Theses supervised by Prof. Dr. Ayça Arman Özçırpıcı
13 theses · Başkent University
Şeffaf plak tedavisinde uygulanan 3 farklı arayüz aşındırma yönteminin tutarlılık ve etkinliklerinin değerlendirilmesi
Ortodontik tedavide arayüz aşındırması, şeffaf plak tedavisinde planlanan diş hareketlerinin tam olarak gerçekleşmesi ve bu vesileyle tedavi sonuçlarının kalitesinin belirlenmesinde kritik bir öneme sahip olup; hafif ve orta şiddetteki çapraşıklıkların giderilmesi, siyah üçgenlerin giderilmesi, Bolton diş boyut uyumsuzluklarının ortadan kaldırılması, arayüz temas noktalarının şekillendirilmesi ve dental ark stabilizasyonunun sağlanması amacıyla ortodontik tedavide sıklıkla tercih edilen bir uygulamadır. Bu çalışmanın amacı, şeffaf plak (Invisalign®) tedavisinde sıklıkla kullanılan 3 farklı arayüz aşındırma yönteminin tutarlılığını değerlendirerek şeffaf plak tedavilerinde en etkin arayüz aşındırma yöntemini ortaya koymaktır. Ayrıca bu yöntemlerle arayüz aşındırması uygulanan hastalarda ağrı ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu prospektif çalışmada her grupta 14 birey olacak şekilde 3 grup oluşturulmuştur. Birinci gruba (n=14, 150 diş) manuel abraziv stripler (ContacEZ), 2. gruba (n=14, 134 diş) motor destekli 3/4 salınımlı segmental diskler (KOMET), 3. gruba (n=14, 133 diş) ise motor destekli abraziv stripler (SWISS) ile arayüz aşındırması uygulanacak olan toplam 42 hasta dahil edilmiştir. Arayüz aşındırması uygulanan tüm dişlere, aşındırma işlemi sonrasında meydana gelen pürüzlü yüzeyleri gidermek için Sof-Lex disk ile polisaj işlemi uygulanmış olup tüm arayüz aşındırma işlemleri tamamlandıktan sonra metal bir ölçüm cetveli ile yapılmış olan aşındırma miktarının doğruluğu teyit edilmiştir. Planlanan ve uygulanan arayüz aşındırma miktarları arasındaki fark, diş ve kadran düzeyinde karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Ek olarak hastaların anksiyete ve ağrı düzeylerini değerlendirmek için anket uygulanmıştır. Arayüz aşındırması işleminin genel tutarlılığının Grup 1'de önemli ölçüde düşük olduğu (p<0,05), Grup 2 ve 3'te ise yüksek olduğu gözlenmiştir (p>0,05). Kadran düzeyinde uygulanan ortalama arayüz aşındırma miktarının planlanan miktara göre Grup 1'de üst sol kadranda önemli ölçüde daha az (p<0,05), Grup 2'de üst sağ kadranda daha fazla (p<0,05) olduğu belirlenmiştir. Grup 1'de 11, 21, 32, 33 ve 43 numaralı dişler için planlanan ve uygulanan arayüz aşındırma miktarları arasındaki ortalama fark anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Anket verilerine göre anksiyete ve ağrı düzeyleri yöntemler arasında farklılık göstermezken, yaş ile anksiyete ve ağrı düzeyleri arasında negatif korelasyon gözlenmiştir. Hastaların her 3 yöntemde de benzer şekilde rahat oldukları belirlenmiştir. Bu çalışmanın şeffaf plak tedavisi uygulayan klinisyenler için arayüz aşındırma yöntemi tercihinde faydalı olacağı düşünülmektedir.
Ortognatik cerrahi sonrası submandibuler bölgedeki yumuşak doku değişikliklerinin değerlendirilmesi
Amaç: İskeletsel Sınıf 3 ve Sınıf 2 malokluzyonlu bireylerde bilateral sagittal split osteotomisi ile mandibulanın cerrahi hareketleri sonrası submandibular yumuşak dokularda meydana gelen değişikliklerin radyografik analizlerle değerlendirilmesidir. Birey ve Yöntem: Ortognatik cerrahi ile mandibulanın ileri veya geri alınan toplam 74 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bunların 42'si mandibulanın geri alındığı Sınıf 3 (MG) bireylerden oluşurken 32'si Sınıf 2 malokluzyona (Mİ) sahiptir. Ortognatik cerrahi öncesi ve operasyondan en az 6 ay sonra alınmış lateral sefalometrik radyograflar üzerinde lineer, açısal ölçümler ve alan ölçümleri yapılmıştır. Analizler Dolphin Imaging Software programı üzerinde yapılmıştır. Grup içi operasyon öncesi ve sonrası (T1-T0) farkları bağımsız örneklem t-testi kullanılarak değerlendirilmiştir. İskeletsel mandibuler sefalometrik parametrelerdeki değişim ile submandibuler yumuşak dokular arasındaki ilişkinin varlığı Pearson korelasyon analizi yapılarak her iki grup için değerlendirilmiştir. Ayrıca MG ve Mİ grupları arasında submandibular yumuşak doku değişiklikleri arasında farklılık olup olmadığı bağımsız örneklem T testi ile incelenmiştir. Bulgular: MG'de mandibulanın geri hareketi ile birlikte submandibular doğrunun uzunluğu (CMe') azalmış, servikofasiyal açı artmış, menton noktasında yumuşak doku kalınlığı (Me-Me') artmış, Alan 1, 4 ve 5'te istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) azalma gözlenmiştir. Mİ'de servikofasiyal açı azalmış, submandibuler doğrunun (CMe') horizontal düzlemlerle (HR ve MP) yaptığı açılar azalmış, alan ölçümlerinde ise Alan 1'de artış görülmüştür. MG ve Mİ arasında submandibuler uzunluk, boğaz uzunluğu, dudak-çene ucu-boğaz açısı, servikofasyal açı ve Alan 4 parametrelerinde cerrahi sonrası anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Her iki grupta da Pog ve Me noktalarının sagittal yön hareketi (Pog-VR ve Me-VR) ile boğaz uzunluğu, dudak-çene ucu boğaz açıları arasında korelasyon olduğu görülmüştür. Mandibular ve vertikal yön parametreleri ile alan ölçümleri arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise MG'de Alan 2'nin, Mİ'de Alan 3'ün orta derecede negatif korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Sonuç: Ortognatik cerrahi sonrası mandibulanın bağlantılı olduğu yumuşak dokularla olan ilişkisi birçok farktörden etkilenebilmektedir. Her iki cerrahi hareket tipinde de submandibular bölgede belirgin değişiklikler olmakla birlikte bunların tahmini oldukça zordur. Beklenenin aksine mandibulanın geri hareketine rağmen bu bölgede alan ölçümlerinde azalma görülürken mandibulanın ileri hareketinde ise aksine artış gözlenmiştir.
Karma dentisyon döneminde modifiye HAAS ve hafızalı genişletme apareyleri ile yapılan maksiller genişletmenin etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; her ikisi de süt dişlerinden destek alan, hızlı ekspansiyon apareyi modifiye Haas ve yavaş maksiller ekspansiyon apareyi olan Ni-Ti Memory Leaf expander ile karma dişlenme döneminde yapılan üst çene genişletmesinin dental ve iskeletsel etkilerinin karşılaştırılması ve birinin diğerine üstün olup olmadığının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kliniğimizde 2016- 2020 yılları arasında modifiye Haas veya hafızalı genişletme apareyleri ile tedavi edilmiş toplam 38 hastanın tedavi başı ve sonu lateral ve posteroanterior sefalometrik filmleri ile dental modelleri dahil edilmiştir. Kullanılan genişletme apareyine göre hastalar 2 gruba ayrılarak incelenmiştir- Grup 1 (modifiye Haas grubu) 18 ve Grup 2 (Ni-Ti Memory Leaf-Expander grubu) 20 bireyden oluşmuştur. Tedavi başı (T0) ve genişletme tedavisi sonrası aparey sökümünde (T1) alınmış dijital sefalometrik radyografların analizleri Dolphin Imaging yazılımı ile yapılırken dental modellerin 3Shape 3D tarama cihazı ile dijital görüntüleri elde edilerek bu modellerin ölçümleri Blender 2.90 Version Software ile yapılmıştır. Tedavi grupları arasında farkların önemliliği Student's testi ile veya Mann Whitney U testiyle değerlendirilmiştir Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikleri bakımından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Lateral sefalometrik analizlerde hem ekspansiyon sonrası meydana gelen değişiklikler hem de meydana gelen değişiklik miktarları açısından, gruplar arası anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Posteroanterior film ölçümlerinde internazal, interjugular ve antegoniyal çentikler arası mesafelerde her iki grupta anlamlı artış izlenmiş, artış miktarları bakımından gruplar arasında bir farka rastlanmamıştır (p>0,05). Model ölçümlerinde ise total alan, anterior alan, orta alan, posterior alan, molar devrilme açısı, üst intermolar, alt intermolar ve ark çevresinde istatistiksel olarak anlamlı artış gözlenmiştir. Grup 1'de anterior alan ve molar devrilme açısında daha fazla artış gözlemlenmiştir (p= 0.010 ve p=0.009). Sonuç: Her iki aparey sistemi ile benzer ve etkili genişletme sağlanmıştır. Yeni hafızalı genişletme apareyi, erken dönem maksiller ekspansiyon hastalarında, hasta/veli kooperasyonu gerektirmemesi nedeniyle kovansiyonel genişletme apareyleri yerine güvenli ve etkili bir alternatif olarak tercih edilebilir.
Tek taraflı maksiller kanin gömülülüğünde etiyolojik faktörlerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı maksiller kanin gömülülüğünde etkili olan radyografik faktörlerin tek taraflı gömülülük vakalarına ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri kullanılarak sürmüş tarafla karşılaştırmalı değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma maksillada palatinalde ya da bukkalde tek taraflı gömülü kanin dişi bulunan ve daha önce teşhis amaçlı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri olan 52 bireyin (19 erkek, 33 kadın) KIBT görüntüleri üzerinden yürütülmüştür. KIBT görüntüleri Dolphin Imaging & Management Solutions yazılım programında analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde gömülü kanin ile ilişkili değişkenler incelenmiş olup yapılan lineer ve angular ölçümler gömülü ve sürmüş kanin tarafıyla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Maksiller anterior çapraşıklıkla bukkal konumlu kanin gömülülüğü arasında ilişki bulunurken, palatinal konumlu kanin gömülülüğü arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Yapılan ölçümlerde gömülü ve sürmüş kanin tarafları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Gömülü kaninlerin kasp tepelerinin orta hat ve maksiller düzleme olan uzaklığı sürmüş kaninlere göre daha kısayken maksiller okluzal düzleme olan uzaklıkları daha fazla hesaplanmıştır (p˂0.001). Sürmüş kaninlerin kök hacimleri gömülü kaninlere oranla daha küçük bulunmuştur (p˂0.035). Gömülü kanin ile orta hat, lateral keser, santral keser ve birinci premolar arasındaki açı sürmüş taraftan daha geniş olarak ölçülmüştür (p˂0.001). Ayrıca lateral keser hacimleri, lateral kron meziyodistal ve bukkolingual genişlikleri, lateral keser kök ve total uzunlukları açısından gömülü ve sürmüş taraf arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Bu bulgular göz önünde bulundurulduğunda kanin kasp tepesi ile orta hat, maksiller düzlem ve maksiller okluzal düzlem arasındaki mesafe, kanin-orta hat, lateral keser, santral keser ve birinci premolar açısı, kanin kök hacmi ve lateral keser boyutlarının maksiller kanin gömülülüğünde etkili değişkenler olarak tanımlanabileceği sonucuna varılabilir. Sonuç: Kanin gömülülüğünde erken evrede tespit edilebilen etiyolojik faktörler aydınlatılmış ve kanin gömülülüğünün erken belirleyici parametreleri tanımlanmıştır. Böylece panoramik filmler gibi iki boyutlu radyografiler üzerinden bile erken evrede kanin gömülülüğünün teşhis edilebilmesi mümkün olabilecek ve interseptif tedavi ile erken müdahale veya rutin kontroller ile gözlemleme kararı daha net verilebilecektir.
İndirekt yapıştırma tekniğinde kullanılan 3 farklı transfer kaşığı ile braket konum doğruluğunun karşılaştırılması
Sabit ortodontik tedavi başarısında braketlerin doğru konumlarında yapıştırılmaları oldukça önemlidir. Braketlerin daha doğru konumda yapışmasını sağlamak için indirekt yapıştırma yöntemi kullanılabilir. İndirekt braketleme klinikte geçen süreyi azaltmasından ve braketlerin daha doğru konuma yapıştırılmasına olanak sağlamasından dolayı klinisyenler tarafından sıklıkla tercih edilmektedir. Bu çalışmanın amacı; indirekt yapıştırma tekniğinde kullanılan mevcut ve pratik transfer kaşıklarının konum doğrulukları açısından karşılaştırılmalarıdır. Bu çalışmada üç farklı transfer kaşığı; şeffaf silikon (polivinilsiloksan/Memosil II), vakumla şekillenen çift fazlı (Erkodent) ve kişiye özel bilgisayar ile tasarlanan transfer kaşığı (E-IDB) braket doğruluğu açısından, üç boyutlu tarayıcılar kullanılarak karşılaştırılmıştır. Braketlemeler model üstünde yapılarak aynı hastanın bir başka modeline aktarılmıştır. Transfer öncesinde yapılan tarama ile transfer sonrasındaki taramalar çakıştırılarak doğrusal ve açısal tutarsızlıklar ölçülmüştür. Her diş grubunda Grup 2 (E-IDB), Grup 1 (vakumla şekillenen) ve 3 (memosil)'den anlamlı derecede daha düşük konumsal sapma ve XY (angulasyon), YZ (tork) düzlemlerinde daha düşük açısal sapma göstermiştir. Grup 3, XZ düzleminde (rotasyon) açısal sapma yönünden anlamlı derecede daha yüksek değerlere sahiptir (p<0,05). Tüm gruplarda, açısal sapmalar konumsal sapmalara göre daha fazla bulunmuştur. Molar tüplerde, braketlere göre daha çok konumsal sapma olduğu bulunmuştur. Güncel yaklaşımların, ekstra maliyetlerine karşın yeterli etkinlikte olup olmadığı tartışılmıştır. Bu çalışma indirekt yapıştırma tekniğini kullanan klinisyenler için transfer kaşığı seçiminde faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: İndirekt yapıştırma tekniği, transfer doğruluğu, transfer kaşığı, 3D tarayıcı, braket konumu
Mandibuler simfize yerleştirilen miniplaklardan sınıf ııı elastik uygulaması ile elde edilen dentofasiyal etkilerin incelenmesi
Bu prospektif çalışmanın amacı; büyüme ve gelişim dönemindeki iskeletsel Sınıf III maloklüzyona sahip hastaların tedavisinde üst çeneye uygulanan akrilik ekspansiyon apareyinden simfizial bölgedeki miniplaklara intermaksiller Sınıf III elastik uygulamasının dentofasiyal yapılar üzerindeki etkilerini tedavi görmemiş Sınıf III kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak incelemektir.Bu amaçla, iskeletsel olarak prepubertal veya pubertal büyüme-gelişim döneminde bulunan, maksiller retrüzyonun eşlik ettiği iskeletsel Sınıf III anomaliye sahip, vertikal yönde normal veya azalmış büyüme paterni gösteren, anterior çapraz kapanış, pozitif overbite değerleri ve retrüziv nazomaksiller bölgeye sahip olan 34 bireye ait materyal çalışmaya dahil edilmiştir. Tedavi grubundaki 17 bireye intermaksiller Sınıf III elastik uygulamasından önce maksiller ekspansiyon apareyi simante edilmiş, bir haftalık hızlı (günde 2 tur) maksiller ekspansiyondan sonra median palatal suturdaki açılma izlenerek maksiller protraksiyona başlanmıştır. Tedavi grubundaki bireylere (11,3±1,5 yıl ortalama kronolojik, 10,6±1,4 yıl ortalama iskeletsel yaşa sahip, 7 kız, 10 erkek) mandibuler simfiz bölgesine sağ ve sol lateral ve kanin dişler arasına cerrahi olarak yerleştirilen miniplaklardan intermaksiller Sınıf III elastik uygulanmıştır. Kontrol grubundaki bireylerin (9,9±1,2 yıl ortalama kronolojik, 9,9±1,4 yıl ortalama iskeletsel yaşa sahip, 9 kız, 8 erkek) materyali ise, Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden çalışmanın birey seçim kriterlerine uygun olan bireylerin lateral sefalometik radyografları seçilerek oluşturulmuştur. Tedavi grubundaki bireylerden tedavi öncesinde ve sonrasında lateral sefalometrik ve posteroanterior sefalometrik radyograflar ile alçı modeller alınmış, temporomandibuler eklem bozukluğu belirti ve bulguları değerlendirilmiştir. Her iki grupta da lateral sefalometrik radyograflar üzerinde Björk'ün yapısal çakıştırma metodu kullanılarak yapılan ölçümler ve hava yoluna ait ölçümler yapılmıştır. Tedavi grubunda ayrıca posteroanterior sefalometrik radyograflar, alçı modeller ve eklem değerlendirmesine ait ölçümler yapılmıştır. Tüm bu ölçümler istatistiksel olarak Student's t testi ve Bağımlı t testi ile değerlendirilmiştir.Tedavi grubunda protraksiyon sonrasında maksillada 3,82±1,46 mm ileri, mandibulada 4,21±1,58 mm geri hareket gözlenmiştir (p<0,001). Bu değerlerde tedavi ve kontrol grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Tedavi ile maksillada anlamlı anterior rotasyon (p<0,001), mandibulada anlamlı posterior rotasyon (p<0,001) gözlenmiştir. Tedavi grubunda overjet 6,62±1,08 mm artma, overbite 4,29±2,32 mm azalma gösterirken, kontrol grubunda overjet 0,15±0,52 mm azalmış, overbite 0,62±0,86 mm artmıştır. Tedavi grubunda maksiller ve mandibuler keser dişlerde anlamlı protrüzyon (p<0,001) gözlenirken, kontrol grubunda keser dişlerin inklinasyonlarında anlamlı değişim gözlenmemiştir.Tedavi sonucunda hava yolu boyutlarında anlamlı artış sağlanmıştır. Maksiller genişlikteki anlamlı artışa nazal genişlikteki anlamlı artış eşlik etmiştir.Tedavi grubunda üst çenedeki molar mezializasyonuna bağlı olarak üst arktaki ark boyu sapması miktarında anlamlı azalma gözlenirken, alt keser dişlerdeki protrüzyon sayesinde alt arktaki ark boyu sapması miktarında anlamlı artış gözlenmiştir.Protraksiyon sonrasında tedavi grubundaki bireyler temporomandibuler eklem bozukluğu belirti ve bulguları açısından değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim gözlenmemiştir.
Minivida destekli ve konvansiyonel maksiller ekspansiyon uygulamalarının nazomaksiller etkilerinin karşılaştırmalı olarak bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
Maksillanın transversal yöndeki darlığı, kraniofasiyal bölgedeki iskeletsel problemlerin en yaygın olanıdır. Özellikle daha geniş ve estetik gülüşler elde etmek için çekimsiz tedaviye yönelinmesiyle beraber maksiller ekspansiyon, ark boyunun genişletilmesi ve mevcut çapraşıklığın hafifletilmesi için oldukça popüler bir tedavi alternatifi haline gelmiştir. Bunun yanı sıra konvansiyonel maksiller ekspansiyon apareyleri çevre dokularda ve dişlerde istenmeyen yan etkiler oluşturmaktadır. İskeletsel ankraj sistemleri bu yan etkilerin en aza indirilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı minivida destekli maksiller ekspansiyon apareyi (MIDME) ve konvansiyonel bonded maksiller ekspansiyon apareyi (KBME) ile yapılan hızlı maksiller genişletmenin kraniyofasiyal yapılardaki etkilerini karşılaştırmalı olarak bilgisayarlı tomografi (BT) ile incelemektir.Bu prospektif randomize klinik çalışmaya posterior çapraz kapanışı olan ve maksiller genişletmeye ihtiyacı olan, büyüme ve gelişim dönemindeki 30 hasta dahil edilmiştir. 1. gruba (12,66±1,89 ortalama yaşa sahip, 11 kız, 4 erkek) MIDME apareyi, 2. gruba (13,29±0,98 ortalama yaşa sahip, 5 kız, 10 erkek) KBME apareyi uygulanmıştır. 1. gruptaki hastalara 1,6 mm çapında ve 8 mm uzunluğunda toplam 4 adet minivida (Tomas, Dentaurum, Germany) sağ ve sol tarafta önde kaninler hizasında, arkada 2. premolar ve 1. molar dişlerin kökleri arasına denk gelecek şekilde, dişlerin uzun akslarına 60-70? açıyla yerleştirilmiştir. 2. gruptaki hastalara KBME apareyi uygulanmıştır. Genişletme öncesi (T0) ve 6 ay sonrasında (T1) fotoğraf, model ve BT görüntüleri alınmıştır. Alınan BT görüntülerinden doğrusal, açısal ve hacimsel ölçümler Dolphin 11,5 programı yardımıyla yapılmıştır. İstatistiksel veriler SPSS 11,5 programına girilmiştir. T1 ve T2 değerleri arasındaki farklar gruplar arası Mann Whitney U testi ile grup içi Wilcoxon Signed Rank testi ile ölçülmüştür.Yapılan çalışmanın sonucunda 1. gruptaki overbite değerindeki azalma 2.gruba göre daha azdır. Ancak bu fark istatistiksel olarak anlamsızdır. Maksiller iskeletsel genişleme 1.grupta anlamlı olarak fazlayken (p<0,001), maksiller dentoalveoler genişleme 2. grupta anlamlı olarak daha fazladır (p<0,01). Kanin ve 1. molar dişler hizasında nazal genişlik ve nazal taban genişliği 1. grupta anlamlı olarak daha fazladır (p<0,01). Molar dişler üzerinde yapılan açısal ölçümlerde 1. ve 2. grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Nazal kavite hacmi ve sağ-sol maksiller sinüs hacim ölçümlerinde tedavi sonrası değerler önceki değerlerden fazla olmakla birlikte iki grup arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Periodontal açıdan değerlendirildiğinde 2. gruptaki hastaların tedavi sonunda anlamlı olarak lingual kemik kalınlığı artmış, bukkal kemik kalınlığı ise azalmıştır (p<0,01).Yapılan çalışma sonucunda MIDME apareyi iskeletsel olarak daha fazla maksiller genişletme sağlarken, genişletme esnasında posterior dişlerin daha az devrilmesine yol açmıştır.
Hiperdiverjan bireylerde fasiyal asimetri varlığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Bu retrospektif çalışmanın amacı; konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanarak iskeletsel asimetrinin tespit edilmesi ve iskeletsel hiperdiverjan ve normodiverjan vakaların simetri açısından karşılaştırılmasıdır. Bu retrospektif çalışmaya, ortodontik tedavi amaçlı başvuran 104 hastanın KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Bu hastalar iki gruba bölünmüştür: Hiperdiverjan grubu, ortalama yaşları 14,23±5,14 olan 52 hastadan (33 kız ve 19 erkek); normodiverjan grubu ise ortalama yaşları 14,98±6,22 olan 52 hastadan (24 kız ve 28 erkek) oluşmuştur. Her iki grup da daha sonra servikal vertebra maturasyonlarına göre pre-peak ve postpeak olmak üzere 26 hastadan oluşan 2 alt gruba ayrılmıştır. Anatomik landmarklar tanımlanmış, koordinat düzlem sistemi kullanılarak her üç kesitte de değerlendirilmiş ve bu landmarklardan elde edilen asimetri indeksi analiz edilmiştir. Kraniyofasiyal asimetriye neden olan sağ ve sol anatomik yapıların ölçümleri ve istatistiksel analizleri yapılmıştır. Hiperdiverjan bireylerde, sağ ve sol ramus uzunlukları arasında daha fazla fark vardır ve ANS ile Me landmarkları daha asimetriktir. (p<0,01) Bu ölçümlerde, her iki diverjan grupta da pre-peak ve post-peak dönemi alt grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Landmark asimetri indeks değerleri, diverjan grupları arasında istatistiksel olarak anlamsızdır. Fasiyal asimetri, iskeletsel vertikal paternden etkilenmektedir. Hiperdiverjan bireylerde mandibular asimetri yatkınlığı daha fazladır.
Emzirme süresi ile parafonksiyonel oral alışkanlıklar, maloklüzyon ve fasiyal morfolojik yapı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı annenin bebeğini emzirme süresi ile bireydeki parafonksiyonel oral alışkanlıklar arasında bir ilişki olup olmadığını; ayrıca anne sütü alma süresi ile bireyde oluşan maloklüzyon, solunum ve profil tipi arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Ayrıca parafonksiyonel alışkanlıklar ve süreleri ile bu maloklüzyonlar arasında ilişki olup olmadığı da değerlendirilecektir. Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti ve Pedodonti Anabilim Dalları ve T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Topraklık Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Ortodonti ve Pedodonti kliniklerine başvuran bireyler arasından yaşları 8 ile 12 arasında olan 678 çocuk (357 kız-321 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma hekimin maloklüzyonu incelediği bir klinik muayeneyi ve ardından çocuğun velisiyle yapılan yüz yüze görüşmeyi içerir. Anne sütü alma süresi ana bağımsız değişkendir. Çalışma sonunda 18 aydan fazla süre anne sütü emen bebeklerde emzik kullanmı ve parafonksiyonel oral alışkanlık görülme oranı anlamlı derecede daha düşük bulunmuştır. (p<0.05) Ayrıca anne sütü alım süresi arttıkça posterior çapraz kapanış insidansının azaldığı tespit edilmiştir.(p<0.05) 4 yıldan uzun süre emzik kullanımı ile posterior çapraz kapanış ve artmış overjet insidansının anlamlı şekilde arttığı bulgusuna varılmıştır. Sonuç olarak elde edilen veriler doğrultusunda yeterli süre anne sütü emmenin gerek emzirme fonksiyonunun kendisinden kaynaklı, gerekse anne sütü emmenin parafonksiyonel oral alışkanlık oluşma ihtimalini azaltıcı etkisinden kaynaklı, bireyde oluşabilecek muhtemel maloklüzyonlara engel olabileceği düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Parafonksiyonel oral alışkanlıklar, Posterior çapraz kapanış, Maloklüzyon, Emzirme süresi
Minivida destekli kütlesel (EN-MESSE) retraksiyon vakalarında piezoinsizyon yönteminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu prospektif randomize kontrollü klinik çalışmanın amacı, üst çenede minivida destekli en-masse retraksiyon uygulanan vakalarda piezoinsizyon yönteminin etkinliğini değerlendirmektir. Çalışmaya üst 1. premolar çekim endikasyonu olup en-masse retraksiyon uygulanabilecek 30 birey dahil edilmiş ve rastgele 2 gruba ayrılmıştır. Bütün bireylerde keser ve kaninlerde 0,018x0,025 inç, 2. premolar, 1. ve 2. molarlarda 0.022x0.028 inç slotlu braket ve tüpler kullanılmıştır. Seviyeleme safhası tamamlandıktan sonra sadece Grup I'deki bireylere piezoinsizyonlar yapılmıştır. Her iki grupta üst çenede sağ ve sol 2. premolar ve 1. molarlar arasına minividalar yerleştirilmiş ve lateral-kanin arasındaki tele yerleştirilen, vertikal kancalara NiTi kapalı sarmal yaylar asılarak 0.016x0.022 çelik tel üzerinde en-masse retraksiyon yapılmıştır. Tüm bireylerden lateral sefalometrik filmler, maksillanın anterior bölgesine ait bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri, ağız içi ve dışı fotoğraflar, alçı model ve anterior 3 dişten diş eti oluğu sıvısı (DOS) örnekleri alınmıştır. En-masse retraksiyon vakalarında piezoinsizyon yöntemi istatistiksel olarak anlamlı bir hızlanma sağlayamamıştır. Ortalama reseptör aktivatör nükleer κβ ligand (RANKL) yoğunluğu, miktarı ve DOS hacmi gruplar arasında benzer bulunmuştur. Piezoinsizyonlar dişlerin doğrusal ve açısal değişimleri üzerinde etkili olmamış, iki grupta da keser ve molarlarda meydana gelen hareketler benzer bulunmuştur. Alveoler kemikteki değişimler iki grup arasında benzerdir. Fenestrasyon ve dehisens yüzdelerindeki değişimlerde gruplar arasında fark bulunmamıştır. İnterkanin, interpremolar ve intermolar mesafeler ile kanin ve molar akslarındaki değişimler açısından gruplar arasında fark yoktur. Minividalar 250 gr kuvvete karşı %88,3 oranında başarı göstermiştir.
Cinsiyetler arasındaki çene ucu belirginliğinin profile etkisinin ortodontistler, ağız diş ve çene cerrahları, plastik cerrahlar, ortognatik cerrahi tedavisi görmüş hastalar ve meslek dışı kişiler tarafından değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı cinsiyetler arası çene ucu belirginliğinin profil estetiği algısına olan etkisinin, ortodontistler, ağız diş ve çene cerrahları, plastik cerrahlar, ortognatik cerrahi operasyonu geçirmiş bireyler ve meslek dışı bireyler tarafından değerlendirilmesi üzerine yapılmış anket çalışmasıdır. Elektronik ortamda hazırlanan bu çalışmaya, yukarıda belirtilen beş farklı gruptan toplam 732 kişi katılmıştır. İskeletsel sınıf 1 değerler gösteren, dik yön değerleri normal sınırlar içerisinde olan, bir adet kadın ve bir adet erkek profil fotoğrafı photoshop programı yardımı ile modifiye edilerek yumuşak doku değerlerinin idealize edilmesi sağlanmıştır. Ricketts'in E doğrusuna göre ideal değerler gösteren kadın ve erkek profil fotoğraflarında çene ucu bölgesi, anteroposterior yönde ikişer milimetre aralıklarla 10 milimetreye kadar posteriora ve 8 milimetreye kadar da anteriora hareket ettirilmiştir. Katılımcılardan 11 kadın ve 11 erkek profil fotoğrafını ve aynı zamanda kendi profillerini de değerlendirmeleri istenmiştir. Çalışmada çene ucu algısının daha rahat değerlendirilebilmesi için fotoğraflar siyah-beyaz hazırlanmıştır. Veriler, SPSS 20.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Profil puanlamalarında ise Kruskall-Wallis H testi uygulanmıştır. Profil fotoğraflarının aldıkları puanlar değerlendirildiğinde kadın profillerinde ideal, hafif konveks ve hafif konkav profillerin daha kabul edilebilir olduğu, erkek profillerinde ise ideal profilin ve hafif konkav profillerin daha kabul edilebilir olduğu tespit edilmiştir. Değerlendirilen profil fotoğraflarında kadın katılımcılar, erkek katılımcılara oranla daha yüksek oranda cerrahi ihtiyacı belirtmişlerdir (p<0,05). Her iki cinsiyette de çene ucu önde olan profiller, çene ucu geride olan profillere oranla anlamlı düzeyde daha yüksek oranda ameliyat ile düzeltilme ihtiyacı duyulmuştur.
Mandibular ark distalizasyonunda kullanılan ortodontik minivida ve ramal plak ankrajının dental etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı Sınıf III malokluzyona sahip bireylerde iki farklı geçici ankraj ünitesinden destek alan total mandibular ark distalizasyonu tekniğini sonlu elemanlar yöntemi ile karşılaştırarak mandibular dentisyona etkilerini öngörmektir. Bunun için bilgisayarlı tomografilerden ve 3D Doctors programından yararlanılarak iki farklı mandibular model elde edilmiştir. Bu dişli modellere braketler, ark teli, minivida ve miniplak 3 boyutlu tarayıcılar ile taranıp modellentikten sonra yazarların çalışmalarında uygun gördüğü anatomik bölgelere yerleştirilmiştir. Birinci modelde mandibular arka distalizasyon amaçlı kuvvet Kook ve ark. yaptığı çalışmada olduğu gibi miniplaktan 300gr olacak şekilde ayarlanmış, ikinci modelde ise bu kuvvet Chang ve ark. yaptığı çalışmada belirttiği üzere minividadan 200gr olarak tutulmuştur. Farklı şiddette ve vektörde kuvvetlere maruz kalan mandibular dentisyondaki değişimler x, y ve z akslarında incelenmiştir. Sonuçlara baktığımızda miniplak ve minivida grubunda dişlerin x aksında pozitif yönde hareket ettiklerini, bu hareketin minivida grubunda anterior ve posterior diş gruplarında daha belirgin olduğu görülmektedir. Kuvvet vektörünün en fazla olduğu y aksında miniplak ve minivida grubunda anterior ve posterior dişlerin distal yönde tipping'e uğradıklarını bu devrilmenin miniplak grubunda daha fazla olduğu bulunmuştur. Z aksındaki değişimler yorumlandığında ise her iki mandibular arkın anterior rotasyona uğradığı, miniplak grubunda anterior ve premolar dişlerin ekstrüzyonuna posterior dişlerin intrüzyonunun eşlik ettiği, minivida grubunda ise genel bir intrüzyonun görüldüğü bu intrüzyonun posterior dişlerde anterior dişlere oranla daha az olduğu gözlemlenmiştir.
Süt dişlerinden ankraj alan modifiye haas apareyi ile yapılan hızlı üst çene genişletmesinin uzun dönem dental ve iskeletsel etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Süt dişlerinden ankraj alan Modifiye Haas Apareyi ile yapılan hızlı üst çene genişletmesinin (HÜÇG) dental arklar ve iskeletsel yapılar üzerine olan etkisinin kısa ve uzun dönemde değerlendirilmesidir. Birey ve Yöntem: Çalışmamıza Modifiye Haas Apareyi ile HÜÇG yapılmış 24 bireyin kayıtları dahil edilmiştir. Hastaların genişletme öncesi (T0), genişletme apareyi çıkarıldığında (T1) ve 1 yıllık pekiştirme (T2) kayıtları incelenmiştir. Lateral sefalometrik ve panoramik filmler Dolphin Imaging yazılımı ile, dental modeller ise Dental Wings 7 cihazı ile taranıp 3 boyutlu olarak Viewbox 4 programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde 33 sefalometrik, 10 model ve 6 panoramik ölçüm değerlendirilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics 17.0 paket programında yapılmıştır. Bulgular: Genişletme sonrası A ve ANS noktalarında sagital yönde anlamlı derecede öne hareket gözlenirken (p<0,001), SNA açısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Hem ANS hem de PNS noktalarının horizontal referans düzlemine olan uzaklığında T0'a göre T1 ve T2'de anlamlı artış bulunmuştur. SNB, SN-GoGn ve GoMe-HRD açılarında anlamlı bir değişim izlenmemiştir. B ve Pog noktalarının benzer şekilde T0'a göre T2 de anlamlı derecede öne doğru hareketi izlenmiştir (B-VRD, p=0,039)(Pog-VRD, p=0,005). Her iki nokta T0'a göre T1 ve T2 de anlamlı derecede aşağı doğru hareket etmiştir (B-HRD, p<0,001) (Pog-HRD, p<0,001). Maksillomandibular ölçümlerde bir değişim izlenmezken anterior üst ve alt yüz yüksekliğinde artış bulunmuştur. Keserlerin hem kafa hem de kendi kaidesiyle yaptığı açıda değişiklik izlenmemiştir. Model ölçümlerinde hem maksilla hem de mandibulada intermolar genişlikte artış bulunmuştur (p<0,001, p=0,013). Takip sürecinde üst intermolar genişlikte nüks izlense de T2 dönemindeki değerler başlangıça göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Genişletme sonrası palatinal yüzeyin her 3 alanında da istatistiksel anlamda belirgin artış izlenmiştir (p<0,001). Ark derinliği ölçümlerinde fark görülmezken, ark çevresinde belirgin artış bulunmuştur (p<0,001). Sağ ve Sol A açılarında takip döneminde artış bulunurken, B ve C açılarında ise takip döneminde azalma görülmüştür. Sonuç: Modifiye Haas ile HÜÇG sonrası hem dental hem de iskeletsel yapılarda anlamlı değişiklikler gözlenmiştir. Genişletmeyle birlikte maksillada hafif öne hareket görülürken, keser açılarında anlamlı değişim izlenmemiştir. Dental arklarda hem transversal boyut ölçümlerinde, hem de alan ölçümlerinde önemli artış gözlemlenmiştir. Genişletmenin kanin ve yan kesici diş eğimlerine direkt bir etkisi bulunamamıştır.