, hastane binasının neden teze konu olduğu anlatılmaya çalışılmıştır. Yapısal ve mekansal olarak hastane binasının geçmişten günümüze olan değişimi incelenmiştir. Hastane binasının mekansal organizasyonlarının değişim nedenleriyle birlikte günümüzde yaygın olarak kullanılan hastane mekansal organizasyon örnekleri üzerine okumalar yapılmıştır. Kaçış ergonomisine etki eden ve tahliye eylemi sırasında kullanılan mekanların acil durumlardaki görev ve sorumlulukları tanımlanmaya çalışılmıştır. Hastanelerdeki acil durumların sebepleri araştırılmış olup, günümüzde ve yakın geçmişimizde yaşanan afet durumları örnekleri sunulmuştur. Literatür taraması kısmında anlatılanlar doğrultusunda mekan dizim yöntemi ve çeşitli tahliye değerlendirmeleri yardımıyla model çalışması ortaya konmuştur. Model çalışmasının hedefi; mekansal organizasyon tipleri arasında hangi plan şeması tahliye için daha elverişlidir? sorusuna yanıt aramaktır. Oluşturulan model sayesinde seçilen üç plan tipi arasında karşılaştırmalı çalışma yapılmış olup, plan tiplerinden tahliyeye yatkın olan seçilmiştir. Ayrıca model kapsamında değerlendirilen parametrelerin hastane binası içinde tahliye eylemine etkileri gösterilmeye çalışılmıştır. Tez, yapılan araştırma kapsamında mekansal organizasyonun tahliyeye olan etkisini göstermeye çalışmış olup, tahliye alanında çalışan kişiler için örnek bir literatür olmayı hedefleyerek tahliye üzerine çalışanlara katkı sağlamayı hedeflemiştir.
The effects of environmental quality parameters on the feeling of security issue in 19 Mayis neighborhood, Kadikoy, Istanbul
Due to the rapid population growth, the presence of heterogeneity in 19 Mayıs Neighborhood in Kadıkoy triggered the fear of being exposed to crime and security concerns. In the current thesis, in 19 Mayis Neighborhood, within the scope of environmental quality parameters, it is aimed to research the security need caused by the heterogeneity, different street patterns such as residential areas and commercial areas, littering areas, areas with violent graffiti, streets with poor lightings, distorted sidewalks, entrance floor activities, narrow streets formed by construction areas, the orientation of apartment entrances and windows. Within the scope of user characteristics, age, gender, professions, residency locations, and residency durations of users, their evaluation of the environmental quality parameters, the streets that they often use, whether they exposed to any crime occurrence, the streets that they feel insecure, and whether they feel secure on the streets and in the neighborhood were investigated through interview via internet and questionnaire studies. In this context, streets that the participants use are classified as main, secondary and tertiary streets according to their importance levels. On the other hand, in terms of analyzing the syntactic parameters of space, the accessibility, visibility and integration values of the streets were examined and interpreted according to the level of importance and security feeling levels through the DepthmapX (UCL Software). As a result, in this thesis, environmental quality parameters that affect the feeling of security in urban space were examined, and the relationship between the feeling of security and environmental quality parameters was found to be statistically significant. In this context, parameters such as inadequate lighting, heterogeneity, the presence of graffiti elements with violent content in the area, the presence of construction sites, distorted sidewalks, and ease of access in the urban space were also effective causes of the security feeling. As a result of the observation study, while the reasons affecting the level of security feeling were the heterogeneity problem caused by the density on the main streets, inadequate lighting, littering areas, violent graffiti writings, construction areas and sidewalks narrowed by these construction areas were determined on the secondary and tertiary streets. Respectively, construction areas, littering areas, and roads and sidewalks narrowed by construction areas were observed on the main streets. According to the user characteristics, participants found the lighting quality of the entrance of the apartment entrances and their surroundings as inadequate. In this context, the majority of the participants found the security level of the apartment entrances as inadequate, and they do not feel secure while walking alone at night time. Also, statistically significant correlations were obtained between lighting qualities, the security of apartment entrances, the security level of walking alone, and security feeling on the streets. On the other hand, the axial analysis was carried out in terms of analyzing the streets that the participants found as insecure in 19 Mayis Neighborhood with the help of space syntax theory. While the density of the main streets causes heterogeneity in the 19 Mayıs Neighborhood, it also causes people not to feel secure. In the 19 Mayıs Neighborhood, the streets with high integration value were found to have a lower level of security feeling. Besides, due to the low level of heterogeneity created by low density in the neighborhood, people feel secure on the streets with the low integration value. Keywords feeling of security, environmental quality parameters, user characteristics, space syntax, 19 Mayis Neighborhood, Kadikoy, Istanbul
Apartman tipi konutlara ilişkin mantıksal bir argumentasyon: 1950 – 2020 İstanbul Feneryolu örneği
This study endeavours to demonstrate how spatial arrangement in the modernised Turkish apartment-type dwelling has evolved depending on infrastructural, legislative, technological, and social factors. The aim of this study is to shed light on the diversity in the spatial configurations of apartment-type dwellings in Istanbul between 1950-2020 and the relationship between syntactic transformations, semantic values, and the historical breaking points. It is explicit that the transformation in residential interiors is linked to social transformations as well as external factors. Housing policies in Turkey, industrialisation, standardisation and transition to mass production in construction materials, apartmentisation, modernisation in domestic life, change in family structure and their impact on the interior space are all taken into significant consideration in this study. Furthermore, in the theoretical discussion section, the meaning of space, society – space and the formation of dwelling are discussed. As a case study, the transformations in the spatial configuration of Istanbul-Feneryolu residences from the 1950s, when the first apartment type residences were seen in the neighbourhood, to 2020 are examined. External factors, which are the radical cause of the change in housing forms, were defined as the breaking point and divided the seventy-year period into 4 periods. These periods are 1950-1965, 1965-1980, 1980-2000, and 2000-2020. In analyses conducted with Syntax 2D software, mean isovist area, perimeter, compactness, circularity, radial mean, standard deviation, mean depth, and integration parameters are utilised. The dwellings are examined over four periods and three functional areas for each apartment, namely Living Area, Bedroom Area and Service Area. The relationship is established between the syntactic values of the functional areas and the infrastructural, legislative, technological, and social factors of the periods. One example of this is the living area gained a central importance in the plan scheme and became the unit where socialisation is highest. In the service area, a new unit, 'corridor', which is the only multipermeable unit in the planning scheme, emerged. Furthermore, with the increasing the importance of social spaces such as the kitchen, the syntactic values of the Service Area increased in general, except for the mean depth value. Due to land subdivision works, appropriate and rational plan solutions were produced in accordance with the land geometry. As a result of this, the bedroom areas became secondary units with high depth value, although residential users spend time individually in bedroom areas thanks to the introduction of heating systems, the internet, and smartphones. Briefly, this study scrutinizes the relation of syntactic transformation in the Living Area, Service Area, and Bedroom Area of the apartment type dwellings with the infrastructural, legislative, technological, and social factors.
Kuzguncuk semtindeki dini binaların sözdizimsel analizi
Istanbul, known for its historical and commercial significance, has hosted a multitude of cultures and beliefs. One of the neighborhoods with a high concentration of cultural and religious diversity is Kuzguncuk, located on the Asian side of the Bosphorus. For centuries, Jews, Armenians, Turks, and Greeks have coexisted in this district, leaving cultural imprints that manifest in the urban landscape through the construction of their religious buildings. Examining this multi-religious and multicultural structure from an architectural perspective and understanding the perception of ritual spaces in this neighborhood is crucial for explaining the tolerance-based social interactions observed here. This study focuses on the Islamic, Jewish, and Christian buildings in Kuzguncuk. It aims to conduct a syntactic analysis of four buildings representing three different religions in Kuzguncuk: The Kuzguncuk Mosque, Bet Yaakov Synagogue, Agios Panteleimon Greek Orthodox Church, and Surp Krikor Lusavoric Armenian Church. Each building, with its unique architectural features, conveys a message to human perception and represents a place in the community's collective memory. These buildings embody the tangible expression of the religious doctrines to which they belong, determining the role of individuals within these spaces through their architectural characteristics. This study hypothesises that the architectural features of ritual spaces in Kuzguncuk significantly impact an individual's perception of space. The open architectural layout of mosques, with their large prayer halls and minimal internal divisions, creates a welcoming environment that promotes flexibility in worship rituals and communal gatherings. In contrast, the architectural design of churches and synagogues often reflects a more closed, hierarchical structure with divided internal spaces, emphasizing a more inward-looking form of worship. This study hypothesizes that these differences in spatial configuration and architectural features between mosques, churches, and synagogues will be reflected in terms of spatial integration, connectivity, and accessibility at four designated points for each ritual space in Kuzguncuk. The spatial syntax analysis is expected to quantify these differences and reveal how the architectural characteristics of these buildings shape different social interactions and community dynamics. Furthermore, the study proposes that religious architecture significantly impacts the urban social structure and perceptual experience, influencing how communities interact within these spaces and in the broader urban context. The field study involved analysing four ritual spaces in the Kuzguncuk neighborhood. Scaled architectural drawings were obtained in DWG format, followed by detailed on-site visits to refine the plans. Using the Syntax 2D program, the perceptual effects of these spaces on individuals were detailed, offering opportunities to optimize the general usability of these areas through internal and environmental connections. The study examined perception at four points inside and outside the buildings: the center of the interior, the garden, the entrance gate, and the nearest intersection. Measurements from these points helped analyze the impact of architectural elements on visitor movements, sightlines, and overall spatial experience. The results of the spatial syntax analysis support the hypothesis that the architectural features of ritual spaces in Kuzguncuk significantly impact spatial perception and social interactions. The analysis revealed that the Agios Panteleimon Greek Orthodox Church, with its large isovist areas and high integration values, is a more open and accessible space. In contrast, the Kuzguncuk Mosque, with low integration and connectivity values, is a less interactive and accessible space. The high depth values and limited visibility parameters of Bet Yaakov Synagogue indicate that it is perceived as a more private and secluded worship space. The Surp Krikor Lusavoric Armenian Church also has lower spatial integration and connectivity levels, creating a more private worship environment. These findings suggest that the architectural design of these religious buildings plays a crucial role in shaping community dynamics and social interactions within Kuzguncuk, highlighting the importance of considering architectural and spatial factors in urban planning and community building.
Yol bulma ve tahliye üzerinde polihedron görünürlüğünün sıralı etkilerinin incelenmesi
This thesis presents the understanding that the basics of the human wayfinding process can be substantially illuminated by the correlations between space-syntactic variables and kinesthetic data of individuals roaming in a spatio-temporal environment. Although twodimensional syntactic concepts offer a perception of place to some extent, they may neglect to capture the volumetric effects of space on human perception, especially during movement. Therefore, besides 2D syntactic variables, this master thesis essentially focuses on polyhedrons as 3D isovists to explore the impacts of the sequential volumetric visibility data on human behavior in terms of the spatial decision-making process in the wayfinding and evacuation issues. In this framework, the research discusses the results of a series of wayfinding and evacuation experiments implemented in a virtual building environment consisting of randomly arranged and dimensioned circulation areas. While the evacuation experiments contain legal egress signages at properly designated doors and spots, wayfinding experiments present no signboards. On the other hand, the virtual building model is designed with a couple of architectural 3D modeling software and transferred into a simulation environment. The experiments are conducted with forty-four (44) respondents over an online meeting platform. Then, the respondents' routes and kinesthetic data are retrieved from the experiments, and the correlations between behavioral and syntactic data are investigated. The primary findings demonstrated that participants in the regular exit group tended to be around the zones with higher integration values. In contrast, the signages and volumetric visibility data are highly influential on the emergency exit group when evacuating the building.
Çukurova'nın çiftlik binaları: Tarihsel evrim ve çağdaş uyumun sentaktik analizi
In Turkey, numerous studies have focused on the traditional architectural heritage in rural areas; however, there is a notable lack of architectural research centred on farms. The agricultural sector has undergone significant transformations in the past three decades due to advancements in production methods, reduced labour requirements, and changing product demands. As a consequence, traditional farm spaces have been compelled to transform. In this study, the region of Cukurova was selected as the research area due to its high economic significance and its importance in understanding agricultural practices in Turkey. The agricultural transformations occurring in Cukurova are evident in the spatial elements of farms, space syntax, and human behaviour. Fifteen active farms, constructed between 1850 and 1950, were chosen for analysis to identify traces of technology and human behaviour within the farm spaces. The objective was to delineate the boundaries between shared and private areas. Two sets of data were collected to test the research hypothesis's validity. The first set comprised behavioural data gathered through direct observations, while the second set consisted of plans generated from photogrammetric models created using drone photographs. Space syntax analyses were conducted to explore the farm layouts based on these plans. The findings of this research illustrate how the utilization of farms has evolved in response to technological advancements and changing living conditions. Recent shifts have defined and allocated private and production areas within farm layout plans. These morphological changes hold significant implications for modern farming practices, underscoring the need to examine the spatial adaptation processes within farm areas in Cukurova. Consequently, this thesis aims to shed light on the progressive spatial planning of farms over time and offer insights into sustainable spatial planning practices, particularly in contemporary and modern agricultural spaces.
Pakistan'ın avlulu evleri: Uzamsal konfigürasyonların sentaks analizi karşılaştırması
The domestic architecture is an oft-neglected aspect of urban society in Pakistan, even though a majority of architecture is in fact residential in nature. Furthermore, domestic architecture is the most important kind of architecture as people spend a majority of their times in these dwellings and draw upon them to provide for the most basic of physical and psychological needs. As there are a wide variety of different housings types in Pakistan, this thesis focuses on analyzing a particular type, the courtyard house, and compares that with what can be considered an ideal courtyard house layout using syntactical analysis methods. In order to perform a study on residential housing, a strong theoretical basis is provided in Chapter 2, which covers topics such as social group theory, social change, changes in cultural ecology and individual behavior, territoriality, as well as changes in spatial organization, personal space, privacy and behavioral modes. Additionally, particular cases of Pakistani society are discussed in order to better understand how theory relates to the current situation in Pakistan. To highlight points of particular importance, social change theory refers to the idea that society moves forward by either dialectical or evolutionary processes that can be driven by cultural, economic, religious, scientific or technological forces. Gemeinschaft and Gesellschaft are two contrasting terms that best explain the transformation of the Pakistani society to its current form. Gemeinschaft is commonly translated as "community", where a group of people is considered more important than the individual whilst Gesellschaft is translated "society" where the individual and his interests take priority over the needs of the community. Historically, Pakistani society was predominantly a Gemeinschaft one where people lived in large joint family structures in close proximity or in the same residence, having a common understanding of social interactions, values and beliefs. However, with the increase of capitalistic economy, more independent living, scattered families and large cities, Gesellschaft tendencies have progressively become more dominant in the social structure of Pakistan. The exchange of people, goods, information, ideas and mentalities has ultimately made the larger cities like Karachi and Lahore, centers of great change. Primary territories such as private dwellings – are central to lives of the urban residents as they provide a place to retreat, assume a certain image and status within the family and society. With the transformation of society, the use and control of various spaces within these dwellings, has changed over time according to gender, age and activities. Evidently, partitions have grown more rigid over time causing spaces to become more segregated and specific in nature. Furthermore, family members interacting within these spaces have been afforded more personal space and privacy over time. With regards to understanding the modern courtyard house, one needs to be familiar with the origins of the dwelling and the long and varied history of architecture that the house draws inspiration from. Therefore, Chapter 3 follows the developments of the first rural dwellings found in the Indian sub-continent, the adaptation of these houses as the needs of the rural man changed, the urban houses that took these rural houses as their basis and the courtyards which first started to appear at this time into more developed urban courtyard houses that were adapted to the urban lifestyle. These houses were then reformed to the haveli house-type – the precursor of the modern day courtyard house. Based on the preceding research and knowledge, it is believed that the contemporary courtyard houses following the single central courtyard house typology has a better connectivity and smaller depth value in comparison to the multiple courtyard typology with dispersed, non-central courtyards throughout the house layout. This is explained in Chapter 4 along with the syntax analysis terminology and methods that have been used to perform the study.