Theses supervised by Prof. Dr. Aslı Er Akan
10 theses · Çankaya University
Yıkım ve söküm işlerinde karşılaşılan iş güvenliği problemleri ve çözüm önerileri
Bu çalışma, Türkiye'de kentsel dönüşüm süreçlerinde yürütülen yıkım ve söküm faaliyetlerinde iş sağlığı ve güvenliği (İSG) alanındaki sorunları ortaya koymaktadır. Özellikle 1999 Marmara Depremi'nden sonra riskli yapıların artışıyla birlikte, kentsel dönüşüm projeleri hız kazanmış ve öncelikli gündem maddesi olmuştur. Ancak bu süreç yalnızca yapıların yenilenmesiyle sınırlı kalmamış; sosyal, ekonomik, çevresel ve hukuki boyutlarıyla karmaşık ve çok katmanlı bir yapıya bürünmüştür. Çalışmada, yıkım projelerinde karşılaşılan başlıca sorunlar arasında planlama eksiklikleri, hukuki belirsizlikler, finansman yetersizlikleri, teknik riskler ve çevresel etkiler öne çıkarılmaktadır. İSG açısından özellikle düşme ve göçük vakaları, elektrik ve gaz kaynaklı kazalar ile asbest maruziyeti en önemli riskler olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, kentsel dönüşüm projelerinin başarıya ulaşabilmesi; yıkım süreçlerinin güvenli, planlı ve sürdürülebilir bir biçimde yürütülmesine bağlıdır. Aksi takdirde, sürecin sağlıklı ilerlemesi ve istenen amaçlara ulaşılması ciddi şekilde riske girecektir.
Betonarme binalarda gerçekleştirilen güçlendirme projelerinin mimari projeler üzerindeki etkileri
Türkiye'nin aktif tektonik kuşak üzerinde yer alması, mevcut yapı stoğunun yüksek düzeyde sismik tehlikeye maruz kalmasına neden olmaktadır. Son yıllarda yaşanan yıkıcı depremler, yapıların önemli bir bölümünün güncel deprem yönetmeliklerine uygun inşa edilmediğini ve taşıyıcı sistem performanslarının yetersiz kaldığını açıkça göstermiştir. Bu durum, yalnızca yapısal güvenlik açısından değil; aynı zamanda afetlere dirençli kentleşme politikaları bakımından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Düşük malzeme kalitesi, yetersiz işçilik ve denetim eksiklikleri gibi niteliksel sorunlar da yapıların sismik dayanımını olumsuz etkilemektedir. Ekonomik kısıtlar ve toplumsal dinamikler göz önünde bulundurulduğunda, mevcut yapı stoğunun tamamının yıkılıp yeniden inşası kısa vadede uygulanabilir değildir. Bu nedenle, deprem güvenliğini artırmaya yönelik güçlendirme stratejileri, sürdürülebilir yapı yönetimi kapsamında öncelikli bir çözüm alanı olarak öne çıkmaktadır. Güçlendirme yöntemleri, yalnızca taşıyıcı sistemlerin rijitliğini ve enerji sönümleme kapasitesini artırmakla kalmaz; aynı zamanda yapıların bütüncül performansını da iyileştirmeyi hedefler. Yapı mühendisliğindeki teknolojik gelişmeler ve sayısal analiz teknikleri, yapı davranışının daha doğru modellenmesine ve müdahale kararlarının bilimsel temellere dayandırılmasına olanak sağlamaktadır. Bununla birlikte, betonarme yapıların güçlendirilmesi yalnızca mühendislik disiplini çerçevesinde ele alınmamalıdır. Bu müdahaleler, yapıların özgün mimari karakteri, mekânsal organizasyonu, estetik nitelikleri ve kullanıcı konforu üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler yaratmaktadır. Dolayısıyla, mimari tasarım ile yapısal müdahalelerin disiplinler arası ve bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekmektedir. Güçlendirme projeleri, teknik bir zorunluluğun ötesinde; mimari sürekliliğin korunması, kent estetiğinin gözetilmesi ve mekânsal kaliteye katkı sağlanması açısından da kritik öneme sahiptir. Bu tez çalışması, betonarme yapıların güçlendirme projelerinin mimari tasarım üzerindeki etkilerini çok yönlü olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada farklı güçlendirme yöntemlerinin mimari nitelikler üzerindeki etkileri ortaya konulmuş, bu etkilerin yapısal performansla ilişkisi değerlendirilmiş ve disiplinler arası bir entegrasyon modeli geliştirilmiştir. Bulgular, mimari ve yapısal kararların eşgüdümlü olarak ele alındığı; güvenlik, estetik bütünlük ve mekânsal kalitenin birlikte gözetildiği bir güçlendirme yaklaşımının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çalışma, yapıların hem teknik hem de mimari açıdan daha dirençli, yaşanabilir ve sürdürülebilir biçimde yeniden işlevlendirilmesine katkı sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Betonarme yapı, Güçlendirme stratejileri, Mimari tasarım, Deprem güvenliği, Disiplinler arası yaklaşım, Sürdürülebilir yapı dönüşümü
Üst yapı şantiyelerinde iş güvenliği uygulamaları ve risk analizi
Üstyapı inşaat sektöründe iş güvenliği, gerek çalışanların yaşam hakkının korunması gerekse projelerin sürekliliğinin sağlanması açısından kritik bir öneme sahiptir. Türkiye'deki istatistikler, iş kazalarının önemli bir kısmının üstyapı şantiyelerinde gerçekleştiğini göstermekte, bu durum iş güvenliği yönetiminin etkinliğini artırma gerekliliğini ortaya koymaktadır. Özellikle yüksekten düşme, malzeme çarpması ve elektrik kaynaklı kazalar, sektörde en sık görülen ölümcül riskler arasındadır. Bu çalışma, üstyapı şantiyelerinde yürütülen iş güvenliği uygulamalarının mevcut durumunu değerlendirmeyi ve risk analiz yöntemleriyle iyileştirme alanlarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, yalnızca yasal uyum düzeyini ölçmekle kalmayıp, sahadaki uygulamaların etkinliğini ortaya koyarak İSG kültürünün geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Metodoloji kapsamında, öncelikle 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde üstyapı projeleri için oluşturulan risk matrisleri incelenmiş, kazı, kalıp, iskele, vinç ve elektrik işleri gibi yüksek riskli faaliyetler özelinde değerlendirmeler yapılmıştır. Tehlike olasılığı ve şiddet düzeyleri 5x5 risk matrisi yöntemiyle sınıflandırılmış, saha verileri ve literatür destekli karşılaştırmalar gerçekleştirilmiştir. Ayrıca iş güvenliği uzmanı ve saha sorumlularının rolü, kontrol önlemleri ve eğitim etkinliği gibi unsurlar da nitel analizle irdelenmiştir. Bulgular, en yüksek risk grubunun yüksekten düşme, elektrik çarpması ve makine kazaları olduğunu, bu alanlarda eğitim eksikliği ve denetim yetersizliklerinin belirleyici rol oynadığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak, İSG yönetim sistemlerinin sahaya entegrasyonunun güçlendirilmesi, çalışan katılımının artırılması ve sürekli eğitim politikalarının geliştirilmesi gerekliliği vurgulanmıştır.
İş sağlığı ve güvenliği perspektifinden meslek hastalıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Türkiye'deki kömür ve linyit çıkarılması ile bina inşaatı sektörlerinde meslek hastalıklarının yaygınlığını ve bu hastalıkların iş sağlığı üzerindeki etkilerini incelemektedir. Araştırmanın amacı, bu sektörlerde çalışan işçilerin karşılaştığı sağlık risklerini belirlemek ve mevcut iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının bu riskleri önlemedeki etkinliğini değerlendirmektir. Çalışmada, veri toplama ve analiz süreci kapsamında ilgili literatür taranmış, mevcut mevzuat incelenmiş ve Türkiye ile Avrupa'daki uygulamalar karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgular, Türkiye'de meslek hastalıklarının yaygın olmasının, mevzuatın yetersiz uygulanması ve denetim eksikliklerinden kaynaklandığını göstermektedir. Avrupa'da ise sıkı denetimlerin ve gelişmiş iş sağlığı politikalarının meslek hastalıklarını önemli ölçüde azalttığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda, Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği politikalarının daha etkin uygulanması, denetimlerin sıkılaştırılması ve iş sağlığı eğitimlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Ahşap yapım sistemlerinin deprem bölgeleri için potansiyellerinin incelenmesi: Katharina Av Köşkü örneği
Yapı malzemesi olarak ahşabın kullanımı ilk çağlara kadar uzanmaktadır. Doğal yapı malzemesi olarak en sık kullanılan malzemeler içerisinde yer alan ahşap, taştan sonra ikinci sırada kullanılmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yapılarda ahşap kullanımı yerini çelik ve betonarmeye bırakmıştır. Sürdürülebilir bir malzeme olan ahşabın yeniden kullanımı arttırmak, ahşabın iyi anlaşılmasından geçmektedir. Bu çalışmada ahşabın mekanik özellikleri, taşıyıcı sistemlerdeki kullanımı ele alınmış ve ahşabın ortotropik bir malzeme olduğu, farklı yönlere göre farklı davranışlar gösterdiği belirtilmiştir. Ahşabın heterojen bir yapıya sahip olduğu, liflerin yönelimine bağlı olarak mekanik özelliklerinin değiştiği vurgulanmış; elastik davranışı, basınç direnci, çekme direnci, eğilme dayanımı ve makaslama dayanımı gibi mekanik özellikleri üzerinde durulmuştur. Ahşabın bir yapı malzemesi olarak kullanımının tarihçesi, gelişimi, günümüzdeki önemi ve ahşap taşıyıcı sistemleri hakkında bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda örnek alan incelemesi olarak seçilen ve Sarıkamış'ta bulunan Katharina Av Köşkü'nün tarihçesi, mimari planı, yapım tekniği ve malzemesi hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiş olup bölgenin deprem riski, bölgede yaşanan depremler ile birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında Katharina Av Köşkü'nün çatı taşıyıcı sistemi, SAP 2000 programı kullanılarak aslına uygun modellenip TS-498, TS-647 ve TBDY (2018)'e göre yük ve yük kombinasyonu oluşturularak analizi gerçekleştirilmiş ve sonuçları tartışılmıştır.
İş güvenliği kültürünün oluşmasında yöneticilerin liderlik tarzlarının etkisi: İş güvenliği liderliği üzerine bir uygulama
Her alanda önemli bir yeri olan liderlik konusunun İş Sağlığı ve Güvenliği gibi çok boyutlu ve multidisipliner bir alandan ayrı düşünülmesine imkân yoktur. Yapılan araştırmalar, fiziki koşulların iyileştirilmesi ve koruyucu ekipmanların geliştirilmesi hususunda alınan önlemlerin tek başına yeterli olmadığını bunun yerine "güvenlik kültürü" ve "güvenlik liderliği" kavramlarına daha çok odaklanılması gerektiğini göstermektedir. Bu araştırmada, Ankara ilinde bulunan bir fabrikada 393 çalışana, iş güvenliği farkındalıklarını ve yöneticilerinin iş güvenliği liderliğini değerlendirebilecekleri ölçekleri içeren bir anket çalışması yapılmıştır. Çalışma ile güvenlik kültürünün oluşmasında ve çalışanların iş güvenliği uygulamalarını benimsemesinde yöneticilerin liderlik özellikleri ve davranışlarının önemli etkisinin olduğu ortaya konulmuştur. Ayrıca literatürde yeni sayılan "Güvenlik Liderliği" ve "Güvenlik Odaklı Liderlik" kavramlarının anlaşılması sağlanarak yönetici pozisyonundaki kişilerin iş güvenliği odaklarını ve liderlik özelliklerini geliştirmeye yönelik öneriler oluşturulması hedeflenmiştir.
Afet ve acil durumlarda arama kurtarma çalışmaları ve iş güvenliği
Afet ve acil durumlar, toplumların ve organizasyonların karşılaşabileceği beklenmeyen olaylar arasında yer alır. Afet yönetiminin hedefi; afet öncesi, afet anı ve afet sonrası kayıpların en az seviyede olması için gerekli önlem ve tedbirleri almaktır. 1999 Marmara Depremi'nin ardından etki alanı en büyük deprem ise 6 Şubat 2023 saat 04.17 ve 6 Şubat 2023 saat 13.24'te gerçekleşen, Kahramanmaraş Depremleridir. Bu depremler Türkiye tarihinin en yıkıcı depremleri olarak literatürde yerini almıştır. Afet yönetimi, arama kurtarma çalışmaları, bu çalışmalar esnasında iş güvenliği konusunda ülke olarak büyük bir sınav verilmiş olup, afet yönetimi konusunda yeterli ve yetersiz yönler tespit edilmiştir. Arama kurtarma çalışmaları esnasında afetzedeye hızlı ulaşmak kadar önemli olan bir diğer konu ise hem afetzedenin hem de arama kurtarma ekip üyelerinin güvenliğini sağlamaktır. Bu noktada, iş güvenliği ilkelerinin afet anında ve afet sonrasında göz önünde bulundurulması, afet sonrası arama kurtarma çalışmaları aşamasında ve sonrasında oluşabilecek kazaların önlenmesi için gereklidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin mevcut afet yönetim sistemini ve deprem sonrası iş güvenliği uygulamalarını değerlendirmek, karşılaşılan sorunları belirlemek ve bu alanda iyileştirme önerileri sunmaktır.
Depreme dayanıklı mimarı tasarımda plan düzensizliklerinin makine öğrenmesi yoluyla tespiti ve yapay zeka entegrasyonu
Depremlerin yol açtığı can ve mal kayıplarını en aza indirmek için yapıların tasarım aşamasında düzenlilik ve düzensizlik durumlarının doğru bir şekilde değerlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Bu tez, Türkiye Deprem Yönetmeliği kapsamında tanımlanan A1 burulma düzensizliği ve A2 döşeme süreksizliği gibi plan düzensizliklerinin, makine öğrenmesi ve görüntü sınıflandırma teknikleri kullanılarak tespit edilmesini amaçlamaktadır. Bu çalışmada, taşıyıcı sistemlerin plan düzenliliklerinin ve düzensizliklerinin otomatik olarak sınıflandırılması için bir derin öğrenme modeli geliştirilmiştir. Model, A1 ve A2 düzensizliklerini belirlemek amacıyla eğitilmiş ve bu düzensizlikleri taşıyan yapı planlarını doğru bir şekilde sınıflandırabilme yeteneğine sahip olmuştur. Elde edilen sonuçlar, geliştirilen modelin doğruluk oranının yüksek olduğunu ve taşıyıcı sistemlerdeki düzensizliklerin erken tespitinde güvenilir bir araç olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Bu tez, makine öğrenmesi algoritmalarının mimari tasarım süreçlerine entegrasyonunun, deprem riskini azaltmada önemli bir katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Gelecekte, farklı düzensizlik türlerinin tespiti ve modelin genel performansının artırılması üzerine çalışmalar yapılması önerilmektedir.
Antalya pil fabrikası yerleşkesinin yapım teknolojileri ve mimari özelliklerinin değerlendirilmesi
1960'lı yıllarda Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde Makine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) tarafından üretim tesisleri kurulmaya başlanmıştır. Bunlardan biri olan MKE Antalya Pil Fabrikası Yerleşkesi, 1974 yılında Antalya'da kurulmuştur. Cumhuriyet Dönemi'ne ait birçok yapının yıkıldığı ve diğerlerinin de özgün niteliklerini kaybettiği bir dönemde, Antalya Pil Fabrikası Yerleşkesi dikkate değer bir yenilik örneği olarak öne çıkmaktadır. Modern mimarinin kent düzeyinde somutlaştığı bir alan, işçilerin tüm ihtiyaçlarının karşılandığı bir merkezdir. Aynı zamanda yeniden yapılanan üretim ve tüketim ilişkilerine uyum sağlayan bir yerleşim yeri olarak tasarlanan kampüs çağdaş sosyal alanlara da sahiptir. Bu nedenle bu çalışmanın amacı Antalya Pil Fabrikası Yerleşkesi' nin mimari özelliklerini incelemek, döneminin yapım teknolojilerini değerlendirmektir. Araştırma yöntemi olarak vaka çalışması yöntemi kullanılmış olup Devlet Arşivlerinde ve Makine Kimya Endüstrisi Kurumu Arşivinde araştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarının günümüzde işlevini sürdürmeyen Antalya Pil Fabrikası Yerleşkesi' nin mimari ve yapısal özelliklerinin literatürde yer almasına katkı sunacağı beklenmektedir.
Şeker fabrikalarında risk değerlendirmesine yönelik iki yöntemin karşılaştırması: Burdur Şeker Fabrikası örneği
Türkiye Şeker Fabrikaları kuruluşundan bu yana ülkemize katkı sağlamaktadır. Ülkemizde ve dünyada önem arz eden kristal beyaz şekerin üretim sürecinde sık sık iş sağlığı ve güvenliği (İSG) sorunları yaşanmaktadır. Her fabrika birbirinin aynı üretim basamaklarını barındırsa da yaşanan İSG problemlerinin veya iş kazasının şekli, olasılığı ve şiddeti çalışan fabrikaya özgüdür. Bu sebeple risk analiz yöntemleri belirlenirken tehlikelerin ve risk puanlamalarının uygulamaya daha uygun ve hızlı sonuç verecek şekilde seçilmesi önemlidir. Bu çalışmada ülkemizde faaliyet gösteren 15 adet şeker fabrikası içinden Burdur Şeker Fabrikası alan çalışması olarak seçilmiş, fabrikanın mevcut risk analizi incelenmiş ve fabrikadaki iş kazalarının en çok gerçekleştiği bölüm olan ham fabrika kısmında "Fine Kinney Risk Analizi" risk değerlendirme yöntemiyle risk analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar mevcut risk analizi ile karşılaştırılmış olup, Burdur Şeker Fabrikası Ham Fabrika kısmında "Fine Kinney" yöntemi ile yapılan risk analizi ile sıklık çarpanının "L Tipi 5x5 Matris" yöntemine kıyasla daha hassas sonuçlar verdiği görülmüştür.